MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemize gönderi yapmadan önce kayıt olmanız gerekmektedir.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forum İstatistikleri
Toplam Üye:» Toplam Üye: 27
En Son Üye:» En Son Üye: Fahriye
Toplam Konular:» Toplam Konular: 20,144
Toplam Yorumlar:» Toplam Yorumlar: 21,915

Ayrıntılı İstatistikler Ayrıntılı İstatistikler

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



   

İmamdan Önce Davranmamak, İmamın Önüne Geçmeye Çalışmamak


İslam'da edep ve terbiye çok önemli bir meseledir.

Bir topluluk içerisinde herkesin bir yeri, bir görevi ve bir sorumluluğu vardır. Özellikle ibadetlerde, topluluğun düzenini sağlayan kimseye uymak ve onun önüne geçmemek, İslam'ın öğrettiği güzel edeplerden biridir.

Bunun birçok örneği vardır.

Mesela aile içerisinde eşlerden birisinin diğerini küçümsemesi, kendi bilgisini ve davranışlarını eşinin üzerine çıkarmaya çalışması doğru bir davranış değildir.

Aynı şekilde insanın ustasından, hocasından veya kendisinden önce öğrenmiş olduğu bir bilgiyi, ustasına karşı bir üstünlük vesilesi hâline getirmesi de güzel bir davranış değildir.

İnsan bir şey öğrendiğinde, o bilgiyi kendisine mal edip kibirlenmek yerine, kendisine öğreten kişiye karşı vefa ve edep göstermelidir.

Yine imkânı olmadığı hâlde kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmak, fakirken zenginmiş gibi davranmak da insanın kendisini kandırmasına sebep olabilir.

Atalarımız bu durumu anlatmak için şöyle güzel bir söz söylemişlerdir:

"Ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider sıçmaya."

Burada anlatılmak istenen, insanın kendi gerçek durumunu bilmesi ve olduğundan farklı görünmeye çalışmamasıdır.

Bir başka atasözümüzde de:

"Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler."

denilir.

Yani bir ortamda gerçekten bilgili ve ehil kimse bulunmadığında, az bilgili olan bir kişi bile çok bilgiliymiş gibi görülebilir.

Fakat insanın gerçekten bilgili olması başka, bilgiçlik taslaması başkadır.

Asıl fazilet, bildiğini göstermek değil, bildiğini edep ile kullanabilmektir.

Namazda İmamın Önüne Geçmemek

Bu konuya en güzel örneklerden biri namazdır.

Cemaatle namaz kılınırken imam öndedir ve cemaat imama uyar.

Cemaatin imamdan önce rükûya gitmesi, imamdan önce secdeye varması veya imamdan önce başını kaldırması doğru değildir.

Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Sizden biriniz, imamdan önce başını (rükû veya secdeden) kaldırdığı zaman, başını Allah Teâlâ'nın merkep başına veya suretini merkep suretine çevirmesinden korkmuyor mu?"

(Buhârî, Sahih, Ezân, 53; Müslim, Sahih, Salât, 114-116. Ayrıca bkz. Tirmizî, Sünen, Cum'a, 56; Ebû Dâvûd, Sünen, Salât, 75; Nesâî, Sünen, İmâmet, 38; İbn Mâce, Sünen, İkâme, 41)

Buradaki ifade son derece ağır bir uyarı içermektedir.

Fakat bu hadisi anlamaya çalışırken, maksadın cemaatin imamın hareketlerinden önce davranmaması gerektiğini öğretmek olduğunu görmek gerekir.

Yani imam rükûya gittiğinde cemaat de onun ardından rükûya gider.

İmam secde ettiğinde cemaat de onu takip eder.

İmam başını kaldırdığında cemaat de ardından başını kaldırır.

Böylece cemaat ile imam arasında bir düzen ve uyum meydana gelir.

İmamın Önüne Geçmek Neden Doğru Değildir?

Peygamber Efendimiz'in bu konudaki uyarılarının hikmetlerinden biri, cemaatin dağılmasını ve namazdaki düzenin bozulmasını önlemektir.

İmam bir hareketi başlatır.

Cemaat onu takip eder.

Burada çok ince bir terbiye vardır:

Önce imam, sonra cemaat.

Bu durum sadece beden hareketlerinde değil, hayatın birçok alanında da insana bir edep öğretmektedir.

Her zaman öne çıkmaya çalışmak, herkesin önüne geçmek, kendisini başkalarından üstün görmek insanın nefsinin hoşuna gidebilir.

Fakat güzel ahlâk, gerektiğinde geri durabilmeyi de bilmektir.

İnsan her bildiğini hemen ortaya koymak zorunda değildir.

Bazen susmak,

Bazen dinlemek,

Bazen beklemek,

Bazen de kendisinden önce gelen kimseye uymak büyük bir fazilettir.

Hz. İsa ve Hz. Mehdi Meselesi

İslam geleneğinde Hz. İsa ile Hz. Mehdi'nin ahir zamanda aynı dönemde bulunacaklarına dair rivayetler vardır.

Bu rivayetlerde Hz. İsa'nın Müslümanların imamına uyarak namaz kılacağı ifade edilmektedir.

Nitekim Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim'de yer alan rivayetlerde, Hz. İsa'nın nüzulünden sonra Müslümanların imamına uyacağı bildirilmektedir.

Bu konu İslam âlimleri tarafından çeşitli şekillerde açıklanmıştır.

(Buhârî, Enbiyâ, 49; Müslim, Îmân, 244-246)

İbn Hacer de Fethu'l-Bârî'de bu rivayetleri açıklamıştır.

(İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, 6/493-494)

Buradan benim üzerinde durmak istediğim nokta şudur:

Makamı ne kadar büyük olursa olsun insan, bulunduğu yerdeki düzeni ve edebi gözetmelidir.

Hz. İsa gibi büyük bir peygamberin bile ümmet-i Muhammed'in imamına uyarak namaz kılması şeklindeki rivayet, itaat, düzen, birlik ve edep bakımından üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir örnektir.

Mehdi'nin Zamanında İmamın Önüne Geçmemek

Benim burada dikkat çekmek istediğim mesele de budur.

Eğer ahir zamanda Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışı ve Müslümanların başına geçmesi gerçekleşecekse, onun yanında bulunan insanların da edep ve düzen içerisinde hareket etmeleri gerekir.

İnsan, kendisini sürekli öne çıkarmaya çalışmamalıdır.

"Ben daha iyi bilirim."

"Ben daha iyi yaparım."

"Ben senden üstünüm."

diyerek sürekli ön plana çıkmaya çalışmak, insanın nefsinden kaynaklanan bir davranış hâline gelebilir.

Hâlbuki hakikati arayan insanın hâli farklıdır.

O, gerektiğinde dinler.

Gerektiğinde susar.

Gerektiğinde bekler.

Gerektiğinde de kendisinden önce gelen kimseye uyar.

Bu sebeple imamın önüne geçmemek, yalnızca namazdaki bir hareket kuralı olarak değil, aynı zamanda insana edep ve nefis terbiyesi öğreten bir davranış olarak da düşünülebilir.

İftitah Tekbiri ve Namazdaki Uyum

Namaza başlarken alınan tekbire iftitah tekbiri denilir.

Rükûya ve secdeye geçerken alınan tekbirlerde de imam ile cemaatin uyum içinde hareket etmesi gerekir.

Mezhepler arasında bazı ayrıntı farklılıkları bulunmakla birlikte temel mesele açıktır:

Cemaat imamın önüne geçmez; imamı takip eder.

İmam namaza başladıktan sonra cemaat onun ardından namaza başlar.

İmam rükûya gittiğinde cemaat onu takip eder.

İmam secde ettiğinde cemaat onu takip eder.

İmamdan önce hareket etmek yerine, onun hareketini görüp ardından hareket etmek cemaatin edeplerindendir.

Burada çok güzel bir uyum ve ritim meydana gelir.

Bir kişi önden hareket ettiğinde bu uyum bozulur.

Tekbir ve "Allahu Ekber"

Buradan biraz farklı bir noktaya, benim daha önce üzerinde düşündüğüm ses, frekans ve tekrar meselesine geçmek istiyorum.

Dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi gece ve gündüzün meydana gelmesinde temel etkendir. Dünya'nın Güneş etrafındaki dolanımı ve ekseninin eğikliği ise mevsimlerin oluşumunda önemli rol oynar.

Dünyanın farklı bölgelerinde Güneş'in doğuş ve batış vakitleri birbirinden farklıdır.

Bu sebeple dünyanın farklı yerlerinde ezanlar gün boyunca farklı zamanlarda okunur.

Ezanın başlangıcında ve namazın çeşitli bölümlerinde ise:

"Allahu Ekber"

ifadesi tekrar edilir.

Ben burada bunu kendi düşüncem açısından bir ses ve süreklilik paradoksu olarak ele alıyorum.

Bir yerde "Allahu Ekber" denilirken başka bir yerde başka bir ezan okunabilir.

Bir yerde tekbir sesi yükselirken başka bir yerde namazın başka bir bölümü yaşanabilir.

Bu şekilde dünyanın farklı noktalarındaki ibadetleri zihnimizde bir araya getirdiğimizde, sanki bütün yeryüzü üzerinde kesintisiz bir "Allahu Ekber" zikri varmış gibi bir tasavvur meydana gelir.

Elbette bunu fiziksel anlamda dünyanın her noktasına ulaşan tek bir ses dalgası şeklinde düşünmemek gerekir.

Benim anlatmak istediğim daha çok zamanların birbirine eklenmesiyle meydana gelen sembolik sürekliliktir.

Turşuyu Kim Satacak?

Bu konuyu anlatırken aklıma Nasreddin Hoca'nın güzel bir fıkrası geliyor.

Geçim derdi bu ya…

Hoca da sıkıntıya düşmüş ve turşu satıp geçimini temin etmek istemiş.

Hanımının hazırladığı lahana turşusunu eşeğine yükleyip yola çıkmış.

Mahalle aralarında dolaşarak turşusunu satmaya başlamış.

Fakat ne zaman ağzını açıp:

"Turşu!"

diye bağıracak olsa eşeği de ağzını açıp:

"Aiiiii! Aiiiii!"

diye anırmaya başlarmış.

Hoca bir türlü kendi sesini duyuramamış.

Günlerden bir gün yine turşu satmaya çıkmış.

Sokağın başına gelmiş ve:

"Turşu…"

diye bağıracak olmuş.

Fakat eşek yine başlamış anırmaya.

Hoca'nın sabrı tükenmiş.

Eşeğin kulağına eğilip:

"Hey uzun kulak! Turşuyu sen mi satacaksın, ben mi?"

demiş.

Bu fıkranın içerisinde de güzel bir ders vardır:

Bir işi kimin yapacağı belli değilse, ortaya düzen yerine karmaşa çıkar.

İmamın olduğu yerde cemaat imamlık yapmaya çalışırsa, hocanın turşu satmaya çalıştığı yerde eşek bağırırsa, herkes aynı anda öne çıkmaya çalışırsa, ortaya uyum değil gürültü çıkar.

Paradoks Nedir?

Ben "paradoks" kelimesini ilk olarak yıllar önce yaşadığım bir olay üzerinden düşünmeye başladım.

Doğduğum memleket olan Afyon'un Sandıklı ilçesinde İmam Hatip Lisesi'nde okuyordum.

Allahualem, dördüncü sınıfta olabilirim.

Sandıklı'da pazartesi günleri halk pazarı kurulurdu.

Bir gün okulun öğle tatilinde pazara gittim.

Pazarda hurma satan bir adama rastladım.

O dönemlerde pazarcıların sattıkları malları yüksek sesle tekrar ederek tanıtmaları oldukça yaygındı.

Hurma satan adam da:

"Hurma, hurma, hurma, hurma…"

diye sürekli tekrar ediyordu.

Ben bu kelimeyi peş peşe duyduğumda kelimenin başlangıcı ile sonunun birbirine yaklaşması dikkatimi çekti.

"Hurma hurma hurma…" şeklinde devam eden tekrar, bir süre sonra:

"…mahurmahurmahur…"

gibi kulağa farklı bir biçimde gelmeye başlıyordu.

Ben yıllar sonra bunun üzerinde tekrar düşünmeye başladım.

Bir kelimenin sürekli tekrar edilmesiyle, başlangıç ve son kavramlarının zihinde birbirine yaklaşması bana bir devamlılık ve döngü fikrini düşündürdü.

Aynalar ve Sonsuzluk Hissi

Bunun bir başka örneği de aynadır.

Bir aynanın karşısına geçip elimizde başka bir ayna tuttuğumuzda, bir aynanın içerisinde diğer aynayı, onun içerisinde tekrar diğer görüntüyü görürüz.

Görüntüler küçülerek uzakta devam eder.

Baktığımızda sanki görüntünün sonunu bulamayacakmışız gibi bir sonsuzluk hissi oluşur.

Benim burada "paradoks" olarak ifade ettiğim şey, özellikle bu tür başlangıç ve sonun zihinsel olarak birbirine bağlandığı döngüsel görüntü ve tekrar düşüncesidir.

Kendi anlatımımla bunu şöyle tarif edebilirim:

"Başlangıcını veya sonunu zihnimizde belirleyemediğimiz, başlangıç ile sonun birbirine bağlanmasıyla sonsuz bir devamlılık hissi meydana getiren düşünce veya döngüye paradoks diyorum."

Bu benim kendi düşünsel tarifimdir; matematik ve felsefedeki teknik "paradoks" tanımları bundan daha farklı ve geniştir.

Allah Evveldir, Allah Âhirdir

Bütün bunları düşünürken insanın aklına Allah'ın isimlerinden ikisi gelir:

"El-Evvel"

ve

"El-Âhir".


Kur'an-ı Kerim'de:

"O, Evvel'dir, Âhir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır. O, her şeyi bilendir."

buyrulmaktadır.

(Hadîd, 57/3)

Allah'ın Evvel olması, O'ndan önce hiçbir şeyin bulunmaması;

Allah'ın Âhir olması ise O'ndan sonra hiçbir şeyin bulunmaması mânâsındadır.

Burada insanın zihni ister istemez başlangıç ve son kavramlarını düşünmeye başlar.

Bizim dünyamızda başlangıç ve son vardır.

Doğum vardır, ölüm vardır.

Gece vardır, gündüz vardır.

Başlangıç vardır, bitiş vardır.

Fakat Allah'ın varlığı başlangıç ve sonla sınırlı değildir.

Bu sebeple Allah'ın Ezelî ve Ebedî oluşu, insan aklının kavramakta zorlandığı sonsuzluk hakikatini bize hatırlatır.

Buradaki mesele artık sıradan bir fiziksel döngünün ötesine geçer.

İnsan, gördüğü küçük bir olaydan hareket ederek çok daha büyük bir hakikati düşünmeye başlayabilir.

Sonuç

Bütün bu anlatılanlardan benim çıkardığım ders şudur:

İnsan her zaman öne çıkmak zorunda değildir.

Bazen önde olmak gerekir.

Bazen de öndekine uymak gerekir.

Namazda imamın önüne geçilmez.

Bilgide hocanın önüne geçmekle üstün olunmaz.

Ailede eşini küçümsemekle değer kazanılmaz.

Toplumda bilgiçlik taslamakla âlim olunmaz.

İnsanın sahip olmadığı bir makamı varmış gibi göstermesi de onu gerçekten o makama ulaştırmaz.

Asıl büyüklük, edep sahibi olmaktır.

Asıl bilgi, bildiğini bilmek ve bilmediğini kabul etmektir.

Asıl olgunluk ise gerektiğinde:

"Ben bilmiyorum."

diyebilmektir.

Bu nedenle imamdan önce davranmamak, yalnızca namazdaki bir kural değil, insanın nefsine karşı da güzel bir eğitimdir.

Önce dinle.

Sonra anla.

Sonra hareket et.

Ve her şeyden önemlisi: Edebi elden bırakma.


Bu bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir.

Raşit Tunca

Schrems, 04.12.2022
   

Hz. Muhammed'i Dünya'da Bir Kere Gören, Gökteki Yıldızlık Derecesine Ulaşır ve Ashabından Olur
İslam Bir Gün Sona Erip Bitecektir

Hz. Muhammed'i dünya hayatında, dünya gözü ile bir kere görmek… Bu, sıradan bir görme değildir.
İnsanların bugün anlayabileceği mânâda sadece bir insanı görmekten bahsetmiyoruz. Çünkü görülen, Allah'ın Resûlü'dür. Onun yüzünü görmek, onun sohbetinde bulunmak, onun sesini işitmek ve onunla aynı zamanda yaşamak, insanın manevî hayatında çok büyük bir tesir meydana getirmiştir.
Hz. Muhammed'i dünya gözüyle gören ve iman üzere vefat eden kimselere “Ashab” denilmiştir. Sahabe olmak, İslam tarihinde ulaşılabilecek en büyük şereflerden birisidir.
Çünkü sahabe, Resûlullah'ın zamanında yaşamış, onu görmüş, onunla beraber olmuş ve onun terbiyesinden nasiplenmiştir.
İşte burada çok önemli bir sır ortaya çıkmaktadır:
Hz. Muhammed'i bir defa görmek bile insanın manevî hayatında öyle büyük bir değişiklik meydana getirebiliyorsa, onun sohbetinde bulunmanın ve onun terbiyesinden geçmenin bereketi ne kadar büyük olur?
Tasavvuf yolunda buna sohbetin ve nazarın bereketi açısından bakılır.
İnsan, kendi gayretiyle yıllarca zikir, fikir, ibadet, mücahede ve nefs terbiyesi yaparak kat edeceği bazı mesafeleri, Allah'ın sevdiği bir kulunun sohbeti ve manevî terbiyesi sayesinde çok daha kısa zamanda kat edebilir.
Bu elbette kulun kendi gayretini ortadan kaldırmaz.
Fakat Allah dilerse bir bakış, bir sohbet veya bir gönül bağı, yıllarca sürecek bir manevî yolculuğun kapısını açabilir.


Ya Hz. Mehdi'yi Görenler?
Burada insanın aklına başka bir soru geliyor:
Hz. Muhammed'i gören sahabe bu kadar büyük bir makama ulaştıysa, ahir zamanda Hz. Mehdi'yi gören, onunla beraber olan, onun yanında ve yöresinde bulunan insanların hâli nasıl olacaktır?
Elbette Hz. Mehdi ile Hz. Muhammed'in makamları birbirine denk tutulamaz. Biri Allah'ın peygamberidir, diğeri ise ahir zamanda ortaya çıkacağına inanılan salih bir kul ve rehberdir.
Fakat mesele Allah'ın bir kuluna nasip ettiği manevî bereket ve insanların onun vesilesiyle yaşayabileceği değişim açısından ele alındığında üzerinde düşünülmesi gereken bir tarafı vardır.
Hz. Muhammed, insanların seyri sülûkünü, yani manevî yolculuklarını ve nefs terbiyelerini, uzun yıllar içerisinde kat edebilecekleri bazı merhaleleri, kendi sohbeti ve terbiyesi ile çok daha kısa zamanda aşmalarına vesile olmuştur.
Ben burada aynı mânânın, ahir zamanda Hz. Mehdi'nin çevresinde bulunacak insanlar için de bir bereket olarak ortaya çıkabileceğini düşünüyorum.
Çünkü Allah'ın bazı kullarına verdiği manevî tesir, onların yanında bulunan insanların hâlini değiştirebilir.


“Sen Seni Bil…”
İnsanın bütün yolculuğu aslında kendisini bilmekle başlar.
Sen seni bil…
Kendini bil.
Nefsini bil.
Nefsini bilen Rabbini bilmeye giden yolu bulur.
İnsan kendi nefsinin ne olduğunu gerçekten tanımaya başladığında, kendi içerisinde bulunan iyi ve kötü tarafları da görmeye başlar.
İnsanın içinde kibir vardır, öfke vardır, hırs vardır, haset vardır, korku vardır, sevgi vardır, merhamet vardır, şehvet vardır, iyilik vardır, kötülük vardır.
Bunların her birinin insandaki yerini anlamak, insanın kendisini tanıması bakımından çok önemlidir.
Sen kendi nefsinin cibilliyetini, yani yaratılıştan gelen özelliklerini tanımaya başladığında;
neyin sana fayda verdiğini, neyin sana zarar verdiğini, hangi davranışının seni Allah'a yaklaştırdığını, hangisinin seni uzaklaştırdığını daha iyi görmeye başlarsın.
Böylece insan kendi nefsinin hâkimiyetinden çıkıp, nefsini terbiye etmeye başlar.
İşte marifet yolunun önemli meselelerinden biri de budur.
İnsan kendisini tanımadan, kendi nefsinin oyunlarını fark etmeden, başkasını ve hatta dünyayı anlamaya çalışırsa çok şeyi eksik görür.
Fakat insan önce kendisine bakarsa, hayatın birçok meselesi onun için daha anlaşılır hâle gelir.


Seyri Sülûk ve Manevî Yolculuk
Tasavvuf yolunda insanın önünde uzun bir yol vardır.
Zikirler, evradlar, ibadetler, murakabe, nefis mücadelesi, sabır, teslimiyet, ihlas ve güzel ahlâk…
Bunların her biri insanın nefsini terbiye etmesinde birer vesiledir.
Bazı insanlar bu yolda yıllarca yürür.
Bazıları ise Allah'ın lütfu ile çok hızlı ilerler.
Çünkü manevî makamlar yalnızca insanın kendi gayretiyle elde edilen şeyler değildir.
Kul çalışır, gayret eder, kapıya gelir.
Fakat kapıyı açan Allah'tır.
Bu nedenle Allah'ın bazı kullarını başka kullarına vesile kılması mümkündür.
Bir insanın yanında bulunmak, onun sohbetini dinlemek, onun terbiyesine girmek, onun gösterdiği yolda yürümek, kişinin kendi iç dünyasında büyük değişikliklere sebep olabilir.
İşte Hz. Mehdi'nin zamanında bulunmanın bereketini de bu açıdan düşünmek gerekir.


Ahir Zamanda Mehdi'ye Gitmenin Bereketi
Ahir zamanda Hz. Mehdi'nin ortaya çıkacağına ve insanları hakka, adalete ve Allah'a yönelmeye davet edeceğine dair İslam geleneğinde çeşitli rivayetler bulunmaktadır.
Bu dönemde Hz. Mehdi'yi gerçekten bulabilen, onu tanıyabilen ve onun yanında bulunabilen insanların büyük bir manevî imtihanın içerisinde olacağı açıktır.
Çünkü mesele sadece “Mehdi'yi görmek” değildir.
Asıl mesele, onu gördükten sonra insanın kendi nefsine dönmesi ve Allah'ın rızasını aramasıdır.
Benim kanaatim şudur:
Onlarca yıl zikir ve evrad ile, tasavvuf yolunda, nefis terbiyesiyle ve seyri sülûk ile kat edilmesi gereken bir mesafe, Allah'ın lütfu ile bazı kullar için Hz. Mehdi'nin sohbeti ve terbiyesi içerisinde çok daha kısa zamanda kat edilebilir.
Yani Hz. Mehdi insanı adeta uçurur, onu kendi gayretiyle uzun zamanda ulaşacağı bir manevî makama daha hızlı ulaştırır.
Ve böylece o insan, Mehdi devrinin yıldızlarından biri hâline gelebilir.
Buradaki “yıldız” ifadesini, Allah'ın yolunda parlayan, insanlara yol gösteren, doğruluğu ve güzel ahlâkı ile örnek olan kimse mânâsında düşünmek gerekir.


“Benim Ashabım Gökteki Yıldızlar Gibidir”
Hz. Peygamberimizin ashabının faziletini anlatmak için meşhur bir rivayette şöyle denilmektedir:
“Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz.”
Bu sözün ifade ettiği mânâ üzerinde düşünüldüğünde, sahabenin neden “yıldızlar” ile ifade edildiği daha iyi anlaşılır.
Gece karanlığında yıldız insana yönünü bulmasında yardımcı olur.
Sahabe de Resûlullah'ın terbiyesinden geçmiş insanlar olarak kendilerinden sonra gelen Müslümanlara İslam'ın nasıl yaşanacağını göstermişlerdir.
Onların hayatlarına baktığımızda iman, fedakârlık, sabır, teslimiyet, doğruluk ve Resûlullah'a bağlılığın birçok örneğini görürüz.
Bu sebeple sahabe, İslam tarihinin manevî gökyüzündeki yıldızları gibidir.


“İslam Garip Olarak Başladı…”
Yine meşhur bir hadis rivayetinde:
“İslam garip olarak başladı, yine garip olarak dönecektir.”
buyrulmaktadır.
Bu söz, İslam'ın ilk dönemlerinde Müslümanların azınlıkta kalmasını ve inananların çeşitli sıkıntılarla karşılaşmasını hatırlatırken, ahir zamanda da hak üzere kalmanın zorlaşabileceğine işaret eden bir mânâ taşır.
Buradaki “bitecektir” ifadesini de üzerinde düşünerek anlamak gerekir.
İslam'ın Allah katındaki hak din oluşunun sona ermesi değil; insanların İslam'dan uzaklaşması, dinin hükümlerinin ve hakikatin insanlar arasında garipleşmesi, hak üzere yaşayanların azalması şeklinde anlaşılmalıdır.
Çünkü Allah'ın dini insanların terk etmesiyle hakikat olmaktan çıkmaz.
Fakat insan açısından tehlike şudur:
İslam'ın son dönemlerinde, hakikati bulmak ve hak üzere kalmak çok daha zor hâle gelebilir.
İşte bundan dolayı insanın fırsatı varken kendisini hazırlaması gerekir.


“Ölmeden Nefsini Rabbinden Satın Al Kızım Fatma”
Hz. Muhammed'in Hz. Fatıma'ya söylediği rivayet edilen sözlerden biri de şu şekilde aktarılır:
“Ölmeden nefsini Rabbinden satın al, kızım Fatma.”
Bu söz üzerinde insanın uzun uzun düşünmesi gerekir.
Çünkü insanın önünde sonsuz bir zaman yoktur.
Ölüm geldiğinde insanın dünya hayatındaki imtihanı sona erer.
İnsan nefsini terbiye etmek, kendisini tanımak, Allah'a yönelmek ve hakikati aramak için ölmeden önce gayret etmelidir.
Dolayısıyla mesele yalnızca ahir zamanda Mehdi'yi aramak da değildir.
Asıl mesele, Allah'ı aramaktır.
Mehdi'yi aramak düşüncesi içerisinde bile insanın kendi nefsini unutması doğru değildir.
İnsan kendisini düzeltmeden, nefsini tanımadan, kibir ve taassuptan kurtulmadan, sırf bir şahsa bağlanmayı kurtuluş zannetmemelidir.
Çünkü gerçek kurtuluş Allah'ın rızasındadır.


Ölmeden Önce O Makama Eriş
İşte bütün mesele burada düğümleniyor.
Ölmeden önce…
İslam'ın garipleşeceği son zamanlara kalmadan önce…
Nefsin seni esir almadan önce…
Fırsat elinden çıkmadan önce…
Kendini tanı.
Nefsini tanı.
Rabbini ara.
Allah'ın sana açacağı kapıyı ara.
Ve eğer ahir zamanda Hz. Mehdi'nin zuhuruna yetişir, onu gerçekten bulur ve hakikaten tanırsan, onun yanında bulunmanın ve onun sohbetinden istifade etmenin büyük bir nimet olduğunu unutma.
Çünkü belki de insanın onlarca yılda kat edeceği bir yol, Allah'ın lütfu ile onun yanında çok daha kısa zamanda kat edilebilir.
Fakat burada en önemli nokta şudur:
Mehdi'yi bulmak kadar, bulduktan sonra hak üzere kalabilmek de önemlidir.
İnsan bir rehber ararken önce kendi nefsinin rehberliğinden kurtulmalıdır.
Kibirden kurtulmalıdır.
Dünya sevgisinin esiri olmaktan kurtulmalıdır.
Hakikati şahıslarda değil, Allah'ın rızasında aramalıdır.
Çünkü Allah dilerse bir kulunu başka bir kula vesile eder; fakat bütün vesilelerin sahibi yine Allah'tır.
Bu nedenle insanın ömrü boyunca araması gereken en büyük makam, Allah'ın rızasına ulaşma makamıdır.
Ve insanın elinde bunun için yalnızca dünya hayatı vardır.

Hz Muhammed'i Dünya da bir kere gören, gökteki Yıldızlık derecesine ulaşır "Ashab" tan olur

islam bir gün sona erip bitecektir


Hz Muhammed'i Dünya da, dünya gözü ile bir kere gören (ölmeden önce, yani baki aleme geçmeden önce, o şimdi baki alemde malesef)  gökteki Yıldızlık derecesine ulaşır ve, "Ashab" tan olur.
Ya Hz. Mehdi yi Gören, mehdi ile birlikte olan, mehdi'nin yannda yöresinde olan?

Hz muhammed, insanların seyri süklükünü, onlarca senede kat edebilceği seyri sülükünü, bir defa onu görmek ile kat ettiriyordu.
Aynı tabiat mehdi de de var, mehdi bir insanı, cibilliyatı olan nefs makamına, bir bakışda  erdiriverir.
Sen seni bil..
nefsini bil, nefsini bilen...
Nefsinin cibillyatı olan bir hayvanda, senin sifatların var, onu bul bil, ne iyi ne kötü, ne sana fayda verir .., marifetin ne, hepsini bilir bulursun, hayat ondan sonra sana kolay olur,...
Ahirzamanda Mehdiye gitmekte de böyle bir bereket var...
onlarca sene zikir ve evrad ile, tasauvvuf yolunda, yol katetmen gerekirken, hz mehdi seni uçurur, o makama erdirir, ve sen de mehdi'nin vaktinin yıldızı oluverirsin.

Peygamber Efendimiz  buyuruyor:
“Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisini izlerseniz hidayet bulursunuz.”

“İslam garip olarak başladı, yine garip olarak bitecektir.” 
yani islam bitecek
o yüzden

"ölmeden nefsini rabbinden satın al kızım fatma"

dedi hz muhammed.

ölmeden önce, ve islam bitmeden önce, o makama eriniz, yoksa sonda kalan olma! gücün varsa, mehdiyi ara, bil bul, ve hemen mehdiye git.. vesselam..


Ölmeden önce…
Nefsini Rabbinden satın al.
Fırsat varken kendini bil.
Nefsini bil.
Rabbini ara.
Ahir zamanda Hz. Mehdi'ye yetişmek nasip olursa, onun zamanında bulunmanın bereketinden istifade etmeye çalış.
Vesselam.
Raşit Tunca
Schrems, 02.12.2022
   

Damar Sertliği ve tıkanıklığının sebebi ve tedavisi

Temsili misal Su tesisatında, yeni plastik borular ve bakır borular çıkmadan önceki, galvanizli borular içinden su akarken, herhangi bir paslanma olmuyor, küflenme olmuyordu, eğer belli süre su ana vanadan kapatılıp ta akmayınca, galvanizli boruların içindeki su tükenince, ya da su hattı kapatılınca ve, borulardaki su da boşaltılınca, Demir borunun iç kısmı oksijene maruz kalınca, boyalı'da olmadığı için, sadece  galvanizli olduğu için, belli süreden sonra galvaniz etkisi de yok olmakta, ve bilindiği gibi oksijene maruz kalan demir oksitlenir yani küflenir, demir borunun iç kısmı oksitlenmek te ya da pas tutmak ta ve küflenmek te. işte o küf ve paslar  demir borunun iç kısmında, sarkaçlar  halinde borunun içini tıkayıp kaplamakta.

işte  böyle damar Sertliğinin ve tıkanıklığının sebebi de, damarlardaki oksitlenme veya yağlanma sebebiyle olmakta.

Atalar demiş ki:  "Ye yağlıyı, iç suyu, donarsa  donsun. Ye tatlıyı, içme suyu (su içme) , yanarsa yansın."

Yani yağ  eriten tek şey  "Su" molekülü veya elementidir. O oyüzden,  et tamamen yağ demektir, ve et ve yağlı yedikten  sonra,  vücut zaten kendisi sıvı isteyecektir, yani canı  su isteyecektir, ve yeterince suyu  aldıginiz zaman, midenin eti yağı sindirmesine yardımcı  olmuş  olursunuz. Eğer et ve  yag  sindirilirse, damarlarda sorun olmaz. Tereyağı ve sıvı yağlar, zaten sıvı haldedir, tereyağ da vücut sıcaklığında eriyebilen yağdır, diğer margarinler bu şekilde değil, işte diğer margarinleri  ve etli gıdaları eritebilmek için, sindirebilmek için, su alımına dikkat etmek lazımdır. Nefes yolu ile alınan oksıjen değil de radyasyona maruz kalan suyun elemetnlerine ayrılması sonucu, Su da ki hidrojeni ve oksijenin ayrılması sonucunda, damarlarda oksitlenme meydana gelebilir. işte oksitlenme, yukarıda anlattığımız gibi, galvenizli boruları tıkadığı gibi, damarları da yağ ile tıkar, dikkat etmelidir. Tedavisi de, su alımına(Tüketimine) dikkat etmektir. Bir de damar basıncına, yani tansiyona dikkat etmek lazımdır, tansiyon düşerse, basınç azalır, ve aynen su hattı  kapatılınca, galvanizli borunun boş olan bölümünün oksijene maruz kalması gibi,  basıncı düşük damarda  da, boş olan bölümde oksitlenme görülür, o yüzden kan basıncını da,  yani tansiyonu  da düzenlemek  lazımdmdır.

Bu bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesidir

Raşit Tunca

Schrems, 16.11.2022


internet aramamda bulduğum, bu konudaki bir makalede altta yer alıyor

Korozyon Oksitlenme Pas

Korozyon, metal veya metal alaşımlarının oksitlenme veya diğer kimyasal etkilerle aşınma durumu. Demirin paslanması, alüminyumun oksitlenmesi korozyona örnek olarak verilebilir. Türkçeye yabancı dillerden giren korozyon sözcüğü; yenme, kemirilme gibi anlamlarla alakalıdır. Aşınma, çürüme, paslanma, bozulma ve yenim gibi sözcüklerle karşılanabilir.

Yüzeyleri uygun şekilde korunmayan metal ve metal alaşımlarının bozunmaları önemli bir teknolojik sorundur.

Korozyonun Oluşumu

Metal ve alaşımların kararlı halleri olan bileşik haline dönme eğilimleri yüksektir. Bunun sonucu olarak metaller içinde bulundukları ortamın elemanları ile tepkimeye girerek, önce iyonik hale ve oradan da ortamdaki başka elementlerle birleşerek bileşik haline dönmeye çalışırlar; yani kimyasal değişime uğrarlar ve bozulurlar. Sonuçta metal veya alaşımın fiziksel, kimyasal, mekanik veya elektriksel özelliği istenmeyen değişikliklere (zarara) uğrar.

Korozyon, metalik malzemelerin içinde bulundukları ortamla reaksiyona girmeleri sonucu, dışarıdan enerji vermeye gerek olmadan, doğal olarak meydana gelen olaydır.

Korozyonun Sebepleri

Korozyon olayları, her ortama ve her farklı tesir mekanizmalarına göre cereyan eder. Buna göre elektro-kimyasal veya kimyasal korozyon farklı olur. Makinalar üzerindeki mutad korozyon tertibatı genel olarak elektro-kimyasal olaylardan ileri gelmektedir.

Galvanik korozyon

Galvanik korozyon, iki farklı metalin birbirleriyle fiziksel veya elektriksel teması olduğunda ve ortak bir elektrolitin içine batırıldığında veya aynı metal farklı konsantrasyonlarda elektrolit ile karşılaşıldığında ortaya çıkar. Galvanik bir çiftte, daha aktif metal (anot) hızlandırılmış bir hızda aşındırır ve daha asil metal (katot) daha yavaş bir şekilde korozyona uğrar. Ayrı ayrı batırıldığında, her metal kendi hızıyla paslanır. Hangi tür metal (ler) galvanik seriyi izleyerek kolayca belirlenebilir. Örneğin, çinko genellikle çelik yapılar için kurban bir anot olarak kullanılır. Galvanik korozyon, denizcilik endüstrisinde ve suyun (tuz içeren) temas borularının veya metal yapıların büyük ilgi alanındadır.

Anodun nispi boyutu, metal türleri ve çalışma koşulları (sıcaklık, nem, tuzluluk, vb.) Faktörleri galvanik korozyonu etkiler. Anot ve katotun yüzey alanı oranı malzemelerin korozyon hızlarını doğrudan etkiler. Galvanik korozyon genellikle kurban anotların kullanımı ile engellenir.

Galvanik Seri

Herhangi bir ortamda (bir standart ortam havalandırılmış, oda sıcaklığında deniz suyu), bir metal, iyonlarının yüzeye ne kadar güçlü bağlı olduğuna bağlı olarak, diğerlerinden daha soylu veya daha aktif olacaktır. Elektrikle temasta bulunan iki metal aynı elektronları paylaşır, böylece her yüzeydeki "mücadele", iki malzeme arasındaki serbest elektronlara karşı rekabet eder. Elektronları, aynı yöndeki iyon akışı için bir ev sahibi olarak kullanarak, asal metal aktiften elektron alacaktır. Ortaya çıkan kütle akışı veya elektrik akımı, ilgi alanı içindeki bir materyal hiyerarşisi oluşturmak için ölçülebilir. Bu hiyerarşiye bir galvanik serisi denir ve korozyonu öngörmede ve anlamada faydalıdır.

Elektro-Kimyasal Korozyon Olayları

Elektro-kimyasal korozyon esasen anot rolündeki maddenin çözünmesidir. Elektrokimyasal korozyon ister mikro ölçekte ister makro ölçekte oluşsun korozyon hücresi ile modellenebilir. Korozyon hücresi; anot (1), katod (2), iletken ortam (elektrolit)(3) ve anot-katot arasındaki iletken bağlantıdan (4) oluşur. Bu dört bileşenden biri dahi olmasa korozyon oluşmaz. Korozyon oluşumu anot rolünü üstlenen maddede meydana gelir. Maddelerin korozyon hücresindeki rollerini belirleyen çeşitli faktörler vardır. Örneğin çözünme potansiyeli yüksek bir metal(mesela Sn), çözünme potansiyeli düşük bir metalle (Mesela Fe) temas halinde çözeltiye konacak olursa anot rolünü üstlenecek ve çözünecektir. Elektrolit olarak bir çatlak içindeki buğu kalınlığında bir rutubet, film tabakası veya su artığı hatta el teri bile yeterlidir.

Rutubetli Çelik Yüzeylerinin Elektro-Kimyasal Oksijen Korozyonu Metal parçalarının üst yüzeyleri rutubetli ortamlarda ve açık havada, bir oksit tabakası ile kaplanır. Alaşımsız ve düşük alaşımlı çeliklerden yapılmış olan parlak yapı parçaları, bu şartlar altında bir süre sonra pas benekleri ile kaplanır.

Korozyona dayanan olaylar, havadaki oksijenin demir malzemesinin üstündeki su ile bağlantılı halde tesir etmesinden ileri gelmektedir. Bir su damlasının altındaki bir malzeme bölgesinde, bu münasebetle meydana gelen olaylar izah edilebilir.Damlaların ortasında, demir Fe2+ - iyonları çözünmeye başlar. Bu çözünme sahası lokal bir anot gibi tesir eder (Lokal Anodu).Damlaların kenar bölgesinde, çözünen havanın oksijeninden oluşan OH- iyonları çözünen demir Fe2+ ile reaksiyona girer ve ilk önce demir hidroksit Fe (OH)3 ve buradan pas FeO(OH) oluştururlar. Pas, damlanın kenarında ring şeklinde ayrılır. Benek şeklinde başlayan pas oluşumu çelik yüzeylerde gözlenebilir. Korozyonun sürekli olarak devam etmesi halinde bütün çelik yüzeyleri bu yerlerinden itibaren paslanır.

Korozyon Elemanlarında Elektro-Kimyasal Korozyon Bu korozyon, bir galvanik eleman içinde cereyan eden aynı olaylardan ileri gelmektedir. Galvanik bir eleman, bir elektrik iletim kabiliyeti olan akışkan, elektrolit, içine daldırılan, farklı metallerden yapılmış olan iki elektrottan meydana gelir. Bu düzende, her iki metalden daha asal olanı çözünür. Çözünen metal paslanır yani korozyona uğrar. Çinko, bakır, galvanik elemanında bakır-elektrotta (katot) suyun parçalanması nedeniyle hidrojen açığa çıkarken çinko-elektrodu (anot) Zn2+ - iyonları çözünmeye başlar. Her iki elektrot arasında büyüklüğü elektrot malzemelerine bağlı olan küçük bir elektrik gerilimi oluşur.

Normal bir hidrojen elektrodu ile yapılan ölçümler vasıtasıyla, Normal Potansiyel olarak isimlendirilen münferit elektrot malzemelerinin gerilimleri tayin edilmiş ve metallerin gerilim sırası tablosuna aktarılmışlardır.

Hidrojen sıfır potansiyelinden itibaren sola doğru asal olmayan metaller, sağa doğru asal metaller yer alırlar.Bir galvanik elemanda daha solda kalan metal çözünür, örneğin Zn/Cu elemanında çinko çözünür.Galvanik elemandaki gerilimin büyüklüğü normal potansiyel farkından hesap edilebilir.Örnek: Zn/Cu galvanik elemanı bakırın normal potansiyeli +0.34 V, çinkonunki -0.76 V.Böylece galvanik elemanda +0.34 V - (-0.76 V) =1.1 V'luk bir gerilim oluşur.

Bir galvanik elemanın şartları makina elemanlarında ve yapı parçalarında birçok yerlerde meydana gelir.Bu sahalar, korozyon elemanları çinko adını alır. Bu hususta, iki farklı metal (elektrotlar) ve bir miktar su (elektrolit) gereklidir. Tipik korozyon elemanları örneğin çelik yapı parçaları üstündeki metal kaplamalar üzerindeki hasarlı yerler veya farklı malzemeden meydana gelen iki yapı elemanının temas etmesi ve ayrıca alaşımların içindeki asal olmayan metal bu yerlerde çözünmek suretiyle tahribata uğrar.

Pas

Pas, su ve hava varlığında oluşan demir ve oksijen bileşiklerine (genellikle kırmızı oksitler) verilen genel addır. Pasın değişik formları görsel olarak veya spektroskopi ile saptanabilir ve değişik koşullar altında oluşabilirler. Pas, hidratlı demir(III)oksit Fe2O3.H2O ve demir(III) oksit-hidroksit FeO(OH), Fe(OH)3 içermektedir. Paslanma demir ve onun çelik gibi alaşımlarının korozyonu için kullanılan ortak bir terimdir. Diğer metallerin uğradıkları korozyonda oksitlenme olsa da pas olarak isimlendirilmemektedir. Yeterli zaman içerisinde su, oksijen herhangi bir miktardaki demir tamamen pas oluşturur ve demir parçalanır. Buna karşılık alüminyumun korozyonu son derece yavaştır çünkü alüminyumoksit bir tabaka oluşturarak daha fazla alüminyumun oksitlenmesini engeller.


Kaynak ve Dipnotlar :

Wikipedia
   

Fiziksel sebeplerden olan kabızlığın tedavisi

Kabızlığın Fiziksel sebeblerinden birisi de, şişmanliğin getirisi olan, tuvalette  tuvalete oturduğumuz zaman, karnımızın bükülmesi sebebiyle, bağırsakların, yan taraflardan ikiye katlanması sebebiyle, Aynen bahçe sularken, bahçe hortumunun, herhangi bir sebepten, bükülüp katlandığında, hortumun ucundan fışkıran suyun kesilmesi gibi, bağırsak sistemimizde, karnımızda üst üste katlı vaziyettedir, fakat aykta iken almanca knick olmamıştır. Tuvallete çökünce veya oturunca, işte bu katlanma, tuvalette çökdüğümüzde, ya da oturduğumuzda, tamamen sıkışma (knick) halinde, Aynen o hortumdaki gibi, katlanma halini aldığı için, ıkınma ile, ancak  barsakların, alttaki, ucundaki defi hacet çıkmakta, katlamış yerden yukarıdakiler boşaltılamamakta. O yüzden Almanlar "Bauch voll gefühl"  diye tarif ediyorlar,  Yani doluluk hissi, Çünkü tamamen boşaltılmamış.

Tedavisi :

Bu sorunu gidermek için, bu tuvalette çökdüğünüz veya oturduğunuz zaman, bir miktar hacetinizi yaptıktan sonra, hafif kurulanın ve ayağa kalkın, bir miktar durun, bağırsaklarınızdaki o katlanan yerler tekrar düzelsin açılsın, sonra tekrar oturun, tuvalet yapmaya yeniden başlarmışçasına, tekrar hacet etmeye çalışın, ve bu sayede bir üst bölümdeki def'i hacetin de boşaltılmasına yardımcı olmuş olursunuz, bu tekrarlanaraktan, tamamen boşaltma gerçekleşebilir.

Bu bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesidir

Raşit Tunca

Schrems, 16.11.2022
   

Geçici Yanık Tedavisi

Bilindiği gibi metallerin iletkenlik özellikleri vardır. iletkenlikleri Sadece elektriği iletmek değil, birden ısıyı kolay iletmeleri sayesinde, işte mutfakta ki, tenceredeki yemeğimizin pişmesi, alüminyum tencerelerin daha çabuk ısınması, yahut paslanmaz Çeliklerin, alt tabanlarının, ısıyı daha ileten, alt tabanlar ile kaplanması gibi,.. Her metal elementin, veya elementin ısıyı iletmesi aynı değildir. En iyi iletken madde altın elementidir, Ondan sonra alüminyum, ve benzeri, bakır gibi, diğer elementlerde ısıyı çabuk iletirler. Bu sayede elektriği iletmeleri yanında, ısıyı da çabuk iletirler. Metallerin  bu özelliği sayesinde, Yanık tedavisinde de bunların bu iletkenlik özelliğini kullanmamız tedavide etkili olacaktır.

Karaoğlan Raşit Tunca usulü  ile yanık tedavisi şu şekildedir:

Kendi deneyim ve tespitlerine göre, küçük çaplı yanıklar da, yanan bölgenin Üzerine, soğuk, iletkenliği yüksek olan (demir "paslanmaz çelik" alu,..) metal parçalar dokundurulduğunda, yahut alüminyum folyo ile kaplandığında, ve soğutulup soğutulup tekrar onun üzerine dokundurulduğunda, veya üzeri kaplandığın da, iletkenliği yüksek olan metalin, iletkenliği sebebiyle, vücudun o yanan bölgesindeki, yanma derecesine varan, içsel yanma derecesine varan sıcaklığın, iletkenliği yüksek olan metal tarafından, o sıcaklik  emilerekten, sıcaklığın metal parçaya geçmesi sayesinde, vücuttaki içsel yanma bir nevi soğumak ta. Bu metal  tekrar soğutularaktan, aynı işlem tekrarlanarak, metal, soğuk metal, tekrar tekrar yanık bölgeye dokundurulduğunda veya  üzeri kaplandığında, yanmanın durma noktasına kadar gelmesi  ve gerilemesi sağlanmakta, ve  içsel yanma durduğu zaman, oradaki yanma etkisi sona ermekte, belki az bir miktar etkisi kalabilir, fakat Yanma acısı durmakta.

Bu bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesidir

Raşit Tunca

Schrems  Şehri,  16.11.2022
   

Ağız Kuruluğu Sebebleri ve Tedavisi

Modemlerden ve Baz istasyonlarından Yayılan Radyasyonun Yol Açtığı Tükürük Bezlerindeki Problemler ve Ağız Kuruluğu Tedavisi

Bugün kü modern dünyamızda, telefon şirketlerinin kurmuş olduğu baz istasyonlarından, cepten cebe, ve dıştaki uydulardan, ve bir de sabit internet hattındaki modemlerden yayılan radyasyon dalgası, insanlardaki tükürük bezlerini, ve daha diğer nice organlara bilhassa sindirim sistemine,  barsaklara  ve beyne, bir nevi hücre kurutucu bir dalga olup, hücrelerde ve organlarda sorunlara yol açmakta. Bunlardan birisi de tükrük bezlerine verdiği zarar yüzünden. insanda ağız kuruluğu meydana gelmesi. tükürük bezlerinin bozulması sebebiyle. insanda ağız kuruluğu meydana gelmesi. Bunun diğer sebeplerinden birisi de, Çernobil patlamasında yayılan radyasyon gazından etkilenmiş olan Çayların, hala atılmamış olup, onların piyasada, şu anda sürümde olması sebebiyle, çay içenlerde gözüken ağız kuruluğu, yine aynı radyasyon dalgası sebebiyle, radyasyona maruz kalmış gıda sebebiyle olmakta.

Bunun Karoglan Raşit Tunca usulü ile Tedavi yöntemi:


Özellikle Kurutulmuş portakal kabuğundan, (Mevsimindeyseniz ve pazarda varsa Tazeside olabilir) baş parmağınızın tırnağının büyüklüğünde, ağızda, çiğneyerek ten yemek, tükürük bezlerinin tekrar faaliyete geçmesini sağlar. deneyin tükürük bezlerinin tekrar faaliyet haline geçtiğini göreceksiniz, ve tükürüğünüzün yeniden çoğaldığını ağız kuruluğunun gittiğini fark edeceksiniz. Fazla tüketmeyin, içindeki asit, bu sefer de mide ve bağırsak sisteminde sorunlara yol açabilir,

Dozaj : Birkaç günde 1 defa, veya haftada bir defa, gerekli olduğunda günde 1 defa da alınabilir.

Bu bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesidir

Raşit Tunca

Schrems Şehri, Kasım ayının on altısı iki bin yirmi iki

internet aramamda bulduğum, bu konudaki bir makalede altta yer alıyor

Ağız Kuruluğu Nedir?

Ağzı ıslak tutmak, dişlerde çürük oluşumunu engellemek, ağız içi enfeksiyonları önlemek, sindirim, konuşma ve yutma işlemlerini kolaylaştırmak gibi görevleri bulunan tükürüğün az salgılanması durumunda ağız kuruluğu görülebilir. Tıp dilinde “kserostomi” olarak adlandırılan ağız kuruluğuna yüzlerce ilaç, radyasyon, psikolojik faktörler ve bazı sistemik rahatsızlıklar neden olabilir. Sağlıklı bir bireyde 24 saat içerisinde 500 ml üretilen tükürüğün azalması, konuşma ve yutma güçlüğüne neden olarak kişiyi olumsuz etkileyebileceği gibi, bazı hastalıkların habercisi de olabilir. Ağız kuruluğu, tek başına bir hastalık olarak tanımlanmasa da neden olabileceği hastalıkların önüne geçmek için tedavi edilmesi ve göz ardı edilmemesi gereken bir durumdur.

Ağız Kuruluğu Nedenleri
İlaçlar


500’den fazla ilacın yan etkisi olarak ağız kuruluğu görülebilir. Salgılanan tükürük miktarını azaltarak ağız kuruluğuna neden olan bazı ilaçlar şu şekilde sıralanabilir:

        Anti-anksiyete ilaçları
        Antikolinerjikler
        Antikonvülsanlar
        Antidepresanlar
        Antiemetikler
        Antihipertansifler
        Antiepileptikler
        Antiparkinson ilaçlar
        Diüretikler
        Bronkodilatörler
        Kemoterapi ilaçları
        Kas gevşetici ilaçlar
        Sedatif ilaçlar

Radyasyon

Baş ve boyun bölgesine alınan radyasyon, tükürük bezlerini etkileyerek ağız kuruluğuna yol açabilir. Radyasyona karşı oldukça hassas olan tükürük bezlerinin maruz kalma derecesine bağlı olarak kuruluğun şiddeti değişiklik gösterebilir.
Kronik ve Sistemik Hastalıklar

Bazı hastalıkların belirtileri arasında ağız kuruluğu bulunur. Tükürük üretimine bağlı olarak da gelişebilen ağız kuruluğunun görüldüğü hastalıklar ise şu şekildedir:

        Sjögren sendromu
        Diyabet
        HIV ve AIDS
        Bulimia gibi yeme bozuklukları
        Anemi
        Tiroid hastalıkları
        Kistik fibrozis
        Tüberküloz (verem)
        Parkinson hastalığı
        Sistemik lupus eritamatozus
        İnme
        Kabakulak hastalığı
        Eklem iltihabı
        Graft-versus-Host hastalığı
        Bell paralizisi
        Amiloidoz
        Kronik böbrek yetmezliği sendromu
        Kronik sıvı kaybı (dehidratasyon)
        Siyalolitiazis

Diğer Nedenler

Ağız kuruluğuna neden olabilecek diğer faktörler ise şu şekildedir:

        Tükürük bezlerinin ameliyatla alınması
        Kafa ve boyun bölgesinde meydana gelen sinir hasarı
        Burun Tıkanıklığı Yapan Hastalıklar
        Anatomik sorunlar (burun kemik eğriliği, konka büyümesi)
        Sigara içmek
        Ağızdan nefes alma
        Horlama
        Kuru hava
        Fazla kahve ya da alkol tüketimi
        Hamilelik
        Stres
        Baharatlı yiyecekler

Ağız Kuruluğu Belirtileri

Uzun süre devam eden ağız kuruluğuna bazı belirtiler eşlik edebilir. Yaygın olarak görülen belirtiler şu şekildedir:

        Sık sık susama
        Kuru ve kırmızı dil
        Dudak çatlakları
        Aft şeklinde ağız yaraları
        Ağızda yapışkanlık hissi
        Boğaz kuruluğu ve ağrısı
        Dilde karıncalanma hissi
        Çiğneme, tat alma ve yutmada güçlük
        Konuşma problemleri
        Ses kısıklığı
        Ağız kokusu
        Tükürük bezlerinde büyüme
        Diş çürüklerinde artış
        Diş eti iltihabı
        Ağızda mantar oluşumu
        Takma dişleri kullanmada zorluk

Ağız Kuruluğu Tanısı

Pek çok farklı nedene bağlı olarak ağız kuruluğu ortaya çıkabileceği için doğru tanı konulması ve buna uygun bir tedavi planının oluşturulması oldukça önemlidir. Kullanılan ilaçlar, tıbbi geçmiş ve varsa diğer hastalıklar muayene sırasında doktor tarafından sorgulanır ve ağızdan muayene yapılır. Ağızda görülen kuruluk, tanı koymak için yeterli olmayabilir. Ağız kuruluğuna neden olan rahatsızlığı ya da durumu tespit etmek için kan testleri, tükürük üretimi testleri ve sialografi, ultrasonografi, MR ve BT gibi yöntemlerle tükürük bezlerinin görüntülenmesi gerekebilir. Tükürük bezlerinden alınacak biyopsi ise Sjögren sendromu gibi rahatsızlıkların görüldüğü durumlarda kullanılan bir yöntemdir.

Ağız Kuruluğu Tedavisi

Ağız kuruluğu tedavisinde kullanılan yöntemler kuruluğun şiddeti ve varsa altta yatan diğer faktörlere göre değişiklik gösterebilir. Ağız kuruluğu yaşayan kişilerin dikkat etmesi gerekenler ve tedavi yöntemleri aşağıda sıralanmıştır:

        İlaçtan kaynaklı ağız kuruluğu durumunda doktora başvurulmalı ve ilacın dozu ya da ilaç değiştirilmelidir.
        Yutmayı kolaylaştırma amacıyla sık sık su içilmelidir.
        Ağız gargarası, jel ve spreyler ile ağızdaki nem miktarı artırılabilir.
        Yapay tükürük ürünleri ile ağız kuruluğunun önüne geçilebilir.
        Aromalı diş macunu ve gargara kullanımından uzak durulmalıdır.
        Şekersiz sakız ya da pastiller çiğnenebilir.
        E vitamini yönünden zengin kremler, dudak kuruluğu için kullanılabilir.
        Baharatlı yiyeceklerden kaçınılmalı ve yemekler çok sıcak tüketilmemelidir.
        Ev ve iş yerindeki nem dengesine dikkat edilmeli, kuru havadan kaçınılmalıdır.
        Alkol, sigara ve kafein tüketilmemelidir.
        Ağız yerine burundan nefes alınmalıdır.
        Sjögren sendromuna bağlı ağız kuruluğu durumunda pilokarpin kullanılabilir.

Ağız Kuruluğu Hakkında Sık Sorulan Sorular


Ağız kuruluğuna neden olan rahatsızlığı ya da durumu tespit etmek için kan testleri, tükürük üretimi testleri ve sialografi, ultrasonografi, MR ve BT gibi yöntemlerle tükürük bezlerinin görüntülenmesi gerekebilir.

Kaynak

Alıntı makale medicana dan
   

Chemtrails mi Chemiespry mi?

Chemtrails Komplo Teorisi” Nedir?

Chemtrail Ne Demek?

Chemtrails komplo teorisi inanan kişiler, iddia edilen kimyevî püskürtmenin nedeninin Güneş radyasyonunu kontrol etme çabası olarak, nüfus kontrolü, psikolojik manipülasyon, biyolojik ya da kimyavi savaş ortaya çıkabileceği, hava durumunu değiştirme ve bu izlerin teneffüs hastalıkları başta olmak üzere başka sağlık problemlerine de neden olabileceğini gösterirler.

Chemtrails Etkileri Nelerdir?

Duman izleri, çok yüksekliklerde 8–16 kilometre derinlikte meydana gelir. Bu yüksekliklerde püskürtülen hangi kimyevî madde olursa olsun bir zarar vermeden havada dağılarak yüzlerce kilometre uzağa düşer ya da yere inmeden yapısı bozulur iddiası ortaya atılıyor. Buna karşın, içerdiği nano partiküller canlılara ve Doğa'ya büyük zararlar verdiği iddia edilir.

Chemtrail Komplo Teorisi Nedir?

Chemtrail komplo teorisi, Sadece normal su tabanlı yoğunlaşma izleri rutin bir şekilde yüksekten uçan uçaklarca belli atmosferik şartlar altında bırakılması gerekir. Savunucularınca kimyevi püskürtmenin yapılmakta olduğunu ispatlamasına rağmen yaptıkları çeşitli incelemeler kusurlu bulunmuş ya da yanlış anlaşılmalarla açıklanmıştır. Ama bu yanlış anlaşılmalar da gerektiğinde kurgulandırma projesine dahil edilebilir. Bu teori bazı bilim insanları tarafından reddedilmiş olsa da araştırmalar hala devam diyor.

Olayın aslı Biyolojik çip yada Genetik çip fışkırtılması püskürtme
asıl isimi Chemtrails değil ki Chemispray yada chemsprey  (Kimyasal Sprey)


Olay zamanında, onu fışkırtan uçak izlerini gördüğünüzde, birkaç, yada bir saat sonra, o merkezde dolaştığınızda, o genetik, yada biyolojik çiplerin, vücüdünüza yapıştığını, ve vücudunuzda ki kıl deliğinden girip, yağ hücresini ele geçirip, beslendiğini, ve aynı bir telefondan, ve internetli telefondan daha iyi, merkeze, sizin hakkınızda, bilgi gönderebildiği, ve sizede,  aynı kanaldan, bilgi gelip, herhangi bir bölgenizde, ağrı ve hastlalık oluşturabildiğidir. Rüya yolu veya, yada düşnce de aktarabildiği ve sizi manuple edebileceğidir. Dışarı çıktıkdan sonra,  vücudunuzda çıplak bölgelerde yada yada kafa derinizde,  yeni şişmiş, kaşınan, kara noktalardan, yani ölmüş yağ hücrelerine rastlarsanız, bilin ki, o çip üzerinize düşmüş, ve size dahil olmuş, ve aynen Matrix filimindeki, Neo'nun göbeğinden giren kurtcuk, ve hem biyolojik hem metalik, bir iğne kadar sert bir çip,  ve bunu aynen ayrık otunun toprağı taşı itmesi ve yüze çıkması gibi, yumuşacık ayrık otu toprağı taşı nasıl deliyorsa bu çipte aynı, hem biyolojik bir hücre halinde hemde bir metal halini alabliyor, ve ayrık otunu taklit etmişler vesselam


Chemtrails mi, Chemispray mi?
“Chemtrails Komplo Teorisi” Nedir?
Chemtrail Ne Demek?

Chemtrails komplo teorisine inanan kişilere göre, gökyüzünde uçakların arkasında bıraktığı izler yalnızca normal yoğunlaşma izlerinden ibaret değildir. Bu kişilere göre söz konusu izlerin, çeşitli kimyevî maddelerin atmosfere püskürtülmesi sonucunda oluştuğu ileri sürülmektedir.
Bu iddialarda, söz konusu kimyevî püskürtmenin Güneş radyasyonunu kontrol etme, nüfus kontrolü, psikolojik manipülasyon, biyolojik veya kimyevî savaş, hava durumunu değiştirme gibi amaçlarla yapılabileceği öne sürülmektedir.
Ayrıca bu izlerin, başta teneffüs hastalıkları olmak üzere çeşitli sağlık problemlerine ve çevre üzerinde başka olumsuz etkilere neden olabileceği de iddia edilmektedir.
Chemtrail Etkileri Nelerdir?
Uçakların bıraktığı izlerin yaklaşık 8–16 kilometre yüksekliklerde meydana geldiği belirtilmektedir. Bu yüksekliklerde atmosfere püskürtüldüğü iddia edilen kimyevî maddelerin, havada dağılarak yüzlerce kilometre uzağa taşınabileceği veya yere ulaşmadan önce yapısının bozulabileceği yönünde görüşler bulunmaktadır.
Buna karşılık chemtrail iddialarını savunan bazı kişiler, bu maddelerin içerisinde nano partiküller bulunduğunu ve bunların canlılara, insan sağlığına ve doğaya zarar verebileceğini ileri sürmektedir.
Chemtrail Komplo Teorisi Nedir?
Chemtrail komplo teorisine göre, gökyüzünde uçakların arkasında görülen uzun süreli izlerin tamamı yalnızca normal su buharı ve yoğunlaşma izleri değildir.
Normal şartlarda, yüksek irtifada uçan uçakların belirli atmosferik şartlarda yoğunlaşma izleri bırakması mümkündür. Ancak chemtrail teorisini savunanlar, bazı izlerin normal yoğunlaşma izlerinden farklı olduğunu ve bunların kimyevî püskürtme sonucunda meydana geldiğini iddia etmektedir.
Bu konuda çeşitli araştırmalar ve incelemeler yapılmış, ancak chemtrail iddialarını desteklediği ileri sürülen bazı çalışmaların kusurlu olduğu veya farklı şekillerde yorumlanabileceği de ifade edilmiştir. Teoriyi savunanlara göre ise bu durum, iddiaların tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemekte ve konunun araştırılması gerektiği düşünülmektedir.


Olayın Aslı: Biyolojik Çip veya Genetik Çip Püskürtülmesi İddiası
Asıl İsim Chemtrails Değil, Chemispray veya Chemsprey mi?

Benim üzerinde durduğum asıl iddia, olayın yalnızca kimyevî maddelerin atmosfere püskürtülmesiyle sınırlı olmadığıdır.
Bu görüşe göre, uçaklardan atmosfere bırakıldığı iddia edilen maddelerin içerisinde biyolojik veya genetik özellik taşıyan çok küçük çiplerin de bulunabileceği ileri sürülmektedir.
Bu iddiaya göre, uçakların bıraktığı izlerin görüldüğü bir bölgeye birkaç dakika veya yaklaşık bir saat sonra girildiğinde, havaya bırakıldığı öne sürülen bu biyolojik veya genetik yapıların insan vücuduna temas edebileceği ve vücuda dahil olabileceği düşünülmektedir.
İddiaya göre bu yapıların, insan vücudundaki kıl gözeneklerinden veya cildin farklı bölgelerinden içeri girebildiği, yağ hücrelerine ulaşarak burada bulunduğu ve insan vücuduyla bir çeşit bağlantı kurabildiği ileri sürülmektedir.
Bu görüşü savunanlara göre söz konusu yapıların, bir cep telefonu veya internet bağlantılı bir cihazdan daha gelişmiş bir iletişim mekanizmasına sahip olabileceği; insan hakkında merkeze bilgi gönderebileceği ve aynı kanal üzerinden kişiye çeşitli sinyaller gönderilebileceği iddia edilmektedir.
Bunun sonucunda kişinin vücudunun herhangi bir bölgesinde ağrı, rahatsızlık veya hastalık meydana getirilebileceği; hatta düşünce ve rüya yoluyla insanın etkilenebileceği ve manipüle edilebileceği ileri sürülmektedir.
Vücuda Girdiği İddia Edilen Çipler
Bu iddialara göre, söz konusu yapıların vücuda girdikten sonra zaman içerisinde dışarıdan fark edilebilecek bazı belirtiler oluşturabileceği düşünülmektedir.
Özellikle çıplak cilt bölgelerinde veya kafa derisinde yeni oluşmuş, şişmiş, kaşınan veya siyah noktaya benzeyen oluşumların meydana gelmesi, bazı kişiler tarafından bu yapıların vücuda dahil olduğunun bir işareti olarak yorumlanmaktadır.
İddiaya göre bu siyah noktaların, ölmüş yağ hücreleriyle bağlantılı olabileceği ve söz konusu yapının cilt içerisinde bulunduğunu gösterebileceği düşünülmektedir.
Bu anlatımlarda söz konusu yapıların hem biyolojik bir hücreye benzeyen bir yapı hem de gerektiğinde metal benzeri, sert ve iğne ucu şeklinde bir yapı hâline gelebildiği ileri sürülmektedir.
Ayrık Otu Benzetmesi
Bu konuda yapılan anlatımlarda dikkat çeken başka bir benzetme de ayrık otu üzerinden yapılmaktadır.
Ayrık otunun toprağın içerisinde ilerleyerek sert toprağı aşması ve tekrar yüzeye çıkması gibi, söz konusu olduğu iddia edilen bu yapıların da insan cildinin içerisinde ilerleyebildiği ileri sürülmektedir.
Bu nedenle, iddiayı savunan bazı kişiler tarafından bu yapıların ayrık otunun hareket ve gelişim biçimini taklit edecek şekilde tasarlanmış olabileceği düşünülmektedir.
İğne Ucu Gibi Dışarı Çıkan Metalik Yapı İddiası
Benim özellikle üzerinde durduğum anlatımlardan biri de bu yapıların cilt dışına iğne ucu veya anten gibi sert, metalik bir parça çıkarabildiği iddiasıdır.
Bu anlatımlara göre kişi, cildinden dışarı doğru çıkan bu sert ve iğne benzeri parçayı fark ettiğinde onu eliyle tutup çıkarmaya çalışabilmektedir.
Ancak iddiaya göre, kişi çıkarmaya çalıştığında yapı tekrar cildin içerisine doğru ilerlemekte ve daha derine batmaktadır. Kişi çıkarmaktan vazgeçtiğinde ise söz konusu parçanın yeniden cilt yüzeyine doğru çıktığı ve küçük bir anten veya metal parça gibi göründüğü ileri sürülmektedir.
Bu konuda internette çeşitli videolarda benzer olayları anlattığını söyleyen kişilerin bulunduğu ve onların da vücutlarından çıkarmaya çalıştıkları bu tür yapıların tekrar içeriye doğru girdiğini iddia ettikleri görülmektedir.
Bütün bu anlatımların ortak noktasında ise, söz konusu olduğu ileri sürülen yapının hem biyolojik hem de metalik özellikler taşıyabildiği, insan vücuduna girdikten sonra içeride hareket edebildiği ve gerektiğinde tekrar cilt yüzeyine doğru çıkabildiği iddiası bulunmaktadır.
Benim Yorumum
Buraya kadar anlatılanların içerisinde özellikle biyolojik veya genetik çipler, vücuda giren iğne benzeri metalik yapılar, bunların cilt içerisinde hareket etmesi, anten gibi dışarı çıkması, insan hakkında bilgi göndermesi ve düşünce veya rüyalar yoluyla insanı manipüle etmesi konuları benim kendi değerlendirmem ve üzerinde durduğum iddialardır.
Benim kanaatime göre, olayın yalnızca “Chemtrails” olarak adlandırılması yeterli değildir. Eğer gerçekten böyle bir püskürtme ve bunun içerisinde biyolojik veya genetik özellik taşıyan yapıların bulunması söz konusuysa, bunun “Chemispray” veya “Chemsprey”, yani kimyasal spreyleme şeklinde ifade edilmesinin daha doğru olabileceğini düşünüyorum.
Bu bölümde anlattığım görüşler benim kendi yorumumdur.




Raşit Tunca

29.10.2022
Kirmiziisik-2

Raşit Tunca nın Grafik Tasarımları Part 1

Kirmiziisik-2

Merhaba Dostlar Bu Bölümümüzde  Grafik Tasarımlarımdan Örnekler Sunacağım.
Eski Grafik Tasarımlarım Resim Bölümümüzde  Mevcut, Buraya 01.09.2026 dan Sonra Tasarladığım
Yeni Tasarımlarımdan Örnekler Ekliyeceğim

Resimi Tam Boyut Görmek için Üstüne Tıkla

Resmin üzerine tıkladığınızda veya dokunduğunuzda görsel orijinal boyutlarında yeni bir sekmede ya da ekran içinde büyütülmüş olarak açılır.

Kirmiziisik-2

Birinci Bölüm

Kirmiziisik-2

Arapça Calligraphy Hat Yazılı Dini Grafik Resimler V060920260101

Resimi Tam Boyut Görmek için Üstüne Tıkla

Resmin üzerine tıkladığınızda veya dokunduğunuzda görsel orijinal boyutlarında yeni bir sekmede ya da ekran içinde büyütülmüş olarak açılır.

   

   

   

   

   

   

   

Calligraphy,Allah,Muhammed,Resim,dini,islam,islamic,religiöse,hatyazisi,diniresim,Hat,Hatsanatı,hatyazısı,tezhib,rasit,RasitTunca,
RaşitTunca,Kelimei Tevhid,Kelimei Tevhid Yazılı,Salavat Yazılı,Allah Yazılı,Muhammed Yazılı,Besmele Yazılı,Metal İşleme, Kaligrafi,
Altın Metal Tasarım, İslami Sanat, CNC, Dekorasyon, El Sanatları,golden,Altın,AltınÇerçeveli,goldenframes,cadres,golden,Altınlı,
silver,gümüş,red,yellow,green,blue,pink,purple,orange,

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)