Kur'an'daki Takvimler – Hicret – Mekke'nin Fethi – Haram Aylar
(Kar©glan'ın 8 Ocak 2016 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
ذَرْهُمْ يَأْكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلْهِهِمُ الأَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Sadakallahü'l-Azîm. Hicr Suresi, 3. ayet.
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Zerhum ye'külû ve yetemetteû ve yulhihimul emelu fe sevfe ya'lemûn.
---oOo--- ---oOo--- ---oOo---
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
Sadakallahü'l-Azîm. Yâsîn Suresi, 9. ayet.
Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden fe agşeynâhum fe hum lâ yubsırûn.
Meali:
Onları terk et. Yesinler, faydalansınlar ve emelleri onları oyalasın. Fakat yakında bilecekler.
Sadakallahü'l-Azîm. Hicr Suresi, 3. ayet.
---oOo--- ---oOo--- ---oOo---
Hem önlerine hem arkalarına birer set çekmişiz ve böylece artık baksalar da göremezler.
Sadakallahü'l-Azîm. Yâsîn Suresi, 9. ayet.
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in Veda Hutbesi'nden:
وإن دماءَ الجاهلية موضوعة. وأوّلُ دمٍ أبدأ به: دمُ عامر بن ربيعة بن الحارث بن عبد المطلب
Vaazda, Veda Hutbesi'nden şu anlamdaki bölüm aktarılmaktadır:
“Ey Ashabım! Cahiliye devrinde güdülen kan davaları kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmuttalib ailesinin kan davasıdır.”
Vaazdaki işarî yorum:
Bu bölümde, Veda Hutbesi'nde geçen kan davası ile “Rabîülevvel” ve “Rabîülâhir” isimleri arasında işarî bir bağlantı kurulmaktadır. Bu yorum, klasik tarihî açıklamadan farklı olarak, vaazın kendi tefsir ve takvim anlayışı içerisinde ele alınmaktadır.
(Veda Hutbesi'nden nakledilen bölüm)
---oOo---
Salât ve Selâm:
“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm, inneke hamîdun mecîd.”
“Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle. İbrahim'e ve İbrahim'in âline salât ettiğin gibi. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin.”
“Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm, inneke hamîdun mecîd.”
“Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in âline bereket ihsan eyle. İbrahim'e ve İbrahim'in âline bereket ihsan ettiğin gibi. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin.”
---oOo---
Yolculuğumuza Başlıyoruz:
Bu vaazda, Kur'an'daki bazı ayet numaraları üzerinden farklı “takvim” anlayışları kurulmaktadır. Buradaki hesaplamalar, tarihî takvim hesabından ziyade, ayet numaraları ile olaylar arasında kurulan işarî ve keşfî bağlantılar olarak değerlendirilmelidir.
Mekke'nin Fethi ve Takvim Meselesi
Vaazda, Mekke'nin fethinin hangi tarihte gerçekleştiği meselesi üzerinde durulmaktadır.
Yaygın tarihî kaynaklarda Mekke'nin fethinin hicretin 8. yılında, Ramazan ayında gerçekleştiği aktarılır. Bazı kaynaklarda 20 Ramazan 8 tarihi verilmekte ve bu tarih milâdî takvimde 630 yılı ile ilişkilendirilmektedir. Tarih dönüşümlerinde kullanılan yöntemlere göre farklı günler ortaya çıkabilmektedir.
Burada asıl üzerinde durmak istediğimiz nokta, bir olayın tarihini yalnızca bir takvim sistemine göre değil, kullanılan takvimin başlangıç noktasını ve hesaplama yöntemini de dikkate alarak değerlendirmektir.
Vaazda bu konu, Kur'an'daki ayet numaralarıyla birlikte farklı zaman ölçülerinin bulunabileceği düşüncesine bağlanmaktadır.
---oOo--- ---oOo--- ---oOo---
Kur'an'da Muhammed İsminin Geçtiği Ayetler ve İşarî Takvim Yorumu
Peygamber Efendimiz'in “Muhammed” ismi Kur'an-ı Kerim'de dört defa, “Ahmed” ismi ise bir defa geçmektedir.
“Muhammed” ismi:
Al-i İmrân Suresi, 144. ayet
Ahzâb Suresi, 40. ayet
Muhammed Suresi, 2. ayet
Fetih Suresi, 29. ayet
“Ahmed” ismi ise:
Saff Suresi, 6. ayette geçmektedir.
Vaazda bu beş ayet, beş farklı zaman veya takvim işareti olarak yorumlanmaktadır.
Birinci Takvim – Âl-i İmrân 144
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِنْ مَاتَ أَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللَّهَ شَيْئًا وَسَيَجْزِي اللَّهُ الشَّاكِرِينَ
Âl-i İmrân Suresi, 144. ayet.
Vaazdaki işarî hesaplamada bu ayet “3/144” veya “3144” şeklinde ele alınmakta ve birinci takvim olarak değerlendirilmektedir.
İkinci Takvim – Ahzâb 40
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
مَا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلَٰكِنْ رَسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
Ve mâ kâne Muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyîn, ve kânallâhu bi-kulli şey'in alîmâ.
Ahzâb Suresi, 40. ayet.
Vaazda bu ayet “33/40” şeklinde ele alınmakta ve Peygamber Efendimiz'in peygamberlikle görevlendirildiği dönemle ilgili işarî bir takvim hesabı yapılmaktadır.
Buradaki yorumda, ayetin “Muhammed sizin erkeklerinizden herhangi birinin babası değildir; fakat Allah'ın Resûlü ve nebilerin sonuncusudur” anlamı üzerinde durulmakta ve bunun Peygamber Efendimiz'in hayatındaki belirli bir zaman dilimine işaret ettiği düşünülmektedir.
Bu hesaplama, vaazın kendine mahsus işarî yorumudur; tarihî kronoloji yerine geçmez.
---oOo---
Üçüncü Takvim – Muhammed Suresi 2
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَآمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ
Muhammed Suresi, 2. ayet.
Vaazda bu ayet “47/2” şeklinde ele alınarak, önceki hesaplamalarla bağlantılı başka bir zaman ölçüsü oluşturulmaktadır.
Buradaki “ve asleha bâlehum” ifadesi üzerinden de sulh, barış ve Hudeybiye Antlaşması arasında işarî bir bağlantı kurulmaktadır.
---oOo---
Fil Takvimi
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَابِ الْفِيلِ
E lem tera keyfe feale rabbuke bi-ashâbil fîl.
Fîl Suresi, 1. ayet.
“Rabbinin fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?”
Vaazda “105/1” veya “1051” sayısı üzerinden ayrı bir “Fil Takvimi” yorumu yapılmaktadır.
Bu bölümde gezegenlerin ve yıldızların dönüş süreleri ile ayet numaraları arasında bağlantılar kurulmakta; Merkür, Güneş ve diğer gök cisimlerinin zaman ölçüleri üzerinden farklı takvim sistemleri tasvir edilmektedir.
Bu anlatım, vaazın keşfî ve sembolik zaman anlayışının bir parçasıdır. Astronomik bir takvim sistemi veya bilimsel hesaplama olarak değerlendirilmemelidir.
Haftanın Günleri Üzerinden İşarî Anlatım
Vaazda haftanın günleri; Güneş, Ay, Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs ve Satürn ile ilişkilendirilerek açıklanmaktadır.
Pazar günü Güneş, pazartesi Ay, salı Mars, çarşamba Merkür, perşembe Jüpiter, cuma Venüs ve cumartesi Satürn ile ilişkilendirilen geleneksel isimlendirmeler üzerinde durulmaktadır.
Özellikle Almanca ve İngilizcedeki bazı gün isimlerinin eski kültürlerdeki gezegen ve tanrı isimleriyle olan tarihî bağlantılarına dikkat çekilmektedir.
Buradaki amaç, günlerin isimleri ile eski zaman anlayışları arasında bir sembolik bağlantı kurmaktır.
---oOo---
Cuma Günü ve Allah'ın Zikri
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَىٰ ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ nûdiye lis-salâti min yevmil-cumuati fes'av ilâ zikrillâhi ve zerûl-bey'. Zâlikum hayrun lekum in kuntum ta'lemûn. Fe izâ kudiyatis-salâtu fenteşirû fil-ardı vebtegû min fadlillâhi vezkurullâhe kesîren leallekum tuflihûn.
Cuma Suresi, 9-10. ayetler.
Meali:
“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.
Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.”
Cuma Suresi, 9-10. ayetler.
Vaazda, cuma namazından sonra yeryüzüne dağılma ve Allah'ın rızkını arama emri üzerinde durulmaktadır.
Yemekten sonra bereket niyetiyle küçük bir lokma daha yemek veya Kur'an tilavetinden sonra Fâtiha okumak gibi örneklerle, tamamlanan bir işin ardından bereket dileme anlayışı arasında sembolik bir bağlantı kurulmaktadır.
---oOo---
Cumartesi, Dinlenme ve Zaman Anlayışı
Vaazda cumartesi günü de Satürn ile ilişkilendirilmekte ve Yahudilikteki Şabat anlayışına değinilmektedir.
Burada asıl üzerinde durulan nokta, insanların belirli zamanlarda çalışmaya ara verip dinlenmeleri ve ibadet için vakit ayırmaları gerektiği düşüncesidir.
Kur'an'daki zaman anlayışında ise önemli olan, belirli günlere kültürel anlamlar yüklemekten ziyade Allah'ın koyduğu hükümlere ve ibadetlerin vaktine riayet etmektir.
İşarî Sonuç:
Vaazın bu bölümünde “Fil Takvimi” olarak adlandırılan anlayışın, haftanın günleri ve farklı zaman sistemleri arasındaki bağlantıları gösterdiği düşünülmektedir. Fil Suresi'nin bu takvimin çözümüne yönelik bir işaret taşıdığı şeklinde keşfî bir yorum yapılmaktadır.
---oOo---
Rabbena Duası
رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا
Rabbenâ lâ tuâhiznâ in nesînâ ev ahta'nâ.
“Ey Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi sorumlu tutma!”
---oOo--- ---oOo--- ---oOo---
Hudeybiye Antlaşması ve “Muhammedün Resûlullah” İfadesi
Kureyş elçisi Süheyl bin Amr, Resûlullah'ın huzuruna geldi. Peygamber Efendimiz ve ashabı ile yapılan görüşmeler sonucunda sulh konusunda anlaşmaya varıldı.
Anlaşma şartlarının yazılması için Hz. Ali kâtip tayin edildi.
Peygamber Efendimiz, Hz. Ali'ye:
“Yaz: Bismillâhirrahmânirrahîm.”
buyurdu.
Süheyl bin Amr ise bu ifadeye itiraz ederek, kendi kullandıkları “Bismike Allahümme” ifadesinin yazılmasını istedi.
Daha sonra anlaşmanın başına “Muhammed Resûlullah” yazılması konusunda da itiraz edildi. Süheyl:
“Eğer senin Allah'ın Resûlü olduğunu kabul etseydik, seninle savaşmaz ve Beytullah'ı ziyaretine engel olmazdık.”
dedi.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, anlaşmanın “Muhammed bin Abdullah” şeklinde yazılmasını kabul etti.
Vaazda bu olay, “Muhammedün Resûlullah” ifadesinin Kur'an'da da geçtiği Fetih Suresi'nin 29. ayetiyle ilişkilendirilmektedir.
Fetih Suresi, 29. ayet:
مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِمْ مِنْ أَثَرِ السُّجُودِ ذَٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنْجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا
Fetih Suresi, 29. ayet.
Vaazda bu ayet “48/29” şeklinde ele alınmakta ve önceki takvim hesaplarıyla bağlantılı yeni bir zaman hesabı yapılmaktadır.
Bu hesaplamaların tamamı, vaazdaki işarî takvim anlayışına aittir.
---oOo---
“Ahmed” İsmi ve Saff Suresi
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُبِينٌ
Ve iz kâle Îsebnu Meryeme yâ benî İsrâîle innî resûlullâhi ileykum musaddikan limâ beyne yedeyye minet-Tevrâti ve mubeşşiran bi-resûlin ye'tî min ba'dî ismuhû Ahmed. Fe lemmâ câehum bil-beyyinâti kâlû hâzâ sihrun mubîn.
Saff Suresi, 6. ayet.
Meali:
“Hani Meryem oğlu İsa, ‘Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah'ın size gönderdiği elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adındaki bir peygamberi müjdeleyici olarak geldim.’ demişti. Fakat o, kendilerine apaçık deliller getirince, ‘Bu apaçık bir sihirdir.’ dediler.”
Saff Suresi, 6. ayet.
Vaazda “Ahmed” ismi üzerinden başka bir takvim ve zaman hesabı kurulmaktadır. “Saff” kelimesi ise saflık, temizlik ve su gibi sembolik anlamlarla ilişkilendirilmektedir.
Bu bölümde Hz. İsa ile Peygamber Efendimiz arasındaki müjde ilişkisi üzerinde durulmakta; ayrıca Hz. Mehdi ile ilgili tasavvufî ve işarî bir bağlantı kurulmaktadır.
Bu bağlantı, vaazın kendi keşfî yorumudur; klasik tarihî veya akidevî bir hüküm olarak değerlendirilmemelidir.
---oOo---
Hicret, Tarihler ve Takvimlerin Başlangıcı
Vaazın devamında hicret, Hudeybiye ve Peygamber Efendimiz'in doğumu arasında çeşitli ayet numaraları üzerinden hesaplamalar yapılmaktadır.
Buradaki temel soru şudur:
“Hangi takvime göre hangi tarih?”
Çünkü farklı toplumların kullandıkları takvimlerin başlangıç noktaları farklı olabilir. Güneş yılı, ay yılı ve farklı astronomik dönemler esas alındığında aynı olay için farklı sayısal değerler ortaya çıkabilir.
Vaazdaki yorumda, Kur'an'daki ayet numaralarının da sembolik bir “takvim” gibi okunabileceği düşünülmektedir.
Bu yaklaşım, klasik kronoloji çalışmasından farklı bir işarî okumadır.
---oOo---
Haram Aylar Meselesi
Haram ayların ne olduğu ve neden haram kılındığı konusunda Kur'an'a bakalım:
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَسْأَلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ وَصَدٌّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَكُفْرٌ بِهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَإِخْرَاجُ أَهْلِهِ مِنْهُ أَكْبَرُ عِنْدَ اللَّهِ وَالْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ وَلَا يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتَّىٰ يَرُدُّوكُمْ عَنْ دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُوا وَمَنْ يَرْتَدِدْ مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَأُولَٰئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَأُولَٰئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Yes'elûneke ani'ş-şehril-harâmi kıtâlin fîh. Kul kıtâlun fîhi kebîr. Ve saddun an sebîlillâhi ve kufrun bihî vel-mescidil-harâmi ve ihrâcu ehlihî minhu ekberu indallâh. Vel-fitnetu ekberu minel-katl. Ve lâ yezâlûne yukâtilûnekum hattâ yeruddûkum an dînikum inistetâû. Ve men yertedid minkum an dînihî fe-yemut ve huve kâfirun fe-ulâike habitat a'mâluhum fid-dünyâ vel-âhireh.
Bakara Suresi, 217. ayet.
Meali:
“Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: ‘O ayda savaşmak büyük bir günahtır. Allah'ın yolundan alıkoymak, O'nu inkâr etmek, Mescid-i Haram'ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük günahtır. Fitne ve baskı, adam öldürmekten daha büyük günahtır.’”
Bakara Suresi, 217. ayet.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta, “haram” kavramının Allah'ın koyduğu hüküm olmasıdır. Haramlık, bir milletin veya kavmin kendi keyfine göre belirlediği bir yasak değildir.
---oOo---
On İki Ay ve Dört Haram Ay
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا فِيهِنَّ أَنْفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكِينَ كَافَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَافَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ
İnne iddeteş-şuhûri indallâhisnâ aşera şehren fî kitâbillâhi yevme halakas-semâvâti vel-ard, minhâ erbeatun hurum. Zâliked-dînul-kayyim. Felâ tazlimû fîhinne enfusekum. Ve kâtilûl-muşrikîne kâffeten kemâ yukâtilûnekum kâffeh. Va'lemû ennallâhe meal-muttakîn.
Tevbe Suresi, 36. ayet.
Meali:
“Şüphesiz Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, dosdoğru kanundur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Allah'a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.”
Tevbe Suresi, 36. ayet.
Vaazda burada önemli bir soru ortaya konulmaktadır:
“Haram ay kime göre haramdır?”
Cevap olarak da haramlığın insanların, milletlerin veya toplumların koyduğu bir kural değil, Allah'ın hükmü olduğu vurgulanmaktadır.
Bu noktadan hareketle farklı coğrafyalardaki gece-gündüz ve mevsim farklılıkları örnek verilmekte ve zaman kavramının izafî yönü üzerinde durulmaktadır.
Bir yerde gece yaşanırken başka bir yerde gündüz yaşanabilir. Bir ülkede kış yaşanırken başka bir ülkede yaz yaşanabilir. Fakat Allah'ın koyduğu hüküm, insanların bulunduğu coğrafyaya göre değişen keyfî bir hüküm değildir.
---oOo---
Haram Ayların Hikmeti Üzerine
Kur'an'da dört haram aydan söz edilmektedir. Bu ayların hikmetleri üzerinde düşünürken, savaşın, zulmün, fitnenin ve insanları Allah'ın yolundan alıkoymanın ne kadar ağır sonuçlar doğurduğunu da görmek gerekir.
Haram aylar, insanların birbirlerine zulmetmemeleri, güvenliğin ve ibadetin korunması bakımından önemli bir zaman düzeni ortaya koymaktadır.
Hac ibadetinin gerçekleştiği dönemlerde insanların güven içinde Kâbe'ye ulaşabilmeleri de bu zaman düzeninin hikmetlerinden biri olarak düşünülebilir.
Ancak haram ayların hükmünü yalnızca belli bir millete veya kültüre ait bir uygulama olarak görmek doğru değildir. Ayet açıkça bunun Allah'ın koyduğu bir düzen olduğunu bildirmektedir.
---oOo---
Müminin Tavrı: Ne Zarar Vermek Ne de Zulme Boyun Eğmek
Vaazın bu bölümünde koyun, koç, arı, boğa ve diğer hayvanlar üzerinden çeşitli sembolik benzetmeler yapılmaktadır.
Bu benzetmelerin özü şudur:
Mümin, elinden ve dilinden insanların zarar görmediği kimse olmalıdır. Fakat bu, zulme karşı hiçbir şekilde kendisini savunamayacağı anlamına gelmez.
İnsanın kendisini ve masumları koruması ile sebepsiz yere saldırması birbirinden farklıdır.
Cihad ve mücadele kavramları da zulüm, savunma ve adalet çerçevesinde değerlendirilmelidir. Duran, masum bir insana saldırmak ile kendini veya başkasını korumak aynı şey değildir.
Bu nedenle mümin, hem merhametli hem de gerektiğinde hakkı ve adaleti koruyabilecek kadar güçlü olmalıdır.
Dua:
Rabbim bizleri zulmetmekten ve zulme uğrayanlara karşı duyarsız kalmaktan muhafaza eylesin.
Bizi ne başıboş bir sürü hâline getirsin ne de başkalarına zarar veren bir kimse eylesin.
Bize faydalı, adaletli, merhametli ve basiretli kullar olmayı nasip eylesin.
---oOo---
Rabbena Duası
رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا
Rabbenâ lâ tuâhiznâ in nesînâ ev ahta'nâ.
“Ey Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi sorumlu tutma!”
---oOo---
Dua ve Hatime:
اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ
“Allah'ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle.”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil-hamdü lillâhi Rabbil-âlemîn. Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbü ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 8 Ocak 2016 Cuma
Original Kar © glan
(Kar©glan'ın 8 Ocak 2016 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
ذَرْهُمْ يَأْكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلْهِهِمُ الأَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Sadakallahü'l-Azîm. Hicr Suresi, 3. ayet.
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Zerhum ye'külû ve yetemetteû ve yulhihimul emelu fe sevfe ya'lemûn.
---oOo--- ---oOo--- ---oOo---
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
Sadakallahü'l-Azîm. Yâsîn Suresi, 9. ayet.
Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden fe agşeynâhum fe hum lâ yubsırûn.
Meali:
Onları terk et. Yesinler, faydalansınlar ve emelleri onları oyalasın. Fakat yakında bilecekler.
Sadakallahü'l-Azîm. Hicr Suresi, 3. ayet.
---oOo--- ---oOo--- ---oOo---
Hem önlerine hem arkalarına birer set çekmişiz ve böylece artık baksalar da göremezler.
Sadakallahü'l-Azîm. Yâsîn Suresi, 9. ayet.
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in Veda Hutbesi'nden:
وإن دماءَ الجاهلية موضوعة. وأوّلُ دمٍ أبدأ به: دمُ عامر بن ربيعة بن الحارث بن عبد المطلب
Vaazda, Veda Hutbesi'nden şu anlamdaki bölüm aktarılmaktadır:
“Ey Ashabım! Cahiliye devrinde güdülen kan davaları kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmuttalib ailesinin kan davasıdır.”
Vaazdaki işarî yorum:
Bu bölümde, Veda Hutbesi'nde geçen kan davası ile “Rabîülevvel” ve “Rabîülâhir” isimleri arasında işarî bir bağlantı kurulmaktadır. Bu yorum, klasik tarihî açıklamadan farklı olarak, vaazın kendi tefsir ve takvim anlayışı içerisinde ele alınmaktadır.
(Veda Hutbesi'nden nakledilen bölüm)
---oOo---
Salât ve Selâm:
“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm, inneke hamîdun mecîd.”
“Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle. İbrahim'e ve İbrahim'in âline salât ettiğin gibi. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin.”
“Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm, inneke hamîdun mecîd.”
“Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in âline bereket ihsan eyle. İbrahim'e ve İbrahim'in âline bereket ihsan ettiğin gibi. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin.”
---oOo---
Yolculuğumuza Başlıyoruz:
Bu vaazda, Kur'an'daki bazı ayet numaraları üzerinden farklı “takvim” anlayışları kurulmaktadır. Buradaki hesaplamalar, tarihî takvim hesabından ziyade, ayet numaraları ile olaylar arasında kurulan işarî ve keşfî bağlantılar olarak değerlendirilmelidir.
Mekke'nin Fethi ve Takvim Meselesi
Vaazda, Mekke'nin fethinin hangi tarihte gerçekleştiği meselesi üzerinde durulmaktadır.
Yaygın tarihî kaynaklarda Mekke'nin fethinin hicretin 8. yılında, Ramazan ayında gerçekleştiği aktarılır. Bazı kaynaklarda 20 Ramazan 8 tarihi verilmekte ve bu tarih milâdî takvimde 630 yılı ile ilişkilendirilmektedir. Tarih dönüşümlerinde kullanılan yöntemlere göre farklı günler ortaya çıkabilmektedir.
Burada asıl üzerinde durmak istediğimiz nokta, bir olayın tarihini yalnızca bir takvim sistemine göre değil, kullanılan takvimin başlangıç noktasını ve hesaplama yöntemini de dikkate alarak değerlendirmektir.
Vaazda bu konu, Kur'an'daki ayet numaralarıyla birlikte farklı zaman ölçülerinin bulunabileceği düşüncesine bağlanmaktadır.
---oOo--- ---oOo--- ---oOo---
Kur'an'da Muhammed İsminin Geçtiği Ayetler ve İşarî Takvim Yorumu
Peygamber Efendimiz'in “Muhammed” ismi Kur'an-ı Kerim'de dört defa, “Ahmed” ismi ise bir defa geçmektedir.
“Muhammed” ismi:
Al-i İmrân Suresi, 144. ayet
Ahzâb Suresi, 40. ayet
Muhammed Suresi, 2. ayet
Fetih Suresi, 29. ayet
“Ahmed” ismi ise:
Saff Suresi, 6. ayette geçmektedir.
Vaazda bu beş ayet, beş farklı zaman veya takvim işareti olarak yorumlanmaktadır.
Birinci Takvim – Âl-i İmrân 144
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِنْ مَاتَ أَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللَّهَ شَيْئًا وَسَيَجْزِي اللَّهُ الشَّاكِرِينَ
Âl-i İmrân Suresi, 144. ayet.
Vaazdaki işarî hesaplamada bu ayet “3/144” veya “3144” şeklinde ele alınmakta ve birinci takvim olarak değerlendirilmektedir.
İkinci Takvim – Ahzâb 40
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
مَا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلَٰكِنْ رَسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
Ve mâ kâne Muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyîn, ve kânallâhu bi-kulli şey'in alîmâ.
Ahzâb Suresi, 40. ayet.
Vaazda bu ayet “33/40” şeklinde ele alınmakta ve Peygamber Efendimiz'in peygamberlikle görevlendirildiği dönemle ilgili işarî bir takvim hesabı yapılmaktadır.
Buradaki yorumda, ayetin “Muhammed sizin erkeklerinizden herhangi birinin babası değildir; fakat Allah'ın Resûlü ve nebilerin sonuncusudur” anlamı üzerinde durulmakta ve bunun Peygamber Efendimiz'in hayatındaki belirli bir zaman dilimine işaret ettiği düşünülmektedir.
Bu hesaplama, vaazın kendine mahsus işarî yorumudur; tarihî kronoloji yerine geçmez.
---oOo---
Üçüncü Takvim – Muhammed Suresi 2
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَآمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ
Muhammed Suresi, 2. ayet.
Vaazda bu ayet “47/2” şeklinde ele alınarak, önceki hesaplamalarla bağlantılı başka bir zaman ölçüsü oluşturulmaktadır.
Buradaki “ve asleha bâlehum” ifadesi üzerinden de sulh, barış ve Hudeybiye Antlaşması arasında işarî bir bağlantı kurulmaktadır.
---oOo---
Fil Takvimi
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَابِ الْفِيلِ
E lem tera keyfe feale rabbuke bi-ashâbil fîl.
Fîl Suresi, 1. ayet.
“Rabbinin fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?”
Vaazda “105/1” veya “1051” sayısı üzerinden ayrı bir “Fil Takvimi” yorumu yapılmaktadır.
Bu bölümde gezegenlerin ve yıldızların dönüş süreleri ile ayet numaraları arasında bağlantılar kurulmakta; Merkür, Güneş ve diğer gök cisimlerinin zaman ölçüleri üzerinden farklı takvim sistemleri tasvir edilmektedir.
Bu anlatım, vaazın keşfî ve sembolik zaman anlayışının bir parçasıdır. Astronomik bir takvim sistemi veya bilimsel hesaplama olarak değerlendirilmemelidir.
Haftanın Günleri Üzerinden İşarî Anlatım
Vaazda haftanın günleri; Güneş, Ay, Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs ve Satürn ile ilişkilendirilerek açıklanmaktadır.
Pazar günü Güneş, pazartesi Ay, salı Mars, çarşamba Merkür, perşembe Jüpiter, cuma Venüs ve cumartesi Satürn ile ilişkilendirilen geleneksel isimlendirmeler üzerinde durulmaktadır.
Özellikle Almanca ve İngilizcedeki bazı gün isimlerinin eski kültürlerdeki gezegen ve tanrı isimleriyle olan tarihî bağlantılarına dikkat çekilmektedir.
Buradaki amaç, günlerin isimleri ile eski zaman anlayışları arasında bir sembolik bağlantı kurmaktır.
---oOo---
Cuma Günü ve Allah'ın Zikri
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَىٰ ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ nûdiye lis-salâti min yevmil-cumuati fes'av ilâ zikrillâhi ve zerûl-bey'. Zâlikum hayrun lekum in kuntum ta'lemûn. Fe izâ kudiyatis-salâtu fenteşirû fil-ardı vebtegû min fadlillâhi vezkurullâhe kesîren leallekum tuflihûn.
Cuma Suresi, 9-10. ayetler.
Meali:
“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.
Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.”
Cuma Suresi, 9-10. ayetler.
Vaazda, cuma namazından sonra yeryüzüne dağılma ve Allah'ın rızkını arama emri üzerinde durulmaktadır.
Yemekten sonra bereket niyetiyle küçük bir lokma daha yemek veya Kur'an tilavetinden sonra Fâtiha okumak gibi örneklerle, tamamlanan bir işin ardından bereket dileme anlayışı arasında sembolik bir bağlantı kurulmaktadır.
---oOo---
Cumartesi, Dinlenme ve Zaman Anlayışı
Vaazda cumartesi günü de Satürn ile ilişkilendirilmekte ve Yahudilikteki Şabat anlayışına değinilmektedir.
Burada asıl üzerinde durulan nokta, insanların belirli zamanlarda çalışmaya ara verip dinlenmeleri ve ibadet için vakit ayırmaları gerektiği düşüncesidir.
Kur'an'daki zaman anlayışında ise önemli olan, belirli günlere kültürel anlamlar yüklemekten ziyade Allah'ın koyduğu hükümlere ve ibadetlerin vaktine riayet etmektir.
İşarî Sonuç:
Vaazın bu bölümünde “Fil Takvimi” olarak adlandırılan anlayışın, haftanın günleri ve farklı zaman sistemleri arasındaki bağlantıları gösterdiği düşünülmektedir. Fil Suresi'nin bu takvimin çözümüne yönelik bir işaret taşıdığı şeklinde keşfî bir yorum yapılmaktadır.
---oOo---
Rabbena Duası
رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا
Rabbenâ lâ tuâhiznâ in nesînâ ev ahta'nâ.
“Ey Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi sorumlu tutma!”
---oOo--- ---oOo--- ---oOo---
Hudeybiye Antlaşması ve “Muhammedün Resûlullah” İfadesi
Kureyş elçisi Süheyl bin Amr, Resûlullah'ın huzuruna geldi. Peygamber Efendimiz ve ashabı ile yapılan görüşmeler sonucunda sulh konusunda anlaşmaya varıldı.
Anlaşma şartlarının yazılması için Hz. Ali kâtip tayin edildi.
Peygamber Efendimiz, Hz. Ali'ye:
“Yaz: Bismillâhirrahmânirrahîm.”
buyurdu.
Süheyl bin Amr ise bu ifadeye itiraz ederek, kendi kullandıkları “Bismike Allahümme” ifadesinin yazılmasını istedi.
Daha sonra anlaşmanın başına “Muhammed Resûlullah” yazılması konusunda da itiraz edildi. Süheyl:
“Eğer senin Allah'ın Resûlü olduğunu kabul etseydik, seninle savaşmaz ve Beytullah'ı ziyaretine engel olmazdık.”
dedi.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, anlaşmanın “Muhammed bin Abdullah” şeklinde yazılmasını kabul etti.
Vaazda bu olay, “Muhammedün Resûlullah” ifadesinin Kur'an'da da geçtiği Fetih Suresi'nin 29. ayetiyle ilişkilendirilmektedir.
Fetih Suresi, 29. ayet:
مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِمْ مِنْ أَثَرِ السُّجُودِ ذَٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنْجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا
Fetih Suresi, 29. ayet.
Vaazda bu ayet “48/29” şeklinde ele alınmakta ve önceki takvim hesaplarıyla bağlantılı yeni bir zaman hesabı yapılmaktadır.
Bu hesaplamaların tamamı, vaazdaki işarî takvim anlayışına aittir.
---oOo---
“Ahmed” İsmi ve Saff Suresi
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُبِينٌ
Ve iz kâle Îsebnu Meryeme yâ benî İsrâîle innî resûlullâhi ileykum musaddikan limâ beyne yedeyye minet-Tevrâti ve mubeşşiran bi-resûlin ye'tî min ba'dî ismuhû Ahmed. Fe lemmâ câehum bil-beyyinâti kâlû hâzâ sihrun mubîn.
Saff Suresi, 6. ayet.
Meali:
“Hani Meryem oğlu İsa, ‘Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah'ın size gönderdiği elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adındaki bir peygamberi müjdeleyici olarak geldim.’ demişti. Fakat o, kendilerine apaçık deliller getirince, ‘Bu apaçık bir sihirdir.’ dediler.”
Saff Suresi, 6. ayet.
Vaazda “Ahmed” ismi üzerinden başka bir takvim ve zaman hesabı kurulmaktadır. “Saff” kelimesi ise saflık, temizlik ve su gibi sembolik anlamlarla ilişkilendirilmektedir.
Bu bölümde Hz. İsa ile Peygamber Efendimiz arasındaki müjde ilişkisi üzerinde durulmakta; ayrıca Hz. Mehdi ile ilgili tasavvufî ve işarî bir bağlantı kurulmaktadır.
Bu bağlantı, vaazın kendi keşfî yorumudur; klasik tarihî veya akidevî bir hüküm olarak değerlendirilmemelidir.
---oOo---
Hicret, Tarihler ve Takvimlerin Başlangıcı
Vaazın devamında hicret, Hudeybiye ve Peygamber Efendimiz'in doğumu arasında çeşitli ayet numaraları üzerinden hesaplamalar yapılmaktadır.
Buradaki temel soru şudur:
“Hangi takvime göre hangi tarih?”
Çünkü farklı toplumların kullandıkları takvimlerin başlangıç noktaları farklı olabilir. Güneş yılı, ay yılı ve farklı astronomik dönemler esas alındığında aynı olay için farklı sayısal değerler ortaya çıkabilir.
Vaazdaki yorumda, Kur'an'daki ayet numaralarının da sembolik bir “takvim” gibi okunabileceği düşünülmektedir.
Bu yaklaşım, klasik kronoloji çalışmasından farklı bir işarî okumadır.
---oOo---
Haram Aylar Meselesi
Haram ayların ne olduğu ve neden haram kılındığı konusunda Kur'an'a bakalım:
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَسْأَلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ وَصَدٌّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَكُفْرٌ بِهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَإِخْرَاجُ أَهْلِهِ مِنْهُ أَكْبَرُ عِنْدَ اللَّهِ وَالْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ وَلَا يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتَّىٰ يَرُدُّوكُمْ عَنْ دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُوا وَمَنْ يَرْتَدِدْ مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَأُولَٰئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَأُولَٰئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Yes'elûneke ani'ş-şehril-harâmi kıtâlin fîh. Kul kıtâlun fîhi kebîr. Ve saddun an sebîlillâhi ve kufrun bihî vel-mescidil-harâmi ve ihrâcu ehlihî minhu ekberu indallâh. Vel-fitnetu ekberu minel-katl. Ve lâ yezâlûne yukâtilûnekum hattâ yeruddûkum an dînikum inistetâû. Ve men yertedid minkum an dînihî fe-yemut ve huve kâfirun fe-ulâike habitat a'mâluhum fid-dünyâ vel-âhireh.
Bakara Suresi, 217. ayet.
Meali:
“Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: ‘O ayda savaşmak büyük bir günahtır. Allah'ın yolundan alıkoymak, O'nu inkâr etmek, Mescid-i Haram'ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük günahtır. Fitne ve baskı, adam öldürmekten daha büyük günahtır.’”
Bakara Suresi, 217. ayet.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta, “haram” kavramının Allah'ın koyduğu hüküm olmasıdır. Haramlık, bir milletin veya kavmin kendi keyfine göre belirlediği bir yasak değildir.
---oOo---
On İki Ay ve Dört Haram Ay
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا فِيهِنَّ أَنْفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكِينَ كَافَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَافَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ
İnne iddeteş-şuhûri indallâhisnâ aşera şehren fî kitâbillâhi yevme halakas-semâvâti vel-ard, minhâ erbeatun hurum. Zâliked-dînul-kayyim. Felâ tazlimû fîhinne enfusekum. Ve kâtilûl-muşrikîne kâffeten kemâ yukâtilûnekum kâffeh. Va'lemû ennallâhe meal-muttakîn.
Tevbe Suresi, 36. ayet.
Meali:
“Şüphesiz Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, dosdoğru kanundur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Allah'a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.”
Tevbe Suresi, 36. ayet.
Vaazda burada önemli bir soru ortaya konulmaktadır:
“Haram ay kime göre haramdır?”
Cevap olarak da haramlığın insanların, milletlerin veya toplumların koyduğu bir kural değil, Allah'ın hükmü olduğu vurgulanmaktadır.
Bu noktadan hareketle farklı coğrafyalardaki gece-gündüz ve mevsim farklılıkları örnek verilmekte ve zaman kavramının izafî yönü üzerinde durulmaktadır.
Bir yerde gece yaşanırken başka bir yerde gündüz yaşanabilir. Bir ülkede kış yaşanırken başka bir ülkede yaz yaşanabilir. Fakat Allah'ın koyduğu hüküm, insanların bulunduğu coğrafyaya göre değişen keyfî bir hüküm değildir.
---oOo---
Haram Ayların Hikmeti Üzerine
Kur'an'da dört haram aydan söz edilmektedir. Bu ayların hikmetleri üzerinde düşünürken, savaşın, zulmün, fitnenin ve insanları Allah'ın yolundan alıkoymanın ne kadar ağır sonuçlar doğurduğunu da görmek gerekir.
Haram aylar, insanların birbirlerine zulmetmemeleri, güvenliğin ve ibadetin korunması bakımından önemli bir zaman düzeni ortaya koymaktadır.
Hac ibadetinin gerçekleştiği dönemlerde insanların güven içinde Kâbe'ye ulaşabilmeleri de bu zaman düzeninin hikmetlerinden biri olarak düşünülebilir.
Ancak haram ayların hükmünü yalnızca belli bir millete veya kültüre ait bir uygulama olarak görmek doğru değildir. Ayet açıkça bunun Allah'ın koyduğu bir düzen olduğunu bildirmektedir.
---oOo---
Müminin Tavrı: Ne Zarar Vermek Ne de Zulme Boyun Eğmek
Vaazın bu bölümünde koyun, koç, arı, boğa ve diğer hayvanlar üzerinden çeşitli sembolik benzetmeler yapılmaktadır.
Bu benzetmelerin özü şudur:
Mümin, elinden ve dilinden insanların zarar görmediği kimse olmalıdır. Fakat bu, zulme karşı hiçbir şekilde kendisini savunamayacağı anlamına gelmez.
İnsanın kendisini ve masumları koruması ile sebepsiz yere saldırması birbirinden farklıdır.
Cihad ve mücadele kavramları da zulüm, savunma ve adalet çerçevesinde değerlendirilmelidir. Duran, masum bir insana saldırmak ile kendini veya başkasını korumak aynı şey değildir.
Bu nedenle mümin, hem merhametli hem de gerektiğinde hakkı ve adaleti koruyabilecek kadar güçlü olmalıdır.
Dua:
Rabbim bizleri zulmetmekten ve zulme uğrayanlara karşı duyarsız kalmaktan muhafaza eylesin.
Bizi ne başıboş bir sürü hâline getirsin ne de başkalarına zarar veren bir kimse eylesin.
Bize faydalı, adaletli, merhametli ve basiretli kullar olmayı nasip eylesin.
---oOo---
Rabbena Duası
رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا
Rabbenâ lâ tuâhiznâ in nesînâ ev ahta'nâ.
“Ey Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi sorumlu tutma!”
---oOo---
Dua ve Hatime:
اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ
“Allah'ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle.”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil-hamdü lillâhi Rabbil-âlemîn. Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbü ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 8 Ocak 2016 Cuma
Original Kar © glan
Raşit Tunca
Sevgiler Saygılarla Sunarım


