Konu Değerlendirmesi:
  • 0 Oy(lar) - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Hz Muhammed Ve Hırka Geleneği
#1
RasitTunca-4 
   

Hz Muhammed Ve Hırka Geleneği

Peygamber Efendimiz'in yün giymesi, hırkaları ve Hırka-i Şerif ile Hırka-i Saadet üzerine bir değerlendirme

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hayatına baktığımızda, O'nun zaman zaman yünden yapılmış elbiseler ve hırkalar giydiğini görmekteyiz.

Bugün halkımız arasında Hırka-i Şerif ve Hırka-i Saadet adıyla tanınan bazı mübarek emanetler de, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hırkalarıyla ilgili tarihî ve dinî hatıranın günümüze kadar ulaşmış örneklerindendir.

Burada öncelikle “hırka”, “bürde” ve “yün” kelimelerinin anlamlarına bakmak gerekir.

Bürde Ve Hırka Ne Demektir?

“Bürde”, Arapça'da genel olarak örtünmek, üzerine almak veya giyinmek için kullanılan elbise ve özellikle hırka anlamında kullanılmıştır.

Hırka ise dış elbisenin üzerine giyilen, çoğunlukla önü açık, kollu bir giysidir. Tarih boyunca yün, pamuk ve benzeri çeşitli malzemelerden yapılmıştır.

Yün, eski dönemlerde özellikle soğuk iklimlerde ve çobanlık hayatının yaygın olduğu bölgelerde çok kullanılan bir malzeme olmuştur.

Bu nedenle “Peygamber Efendimiz hiç yün giymezdi” şeklindeki bir düşünce doğru değildir.

Bilakis hadis ve siyer kaynaklarında Hz. Peygamber'in (s.a.v.) çeşitli zamanlarda yünlü elbiseler ve hırkalar kullandığına dair rivayetler bulunmaktadır.

Peygamber Efendimiz'in Giydiği Bürde

Sehl b. Sa'd'dan (r.a.) nakledilen meşhur rivayette, bir kadın Peygamber Efendimiz'e kendi elleriyle dokuduğu bir bürde getirir.

Kadın:

“Yâ Resûlallah! Bunu kendi elimle dokudum, sana giydirmek için getirdim.”

der.

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) de buna ihtiyacı olduğu için elbiseyi kabul ettiği aktarılır.

Daha sonra Peygamber Efendimiz bu bürdeyi giyerek sahâbenin yanına çıkar.

Sahâbîlerden biri, Peygamber Efendimiz'in üzerindeki bu güzel elbiseyi görünce:

“Yâ Resûlallah! Bu ne kadar güzel! Bunu bana verseniz.”

der.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de:

“Olur.”

buyurur.

Daha sonra evine döner ve bürdeyi o sahâbîye gönderir.

Sahâbe bu davranışı biraz garip karşılar. Çünkü Peygamber Efendimiz'in bizzat giydiği ve ihtiyacı olduğu bir elbiseyi istemesini uygun görmezler.

Fakat o sahâbî:

“Vallahi, onu giymek için istemedim. Öldüğüm zaman kefenim olsun diye istedim.”

diye açıklama yapar.

Rivayete göre gerçekten de o bürde, vefat ettiğinde kendisine kefen olmuştur.

Bu olay, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) kendisine gelen bir isteği, elinde imkân bulunduğu ölçüde geri çevirmemesi bakımından da dikkat çekicidir.

(Buhârî ve diğer hadis kaynaklarında benzer rivayetler bulunmaktadır.)

Kâ'b Bin Züheyr Ve Kasîde-i Bürde

Peygamber Efendimiz'in hırkalarıyla ilgili en meşhur olaylardan biri de Arap şairlerinden Kâ'b b. Züheyr ile ilgilidir.

Kâ'b b. Züheyr, başlangıçta İslâm'a karşı şiirleri bulunan kişilerden biriydi. Daha sonra Peygamber Efendimiz'in huzuruna gelerek Müslüman olduğu ve meşhur kasidesini okuduğu rivayet edilir.

Bu kasidede Peygamber Efendimiz'i öven ve O'nun hak yolun rehberi olduğunu anlatan beyitler bulunuyordu.

Rivayete göre Kâ'b b. Züheyr kasidesini tamamladığında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) üzerindeki bürdeyi, yani hırkayı çıkararak Kâ'b'a vermiştir.

Bu olay sebebiyle daha sonra “Kasîde-i Bürde” adıyla meşhur olan eser, İslâm edebiyatında çok önemli bir yer kazanmıştır.

Buradaki “Bürde” kelimesi de hırka anlamında kullanılmaktadır.

Hırka-i Saadet

İstanbul'da Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi'nde muhafaza edilen ve Hırka-i Saadet adıyla bilinen emanet, Peygamber Efendimiz'e nispet edilen mübarek emanetlerden biridir.

Hırka-i Saadet'in tarih boyunca Osmanlı padişahları tarafından büyük bir hürmetle muhafaza edildiği bilinmektedir.

Mısır'ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra mukaddes emanetlerin önemli bir bölümü İstanbul'a getirilmiş ve Topkapı Sarayı'nda muhafaza edilmiştir.

Bugün de Hırka-i Saadet, İslâm tarihinin ve Osmanlı döneminin önemli hatıralarından biri olarak korunmaktadır.

Hırka-i Şerif Ve Veysel Karânî

Halkımız arasında Hırka-i Şerif olarak bilinen diğer hırka ise Veysel Karânî'ye nispet edilen hırkadır.

Veysel Karânî'nin asıl adı Üveys b. Âmir el-Karnî olarak nakledilir.

Yemen'in Karn bölgesinden olduğu için “Karnî” nisbesiyle tanınmıştır.

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) zamanında yaşamış, fakat kendisiyle görüşememiştir. Bu nedenle sahâbî değil, tâbiînden kabul edilmiştir.

Veysel Karânî'nin Peygamber Efendimiz'e olan sevgisi ise İslâm kültüründe son derece meşhur olmuştur.

Peygamber Efendimiz'i hiç görmeden O'na büyük bir muhabbet beslemiş, annesine olan hizmeti ve bağlılığı sebebiyle de büyük bir veli olarak anılmıştır.

Veysel Karânî Neden Peygamber Efendimiz'i Göremedi?

Veysel Karânî'nin Peygamber Efendimiz'i görmek için Medine'ye gitmek istediği, ancak yaşlı ve bakıma muhtaç annesine hizmet etmekle yükümlü olduğu anlatılır.

Rivayete göre annesinden izin alarak Medine'ye gider.

Fakat Peygamber Efendimiz o sırada evde değildir.

Veysel Karânî, annesine fazla beklemeyeceğine dair söz verdiği için Peygamber Efendimiz'i beklemeden Yemen'e geri döner.

İslâm kültüründe bu olay, anne hakkına ve anneye verilen sözün önemine çok güzel bir örnek olarak anlatılmıştır.

Çünkü Veysel Karânî'nin Peygamber sevgisi, annesine karşı sorumluluğunu terk etmesine sebep olmamıştır.

Tam tersine, Peygamber Efendimiz'e olan sevgisini Allah'ın ve annesinin hakkını gözeterek yaşamıştır.

Peygamber Efendimiz'in Veysel Karânî Hakkındaki Övgüsü

Veysel Karânî hakkında hadis kaynaklarında önemli rivayetler bulunmaktadır.

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Hz. Ömer'e, Yemen tarafından gelecek olan Üveys b. Âmir ile karşılaşması hâlinde ondan kendisi ve ümmeti için dua istemesini tavsiye ettiği rivayet edilir.

Bu rivayetler Veysel Karânî'nin Peygamber Efendimiz'i görmeden O'na iman eden ve O'nu seven büyük bir tâbiî olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Buradan çıkarılacak en güzel derslerden biri şudur:

Bir insanın Allah ve Resûlü'ne olan sevgisi yalnızca onları gözleriyle görmesine bağlı değildir. Gerçek sevgi, iman, sadakat ve itaatle ortaya çıkar.

Veysel Karânî'ye Hırka Verilmesi

Halk arasında ve bazı tarihî kaynaklarda, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Veysel Karânî'ye verilmek üzere hırkasını Hz. Ömer ve Hz. Ali'ye teslim ettiği anlatılmaktadır.

Rivayete göre Veysel Karânî, Hz. Ömer'in halifeliği döneminde Medine'ye geldiğinde kendisine Peygamber Efendimiz'in hırkası teslim edilmiştir.

Bu hırkanın daha sonraki nesiller boyunca Veysel Karânî'nin ailesinde muhafaza edildiği ve nihayet İstanbul'a getirildiği anlatılır.

Ancak burada önemli bir hususu belirtmek gerekir: Hırka-i Şerif'in Peygamber Efendimiz'e ait olduğu ve Veysel Karânî'ye intikal ettiği yönündeki anlatım, İslâm kültüründe çok meşhur olmakla birlikte, bu tür mukaddes emanetlerin tarihî zincirleri konusunda farklı değerlendirmeler bulunmaktadır.

Dolayısıyla bunu kesinliği tartışmasız bir tarihî belge gibi değil, geleneksel rivayet ve tarihî aktarım çerçevesinde değerlendirmek daha ihtiyatlıdır.

Hırka Ve Tasavvuf Geleneği

Hırka, zaman içerisinde tasavvuf ve tarikat geleneğinde de önemli bir sembol hâline gelmiştir.

Dervişlerin hırka giymesi, Peygamber Efendimiz'e duyulan sevgi ve bağlılığın yanında, dünyevî gösterişten uzaklaşmayı, tevazuyu ve mânevî terbiyeyi temsil eden bir sembol olarak değerlendirilmiştir.

Tasavvuf geleneğinde farklı hırka türlerinden söz edilmektedir.

Bunlar arasında:

İrade hırkası,

Tövbe hırkası,

Muhip hırkası,

Teberrük hırkası,

İrşad hırkası,

Hilâfet veya icâzet hırkası,

Tasarruf hırkası,

Sema hırkası


gibi farklı isimlendirmeler bulunmaktadır.

Bunların anlamları ve giydirilme şekilleri tarikattan tarikata değişiklik gösterebilir.

Bu konu kendi başına ayrıca ele alınabilecek kadar geniştir.

Şâban'ın On Beşinci Gecesi Ve Koyunların Kılları

Konumuzun diğer bölümünde ise Şâban ayının on beşinci gecesiyle ilgili meşhur bir rivayet bulunmaktadır.

Rivayetin yaygın şekli şöyledir:

“Allah Teâlâ Şâban'ın on beşinci gecesi rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısından daha fazla kişiyi bağışlar.”

Bu rivayet Tirmizî ve İbn Mâce gibi hadis kaynaklarında farklı lafızlarla yer almaktadır.

Burada özellikle bir kelime üzerinde durmak gerekir.

İnternette ve bazı aktarımlarda “Mudar kabilesi” şeklinde ifadeler görülebilmektedir.

Fakat hadis kaynaklarında ve TDV İslâm Ansiklopedisi'nde yer alan meşhur şekli “Kelb kabilesinin koyunları” şeklindedir.

Dolayısıyla “Mudar kabilesinin koyunları” şeklindeki ifadeyi hadisin asıl lafzı olarak vermek doğru değildir.

Buradaki benzetmenin sebebi, Kelb kabilesinin çok fazla koyuna sahip olmasıyla açıklanmıştır.

Şâban'ın Ortası Hakkındaki Diğer Rivayet

İbn Mâce'de yer alan başka bir rivayette ise Şâban ayının ortasındaki gece hakkında:

“Şâban'ın ortasında geceyi ibadetle geçirin, gündüzünü oruçla geçirin...”

şeklinde bir rivayet nakledilmiştir.

Bu rivayette Allah'ın rahmetinin genişliğinden ve bağışlanma talebinde bulunanların affedilmesinden söz edilmektedir.

Ancak bu konudaki rivayetlerin sıhhat dereceleri hakkında hadis âlimleri arasında farklı değerlendirmeler bulunduğunu da belirtmek gerekir.

Bu sebeple Şâban'ın on beşinci gecesiyle ilgili rivayetleri aktarırken, bütün rivayetleri tartışmasız sahih hadisler gibi sunmak yerine, hadis âlimlerinin değerlendirmelerini de dikkate almak daha doğru olur.

Yün, Hırka Ve Veysel Karânî Arasındaki Bağ

Bütün bu anlatılanları bir araya getirdiğimizde, yün ve hırkanın İslâm kültüründe yalnızca bir giysi olmadığını görürüz.

Yün, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) döneminde kullanılan doğal bir giysi malzemesidir.

Hırka ise hem günlük hayatta kullanılan bir elbise olmuş hem de zaman içerisinde Peygamber Efendimiz'e duyulan sevginin ve tasavvufî geleneğin sembollerinden biri hâline gelmiştir.

Veysel Karânî kıssasında ise hırka, Peygamber Efendimiz'i görmeden O'na duyulan sevginin sembolü olarak anlatılmıştır.

Burada asıl önemli olan hırkanın kumaşından daha ziyade, onu anlamlı hâle getiren sevgi, iman, sadakat, edep ve Peygamber Efendimiz'e bağlılıktır.

Çünkü bir hırkaya sahip olmak insanı kendiliğinden Allah'ın sevgili kulu hâline getirmez.

Asıl olan, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) ahlâkını anlamaya ve O'nun sünnetine uymaya çalışmaktır.

Sonuç

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yünlü elbiseler ve hırkalar kullandığına dair rivayetler bulunmaktadır.

Bürde kelimesi de hırka ve üzerine örtünülen elbise anlamlarında kullanılmıştır.

Kâ'b b. Züheyr'e verilen hırka ve Veysel Karânî'ye nispet edilen Hırka-i Şerif, İslâm kültüründe Peygamber Efendimiz'in hırkasıyla ilgili en meşhur hatıralar arasında yer almaktadır.

Hırka-i Saadet ise bugün Topkapı Sarayı'nda muhafaza edilen mukaddes emanetler arasında bulunmaktadır.

Fakat bu emanetler hakkında konuşurken tarihî belge, hadis rivayeti ve halk arasında oluşmuş geleneksel anlatıları birbirinden ayırmak gerekir.

Aynı şekilde Şâban ayının on beşinci gecesiyle ilgili rivayetlerde de hadis metninin doğru aktarılması önemlidir.

Özellikle:

“Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca”

şeklindeki meşhur rivayetin, internet üzerindeki bazı aktarımlarda “Mudar” olarak değiştirilmemesine dikkat edilmelidir.

Bütün bu rivayetlerin ve emanetlerin bize hatırlattığı en önemli şey ise şudur:

Peygamber Efendimiz'i sevmek, yalnızca O'na ait olduğu söylenen bir hırkayı ziyaret etmekten ibaret değildir. Asıl sevgi, O'nun getirdiği dine, güzel ahlâka, sünnete, merhamete, edebe ve Allah'a kulluğa sarılmaktır.

Allah Teâlâ bizleri Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) sevgisinden, şefaatinden ve güzel ahlâkından nasiplenen kullarından eylesin.

Âmin.

Bir Karoglan Derleme Makalesidir

Raşit Tunca

Schrems, 14.02.2023





Signing of Raşit Tunca

Raşit Tunca
Sevgiler Saygılarla Sunarım
Smileys-2
Yanıtla


Muhtemelen İlgili Konular…
Konu Yazar Yanıtlar Okunma Son Gönderi
RasitTunca-4 Hizb ve Vird Okuma Geleneği Üzerine Bir İnceleme Raşit Tunca 0 128 06-10-2026, 04:52 PM
Son Gönderi: Raşit Tunca

Hızlı Erişim:


Bu Konuya Göz Atan Kullanıcılar: 1 Ziyaretçi(ler)