<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Rashit Tunca Board - 2018 VAAZLARI ARŞİVİ]]></title>
		<link>https://rashittunca.com/</link>
		<description><![CDATA[Rashit Tunca Board - https://rashittunca.com]]></description>
		<pubDate>Thu, 15 Oct 2026 00:01:24 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[iki kişinin üçüncüsü Allah olursa]]></title>
			<link>https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44174</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 20:21:03 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashittunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44174</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİ KİŞİNİN ÜÇÜNCÜSÜ ALLAH OLURSA</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kar©glan'ın 2 Ocak 2018 Vaazı)</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Lâ tahzen innallâhe me'anâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Üzülme! Allah bizimle beraberdir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm, Tevbe Suresi, 40. ayetten pasaj)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوَىٰ ثَلَاثَةٍ إِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ إِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَا أَدْنَىٰ مِنْ ذَٰلِكَ وَلَا أَكْثَرَ إِلَّا هُوَ مَعَهُمْ أَيْنَ مَا كَانُوا ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
E lem tera ennallâhe ya'lemu mâ fis semâvâti ve mâ fil ard. Mâ yekûnu min necvâ selâsetin illâ huve râbiuhum ve lâ hamsetin illâ huve sâdisuhum ve lâ ednâ min zâlike ve lâ eksera illâ huve meahum eyne mâ kânû. Summe yunebbiuhum bimâ amilû yevmel kıyâmeh. İnnallâhe bikulli şey'in alîm.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini görmedin mi? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüleri mutlaka O'dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncıları mutlaka O'dur. Bundan daha az veya daha çok olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, O mutlaka onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm, Mücâdele Suresi, 7. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEVR MAĞARASINDAKİ TEVEKKÜL</span></span><br />
<br />
Hicret sırasında Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ile Hz. Ebû Bekir, Sevr Mağarası'nda bulunuyorlardı. Hz. Ebû Bekir, kendilerini arayanların mağaranın yakınına kadar gelmesinden endişe ederek şöyle dedi:<br />
<br />
“Yâ Resûlallah! Onlardan biri eğilip ayaklarının dibine baksa bizi görebilir.”<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ise ona Allah'a güvenmesini hatırlatarak şu meşhur sözü söyledi:<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
“Üzülme! Allah bizimle beraberdir.”<br />
<br />
Bu söz, zor zamanlarda müminin nasıl bir iman ve tevekkül içinde olması gerektiğini anlatır. İnsan elinden gelen tedbiri alır; ancak bütün sonuçların kendi kontrolünde olmadığını da bilir. Tevekkül, tedbiri terk etmek değil, gerekeni yaptıktan sonra Allah'a güvenmektir.<br />
<br />
Peygamber Efendimizin bu sözü, insanın yalnız kaldığını düşündüğü zamanlarda da Allah'ın ilminden, kudretinden ve yardımından ümit kesmemesi gerektiğini hatırlatır.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Rivayet için bk. İsfahânî, Delâil, s. 278)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SALÂT VE SELÂM</span></span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَعَلَىٰ آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَىٰ إِبْرَاهِيمَ وَعَلَىٰ آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَعَلَىٰ آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَىٰ إِبْرَاهِيمَ وَعَلَىٰ آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm. İnneke hamîdün mecîd.<br />
<br />
Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm. İnneke hamîdün mecîd.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YOLCULUĞUMUZA BAŞLIYORUZ</span></span><br />
<br />
Ey kardeşim! Bugünkü tefekkürümüzün konusu, iki kişinin üçüncüsünün Allah olmasıdır. Bu ifadeyi doğru anlamak gerekir. Allah'ın kullarıyla beraber olması, O'nun her şeyi bilmesi, görmesi ve hiçbir şeyin ilminden uzak kalmaması demektir. Bu beraberlik, Allah'ın insanlar gibi bir mekânda bulunması anlamına gelmez.<br />
<br />
İnsan bazen kendisini yalnız zanneder. Bir sırrını kimsenin bilmediğini, bir davranışının görülmediğini veya bir sözünün hiçbir zaman ortaya çıkmayacağını düşünebilir. Oysa Mücâdele Suresi'nin yedinci ayeti bize Allah'ın her şeyi bildiğini hatırlatır. İnsanların birbirlerinden gizledikleri sözler de yaptıkları işler de Allah'ın bilgisi dışına çıkamaz.<br />
<br />
Öyleyse hayatımızın her alanında bu bilinci taşımaya çalışalım. Konuşurken, yazarken, alışveriş yaparken, bir karar verirken veya kimsenin görmediğini düşündüğümüz bir yerde bulunurken Allah'a karşı sorumluluğumuzu unutmayalım.<br />
<br />
Bu bilinç insanı yalnızca korkuyla değil, aynı zamanda güven ve huzurla da yaşatır. Çünkü Allah'ın her şeyi bilmesi, yalnızca hatalarımızın bilinmesi demek değildir; samimi niyetlerimizin, çektiğimiz sıkıntıların, yaptığımız iyiliklerin ve kimsenin fark etmediği fedakârlıklarımızın da O'nun bilgisi dâhilinde olması demektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HER İŞTE DOĞRUYU VE GÜZELİ ARAMAK</span></span><br />
<br />
İnsanlar arasında farklı karakterler, farklı yetenekler ve farklı tercihler vardır. Her insanın aynı şekilde düşünmesi, aynı işi yapması veya aynı hayatı seçmesi beklenemez. Önemli olan, insanın kendi kabiliyetini tanıması ve onu hayırlı işlerde kullanmasıdır.<br />
<br />
Bazen bir işi yapmak diğerinden daha kolaydır. Bazen zor olanı başarmak daha fazla emek ve sabır ister. Ancak bir işin zor olması, onu yapan kişiyi kendiliğinden daha değerli hâle getirmediği gibi, kolay bir işi seçmek de insanı değersiz yapmaz. Değer, yalnızca zorlukta değil; niyette, gayrette, ahlakta ve yapılan işin hayra hizmet etmesindedir.<br />
<br />
Bir insanın başarısını başkasının başarısıyla kıyaslamak yerine, kendi imkânları içinde ne kadar gayret gösterdiğine bakması daha doğrudur. Herkesin imtihanı farklı olabilir. Kimi sabırla, kimi ilimle, kimi hizmetle, kimi de ailesine ve çevresine karşı sorumluluklarını yerine getirerek olgunlaşır.<br />
<br />
Bu sebeple kardeşlerim, birbirimizle yarışacaksak iyilikte yarışalım. Kim daha doğru sözlü olacak, kim daha merhametli davranacak, kim emaneti daha iyi koruyacak, kim ihtiyacı olan bir insana daha fazla yardımcı olacak? Asıl kazanılması gereken yarış budur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU</span></span><br />
<br />
İkinci bölümde yaratılış üzerine tefekkür, tabiatın farklılıkları, insanın tercihleri ve “Eğri mi, doğru mu daha hayırlıdır?” sorusu üzerinde duracağız.<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİ KİŞİNİN ÜÇÜNCÜSÜ ALLAH OLURSA</span></span><br />
<br />
<span style="color: #808080;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜM</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FARKLILIKLARIN İÇİNDEKİ HİKMETİ GÖREBİLMEK</span></span><br />
<br />
Değerli kardeşlerim!<br />
<br />
İnsan bazen bir olaya kendi bulunduğu yerden bakar ve kendi bakış açısını tek doğru zanneder. Hâlbuki hayatın içinde farklı şartlar, farklı kabiliyetler ve farklı ihtiyaçlar vardır. Bir insanın kolaylıkla yaptığı bir işi başka bir insan zorlanarak yapabilir. Birinin başarılı olduğu alanda diğeri başka bir alanda başarılı olabilir. Bu nedenle insanları yalnızca bir konuda gösterdikleri beceriye göre değerlendirmek doğru değildir.<br />
<br />
Mesela araba kullanırken park etmenin bile farklı yöntemleri vardır. Kimi sürücü aracını iki aracın arasına paralel olarak park eder, kimi geri geri yanaşır, kimi de aracını dik bir şekilde park eder. Her yöntemin kendine göre şartları ve incelikleri vardır. Buradan çıkaracağımız ders, bir yöntemin diğerinden her zaman üstün olduğu değil, şartları doğru değerlendirmenin ve gerekli beceriyi kazanmanın önemli olduğudur.<br />
<br />
Bu örnekleri insanların kadın veya erkek oluşuna göre üstünlük kurmak için kullanmamalıyız. İnsanların değeri cinsiyetleriyle, dış görünüşleriyle veya bir işi hangi yöntemle yaptıklarıyla ölçülmez. Allah katında asıl ölçü, takva, güzel ahlak ve salih ameldir.<br />
<br />
Öyleyse birbirimizle yarışacaksak iyilikte yarışalım. Birbirimizi küçük düşürmek yerine birbirimize yardımcı olalım. Bir başkasının başarısını kıskanmak yerine ondan öğrenmeye çalışalım. Çünkü insanın olgunluğu, başkasını yenmesinden önce kendi nefsini terbiye edebilmesinde ortaya çıkar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KÂİNATA BAKIP YARATILIŞ ÜZERİNE DÜŞÜNMEK</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
İnsan kâinata dikkatle baktığında muazzam bir düzenle karşılaşır. Güneş, Ay, Dünya, yıldızlar, bitkiler ve canlılar… Her birinin kendine özgü özellikleri vardır. Gece ve gündüzün birbirini takip etmesi, mevsimlerin meydana gelmesi, tohumların filizlenmesi ve canlıların yaşamlarını sürdürmesi insana yaratılış üzerine düşünme fırsatı verir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün değişmesinde akıl sahipleri için ibretler bulunduğu bildirilir. İnsan bu işaretler üzerinde düşündükçe hem kendi bilgisinin sınırlılığını fark eder hem de kendisine verilen nimetlerin kıymetini daha iyi anlar.<br />
<br />
Burada önemli bir hususu da belirtmek isterim: Kâinat hakkında düşündüğümüz her benzetmeyi bilimsel gerçek veya dinî hüküm olarak sunmamalıyız. Bir benzetme, insanın düşünmesine yardımcı olabilir; fakat astronomiyle ilgili bilgiler gözleme ve bilime, gayba ilişkin dinî bilgiler ise güvenilir dinî kaynaklara dayanmalıdır.<br />
<br />
Örneğin Ay’ın evreleri yaklaşık yirmi dokuz buçuk günlük bir döngü içinde tekrar eder. Dünya’nın mevsimleri yaşamasında ise eksen eğikliği önemli rol oynar. Bu düzenleri incelemek, insanın Rabbimizin yarattığı âlem üzerine tefekkür etmesine engel değildir; bilakis, doğru bilgiyle yapılan tefekkür daha sağlam bir anlayış kazandırır.<br />
<br />
Aynı şekilde insan ömrü, hayvanların yaşam süreleri, ağaçların büyümesi ve gök cisimlerinin hareketleri birbirinden farklıdır. Bunları tek bir sayı üzerinden açıklamaya çalışmak doğru olmaz. Cinlerin ömürleri veya gayb âlemindeki varlıkların kâinatta hangi yörüngelerde bulunduğu gibi konularda da kesin bilgimiz olmayan hususlarda hüküm vermekten kaçınmalıyız.<br />
<br />
Müminin yapması gereken, bildiği yerde bilgisiyle konuşmak, bilmediği yerde ise haddini bilmektir. Çünkü insanın her şeyi bilmemesi bir eksiklik değildir; bilmediğini kabul etmemesi ise onu yanlış kanaatlere sürükleyebilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TOHUMDAN MEYVEYE: YARATILIŞ ÜZERİNE BİR TEFEKKÜR</span></span><br />
<br />
Bir meyve ağacını düşünelim. Küçücük bir tohum toprağa düşer, uygun şartları bulduğunda filizlenir, kök salar, gövdesi ve dalları gelişir. Zaman içinde çiçek açar ve meyve verir. O meyvenin içinde de yeni bir hayatın başlangıcı olabilecek tohumlar bulunur.<br />
<br />
İnsan bu sürece baktığında hayatın ne kadar dikkat çekici olduğunu görür. Tohumun gelişebilmesi için suya, uygun sıcaklığa, toprağa ve başka çevresel şartlara ihtiyacı vardır. Her bitkinin kendine özgü gelişme biçimi bulunur. Bir elma çekirdeğinden elma ağacı, uygun şartlarda bir armut çekirdeğinden de armut ağacı gelişir.<br />
<br />
Bu örnek bize bir başka hakikati hatırlatır: İnsan da yetiştiği ortamdan, öğrendiklerinden, yaptığı tercihlerden ve kurduğu ilişkilerden etkilenir. Güzel söz, faydalı bilgi, sabır ve merhamet insanın iç dünyasını besler. Kibir, haset, öfke ve haksızlık ise insanın gönlünü karartabilir.<br />
<br />
Ancak insan bir bitki gibi yalnızca çevresinin esiri değildir. Aklı, iradesi ve tercihleri vardır. Yanlış yaptığında hatasını anlayabilir, tövbe edebilir ve kendisini düzeltmek için çaba gösterebilir. Bu sebeple hiçbir insanı geçmişiyle bütünüyle mahkûm etmemeli, kimsenin de kendiliğinden kusursuz olduğunu düşünmemeliyiz.<br />
<br />
İnsanların manevi gelişiminde ilim, güzel ahlak, ibadet, zikir ve samimi bir gayretin yeri vardır. Bir topluluğa veya yola mensup olmak da kişiye sorumluluk yükler. Kişi, mensubiyetini başkalarına üstünlük taslamak için değil, kendisini daha güzel ahlaklı ve daha faydalı bir insan hâline getirmek için değerlendirmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EĞRİ Mİ DAHA HAYIRLI, DOĞRU MU?</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim!<br />
<br />
Şimdi sizlere üzerinde düşünülmesi gereken bir soru sorayım: Eğri mi daha hayırlıdır, doğru mu? Yaz mı daha hayırlıdır, kış mı? Gece mi daha hayırlıdır, gündüz mü?<br />
<br />
Bu soruların cevabı, neyi kastettiğimize bağlıdır. Ahlak bakımından doğru olmak, dürüst davranmak ve adaletten ayrılmamak esastır. Haksızlığı doğru, doğruluğu da yanlış sayamayız. Fakat günlük hayatta her işi aynı yöntemle yapamayız. Bir aletin biçimi, kullanılacağı işe uygun olmalıdır. Bazı araçların belirli bir açıyla veya eğimli biçimde yapılması, görevlerini yerine getirmelerini sağlar.<br />
<br />
Buradan çıkarılacak ders şudur: Doğruluktan ayrılmamak başka, katı ve anlayışsız davranmak başkadır. İnsan dürüst olmalı; ancak merhameti de elden bırakmamalıdır. Hakkı savunmalı; fakat bunu yaparken gereksiz yere kalp kırmamalıdır. Gerektiğinde kararlı davranmalı, gerektiğinde de karşısındaki insanın durumunu anlayıp uygun bir yol seçmelidir.<br />
<br />
Halk arasında kullanılan bazı sözlerde, bir çivinin tahtaya girebilmesi veya bir tarım aletinin iş görebilmesi için biçiminin önemli olduğundan bahsedilir. Bu tür örnekler bize, her şeyin bir kullanım yeri ve amacı bulunduğunu anlatabilir. Fakat bu benzetmeleri ahlaki doğruluğun önemsiz olduğu şeklinde anlamamalıyız. İnsan ilişkilerinde ölçümüz dürüstlük, adalet, merhamet ve hikmet olmalıdır.<br />
<br />
Yazın ayrı nimetleri vardır, kışın ayrı. Gece dinlenmeye, gündüz çalışmaya vesile olabilir. Bununla birlikte insanlar ve canlılar için her mevsimin ve her vaktin kendine özgü şartları vardır. Birini diğerinden mutlak biçimde üstün saymak yerine, her birinin hayatımızdaki yerini anlamaya çalışmalıyız.<br />
<br />
Kadın ve erkek konusunda da aynı hassasiyet geçerlidir. Bir cinsiyeti diğerinden mutlak olarak üstün veya değersiz görmek doğru değildir. İnsanların kabiliyetleri ve sorumlulukları farklılık gösterebilir; fakat insanlık onuru ve Allah’a karşı sorumluluk bakımından herkes kendi amellerinden hesaba çekilir.<br />
<br />
Öyleyse asıl soru şudur: Biz doğruyu arıyor muyuz? Bir konuda yanıldığımızı fark ettiğimizde hatamızı düzeltebiliyor muyuz? Haklı çıkmayı mı, yoksa hakikate ulaşmayı mı daha çok önemsiyoruz?<br />
<br />
İşte insanın kendisine sorması gereken sorular bunlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HER İSTEDİĞİMİZ BİZİM İÇİN HAYIRLI OLMAYABİLİR</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Olur ki bir şey sizin için hayırlı olduğu hâlde siz onu hoş görmezsiniz. Olur ki bir şey de sizin için kötü olduğu hâlde siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”</blockquote>
<br />
[Bakara Suresi, 216. ayetin ilgili bölümü]<br />
<br />
Bu ayet, insanın her zaman kendi menfaatini bütünüyle bilemeyebileceğini hatırlatır. İnsan bazen çok istediği bir şeyin kendisine zarar vereceğini sonradan anlar. Bazen de başlangıçta hoşlanmadığı bir sorumluluğun kendisini olgunlaştırdığını fark eder.<br />
<br />
Fakat bu ayeti yanlış yorumlamamak gerekir. Başımıza gelen her sıkıntının mutlaka bizim için iyi olduğunu veya acı çeken bir insanın yaşadıklarını sorgulamaması gerektiğini söyleyemeyiz. Hayatta imtihanlar, haksızlıklar ve insanın önlem almasını gerektiren durumlar da vardır. Mümin, sabretmenin yanında tedbir alır, çözüm arar ve elinden gelen gayreti gösterir.<br />
<br />
Bizim görevimiz, her olayın bütün hikmetini bildiğimizi iddia etmek değil; doğru karar vermeye çalışmak, yanlışlarımızdan ders almak ve Allah’a güvenmektir. Bazen bir kapının kapanması başka bir yolun açılmasına vesile olabilir. Bazen de istediğimiz bir şeye ulaşmak için daha çok emek vermemiz gerekir. Her iki durumda da sabır, dua, akıl ve sorumluluk bilinciyle hareket etmeliyiz.<br />
<br />
Unutmayalım ki Allah’a tevekkül etmek, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Önce elimizden gelen doğru gayreti gösterir, sonra sonucu Allah’a havale ederiz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU</span></span><br />
<br />
Değerli kardeşlerim, bu bölümde kâinattaki düzene bakarak tefekkür etmenin, farklılıkları anlamanın ve doğruluktan ayrılmadan hikmetli davranmanın önemini ele aldık.<br />
<br />
Bir sonraki bölümde kıskançlığın ve nefsin insanı nasıl yanlış yollara sürükleyebileceği, dünya hayatının geçiciliği ve kötülüğe karşı güzel ahlakla nasıl davranılabileceği üzerinde duracağız.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİ KİŞİNİN ÜÇÜNCÜSÜ ALLAH OLURSA</span></span><br />
<br />
<span style="color: #808080;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÜÇÜNCÜ VE SON BÖLÜM</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KISKANÇLIK, NEFS VE KARDEŞLİK HUKUKU</span></span><br />
<br />
Değerli kardeşlerim!<br />
<br />
İnsanlık tarihinden ibret almamız gereken olaylardan biri, Hz. Âdem’in iki oğlunun kıssasıdır. Kur’an-ı Kerim’de Mâide Suresi’nin 27-31. ayetlerinde anlatılan bu kıssa, insanın iç dünyasında büyüyen kıskançlığın nasıl ağır sonuçlara yol açabileceğini gösterir.<br />
<br />
İki kardeş Allah’a birer kurban sunarlar. Birinin kurbanı kabul edilirken diğerininki kabul edilmez. Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyen kardeş, öfkesine ve kıskançlığına yenilerek diğerini öldürmekle tehdit eder. Diğeri ise Allah’tan korktuğunu bildirerek haksız yere elini kardeşine uzatmayacağını söyler. Fakat kıskançlığın ve öfkenin peşinden giden kişi, sonunda kardeşini öldürür ve büyük bir pişmanlıkla karşı karşıya kalır.<br />
<br />
Halk arasında bu iki kardeş Kabil ve Habil isimleriyle anılır. Ancak Kur’an-ı Kerim, onların isimlerini açıkça bildirmez. Kıssanın asıl üzerinde durmamız gereken yönü, isimlerden ziyade taşıdığı derstir.<br />
<br />
Bu kıssadan şunu öğreniyoruz: Başkasının iyiliğini kıskanmak, insanı kendi nefsinin esiri hâline getirebilir. İnsan, bir başkasının sahip olduğu nimeti kendisine verilmiş bir eksiklik gibi görmeye başladığında gönlünde haset büyüyebilir. Haset büyüdükçe insanın adalet duygusu zayıflayabilir ve kişi, normal şartlarda yapmayacağı yanlışlara yönelebilir.<br />
<br />
Mümin, kardeşinin iyiliğine sevinmeyi öğrenmelidir. Bir başkasının duasının kabul olması, bir işte başarılı olması veya insanlar tarafından sevilmesi, bizim değerimizi azaltmaz. Allah’ın nimetleri için birbirimizle kavga etmek yerine şükretmeyi ve birbirimize hayır dilemeyi öğrenmeliyiz.<br />
<br />
Ayrıca kıssada anlatılan ahlaki tutumu, her durumda kendimizi tehlikeye atmamız gerektiği şeklinde anlamamalıyız. Haksız yere cana kıymak haramdır; fakat insanın kendisini ve başkalarını korumak için meşru tedbirler alması da önemlidir. Şiddeti önlemek, gerektiğinde yardım istemek ve güvenli bir yere uzaklaşmak korkaklık değil, sorumluluk sahibi davranmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İNSANIN KIYMETİ DIŞ GÖRÜNÜŞÜYLE ÖLÇÜLMEZ</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim!<br />
<br />
İnsan bazen başkasının dış görünüşüne, malına, makamına veya sahip olduğu imkânlara bakarak değerlendirme yapar. Kimi zaman bir insanı güzel bulduğu için ona değer verir, kimi zaman da görünüşünü beğenmediği birini küçümser. Oysa dış görünüş, insanın ahlakını ve kalbinin durumunu tek başına göstermez.<br />
<br />
Bir insanın gerçek değerini anlamak için onun dürüstlüğüne, merhametine, emanete riayet etmesine ve insanlara nasıl davrandığına bakmak gerekir. Güzel görünmek, güzel ahlaklı olmakla aynı şey değildir. Mal sahibi olmak da insanı kendiliğinden üstün yapmaz.<br />
<br />
İnsanların eş seçiminde ve aile kurarken de yalnızca dış görünüşe veya geçici heveslere göre karar vermemesi gerekir. Karşılıklı saygı, güven, sorumluluk, inanç ve ahlaki uyum sağlıklı bir aile hayatının önemli unsurlarıdır. Bir insanın kiminle evleneceğini kesin biçimde Allah adına bildiğimizi iddia edemeyiz. Kişi dua etmeli, araştırmalı, istişare etmeli ve sorumluluğunun bilincinde olarak karar vermelidir.<br />
<br />
Hz. Yusuf’un kıssası da bu bakımdan üzerinde düşünülmeye değerdir. Hz. Yusuf, karşılaştığı ağır imtihanlar içinde iffetini korumaya çalışmış ve kendisini günaha çağıran durumdan Allah’a sığınmıştır. Onun kıssasından, insanın zor şartlarda bile ahlaki ilkelerini koruması gerektiğini öğrenebiliriz.<br />
<br />
Buradaki mesele, insanların dış görünüşlerini karşılaştırmak veya kimin kime layık olduğunu kibirle belirlemek değildir. Asıl mesele, nefsin istekleri karşısında ahlakı koruyabilmektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÜNYA HAYATI GEÇİCİDİR</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
Dünya hayatı bize uzun görünebilir. İnsan gençliğinde önünde uzun yıllar bulunduğunu düşünür; zaman ilerledikçe günlerin ve yılların nasıl geçtiğini daha iyi anlar. Mal, makam, şöhret ve dünya nimetleri insanın elinde sonsuza kadar kalmaz. Bu nedenle insan, dünya hayatını yalnızca geçici menfaatlerin peşinden koşarak tüketmemelidir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de En‘âm Suresi’nin 32. ayetinde dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğu, ahiret yurdunun ise takva sahipleri için daha hayırlı bulunduğu bildirilir. Bu ifade, dünya hayatında hiçbir sorumluluğumuz olmadığı anlamına gelmez. Aksine dünya, iyilik yapmak, emek vermek, ailemize ve çevremize karşı görevlerimizi yerine getirmek için bize verilmiş bir fırsattır.<br />
<br />
İnsan çalışmalı, helalinden kazanmalı, ailesine bakmalı, komşusunun hakkını gözetmeli ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmelidir. Dünya nimetlerinden yararlanırken ahireti unutmamalıdır. Ne dünyayı her şeyin amacı hâline getirmeli ne de dünya sorumluluklarını ihmal ederek dinî hayat yaşadığını zannetmelidir.<br />
<br />
Önemli olan, sahip olduğumuz nimetleri nerede ve nasıl kullandığımızdır. Malımızı iyilik için kullanabiliyor muyuz? Bilgimizi insanlara fayda sağlamak için değerlendiriyor muyuz? Dilimizle insanları incitmek yerine onlara teselli verebiliyor muyuz? Elimizdeki imkânları haksızlık için mi, hayır için mi kullanıyoruz?<br />
<br />
İşte insanın kendisine sorması gereken sorular bunlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KÖTÜLÜĞÜ İYİLİKLE KARŞILAMAK</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ, Fussilet Suresi’nin 34. ayetinde şöyle buyurur:<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olan davranışla sav.”</blockquote>
<br />
Bu ayet, insanın öfkesine kapılıp kötülüğe kötülükle karşılık vermek yerine, mümkün olduğunda daha güzel bir davranış seçmesini öğütler. Bir insan bize kaba davrandığında biz de aynı kabalıkla karşılık verirsek anlaşmazlık büyüyebilir. Fakat sakin kalabilir, doğru söz söyleyebilir ve meseleyi adaletli bir şekilde çözmeye çalışabilirsek düşmanlığın azalmasına vesile olabiliriz.<br />
<br />
Bununla birlikte ayeti, haksızlığa sessiz kalmak veya kendimizi her türlü tehlikeye açık bırakmak şeklinde anlamamalıyız. Kötülüğe güzel davranışla karşılık vermek, suçun üzerini örtmek veya zalimin zulmünü sürdürmesine izin vermek değildir. Gerektiğinde sınır koymak, hakkını meşru yollarla aramak ve başkalarını korumak da sorumluluğumuzun bir parçasıdır.<br />
<br />
Güzel ahlak, güçsüzlük değildir. İnsan öfkelendiği hâlde kendisini kontrol edebiliyorsa, elinde imkân bulunduğu hâlde haksızlık yapmıyorsa ve haklı olduğu bir konuda bile ölçüyü koruyabiliyorsa nefsine karşı mücadele ediyor demektir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de kötülüğü en güzel davranışla savma öğüdünün ardından, arada düşmanlık bulunan kişinin yakın bir dost gibi olabileceği bildirilir. Bu, güzel davranışın ilişkileri iyileştirebileceğini anlatır; fakat her insanın mutlaka değişeceğine veya her düşmanlığın sona ereceğine dair bir garanti değildir.<br />
<br />
Bizim görevimiz güzel ahlakı korumak, adaletten ayrılmamak ve sonucu bütünüyle kontrol edemeyeceğimizi bilmektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİ KİŞİNİN ÜÇÜNCÜSÜ ALLAH OLURSA</span></span><br />
<br />
Şimdi vaazımızın başındaki konuya tekrar dönelim: İki kişinin üçüncüsü Allah olursa ne demektir?<br />
<br />
Allah’ın bizimle beraber olması, O’nun ilminden hiçbir şeyin gizli kalmaması ve her hâlimizi bilmesi demektir. Biz insanlar arasında gizli konuştuğumuzu düşünebiliriz; fakat Allah sözlerimizi, niyetlerimizi ve davranışlarımızı bilir.<br />
<br />
Bu bilinç, insanı hem kötülükten uzaklaştırmalı hem de iyiliğe teşvik etmelidir. İnsan yalnızken de başkasının hakkını gözetmeli, kalabalıkta da dürüst olmalıdır. Bir insanı kandırma imkânı bulduğunda, kimsenin kendisini görmediğini düşünerek haksızlık etmemelidir.<br />
<br />
Çünkü müminin ahlakı, yalnızca insanların yanında nasıl davrandığıyla ölçülmez. Asıl samimiyet, insanın kimse görmediğinde de doğru olanı yapmaya gayret etmesidir.<br />
<br />
İki kişi bir mesele hakkında konuşurken Allah’ın kendilerini bildiğini hatırlarsa sözlerini daha dikkatli seçer. Bir anlaşmazlık sırasında Allah’ın adaleti gözettiğini düşünürse öfkesini kontrol etmeye çalışır. Bir başkasının hakkını yemeyi düşündüğünde hesap vereceğini hatırlarsa kendisini sorgular.<br />
<br />
Bu anlayış insanı korkuyla felç etmek için değil, bilinçli ve sorumlu yaşamaya yöneltmek içindir. Allah’ın bizi bildiğini hatırlamak, aynı zamanda O’na dua edebileceğimizi, tövbe edebileceğimizi ve doğru yola yönelmek için gayret gösterebileceğimizi de hatırlatır.<br />
<br />
Öyleyse kardeşlerim, birbirimizle konuşurken sözlerimize dikkat edelim. Birbirimizi yargılamadan önce anlamaya çalışalım. Kıskançlık yerine kardeşliği, kibir yerine tevazuyu, intikam yerine adaleti, kabalık yerine güzel sözü tercih edelim.<br />
<br />
Birbirimizden üstün olduğumuzu ispat etmeye çalışmak yerine, bugün dünden daha iyi bir insan olmak için gayret edelim. Çünkü insanın en önemli mücadelesi, başkalarının kusurlarını saymak değil, kendi nefsini tanımak ve düzeltmeye çalışmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SON SÖZ VE DUA</span></span><br />
<br />
Değerli kardeşlerim!<br />
<br />
Bu vaazımızda Allah’ın her şeyi bildiğini hatırlamanın, kâinat üzerinde düşünmenin, farklılıkları anlayışla karşılamanın, kıskançlıktan uzak durmanın ve kötülüğe karşı güzel ahlakı korumanın önemini ele aldık.<br />
<br />
Dileğimiz odur ki sözlerimiz yalnızca kulaklarımızda kalmasın; davranışlarımıza da yansısın. Doğruyu öğrendiğimizde ona uymaya, yanlışımızı fark ettiğimizde onu düzeltmeye, bir kardeşimizin sıkıntısını gördüğümüzde ona yardımcı olmaya gayret edelim.<br />
<br />
Rabbimiz bizleri hakkı arayan, hakikati gördüğünde kabul eden, bâtıldan uzak duran ve insanlara faydalı olan kullarından eylesin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DUA</span></span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Allah’ım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona tabi olmayı nasip eyle. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip eyle.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ve âhıru da‘vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfirullahe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span></span><br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 2 Ocak 2018 Salı<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar © glan</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİ KİŞİNİN ÜÇÜNCÜSÜ ALLAH OLURSA</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kar©glan'ın 2 Ocak 2018 Vaazı)</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Lâ tahzen innallâhe me'anâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Üzülme! Allah bizimle beraberdir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm, Tevbe Suresi, 40. ayetten pasaj)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوَىٰ ثَلَاثَةٍ إِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ إِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَا أَدْنَىٰ مِنْ ذَٰلِكَ وَلَا أَكْثَرَ إِلَّا هُوَ مَعَهُمْ أَيْنَ مَا كَانُوا ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
E lem tera ennallâhe ya'lemu mâ fis semâvâti ve mâ fil ard. Mâ yekûnu min necvâ selâsetin illâ huve râbiuhum ve lâ hamsetin illâ huve sâdisuhum ve lâ ednâ min zâlike ve lâ eksera illâ huve meahum eyne mâ kânû. Summe yunebbiuhum bimâ amilû yevmel kıyâmeh. İnnallâhe bikulli şey'in alîm.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini görmedin mi? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüleri mutlaka O'dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncıları mutlaka O'dur. Bundan daha az veya daha çok olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, O mutlaka onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm, Mücâdele Suresi, 7. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEVR MAĞARASINDAKİ TEVEKKÜL</span></span><br />
<br />
Hicret sırasında Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ile Hz. Ebû Bekir, Sevr Mağarası'nda bulunuyorlardı. Hz. Ebû Bekir, kendilerini arayanların mağaranın yakınına kadar gelmesinden endişe ederek şöyle dedi:<br />
<br />
“Yâ Resûlallah! Onlardan biri eğilip ayaklarının dibine baksa bizi görebilir.”<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ise ona Allah'a güvenmesini hatırlatarak şu meşhur sözü söyledi:<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
“Üzülme! Allah bizimle beraberdir.”<br />
<br />
Bu söz, zor zamanlarda müminin nasıl bir iman ve tevekkül içinde olması gerektiğini anlatır. İnsan elinden gelen tedbiri alır; ancak bütün sonuçların kendi kontrolünde olmadığını da bilir. Tevekkül, tedbiri terk etmek değil, gerekeni yaptıktan sonra Allah'a güvenmektir.<br />
<br />
Peygamber Efendimizin bu sözü, insanın yalnız kaldığını düşündüğü zamanlarda da Allah'ın ilminden, kudretinden ve yardımından ümit kesmemesi gerektiğini hatırlatır.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Rivayet için bk. İsfahânî, Delâil, s. 278)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SALÂT VE SELÂM</span></span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَعَلَىٰ آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَىٰ إِبْرَاهِيمَ وَعَلَىٰ آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَعَلَىٰ آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَىٰ إِبْرَاهِيمَ وَعَلَىٰ آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm. İnneke hamîdün mecîd.<br />
<br />
Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm. İnneke hamîdün mecîd.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YOLCULUĞUMUZA BAŞLIYORUZ</span></span><br />
<br />
Ey kardeşim! Bugünkü tefekkürümüzün konusu, iki kişinin üçüncüsünün Allah olmasıdır. Bu ifadeyi doğru anlamak gerekir. Allah'ın kullarıyla beraber olması, O'nun her şeyi bilmesi, görmesi ve hiçbir şeyin ilminden uzak kalmaması demektir. Bu beraberlik, Allah'ın insanlar gibi bir mekânda bulunması anlamına gelmez.<br />
<br />
İnsan bazen kendisini yalnız zanneder. Bir sırrını kimsenin bilmediğini, bir davranışının görülmediğini veya bir sözünün hiçbir zaman ortaya çıkmayacağını düşünebilir. Oysa Mücâdele Suresi'nin yedinci ayeti bize Allah'ın her şeyi bildiğini hatırlatır. İnsanların birbirlerinden gizledikleri sözler de yaptıkları işler de Allah'ın bilgisi dışına çıkamaz.<br />
<br />
Öyleyse hayatımızın her alanında bu bilinci taşımaya çalışalım. Konuşurken, yazarken, alışveriş yaparken, bir karar verirken veya kimsenin görmediğini düşündüğümüz bir yerde bulunurken Allah'a karşı sorumluluğumuzu unutmayalım.<br />
<br />
Bu bilinç insanı yalnızca korkuyla değil, aynı zamanda güven ve huzurla da yaşatır. Çünkü Allah'ın her şeyi bilmesi, yalnızca hatalarımızın bilinmesi demek değildir; samimi niyetlerimizin, çektiğimiz sıkıntıların, yaptığımız iyiliklerin ve kimsenin fark etmediği fedakârlıklarımızın da O'nun bilgisi dâhilinde olması demektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HER İŞTE DOĞRUYU VE GÜZELİ ARAMAK</span></span><br />
<br />
İnsanlar arasında farklı karakterler, farklı yetenekler ve farklı tercihler vardır. Her insanın aynı şekilde düşünmesi, aynı işi yapması veya aynı hayatı seçmesi beklenemez. Önemli olan, insanın kendi kabiliyetini tanıması ve onu hayırlı işlerde kullanmasıdır.<br />
<br />
Bazen bir işi yapmak diğerinden daha kolaydır. Bazen zor olanı başarmak daha fazla emek ve sabır ister. Ancak bir işin zor olması, onu yapan kişiyi kendiliğinden daha değerli hâle getirmediği gibi, kolay bir işi seçmek de insanı değersiz yapmaz. Değer, yalnızca zorlukta değil; niyette, gayrette, ahlakta ve yapılan işin hayra hizmet etmesindedir.<br />
<br />
Bir insanın başarısını başkasının başarısıyla kıyaslamak yerine, kendi imkânları içinde ne kadar gayret gösterdiğine bakması daha doğrudur. Herkesin imtihanı farklı olabilir. Kimi sabırla, kimi ilimle, kimi hizmetle, kimi de ailesine ve çevresine karşı sorumluluklarını yerine getirerek olgunlaşır.<br />
<br />
Bu sebeple kardeşlerim, birbirimizle yarışacaksak iyilikte yarışalım. Kim daha doğru sözlü olacak, kim daha merhametli davranacak, kim emaneti daha iyi koruyacak, kim ihtiyacı olan bir insana daha fazla yardımcı olacak? Asıl kazanılması gereken yarış budur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU</span></span><br />
<br />
İkinci bölümde yaratılış üzerine tefekkür, tabiatın farklılıkları, insanın tercihleri ve “Eğri mi, doğru mu daha hayırlıdır?” sorusu üzerinde duracağız.<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİ KİŞİNİN ÜÇÜNCÜSÜ ALLAH OLURSA</span></span><br />
<br />
<span style="color: #808080;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜM</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FARKLILIKLARIN İÇİNDEKİ HİKMETİ GÖREBİLMEK</span></span><br />
<br />
Değerli kardeşlerim!<br />
<br />
İnsan bazen bir olaya kendi bulunduğu yerden bakar ve kendi bakış açısını tek doğru zanneder. Hâlbuki hayatın içinde farklı şartlar, farklı kabiliyetler ve farklı ihtiyaçlar vardır. Bir insanın kolaylıkla yaptığı bir işi başka bir insan zorlanarak yapabilir. Birinin başarılı olduğu alanda diğeri başka bir alanda başarılı olabilir. Bu nedenle insanları yalnızca bir konuda gösterdikleri beceriye göre değerlendirmek doğru değildir.<br />
<br />
Mesela araba kullanırken park etmenin bile farklı yöntemleri vardır. Kimi sürücü aracını iki aracın arasına paralel olarak park eder, kimi geri geri yanaşır, kimi de aracını dik bir şekilde park eder. Her yöntemin kendine göre şartları ve incelikleri vardır. Buradan çıkaracağımız ders, bir yöntemin diğerinden her zaman üstün olduğu değil, şartları doğru değerlendirmenin ve gerekli beceriyi kazanmanın önemli olduğudur.<br />
<br />
Bu örnekleri insanların kadın veya erkek oluşuna göre üstünlük kurmak için kullanmamalıyız. İnsanların değeri cinsiyetleriyle, dış görünüşleriyle veya bir işi hangi yöntemle yaptıklarıyla ölçülmez. Allah katında asıl ölçü, takva, güzel ahlak ve salih ameldir.<br />
<br />
Öyleyse birbirimizle yarışacaksak iyilikte yarışalım. Birbirimizi küçük düşürmek yerine birbirimize yardımcı olalım. Bir başkasının başarısını kıskanmak yerine ondan öğrenmeye çalışalım. Çünkü insanın olgunluğu, başkasını yenmesinden önce kendi nefsini terbiye edebilmesinde ortaya çıkar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KÂİNATA BAKIP YARATILIŞ ÜZERİNE DÜŞÜNMEK</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
İnsan kâinata dikkatle baktığında muazzam bir düzenle karşılaşır. Güneş, Ay, Dünya, yıldızlar, bitkiler ve canlılar… Her birinin kendine özgü özellikleri vardır. Gece ve gündüzün birbirini takip etmesi, mevsimlerin meydana gelmesi, tohumların filizlenmesi ve canlıların yaşamlarını sürdürmesi insana yaratılış üzerine düşünme fırsatı verir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün değişmesinde akıl sahipleri için ibretler bulunduğu bildirilir. İnsan bu işaretler üzerinde düşündükçe hem kendi bilgisinin sınırlılığını fark eder hem de kendisine verilen nimetlerin kıymetini daha iyi anlar.<br />
<br />
Burada önemli bir hususu da belirtmek isterim: Kâinat hakkında düşündüğümüz her benzetmeyi bilimsel gerçek veya dinî hüküm olarak sunmamalıyız. Bir benzetme, insanın düşünmesine yardımcı olabilir; fakat astronomiyle ilgili bilgiler gözleme ve bilime, gayba ilişkin dinî bilgiler ise güvenilir dinî kaynaklara dayanmalıdır.<br />
<br />
Örneğin Ay’ın evreleri yaklaşık yirmi dokuz buçuk günlük bir döngü içinde tekrar eder. Dünya’nın mevsimleri yaşamasında ise eksen eğikliği önemli rol oynar. Bu düzenleri incelemek, insanın Rabbimizin yarattığı âlem üzerine tefekkür etmesine engel değildir; bilakis, doğru bilgiyle yapılan tefekkür daha sağlam bir anlayış kazandırır.<br />
<br />
Aynı şekilde insan ömrü, hayvanların yaşam süreleri, ağaçların büyümesi ve gök cisimlerinin hareketleri birbirinden farklıdır. Bunları tek bir sayı üzerinden açıklamaya çalışmak doğru olmaz. Cinlerin ömürleri veya gayb âlemindeki varlıkların kâinatta hangi yörüngelerde bulunduğu gibi konularda da kesin bilgimiz olmayan hususlarda hüküm vermekten kaçınmalıyız.<br />
<br />
Müminin yapması gereken, bildiği yerde bilgisiyle konuşmak, bilmediği yerde ise haddini bilmektir. Çünkü insanın her şeyi bilmemesi bir eksiklik değildir; bilmediğini kabul etmemesi ise onu yanlış kanaatlere sürükleyebilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TOHUMDAN MEYVEYE: YARATILIŞ ÜZERİNE BİR TEFEKKÜR</span></span><br />
<br />
Bir meyve ağacını düşünelim. Küçücük bir tohum toprağa düşer, uygun şartları bulduğunda filizlenir, kök salar, gövdesi ve dalları gelişir. Zaman içinde çiçek açar ve meyve verir. O meyvenin içinde de yeni bir hayatın başlangıcı olabilecek tohumlar bulunur.<br />
<br />
İnsan bu sürece baktığında hayatın ne kadar dikkat çekici olduğunu görür. Tohumun gelişebilmesi için suya, uygun sıcaklığa, toprağa ve başka çevresel şartlara ihtiyacı vardır. Her bitkinin kendine özgü gelişme biçimi bulunur. Bir elma çekirdeğinden elma ağacı, uygun şartlarda bir armut çekirdeğinden de armut ağacı gelişir.<br />
<br />
Bu örnek bize bir başka hakikati hatırlatır: İnsan da yetiştiği ortamdan, öğrendiklerinden, yaptığı tercihlerden ve kurduğu ilişkilerden etkilenir. Güzel söz, faydalı bilgi, sabır ve merhamet insanın iç dünyasını besler. Kibir, haset, öfke ve haksızlık ise insanın gönlünü karartabilir.<br />
<br />
Ancak insan bir bitki gibi yalnızca çevresinin esiri değildir. Aklı, iradesi ve tercihleri vardır. Yanlış yaptığında hatasını anlayabilir, tövbe edebilir ve kendisini düzeltmek için çaba gösterebilir. Bu sebeple hiçbir insanı geçmişiyle bütünüyle mahkûm etmemeli, kimsenin de kendiliğinden kusursuz olduğunu düşünmemeliyiz.<br />
<br />
İnsanların manevi gelişiminde ilim, güzel ahlak, ibadet, zikir ve samimi bir gayretin yeri vardır. Bir topluluğa veya yola mensup olmak da kişiye sorumluluk yükler. Kişi, mensubiyetini başkalarına üstünlük taslamak için değil, kendisini daha güzel ahlaklı ve daha faydalı bir insan hâline getirmek için değerlendirmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EĞRİ Mİ DAHA HAYIRLI, DOĞRU MU?</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim!<br />
<br />
Şimdi sizlere üzerinde düşünülmesi gereken bir soru sorayım: Eğri mi daha hayırlıdır, doğru mu? Yaz mı daha hayırlıdır, kış mı? Gece mi daha hayırlıdır, gündüz mü?<br />
<br />
Bu soruların cevabı, neyi kastettiğimize bağlıdır. Ahlak bakımından doğru olmak, dürüst davranmak ve adaletten ayrılmamak esastır. Haksızlığı doğru, doğruluğu da yanlış sayamayız. Fakat günlük hayatta her işi aynı yöntemle yapamayız. Bir aletin biçimi, kullanılacağı işe uygun olmalıdır. Bazı araçların belirli bir açıyla veya eğimli biçimde yapılması, görevlerini yerine getirmelerini sağlar.<br />
<br />
Buradan çıkarılacak ders şudur: Doğruluktan ayrılmamak başka, katı ve anlayışsız davranmak başkadır. İnsan dürüst olmalı; ancak merhameti de elden bırakmamalıdır. Hakkı savunmalı; fakat bunu yaparken gereksiz yere kalp kırmamalıdır. Gerektiğinde kararlı davranmalı, gerektiğinde de karşısındaki insanın durumunu anlayıp uygun bir yol seçmelidir.<br />
<br />
Halk arasında kullanılan bazı sözlerde, bir çivinin tahtaya girebilmesi veya bir tarım aletinin iş görebilmesi için biçiminin önemli olduğundan bahsedilir. Bu tür örnekler bize, her şeyin bir kullanım yeri ve amacı bulunduğunu anlatabilir. Fakat bu benzetmeleri ahlaki doğruluğun önemsiz olduğu şeklinde anlamamalıyız. İnsan ilişkilerinde ölçümüz dürüstlük, adalet, merhamet ve hikmet olmalıdır.<br />
<br />
Yazın ayrı nimetleri vardır, kışın ayrı. Gece dinlenmeye, gündüz çalışmaya vesile olabilir. Bununla birlikte insanlar ve canlılar için her mevsimin ve her vaktin kendine özgü şartları vardır. Birini diğerinden mutlak biçimde üstün saymak yerine, her birinin hayatımızdaki yerini anlamaya çalışmalıyız.<br />
<br />
Kadın ve erkek konusunda da aynı hassasiyet geçerlidir. Bir cinsiyeti diğerinden mutlak olarak üstün veya değersiz görmek doğru değildir. İnsanların kabiliyetleri ve sorumlulukları farklılık gösterebilir; fakat insanlık onuru ve Allah’a karşı sorumluluk bakımından herkes kendi amellerinden hesaba çekilir.<br />
<br />
Öyleyse asıl soru şudur: Biz doğruyu arıyor muyuz? Bir konuda yanıldığımızı fark ettiğimizde hatamızı düzeltebiliyor muyuz? Haklı çıkmayı mı, yoksa hakikate ulaşmayı mı daha çok önemsiyoruz?<br />
<br />
İşte insanın kendisine sorması gereken sorular bunlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HER İSTEDİĞİMİZ BİZİM İÇİN HAYIRLI OLMAYABİLİR</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“Olur ki bir şey sizin için hayırlı olduğu hâlde siz onu hoş görmezsiniz. Olur ki bir şey de sizin için kötü olduğu hâlde siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”</blockquote>
<br />
[Bakara Suresi, 216. ayetin ilgili bölümü]<br />
<br />
Bu ayet, insanın her zaman kendi menfaatini bütünüyle bilemeyebileceğini hatırlatır. İnsan bazen çok istediği bir şeyin kendisine zarar vereceğini sonradan anlar. Bazen de başlangıçta hoşlanmadığı bir sorumluluğun kendisini olgunlaştırdığını fark eder.<br />
<br />
Fakat bu ayeti yanlış yorumlamamak gerekir. Başımıza gelen her sıkıntının mutlaka bizim için iyi olduğunu veya acı çeken bir insanın yaşadıklarını sorgulamaması gerektiğini söyleyemeyiz. Hayatta imtihanlar, haksızlıklar ve insanın önlem almasını gerektiren durumlar da vardır. Mümin, sabretmenin yanında tedbir alır, çözüm arar ve elinden gelen gayreti gösterir.<br />
<br />
Bizim görevimiz, her olayın bütün hikmetini bildiğimizi iddia etmek değil; doğru karar vermeye çalışmak, yanlışlarımızdan ders almak ve Allah’a güvenmektir. Bazen bir kapının kapanması başka bir yolun açılmasına vesile olabilir. Bazen de istediğimiz bir şeye ulaşmak için daha çok emek vermemiz gerekir. Her iki durumda da sabır, dua, akıl ve sorumluluk bilinciyle hareket etmeliyiz.<br />
<br />
Unutmayalım ki Allah’a tevekkül etmek, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Önce elimizden gelen doğru gayreti gösterir, sonra sonucu Allah’a havale ederiz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU</span></span><br />
<br />
Değerli kardeşlerim, bu bölümde kâinattaki düzene bakarak tefekkür etmenin, farklılıkları anlamanın ve doğruluktan ayrılmadan hikmetli davranmanın önemini ele aldık.<br />
<br />
Bir sonraki bölümde kıskançlığın ve nefsin insanı nasıl yanlış yollara sürükleyebileceği, dünya hayatının geçiciliği ve kötülüğe karşı güzel ahlakla nasıl davranılabileceği üzerinde duracağız.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİ KİŞİNİN ÜÇÜNCÜSÜ ALLAH OLURSA</span></span><br />
<br />
<span style="color: #808080;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÜÇÜNCÜ VE SON BÖLÜM</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KISKANÇLIK, NEFS VE KARDEŞLİK HUKUKU</span></span><br />
<br />
Değerli kardeşlerim!<br />
<br />
İnsanlık tarihinden ibret almamız gereken olaylardan biri, Hz. Âdem’in iki oğlunun kıssasıdır. Kur’an-ı Kerim’de Mâide Suresi’nin 27-31. ayetlerinde anlatılan bu kıssa, insanın iç dünyasında büyüyen kıskançlığın nasıl ağır sonuçlara yol açabileceğini gösterir.<br />
<br />
İki kardeş Allah’a birer kurban sunarlar. Birinin kurbanı kabul edilirken diğerininki kabul edilmez. Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyen kardeş, öfkesine ve kıskançlığına yenilerek diğerini öldürmekle tehdit eder. Diğeri ise Allah’tan korktuğunu bildirerek haksız yere elini kardeşine uzatmayacağını söyler. Fakat kıskançlığın ve öfkenin peşinden giden kişi, sonunda kardeşini öldürür ve büyük bir pişmanlıkla karşı karşıya kalır.<br />
<br />
Halk arasında bu iki kardeş Kabil ve Habil isimleriyle anılır. Ancak Kur’an-ı Kerim, onların isimlerini açıkça bildirmez. Kıssanın asıl üzerinde durmamız gereken yönü, isimlerden ziyade taşıdığı derstir.<br />
<br />
Bu kıssadan şunu öğreniyoruz: Başkasının iyiliğini kıskanmak, insanı kendi nefsinin esiri hâline getirebilir. İnsan, bir başkasının sahip olduğu nimeti kendisine verilmiş bir eksiklik gibi görmeye başladığında gönlünde haset büyüyebilir. Haset büyüdükçe insanın adalet duygusu zayıflayabilir ve kişi, normal şartlarda yapmayacağı yanlışlara yönelebilir.<br />
<br />
Mümin, kardeşinin iyiliğine sevinmeyi öğrenmelidir. Bir başkasının duasının kabul olması, bir işte başarılı olması veya insanlar tarafından sevilmesi, bizim değerimizi azaltmaz. Allah’ın nimetleri için birbirimizle kavga etmek yerine şükretmeyi ve birbirimize hayır dilemeyi öğrenmeliyiz.<br />
<br />
Ayrıca kıssada anlatılan ahlaki tutumu, her durumda kendimizi tehlikeye atmamız gerektiği şeklinde anlamamalıyız. Haksız yere cana kıymak haramdır; fakat insanın kendisini ve başkalarını korumak için meşru tedbirler alması da önemlidir. Şiddeti önlemek, gerektiğinde yardım istemek ve güvenli bir yere uzaklaşmak korkaklık değil, sorumluluk sahibi davranmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İNSANIN KIYMETİ DIŞ GÖRÜNÜŞÜYLE ÖLÇÜLMEZ</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim!<br />
<br />
İnsan bazen başkasının dış görünüşüne, malına, makamına veya sahip olduğu imkânlara bakarak değerlendirme yapar. Kimi zaman bir insanı güzel bulduğu için ona değer verir, kimi zaman da görünüşünü beğenmediği birini küçümser. Oysa dış görünüş, insanın ahlakını ve kalbinin durumunu tek başına göstermez.<br />
<br />
Bir insanın gerçek değerini anlamak için onun dürüstlüğüne, merhametine, emanete riayet etmesine ve insanlara nasıl davrandığına bakmak gerekir. Güzel görünmek, güzel ahlaklı olmakla aynı şey değildir. Mal sahibi olmak da insanı kendiliğinden üstün yapmaz.<br />
<br />
İnsanların eş seçiminde ve aile kurarken de yalnızca dış görünüşe veya geçici heveslere göre karar vermemesi gerekir. Karşılıklı saygı, güven, sorumluluk, inanç ve ahlaki uyum sağlıklı bir aile hayatının önemli unsurlarıdır. Bir insanın kiminle evleneceğini kesin biçimde Allah adına bildiğimizi iddia edemeyiz. Kişi dua etmeli, araştırmalı, istişare etmeli ve sorumluluğunun bilincinde olarak karar vermelidir.<br />
<br />
Hz. Yusuf’un kıssası da bu bakımdan üzerinde düşünülmeye değerdir. Hz. Yusuf, karşılaştığı ağır imtihanlar içinde iffetini korumaya çalışmış ve kendisini günaha çağıran durumdan Allah’a sığınmıştır. Onun kıssasından, insanın zor şartlarda bile ahlaki ilkelerini koruması gerektiğini öğrenebiliriz.<br />
<br />
Buradaki mesele, insanların dış görünüşlerini karşılaştırmak veya kimin kime layık olduğunu kibirle belirlemek değildir. Asıl mesele, nefsin istekleri karşısında ahlakı koruyabilmektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÜNYA HAYATI GEÇİCİDİR</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
Dünya hayatı bize uzun görünebilir. İnsan gençliğinde önünde uzun yıllar bulunduğunu düşünür; zaman ilerledikçe günlerin ve yılların nasıl geçtiğini daha iyi anlar. Mal, makam, şöhret ve dünya nimetleri insanın elinde sonsuza kadar kalmaz. Bu nedenle insan, dünya hayatını yalnızca geçici menfaatlerin peşinden koşarak tüketmemelidir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de En‘âm Suresi’nin 32. ayetinde dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğu, ahiret yurdunun ise takva sahipleri için daha hayırlı bulunduğu bildirilir. Bu ifade, dünya hayatında hiçbir sorumluluğumuz olmadığı anlamına gelmez. Aksine dünya, iyilik yapmak, emek vermek, ailemize ve çevremize karşı görevlerimizi yerine getirmek için bize verilmiş bir fırsattır.<br />
<br />
İnsan çalışmalı, helalinden kazanmalı, ailesine bakmalı, komşusunun hakkını gözetmeli ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmelidir. Dünya nimetlerinden yararlanırken ahireti unutmamalıdır. Ne dünyayı her şeyin amacı hâline getirmeli ne de dünya sorumluluklarını ihmal ederek dinî hayat yaşadığını zannetmelidir.<br />
<br />
Önemli olan, sahip olduğumuz nimetleri nerede ve nasıl kullandığımızdır. Malımızı iyilik için kullanabiliyor muyuz? Bilgimizi insanlara fayda sağlamak için değerlendiriyor muyuz? Dilimizle insanları incitmek yerine onlara teselli verebiliyor muyuz? Elimizdeki imkânları haksızlık için mi, hayır için mi kullanıyoruz?<br />
<br />
İşte insanın kendisine sorması gereken sorular bunlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KÖTÜLÜĞÜ İYİLİKLE KARŞILAMAK</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ, Fussilet Suresi’nin 34. ayetinde şöyle buyurur:<br />
<br />
<blockquote class="mycode_quote"><cite>Alıntı:</cite>“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olan davranışla sav.”</blockquote>
<br />
Bu ayet, insanın öfkesine kapılıp kötülüğe kötülükle karşılık vermek yerine, mümkün olduğunda daha güzel bir davranış seçmesini öğütler. Bir insan bize kaba davrandığında biz de aynı kabalıkla karşılık verirsek anlaşmazlık büyüyebilir. Fakat sakin kalabilir, doğru söz söyleyebilir ve meseleyi adaletli bir şekilde çözmeye çalışabilirsek düşmanlığın azalmasına vesile olabiliriz.<br />
<br />
Bununla birlikte ayeti, haksızlığa sessiz kalmak veya kendimizi her türlü tehlikeye açık bırakmak şeklinde anlamamalıyız. Kötülüğe güzel davranışla karşılık vermek, suçun üzerini örtmek veya zalimin zulmünü sürdürmesine izin vermek değildir. Gerektiğinde sınır koymak, hakkını meşru yollarla aramak ve başkalarını korumak da sorumluluğumuzun bir parçasıdır.<br />
<br />
Güzel ahlak, güçsüzlük değildir. İnsan öfkelendiği hâlde kendisini kontrol edebiliyorsa, elinde imkân bulunduğu hâlde haksızlık yapmıyorsa ve haklı olduğu bir konuda bile ölçüyü koruyabiliyorsa nefsine karşı mücadele ediyor demektir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de kötülüğü en güzel davranışla savma öğüdünün ardından, arada düşmanlık bulunan kişinin yakın bir dost gibi olabileceği bildirilir. Bu, güzel davranışın ilişkileri iyileştirebileceğini anlatır; fakat her insanın mutlaka değişeceğine veya her düşmanlığın sona ereceğine dair bir garanti değildir.<br />
<br />
Bizim görevimiz güzel ahlakı korumak, adaletten ayrılmamak ve sonucu bütünüyle kontrol edemeyeceğimizi bilmektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİ KİŞİNİN ÜÇÜNCÜSÜ ALLAH OLURSA</span></span><br />
<br />
Şimdi vaazımızın başındaki konuya tekrar dönelim: İki kişinin üçüncüsü Allah olursa ne demektir?<br />
<br />
Allah’ın bizimle beraber olması, O’nun ilminden hiçbir şeyin gizli kalmaması ve her hâlimizi bilmesi demektir. Biz insanlar arasında gizli konuştuğumuzu düşünebiliriz; fakat Allah sözlerimizi, niyetlerimizi ve davranışlarımızı bilir.<br />
<br />
Bu bilinç, insanı hem kötülükten uzaklaştırmalı hem de iyiliğe teşvik etmelidir. İnsan yalnızken de başkasının hakkını gözetmeli, kalabalıkta da dürüst olmalıdır. Bir insanı kandırma imkânı bulduğunda, kimsenin kendisini görmediğini düşünerek haksızlık etmemelidir.<br />
<br />
Çünkü müminin ahlakı, yalnızca insanların yanında nasıl davrandığıyla ölçülmez. Asıl samimiyet, insanın kimse görmediğinde de doğru olanı yapmaya gayret etmesidir.<br />
<br />
İki kişi bir mesele hakkında konuşurken Allah’ın kendilerini bildiğini hatırlarsa sözlerini daha dikkatli seçer. Bir anlaşmazlık sırasında Allah’ın adaleti gözettiğini düşünürse öfkesini kontrol etmeye çalışır. Bir başkasının hakkını yemeyi düşündüğünde hesap vereceğini hatırlarsa kendisini sorgular.<br />
<br />
Bu anlayış insanı korkuyla felç etmek için değil, bilinçli ve sorumlu yaşamaya yöneltmek içindir. Allah’ın bizi bildiğini hatırlamak, aynı zamanda O’na dua edebileceğimizi, tövbe edebileceğimizi ve doğru yola yönelmek için gayret gösterebileceğimizi de hatırlatır.<br />
<br />
Öyleyse kardeşlerim, birbirimizle konuşurken sözlerimize dikkat edelim. Birbirimizi yargılamadan önce anlamaya çalışalım. Kıskançlık yerine kardeşliği, kibir yerine tevazuyu, intikam yerine adaleti, kabalık yerine güzel sözü tercih edelim.<br />
<br />
Birbirimizden üstün olduğumuzu ispat etmeye çalışmak yerine, bugün dünden daha iyi bir insan olmak için gayret edelim. Çünkü insanın en önemli mücadelesi, başkalarının kusurlarını saymak değil, kendi nefsini tanımak ve düzeltmeye çalışmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SON SÖZ VE DUA</span></span><br />
<br />
Değerli kardeşlerim!<br />
<br />
Bu vaazımızda Allah’ın her şeyi bildiğini hatırlamanın, kâinat üzerinde düşünmenin, farklılıkları anlayışla karşılamanın, kıskançlıktan uzak durmanın ve kötülüğe karşı güzel ahlakı korumanın önemini ele aldık.<br />
<br />
Dileğimiz odur ki sözlerimiz yalnızca kulaklarımızda kalmasın; davranışlarımıza da yansısın. Doğruyu öğrendiğimizde ona uymaya, yanlışımızı fark ettiğimizde onu düzeltmeye, bir kardeşimizin sıkıntısını gördüğümüzde ona yardımcı olmaya gayret edelim.<br />
<br />
Rabbimiz bizleri hakkı arayan, hakikati gördüğünde kabul eden, bâtıldan uzak duran ve insanlara faydalı olan kullarından eylesin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DUA</span></span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Allah’ım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona tabi olmayı nasip eyle. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip eyle.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ve âhıru da‘vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfirullahe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span></span><br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 2 Ocak 2018 Salı<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar © glan</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Vuslatmi uzak Beklemek mi zor Yusuflukmu Züleyhalik mi]]></title>
			<link>https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44173</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 20:18:57 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashittunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44173</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VUSLAT MI UZAK, BEKLEMEK Mİ ZOR? YUSUFLUK MU ZOR, ZÜLEYHALIK MI ZOR?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kar©glan’ın 10 Ocak 2018 Vaazı)</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EÛZÜ BESMELE</span></span><br />
<br />
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ<br />
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm.<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ أَن تَضِلُّوا وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ</span></span><br />
<br />
Yubeyyinullâhu lekum en tadıllû vallâhu bi kulli şey’in alîm.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Allah, şaşırmamanız için size açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Nisâ Suresi, 176. ayetten pasaj)</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ yine şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ وَيُخَوِّفُونَكَ بِالَّذِينَ مِن دُونِهِ وَمَن يُضْلِلِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ</span></span><br />
<br />
E leyse’llâhu bi kâfin abdehu ve yuhavvifûneke billezîne min dûnihî ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Allah kuluna yetmez mi? Seni O’ndan başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah kimi saptırırsa artık onun için yol gösteren yoktur.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Zümer Suresi, 36. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KADER VE AMEL</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
İnsan, hayatı boyunca birçok soru ile karşılaşır. Kader nedir? İnsan kendi seçimlerinden ne ölçüde sorumludur? Geleceğimiz Allah’ın ilminde biliniyorsa neden amel ediyoruz? Beklemek mi daha zordur, yoksa insanın nefsini kontrol etmesi mi?<br />
<br />
Bu meseleleri anlamak için dinimizin öğrettiği temel ölçüleri hatırlamalıyız.<br />
<br />
Rivayetlerde, Sürâka b. Mâlik’in Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) kader ve amel hakkında sorular sorduğu aktarılır. Bu rivayetlerde verilen temel mesaj şudur: İnsan, kaderin varlığını bahane ederek çalışmayı ve sorumluluklarını yerine getirmeyi bırakmamalıdır.<br />
<br />
Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) kaderle ilgili rivayetlerde insanları amele teşvik ettiği bildirilir. Çünkü insan gelecekte ne yaşayacağını bilmez. Önünde hangi imkânların açılacağını, hangi güçlüklerle karşılaşacağını ve seçimlerinin ne gibi sonuçlar doğuracağını bütünüyle öngöremez. Ona düşen, elinden geleni yapmak ve Allah’a güvenmektir.<br />
<br />
Kader inancı, tembelliğin veya yanlış davranışların bahanesi değildir. “Nasıl olsa kaderimde yazılmış” diyerek sorumluluktan kaçmak doğru bir anlayış değildir. İnsan iradesiyle tercih yapar; iyiliğe yönelmek, kötülükten kaçınmak ve yaptığı hataları düzeltmekle yükümlüdür.<br />
<br />
Resûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) nakledilen Abdullah b. Mes‘ûd rivayetinde, insanın anne karnındaki yaratılış safhalarından ve rızkının, ecelinin, amellerinin ve sonunda ulaşacağı durumun yazılmasından söz edilir. Bu rivayet, kader konusu ele alınırken sıkça anılır.<br />
<br />
Ancak bu tür rivayetleri yorumlarken önemli bir noktayı gözden kaçırmamalıyız: Allah’ın bir şeyi önceden bilmesi, insanın kendi tercihlerinden sorumlu olmadığı anlamına gelmez. Biz gaybı bilemeyiz ve kaderin bütün hikmetlerini kuşatamayız. Bu nedenle görevimiz, kader üzerine tartışmayı bir sorumluluktan kaçış yolu hâline getirmek değil; doğru davranmaya, hayırlı işler yapmaya ve Allah’tan yardım dilemeye devam etmektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’A GÜVENMEK VE NEFSİ ARINDIRMAK</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ Şems Suresi’nde şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا ۝ فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا ۝ قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا</span></span><br />
<br />
Ve nefsin ve mâ sevvâhâ. Fe elhemehâ fucûrahâ ve takvâhâ. Kad efleha men zekkâhâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Nefse ve ona düzen verene; ona kötülüğünü ve takvasını ilham edene yemin olsun ki nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Şems Suresi, 7–9. ayetler)</span></span><br />
<br />
Bu ayetler bize insanın kendi iç dünyasına dikkat etmesi gerektiğini hatırlatır. Her insan iyilik ile kötülük arasında seçim yapabileceği durumlarla karşılaşır. Öfkelendiğinde sabırlı davranmak, imkânı varken haksız kazançtan uzak durmak, arzu duyduğu bir şey haramsa kendisini ondan alıkoymak ve başkasının hakkını gözetmek nefs terbiyesinin parçalarıdır.<br />
<br />
Nefsi arındırmak, insanın bütün arzularını düşünmeden bastırması demek değildir. Asıl mesele, arzularını dinin ve ahlakın ölçüleri içinde yönetebilmesidir. Sabır, irade ve samimiyet zamanla gelişir. İnsan bazen zorlanabilir; fakat her zorlanma, doğru yönde çaba göstermesine engel değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YUSUF VE ZÜLEYHA: BEKLEMEK Mİ, NEFSİ KORUMAK MI ZOR?</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim!<br />
<br />
Hz. Yusuf’un kıssası, Kur’an-ı Kerim’de iffet, sabır, tevekkül ve Allah’a bağlılık bakımından üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir kıssadır.<br />
<br />
Hz. Yusuf, kendisini günaha çağıran bir durumla karşılaştığında nefsine uymamış, Allah’a sığınmış ve haramdan uzak durmayı seçmiştir. Bu davranışı, insanın arzu ettiği her şeye hemen ulaşmaya çalışmaması gerektiğini gösterir. Bazen insanın gerçek imtihanı, bir şeyi elde etmek değil, onu elde etmek uğruna yanlış bir yola sapmamaktır.<br />
<br />
Züleyha ile Hz. Yusuf’un daha sonraki hayatlarına ve evliliklerine dair çeşitli kıssa ve menkıbeler anlatılagelmiştir. Ancak bu anlatıların ayrıntılarının Kur’an’da açıkça bildirilmediğini ve aktarılan her rivayetin sahih kabul edilemeyeceğini bilmek gerekir. Bu nedenle bu tür hikâyelerden ders çıkarırken, kesin dinî hükümleri yalnızca doğruluğu sabit olmayan anlatılara dayandırmamalıyız.<br />
<br />
Bu kıssadan çıkarılabilecek temel ders şudur: İnsan bazen bir arzusuna ulaşmak için uzun süre bekler. Beklediği şeyin kendisi için hayırlı olup olmadığını bilemeyebilir. Bu yüzden sabırla hareket etmeli, doğru yoldan ayrılmamalı ve sonucu Allah’a bırakmalıdır.<br />
<br />
Peki, Hz. Yusuf gibi nefsine hâkim olmak mı daha zordur, yoksa Züleyha’ya atfedilen anlatılardaki gibi bir arzuyu yıllarca kalbinde taşımak mı?<br />
<br />
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Her insanın imtihanı farklıdır. Kimi insan için bir arzudan vazgeçmek zordur; kimi için de istediği hâlde beklemek, sabretmek ve ümidini korumak zordur. Önemli olan, imtihanın biçimi ne olursa olsun Allah’ın koyduğu sınırları gözetmektir.<br />
<br />
Burada bir noktayı özellikle vurgulamalıyız: **Zamanın geçmesi, tek başına haram olan bir şeyi helal hâle getirmez.** Bir davranışın hükmü; dinî ölçülere, şartlara ve ilgili hükümlere göre değerlendirilir. Örneğin evlilik, nikâh ile helal bir ilişki kurar; fakat bu, daha önceki haram davranışların zaman geçmesiyle kendiliğinden helal olduğu anlamına gelmez.<br />
<br />
İnsan hayatında şartlar değişebilir. Bir şeyin hükmü, şartların veya ilgili dinî durumun değişmesiyle farklılaşabilir; ancak bu değişimi yalnızca zamanın geçmesine bağlamak doğru değildir. Mümin, kendi arzusunu dinî hüküm yerine koymamalı ve haramı helal saymak için kendince gerekçeler üretmemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİR MEYVENİN OLGUNLAŞMASI GİBİ SABIR</span></span><br />
<br />
Bir meyve düşünelim. Çiftçi toprağı hazırlar, tohumu eker, gerektiğinde toprağı sular ve bitkinin gelişmesini bekler. Mevsimler geçer; bitki büyür, çiçek açar ve meyve verir. Meyvenin olgunlaşması için belirli bir süreç gerekir. Onu vaktinden önce koparmak, beklenen lezzetin ve olgunluğun oluşmasına engel olabilir.<br />
<br />
İnsan hayatında da bazı işler sabır ve emek ister. Bir bilgiye ulaşmak, bir mesleği öğrenmek, güvenilir bir insan olmak, aile kurmak veya bir ibadette istikrar kazanmak bir anda gerçekleşmeyebilir. Bunların her biri emek, dikkat ve zaman gerektirir.<br />
<br />
Bu benzetmeden, her bekleyişin mutlaka arzuladığımız sonuca ulaşacağı anlamı çıkarılmamalıdır. Bazen çok istediğimiz bir şey gerçekleşmez; bazen de gerçekleşen şeyin düşündüğümüz kadar hayırlı olmadığını anlarız. Sabır, yalnızca sonuca ulaşana kadar beklemek değil, sonuç ne olursa olsun doğru yoldan ayrılmamaya çalışmaktır.<br />
<br />
Ekmek de soframıza gelene kadar uzun bir emek zincirinden geçer. Çiftçinin tohumu ekmesinden ürünün yetişmesine, hasat edilmesinden öğütülmesine, hamur hâline getirilip pişirilmesine kadar birçok insanın emeği vardır. Soframızdaki bir dilim ekmeğin arkasında bile sayısız sebep ve emek bulunur.<br />
<br />
Bu nedenle nimeti küçümsememeli, onu elde etmek için çalışan insanları unutmamalıyız. Yediğimiz lokmanın helal olmasına dikkat etmeli ve sahip olduğumuz nimetler için şükretmeliyiz.<br />
<br />
Ayrıca bize verilen enerjiyi ve zamanı nasıl kullandığımızı da düşünmeliyiz. Gücümüzü ibadete, çalışmaya, ailemize ve insanlara faydalı olmaya mı ayırıyoruz? Yoksa onu başkalarını incitmek, haksızlık etmek veya kendimize ve çevremize zarar vermek için mi kullanıyoruz?<br />
<br />
Asıl muhasebe burada başlar. Çünkü nimet yalnızca bize verilmiş bir imkân değil, aynı zamanda bir sorumluluktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AMELLERİN KAYDEDİLMESİ VE HESAP GÜNÜ</span></span><br />
<br />
İslam inancına göre insanın yaptığı işler Allah’ın bilgisi dâhilindedir ve insan yaptıklarından sorumludur. Kur’an-ı Kerim’de insanın sözlerinin ve davranışlarının kaydedilmesinden, kıyamet günü de bunların karşılığını görmesinden söz edilir.<br />
<br />
Allah Teâlâ şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ ۝ مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ</span></span><br />
<br />
İz yetelakkâl-mutelakkıyâni anil yemîni ve aniş-şimâli kaîd. Mâ yelfizu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun atîd.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında, onu gözetleyen ve kaydetmeye hazır bir melek bulunmasın.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kâf Suresi, 17–18. ayetler)</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ yine şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ</span></span><br />
<br />
Ve inne aleykum le hâfızîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Üzerinizde elbette gözetleyiciler vardır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(İnfitâr Suresi, 10. ayet)</span></span><br />
<br />
Bu ayetler, insanın sorumluluğunu ve yaptıklarının kaybolmadığını hatırlatır. Bir sözün veya davranışın başkaları tarafından görülmemesi, onun ahlaki değerini ortadan kaldırmaz. İnsan yalnızca toplum önündeki görüntüsünden ibaret değildir; gizli davranışları ve niyeti de Allah’ın bilgisi dâhilindedir.<br />
<br />
İslam geleneğinde insanın amellerini kaydetmekle görevli melekler “Kirâmen Kâtibîn” olarak anılır. Bu konuda farklı hadis ve tefsir kaynaklarında çeşitli açıklamalar yer alır. Rivayetlerin ayrıntılarını aktarırken kaynaklarının ve sıhhat derecelerinin gözetilmesi gerekir. Kesinliği bilinmeyen ayrıntıları tartışmasız bir gerçek gibi anlatmaktan kaçınmalıyız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İNSANIN KENDİSİNİ MUHASEBE ETMESİ</span></span><br />
<br />
İnsan geçmişte yaşadığı bazı olayları hatırlayabilir. Çocuklukta duyduğu bir söz, yıllar önce gördüğü bir manzara veya hayatında iz bırakan bir olay hafızasında yeniden canlanabilir. Gözlerimiz, kulaklarımız ve diğer duyularımız çevremizden bilgi alır; beynimiz bu bilgilerin bir kısmını işler ve hafızada tutar.<br />
<br />
Fakat insan hafızası kusursuz bir kamera gibi çalışmaz. Hatırladıklarımız zamanla değişebilir, bazı ayrıntıları unutabilir veya olayları yanlış yorumlayabiliriz. Bu nedenle hafızamızın işleyişini doğrudan gayb âlemiyle veya Levh-i Mahfuz’un mahiyetiyle eşitlemek doğru değildir.<br />
<br />
Levh-i Mahfuz, İslam inancında Allah’ın takdirinin ve bilgisinin kaydıyla ilişkilendirilen dinî bir kavramdır. Onu dünyadaki internet sitelerine, video arşivlerine veya bilgisayarların kayıt sistemlerine birebir benzetmek, açıklayıcı bir mecaz olarak düşünülebilir; ancak bu benzetmeler gaybın gerçek mahiyetini ortaya koymaz.<br />
<br />
Asıl üzerinde durmamız gereken, insanın kendi davranışlarının sorumluluğundan kaçamayacağıdır. Bir haksızlık yaptığımızda “Kimse görmedi” diyebiliriz; fakat bu, haksızlığı doğru hâle getirmez. Bir iyilik yaptığımızda kimse teşekkür etmese bile iyiliğin değeri ortadan kalkmaz.<br />
<br />
İnsanın kendi kendisini denetlemesi, dinî sorumluluğunun önemli bir parçasıdır. Başkalarının görmediği yerde de dürüst olmak, emaneti korumak, yalan söylememek ve kul hakkına girmemek gerçek ahlâkın göstergelerindendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ELLERİN VE AYAKLARIN ŞAHİTLİĞİ</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ Yâsîn Suresi’nde şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ</span></span><br />
<br />
El-yevme nahtimu alâ efvâhihim ve tukellimunâ eydîhim ve teşhedu erculuhum bimâ kânû yeksibûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“O gün onların ağızlarını mühürleriz; elleri bize konuşur, ayakları da yaptıklarına şahitlik eder.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Yâsîn Suresi, 65. ayet)</span></span><br />
<br />
Nûr Suresi’nde de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ أَلْسِنَتُهُمْ وَأَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ</span></span><br />
<br />
Yevme teşhedu aleyhim elsinetuhum ve eydîhim ve erculuhum bimâ kânû ya‘melûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“O gün dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına karşılık onların aleyhinde şahitlik edecektir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Nûr Suresi, 24. ayet)</span></span><br />
<br />
Bu ayetler, ahirette insanın kendi davranışlarıyla yüzleşeceğini bildirir. Dünyada inkâr edilen veya gizlenmeye çalışılan gerçeklerin Allah katında gizli kalmayacağını hatırlatır.<br />
<br />
İnsanın organlarının bu şahitliği nasıl gerçekleştireceği, gayb âlemine ait bir meseledir. Bunu bugünkü kamera, bilgisayar veya hafıza sistemleriyle birebir aynı kabul etmemeliyiz. Bu benzetmeler yalnızca konuyu anlamaya yardımcı olmak için kullanılabilir; ayetlerin gerçek anlamını ve ahiretteki olayların mahiyetini bütünüyle açıklamaz.<br />
<br />
Bu yüzden insan, kendisini gözetleyen bir kamera varmış gibi davranmaktan daha fazlasını yapmalıdır: Allah’a karşı sorumluluğunu bilerek, kimse kendisini görmese bile doğru olanı seçmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim, kader inancı bizi amelsizliğe değil, sorumluluğa yöneltmelidir. Hz. Yusuf’un kıssası bize nefsimizi korumayı ve sabretmeyi; yaratılış ve hesap ayetleri ise davranışlarımızı gözden geçirmeyi öğretir.<br />
<br />
İnsanın gerçek başarısı, her arzusuna ulaşması değil; arzuları ile sorumlulukları çatıştığında doğru olanı seçebilmesidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci Bölümün Sonu</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci bölümde:</span></span> Miraç ve cehennemle ilgili anlatılar, bunların kaynaklarına ilişkin ihtiyat, kul hakkı, namaz ve hesap günü konuları üzerinde durulacaktır.<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VUSLAT MI UZAK, BEKLEMEK Mİ ZOR? YUSUFLUK MU ZOR, ZÜLEYHALIK MI ZOR?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜM: MİRAÇ, CEHENNEM, AMELLER VE İNSANIN SORUMLULUĞU</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MİRAÇ ANLATILARI VE RİVAYETLERİN DEĞERİ</span></span><br />
<br />
Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Miraç gecesinde gördükleri hakkında çeşitli eserlerde farklı anlatımlar bulunmaktadır. Bu anlatımların bir kısmında cennet, cehennem, melekler ve insanların amellerinin karşılıkları hakkında ayrıntılı tasvirlere yer verilir. Ancak bir sözün dinî bir eserde bulunması veya Hz. Peygamber’e nispet edilmesi, onun mutlaka sahih olduğu anlamına gelmez. Bu sebeple her rivayeti Kur’an ve güvenilir hadis kaynakları ışığında değerlendirmek gerekir.<br />
<br />
Dinî meselelerde ölçümüz korkutucu hikâyelerin çokluğu değil, hakikate uygunluktur. Bir rivayeti dinlerken onun kaynağını, güvenilirliğini ve hangi anlamda aktarılmış olabileceğini araştırmalıyız. Bilmediğimiz hususlarda kesin konuşmamak da ilmin ve edebin bir gereğidir.<br />
<br />
Cehennemle ilgili bazı anlatılarda farklı dinlere mensup insanlar belirli katlara yerleştirilir ve çeşitli günahlar için ayrıntılı cezalar tasvir edilir. Fakat güvenilir bir delil olmadan belirli bir dinin bütün mensupları veya belirli bir insan topluluğu hakkında kesin hüküm vermek doğru değildir. İnsanların niyetlerini, kendilerine ulaşan bilgiyi, şartlarını ve nihai durumlarını en iyi Allah bilir.<br />
<br />
Kur’an’ın bize öğrettiği temel hakikat şudur: İnsan yaptığı iyilikten de kötülükten de sorumludur. Haksızlık, kul hakkı, yetim malını yemek, faizle haksız kazanç elde etmek, yalan söylemek, iftira atmak, emanete ihanet etmek ve insanlara zulmetmek ağır sorumluluklar doğurur. Bu günahlardan sakınmak, yalnızca cezadan korkmak için değil, Allah’ın rızasını kazanmak ve kullara karşı adaletli olmak için de gereklidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BESMELE, TEVEKKÜL VE ALLAH’A SIĞINMAK</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de cehennemin görevlilerinin sayısı hakkında şöyle buyrulur:<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
“Onun üzerinde on dokuz görevli vardır.” (Müddessir Suresi, 74/30)<br />
<br />
Bu ayette bildirilen hususu, kesin delili bulunmayan sayısal yorumlarla genişletmemek gerekir. Besmele ise Müslümanın hayatında önemli bir yere sahiptir. İnsan bir işe Allah’ın adını anarak başladığında, yaptığı işin hayırlı, helal ve bereketli olmasını ister. Besmele, Allah’a yönelişin, O’na dayanmanın ve her işte O’nun yardımını dilemenin ifadesidir.<br />
<br />
Ancak Besmele’yi belirli sayıda okumakla her türlü tehlikeden kesin olarak korunulacağı veya ahirette belirli bir cezadan mutlaka kurtulunacağı yönündeki iddiaları, sahih bir delil olmadan dinî hüküm gibi sunamayız. Dua ve zikir, insanın Allah’a kulluğunun bir parçasıdır; bunların yanında tövbe etmek, kul hakkından sakınmak, farzları yerine getirmek ve güzel ahlakla yaşamak da gerekir.<br />
<br />
Mümin, Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez; fakat bu ümidi günahları önemsememek için bir mazeret olarak da kullanmaz. Korku ile ümit arasında dengeli bir hayat sürer. Günah işlediğinde tövbe eder, birine haksızlık ettiğinde hakkını iade etmeye çalışır, bir kusurunu fark ettiğinde kendisini düzeltmek için gayret gösterir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEHENNEME UĞRAMAK VE KURTULUŞ MESELESİ</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Meryem Suresi’nde şöyle buyrulur:<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَإِنْ مِنْكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا ۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّا</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
“Sizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak hükme bağladığı bir iştir.” (Meryem Suresi, 19/71)<br />
<br />
Ardından şöyle buyrulur:<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
“Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarır, zalimleri ise orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.” (Meryem Suresi, 19/72)<br />
<br />
Bu ayetlerin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda tefsirlerde farklı açıklamalar bulunmaktadır. Bazı açıklamalarda cehenneme uğramak veya yaklaşmak, bazılarında ise onun üzerinden geçmek şeklinde yorumlar yapılmıştır. Bu sebeple ayetleri tek bir yorumla sınırlandırıp bütün insanlar hakkında ayrıntılı ve kesin hükümler vermek doğru değildir.<br />
<br />
Ayetlerin devamında takva sahiplerinin kurtarılacağı, zalimlerin ise kendi yaptıklarının karşılığıyla yüzleşeceği bildirilir. Buradan çıkaracağımız önemli ders, insanın kendisini hesaba çekmesi ve Allah’a karşı sorumluluğunu unutmamasıdır.<br />
<br />
Hiç kimse yalnızca kendisini iyi gördüğü için kurtuluşunu garanti saymamalıdır. Aynı şekilde günah işlemiş bir insan da tövbe kapısının kapandığını düşünerek ümitsizliğe düşmemelidir. Allah’ın adaleti kadar rahmeti de büyüktür. Samimi tövbe, iman, güzel amel ve kul haklarını telafi etmek insanın hayatında önemli bir yer tutar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SIRAT, HESAP VE AMELLERİN KARŞILIĞI</span></span><br />
<br />
İslamî kaynaklarda sırat, ahiret hayatında insanların karşılaşacağı önemli bir mesele olarak anlatılır. Bu konuda nakledilen rivayetlerin ayrıntıları ve sıhhat dereceleri birbirinden farklı olabilir. Bu sebeple rivayetlerdeki her ayrıntıyı kesin bilgi olarak aktarmak yerine, Kur’an’ın açıkça bildirdiği hesap, adalet ve sorumluluk ilkelerine odaklanmalıyız.<br />
<br />
Dünya hayatında insanın önüne birçok yol çıkar. Bu yollardan biri doğruluğa, adalete, merhamete ve Allah’a kulluğa götürür; diğeri ise bencilliğe, haksızlığa ve nefsin arzularına teslim olmaya sürükleyebilir. İnsan her gün yaptığı tercihlerle kendi yolunu şekillendirir.<br />
<br />
Namazı korumak, emanete riayet etmek, doğru sözlü olmak, insanlara eziyet etmemek, anne babaya iyilik etmek ve ihtiyaç sahiplerini gözetmek, kulluğun önemli göstergelerindendir. Bunlar yalnızca dil ile ifade edilecek öğütler değil, hayata geçirilmesi gereken sorumluluklardır.<br />
<br />
Namaz konusunda ihmalkâr davranan kimse de ümitsizliğe kapılmadan kendisini düzeltmeye çalışmalıdır. İbadetteki eksiklikleri hafife almak doğru olmadığı gibi, bir insanı hatası sebebiyle bütünüyle değersiz görmek de doğru değildir. Nasihat, insanı aşağılamak için değil, iyiliğe davet etmek için yapılır.<br />
<br />
İnsanın yaptığı her davranışın bir karşılığı vardır. Bazen bunun sonucunu dünyada görür, bazen de gerçek karşılığının ahirette ortaya çıkacağına inanırız. Fakat belirli bir kişinin ahirette ne yaşayacağını kesin biçimde söylemek bizim görevimiz değildir. Bizim görevimiz doğruyu anlatmak, yanlıştan sakındırmak, kendi nefsimizi hesaba çekmek ve Allah’ın rahmetini umarak güzel işler yapmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KORKUTMAK DEĞİL, İBRET ALMAK</span></span><br />
<br />
Dinî sohbetlerde cehennem, hesap ve azap konuları anlatılırken ölçülü olmak gerekir. Güvenilir kaynaklara dayanmayan, insanları korkutmak amacıyla ayrıntılandırılan hikâyeler bazen dinin asıl mesajını gölgede bırakabilir. Özellikle hayvanlara yapılan muameleleri belirli günahların doğrudan karşılığı gibi anlatmak veya bu tür benzetmeler üzerinden dinî hükümler çıkarmak doğru değildir.<br />
<br />
İslam ahlakı, insanın yalnızca insanlara değil, hayvanlara karşı da merhametli olmasını gerektirir. Bir canlıya eziyet etmemek, ona gereksiz yere zarar vermemek ve gücümüz yettiğince şefkatle davranmak da ahlakımızın bir parçasıdır.<br />
<br />
Bir vaazın amacı, insanı dehşete düşürüp çaresiz bırakmak değil; ona hakikati hatırlatıp kendisini düzeltmesine yardımcı olmaktır. Cehennemden sakınmayı anlatırken cennetin rahmetini, hesap gününü anlatırken tövbe imkânını, günahları anlatırken iyilik ve bağışlanma yollarını da hatırlatmalıyız.<br />
<br />
İnsan bazen nefsine yenilir, bazen sabırsızlık gösterir, bazen de doğru bildiği yoldan uzaklaşır. Önemli olan, hatayı savunmak yerine fark edebilmek ve yeniden doğruya yönelmektir. Allah’a yönelen, samimiyetle tövbe eden ve elinden geldiğince haksızlıkları telafi etmeye çalışan kimse, rahmetten ümidini kesmemelidir.<br />
<br />
İşte burada sabrın ve bekleyişin anlamı yeniden ortaya çıkar. Yusuf aleyhisselamın kıssasında gördüğümüz gibi, insanın önüne zor imtihanlar çıkabilir. Fakat sabır, yalnızca oturup beklemek değildir. Sabır; haramdan uzak durmak, doğru davranışta sebat etmek, elinden gelen gayreti göstermek ve sonucu Allah’a bırakmaktır.<br />
<br />
Vuslata ulaşmak isteyen insan, önce kendi içindeki engelleri tanımalıdır. Nefsini arındırmaya çalışan kişi, başkalarının kusurlarını saymaktan önce kendi davranışlarını gözden geçirmelidir. Çünkü gerçek olgunluk, insanın kendisini kusursuz görmesinde değil, eksiklerini fark edip düzeltmeye çalışmasındadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU</span></span><br />
<br />
Bir sonraki bölümde duaya, Allah’tan hakkı hak olarak gösterip ona uymayı istemeye ve vaazın kapanışına yer verilecektir.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VUSLAT MI UZAK, BEKLEMEK Mİ ZOR? YUSUFLUK MU ZOR, ZÜLEYHALIK MI ZOR?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: HAKKI TANIMAK, SABRETMEK VE VUSLATA YÖNELMEK</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HAKKI HAK, BÂTILI BÂTIL GÖREBİLMEK</span></span><br />
<br />
İnsanın en önemli vazifelerinden biri, hak ile bâtılı birbirinden ayırabilmek ve doğruyu tanıdıktan sonra ona uygun yaşamaya gayret etmektir. Çünkü insan bazen kendi arzusunu hakikat zanneder, bazen de alışkanlıklarını doğru ölçü kabul eder. Nefis, kişinin kendi kusurlarını görmesini zorlaştırabilir. Bu sebeple insanın sürekli kendisini gözden geçirmesi, niyetini sorgulaması ve Allah’tan doğru yolu göstermesini istemesi gerekir.<br />
<br />
Bir şeyi çok istememiz, onun bizim için mutlaka hayırlı olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bir şeyin gerçekleşmesinin gecikmesi de onun kesinlikle kötü olduğu anlamına gelmez. İnsan kendi bilgisi ve görüşüyle sınırlıdır. Allah ise her şeyi hakkıyla bilendir. Bu nedenle kul, helal dairesinde gayret göstermeli, doğru kararlar almaya çalışmalı ve sonucu Allah’a havale etmelidir.<br />
<br />
Yusuf aleyhisselamın kıssası bize sabrın, iffetin ve Allah’a güvenmenin önemini öğretir. O, zor şartlarda dahi doğru bildiğinden vazgeçmemiştir. İnsan da imtihanlarla karşılaştığında nefsinin isteklerine hemen teslim olmamalıdır. Bir arzunun gerçekleşmesini istemek başka, o arzuya ulaşmak için yanlış yollara başvurmak başkadır. Mümin, istediği sonuca ulaşmak uğruna haramı helal sayamaz; sabır ve gayretini doğru yolda göstermelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VUSLATIN YOLU SABIR VE GAYRETTİR</span></span><br />
<br />
Vuslat, insanın aradığına kavuşmasıdır. Ancak manevi anlamda vuslat yalnızca beklenen bir sonuca ulaşmak değildir. Aynı zamanda insanın Allah’a yakınlaşmak için nefsini terbiye etmesi, ahlakını güzelleştirmesi ve kulluk bilincini güçlendirmesidir.<br />
<br />
Beklemek bazen insana zor gelir. İnsan bir kapının açılmasını, bir sıkıntının sona ermesini veya uzun zamandır arzuladığı bir hayra kavuşmayı ister. Fakat bekleyiş süresince insanın nasıl davrandığı da önemlidir. Sabır, sadece zamanın geçmesini seyretmek değil; beklerken doğruluktan ayrılmamak, elinden geleni yapmak ve ümitsizliğe kapılmamaktır.<br />
<br />
Yusufluk da Züleyhalık da insanın zihninde farklı imtihanları çağrıştırabilir. Yusuf aleyhisselamın kıssasında iffet, sabır ve Allah’a bağlılık; Züleyha anlatısında ise arzu, pişmanlık ve dönüş gibi temalar üzerinde düşünülebilir. Ancak bu kıssadan çıkarılacak ders, insanları basit kalıplara ayırmak veya birini bütünüyle iyi, diğerini bütünüyle kötü ilan etmek değildir. Asıl mesele, insanın kendi nefsini tanıması, yanlışından dönmesi ve Allah’ın razı olacağı bir hayat sürmeye çalışmasıdır.<br />
<br />
Bir insanın kalbi değişebilir, hatasından ders çıkarabilir ve daha güzel bir yola yönelebilir. Bu yüzden insanları geçmişteki bir kusurlarıyla sonsuza kadar mahkûm etmek yerine, doğruya dönüş imkânını da gözetmek gerekir. Bununla birlikte tövbe, yalnızca sözle pişmanlık bildirmekten ibaret değildir. Kişi gücü yettiğince yanlışını terk etmeli, sebep olduğu zararı gidermeli ve aynı hataya dönmemek için gayret göstermelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NEFSİNİ TANIYAN, YOLUNU DAHA İYİ BULUR</span></span><br />
<br />
İnsan kendi nefsini tanıdıkça hangi konularda sabırsız olduğunu, hangi arzularının kendisini zorladığını ve hangi davranışlarının başkalarına zarar verdiğini daha iyi fark eder. Bu farkındalık, manevi gelişimin önemli bir adımıdır.<br />
<br />
Nefis terbiyesi, insanın kendisinden nefret etmesi veya hayatın meşru güzelliklerini bütünüyle reddetmesi değildir. Asıl maksat, arzuları ölçülü hâle getirmek, helal ile haram arasındaki sınıra dikkat etmek ve insanın aklını, iradesini ve vicdanını doğru yönde kullanmasını sağlamaktır.<br />
<br />
İbadetler, zikirler, dualar ve Kur’an okumak bu yolda insana yardımcı olur. Ancak bunların ahlaka yansıması da önemlidir. Zikir yapan insanın dili daha doğru, eli daha merhametli, davranışları daha adaletli olmalıdır. İbadet, insanı başkalarına karşı kibirli hâle getiriyorsa kişi kendi niyetini ve davranışlarını yeniden gözden geçirmelidir.<br />
<br />
Bir başkasının manevi derecesi hakkında kesin hükümler vermek yerine, kendi kulluğumuzu geliştirmeye çalışmalıyız. Kimin Allah katında daha değerli olduğunu en iyi Allah bilir. Bizim sorumluluğumuz, niyetimizi temiz tutmak, ibadetlerimizi yerine getirmek, kul hakkından sakınmak ve insanlara elimizden geldiğince faydalı olmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SON SÖZ: ALLAH'TAN HAKKI İSTEMEK</span></span><br />
<br />
Öyleyse vuslatı uzak görüp ümitsizliğe düşmeyelim. Bekleyişi de boş bir zaman olarak değerlendirmeyelim. Her günümüzü kendimizi düzeltmek, iyilik yapmak, yanlışlarımızdan dönmek ve Allah’a yaklaşmak için bir fırsat bilelim.<br />
<br />
İnsan bazen ne istediğini bilir ama ona hangi yoldan ulaşması gerektiğini bilemez. Bazen de kendi istediğinin kendisi için hayırlı olup olmadığını anlayamaz. Bu nedenle yalnızca istediğimiz şeyin gerçekleşmesini değil, hakkın bize açıkça gösterilmesini ve o hakka uyabilecek iradenin verilmesini de istemeliyiz.<br />
<br />
Bunun için şu duayı edelim:<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
“Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip et.”<br />
<br />
Rabbimizden bizleri doğruyu tanıyan, tanıdığı doğruya uyan, nefsinin yanlış arzularına karşı sabreden ve insanlara karşı merhametli davranan kullarından eylemesini dileyelim. Bekleyişimizi hayırlı, gayretimizi bereketli, tövbemizi samimi ve sonumuzu hayırlı kılsın.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
“Onların dualarının sonu, ‘Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur’ demektir.”<br />
<br />
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
“Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.”<br />
<br />
“Allah’ım! Seni hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilah olmadığına şahitlik ederim. Senden bağışlanma diler ve Sana tövbe ederim.”<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span></span><br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
Schrems, 10 Ocak 2018 Çarşamba<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar © glan</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VUSLAT MI UZAK, BEKLEMEK Mİ ZOR? YUSUFLUK MU ZOR, ZÜLEYHALIK MI ZOR?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kar©glan’ın 10 Ocak 2018 Vaazı)</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EÛZÜ BESMELE</span></span><br />
<br />
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ<br />
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm.<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ أَن تَضِلُّوا وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ</span></span><br />
<br />
Yubeyyinullâhu lekum en tadıllû vallâhu bi kulli şey’in alîm.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Allah, şaşırmamanız için size açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Nisâ Suresi, 176. ayetten pasaj)</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ yine şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ وَيُخَوِّفُونَكَ بِالَّذِينَ مِن دُونِهِ وَمَن يُضْلِلِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ</span></span><br />
<br />
E leyse’llâhu bi kâfin abdehu ve yuhavvifûneke billezîne min dûnihî ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Allah kuluna yetmez mi? Seni O’ndan başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah kimi saptırırsa artık onun için yol gösteren yoktur.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Zümer Suresi, 36. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KADER VE AMEL</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
İnsan, hayatı boyunca birçok soru ile karşılaşır. Kader nedir? İnsan kendi seçimlerinden ne ölçüde sorumludur? Geleceğimiz Allah’ın ilminde biliniyorsa neden amel ediyoruz? Beklemek mi daha zordur, yoksa insanın nefsini kontrol etmesi mi?<br />
<br />
Bu meseleleri anlamak için dinimizin öğrettiği temel ölçüleri hatırlamalıyız.<br />
<br />
Rivayetlerde, Sürâka b. Mâlik’in Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) kader ve amel hakkında sorular sorduğu aktarılır. Bu rivayetlerde verilen temel mesaj şudur: İnsan, kaderin varlığını bahane ederek çalışmayı ve sorumluluklarını yerine getirmeyi bırakmamalıdır.<br />
<br />
Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) kaderle ilgili rivayetlerde insanları amele teşvik ettiği bildirilir. Çünkü insan gelecekte ne yaşayacağını bilmez. Önünde hangi imkânların açılacağını, hangi güçlüklerle karşılaşacağını ve seçimlerinin ne gibi sonuçlar doğuracağını bütünüyle öngöremez. Ona düşen, elinden geleni yapmak ve Allah’a güvenmektir.<br />
<br />
Kader inancı, tembelliğin veya yanlış davranışların bahanesi değildir. “Nasıl olsa kaderimde yazılmış” diyerek sorumluluktan kaçmak doğru bir anlayış değildir. İnsan iradesiyle tercih yapar; iyiliğe yönelmek, kötülükten kaçınmak ve yaptığı hataları düzeltmekle yükümlüdür.<br />
<br />
Resûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) nakledilen Abdullah b. Mes‘ûd rivayetinde, insanın anne karnındaki yaratılış safhalarından ve rızkının, ecelinin, amellerinin ve sonunda ulaşacağı durumun yazılmasından söz edilir. Bu rivayet, kader konusu ele alınırken sıkça anılır.<br />
<br />
Ancak bu tür rivayetleri yorumlarken önemli bir noktayı gözden kaçırmamalıyız: Allah’ın bir şeyi önceden bilmesi, insanın kendi tercihlerinden sorumlu olmadığı anlamına gelmez. Biz gaybı bilemeyiz ve kaderin bütün hikmetlerini kuşatamayız. Bu nedenle görevimiz, kader üzerine tartışmayı bir sorumluluktan kaçış yolu hâline getirmek değil; doğru davranmaya, hayırlı işler yapmaya ve Allah’tan yardım dilemeye devam etmektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH’A GÜVENMEK VE NEFSİ ARINDIRMAK</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ Şems Suresi’nde şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا ۝ فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا ۝ قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا</span></span><br />
<br />
Ve nefsin ve mâ sevvâhâ. Fe elhemehâ fucûrahâ ve takvâhâ. Kad efleha men zekkâhâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Nefse ve ona düzen verene; ona kötülüğünü ve takvasını ilham edene yemin olsun ki nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Şems Suresi, 7–9. ayetler)</span></span><br />
<br />
Bu ayetler bize insanın kendi iç dünyasına dikkat etmesi gerektiğini hatırlatır. Her insan iyilik ile kötülük arasında seçim yapabileceği durumlarla karşılaşır. Öfkelendiğinde sabırlı davranmak, imkânı varken haksız kazançtan uzak durmak, arzu duyduğu bir şey haramsa kendisini ondan alıkoymak ve başkasının hakkını gözetmek nefs terbiyesinin parçalarıdır.<br />
<br />
Nefsi arındırmak, insanın bütün arzularını düşünmeden bastırması demek değildir. Asıl mesele, arzularını dinin ve ahlakın ölçüleri içinde yönetebilmesidir. Sabır, irade ve samimiyet zamanla gelişir. İnsan bazen zorlanabilir; fakat her zorlanma, doğru yönde çaba göstermesine engel değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YUSUF VE ZÜLEYHA: BEKLEMEK Mİ, NEFSİ KORUMAK MI ZOR?</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim!<br />
<br />
Hz. Yusuf’un kıssası, Kur’an-ı Kerim’de iffet, sabır, tevekkül ve Allah’a bağlılık bakımından üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir kıssadır.<br />
<br />
Hz. Yusuf, kendisini günaha çağıran bir durumla karşılaştığında nefsine uymamış, Allah’a sığınmış ve haramdan uzak durmayı seçmiştir. Bu davranışı, insanın arzu ettiği her şeye hemen ulaşmaya çalışmaması gerektiğini gösterir. Bazen insanın gerçek imtihanı, bir şeyi elde etmek değil, onu elde etmek uğruna yanlış bir yola sapmamaktır.<br />
<br />
Züleyha ile Hz. Yusuf’un daha sonraki hayatlarına ve evliliklerine dair çeşitli kıssa ve menkıbeler anlatılagelmiştir. Ancak bu anlatıların ayrıntılarının Kur’an’da açıkça bildirilmediğini ve aktarılan her rivayetin sahih kabul edilemeyeceğini bilmek gerekir. Bu nedenle bu tür hikâyelerden ders çıkarırken, kesin dinî hükümleri yalnızca doğruluğu sabit olmayan anlatılara dayandırmamalıyız.<br />
<br />
Bu kıssadan çıkarılabilecek temel ders şudur: İnsan bazen bir arzusuna ulaşmak için uzun süre bekler. Beklediği şeyin kendisi için hayırlı olup olmadığını bilemeyebilir. Bu yüzden sabırla hareket etmeli, doğru yoldan ayrılmamalı ve sonucu Allah’a bırakmalıdır.<br />
<br />
Peki, Hz. Yusuf gibi nefsine hâkim olmak mı daha zordur, yoksa Züleyha’ya atfedilen anlatılardaki gibi bir arzuyu yıllarca kalbinde taşımak mı?<br />
<br />
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Her insanın imtihanı farklıdır. Kimi insan için bir arzudan vazgeçmek zordur; kimi için de istediği hâlde beklemek, sabretmek ve ümidini korumak zordur. Önemli olan, imtihanın biçimi ne olursa olsun Allah’ın koyduğu sınırları gözetmektir.<br />
<br />
Burada bir noktayı özellikle vurgulamalıyız: **Zamanın geçmesi, tek başına haram olan bir şeyi helal hâle getirmez.** Bir davranışın hükmü; dinî ölçülere, şartlara ve ilgili hükümlere göre değerlendirilir. Örneğin evlilik, nikâh ile helal bir ilişki kurar; fakat bu, daha önceki haram davranışların zaman geçmesiyle kendiliğinden helal olduğu anlamına gelmez.<br />
<br />
İnsan hayatında şartlar değişebilir. Bir şeyin hükmü, şartların veya ilgili dinî durumun değişmesiyle farklılaşabilir; ancak bu değişimi yalnızca zamanın geçmesine bağlamak doğru değildir. Mümin, kendi arzusunu dinî hüküm yerine koymamalı ve haramı helal saymak için kendince gerekçeler üretmemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİR MEYVENİN OLGUNLAŞMASI GİBİ SABIR</span></span><br />
<br />
Bir meyve düşünelim. Çiftçi toprağı hazırlar, tohumu eker, gerektiğinde toprağı sular ve bitkinin gelişmesini bekler. Mevsimler geçer; bitki büyür, çiçek açar ve meyve verir. Meyvenin olgunlaşması için belirli bir süreç gerekir. Onu vaktinden önce koparmak, beklenen lezzetin ve olgunluğun oluşmasına engel olabilir.<br />
<br />
İnsan hayatında da bazı işler sabır ve emek ister. Bir bilgiye ulaşmak, bir mesleği öğrenmek, güvenilir bir insan olmak, aile kurmak veya bir ibadette istikrar kazanmak bir anda gerçekleşmeyebilir. Bunların her biri emek, dikkat ve zaman gerektirir.<br />
<br />
Bu benzetmeden, her bekleyişin mutlaka arzuladığımız sonuca ulaşacağı anlamı çıkarılmamalıdır. Bazen çok istediğimiz bir şey gerçekleşmez; bazen de gerçekleşen şeyin düşündüğümüz kadar hayırlı olmadığını anlarız. Sabır, yalnızca sonuca ulaşana kadar beklemek değil, sonuç ne olursa olsun doğru yoldan ayrılmamaya çalışmaktır.<br />
<br />
Ekmek de soframıza gelene kadar uzun bir emek zincirinden geçer. Çiftçinin tohumu ekmesinden ürünün yetişmesine, hasat edilmesinden öğütülmesine, hamur hâline getirilip pişirilmesine kadar birçok insanın emeği vardır. Soframızdaki bir dilim ekmeğin arkasında bile sayısız sebep ve emek bulunur.<br />
<br />
Bu nedenle nimeti küçümsememeli, onu elde etmek için çalışan insanları unutmamalıyız. Yediğimiz lokmanın helal olmasına dikkat etmeli ve sahip olduğumuz nimetler için şükretmeliyiz.<br />
<br />
Ayrıca bize verilen enerjiyi ve zamanı nasıl kullandığımızı da düşünmeliyiz. Gücümüzü ibadete, çalışmaya, ailemize ve insanlara faydalı olmaya mı ayırıyoruz? Yoksa onu başkalarını incitmek, haksızlık etmek veya kendimize ve çevremize zarar vermek için mi kullanıyoruz?<br />
<br />
Asıl muhasebe burada başlar. Çünkü nimet yalnızca bize verilmiş bir imkân değil, aynı zamanda bir sorumluluktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AMELLERİN KAYDEDİLMESİ VE HESAP GÜNÜ</span></span><br />
<br />
İslam inancına göre insanın yaptığı işler Allah’ın bilgisi dâhilindedir ve insan yaptıklarından sorumludur. Kur’an-ı Kerim’de insanın sözlerinin ve davranışlarının kaydedilmesinden, kıyamet günü de bunların karşılığını görmesinden söz edilir.<br />
<br />
Allah Teâlâ şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ ۝ مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ</span></span><br />
<br />
İz yetelakkâl-mutelakkıyâni anil yemîni ve aniş-şimâli kaîd. Mâ yelfizu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun atîd.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında, onu gözetleyen ve kaydetmeye hazır bir melek bulunmasın.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kâf Suresi, 17–18. ayetler)</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ yine şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ</span></span><br />
<br />
Ve inne aleykum le hâfızîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Üzerinizde elbette gözetleyiciler vardır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(İnfitâr Suresi, 10. ayet)</span></span><br />
<br />
Bu ayetler, insanın sorumluluğunu ve yaptıklarının kaybolmadığını hatırlatır. Bir sözün veya davranışın başkaları tarafından görülmemesi, onun ahlaki değerini ortadan kaldırmaz. İnsan yalnızca toplum önündeki görüntüsünden ibaret değildir; gizli davranışları ve niyeti de Allah’ın bilgisi dâhilindedir.<br />
<br />
İslam geleneğinde insanın amellerini kaydetmekle görevli melekler “Kirâmen Kâtibîn” olarak anılır. Bu konuda farklı hadis ve tefsir kaynaklarında çeşitli açıklamalar yer alır. Rivayetlerin ayrıntılarını aktarırken kaynaklarının ve sıhhat derecelerinin gözetilmesi gerekir. Kesinliği bilinmeyen ayrıntıları tartışmasız bir gerçek gibi anlatmaktan kaçınmalıyız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İNSANIN KENDİSİNİ MUHASEBE ETMESİ</span></span><br />
<br />
İnsan geçmişte yaşadığı bazı olayları hatırlayabilir. Çocuklukta duyduğu bir söz, yıllar önce gördüğü bir manzara veya hayatında iz bırakan bir olay hafızasında yeniden canlanabilir. Gözlerimiz, kulaklarımız ve diğer duyularımız çevremizden bilgi alır; beynimiz bu bilgilerin bir kısmını işler ve hafızada tutar.<br />
<br />
Fakat insan hafızası kusursuz bir kamera gibi çalışmaz. Hatırladıklarımız zamanla değişebilir, bazı ayrıntıları unutabilir veya olayları yanlış yorumlayabiliriz. Bu nedenle hafızamızın işleyişini doğrudan gayb âlemiyle veya Levh-i Mahfuz’un mahiyetiyle eşitlemek doğru değildir.<br />
<br />
Levh-i Mahfuz, İslam inancında Allah’ın takdirinin ve bilgisinin kaydıyla ilişkilendirilen dinî bir kavramdır. Onu dünyadaki internet sitelerine, video arşivlerine veya bilgisayarların kayıt sistemlerine birebir benzetmek, açıklayıcı bir mecaz olarak düşünülebilir; ancak bu benzetmeler gaybın gerçek mahiyetini ortaya koymaz.<br />
<br />
Asıl üzerinde durmamız gereken, insanın kendi davranışlarının sorumluluğundan kaçamayacağıdır. Bir haksızlık yaptığımızda “Kimse görmedi” diyebiliriz; fakat bu, haksızlığı doğru hâle getirmez. Bir iyilik yaptığımızda kimse teşekkür etmese bile iyiliğin değeri ortadan kalkmaz.<br />
<br />
İnsanın kendi kendisini denetlemesi, dinî sorumluluğunun önemli bir parçasıdır. Başkalarının görmediği yerde de dürüst olmak, emaneti korumak, yalan söylememek ve kul hakkına girmemek gerçek ahlâkın göstergelerindendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ELLERİN VE AYAKLARIN ŞAHİTLİĞİ</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ Yâsîn Suresi’nde şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ</span></span><br />
<br />
El-yevme nahtimu alâ efvâhihim ve tukellimunâ eydîhim ve teşhedu erculuhum bimâ kânû yeksibûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“O gün onların ağızlarını mühürleriz; elleri bize konuşur, ayakları da yaptıklarına şahitlik eder.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Yâsîn Suresi, 65. ayet)</span></span><br />
<br />
Nûr Suresi’nde de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ أَلْسِنَتُهُمْ وَأَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ</span></span><br />
<br />
Yevme teşhedu aleyhim elsinetuhum ve eydîhim ve erculuhum bimâ kânû ya‘melûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“O gün dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına karşılık onların aleyhinde şahitlik edecektir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Nûr Suresi, 24. ayet)</span></span><br />
<br />
Bu ayetler, ahirette insanın kendi davranışlarıyla yüzleşeceğini bildirir. Dünyada inkâr edilen veya gizlenmeye çalışılan gerçeklerin Allah katında gizli kalmayacağını hatırlatır.<br />
<br />
İnsanın organlarının bu şahitliği nasıl gerçekleştireceği, gayb âlemine ait bir meseledir. Bunu bugünkü kamera, bilgisayar veya hafıza sistemleriyle birebir aynı kabul etmemeliyiz. Bu benzetmeler yalnızca konuyu anlamaya yardımcı olmak için kullanılabilir; ayetlerin gerçek anlamını ve ahiretteki olayların mahiyetini bütünüyle açıklamaz.<br />
<br />
Bu yüzden insan, kendisini gözetleyen bir kamera varmış gibi davranmaktan daha fazlasını yapmalıdır: Allah’a karşı sorumluluğunu bilerek, kimse kendisini görmese bile doğru olanı seçmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim, kader inancı bizi amelsizliğe değil, sorumluluğa yöneltmelidir. Hz. Yusuf’un kıssası bize nefsimizi korumayı ve sabretmeyi; yaratılış ve hesap ayetleri ise davranışlarımızı gözden geçirmeyi öğretir.<br />
<br />
İnsanın gerçek başarısı, her arzusuna ulaşması değil; arzuları ile sorumlulukları çatıştığında doğru olanı seçebilmesidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci Bölümün Sonu</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci bölümde:</span></span> Miraç ve cehennemle ilgili anlatılar, bunların kaynaklarına ilişkin ihtiyat, kul hakkı, namaz ve hesap günü konuları üzerinde durulacaktır.<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VUSLAT MI UZAK, BEKLEMEK Mİ ZOR? YUSUFLUK MU ZOR, ZÜLEYHALIK MI ZOR?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜM: MİRAÇ, CEHENNEM, AMELLER VE İNSANIN SORUMLULUĞU</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MİRAÇ ANLATILARI VE RİVAYETLERİN DEĞERİ</span></span><br />
<br />
Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Miraç gecesinde gördükleri hakkında çeşitli eserlerde farklı anlatımlar bulunmaktadır. Bu anlatımların bir kısmında cennet, cehennem, melekler ve insanların amellerinin karşılıkları hakkında ayrıntılı tasvirlere yer verilir. Ancak bir sözün dinî bir eserde bulunması veya Hz. Peygamber’e nispet edilmesi, onun mutlaka sahih olduğu anlamına gelmez. Bu sebeple her rivayeti Kur’an ve güvenilir hadis kaynakları ışığında değerlendirmek gerekir.<br />
<br />
Dinî meselelerde ölçümüz korkutucu hikâyelerin çokluğu değil, hakikate uygunluktur. Bir rivayeti dinlerken onun kaynağını, güvenilirliğini ve hangi anlamda aktarılmış olabileceğini araştırmalıyız. Bilmediğimiz hususlarda kesin konuşmamak da ilmin ve edebin bir gereğidir.<br />
<br />
Cehennemle ilgili bazı anlatılarda farklı dinlere mensup insanlar belirli katlara yerleştirilir ve çeşitli günahlar için ayrıntılı cezalar tasvir edilir. Fakat güvenilir bir delil olmadan belirli bir dinin bütün mensupları veya belirli bir insan topluluğu hakkında kesin hüküm vermek doğru değildir. İnsanların niyetlerini, kendilerine ulaşan bilgiyi, şartlarını ve nihai durumlarını en iyi Allah bilir.<br />
<br />
Kur’an’ın bize öğrettiği temel hakikat şudur: İnsan yaptığı iyilikten de kötülükten de sorumludur. Haksızlık, kul hakkı, yetim malını yemek, faizle haksız kazanç elde etmek, yalan söylemek, iftira atmak, emanete ihanet etmek ve insanlara zulmetmek ağır sorumluluklar doğurur. Bu günahlardan sakınmak, yalnızca cezadan korkmak için değil, Allah’ın rızasını kazanmak ve kullara karşı adaletli olmak için de gereklidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BESMELE, TEVEKKÜL VE ALLAH’A SIĞINMAK</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de cehennemin görevlilerinin sayısı hakkında şöyle buyrulur:<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
“Onun üzerinde on dokuz görevli vardır.” (Müddessir Suresi, 74/30)<br />
<br />
Bu ayette bildirilen hususu, kesin delili bulunmayan sayısal yorumlarla genişletmemek gerekir. Besmele ise Müslümanın hayatında önemli bir yere sahiptir. İnsan bir işe Allah’ın adını anarak başladığında, yaptığı işin hayırlı, helal ve bereketli olmasını ister. Besmele, Allah’a yönelişin, O’na dayanmanın ve her işte O’nun yardımını dilemenin ifadesidir.<br />
<br />
Ancak Besmele’yi belirli sayıda okumakla her türlü tehlikeden kesin olarak korunulacağı veya ahirette belirli bir cezadan mutlaka kurtulunacağı yönündeki iddiaları, sahih bir delil olmadan dinî hüküm gibi sunamayız. Dua ve zikir, insanın Allah’a kulluğunun bir parçasıdır; bunların yanında tövbe etmek, kul hakkından sakınmak, farzları yerine getirmek ve güzel ahlakla yaşamak da gerekir.<br />
<br />
Mümin, Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez; fakat bu ümidi günahları önemsememek için bir mazeret olarak da kullanmaz. Korku ile ümit arasında dengeli bir hayat sürer. Günah işlediğinde tövbe eder, birine haksızlık ettiğinde hakkını iade etmeye çalışır, bir kusurunu fark ettiğinde kendisini düzeltmek için gayret gösterir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEHENNEME UĞRAMAK VE KURTULUŞ MESELESİ</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Meryem Suresi’nde şöyle buyrulur:<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَإِنْ مِنْكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا ۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّا</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
“Sizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak hükme bağladığı bir iştir.” (Meryem Suresi, 19/71)<br />
<br />
Ardından şöyle buyrulur:<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
“Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarır, zalimleri ise orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.” (Meryem Suresi, 19/72)<br />
<br />
Bu ayetlerin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda tefsirlerde farklı açıklamalar bulunmaktadır. Bazı açıklamalarda cehenneme uğramak veya yaklaşmak, bazılarında ise onun üzerinden geçmek şeklinde yorumlar yapılmıştır. Bu sebeple ayetleri tek bir yorumla sınırlandırıp bütün insanlar hakkında ayrıntılı ve kesin hükümler vermek doğru değildir.<br />
<br />
Ayetlerin devamında takva sahiplerinin kurtarılacağı, zalimlerin ise kendi yaptıklarının karşılığıyla yüzleşeceği bildirilir. Buradan çıkaracağımız önemli ders, insanın kendisini hesaba çekmesi ve Allah’a karşı sorumluluğunu unutmamasıdır.<br />
<br />
Hiç kimse yalnızca kendisini iyi gördüğü için kurtuluşunu garanti saymamalıdır. Aynı şekilde günah işlemiş bir insan da tövbe kapısının kapandığını düşünerek ümitsizliğe düşmemelidir. Allah’ın adaleti kadar rahmeti de büyüktür. Samimi tövbe, iman, güzel amel ve kul haklarını telafi etmek insanın hayatında önemli bir yer tutar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SIRAT, HESAP VE AMELLERİN KARŞILIĞI</span></span><br />
<br />
İslamî kaynaklarda sırat, ahiret hayatında insanların karşılaşacağı önemli bir mesele olarak anlatılır. Bu konuda nakledilen rivayetlerin ayrıntıları ve sıhhat dereceleri birbirinden farklı olabilir. Bu sebeple rivayetlerdeki her ayrıntıyı kesin bilgi olarak aktarmak yerine, Kur’an’ın açıkça bildirdiği hesap, adalet ve sorumluluk ilkelerine odaklanmalıyız.<br />
<br />
Dünya hayatında insanın önüne birçok yol çıkar. Bu yollardan biri doğruluğa, adalete, merhamete ve Allah’a kulluğa götürür; diğeri ise bencilliğe, haksızlığa ve nefsin arzularına teslim olmaya sürükleyebilir. İnsan her gün yaptığı tercihlerle kendi yolunu şekillendirir.<br />
<br />
Namazı korumak, emanete riayet etmek, doğru sözlü olmak, insanlara eziyet etmemek, anne babaya iyilik etmek ve ihtiyaç sahiplerini gözetmek, kulluğun önemli göstergelerindendir. Bunlar yalnızca dil ile ifade edilecek öğütler değil, hayata geçirilmesi gereken sorumluluklardır.<br />
<br />
Namaz konusunda ihmalkâr davranan kimse de ümitsizliğe kapılmadan kendisini düzeltmeye çalışmalıdır. İbadetteki eksiklikleri hafife almak doğru olmadığı gibi, bir insanı hatası sebebiyle bütünüyle değersiz görmek de doğru değildir. Nasihat, insanı aşağılamak için değil, iyiliğe davet etmek için yapılır.<br />
<br />
İnsanın yaptığı her davranışın bir karşılığı vardır. Bazen bunun sonucunu dünyada görür, bazen de gerçek karşılığının ahirette ortaya çıkacağına inanırız. Fakat belirli bir kişinin ahirette ne yaşayacağını kesin biçimde söylemek bizim görevimiz değildir. Bizim görevimiz doğruyu anlatmak, yanlıştan sakındırmak, kendi nefsimizi hesaba çekmek ve Allah’ın rahmetini umarak güzel işler yapmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KORKUTMAK DEĞİL, İBRET ALMAK</span></span><br />
<br />
Dinî sohbetlerde cehennem, hesap ve azap konuları anlatılırken ölçülü olmak gerekir. Güvenilir kaynaklara dayanmayan, insanları korkutmak amacıyla ayrıntılandırılan hikâyeler bazen dinin asıl mesajını gölgede bırakabilir. Özellikle hayvanlara yapılan muameleleri belirli günahların doğrudan karşılığı gibi anlatmak veya bu tür benzetmeler üzerinden dinî hükümler çıkarmak doğru değildir.<br />
<br />
İslam ahlakı, insanın yalnızca insanlara değil, hayvanlara karşı da merhametli olmasını gerektirir. Bir canlıya eziyet etmemek, ona gereksiz yere zarar vermemek ve gücümüz yettiğince şefkatle davranmak da ahlakımızın bir parçasıdır.<br />
<br />
Bir vaazın amacı, insanı dehşete düşürüp çaresiz bırakmak değil; ona hakikati hatırlatıp kendisini düzeltmesine yardımcı olmaktır. Cehennemden sakınmayı anlatırken cennetin rahmetini, hesap gününü anlatırken tövbe imkânını, günahları anlatırken iyilik ve bağışlanma yollarını da hatırlatmalıyız.<br />
<br />
İnsan bazen nefsine yenilir, bazen sabırsızlık gösterir, bazen de doğru bildiği yoldan uzaklaşır. Önemli olan, hatayı savunmak yerine fark edebilmek ve yeniden doğruya yönelmektir. Allah’a yönelen, samimiyetle tövbe eden ve elinden geldiğince haksızlıkları telafi etmeye çalışan kimse, rahmetten ümidini kesmemelidir.<br />
<br />
İşte burada sabrın ve bekleyişin anlamı yeniden ortaya çıkar. Yusuf aleyhisselamın kıssasında gördüğümüz gibi, insanın önüne zor imtihanlar çıkabilir. Fakat sabır, yalnızca oturup beklemek değildir. Sabır; haramdan uzak durmak, doğru davranışta sebat etmek, elinden gelen gayreti göstermek ve sonucu Allah’a bırakmaktır.<br />
<br />
Vuslata ulaşmak isteyen insan, önce kendi içindeki engelleri tanımalıdır. Nefsini arındırmaya çalışan kişi, başkalarının kusurlarını saymaktan önce kendi davranışlarını gözden geçirmelidir. Çünkü gerçek olgunluk, insanın kendisini kusursuz görmesinde değil, eksiklerini fark edip düzeltmeye çalışmasındadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU</span></span><br />
<br />
Bir sonraki bölümde duaya, Allah’tan hakkı hak olarak gösterip ona uymayı istemeye ve vaazın kapanışına yer verilecektir.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VUSLAT MI UZAK, BEKLEMEK Mİ ZOR? YUSUFLUK MU ZOR, ZÜLEYHALIK MI ZOR?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: HAKKI TANIMAK, SABRETMEK VE VUSLATA YÖNELMEK</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HAKKI HAK, BÂTILI BÂTIL GÖREBİLMEK</span></span><br />
<br />
İnsanın en önemli vazifelerinden biri, hak ile bâtılı birbirinden ayırabilmek ve doğruyu tanıdıktan sonra ona uygun yaşamaya gayret etmektir. Çünkü insan bazen kendi arzusunu hakikat zanneder, bazen de alışkanlıklarını doğru ölçü kabul eder. Nefis, kişinin kendi kusurlarını görmesini zorlaştırabilir. Bu sebeple insanın sürekli kendisini gözden geçirmesi, niyetini sorgulaması ve Allah’tan doğru yolu göstermesini istemesi gerekir.<br />
<br />
Bir şeyi çok istememiz, onun bizim için mutlaka hayırlı olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bir şeyin gerçekleşmesinin gecikmesi de onun kesinlikle kötü olduğu anlamına gelmez. İnsan kendi bilgisi ve görüşüyle sınırlıdır. Allah ise her şeyi hakkıyla bilendir. Bu nedenle kul, helal dairesinde gayret göstermeli, doğru kararlar almaya çalışmalı ve sonucu Allah’a havale etmelidir.<br />
<br />
Yusuf aleyhisselamın kıssası bize sabrın, iffetin ve Allah’a güvenmenin önemini öğretir. O, zor şartlarda dahi doğru bildiğinden vazgeçmemiştir. İnsan da imtihanlarla karşılaştığında nefsinin isteklerine hemen teslim olmamalıdır. Bir arzunun gerçekleşmesini istemek başka, o arzuya ulaşmak için yanlış yollara başvurmak başkadır. Mümin, istediği sonuca ulaşmak uğruna haramı helal sayamaz; sabır ve gayretini doğru yolda göstermelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VUSLATIN YOLU SABIR VE GAYRETTİR</span></span><br />
<br />
Vuslat, insanın aradığına kavuşmasıdır. Ancak manevi anlamda vuslat yalnızca beklenen bir sonuca ulaşmak değildir. Aynı zamanda insanın Allah’a yakınlaşmak için nefsini terbiye etmesi, ahlakını güzelleştirmesi ve kulluk bilincini güçlendirmesidir.<br />
<br />
Beklemek bazen insana zor gelir. İnsan bir kapının açılmasını, bir sıkıntının sona ermesini veya uzun zamandır arzuladığı bir hayra kavuşmayı ister. Fakat bekleyiş süresince insanın nasıl davrandığı da önemlidir. Sabır, sadece zamanın geçmesini seyretmek değil; beklerken doğruluktan ayrılmamak, elinden geleni yapmak ve ümitsizliğe kapılmamaktır.<br />
<br />
Yusufluk da Züleyhalık da insanın zihninde farklı imtihanları çağrıştırabilir. Yusuf aleyhisselamın kıssasında iffet, sabır ve Allah’a bağlılık; Züleyha anlatısında ise arzu, pişmanlık ve dönüş gibi temalar üzerinde düşünülebilir. Ancak bu kıssadan çıkarılacak ders, insanları basit kalıplara ayırmak veya birini bütünüyle iyi, diğerini bütünüyle kötü ilan etmek değildir. Asıl mesele, insanın kendi nefsini tanıması, yanlışından dönmesi ve Allah’ın razı olacağı bir hayat sürmeye çalışmasıdır.<br />
<br />
Bir insanın kalbi değişebilir, hatasından ders çıkarabilir ve daha güzel bir yola yönelebilir. Bu yüzden insanları geçmişteki bir kusurlarıyla sonsuza kadar mahkûm etmek yerine, doğruya dönüş imkânını da gözetmek gerekir. Bununla birlikte tövbe, yalnızca sözle pişmanlık bildirmekten ibaret değildir. Kişi gücü yettiğince yanlışını terk etmeli, sebep olduğu zararı gidermeli ve aynı hataya dönmemek için gayret göstermelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NEFSİNİ TANIYAN, YOLUNU DAHA İYİ BULUR</span></span><br />
<br />
İnsan kendi nefsini tanıdıkça hangi konularda sabırsız olduğunu, hangi arzularının kendisini zorladığını ve hangi davranışlarının başkalarına zarar verdiğini daha iyi fark eder. Bu farkındalık, manevi gelişimin önemli bir adımıdır.<br />
<br />
Nefis terbiyesi, insanın kendisinden nefret etmesi veya hayatın meşru güzelliklerini bütünüyle reddetmesi değildir. Asıl maksat, arzuları ölçülü hâle getirmek, helal ile haram arasındaki sınıra dikkat etmek ve insanın aklını, iradesini ve vicdanını doğru yönde kullanmasını sağlamaktır.<br />
<br />
İbadetler, zikirler, dualar ve Kur’an okumak bu yolda insana yardımcı olur. Ancak bunların ahlaka yansıması da önemlidir. Zikir yapan insanın dili daha doğru, eli daha merhametli, davranışları daha adaletli olmalıdır. İbadet, insanı başkalarına karşı kibirli hâle getiriyorsa kişi kendi niyetini ve davranışlarını yeniden gözden geçirmelidir.<br />
<br />
Bir başkasının manevi derecesi hakkında kesin hükümler vermek yerine, kendi kulluğumuzu geliştirmeye çalışmalıyız. Kimin Allah katında daha değerli olduğunu en iyi Allah bilir. Bizim sorumluluğumuz, niyetimizi temiz tutmak, ibadetlerimizi yerine getirmek, kul hakkından sakınmak ve insanlara elimizden geldiğince faydalı olmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SON SÖZ: ALLAH'TAN HAKKI İSTEMEK</span></span><br />
<br />
Öyleyse vuslatı uzak görüp ümitsizliğe düşmeyelim. Bekleyişi de boş bir zaman olarak değerlendirmeyelim. Her günümüzü kendimizi düzeltmek, iyilik yapmak, yanlışlarımızdan dönmek ve Allah’a yaklaşmak için bir fırsat bilelim.<br />
<br />
İnsan bazen ne istediğini bilir ama ona hangi yoldan ulaşması gerektiğini bilemez. Bazen de kendi istediğinin kendisi için hayırlı olup olmadığını anlayamaz. Bu nedenle yalnızca istediğimiz şeyin gerçekleşmesini değil, hakkın bize açıkça gösterilmesini ve o hakka uyabilecek iradenin verilmesini de istemeliyiz.<br />
<br />
Bunun için şu duayı edelim:<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
“Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip et.”<br />
<br />
Rabbimizden bizleri doğruyu tanıyan, tanıdığı doğruya uyan, nefsinin yanlış arzularına karşı sabreden ve insanlara karşı merhametli davranan kullarından eylemesini dileyelim. Bekleyişimizi hayırlı, gayretimizi bereketli, tövbemizi samimi ve sonumuzu hayırlı kılsın.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
“Onların dualarının sonu, ‘Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur’ demektir.”<br />
<br />
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
“Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.”<br />
<br />
“Allah’ım! Seni hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilah olmadığına şahitlik ederim. Senden bağışlanma diler ve Sana tövbe ederim.”<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span></span><br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
Schrems, 10 Ocak 2018 Çarşamba<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar © glan</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fevzül Azim - Büyük Farkındalık]]></title>
			<link>https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44172</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 20:16:42 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashittunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44172</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FEVZÜL AZÎM – BÜYÜK FARKINDALIK</span></span><br />
<br />
(Kar©glan’ın 23 Ocak 2018 Vaazı)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ۞ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ</span></span><br />
<br />
**Okunuşu:** E leyse’llâhu bi-kâfin abdehû?<br />
<br />
**Meali:** “Allah, kuluna yetmez mi?” (Zümer, 39:36’dan bir bölüm)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallâhülazîm.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FEVZÜL AZÎM – BÜYÜK KURTULUŞ VE BÜYÜK BAŞARI</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">مَن ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُ أَجْرٌ كَرِيمٌ ۞ يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعَىٰ نُورُهُم بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِم بُشْرَاكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ذَٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ</span></span><br />
<br />
**Okunuşu:**<br />
<br />
Men zellezî yukridullâhe kardan hasenen fe yudâifehû lehû ve lehû ecrun kerîm. Yevme terel mü’minîne vel mü’minâti yes’â nûruhum beyne eydîhim ve bi eymânihim. Buşrâkumul yevme cennâtun tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ. Zâlike huvel fevzul azîm.<br />
<br />
**Meali:**<br />
<br />
“Kim Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa Allah da onu kendisine kat kat artırır. Ayrıca ona değerli bir mükâfat vardır. O gün mümin erkeklerle mümin kadınların nurlarının önlerinde ve sağlarında ilerlediğini görürsün. ‘Bugün müjdeniz, altlarından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacağınız cennetlerdir.’ İşte büyük kurtuluş ve başarı budur.” (Hadîd, 57:11-12)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallâhülazîm.</span></span><br />
<br />
Kıymetli kardeşlerim!<br />
<br />
Büyük kurtuluş, insanın yalnızca dünyada mal ve makam kazanması değildir. Asıl başarı; Allah’ın rızasını aramak, iyilik yapmak, kul hakkından sakınmak ve ahiret için hayırlı işler hazırlamaktır.<br />
<br />
Kur’an’da Allah’a güzel bir ödünç vermekten söz edilmesi, Allah’ın herhangi bir şeye muhtaç olduğu anlamına gelmez. Bu ifade, Allah yolunda yapılan hayırların ve samimiyetle verilen sadakaların değerini anlatır. İnsan malından, zamanından, bilgisinden veya emeğinden hayır için harcadığında bunun karşılığını Allah’tan bekler.<br />
<br />
Bazen küçük görünen bir iyilik, bir insanın hayatında büyük bir değişikliğe vesile olabilir. Bir ihtiyaç sahibine yardım etmek, bir gönlü hoş tutmak, doğruyu incitmeden anlatmak ve insanlara faydalı olmak da hayırlı ameller arasındadır.<br />
<br />
İşte farkındalık budur: İnsan, kendisine verilen nimetlerin yalnızca kendi rahatlığı için olmadığını anlamalı; imkânlarını iyilik için de kullanmalıdır. Gerçek kazanç, insanın dünyadan ayrılırken arkasında güzel işler ve hayırlı hatıralar bırakabilmesidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PEYGAMBERİMİZİN SÜNNETİNE SARILMAK</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem’e salât ve selâm olsun.</span></span><br />
<br />
Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm. İnneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm. İnneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
Kardeşlerim, Peygamber Efendimizin sünnetini yaşatmak, onun güzel ahlâkını örnek almak ve dinin esaslarını hayatımıza taşımak önemlidir. Sünnete bağlılık yalnızca görünüşteki bazı davranışlardan ibaret değildir. Doğruluk, merhamet, adalet, emanete riayet, sabır ve insanlara güzel muamele de Peygamberimizin örnek ahlâkının önemli yönlerindendir.<br />
<br />
Ahir zamanda unutulmuş bir sünneti ihya edene çok büyük sevap verileceğine dair rivayetler nakledilmiştir. Bu rivayetlerin farklı kaynaklarda farklı lafızlarla geçtiğini ve hadislerin sıhhat derecelerinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini unutmamalıyız. Sevabın miktarı hakkında kesin konuşmak yerine, sünneti ihya etmenin ve güzel ahlâkı yaşatmanın önemine odaklanmalıyız.<br />
<br />
Bir sünneti ihya etmek, onu doğru öğrenmeyi, şartlarını anlamayı ve hikmetini gözetmeyi gerektirir. İnsan dinî bir uygulamayı yaşatırken başkalarını küçümsememeli, bilmediği meselelerde kesin hükümler vermemeli ve kendi anlayışını herkes için tek ölçü hâline getirmemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEBLİĞDE KARŞILIK BEKLEMEMEK</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
**Okunuşu:**<br />
<br />
Ve mâ es’elukum aleyhi min ecrin, in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn.<br />
<br />
**Meali:**<br />
<br />
“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.”<br />
<br />
Bu ifade Şuarâ suresinde, farklı peygamberlerin tebliğlerini anlatan ayetlerde tekrarlanır. (Şuarâ, 26:109, 127, 145, 164 ve 180)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallâhülazîm.</span></span><br />
<br />
Peygamberlerin tebliğ görevini yerine getirirken insanlardan bir karşılık istememeleri, samimiyet ve Allah’ın rızasını gözetme bakımından önemli bir örnektir. Onlar insanları doğru yola çağırırken kişisel çıkarlarını ön plana koymamışlardır.<br />
<br />
Bugün de dinî bilgiyi anlatan, öğreten veya insanlara nasihat eden kimse, niyetini sık sık gözden geçirmelidir. Amacı yalnızca övülmek, nüfuz kazanmak veya maddî menfaat elde etmek olmamalıdır. İlim ve nasihat, insanlara fayda sağlama sorumluluğuyla birlikte düşünülmelidir.<br />
<br />
Bununla birlikte, dinî hizmetlerde emeği bulunan insanların geçimini sağlaması veya yaptıkları iş karşılığında ücret alması meselesi, kendi şartları ve dinî hükümleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Buradaki temel öğüt, insanları Allah’ın dinini kullanarak aldatmamak, dinî bilgiyi çıkar elde etmek için istismar etmemek ve yapılan iyiliği samimiyetten uzaklaştırmamaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HZ. NUH’UN TEBLİĞİNDEN BİR ÖRNEK</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ ۞ إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ۞ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ ۞ وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
**Okunuşu:**<br />
<br />
İz kâle lehum ahûhum Nûhun elâ tettekûn. İnnî lekum resûlun emîn. Fettekullâhe ve atîûn. Ve mâ es’elukum aleyhi min ecrin, in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn.<br />
<br />
**Meali:**<br />
<br />
Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” (Şuarâ, 26:106-109)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallâhülazîm.</span></span><br />
<br />
Hz. Nuh’un kavmine yaptığı bu çağrı, tebliğin temelinde samimiyet, güvenilirlik ve Allah’a karşı sorumluluk bilincinin bulunduğunu gösterir. Bir insan doğruyu anlatıyorsa önce kendi davranışlarında doğruluğu gözetmelidir. Söylediğiyle yaptığı birbirinden uzak olan kimsenin sözünün tesiri de zayıflar.<br />
<br />
Tarih boyunca peygamberlerin sayısı hakkında farklı rivayetler aktarılmıştır. Ancak bu rivayetlerden hareketle kesin bir peygamber sayısı, insanlık tarihi veya dünyanın yaşı hesaplamak doğru değildir. Kur’an’ın açıkça bildirdiği hususları korumalı, kesin olarak bildirilmemiş konularda ise ihtiyatlı konuşmalıyız.<br />
<br />
İnsan aklına gelen her hesabı dinî bir hakikat olarak sunmamalıdır. Bir hesapta çok sayıda rakamın birbiriyle uyuşması, o hesabın vahye dayandığını veya bilimsel olarak doğrulandığını göstermez. Ebced hesapları tarih boyunca bazı geleneklerde kullanılmıştır; ancak bunlar tek başına evrenin yaşını, gezegenlerin mahiyetini veya gelecekte yaşanacak olayları kanıtlamaz.<br />
<br />
Farkındalık, her şeyde gizli bir işaret aramak değil; bildiğimizle bilmediğimizi ayırabilmektir. Mümin, Allah’ın yarattıkları üzerinde düşünür; fakat düşüncelerini kesin bilgi gibi sunmadan önce delil arar. Bilmediği bir konuda “Allah en doğrusunu bilir” diyebilmek de ilim ve edebin bir gereğidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci Bölümün Sonu</span></span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FEVZÜL AZÎM – BÜYÜK FARKINDALIK</span></span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜM</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YARATILIŞ ÜZERİNE TEFEKKÜR</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
İnsan, kâinata baktığında Allah’ın yaratışındaki büyüklüğü ve kendi bilgisinin ne kadar sınırlı olduğunu fark eder. Gökyüzü, yıldızlar, gezegenler, dağlar, denizler, bitkiler ve canlılar; üzerinde düşünmemiz gereken nice işaret taşır. Ancak bu işaretler üzerinde düşünürken kendi yorumlarımızı kesin dinî hükümler veya bilimsel gerçekler gibi anlatmaktan sakınmalıyız.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a istivâ eden Allah’tır.”</span></span><br />
<br />
A‘râf Suresi, 54. ayet.<br />
<br />
Kur’an’da göklerin ve yerin altı günde yaratıldığından söz edilir. Buradaki “yevm” kelimesinin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda tefsirlerde farklı açıklamalar bulunmaktadır. Bu sebeple ayeti yalnızca kendi zaman ölçülerimizle yorumlayıp kesin sonuçlara varmak yerine, Allah’ın yaratma kudreti üzerinde düşünmeliyiz.<br />
<br />
Allah Teâlâ yine şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık; Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.”</span></span><br />
<br />
Kâf Suresi, 38. ayet.<br />
<br />
Bu ayet bize Allah’ın yaratmasının herhangi bir güçlük ve yorgunlukla sınırlı olmadığını hatırlatır. İnsan ise yaratılmış bir varlık olarak sınırlı bilgiye sahiptir. Bugün bildiklerimiz yarın genişleyebilir; bilmediğimiz konularda da ihtiyatlı konuşmamız gerekir.<br />
<br />
Bazı insanlar sayılar, ebced hesapları, gezegenler ve kâinattaki çeşitli düzenler arasında sembolik bağlantılar kurabilirler. Fakat bu bağlantılar tek başına bir ayetin kesin tefsiri sayılamaz. Bir sayının farklı yerlerde tekrar etmesi de kendi başına ilahî bir şifreyi veya kâinatın yaşını ispatlamaz. Dinî metinleri anlamaya çalışırken sağlam delilleri, güvenilir bilgiyi ve ilmin sınırlarını gözetmek gerekir.<br />
<br />
Asıl büyük farkındalık, her şeyin arkasında bir hikmet bulunabileceğini düşünmek; fakat bilmediğimiz hususlarda Allah adına kesin hükümler vermemektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İNSANIN YARATILIŞI VE SORUMLULUĞU</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ, Tin Suresi’nde şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Biz insanı gerçekten en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik.”</span></span><br />
<br />
Tin Suresi, 4–5. ayetler.<br />
<br />
Bu ayetler üzerinde düşünürken insanın yalnızca dış görünüşüne bakmakla yetinmemeliyiz. İnsan, akıl, irade, vicdan ve sorumluluk sahibi bir varlıktır. Bu nimetleri iyilik için kullanırsa ahlâkını güzelleştirir; kibir, zulüm, haksızlık ve kötülükte ısrar ederse kendi değerini zedeleyebilir.<br />
<br />
İnsanın gerçek üstünlüğü, başkalarını küçümsemesinde değil; Rabbine karşı sorumluluğunu bilmesinde, insanlara adaletle davranmasında ve kendisine verilen nimetleri hayır yolunda kullanmasındadır.<br />
<br />
Bir kimsenin bilgisi çok olabilir, fakat bilgisi onu kibirli yapıyorsa o bilgiden gerektiği gibi faydalanamamış demektir. Bir kimsenin malı çok olabilir, fakat malı onu cimriliğe ve haksızlığa sürüklüyorsa bu nimet onun için bir imtihan hâline gelir. Aynı şekilde makam, güç, güzellik ve itibar da insanın ahlâkını ölçen imtihan vesileleridir.<br />
<br />
Bu sebeple insan, kendisine verilen nimetleri yalnızca kendisi için değil, başkalarının iyiliği için de kullanmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÖKLERİN VE YERİN YARATILIŞI</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yaratandır.”</span></span><br />
<br />
Talâk Suresi, 12. ayetten.<br />
<br />
Bu ayetin ifade ettiği yaratılış hakikatini kabul ederken, ayette açıklanmayan ayrıntılar hakkında kesin konuşmamalıyız. Göklerin ve yerin mahiyetiyle ilgili yorumlarda bulunmak mümkündür; ancak belirli gezegenlerin hangi manevi varlıklara karşılık geldiğini veya her gök katmanının nasıl bir yapıda olduğunu, açık ve güvenilir bir delil bulunmadan kesinleştirmek doğru değildir.<br />
<br />
Cinler, melekler ve insanlar hakkında dinî kaynaklarda bilgiler bulunur. Bununla birlikte bu varlıkların mahiyetini, yaşadıkları yerleri veya gök cisimleriyle ilişkilerini kendi tahminlerimizle açıklamamalıyız. Gaybın bilgisi Allah’a aittir. İnsan, kendisine bildirilen kadarını bilir; geri kalan hususlarda ise haddini bilmelidir.<br />
<br />
Kâinata baktığımızda öğrenilecek çok şey olduğunu görürüz. Bilim, gözlem ve araştırmayla yaratılmış âlemin işleyişini anlamaya çalışır. Din ise insana yaratılış karşısında sorumluluğunu, ahlâkını ve Rabbine karşı kulluk vazifesini hatırlatır. Bu alanlarda konuşurken birbirine ait olmayan iddiaları birbirine karıştırmamak önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZAMANIN KIYMETİ VE KUTSAL AYLAR</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ, Tevbe Suresi’nde şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah katında ayların sayısı, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır.”</span></span><br />
<br />
Tevbe Suresi, 36. ayetten.<br />
<br />
İnsan, zamanın geçişini çoğu zaman fark etmez. Günler haftalara, haftalar aylara, aylar yıllara dönüşür. Ömür ise farkına varmadan ilerler. Bu yüzden zamanımızı hayırlı işlerle değerlendirmek, kulluk vazifelerimizi yerine getirmek ve insanlara faydalı olmak büyük önem taşır.<br />
<br />
Ayların ve günlerin düzeni üzerinde düşünmek mümkündür. Fakat takvimdeki sayıların veya haftanın günlerinin belirli bir sayıya bölünebilmesinden hareketle kesin bir manevi sistem ortaya koymak doğru olmaz. Asıl mesele, zamanın nasıl geçtiğinden çok, bize verilen zamanı nasıl kullandığımızdır.<br />
<br />
Haram aylar, İslam geleneğinde özel bir yere sahiptir. Bu ayların hatırlattığı önemli hususlardan biri de haksızlıktan uzak durmak, zulmü terk etmek ve insanların haklarına saygı göstermektir. Elbette adaletli davranmak yalnızca belirli aylara mahsus değildir; mümin her zaman adaletli olmaya gayret etmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAL, MÜLK VE KUL HAKKI</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim!<br />
<br />
İnsanın dünyada sahip olduğu mal ve mülk, ona emanet edilmiş nimetlerdir. Bu nimetleri kazanırken helal yollara dikkat etmek, başkalarının hakkını gözetmek ve hiç kimseye haksızlık etmemek gerekir.<br />
<br />
Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) kul hakkı konusunda yaptığı uyarılar, insanın malına ve emeğine saygı göstermenin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar. Bir kimsenin arazisini, evini, parasını veya başka bir hakkını haksız yere almak büyük bir vebaldir.<br />
<br />
Bir insanın hakkını yemek yalnızca mahkemede suç sayılan bir davranışla sınırlı değildir. Borcu ödememek, emanet edilen şeyi korumamak, başkasının emeğini kendisininmiş gibi göstermek, ölçüde ve tartıda hile yapmak da kul hakkıyla ilgilidir.<br />
<br />
Mümin, kendisine ait olmayanı almaktan sakınmalı; bir yanlış yaptığında da onu örtbas etmeye çalışmak yerine hakkı sahibine iade etmeli ve helallik dilemelidir. Çünkü tövbenin samimiyeti, mümkün olduğu durumlarda verilen zararı telafi etmeyi de gerektirir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GİZLİ SADAKA VE İYİLİK</span></span><br />
<br />
İyilik yapmanın en güzel yollarından biri, insanlara gösteriş için değil, Allah rızası için yardım etmektir. Yardımın gizli yapılması bazen ihtiyaç sahibinin onurunu korur, bazen de insanı gösterişten uzak tutar. Ancak açıkça yapılan iyilik de teşvik edici ve faydalı olabilir. Burada belirleyici olan niyet, ihtiyaç ve ortaya çıkan hayırdır.<br />
<br />
Sadaka yalnızca para vermekten ibaret değildir. Güzel söz söylemek, bir sıkıntıyı gidermek, bir insana yol göstermek, ihtiyaç sahibine destek olmak ve bir haksızlığı önlemeye çalışmak da iyiliğin farklı biçimleridir.<br />
<br />
Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinde güzel sözün sadaka olduğu bildirilmiştir. Bu öğüt, dilimizi hayır için kullanmamız gerektiğini hatırlatır.<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güzel söz de sadakadır.</span></span><br />
<br />
İnsan bazen büyük bir yardım yapacak imkâna sahip olmayabilir. Fakat güler yüzü, samimi bir duası, teselli edici bir sözü veya karşısındakini dikkatle dinlemesi bile bir gönle ferahlık verebilir.<br />
<br />
Önemli olan, imkânımız ölçüsünde hayra yönelmek ve iyiliği küçümsememektir. Bir insanın sıkıntısını hafifletmek, bazen onun için büyük bir nimettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KUR’AN’I ANLAMAK VE YAŞAMAK</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim yalnızca okunacak bir kitap değil, üzerinde düşünülmesi ve hayatımıza rehber yapılması gereken ilahî bir hidayet kitabıdır. Elbette Kur’an okumak, onu dinlemek ve tilavet etmek de kıymetli ibadetlerdir. Ancak okuduğumuz ayetlerin bize ne öğrettiğini anlamaya ve öğrendiklerimizi davranışlarımıza yansıtmaya da gayret etmeliyiz.<br />
<br />
Kur’an’ın temel mesajlarından biri, insanı hak ile bâtılı ayırt etmeye çağırmasıdır. Bu sebeple insan, duyduğu her sözü sorgulamadan kabul etmemeli; din adına söylenenleri de mümkün olduğunca güvenilir kaynaklara ve sağlam bilgilere göre değerlendirmelidir.<br />
<br />
Bir söz güzel, etkileyici veya manevi duyguları harekete geçirici olabilir. Fakat yalnızca etkileyici olması, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez. Doğruyu arayan insan, sevdiği bir kimsenin sözünü de ölçü ve delil açısından değerlendirebilmelidir.<br />
<br />
Kur’an’ı anlamaya çalışmak, yalnızca başkalarının kusurlarını bulmak için değil, önce kendi nefsimizi düzeltmek için olmalıdır. Bir ayeti okuduğumuzda kendimize şu soruları sorabiliriz: Bu ayet benden hangi davranışı istiyor? Hangi yanlıştan uzak durmamı öğütlüyor? Ailemde, işimde ve insanlarla ilişkilerimde bu öğütten nasıl faydalanabilirim?<br />
<br />
İşte bu şekilde Kur’an, hayatımıza yön veren bir rehber hâline gelir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İHSAN, SAMİMİYET VE GÜZEL AHLAK</span></span><br />
<br />
İhsan, dinimizde önemli bir kavramdır. Cebrâil hadisinde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), ihsanı şöyle açıklamıştır:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah’a, O’nu görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir.”</span></span><br />
<br />
Bu öğüt, insanın ibadetinde ve günlük hayatında samimi olmasını gerektirir. İnsanlar kendisini görmese de Allah’ın onu bildiğini hatırlayan kişi, gizli ve açık davranışlarında daha dikkatli olmaya çalışır.<br />
<br />
İhsan yalnızca ibadet esnasında değil, insanlarla ilişkilerimizde de kendini gösterir. Bir işi güzel yapmak, emaneti korumak, aile fertlerine merhametli davranmak, komşunun hakkını gözetmek ve ihtiyaç sahibine yardımcı olmak da güzel ahlâkın parçalarıdır.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de, insanın yaratılışı anlatılırken şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen secdeye kapanın.”</span></span><br />
<br />
Hicr Suresi, 29. ayetten.<br />
<br />
Bu ayetteki “ruhumdan” ifadesi, İslam âlimlerinin açıklamalarında Allah’ın insana verdiği şeref ve değeri anlatan bir ifade olarak ele alınır. Bu söz, insanın Allah’ın zatından bir parçayı içinde taşıdığı anlamına gelmez. Allah yaratılmışlara benzemez; insan ise yaratılmış ve sorumluluk sahibi bir kuldur.<br />
<br />
İnsanın değeri, kendisini ilahlaştırmasında veya diğer insanlardan üstün görmesinde değil, Allah’a kulluk etmesinde ve kendisine verilen emaneti güzel taşımasındadır.<br />
<br />
Bu sebeple ihsan sahibi insan, yaptığı iyiliği başa kakmaz, insanları küçük görmez ve kendisini başkalarından daha değerli saymaz. Elinden gelen iyiliği yapar, yanlış yaptığında özür diler ve her zaman daha güzel bir ahlâka ulaşmaya gayret eder.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim, büyük farkındalık; kâinatın büyüklüğünü düşünürken kendi sınırlarımızı bilmek, Allah’ın nimetlerini hatırlarken şükretmek, Kur’an’ı okurken anlamaya çalışmak ve öğrendiğimiz hakikatleri güzel ahlâka dönüştürmektir.<br />
<br />
Bir sonraki bölümde güzel sözün, salih amelin, tevazunun ve insanın ömrünü hayırla değerlendirmesinin önemi üzerinde duracağız.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FEVZÜL AZÎM – BÜYÜK FARKINDALIK</span></span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÜÇÜNCÜ VE SON BÖLÜM</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜZEL AHLAK VE SALİH AMEL</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
İnsanın dünyadaki yolculuğu sınırlıdır. Her birimizin ömrü, imkânları ve karşılaştığı imtihanlar farklıdır. Fakat hepimiz yaptıklarımızdan sorumluyuz. Bu nedenle ömrümüzü yalnızca dünya işleriyle tüketmemeli; ibadetlerimize, ailemize, insanlara karşı sorumluluklarımıza ve ahirete hazırlığımıza da önem vermeliyiz.<br />
<br />
Allah Teâlâ Zilzâl Suresi’nde şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre ağırlığınca kötülük yapmışsa onu görür.”</span></span><br />
<br />
Zilzâl Suresi, 7–8. ayetler.<br />
<br />
Bu ayetler bize hiçbir iyiliği küçümsememeyi ve hiçbir kötülüğü önemsiz görmemeyi öğretir. İnsan bazen yaptığı büyük bir iyiliği hatırlayıp kendisini yeterli görebilir; bazen de küçük bir iyiliğinin hiçbir anlam taşımadığını düşünebilir. Oysa Allah katında amellerin değeri, niyet ve samimiyetle de ilgilidir.<br />
<br />
Bir gönlü sevindirmek, bir yetimin başını okşamak, bir yaşlının işini kolaylaştırmak, bir hastayı ziyaret etmek, bir ihtiyaç sahibine yardım etmek ve insanları incitmekten kaçınmak küçümsenecek işler değildir.<br />
<br />
Aynı şekilde bir insanın hakkını yemek, haksız yere suçlamak, iftira etmek, emanete ihanet etmek ve insanları küçük düşürmek de basit görülmemelidir. Mümin, yaptığı işlerin sonucunu düşünmeli ve kendisini hesaba çekebilmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİLİ KORUMAK VE GÜZEL SÖZ SÖYLEMEK</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim!<br />
<br />
Dil küçük bir uzuvdur; fakat onunla büyük iyilikler de büyük kötülükler de yapılabilir. Bir söz insanın kalbine umut verebilir, bir başka söz ise uzun süre unutulmayacak bir yara açabilir.<br />
<br />
Bu sebeple konuşmadan önce düşünmeliyiz. Söyleyeceğimiz söz doğru mu, gerekli mi, faydalı mı? Bir insanı uyarmamız gerekiyorsa onu aşağılamadan, kırmadan ve mümkün olduğunca güzel bir üslupla uyarmaya çalışmalıyız.<br />
<br />
Güzel söz, insanın ahlâkını gösteren önemli bir işarettir. Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) öğrettiği üzere, güzel söz de sadaka hükmünde bir iyiliktir.<br />
<br />
Bazen bir kimsenin hatasını düzeltmek isterken kendi üslubumuz yüzünden daha büyük bir hata yapabiliriz. Haklı olduğumuzu düşünsek bile hakaret etmek, alay etmek veya karşı tarafı küçük düşürmek doğru bir yol değildir. Hakikati anlatmak kadar, onu nasıl anlattığımız da önemlidir.<br />
<br />
Elbette güzel konuşmak, yanlışları görmezden gelmek demek değildir. İnsan gerektiğinde yanlışa karşı çıkmalı, adaleti savunmalı ve hakkı söylemelidir. Ancak bunu yaparken ölçüyü, merhameti ve adaleti kaybetmemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NEFSİ MUHASEBE ETMEK</span></span><br />
<br />
İnsanın en önemli vazifelerinden biri, kendi nefsini sorgulamasıdır. Başkalarının kusurlarını görmek çoğu zaman kolaydır; fakat insanın kendi kusurlarını kabul etmesi daha zordur.<br />
<br />
Bir kimse sürekli başkalarını suçluyor, fakat kendi davranışlarını hiç değerlendirmiyorsa kendisini düzeltme fırsatını kaçırabilir. Oysa mümin, her gün kendisine şu soruları sorabilmelidir:<br />
<br />
Bugün kimin gönlünü aldım? Kime haksızlık ettim? Hangi sözümle birini incittim? Bana verilen nimetlerin şükrünü yerine getirebildim mi? Bir insanın yardım talebini karşılayabileceğim hâlde geri mi çevirdim?<br />
<br />
Bu sorular, insanın kendisini daha iyi tanımasına ve hatalarını düzeltmesine yardımcı olur.<br />
<br />
Nefs muhasebesi, insanın kendisinden nefret etmesi değil; eksiklerini fark edip daha iyi bir kul olmaya gayret etmesidir. Hata yapan insan ümitsizliğe düşmemeli, hatasında ısrar etmekten de kaçınmalıdır. Samimi tövbe, yanlıştan dönme ve mümkünse verilen zararı telafi etme çabasıyla tamamlanır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÜNYADA YAŞARKEN ÖZÜNÜ KORUMAK</span></span><br />
<br />
İnsan nerede yaşarsa yaşasın, güzel ahlâkını ve doğru bildiği temel değerlerini korumaya çalışmalıdır. Farklı toplumlarla karşılaşmak, başka kültürleri tanımak ve yeni şartlara uyum sağlamak, insanın kendi kimliğini ve inancını kaybetmesini gerektirmez.<br />
<br />
Bu konuda daha önce ifade ettiğim şu sözü hatırlatmak isterim:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Elmanın özü bozulmadıysa, onu nereye dikersen dik; ister Afrika’da, ister Amerika’da, ister Türkiye’de olsun, orada elma dalı olup güzel elmalar verir. İnsan da özünü bozmadıkça, ister Mekke’de, ister Amerika’da, ister başka bir yerde yaşasın; Rabbini bilir, güzel ahlâkını korur ve bulunduğu yere huzur ve selamet taşır.”</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan Sözü – 09.11.2014 Pazar</span></span><br />
<br />
Burada anlatılmak istenen, insanın yaşadığı yeri veya başka insanları küçümsemesi değildir. Asıl mesele, hangi toplumda bulunursak bulunalım doğruluğu, merhameti, adaleti ve güzel ahlâkı korumaktır.<br />
<br />
Mümin, bulunduğu toplumun hukukuna ve insanların haklarına saygı göstermeli; inancını da güzel davranışlarıyla temsil etmelidir. İnsanların kalbine ulaşmanın en güzel yollarından biri, sözümüzle davranışımızın birbirini tutmasıdır.<br />
<br />
Bir kimse güzel ahlâkıyla örnek olabiliyorsa yaşadığı çevreye huzur verir. Fakat inancını anlattığı hâlde insanları incitiyor, haksızlık yapıyor ve kendisini herkesten üstün görüyorsa sözleriyle davranışları arasında bir uyumsuzluk vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SALAVAT, DUA VE ALLAH’A YÖNELİŞ</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) salavat getirmek, Müslümanların sevdiği ve önem verdiği ibadetlerdendir. Salavat getirirken Peygamber Efendimizin güzel ahlâkını da hatırlamalı; onun merhametini, doğruluğunu, sabrını ve adaletini hayatımızda örnek almaya çalışmalıyız.<br />
<br />
İbadetlerimizin amacı gösteriş yapmak veya insanlardan üstün görünmek değildir. İbadet, Allah’a kulluğumuzu ifade eder; bizi daha merhametli, daha adaletli ve daha sorumlu bir insan olmaya yöneltmelidir.<br />
<br />
Namazda kıyam, rükû ve secde gibi ibadetlerin her birinin kendine ait bir yeri ve adabı vardır. Secdeyi yalnızca belirli bir saniye sayısıyla sınırlandıran genel bir dinî kural ortaya koymak doğru değildir. Namaz, güvenilir dinî kaynaklarda bildirilen esaslara ve kişinin takip ettiği fıkhî hükümlere uygun biçimde, sükûnet ve huşû içinde kılınmalıdır.<br />
<br />
Müminin yönelişi Allah’adır. Dua ederken Allah’tan hidayet, bağışlanma, sağlık, afiyet ve güzel bir son dilemeliyiz. Gelecekte ortaya çıkacağı bildirilen bazı şahıslar veya gaybî meseleler hakkında kesin bilgilerimiz varmış gibi konuşmamalıyız. Bilmediğimiz konularda ihtiyatlı davranmak, dinî sorumluluğun bir parçasıdır.<br />
<br />
Allah’a yakınlaşmanın yolu, O’na samimiyetle kulluk etmek, emirlerini gözetmek, haramlardan sakınmak ve insanlara karşı güzel ahlâklı olmaya çalışmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FEVZÜL AZÎM: GERÇEK BAŞARI</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim!<br />
<br />
Bütün bu anlattıklarımızın özü şudur: Büyük başarı, yalnızca dünya malı kazanmak veya insanlar arasında tanınmak değildir. Gerçek başarı, insanın Rabbine karşı sorumluluğunu bilmesi, imanını koruması, salih ameller işlemesi, kul hakkından sakınması ve güzel bir ahlâk üzere yaşamaya çalışmasıdır.<br />
<br />
İnsan, sahip olduğu nimetlerle imtihan edilir. Kimi malıyla, kimi bilgisiyle, kimi makamıyla, kimi de sabır göstermesi gereken sıkıntılarla sınanır. Herkesin imtihanı aynı değildir. Bu sebeple insan başkasının durumunu küçümsememeli; kendi sorumluluğuna odaklanmalıdır.<br />
<br />
Allah’ın rızasını arayan kişi, yaptığı iyiliği büyütüp kendisini üstün görmez. Hatasını fark ettiğinde özür dilemekten çekinmez. Başkasının başarısını kıskanmak yerine hayırla karşılar. İnsanların kusurlarını yaymak yerine mümkün olduğunda onları düzeltmeye ve iyiliğe teşvik etmeye çalışır.<br />
<br />
Fevzül azîm, yani büyük kurtuluş ve büyük başarı, insanın yalnızca sözleriyle değil, inancı ve amelleriyle de hayra yönelmesidir. Bunun için hepimizin kendisini yenilemeye, bilgisini artırmaya ve güzel ahlâkını geliştirmeye ihtiyacı vardır.<br />
<br />
Rabbimiz bizleri hakkı hak olarak tanıyıp ona uyanlardan, bâtılı bâtıl olarak tanıyıp ondan uzak duranlardan eylesin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DUA</span></span><br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span></span><br />
<br />
Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip et.<br />
<br />
Allah’ım! Kalplerimizi imanla, dillerimizi zikirle, amellerimizi ihlasla ve ahlâkımızı güzellikle donat. Bizleri kibirden, gösterişten, haksızlıktan, kul hakkından ve nefsimizin kötülüklerinden muhafaza eyle.<br />
<br />
Allah’ım! Bize verdiğin nimetlerin kıymetini bilmeyi, onları hayır yolunda kullanmayı ve sıkıntılar karşısında sabırlı olmayı nasip et. Ailelerimize huzur, hastalarımıza şifa, darda kalanlara ferahlık, ihtiyaç sahiplerine helal rızık ihsan eyle.<br />
<br />
Allah’ım! Bizi doğru sözlü, güvenilir, merhametli ve adaletli kullarından eyle. Bilmediğimiz hususlarda haddimizi bilmeyi, öğrendiğimiz hakikatleri güzel ahlâkla yaşamayı ve hatalarımızdan dönmeyi nasip et.<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
“Dualarının sonu, ‘Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur’ demektir.”<br />
<br />
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.<br />
<br />
“Allah’ım! Seni hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilah olmadığına şahitlik ederim. Senden bağışlanma diler ve Sana tövbe ederim.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VAZIN SONU</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
Schrems, 23 Ocak 2018 Salı<br />
Original Kar © glan<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FEVZÜL AZÎM – BÜYÜK FARKINDALIK</span></span><br />
<br />
(Kar©glan’ın 23 Ocak 2018 Vaazı)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ۞ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ</span></span><br />
<br />
**Okunuşu:** E leyse’llâhu bi-kâfin abdehû?<br />
<br />
**Meali:** “Allah, kuluna yetmez mi?” (Zümer, 39:36’dan bir bölüm)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallâhülazîm.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FEVZÜL AZÎM – BÜYÜK KURTULUŞ VE BÜYÜK BAŞARI</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">مَن ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُ أَجْرٌ كَرِيمٌ ۞ يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعَىٰ نُورُهُم بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِم بُشْرَاكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ذَٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ</span></span><br />
<br />
**Okunuşu:**<br />
<br />
Men zellezî yukridullâhe kardan hasenen fe yudâifehû lehû ve lehû ecrun kerîm. Yevme terel mü’minîne vel mü’minâti yes’â nûruhum beyne eydîhim ve bi eymânihim. Buşrâkumul yevme cennâtun tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ. Zâlike huvel fevzul azîm.<br />
<br />
**Meali:**<br />
<br />
“Kim Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa Allah da onu kendisine kat kat artırır. Ayrıca ona değerli bir mükâfat vardır. O gün mümin erkeklerle mümin kadınların nurlarının önlerinde ve sağlarında ilerlediğini görürsün. ‘Bugün müjdeniz, altlarından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacağınız cennetlerdir.’ İşte büyük kurtuluş ve başarı budur.” (Hadîd, 57:11-12)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallâhülazîm.</span></span><br />
<br />
Kıymetli kardeşlerim!<br />
<br />
Büyük kurtuluş, insanın yalnızca dünyada mal ve makam kazanması değildir. Asıl başarı; Allah’ın rızasını aramak, iyilik yapmak, kul hakkından sakınmak ve ahiret için hayırlı işler hazırlamaktır.<br />
<br />
Kur’an’da Allah’a güzel bir ödünç vermekten söz edilmesi, Allah’ın herhangi bir şeye muhtaç olduğu anlamına gelmez. Bu ifade, Allah yolunda yapılan hayırların ve samimiyetle verilen sadakaların değerini anlatır. İnsan malından, zamanından, bilgisinden veya emeğinden hayır için harcadığında bunun karşılığını Allah’tan bekler.<br />
<br />
Bazen küçük görünen bir iyilik, bir insanın hayatında büyük bir değişikliğe vesile olabilir. Bir ihtiyaç sahibine yardım etmek, bir gönlü hoş tutmak, doğruyu incitmeden anlatmak ve insanlara faydalı olmak da hayırlı ameller arasındadır.<br />
<br />
İşte farkındalık budur: İnsan, kendisine verilen nimetlerin yalnızca kendi rahatlığı için olmadığını anlamalı; imkânlarını iyilik için de kullanmalıdır. Gerçek kazanç, insanın dünyadan ayrılırken arkasında güzel işler ve hayırlı hatıralar bırakabilmesidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PEYGAMBERİMİZİN SÜNNETİNE SARILMAK</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem’e salât ve selâm olsun.</span></span><br />
<br />
Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm. İnneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm. İnneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
Kardeşlerim, Peygamber Efendimizin sünnetini yaşatmak, onun güzel ahlâkını örnek almak ve dinin esaslarını hayatımıza taşımak önemlidir. Sünnete bağlılık yalnızca görünüşteki bazı davranışlardan ibaret değildir. Doğruluk, merhamet, adalet, emanete riayet, sabır ve insanlara güzel muamele de Peygamberimizin örnek ahlâkının önemli yönlerindendir.<br />
<br />
Ahir zamanda unutulmuş bir sünneti ihya edene çok büyük sevap verileceğine dair rivayetler nakledilmiştir. Bu rivayetlerin farklı kaynaklarda farklı lafızlarla geçtiğini ve hadislerin sıhhat derecelerinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini unutmamalıyız. Sevabın miktarı hakkında kesin konuşmak yerine, sünneti ihya etmenin ve güzel ahlâkı yaşatmanın önemine odaklanmalıyız.<br />
<br />
Bir sünneti ihya etmek, onu doğru öğrenmeyi, şartlarını anlamayı ve hikmetini gözetmeyi gerektirir. İnsan dinî bir uygulamayı yaşatırken başkalarını küçümsememeli, bilmediği meselelerde kesin hükümler vermemeli ve kendi anlayışını herkes için tek ölçü hâline getirmemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEBLİĞDE KARŞILIK BEKLEMEMEK</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
**Okunuşu:**<br />
<br />
Ve mâ es’elukum aleyhi min ecrin, in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn.<br />
<br />
**Meali:**<br />
<br />
“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.”<br />
<br />
Bu ifade Şuarâ suresinde, farklı peygamberlerin tebliğlerini anlatan ayetlerde tekrarlanır. (Şuarâ, 26:109, 127, 145, 164 ve 180)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallâhülazîm.</span></span><br />
<br />
Peygamberlerin tebliğ görevini yerine getirirken insanlardan bir karşılık istememeleri, samimiyet ve Allah’ın rızasını gözetme bakımından önemli bir örnektir. Onlar insanları doğru yola çağırırken kişisel çıkarlarını ön plana koymamışlardır.<br />
<br />
Bugün de dinî bilgiyi anlatan, öğreten veya insanlara nasihat eden kimse, niyetini sık sık gözden geçirmelidir. Amacı yalnızca övülmek, nüfuz kazanmak veya maddî menfaat elde etmek olmamalıdır. İlim ve nasihat, insanlara fayda sağlama sorumluluğuyla birlikte düşünülmelidir.<br />
<br />
Bununla birlikte, dinî hizmetlerde emeği bulunan insanların geçimini sağlaması veya yaptıkları iş karşılığında ücret alması meselesi, kendi şartları ve dinî hükümleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Buradaki temel öğüt, insanları Allah’ın dinini kullanarak aldatmamak, dinî bilgiyi çıkar elde etmek için istismar etmemek ve yapılan iyiliği samimiyetten uzaklaştırmamaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HZ. NUH’UN TEBLİĞİNDEN BİR ÖRNEK</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ ۞ إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ۞ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ ۞ وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
**Okunuşu:**<br />
<br />
İz kâle lehum ahûhum Nûhun elâ tettekûn. İnnî lekum resûlun emîn. Fettekullâhe ve atîûn. Ve mâ es’elukum aleyhi min ecrin, in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn.<br />
<br />
**Meali:**<br />
<br />
Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” (Şuarâ, 26:106-109)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallâhülazîm.</span></span><br />
<br />
Hz. Nuh’un kavmine yaptığı bu çağrı, tebliğin temelinde samimiyet, güvenilirlik ve Allah’a karşı sorumluluk bilincinin bulunduğunu gösterir. Bir insan doğruyu anlatıyorsa önce kendi davranışlarında doğruluğu gözetmelidir. Söylediğiyle yaptığı birbirinden uzak olan kimsenin sözünün tesiri de zayıflar.<br />
<br />
Tarih boyunca peygamberlerin sayısı hakkında farklı rivayetler aktarılmıştır. Ancak bu rivayetlerden hareketle kesin bir peygamber sayısı, insanlık tarihi veya dünyanın yaşı hesaplamak doğru değildir. Kur’an’ın açıkça bildirdiği hususları korumalı, kesin olarak bildirilmemiş konularda ise ihtiyatlı konuşmalıyız.<br />
<br />
İnsan aklına gelen her hesabı dinî bir hakikat olarak sunmamalıdır. Bir hesapta çok sayıda rakamın birbiriyle uyuşması, o hesabın vahye dayandığını veya bilimsel olarak doğrulandığını göstermez. Ebced hesapları tarih boyunca bazı geleneklerde kullanılmıştır; ancak bunlar tek başına evrenin yaşını, gezegenlerin mahiyetini veya gelecekte yaşanacak olayları kanıtlamaz.<br />
<br />
Farkındalık, her şeyde gizli bir işaret aramak değil; bildiğimizle bilmediğimizi ayırabilmektir. Mümin, Allah’ın yarattıkları üzerinde düşünür; fakat düşüncelerini kesin bilgi gibi sunmadan önce delil arar. Bilmediği bir konuda “Allah en doğrusunu bilir” diyebilmek de ilim ve edebin bir gereğidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci Bölümün Sonu</span></span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FEVZÜL AZÎM – BÜYÜK FARKINDALIK</span></span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜM</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YARATILIŞ ÜZERİNE TEFEKKÜR</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
İnsan, kâinata baktığında Allah’ın yaratışındaki büyüklüğü ve kendi bilgisinin ne kadar sınırlı olduğunu fark eder. Gökyüzü, yıldızlar, gezegenler, dağlar, denizler, bitkiler ve canlılar; üzerinde düşünmemiz gereken nice işaret taşır. Ancak bu işaretler üzerinde düşünürken kendi yorumlarımızı kesin dinî hükümler veya bilimsel gerçekler gibi anlatmaktan sakınmalıyız.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a istivâ eden Allah’tır.”</span></span><br />
<br />
A‘râf Suresi, 54. ayet.<br />
<br />
Kur’an’da göklerin ve yerin altı günde yaratıldığından söz edilir. Buradaki “yevm” kelimesinin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda tefsirlerde farklı açıklamalar bulunmaktadır. Bu sebeple ayeti yalnızca kendi zaman ölçülerimizle yorumlayıp kesin sonuçlara varmak yerine, Allah’ın yaratma kudreti üzerinde düşünmeliyiz.<br />
<br />
Allah Teâlâ yine şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık; Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.”</span></span><br />
<br />
Kâf Suresi, 38. ayet.<br />
<br />
Bu ayet bize Allah’ın yaratmasının herhangi bir güçlük ve yorgunlukla sınırlı olmadığını hatırlatır. İnsan ise yaratılmış bir varlık olarak sınırlı bilgiye sahiptir. Bugün bildiklerimiz yarın genişleyebilir; bilmediğimiz konularda da ihtiyatlı konuşmamız gerekir.<br />
<br />
Bazı insanlar sayılar, ebced hesapları, gezegenler ve kâinattaki çeşitli düzenler arasında sembolik bağlantılar kurabilirler. Fakat bu bağlantılar tek başına bir ayetin kesin tefsiri sayılamaz. Bir sayının farklı yerlerde tekrar etmesi de kendi başına ilahî bir şifreyi veya kâinatın yaşını ispatlamaz. Dinî metinleri anlamaya çalışırken sağlam delilleri, güvenilir bilgiyi ve ilmin sınırlarını gözetmek gerekir.<br />
<br />
Asıl büyük farkındalık, her şeyin arkasında bir hikmet bulunabileceğini düşünmek; fakat bilmediğimiz hususlarda Allah adına kesin hükümler vermemektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İNSANIN YARATILIŞI VE SORUMLULUĞU</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ, Tin Suresi’nde şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Biz insanı gerçekten en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik.”</span></span><br />
<br />
Tin Suresi, 4–5. ayetler.<br />
<br />
Bu ayetler üzerinde düşünürken insanın yalnızca dış görünüşüne bakmakla yetinmemeliyiz. İnsan, akıl, irade, vicdan ve sorumluluk sahibi bir varlıktır. Bu nimetleri iyilik için kullanırsa ahlâkını güzelleştirir; kibir, zulüm, haksızlık ve kötülükte ısrar ederse kendi değerini zedeleyebilir.<br />
<br />
İnsanın gerçek üstünlüğü, başkalarını küçümsemesinde değil; Rabbine karşı sorumluluğunu bilmesinde, insanlara adaletle davranmasında ve kendisine verilen nimetleri hayır yolunda kullanmasındadır.<br />
<br />
Bir kimsenin bilgisi çok olabilir, fakat bilgisi onu kibirli yapıyorsa o bilgiden gerektiği gibi faydalanamamış demektir. Bir kimsenin malı çok olabilir, fakat malı onu cimriliğe ve haksızlığa sürüklüyorsa bu nimet onun için bir imtihan hâline gelir. Aynı şekilde makam, güç, güzellik ve itibar da insanın ahlâkını ölçen imtihan vesileleridir.<br />
<br />
Bu sebeple insan, kendisine verilen nimetleri yalnızca kendisi için değil, başkalarının iyiliği için de kullanmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÖKLERİN VE YERİN YARATILIŞI</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yaratandır.”</span></span><br />
<br />
Talâk Suresi, 12. ayetten.<br />
<br />
Bu ayetin ifade ettiği yaratılış hakikatini kabul ederken, ayette açıklanmayan ayrıntılar hakkında kesin konuşmamalıyız. Göklerin ve yerin mahiyetiyle ilgili yorumlarda bulunmak mümkündür; ancak belirli gezegenlerin hangi manevi varlıklara karşılık geldiğini veya her gök katmanının nasıl bir yapıda olduğunu, açık ve güvenilir bir delil bulunmadan kesinleştirmek doğru değildir.<br />
<br />
Cinler, melekler ve insanlar hakkında dinî kaynaklarda bilgiler bulunur. Bununla birlikte bu varlıkların mahiyetini, yaşadıkları yerleri veya gök cisimleriyle ilişkilerini kendi tahminlerimizle açıklamamalıyız. Gaybın bilgisi Allah’a aittir. İnsan, kendisine bildirilen kadarını bilir; geri kalan hususlarda ise haddini bilmelidir.<br />
<br />
Kâinata baktığımızda öğrenilecek çok şey olduğunu görürüz. Bilim, gözlem ve araştırmayla yaratılmış âlemin işleyişini anlamaya çalışır. Din ise insana yaratılış karşısında sorumluluğunu, ahlâkını ve Rabbine karşı kulluk vazifesini hatırlatır. Bu alanlarda konuşurken birbirine ait olmayan iddiaları birbirine karıştırmamak önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZAMANIN KIYMETİ VE KUTSAL AYLAR</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ, Tevbe Suresi’nde şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah katında ayların sayısı, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır.”</span></span><br />
<br />
Tevbe Suresi, 36. ayetten.<br />
<br />
İnsan, zamanın geçişini çoğu zaman fark etmez. Günler haftalara, haftalar aylara, aylar yıllara dönüşür. Ömür ise farkına varmadan ilerler. Bu yüzden zamanımızı hayırlı işlerle değerlendirmek, kulluk vazifelerimizi yerine getirmek ve insanlara faydalı olmak büyük önem taşır.<br />
<br />
Ayların ve günlerin düzeni üzerinde düşünmek mümkündür. Fakat takvimdeki sayıların veya haftanın günlerinin belirli bir sayıya bölünebilmesinden hareketle kesin bir manevi sistem ortaya koymak doğru olmaz. Asıl mesele, zamanın nasıl geçtiğinden çok, bize verilen zamanı nasıl kullandığımızdır.<br />
<br />
Haram aylar, İslam geleneğinde özel bir yere sahiptir. Bu ayların hatırlattığı önemli hususlardan biri de haksızlıktan uzak durmak, zulmü terk etmek ve insanların haklarına saygı göstermektir. Elbette adaletli davranmak yalnızca belirli aylara mahsus değildir; mümin her zaman adaletli olmaya gayret etmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAL, MÜLK VE KUL HAKKI</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim!<br />
<br />
İnsanın dünyada sahip olduğu mal ve mülk, ona emanet edilmiş nimetlerdir. Bu nimetleri kazanırken helal yollara dikkat etmek, başkalarının hakkını gözetmek ve hiç kimseye haksızlık etmemek gerekir.<br />
<br />
Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) kul hakkı konusunda yaptığı uyarılar, insanın malına ve emeğine saygı göstermenin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar. Bir kimsenin arazisini, evini, parasını veya başka bir hakkını haksız yere almak büyük bir vebaldir.<br />
<br />
Bir insanın hakkını yemek yalnızca mahkemede suç sayılan bir davranışla sınırlı değildir. Borcu ödememek, emanet edilen şeyi korumamak, başkasının emeğini kendisininmiş gibi göstermek, ölçüde ve tartıda hile yapmak da kul hakkıyla ilgilidir.<br />
<br />
Mümin, kendisine ait olmayanı almaktan sakınmalı; bir yanlış yaptığında da onu örtbas etmeye çalışmak yerine hakkı sahibine iade etmeli ve helallik dilemelidir. Çünkü tövbenin samimiyeti, mümkün olduğu durumlarda verilen zararı telafi etmeyi de gerektirir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GİZLİ SADAKA VE İYİLİK</span></span><br />
<br />
İyilik yapmanın en güzel yollarından biri, insanlara gösteriş için değil, Allah rızası için yardım etmektir. Yardımın gizli yapılması bazen ihtiyaç sahibinin onurunu korur, bazen de insanı gösterişten uzak tutar. Ancak açıkça yapılan iyilik de teşvik edici ve faydalı olabilir. Burada belirleyici olan niyet, ihtiyaç ve ortaya çıkan hayırdır.<br />
<br />
Sadaka yalnızca para vermekten ibaret değildir. Güzel söz söylemek, bir sıkıntıyı gidermek, bir insana yol göstermek, ihtiyaç sahibine destek olmak ve bir haksızlığı önlemeye çalışmak da iyiliğin farklı biçimleridir.<br />
<br />
Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinde güzel sözün sadaka olduğu bildirilmiştir. Bu öğüt, dilimizi hayır için kullanmamız gerektiğini hatırlatır.<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güzel söz de sadakadır.</span></span><br />
<br />
İnsan bazen büyük bir yardım yapacak imkâna sahip olmayabilir. Fakat güler yüzü, samimi bir duası, teselli edici bir sözü veya karşısındakini dikkatle dinlemesi bile bir gönle ferahlık verebilir.<br />
<br />
Önemli olan, imkânımız ölçüsünde hayra yönelmek ve iyiliği küçümsememektir. Bir insanın sıkıntısını hafifletmek, bazen onun için büyük bir nimettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KUR’AN’I ANLAMAK VE YAŞAMAK</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim yalnızca okunacak bir kitap değil, üzerinde düşünülmesi ve hayatımıza rehber yapılması gereken ilahî bir hidayet kitabıdır. Elbette Kur’an okumak, onu dinlemek ve tilavet etmek de kıymetli ibadetlerdir. Ancak okuduğumuz ayetlerin bize ne öğrettiğini anlamaya ve öğrendiklerimizi davranışlarımıza yansıtmaya da gayret etmeliyiz.<br />
<br />
Kur’an’ın temel mesajlarından biri, insanı hak ile bâtılı ayırt etmeye çağırmasıdır. Bu sebeple insan, duyduğu her sözü sorgulamadan kabul etmemeli; din adına söylenenleri de mümkün olduğunca güvenilir kaynaklara ve sağlam bilgilere göre değerlendirmelidir.<br />
<br />
Bir söz güzel, etkileyici veya manevi duyguları harekete geçirici olabilir. Fakat yalnızca etkileyici olması, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez. Doğruyu arayan insan, sevdiği bir kimsenin sözünü de ölçü ve delil açısından değerlendirebilmelidir.<br />
<br />
Kur’an’ı anlamaya çalışmak, yalnızca başkalarının kusurlarını bulmak için değil, önce kendi nefsimizi düzeltmek için olmalıdır. Bir ayeti okuduğumuzda kendimize şu soruları sorabiliriz: Bu ayet benden hangi davranışı istiyor? Hangi yanlıştan uzak durmamı öğütlüyor? Ailemde, işimde ve insanlarla ilişkilerimde bu öğütten nasıl faydalanabilirim?<br />
<br />
İşte bu şekilde Kur’an, hayatımıza yön veren bir rehber hâline gelir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İHSAN, SAMİMİYET VE GÜZEL AHLAK</span></span><br />
<br />
İhsan, dinimizde önemli bir kavramdır. Cebrâil hadisinde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), ihsanı şöyle açıklamıştır:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah’a, O’nu görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir.”</span></span><br />
<br />
Bu öğüt, insanın ibadetinde ve günlük hayatında samimi olmasını gerektirir. İnsanlar kendisini görmese de Allah’ın onu bildiğini hatırlayan kişi, gizli ve açık davranışlarında daha dikkatli olmaya çalışır.<br />
<br />
İhsan yalnızca ibadet esnasında değil, insanlarla ilişkilerimizde de kendini gösterir. Bir işi güzel yapmak, emaneti korumak, aile fertlerine merhametli davranmak, komşunun hakkını gözetmek ve ihtiyaç sahibine yardımcı olmak da güzel ahlâkın parçalarıdır.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de, insanın yaratılışı anlatılırken şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen secdeye kapanın.”</span></span><br />
<br />
Hicr Suresi, 29. ayetten.<br />
<br />
Bu ayetteki “ruhumdan” ifadesi, İslam âlimlerinin açıklamalarında Allah’ın insana verdiği şeref ve değeri anlatan bir ifade olarak ele alınır. Bu söz, insanın Allah’ın zatından bir parçayı içinde taşıdığı anlamına gelmez. Allah yaratılmışlara benzemez; insan ise yaratılmış ve sorumluluk sahibi bir kuldur.<br />
<br />
İnsanın değeri, kendisini ilahlaştırmasında veya diğer insanlardan üstün görmesinde değil, Allah’a kulluk etmesinde ve kendisine verilen emaneti güzel taşımasındadır.<br />
<br />
Bu sebeple ihsan sahibi insan, yaptığı iyiliği başa kakmaz, insanları küçük görmez ve kendisini başkalarından daha değerli saymaz. Elinden gelen iyiliği yapar, yanlış yaptığında özür diler ve her zaman daha güzel bir ahlâka ulaşmaya gayret eder.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim, büyük farkındalık; kâinatın büyüklüğünü düşünürken kendi sınırlarımızı bilmek, Allah’ın nimetlerini hatırlarken şükretmek, Kur’an’ı okurken anlamaya çalışmak ve öğrendiğimiz hakikatleri güzel ahlâka dönüştürmektir.<br />
<br />
Bir sonraki bölümde güzel sözün, salih amelin, tevazunun ve insanın ömrünü hayırla değerlendirmesinin önemi üzerinde duracağız.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FEVZÜL AZÎM – BÜYÜK FARKINDALIK</span></span><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÜÇÜNCÜ VE SON BÖLÜM</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜZEL AHLAK VE SALİH AMEL</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
İnsanın dünyadaki yolculuğu sınırlıdır. Her birimizin ömrü, imkânları ve karşılaştığı imtihanlar farklıdır. Fakat hepimiz yaptıklarımızdan sorumluyuz. Bu nedenle ömrümüzü yalnızca dünya işleriyle tüketmemeli; ibadetlerimize, ailemize, insanlara karşı sorumluluklarımıza ve ahirete hazırlığımıza da önem vermeliyiz.<br />
<br />
Allah Teâlâ Zilzâl Suresi’nde şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre ağırlığınca kötülük yapmışsa onu görür.”</span></span><br />
<br />
Zilzâl Suresi, 7–8. ayetler.<br />
<br />
Bu ayetler bize hiçbir iyiliği küçümsememeyi ve hiçbir kötülüğü önemsiz görmemeyi öğretir. İnsan bazen yaptığı büyük bir iyiliği hatırlayıp kendisini yeterli görebilir; bazen de küçük bir iyiliğinin hiçbir anlam taşımadığını düşünebilir. Oysa Allah katında amellerin değeri, niyet ve samimiyetle de ilgilidir.<br />
<br />
Bir gönlü sevindirmek, bir yetimin başını okşamak, bir yaşlının işini kolaylaştırmak, bir hastayı ziyaret etmek, bir ihtiyaç sahibine yardım etmek ve insanları incitmekten kaçınmak küçümsenecek işler değildir.<br />
<br />
Aynı şekilde bir insanın hakkını yemek, haksız yere suçlamak, iftira etmek, emanete ihanet etmek ve insanları küçük düşürmek de basit görülmemelidir. Mümin, yaptığı işlerin sonucunu düşünmeli ve kendisini hesaba çekebilmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİLİ KORUMAK VE GÜZEL SÖZ SÖYLEMEK</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim!<br />
<br />
Dil küçük bir uzuvdur; fakat onunla büyük iyilikler de büyük kötülükler de yapılabilir. Bir söz insanın kalbine umut verebilir, bir başka söz ise uzun süre unutulmayacak bir yara açabilir.<br />
<br />
Bu sebeple konuşmadan önce düşünmeliyiz. Söyleyeceğimiz söz doğru mu, gerekli mi, faydalı mı? Bir insanı uyarmamız gerekiyorsa onu aşağılamadan, kırmadan ve mümkün olduğunca güzel bir üslupla uyarmaya çalışmalıyız.<br />
<br />
Güzel söz, insanın ahlâkını gösteren önemli bir işarettir. Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) öğrettiği üzere, güzel söz de sadaka hükmünde bir iyiliktir.<br />
<br />
Bazen bir kimsenin hatasını düzeltmek isterken kendi üslubumuz yüzünden daha büyük bir hata yapabiliriz. Haklı olduğumuzu düşünsek bile hakaret etmek, alay etmek veya karşı tarafı küçük düşürmek doğru bir yol değildir. Hakikati anlatmak kadar, onu nasıl anlattığımız da önemlidir.<br />
<br />
Elbette güzel konuşmak, yanlışları görmezden gelmek demek değildir. İnsan gerektiğinde yanlışa karşı çıkmalı, adaleti savunmalı ve hakkı söylemelidir. Ancak bunu yaparken ölçüyü, merhameti ve adaleti kaybetmemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NEFSİ MUHASEBE ETMEK</span></span><br />
<br />
İnsanın en önemli vazifelerinden biri, kendi nefsini sorgulamasıdır. Başkalarının kusurlarını görmek çoğu zaman kolaydır; fakat insanın kendi kusurlarını kabul etmesi daha zordur.<br />
<br />
Bir kimse sürekli başkalarını suçluyor, fakat kendi davranışlarını hiç değerlendirmiyorsa kendisini düzeltme fırsatını kaçırabilir. Oysa mümin, her gün kendisine şu soruları sorabilmelidir:<br />
<br />
Bugün kimin gönlünü aldım? Kime haksızlık ettim? Hangi sözümle birini incittim? Bana verilen nimetlerin şükrünü yerine getirebildim mi? Bir insanın yardım talebini karşılayabileceğim hâlde geri mi çevirdim?<br />
<br />
Bu sorular, insanın kendisini daha iyi tanımasına ve hatalarını düzeltmesine yardımcı olur.<br />
<br />
Nefs muhasebesi, insanın kendisinden nefret etmesi değil; eksiklerini fark edip daha iyi bir kul olmaya gayret etmesidir. Hata yapan insan ümitsizliğe düşmemeli, hatasında ısrar etmekten de kaçınmalıdır. Samimi tövbe, yanlıştan dönme ve mümkünse verilen zararı telafi etme çabasıyla tamamlanır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÜNYADA YAŞARKEN ÖZÜNÜ KORUMAK</span></span><br />
<br />
İnsan nerede yaşarsa yaşasın, güzel ahlâkını ve doğru bildiği temel değerlerini korumaya çalışmalıdır. Farklı toplumlarla karşılaşmak, başka kültürleri tanımak ve yeni şartlara uyum sağlamak, insanın kendi kimliğini ve inancını kaybetmesini gerektirmez.<br />
<br />
Bu konuda daha önce ifade ettiğim şu sözü hatırlatmak isterim:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Elmanın özü bozulmadıysa, onu nereye dikersen dik; ister Afrika’da, ister Amerika’da, ister Türkiye’de olsun, orada elma dalı olup güzel elmalar verir. İnsan da özünü bozmadıkça, ister Mekke’de, ister Amerika’da, ister başka bir yerde yaşasın; Rabbini bilir, güzel ahlâkını korur ve bulunduğu yere huzur ve selamet taşır.”</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan Sözü – 09.11.2014 Pazar</span></span><br />
<br />
Burada anlatılmak istenen, insanın yaşadığı yeri veya başka insanları küçümsemesi değildir. Asıl mesele, hangi toplumda bulunursak bulunalım doğruluğu, merhameti, adaleti ve güzel ahlâkı korumaktır.<br />
<br />
Mümin, bulunduğu toplumun hukukuna ve insanların haklarına saygı göstermeli; inancını da güzel davranışlarıyla temsil etmelidir. İnsanların kalbine ulaşmanın en güzel yollarından biri, sözümüzle davranışımızın birbirini tutmasıdır.<br />
<br />
Bir kimse güzel ahlâkıyla örnek olabiliyorsa yaşadığı çevreye huzur verir. Fakat inancını anlattığı hâlde insanları incitiyor, haksızlık yapıyor ve kendisini herkesten üstün görüyorsa sözleriyle davranışları arasında bir uyumsuzluk vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SALAVAT, DUA VE ALLAH’A YÖNELİŞ</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) salavat getirmek, Müslümanların sevdiği ve önem verdiği ibadetlerdendir. Salavat getirirken Peygamber Efendimizin güzel ahlâkını da hatırlamalı; onun merhametini, doğruluğunu, sabrını ve adaletini hayatımızda örnek almaya çalışmalıyız.<br />
<br />
İbadetlerimizin amacı gösteriş yapmak veya insanlardan üstün görünmek değildir. İbadet, Allah’a kulluğumuzu ifade eder; bizi daha merhametli, daha adaletli ve daha sorumlu bir insan olmaya yöneltmelidir.<br />
<br />
Namazda kıyam, rükû ve secde gibi ibadetlerin her birinin kendine ait bir yeri ve adabı vardır. Secdeyi yalnızca belirli bir saniye sayısıyla sınırlandıran genel bir dinî kural ortaya koymak doğru değildir. Namaz, güvenilir dinî kaynaklarda bildirilen esaslara ve kişinin takip ettiği fıkhî hükümlere uygun biçimde, sükûnet ve huşû içinde kılınmalıdır.<br />
<br />
Müminin yönelişi Allah’adır. Dua ederken Allah’tan hidayet, bağışlanma, sağlık, afiyet ve güzel bir son dilemeliyiz. Gelecekte ortaya çıkacağı bildirilen bazı şahıslar veya gaybî meseleler hakkında kesin bilgilerimiz varmış gibi konuşmamalıyız. Bilmediğimiz konularda ihtiyatlı davranmak, dinî sorumluluğun bir parçasıdır.<br />
<br />
Allah’a yakınlaşmanın yolu, O’na samimiyetle kulluk etmek, emirlerini gözetmek, haramlardan sakınmak ve insanlara karşı güzel ahlâklı olmaya çalışmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FEVZÜL AZÎM: GERÇEK BAŞARI</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim!<br />
<br />
Bütün bu anlattıklarımızın özü şudur: Büyük başarı, yalnızca dünya malı kazanmak veya insanlar arasında tanınmak değildir. Gerçek başarı, insanın Rabbine karşı sorumluluğunu bilmesi, imanını koruması, salih ameller işlemesi, kul hakkından sakınması ve güzel bir ahlâk üzere yaşamaya çalışmasıdır.<br />
<br />
İnsan, sahip olduğu nimetlerle imtihan edilir. Kimi malıyla, kimi bilgisiyle, kimi makamıyla, kimi de sabır göstermesi gereken sıkıntılarla sınanır. Herkesin imtihanı aynı değildir. Bu sebeple insan başkasının durumunu küçümsememeli; kendi sorumluluğuna odaklanmalıdır.<br />
<br />
Allah’ın rızasını arayan kişi, yaptığı iyiliği büyütüp kendisini üstün görmez. Hatasını fark ettiğinde özür dilemekten çekinmez. Başkasının başarısını kıskanmak yerine hayırla karşılar. İnsanların kusurlarını yaymak yerine mümkün olduğunda onları düzeltmeye ve iyiliğe teşvik etmeye çalışır.<br />
<br />
Fevzül azîm, yani büyük kurtuluş ve büyük başarı, insanın yalnızca sözleriyle değil, inancı ve amelleriyle de hayra yönelmesidir. Bunun için hepimizin kendisini yenilemeye, bilgisini artırmaya ve güzel ahlâkını geliştirmeye ihtiyacı vardır.<br />
<br />
Rabbimiz bizleri hakkı hak olarak tanıyıp ona uyanlardan, bâtılı bâtıl olarak tanıyıp ondan uzak duranlardan eylesin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DUA</span></span><br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span></span><br />
<br />
Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip et.<br />
<br />
Allah’ım! Kalplerimizi imanla, dillerimizi zikirle, amellerimizi ihlasla ve ahlâkımızı güzellikle donat. Bizleri kibirden, gösterişten, haksızlıktan, kul hakkından ve nefsimizin kötülüklerinden muhafaza eyle.<br />
<br />
Allah’ım! Bize verdiğin nimetlerin kıymetini bilmeyi, onları hayır yolunda kullanmayı ve sıkıntılar karşısında sabırlı olmayı nasip et. Ailelerimize huzur, hastalarımıza şifa, darda kalanlara ferahlık, ihtiyaç sahiplerine helal rızık ihsan eyle.<br />
<br />
Allah’ım! Bizi doğru sözlü, güvenilir, merhametli ve adaletli kullarından eyle. Bilmediğimiz hususlarda haddimizi bilmeyi, öğrendiğimiz hakikatleri güzel ahlâkla yaşamayı ve hatalarımızdan dönmeyi nasip et.<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
“Dualarının sonu, ‘Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur’ demektir.”<br />
<br />
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.<br />
<br />
“Allah’ım! Seni hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilah olmadığına şahitlik ederim. Senden bağışlanma diler ve Sana tövbe ederim.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VAZIN SONU</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
Schrems, 23 Ocak 2018 Salı<br />
Original Kar © glan<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Eğer Bilmiyorsanız, Zikir Ehline Sorun]]></title>
			<link>https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44171</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 20:14:57 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashittunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44171</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EĞER BİLMİYORSANIZ, ZİKİR EHLİNE SORUN</span></span><br />
<br />
<span style="color: #666666;" class="mycode_color">(Kar©glan’ın 2 Şubat 2018 Vaazı)</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلَّا رِجَالًا نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span> Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta‘lemûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.”<br />
<br />
(Enbiyâ suresi, 7. ayet)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bismillahirrahmanirrahim. Yolculuğumuza başlıyoruz.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَلِكُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولٌ فَإِذَا جَاءَ رَسُولُهُمْ قُضِيَ بَيْنَهُم بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span> Ve li kulli ummetin resûl. Fe izâ câe resûluhum kudıye beynehum bil kıstı ve hum lâ yuzlemûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman aralarında adaletle hükmedilir ve onlara zulmedilmez.”<br />
<br />
(Yûnus suresi, 47. ayet)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PEYGAMBERLERE İMAN VE İLİM EHLİNE DANIŞMAK</span></span><br />
<br />
Peygamberler, Allah’ın insanlara doğru yolu bildirmek üzere seçtiği ve vahyini tebliğ etmekle görevlendirdiği elçilerdir. İnsanlara Allah’a kulluğu, güzel ahlakı, adaleti, merhameti ve sorumluluk bilincini öğretmişlerdir.<br />
<br />
İlk peygamber Hz. Âdem’den son peygamber Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) kadar birçok peygamber gönderilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin hepsinin isimleri bildirilmemiş, bazılarının kıssaları anlatılmış, bazılarından ise söz edilmemiştir.<br />
<br />
Peygamberlerin toplam sayısı hakkında bazı hadis rivayetlerinde 124 bin, başka nakillerde ise farklı rakamlar zikredilir. Ancak Kur’an-ı Kerim bu konuda kesin bir sayı bildirmez. Bu sebeple söz konusu rakamları tartışmasız ve kesin bir bilgi olarak sunmak yerine, rivayetlerde geçen bilgiler olarak değerlendirmek gerekir.<br />
<br />
Bizim için asıl önemli olan, Allah’ın gönderdiği bütün peygamberlere iman etmektir. İsimlerini bildiklerimize isimleriyle, isimlerini bilmediklerimize ise topluca iman ederiz. Allah’ın peygamberleri arasında iman bakımından ayrım yapmayız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bakara suresinin 285. ayetinde şöyle buyrulur:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span> Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn. Kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulihî. Lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih. Ve kâlû semi‘nâ ve ata‘nâ, gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. ‘O’nun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz’ dediler. Şöyle de dediler: ‘İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Bağışlamanı dileriz. Dönüş yalnız Sanadır.’”<br />
<br />
(Bakara suresi, 285. ayet)<br />
<br />
Bu ayet bize peygamberlere imanın temelini öğretir. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e (aleyhimüsselâm) kadar gönderilmiş olan peygamberlerin hak ve gerçek olduklarına inanırız. Kur’an’da adı geçen peygamberleri tanımaya çalışırken, adları bildirilmeyen peygamberlerin varlığını da kabul ederiz.<br />
<br />
Allah Teâlâ, Mü’min suresinin 78. ayetinde şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلًا مِّن قَبْلِكَ مِنْهُم مَّن قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُم مَّن لَّمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span> Ve lekad erselnâ rusulen min kablike minhum men kasasnâ aleyke ve minhum men lem naksus aleyk.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var.”<br />
<br />
(Mü’min suresi, 78. ayet)<br />
<br />
Bu ayet, peygamberlerin hepsinin kıssalarının bize bildirilmediğini açıkça göstermektedir. Dolayısıyla isimlerini bilmediğimiz peygamberler hakkında kesin hükümler vermemeli, Allah’ın bildirdiği kadarıyla yetinmeliyiz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KUR’AN-I KERİM’DE ADI GEÇEN PEYGAMBERLER</span></span><br />
<br />
İslam geleneğinde Kur’an-ı Kerim’de adı geçen 25 peygamber bulunduğu kabul edilir. Bunlar şunlardır:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Hz. Âdem (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
İlk insan ve ilk peygamberdir. Kur’an’da yaratılışı, kendisine isimlerin öğretilmesi ve imtihanı anlatılır. İnsanlık ailesinin başlangıcıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Hz. İdris (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kur’an’da adı geçen peygamberlerdendir. Doğru sözlü ve yüksek bir makama yükseltilmiş bir kimse olarak anılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Hz. Nuh (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kavmini Allah’a iman etmeye çağırmış, uzun süre tebliğde bulunmuş ve sabrıyla örnek olmuştur. Kur’an’da onun adıyla anılan bir sure de vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Hz. Hûd (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Âd kavmine gönderilmiştir. Kavmini Allah’a kulluğa ve doğru yola davet etmiş, onları kibir ve taşkınlıktan sakındırmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Hz. Sâlih (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Semûd kavmine gönderilmiştir. Kavmini Allah’a iman etmeye çağırmış, kendilerine bildirilen ilahî işaretler karşısında sorumluluklarını hatırlatmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Hz. İbrahim (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Tevhid inancının önde gelen peygamberlerindendir. Putperestliğe karşı çıkmış, Allah’a teslimiyetin ve tevekkülün örneği olmuştur. Hz. İsmail ile birlikte Kâbe’nin temellerini yükseltmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Hz. Lût (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kavmini kötülüklerden uzaklaşmaya ve Allah’ın emirlerine uymaya çağırmıştır. Kur’an’da onun tebliği ve kavminin durumu anlatılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. Hz. İsmail (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hz. İbrahim’in oğludur. Kur’an’da sözünde duran, sabırlı ve ailesine namazı ve zekâtı emreden bir peygamber olarak anılır. Babasıyla birlikte Kâbe’nin temellerini yükseltmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. Hz. İshak (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hz. İbrahim’e müjdelenen peygamberdir. Kur’an’da Allah’ın salih kullarından biri olarak zikredilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10. Hz. Yakup (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hz. İshak’ın oğlu, Hz. Yusuf’un babasıdır. Sabrı, Allah’a bağlılığı ve zorluklar karşısındaki tevekkülüyle örnek gösterilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11. Hz. Yusuf (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kardeşlerinin kıskançlığı, kuyuda bırakılması, Mısır’a götürülmesi ve daha sonra önemli bir göreve gelmesi Kur’an’da anlatılır. Affediciliği, iffeti ve Allah’a bağlılığıyla örnektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12. Hz. Şuayb (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Medyen halkına gönderilmiştir. Ölçü ve tartıda hile yapmamalarını, insanların haklarını gözetmelerini ve dürüst davranmalarını öğütlemiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13. Hz. Musa (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
İsrailoğullarına gönderilmiş, Firavun’a karşı hakikati tebliğ etmiştir. Kendisine Tevrat verilmiştir. Kur’an’da kıssasına geniş yer ayrılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14. Hz. Harun (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hz. Musa’nın kardeşi ve peygamberlik görevinde onun yardımcısıdır. Kavmini doğru yola çağırma görevinde bulunmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">15. Hz. Davud (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hem peygamberlik hem de hükümdarlıkla görevlendirilmiştir. Kendisine Zebur verilmiş, adaletle hükmetmesi emredilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">16. Hz. Süleyman (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hz. Davud’un oğludur. Allah ona büyük bir hükümranlık ve çeşitli nimetler vermiştir. Kur’an’da onun şükür ve adalet anlayışı üzerinde durulur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">17. Hz. Eyyub (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hastalık ve sıkıntılar karşısında sabrıyla tanınır. Allah’a yönelmesi ve O’nun rahmetine sığınması müminler için örnektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">18. Hz. Zülkifl (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kur’an’da sabreden ve salih kullar arasında anılan isimlerdendir. Hakkındaki ayrıntılı bilgiler sınırlıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">19. Hz. Yunus (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kavmine gönderilmiş bir peygamberdir. Sıkıntı anında Allah’a yönelmesi ve duası Kur’an’da anlatılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">20. Hz. İlyas (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kavmini Allah’a kulluğa çağırmış, Allah’tan başka varlıklara tapınmayı bırakmalarını istemiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">21. Hz. Elyesa (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kur’an’da adı geçen peygamberlerdendir. Allah tarafından seçilmiş ve salih kullar arasında anılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">22. Hz. Zekeriyya (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Allah’a dua ederek kendisine hayırlı bir evlat verilmesini dilemiştir. Duası kabul edilmiş ve Hz. Yahya’nın doğumu kendisine müjdelenmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">23. Hz. Yahya (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hz. Zekeriyya’nın oğludur. Küçük yaşından itibaren hikmet ve temizlikle anılmış, Allah’a bağlılığıyla örnek olmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">24. Hz. İsa (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hz. Meryem’in oğludur. Allah’ın izniyle çeşitli mucizeler göstermiş, İsrailoğullarına gönderilmiş ve kendisine İncil verilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">25. Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem):</span></span><br />
<br />
Allah’ın son peygamberidir. Kur’an-ı Kerim kendisine indirilmiş ve bütün insanlığa müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Zülkarneyn, Lokman ve Üzeyr isimleri de geçer. Ancak bu isimlerin peygamberlikle ilişkisi konusunda farklı görüşler bulunduğundan, onlar 25 peygamberlik listesine dâhil edilmez.<br />
<br />
Burada dikkat edilmesi gereken husus, Kur’an’da adı geçen peygamberlerin hayatları hakkında anlatılanlarla başka kaynaklarda aktarılan rivayetleri birbirinden ayırmaktır. Bazı peygamberlerin meslekleri, yaşadıkları yerler, aile hayatları ve kendilerine verilen sahifeler hakkında farklı rivayetler bulunmaktadır. Bu tür ayrıntıların hepsini kesin bilgi olarak kabul etmemeliyiz.<br />
<br />
Bizler, Kur’an’da isimleri bildirilen peygamberlere ve isimleri bildirilmeyen diğer peygamberlere iman ederiz. Onların hepsinin Allah tarafından gönderilmiş hak elçiler olduğuna inanırız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İLİM EHLİNE SORMAK VE BİLMEDİĞİNİ KABUL ETMEK</span></span><br />
<br />
“Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun” buyruğu, bilmediğimiz meselelerde bilgili ve güvenilir kimselere danışmamız gerektiğini hatırlatır.<br />
<br />
Buradaki temel ders, insanın her şeyi kendisinin bildiğini düşünmemesidir. Bir konuda bilgimiz yoksa bunu kabul etmek bir eksiklik değil, doğru bilgiye ulaşmanın başlangıcıdır.<br />
<br />
Dinî bir meselede Kur’an’ın açıklamasına, güvenilir sünnet bilgisine ve alanında ehil âlimlerin değerlendirmelerine başvurmalıyız. Bir sözün hadis olduğu söyleniyorsa, kaynağını ve güvenilirliğini araştırmak da önemlidir. Her duyduğumuz sözü Peygamber Efendimize nispet etmek doğru değildir.<br />
<br />
Aynı şekilde, dinî konularla ilgili kişisel yorumlarımızı ayet veya hadis gibi sunmamalıyız. Bir âlimin görüşü, bir tasavvuf büyüğünün yorumu ve bir kişinin kendi düşüncesi birbirinden farklı şeylerdir. Bunların kaynaklarını ve mahiyetlerini doğru belirtmek, ilme saygının gereğidir.<br />
<br />
Allah Teâlâ’dan bizleri faydalı ilim öğrenen, öğrendiğiyle amel eden, bilmediği konuda ehline danışan ve hakikati ararken tevazudan ayrılmayan kullarından eylemesini dileriz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci Bölümün Sonu</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEKÂMÜLDE, KEMAL YOLCULUĞUNDA ZİKRİN ÖNEMİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜM</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Esma-i Hüsnâ, Zikir ve Manevi Terbiye</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim, Allah’ı zikretmek, O’nun güzel isimlerini anmak ve bu isimlerin ifade ettiği manalar üzerinde düşünmek, insanın manevi eğitiminde önemli bir yere sahiptir. Esma-i Hüsnâ, Allah Teâlâ’nın güzel isimleridir. Bu isimleri öğrenirken yalnızca kelimeleri tekrar etmekle yetinmemeli, onların manalarını da kavramaya çalışmalıyız.<br />
<br />
Mesela “Er-Rahmân” ismini zikrederken Allah’ın rahmetini düşünmeli; “Er-Rahîm” ismini anarken merhametin hayatımızdaki yerini hatırlamalıyız. “El-Adl” ismini zikrederken adaletli olmayı, “El-Hakk” ismini anarken doğru sözlü olmayı, “El-Kaviyy” ismini düşünürken hak ve hayır yolunda sabırlı durmayı kendimize hatırlatmalıyız.<br />
<br />
Zikir, yalnızca dilin hareketi değildir. Dilin zikrine kalbin yönelişi, aklın anlayışı ve davranışların güzelleşmesi de eşlik etmelidir. İnsan Allah’ı çokça zikrettiğini söylüyor, fakat insanlara karşı merhametsiz davranıyor, emanete riayet etmiyor ve haksızlıktan uzak durmuyorsa kendi manevi hâlini yeniden gözden geçirmelidir.<br />
<br />
Geleneksel ebced hesabında bazı Esma-i Hüsnâ için şu sayısal değerler verilir:<br />
<br />
Ya Rahmân: 298<br />
<br />
Ya Kaviyy: 116<br />
<br />
Ya Semî: 180<br />
<br />
Ya Müteâlî: 551<br />
<br />
Ya Hakk: 108<br />
<br />
Ya Kuddûs: 170<br />
<br />
Ya Bâtın: 62<br />
<br />
Ya Adl: 104<br />
<br />
Ya Rahîm: 258<br />
<br />
Ya Metîn: 500<br />
<br />
Bunlar geleneksel ebced hesabına göre verilen değerlerdir. Kullanılan yazım ve hesaplama yöntemine göre bazı farklılıklar görülebilir. Bu sayıları fiziksel frekanslar olarak değerlendirmek veya her bir sayının insan bedeninde belirli bir bilimsel etki meydana getirdiğini ileri sürmek doğru olmaz. Zikirde sayı kullanılması, belirli bir manevi disiplinin parçası olabilir; ancak sayının kendisine bağımsız ve kesin bir güç atfetmemek gerekir.<br />
<br />
Raşidi yolunda da zikirlerin bir düzen içinde yapılmasına önem verilir. Bu düzenin amacı, insanın devamlılığını sağlaması, nefsini terbiye etmeye çalışması ve Allah’a yönelişini güçlendirmesidir. Kişi gücünü aşan bir yük altına girmemeli; kendisine öğretilen usule, ölçüye ve edebe riayet etmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Letaif Kavramı ve Nefsin Terbiyesi</span></span><br />
<br />
Tasavvuf geleneğinde “letaif” kelimesi, insanın manevi yönünü anlatmak için kullanılan kavramlardan biridir. Farklı tasavvuf yollarında letaifin sayısı, isimleri ve sıralaması konusunda çeşitli açıklamalar bulunur. Bu anlatımlar, insanın iç dünyasını tanımaya, kalbini arındırmaya ve nefsini eğitmeye yönelik manevi açıklamalar olarak ele alınmalıdır.<br />
<br />
Bazı geleneksel anlatımlarda letaif, ruh, kalp ve nefsin çeşitli mertebeleriyle ilişkilendirilir. Bunların bedenin belirli organlarında bulunan, ölçülebilir özel frekanslar veya tıp biliminin ortaya koyduğu ayrı fiziksel merkezler olduğu söylenemez. Manevi eğitimle ilgili kavramları, tıbbi ve biyolojik bilgilerle birbirine karıştırmamak gerekir.<br />
<br />
İnsan bedeninin her organının kendine özgü bir görevi vardır. Akciğerler solunuma, mide sindirime, karaciğer çeşitli metabolik işlevlere, dalak bağışıklık sistemiyle ilgili bazı görevlere, böbrekler ise kanın süzülmesine ve sıvı dengesinin düzenlenmesine katkıda bulunur. Bu organların işlevlerini manevi mertebelerle bire bir eşleştirmek, tıbbi bakımdan kanıtlanmış bir bilgi değildir.<br />
<br />
Bununla birlikte, bedene iyi bakmak ile manevi hayatı korumak arasında önemli bir ilişki vardır. İnsan uykusuna, beslenmesine, temizliğine ve sağlığına dikkat ettiğinde ibadetlerini ve günlük sorumluluklarını daha düzenli yerine getirebilir. Hastalık ortaya çıktığında ise manevi destekle birlikte gerektiğinde tıbbi yardım da alınmalıdır.<br />
<br />
Nefsin terbiyesinde asıl üzerinde durmamız gereken şey, davranışlarımızı düzeltmektir. Nefs-i emmâre, insanı kötülüğe yönelten arzularla mücadeleyi hatırlatır. Nefs-i levvâme, insanın yaptığı hataları fark edip kendisini sorgulamasını düşündürür. Nefs-i mülhime, hayır ve şer arasında ayrım yapma sorumluluğunu hatırlatır. Daha ileri manevi mertebeler ise tasavvuf geleneğinde Allah’a teslimiyet, rıza, huzur ve arınma kavramlarıyla açıklanır.<br />
<br />
Ancak kişi kendisini belirli bir mertebeye ulaşmış sayarak başkalarından üstün görmemelidir. Manevi gelişimin alameti, insanın kendisini büyük görmesi değil; daha mütevazı, daha merhametli, daha adaletli ve daha sorumlu hâle gelmesidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlham, İç Ses ve Manevi Ölçü</span></span><br />
<br />
İnsan bazen bir düşünceyle, bir rüyayla veya iç dünyasında beliren bir hisle karşılaşabilir. Böyle zamanlarda hemen bunun ilahî bir işaret, bir melekten gelen mesaj veya gaybî bir haber olduğuna hükmetmemelidir. İnsan zihni; hatıralardan, duygulardan, beklentilerden ve günlük yaşantıdan etkilenir. Her düşüncenin veya hissin özel bir manevi kaynağa dayandığını söylemek mümkün değildir.<br />
<br />
Tasavvuf yolunda edep, ölçü ve istikamet önemlidir. Bir kimsenin gördüğü rüya veya içinde doğduğunu düşündüğü bir ilham, dinî hükümlerin yerine geçmez. Bunlar Kur’an’ın ve sahih dinî ölçülerin üstünde tutulamaz. İnsan, kendisini yanıltabilecek düşüncelere karşı dikkatli olmalı ve manevi tecrübelerini kesin hükümlere dönüştürmekten kaçınmalıdır.<br />
<br />
Manevi hâllerin kıymeti, insanı hayra yöneltmesiyle anlaşılır. Bir tecrübe kişiyi kibirden uzaklaştırıyor, ahlakını güzelleştiriyor, sorumluluklarını hatırlatıyor ve insanlara faydalı olmaya teşvik ediyorsa bu yönden değerlendirilebilir. Buna karşılık kişiyi başkalarını küçümsemeye, kendisini seçilmiş ve dokunulmaz görmeye veya sorumluluklarını terk etmeye sürüklüyorsa o hâli yeniden değerlendirmek gerekir.<br />
<br />
İnsan, gaybı bütünüyle bildiğini iddia etmemelidir. Gaybın bilgisi Allah’a aittir. Bize düşen, bildiğimiz hakikatlere uygun yaşamak, bilmediğimiz konularda ölçülü konuşmak ve Allah’tan doğruyu bulmayı istemektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Levh-i Mahfuz ve Allah’ın İlmi</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Levh-i Mahfuz’dan söz edilir. Bu kavram, İslam inancında Allah katındaki korunan levhle ilişkilendirilir. Kur’an’ın bu konudaki ifadelerini okurken ayetlerin söylediğiyle bizim kurduğumuz benzetmeleri birbirinden ayırmamız gerekir.<br />
<br />
Allah Teâlâ, Ra‘d suresinde şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Ümmü’l-Kitap O’nun katındadır.”</span></span><br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ra‘d suresi, 13/39)</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Zuhruf suresinde ise şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şüphesiz o, katımızdaki Ana Kitap’ta bulunan yüce ve hikmet dolu bir Kur’an’dır.”</span></span><br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Zuhruf suresi, 43/4; anlamı esas alınarak)</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Kaf suresinde Allah Teâlâ’nın insanların ölümlerinden sonra geride bıraktıklarını ve yeryüzünün onlardan eksilttiklerini bildiği açıklanır. Hadîd suresinde de yeryüzünde ve insanların başına gelen hiçbir olayın Allah’ın bilgisi dışında olmadığı bildirilir.<br />
<br />
Hadîd suresinde şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde meydana gelen hiçbir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta bulunmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.”</span></span><br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadîd suresi, 57/22; mealen)</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bürûc suresinin son ayetlerinde de Kur’an’ın şerefli olduğu ve Levh-i Mahfuz’da bulunduğu bildirilir:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Hayır! O, şerefli bir Kur’an’dır. Korunmuş bir levhadadır.”</span></span><br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bürûc suresi, 85/21-22; mealen)</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Günümüzde bazı insanlar Levh-i Mahfuz’u bilgisayarın hafızasına veya bir sabit diske benzeterek anlatabilirler. Böyle benzetmeler, konuyu zihinde canlandırmaya yardımcı olmak için kullanılabilir. Fakat bilgisayar örneği, ayetlerin doğrudan söylediği bir açıklama değildir ve gaybî bir hakikatin mahiyetini bütünüyle ortaya koymaz.<br />
<br />
Allah’ın ilmi, insanın sınırlı bilgisiyle kıyaslanamaz. İnsan geçmişi hatırlamakta, bugünü anlamakta ve geleceği tahmin etmekte bile sınırlıdır. Allah ise her şeyi bilir. Bu hakikat karşısında insanın yapması gereken, bilgisinin sınırlılığını kabul etmek ve sorumluluklarını yerine getirmektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlim, Emanet ve Sorumluluk</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de insanın hayatını ve ibadetini Allah’a yöneltmesi gerektiği bildirilir. En‘âm suresinde şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”</span></span><br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(En‘âm suresi, 6/162)</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bu ayet, insanın bütün hayatını Allah’a kulluk bilinciyle düzenlemesini hatırlatır. Kulluk yalnızca ibadet anlarında değil; aileye karşı sorumlulukta, helal kazançta, insan haklarına riayette, emaneti korumada ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmede de kendisini gösterir.<br />
<br />
İnsan bedeninin her parçası Allah’ın yarattığı bir nimettir. Bu nimetin kıymetini bilmek, bedenimizi korumak ve onu hayırlı işlerde kullanmak gerekir. Bedenimizdeki hücreleri veya organları, belirli bir manevi göreve atanmış askerler olarak bilimsel bir gerçekmiş gibi tanımlamak doğru değildir. Fakat bir benzetme yapmak istersek, bedenimizin uyum içinde çalışmasının bize emanet bilincini hatırlattığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
İnsan kendisine verilen zamanı, aklı, sağlığı ve imkânları hangi yönde kullandığını sorgulamalıdır. Bilgisi arttıkça sorumluluğu da artar. Bildiği hakikati yalnızca başkalarına anlatmakla kalmamalı, önce kendi hayatında uygulamaya çalışmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gelecek, Gayb ve İstikamet</span></span><br />
<br />
Ahir zaman, Mehdi ve gelecekte meydana gelecek olaylar hakkında İslam geleneğinde farklı rivayetler ve yorumlar bulunmaktadır. Ancak gayba ilişkin konularda kesin bilmediğimiz şeyleri kesin bilgi gibi anlatmamalıyız. Bir kimsenin hangi özel manevi göreve seçildiğini, gelecekte kimin hangi toplulukta yer alacağını veya belirli bir olayın ne zaman gerçekleşeceğini kesin olarak bildiğini ileri sürmesi doğru bir yaklaşım değildir.<br />
<br />
İnsan geleceğe dair merakını, bugünkü sorumluluklarını ihmal etmenin bahanesi hâline getirmemelidir. Bizim için önemli olan, Allah’a iman etmek, ibadetlerimizi yerine getirmek, doğruluktan ayrılmamak, haksızlık yapmamak ve gücümüz yettiğince insanlara faydalı olmaktır.<br />
<br />
Bir kimsenin Allah katındaki değerini yalnızca kendisi hakkında söylediği sözlerden anlayamayız. Manevi olgunluk iddiasının davranışlarla desteklenmesi gerekir. Adaletli olmak, emaneti korumak, kul hakkından sakınmak, yalan söylememek, kibirden uzak durmak ve ihtiyaç sahibine yardım etmek, insanın üzerinde durması gereken temel sorumluluklardandır.<br />
<br />
Allah’tan niyazımız, bizleri hak yolda istikamet üzere tutması, yanlışlarımızı fark edip düzeltmeyi nasip etmesi ve bizi kibirden, gösterişten ve kendimizi aldatmaktan korumasıdır. Geleceğe ilişkin bilmediğimiz meseleleri Allah’a havale ederken bugünkü vazifelerimizi yerine getirmeye gayret etmeliyiz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci Bölümün Sonu</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEKÂMÜLDE, KEMAL YOLCULUĞUNDA ZİKRİN ÖNEMİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">UNUTKANLIK YAPAN ŞEYLER, HAFIZAYI GÜÇLENDİREN ALIŞKANLIKLAR VE DUALAR</span></span><br />
<br />
Kıymetli kardeşlerim!<br />
<br />
İnsan, öğrendiği bilgileri hafızasında tutmak ve gerektiğinde hatırlamak ister. Fakat bazen okuduğumuz bir şeyi kısa sürede unutur, bazen de bildiğimiz bir konuyu anlatırken kelimeleri bulmakta zorlanırız. Bu durum her zaman bir hastalık anlamına gelmez. Yorgunluk, uykusuzluk, stres, dikkatin dağılması ve bilgiyi yeterince tekrar etmemek de unutkanlığa yol açabilir.<br />
<br />
Hafızayı güçlendirmek isteyen insan öncelikle hayatını düzene koymalıdır. Yalnızca dua etmekle yetinmeyip öğrenmek için gereken sebeplere de sarılmalıdır. Çünkü tevekkül, tedbir almayı terk etmek değil; gereken gayreti gösterdikten sonra sonucu Allah’a bırakmaktır.<br />
<br />
Hafızayı desteklemek için düzenli uyumak, dengeli beslenmek, yürüyüş gibi uygun fiziksel etkinliklerde bulunmak ve öğrenilen bilgileri aralıklarla tekrar etmek faydalıdır. Özellikle yetişkinlerin çoğu için gecede yedi ila dokuz saat uyku önerilir. Her insanın ihtiyacı aynı olmayabilir; önemli olan, yeterli ve düzenli uyumaktır.<br />
<br />
Bir konuyu yalnızca okuyup geçmek yerine, kitabı kapatarak öğrendiklerimizi kendi cümlelerimizle anlatmaya çalışmak da faydalıdır. Buna bilgiyi hatırlama çalışması diyebiliriz. Bir gün öğrendiğimiz konuyu ertesi gün, birkaç gün sonra ve daha ileriki zamanlarda tekrar etmek, bilginin kalıcı hâle gelmesine yardımcı olabilir.<br />
<br />
Not tutmak da hafızayı destekleyen güzel bir alışkanlıktır. İnsan her şeyi aklında tutmak zorunda değildir. Önemli bilgileri yazmak, gerektiğinde onlara yeniden ulaşmamızı sağlar. Fakat yazdığımızı anlamadan ve üzerinde düşünmeden yalnızca biriktirmek de yeterli değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BESLENME VE HAFIZA HAKKINDA</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim, hafıza konusunda halk arasında pek çok söz ve inanış dolaşır. Bazı yiyeceklerin kesin olarak unutkanlık yaptığı, bazı nesnelere bakmanın veya belirli davranışların hafızayı bozduğu yönündeki iddiaların hepsini doğru kabul etmemeliyiz. Bir inanışın eskiden beri anlatılması, onun bilimsel olarak kanıtlandığı anlamına gelmez.<br />
<br />
Dengeli beslenmek, yeterli su içmek ve vücudun ihtiyaç duyduğu besinleri almak genel sağlık açısından önemlidir. Balık, ceviz ve bazı tohumlar gibi omega-3 yağ asitleri içeren besinler dengeli bir beslenmenin parçası olabilir. Ancak tek bir yiyeceğin hafızayı kesin biçimde kuvvetlendirdiğini veya unutkanlığı ortadan kaldırdığını söylemek doğru değildir.<br />
<br />
Biberiye kokusu ya da belirli bitkilerin hafızaya iyi geldiğine dair çeşitli araştırmalar ve geleneksel görüşler bulunmaktadır. Fakat bunları unutkanlığın kesin tedavisi gibi sunmamalıyız. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları, düzenli öğrenme ve gerektiğinde tıbbi değerlendirme birlikte düşünülmelidir.<br />
<br />
Unutkanlık uzun süre devam ediyor, günlük hayatı belirgin biçimde etkiliyor veya aniden ortaya çıkıyorsa bir sağlık uzmanına danışmak gerekir. Çünkü bazen uyku bozuklukları, vitamin eksiklikleri, kullanılan ilaçlar ya da başka sağlık sorunları da unutkanlıkla ilişkili olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR, DUA VE FAYDALI İLİM</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
Bizim yolumuzda zikir, insanın Rabbini hatırlaması, kalbini gafletten korumaya çalışması ve davranışlarını güzelleştirmesi için önemli bir ibadettir. Raşidi zikir adabında yer alan “Yâ Hafîz” ve “Yâ Muhâfız” isimleri de Allah’ın koruyuculuğunu hatırlamak ve O’na sığınmak niyetiyle zikredilebilir.<br />
<br />
Ancak zikrin belirli sayılarda yapılmasının hafızayı kesin olarak güçlendireceğini veya her insanda aynı sonucu doğuracağını söylememeliyiz. Zikir ibadettir; dua ise kulun Rabbine yönelmesidir. İnsan dua ederken aynı zamanda öğrenmek için gayret göstermeli, sağlığını korumalı ve faydalı bilgi edinmeye çalışmalıdır.<br />
<br />
Zemzem içerken de insan Allah’a dua edebilir. Bazı kardeşlerimiz, kendi zikir ve dua alışkanlıkları içerisinde belirli duaları tekrar etmeyi tercih ederler. Bu tür uygulamalar, kişisel veya geleneksel ibadet adabı çerçevesinde değerlendirilmelidir; belirli bir sayının herkes için zorunlu ya da bilimsel bakımdan garantili bir etkisi olduğu ileri sürülmemelidir.<br />
<br />
Faydalı ilim istemek için şu dua okunabilir:<br />
<br />
اَللَّهُمَّ اِنِّى اَسْئَلُكَ عِلْماً ناَفِعاً وَرِزْقاً وَاسِعاً وَشِفآءً مِنْ كُلِّ دَآءٍ<br />
<br />
**Okunuşu:**<br />
<br />
Allahümme innî es’elüke ilmen nâfi’an ve rizkan vâsi’an ve şifâen min külli dâ’.<br />
<br />
**Anlamı:**<br />
<br />
“Allah’ım! Senden faydalı ilim, geniş rızık ve her türlü dert ve hastalığa karşı şifa dilerim.”<br />
<br />
Bu duayı okurken yalnızca dilimizle istemekle kalmayalım. Faydalı ilme ulaşmak için kitap okuyalım, öğrendiklerimizi anlayalım, bildiklerimizi güzel işlerde kullanalım. Çünkü ilmin bereketi, insanın hem kendisine hem de başkalarına fayda sağlamasıyla daha iyi anlaşılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİLGİYİ EZBERLEMEK VE ANLAMAK</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim, bir bilgiyi ezberlemekle o bilginin anlamını kavramak aynı şey değildir. İnsan bazen bir sözü defalarca tekrar edebilir ama ne anlama geldiğini açıklayamayabilir. Bu yüzden öğrendiğimiz şeyin manasını anlamaya, onu hayatımızda doğru bir yere koymaya çalışmalıyız.<br />
<br />
Bir kimse dinî ifadeleri ezberleyebilir; fakat bu ifadelerin kendisine hangi sorumlulukları yüklediğini düşünmüyorsa, ezberlediği sözlerin ahlâkına nasıl yansıyacağını da sorgulamalıdır. Zikir, yalnızca dilin hareketi olarak kalmamalı; insanın sözlerine, niyetine ve davranışlarına da tesir etmesi için gayret gösterilmelidir.<br />
<br />
Burada önemli olan, ezberlemeyi küçümsemek değildir. Ezber de öğrenmenin bir parçasıdır. Ancak ezberin yanına anlayışı, düşünmeyi ve uygulamayı eklemeliyiz. Bir ayeti okuduğumuzda onun manasını öğrenmek, bir hadisi duyduğumuzda güvenilirliğini ve bağlamını araştırmak, bir öğüt işittiğimizde de kendi hayatımıza nasıl uygulayabileceğimizi düşünmek gerekir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’in ilk inen ayetlerinde şöyle buyurulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İkra’ bismi rabbikellezî halak.”</span></span><br />
<br />
“Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak, 96:1)<br />
<br />
Okumak, öğrenmek, anlamaya çalışmak ve öğrendiğiyle amel etmek, Müslümanın hayatında birbirini tamamlayan gayretlerdir. İlim yalnızca başkalarına söz söylemek için değil, öncelikle insanın kendisini düzeltmesi için de öğrenilmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HAFIZA BİR EMANETTİR</span></span><br />
<br />
Hafızayı anlamak için bilgisayarın çalışma biçiminden örnek verebiliriz. Bilgisayarın geçici belleğiyle kalıcı depolama alanı farklı işlevler görür. İnsan da bazı bilgileri o anda aklında tutar, bazılarını ise uzun süre hatırlayabilir. Fakat bu benzetme yalnızca konuyu kolaylaştırmak içindir; insan hafızası bilgisayar belleğiyle birebir aynı değildir.<br />
<br />
İnsan, hatırlamak istediği bilgileri notlara kaydedebilir, kitaplara başvurabilir ve öğrendiklerini tekrar edebilir. Böylece hafızasına yardımcı olacak yöntemlerden yararlanmış olur. Her şeyi akılda tutmaya çalışmak yerine, önemli bilgileri düzenli biçimde saklamak da akıllıca bir tedbirdir.<br />
<br />
Büyüklerimizin “Yazıya dökülmeyen ilim unutulabilir” anlamında söyledikleri öğüt de bu açıdan değerlidir. Bu sözü kesin bir tarihî alıntı olarak değil, bilginin kaydedilmesi ve korunması gerektiğini anlatan bir nasihat olarak değerlendirebiliriz.<br />
<br />
İnsan bazen bir işi yapmadan önce tedbir almayı ihmal eder, ancak iş işten geçtikten sonra ne yapması gerektiğini hatırlar. Oysa akıllı insan, mümkün olduğu ölçüde önceden düşünür ve hazırlığını yapar. Öğrenirken de aynı şekilde davranmalıdır: Bilgiyi zamanında not etmeli, tekrar etmeli ve gerektiğinde kullanabilmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FAYDALI BİLGİ VE GÜZEL DAVRANIŞ</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim, faydalı ilim yalnızca çok şey bilmek değildir. Bildiği hâlde uygulamayan insan da bilgisinin gereğini yerine getirmemiş olur. Bir insan yüzme bilmiyorsa, tehlikeli bir suya girmeden önce yüzmeyi öğrenmesi gerekir. Tehlike anında yardım istemek elbette doğaldır; fakat önceden tedbir almak, mümkün olduğunca tehlikeden uzak durmak ve ihtiyaç duyulduğunda yardım çağırmak daha doğru bir davranıştır.<br />
<br />
İlim de böyledir. Bir meseleyle karşılaştığımız zaman ne yapacağımızı bilmek istiyorsak, o mesele ortaya çıkmadan önce öğrenmeye gayret etmeliyiz. Dinî konularda da yalnızca duyduğumuz sözlerle yetinmeyip güvenilir kaynaklara başvurmalı, anlamadığımız hususları bilen kimselere sormalıyız.<br />
<br />
Ayrıca mahremiyete, edebe ve başkalarının haklarına dikkat etmeliyiz. İnsanların özel hayatını gözetlemek, kusurlarını araştırmak veya onları utandırmak doğru bir davranış değildir. Müslüman, başkalarının ayıplarını araştırmak yerine öncelikle kendi kusurlarını düzeltmeye çalışmalıdır.<br />
<br />
Tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen insan da kendi hâlini sürekli başkalarıyla kıyaslamamalıdır. Gördüğü her rüyayı, hissettiği her duyguyu veya zihnine gelen her düşünceyi özel bir işaret saymamalıdır. Bunları dinin temel ilkeleri, akıl, ahlâk ve sorumluluk bilinci ışığında değerlendirmelidir. İnsan kendisini üstün görmek yerine tevazu sahibi olmalı, öğrendikçe kulluğunun ve sorumluluğunun arttığını hatırlamalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR VE TEKÂMÜL YOLCULUĞU</span></span><br />
<br />
Kıymetli kardeşlerim!<br />
<br />
Tekâmül, insanın bir anda bütün eksikliklerinden kurtulması değil; ömrü boyunca iyiliğe yönelmesi, nefsini terbiye etmeye çalışması ve hatalarından ders çıkarmasıdır. Kemal yolculuğunda sabır, istikamet, samimiyet, ilim ve güzel ahlâk birbirinden ayrılmaz.<br />
<br />
Zikir, bu yolculukta insanın Allah’ı hatırlamasına yardımcı olur. Fakat zikrin meyvesini yalnızca dilde aramamalıyız. İnsan daha doğru konuşuyor, daha sabırlı davranıyor, kul hakkından daha çok sakınıyor ve sorumluluklarını daha dikkatli yerine getiriyorsa, bu değişim onun manevi gayretinin hayata yansıması bakımından önemlidir.<br />
<br />
Her insanın öğrenme hızı, hafızası ve kabiliyeti farklı olabilir. Birinin çabuk öğrendiği şeyi diğeri daha fazla tekrar ederek öğrenebilir. Bu nedenle kendimizi başkalarıyla kıyaslayıp ümitsizliğe kapılmamalıyız. Az da olsa düzenli çalışmak, samimiyetle dua etmek ve doğru yöntemleri kullanmak kıymetlidir.<br />
<br />
Allah’tan hem dünya hem de ahiretimiz için faydalı ilim istemeli; öğrendiğimiz bilgiyi hayra vesile kılmasını dilemeliyiz. İlim bizi kibirli hâle getiriyorsa, onunla birlikte tevazuyu da öğrenmemiz gerekir. Bilgimiz arttıkça başkalarına karşı daha merhametli, daha adaletli ve daha anlayışlı olmayı hedeflemeliyiz.<br />
<br />
Peygamber Efendimizden nakledilen meşhur bir öğütte, burada bulunanların duyduklarını bulunmayanlara ulaştırmaları tavsiye edilir. Çünkü bir bilgiyi başkasına ulaştırmak da bir sorumluluktur. Ancak aktardığımız sözleri doğru anlamaya, güvenilirliğini gözetmeye ve yanlış bilgi yaymamaya dikkat etmeliyiz.<br />
<br />
Bizler de öğrendiğimiz faydalı bilgileri başkalarıyla paylaşalım. Fakat bunu insanları küçük düşürmek veya kendimizi üstün göstermek için değil, hayra vesile olmak niyetiyle yapalım. Unutmayalım ki güzel söz, güzel davranışla desteklendiğinde daha etkili olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DUA VE HİTAM</span></span><br />
<br />
Allah’ım! Bize faydalı ilim, güzel ahlâk, doğru anlayış ve hayırlı amel nasip eyle. Öğrendiklerimizi unutmamamız için gerekli gayreti göstermeyi, unuttuğumuzu hatırlamayı ve bilmediklerimizi öğrenmeyi bizlere kolaylaştır.<br />
<br />
Allah’ım! Kalplerimizi zikrinle diri tut. Bizi gafletten, kibirden, gösterişten ve başkalarının haklarını çiğnemekten muhafaza eyle. Bildiğimizle amel etmeyi, bilmediğimizi öğrenmek için tevazu göstermeyi ve her işimizde hakkaniyeti gözetmeyi nasip eyle.<br />
<br />
Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip eyle.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span></span><br />
<br />
**Okunuşu:**<br />
<br />
Allahümme erinel hakka hakkan verzuknâ ittibâ’ahû, ve erinel bâtıla bâtılan verzuknâ ictinâbehû.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
**Okunuşu:**<br />
<br />
Ve âhiru da’vâhum enil hamdu lillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span><br />
<br />
**Okunuşu:**<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span></span><br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 11 Şubat 2018 Pazar<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üçüncü Bölümün Sonu</span></span><br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EĞER BİLMİYORSANIZ, ZİKİR EHLİNE SORUN</span></span><br />
<br />
<span style="color: #666666;" class="mycode_color">(Kar©glan’ın 2 Şubat 2018 Vaazı)</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلَّا رِجَالًا نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span> Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta‘lemûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.”<br />
<br />
(Enbiyâ suresi, 7. ayet)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bismillahirrahmanirrahim. Yolculuğumuza başlıyoruz.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَلِكُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولٌ فَإِذَا جَاءَ رَسُولُهُمْ قُضِيَ بَيْنَهُم بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span> Ve li kulli ummetin resûl. Fe izâ câe resûluhum kudıye beynehum bil kıstı ve hum lâ yuzlemûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman aralarında adaletle hükmedilir ve onlara zulmedilmez.”<br />
<br />
(Yûnus suresi, 47. ayet)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PEYGAMBERLERE İMAN VE İLİM EHLİNE DANIŞMAK</span></span><br />
<br />
Peygamberler, Allah’ın insanlara doğru yolu bildirmek üzere seçtiği ve vahyini tebliğ etmekle görevlendirdiği elçilerdir. İnsanlara Allah’a kulluğu, güzel ahlakı, adaleti, merhameti ve sorumluluk bilincini öğretmişlerdir.<br />
<br />
İlk peygamber Hz. Âdem’den son peygamber Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) kadar birçok peygamber gönderilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin hepsinin isimleri bildirilmemiş, bazılarının kıssaları anlatılmış, bazılarından ise söz edilmemiştir.<br />
<br />
Peygamberlerin toplam sayısı hakkında bazı hadis rivayetlerinde 124 bin, başka nakillerde ise farklı rakamlar zikredilir. Ancak Kur’an-ı Kerim bu konuda kesin bir sayı bildirmez. Bu sebeple söz konusu rakamları tartışmasız ve kesin bir bilgi olarak sunmak yerine, rivayetlerde geçen bilgiler olarak değerlendirmek gerekir.<br />
<br />
Bizim için asıl önemli olan, Allah’ın gönderdiği bütün peygamberlere iman etmektir. İsimlerini bildiklerimize isimleriyle, isimlerini bilmediklerimize ise topluca iman ederiz. Allah’ın peygamberleri arasında iman bakımından ayrım yapmayız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bakara suresinin 285. ayetinde şöyle buyrulur:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span> Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn. Kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulihî. Lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih. Ve kâlû semi‘nâ ve ata‘nâ, gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. ‘O’nun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz’ dediler. Şöyle de dediler: ‘İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Bağışlamanı dileriz. Dönüş yalnız Sanadır.’”<br />
<br />
(Bakara suresi, 285. ayet)<br />
<br />
Bu ayet bize peygamberlere imanın temelini öğretir. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e (aleyhimüsselâm) kadar gönderilmiş olan peygamberlerin hak ve gerçek olduklarına inanırız. Kur’an’da adı geçen peygamberleri tanımaya çalışırken, adları bildirilmeyen peygamberlerin varlığını da kabul ederiz.<br />
<br />
Allah Teâlâ, Mü’min suresinin 78. ayetinde şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلًا مِّن قَبْلِكَ مِنْهُم مَّن قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُم مَّن لَّمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span> Ve lekad erselnâ rusulen min kablike minhum men kasasnâ aleyke ve minhum men lem naksus aleyk.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var.”<br />
<br />
(Mü’min suresi, 78. ayet)<br />
<br />
Bu ayet, peygamberlerin hepsinin kıssalarının bize bildirilmediğini açıkça göstermektedir. Dolayısıyla isimlerini bilmediğimiz peygamberler hakkında kesin hükümler vermemeli, Allah’ın bildirdiği kadarıyla yetinmeliyiz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KUR’AN-I KERİM’DE ADI GEÇEN PEYGAMBERLER</span></span><br />
<br />
İslam geleneğinde Kur’an-ı Kerim’de adı geçen 25 peygamber bulunduğu kabul edilir. Bunlar şunlardır:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Hz. Âdem (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
İlk insan ve ilk peygamberdir. Kur’an’da yaratılışı, kendisine isimlerin öğretilmesi ve imtihanı anlatılır. İnsanlık ailesinin başlangıcıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Hz. İdris (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kur’an’da adı geçen peygamberlerdendir. Doğru sözlü ve yüksek bir makama yükseltilmiş bir kimse olarak anılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Hz. Nuh (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kavmini Allah’a iman etmeye çağırmış, uzun süre tebliğde bulunmuş ve sabrıyla örnek olmuştur. Kur’an’da onun adıyla anılan bir sure de vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Hz. Hûd (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Âd kavmine gönderilmiştir. Kavmini Allah’a kulluğa ve doğru yola davet etmiş, onları kibir ve taşkınlıktan sakındırmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Hz. Sâlih (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Semûd kavmine gönderilmiştir. Kavmini Allah’a iman etmeye çağırmış, kendilerine bildirilen ilahî işaretler karşısında sorumluluklarını hatırlatmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Hz. İbrahim (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Tevhid inancının önde gelen peygamberlerindendir. Putperestliğe karşı çıkmış, Allah’a teslimiyetin ve tevekkülün örneği olmuştur. Hz. İsmail ile birlikte Kâbe’nin temellerini yükseltmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Hz. Lût (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kavmini kötülüklerden uzaklaşmaya ve Allah’ın emirlerine uymaya çağırmıştır. Kur’an’da onun tebliği ve kavminin durumu anlatılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. Hz. İsmail (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hz. İbrahim’in oğludur. Kur’an’da sözünde duran, sabırlı ve ailesine namazı ve zekâtı emreden bir peygamber olarak anılır. Babasıyla birlikte Kâbe’nin temellerini yükseltmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. Hz. İshak (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hz. İbrahim’e müjdelenen peygamberdir. Kur’an’da Allah’ın salih kullarından biri olarak zikredilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10. Hz. Yakup (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hz. İshak’ın oğlu, Hz. Yusuf’un babasıdır. Sabrı, Allah’a bağlılığı ve zorluklar karşısındaki tevekkülüyle örnek gösterilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11. Hz. Yusuf (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kardeşlerinin kıskançlığı, kuyuda bırakılması, Mısır’a götürülmesi ve daha sonra önemli bir göreve gelmesi Kur’an’da anlatılır. Affediciliği, iffeti ve Allah’a bağlılığıyla örnektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12. Hz. Şuayb (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Medyen halkına gönderilmiştir. Ölçü ve tartıda hile yapmamalarını, insanların haklarını gözetmelerini ve dürüst davranmalarını öğütlemiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13. Hz. Musa (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
İsrailoğullarına gönderilmiş, Firavun’a karşı hakikati tebliğ etmiştir. Kendisine Tevrat verilmiştir. Kur’an’da kıssasına geniş yer ayrılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14. Hz. Harun (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hz. Musa’nın kardeşi ve peygamberlik görevinde onun yardımcısıdır. Kavmini doğru yola çağırma görevinde bulunmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">15. Hz. Davud (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hem peygamberlik hem de hükümdarlıkla görevlendirilmiştir. Kendisine Zebur verilmiş, adaletle hükmetmesi emredilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">16. Hz. Süleyman (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hz. Davud’un oğludur. Allah ona büyük bir hükümranlık ve çeşitli nimetler vermiştir. Kur’an’da onun şükür ve adalet anlayışı üzerinde durulur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">17. Hz. Eyyub (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hastalık ve sıkıntılar karşısında sabrıyla tanınır. Allah’a yönelmesi ve O’nun rahmetine sığınması müminler için örnektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">18. Hz. Zülkifl (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kur’an’da sabreden ve salih kullar arasında anılan isimlerdendir. Hakkındaki ayrıntılı bilgiler sınırlıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">19. Hz. Yunus (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kavmine gönderilmiş bir peygamberdir. Sıkıntı anında Allah’a yönelmesi ve duası Kur’an’da anlatılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">20. Hz. İlyas (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kavmini Allah’a kulluğa çağırmış, Allah’tan başka varlıklara tapınmayı bırakmalarını istemiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">21. Hz. Elyesa (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Kur’an’da adı geçen peygamberlerdendir. Allah tarafından seçilmiş ve salih kullar arasında anılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">22. Hz. Zekeriyya (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Allah’a dua ederek kendisine hayırlı bir evlat verilmesini dilemiştir. Duası kabul edilmiş ve Hz. Yahya’nın doğumu kendisine müjdelenmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">23. Hz. Yahya (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hz. Zekeriyya’nın oğludur. Küçük yaşından itibaren hikmet ve temizlikle anılmış, Allah’a bağlılığıyla örnek olmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">24. Hz. İsa (aleyhisselâm):</span></span><br />
<br />
Hz. Meryem’in oğludur. Allah’ın izniyle çeşitli mucizeler göstermiş, İsrailoğullarına gönderilmiş ve kendisine İncil verilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">25. Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem):</span></span><br />
<br />
Allah’ın son peygamberidir. Kur’an-ı Kerim kendisine indirilmiş ve bütün insanlığa müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Zülkarneyn, Lokman ve Üzeyr isimleri de geçer. Ancak bu isimlerin peygamberlikle ilişkisi konusunda farklı görüşler bulunduğundan, onlar 25 peygamberlik listesine dâhil edilmez.<br />
<br />
Burada dikkat edilmesi gereken husus, Kur’an’da adı geçen peygamberlerin hayatları hakkında anlatılanlarla başka kaynaklarda aktarılan rivayetleri birbirinden ayırmaktır. Bazı peygamberlerin meslekleri, yaşadıkları yerler, aile hayatları ve kendilerine verilen sahifeler hakkında farklı rivayetler bulunmaktadır. Bu tür ayrıntıların hepsini kesin bilgi olarak kabul etmemeliyiz.<br />
<br />
Bizler, Kur’an’da isimleri bildirilen peygamberlere ve isimleri bildirilmeyen diğer peygamberlere iman ederiz. Onların hepsinin Allah tarafından gönderilmiş hak elçiler olduğuna inanırız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İLİM EHLİNE SORMAK VE BİLMEDİĞİNİ KABUL ETMEK</span></span><br />
<br />
“Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun” buyruğu, bilmediğimiz meselelerde bilgili ve güvenilir kimselere danışmamız gerektiğini hatırlatır.<br />
<br />
Buradaki temel ders, insanın her şeyi kendisinin bildiğini düşünmemesidir. Bir konuda bilgimiz yoksa bunu kabul etmek bir eksiklik değil, doğru bilgiye ulaşmanın başlangıcıdır.<br />
<br />
Dinî bir meselede Kur’an’ın açıklamasına, güvenilir sünnet bilgisine ve alanında ehil âlimlerin değerlendirmelerine başvurmalıyız. Bir sözün hadis olduğu söyleniyorsa, kaynağını ve güvenilirliğini araştırmak da önemlidir. Her duyduğumuz sözü Peygamber Efendimize nispet etmek doğru değildir.<br />
<br />
Aynı şekilde, dinî konularla ilgili kişisel yorumlarımızı ayet veya hadis gibi sunmamalıyız. Bir âlimin görüşü, bir tasavvuf büyüğünün yorumu ve bir kişinin kendi düşüncesi birbirinden farklı şeylerdir. Bunların kaynaklarını ve mahiyetlerini doğru belirtmek, ilme saygının gereğidir.<br />
<br />
Allah Teâlâ’dan bizleri faydalı ilim öğrenen, öğrendiğiyle amel eden, bilmediği konuda ehline danışan ve hakikati ararken tevazudan ayrılmayan kullarından eylemesini dileriz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci Bölümün Sonu</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEKÂMÜLDE, KEMAL YOLCULUĞUNDA ZİKRİN ÖNEMİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜM</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Esma-i Hüsnâ, Zikir ve Manevi Terbiye</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim, Allah’ı zikretmek, O’nun güzel isimlerini anmak ve bu isimlerin ifade ettiği manalar üzerinde düşünmek, insanın manevi eğitiminde önemli bir yere sahiptir. Esma-i Hüsnâ, Allah Teâlâ’nın güzel isimleridir. Bu isimleri öğrenirken yalnızca kelimeleri tekrar etmekle yetinmemeli, onların manalarını da kavramaya çalışmalıyız.<br />
<br />
Mesela “Er-Rahmân” ismini zikrederken Allah’ın rahmetini düşünmeli; “Er-Rahîm” ismini anarken merhametin hayatımızdaki yerini hatırlamalıyız. “El-Adl” ismini zikrederken adaletli olmayı, “El-Hakk” ismini anarken doğru sözlü olmayı, “El-Kaviyy” ismini düşünürken hak ve hayır yolunda sabırlı durmayı kendimize hatırlatmalıyız.<br />
<br />
Zikir, yalnızca dilin hareketi değildir. Dilin zikrine kalbin yönelişi, aklın anlayışı ve davranışların güzelleşmesi de eşlik etmelidir. İnsan Allah’ı çokça zikrettiğini söylüyor, fakat insanlara karşı merhametsiz davranıyor, emanete riayet etmiyor ve haksızlıktan uzak durmuyorsa kendi manevi hâlini yeniden gözden geçirmelidir.<br />
<br />
Geleneksel ebced hesabında bazı Esma-i Hüsnâ için şu sayısal değerler verilir:<br />
<br />
Ya Rahmân: 298<br />
<br />
Ya Kaviyy: 116<br />
<br />
Ya Semî: 180<br />
<br />
Ya Müteâlî: 551<br />
<br />
Ya Hakk: 108<br />
<br />
Ya Kuddûs: 170<br />
<br />
Ya Bâtın: 62<br />
<br />
Ya Adl: 104<br />
<br />
Ya Rahîm: 258<br />
<br />
Ya Metîn: 500<br />
<br />
Bunlar geleneksel ebced hesabına göre verilen değerlerdir. Kullanılan yazım ve hesaplama yöntemine göre bazı farklılıklar görülebilir. Bu sayıları fiziksel frekanslar olarak değerlendirmek veya her bir sayının insan bedeninde belirli bir bilimsel etki meydana getirdiğini ileri sürmek doğru olmaz. Zikirde sayı kullanılması, belirli bir manevi disiplinin parçası olabilir; ancak sayının kendisine bağımsız ve kesin bir güç atfetmemek gerekir.<br />
<br />
Raşidi yolunda da zikirlerin bir düzen içinde yapılmasına önem verilir. Bu düzenin amacı, insanın devamlılığını sağlaması, nefsini terbiye etmeye çalışması ve Allah’a yönelişini güçlendirmesidir. Kişi gücünü aşan bir yük altına girmemeli; kendisine öğretilen usule, ölçüye ve edebe riayet etmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Letaif Kavramı ve Nefsin Terbiyesi</span></span><br />
<br />
Tasavvuf geleneğinde “letaif” kelimesi, insanın manevi yönünü anlatmak için kullanılan kavramlardan biridir. Farklı tasavvuf yollarında letaifin sayısı, isimleri ve sıralaması konusunda çeşitli açıklamalar bulunur. Bu anlatımlar, insanın iç dünyasını tanımaya, kalbini arındırmaya ve nefsini eğitmeye yönelik manevi açıklamalar olarak ele alınmalıdır.<br />
<br />
Bazı geleneksel anlatımlarda letaif, ruh, kalp ve nefsin çeşitli mertebeleriyle ilişkilendirilir. Bunların bedenin belirli organlarında bulunan, ölçülebilir özel frekanslar veya tıp biliminin ortaya koyduğu ayrı fiziksel merkezler olduğu söylenemez. Manevi eğitimle ilgili kavramları, tıbbi ve biyolojik bilgilerle birbirine karıştırmamak gerekir.<br />
<br />
İnsan bedeninin her organının kendine özgü bir görevi vardır. Akciğerler solunuma, mide sindirime, karaciğer çeşitli metabolik işlevlere, dalak bağışıklık sistemiyle ilgili bazı görevlere, böbrekler ise kanın süzülmesine ve sıvı dengesinin düzenlenmesine katkıda bulunur. Bu organların işlevlerini manevi mertebelerle bire bir eşleştirmek, tıbbi bakımdan kanıtlanmış bir bilgi değildir.<br />
<br />
Bununla birlikte, bedene iyi bakmak ile manevi hayatı korumak arasında önemli bir ilişki vardır. İnsan uykusuna, beslenmesine, temizliğine ve sağlığına dikkat ettiğinde ibadetlerini ve günlük sorumluluklarını daha düzenli yerine getirebilir. Hastalık ortaya çıktığında ise manevi destekle birlikte gerektiğinde tıbbi yardım da alınmalıdır.<br />
<br />
Nefsin terbiyesinde asıl üzerinde durmamız gereken şey, davranışlarımızı düzeltmektir. Nefs-i emmâre, insanı kötülüğe yönelten arzularla mücadeleyi hatırlatır. Nefs-i levvâme, insanın yaptığı hataları fark edip kendisini sorgulamasını düşündürür. Nefs-i mülhime, hayır ve şer arasında ayrım yapma sorumluluğunu hatırlatır. Daha ileri manevi mertebeler ise tasavvuf geleneğinde Allah’a teslimiyet, rıza, huzur ve arınma kavramlarıyla açıklanır.<br />
<br />
Ancak kişi kendisini belirli bir mertebeye ulaşmış sayarak başkalarından üstün görmemelidir. Manevi gelişimin alameti, insanın kendisini büyük görmesi değil; daha mütevazı, daha merhametli, daha adaletli ve daha sorumlu hâle gelmesidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlham, İç Ses ve Manevi Ölçü</span></span><br />
<br />
İnsan bazen bir düşünceyle, bir rüyayla veya iç dünyasında beliren bir hisle karşılaşabilir. Böyle zamanlarda hemen bunun ilahî bir işaret, bir melekten gelen mesaj veya gaybî bir haber olduğuna hükmetmemelidir. İnsan zihni; hatıralardan, duygulardan, beklentilerden ve günlük yaşantıdan etkilenir. Her düşüncenin veya hissin özel bir manevi kaynağa dayandığını söylemek mümkün değildir.<br />
<br />
Tasavvuf yolunda edep, ölçü ve istikamet önemlidir. Bir kimsenin gördüğü rüya veya içinde doğduğunu düşündüğü bir ilham, dinî hükümlerin yerine geçmez. Bunlar Kur’an’ın ve sahih dinî ölçülerin üstünde tutulamaz. İnsan, kendisini yanıltabilecek düşüncelere karşı dikkatli olmalı ve manevi tecrübelerini kesin hükümlere dönüştürmekten kaçınmalıdır.<br />
<br />
Manevi hâllerin kıymeti, insanı hayra yöneltmesiyle anlaşılır. Bir tecrübe kişiyi kibirden uzaklaştırıyor, ahlakını güzelleştiriyor, sorumluluklarını hatırlatıyor ve insanlara faydalı olmaya teşvik ediyorsa bu yönden değerlendirilebilir. Buna karşılık kişiyi başkalarını küçümsemeye, kendisini seçilmiş ve dokunulmaz görmeye veya sorumluluklarını terk etmeye sürüklüyorsa o hâli yeniden değerlendirmek gerekir.<br />
<br />
İnsan, gaybı bütünüyle bildiğini iddia etmemelidir. Gaybın bilgisi Allah’a aittir. Bize düşen, bildiğimiz hakikatlere uygun yaşamak, bilmediğimiz konularda ölçülü konuşmak ve Allah’tan doğruyu bulmayı istemektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Levh-i Mahfuz ve Allah’ın İlmi</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Levh-i Mahfuz’dan söz edilir. Bu kavram, İslam inancında Allah katındaki korunan levhle ilişkilendirilir. Kur’an’ın bu konudaki ifadelerini okurken ayetlerin söylediğiyle bizim kurduğumuz benzetmeleri birbirinden ayırmamız gerekir.<br />
<br />
Allah Teâlâ, Ra‘d suresinde şöyle buyurur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Ümmü’l-Kitap O’nun katındadır.”</span></span><br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ra‘d suresi, 13/39)</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Zuhruf suresinde ise şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Şüphesiz o, katımızdaki Ana Kitap’ta bulunan yüce ve hikmet dolu bir Kur’an’dır.”</span></span><br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Zuhruf suresi, 43/4; anlamı esas alınarak)</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Kaf suresinde Allah Teâlâ’nın insanların ölümlerinden sonra geride bıraktıklarını ve yeryüzünün onlardan eksilttiklerini bildiği açıklanır. Hadîd suresinde de yeryüzünde ve insanların başına gelen hiçbir olayın Allah’ın bilgisi dışında olmadığı bildirilir.<br />
<br />
Hadîd suresinde şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde meydana gelen hiçbir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta bulunmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.”</span></span><br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadîd suresi, 57/22; mealen)</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bürûc suresinin son ayetlerinde de Kur’an’ın şerefli olduğu ve Levh-i Mahfuz’da bulunduğu bildirilir:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Hayır! O, şerefli bir Kur’an’dır. Korunmuş bir levhadadır.”</span></span><br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bürûc suresi, 85/21-22; mealen)</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Günümüzde bazı insanlar Levh-i Mahfuz’u bilgisayarın hafızasına veya bir sabit diske benzeterek anlatabilirler. Böyle benzetmeler, konuyu zihinde canlandırmaya yardımcı olmak için kullanılabilir. Fakat bilgisayar örneği, ayetlerin doğrudan söylediği bir açıklama değildir ve gaybî bir hakikatin mahiyetini bütünüyle ortaya koymaz.<br />
<br />
Allah’ın ilmi, insanın sınırlı bilgisiyle kıyaslanamaz. İnsan geçmişi hatırlamakta, bugünü anlamakta ve geleceği tahmin etmekte bile sınırlıdır. Allah ise her şeyi bilir. Bu hakikat karşısında insanın yapması gereken, bilgisinin sınırlılığını kabul etmek ve sorumluluklarını yerine getirmektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlim, Emanet ve Sorumluluk</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de insanın hayatını ve ibadetini Allah’a yöneltmesi gerektiği bildirilir. En‘âm suresinde şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #006600;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”</span></span><br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(En‘âm suresi, 6/162)</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bu ayet, insanın bütün hayatını Allah’a kulluk bilinciyle düzenlemesini hatırlatır. Kulluk yalnızca ibadet anlarında değil; aileye karşı sorumlulukta, helal kazançta, insan haklarına riayette, emaneti korumada ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmede de kendisini gösterir.<br />
<br />
İnsan bedeninin her parçası Allah’ın yarattığı bir nimettir. Bu nimetin kıymetini bilmek, bedenimizi korumak ve onu hayırlı işlerde kullanmak gerekir. Bedenimizdeki hücreleri veya organları, belirli bir manevi göreve atanmış askerler olarak bilimsel bir gerçekmiş gibi tanımlamak doğru değildir. Fakat bir benzetme yapmak istersek, bedenimizin uyum içinde çalışmasının bize emanet bilincini hatırlattığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
İnsan kendisine verilen zamanı, aklı, sağlığı ve imkânları hangi yönde kullandığını sorgulamalıdır. Bilgisi arttıkça sorumluluğu da artar. Bildiği hakikati yalnızca başkalarına anlatmakla kalmamalı, önce kendi hayatında uygulamaya çalışmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gelecek, Gayb ve İstikamet</span></span><br />
<br />
Ahir zaman, Mehdi ve gelecekte meydana gelecek olaylar hakkında İslam geleneğinde farklı rivayetler ve yorumlar bulunmaktadır. Ancak gayba ilişkin konularda kesin bilmediğimiz şeyleri kesin bilgi gibi anlatmamalıyız. Bir kimsenin hangi özel manevi göreve seçildiğini, gelecekte kimin hangi toplulukta yer alacağını veya belirli bir olayın ne zaman gerçekleşeceğini kesin olarak bildiğini ileri sürmesi doğru bir yaklaşım değildir.<br />
<br />
İnsan geleceğe dair merakını, bugünkü sorumluluklarını ihmal etmenin bahanesi hâline getirmemelidir. Bizim için önemli olan, Allah’a iman etmek, ibadetlerimizi yerine getirmek, doğruluktan ayrılmamak, haksızlık yapmamak ve gücümüz yettiğince insanlara faydalı olmaktır.<br />
<br />
Bir kimsenin Allah katındaki değerini yalnızca kendisi hakkında söylediği sözlerden anlayamayız. Manevi olgunluk iddiasının davranışlarla desteklenmesi gerekir. Adaletli olmak, emaneti korumak, kul hakkından sakınmak, yalan söylememek, kibirden uzak durmak ve ihtiyaç sahibine yardım etmek, insanın üzerinde durması gereken temel sorumluluklardandır.<br />
<br />
Allah’tan niyazımız, bizleri hak yolda istikamet üzere tutması, yanlışlarımızı fark edip düzeltmeyi nasip etmesi ve bizi kibirden, gösterişten ve kendimizi aldatmaktan korumasıdır. Geleceğe ilişkin bilmediğimiz meseleleri Allah’a havale ederken bugünkü vazifelerimizi yerine getirmeye gayret etmeliyiz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci Bölümün Sonu</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEKÂMÜLDE, KEMAL YOLCULUĞUNDA ZİKRİN ÖNEMİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">UNUTKANLIK YAPAN ŞEYLER, HAFIZAYI GÜÇLENDİREN ALIŞKANLIKLAR VE DUALAR</span></span><br />
<br />
Kıymetli kardeşlerim!<br />
<br />
İnsan, öğrendiği bilgileri hafızasında tutmak ve gerektiğinde hatırlamak ister. Fakat bazen okuduğumuz bir şeyi kısa sürede unutur, bazen de bildiğimiz bir konuyu anlatırken kelimeleri bulmakta zorlanırız. Bu durum her zaman bir hastalık anlamına gelmez. Yorgunluk, uykusuzluk, stres, dikkatin dağılması ve bilgiyi yeterince tekrar etmemek de unutkanlığa yol açabilir.<br />
<br />
Hafızayı güçlendirmek isteyen insan öncelikle hayatını düzene koymalıdır. Yalnızca dua etmekle yetinmeyip öğrenmek için gereken sebeplere de sarılmalıdır. Çünkü tevekkül, tedbir almayı terk etmek değil; gereken gayreti gösterdikten sonra sonucu Allah’a bırakmaktır.<br />
<br />
Hafızayı desteklemek için düzenli uyumak, dengeli beslenmek, yürüyüş gibi uygun fiziksel etkinliklerde bulunmak ve öğrenilen bilgileri aralıklarla tekrar etmek faydalıdır. Özellikle yetişkinlerin çoğu için gecede yedi ila dokuz saat uyku önerilir. Her insanın ihtiyacı aynı olmayabilir; önemli olan, yeterli ve düzenli uyumaktır.<br />
<br />
Bir konuyu yalnızca okuyup geçmek yerine, kitabı kapatarak öğrendiklerimizi kendi cümlelerimizle anlatmaya çalışmak da faydalıdır. Buna bilgiyi hatırlama çalışması diyebiliriz. Bir gün öğrendiğimiz konuyu ertesi gün, birkaç gün sonra ve daha ileriki zamanlarda tekrar etmek, bilginin kalıcı hâle gelmesine yardımcı olabilir.<br />
<br />
Not tutmak da hafızayı destekleyen güzel bir alışkanlıktır. İnsan her şeyi aklında tutmak zorunda değildir. Önemli bilgileri yazmak, gerektiğinde onlara yeniden ulaşmamızı sağlar. Fakat yazdığımızı anlamadan ve üzerinde düşünmeden yalnızca biriktirmek de yeterli değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BESLENME VE HAFIZA HAKKINDA</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim, hafıza konusunda halk arasında pek çok söz ve inanış dolaşır. Bazı yiyeceklerin kesin olarak unutkanlık yaptığı, bazı nesnelere bakmanın veya belirli davranışların hafızayı bozduğu yönündeki iddiaların hepsini doğru kabul etmemeliyiz. Bir inanışın eskiden beri anlatılması, onun bilimsel olarak kanıtlandığı anlamına gelmez.<br />
<br />
Dengeli beslenmek, yeterli su içmek ve vücudun ihtiyaç duyduğu besinleri almak genel sağlık açısından önemlidir. Balık, ceviz ve bazı tohumlar gibi omega-3 yağ asitleri içeren besinler dengeli bir beslenmenin parçası olabilir. Ancak tek bir yiyeceğin hafızayı kesin biçimde kuvvetlendirdiğini veya unutkanlığı ortadan kaldırdığını söylemek doğru değildir.<br />
<br />
Biberiye kokusu ya da belirli bitkilerin hafızaya iyi geldiğine dair çeşitli araştırmalar ve geleneksel görüşler bulunmaktadır. Fakat bunları unutkanlığın kesin tedavisi gibi sunmamalıyız. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları, düzenli öğrenme ve gerektiğinde tıbbi değerlendirme birlikte düşünülmelidir.<br />
<br />
Unutkanlık uzun süre devam ediyor, günlük hayatı belirgin biçimde etkiliyor veya aniden ortaya çıkıyorsa bir sağlık uzmanına danışmak gerekir. Çünkü bazen uyku bozuklukları, vitamin eksiklikleri, kullanılan ilaçlar ya da başka sağlık sorunları da unutkanlıkla ilişkili olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR, DUA VE FAYDALI İLİM</span></span><br />
<br />
Aziz kardeşlerim!<br />
<br />
Bizim yolumuzda zikir, insanın Rabbini hatırlaması, kalbini gafletten korumaya çalışması ve davranışlarını güzelleştirmesi için önemli bir ibadettir. Raşidi zikir adabında yer alan “Yâ Hafîz” ve “Yâ Muhâfız” isimleri de Allah’ın koruyuculuğunu hatırlamak ve O’na sığınmak niyetiyle zikredilebilir.<br />
<br />
Ancak zikrin belirli sayılarda yapılmasının hafızayı kesin olarak güçlendireceğini veya her insanda aynı sonucu doğuracağını söylememeliyiz. Zikir ibadettir; dua ise kulun Rabbine yönelmesidir. İnsan dua ederken aynı zamanda öğrenmek için gayret göstermeli, sağlığını korumalı ve faydalı bilgi edinmeye çalışmalıdır.<br />
<br />
Zemzem içerken de insan Allah’a dua edebilir. Bazı kardeşlerimiz, kendi zikir ve dua alışkanlıkları içerisinde belirli duaları tekrar etmeyi tercih ederler. Bu tür uygulamalar, kişisel veya geleneksel ibadet adabı çerçevesinde değerlendirilmelidir; belirli bir sayının herkes için zorunlu ya da bilimsel bakımdan garantili bir etkisi olduğu ileri sürülmemelidir.<br />
<br />
Faydalı ilim istemek için şu dua okunabilir:<br />
<br />
اَللَّهُمَّ اِنِّى اَسْئَلُكَ عِلْماً ناَفِعاً وَرِزْقاً وَاسِعاً وَشِفآءً مِنْ كُلِّ دَآءٍ<br />
<br />
**Okunuşu:**<br />
<br />
Allahümme innî es’elüke ilmen nâfi’an ve rizkan vâsi’an ve şifâen min külli dâ’.<br />
<br />
**Anlamı:**<br />
<br />
“Allah’ım! Senden faydalı ilim, geniş rızık ve her türlü dert ve hastalığa karşı şifa dilerim.”<br />
<br />
Bu duayı okurken yalnızca dilimizle istemekle kalmayalım. Faydalı ilme ulaşmak için kitap okuyalım, öğrendiklerimizi anlayalım, bildiklerimizi güzel işlerde kullanalım. Çünkü ilmin bereketi, insanın hem kendisine hem de başkalarına fayda sağlamasıyla daha iyi anlaşılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİLGİYİ EZBERLEMEK VE ANLAMAK</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim, bir bilgiyi ezberlemekle o bilginin anlamını kavramak aynı şey değildir. İnsan bazen bir sözü defalarca tekrar edebilir ama ne anlama geldiğini açıklayamayabilir. Bu yüzden öğrendiğimiz şeyin manasını anlamaya, onu hayatımızda doğru bir yere koymaya çalışmalıyız.<br />
<br />
Bir kimse dinî ifadeleri ezberleyebilir; fakat bu ifadelerin kendisine hangi sorumlulukları yüklediğini düşünmüyorsa, ezberlediği sözlerin ahlâkına nasıl yansıyacağını da sorgulamalıdır. Zikir, yalnızca dilin hareketi olarak kalmamalı; insanın sözlerine, niyetine ve davranışlarına da tesir etmesi için gayret gösterilmelidir.<br />
<br />
Burada önemli olan, ezberlemeyi küçümsemek değildir. Ezber de öğrenmenin bir parçasıdır. Ancak ezberin yanına anlayışı, düşünmeyi ve uygulamayı eklemeliyiz. Bir ayeti okuduğumuzda onun manasını öğrenmek, bir hadisi duyduğumuzda güvenilirliğini ve bağlamını araştırmak, bir öğüt işittiğimizde de kendi hayatımıza nasıl uygulayabileceğimizi düşünmek gerekir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’in ilk inen ayetlerinde şöyle buyurulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İkra’ bismi rabbikellezî halak.”</span></span><br />
<br />
“Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak, 96:1)<br />
<br />
Okumak, öğrenmek, anlamaya çalışmak ve öğrendiğiyle amel etmek, Müslümanın hayatında birbirini tamamlayan gayretlerdir. İlim yalnızca başkalarına söz söylemek için değil, öncelikle insanın kendisini düzeltmesi için de öğrenilmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HAFIZA BİR EMANETTİR</span></span><br />
<br />
Hafızayı anlamak için bilgisayarın çalışma biçiminden örnek verebiliriz. Bilgisayarın geçici belleğiyle kalıcı depolama alanı farklı işlevler görür. İnsan da bazı bilgileri o anda aklında tutar, bazılarını ise uzun süre hatırlayabilir. Fakat bu benzetme yalnızca konuyu kolaylaştırmak içindir; insan hafızası bilgisayar belleğiyle birebir aynı değildir.<br />
<br />
İnsan, hatırlamak istediği bilgileri notlara kaydedebilir, kitaplara başvurabilir ve öğrendiklerini tekrar edebilir. Böylece hafızasına yardımcı olacak yöntemlerden yararlanmış olur. Her şeyi akılda tutmaya çalışmak yerine, önemli bilgileri düzenli biçimde saklamak da akıllıca bir tedbirdir.<br />
<br />
Büyüklerimizin “Yazıya dökülmeyen ilim unutulabilir” anlamında söyledikleri öğüt de bu açıdan değerlidir. Bu sözü kesin bir tarihî alıntı olarak değil, bilginin kaydedilmesi ve korunması gerektiğini anlatan bir nasihat olarak değerlendirebiliriz.<br />
<br />
İnsan bazen bir işi yapmadan önce tedbir almayı ihmal eder, ancak iş işten geçtikten sonra ne yapması gerektiğini hatırlar. Oysa akıllı insan, mümkün olduğu ölçüde önceden düşünür ve hazırlığını yapar. Öğrenirken de aynı şekilde davranmalıdır: Bilgiyi zamanında not etmeli, tekrar etmeli ve gerektiğinde kullanabilmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FAYDALI BİLGİ VE GÜZEL DAVRANIŞ</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim, faydalı ilim yalnızca çok şey bilmek değildir. Bildiği hâlde uygulamayan insan da bilgisinin gereğini yerine getirmemiş olur. Bir insan yüzme bilmiyorsa, tehlikeli bir suya girmeden önce yüzmeyi öğrenmesi gerekir. Tehlike anında yardım istemek elbette doğaldır; fakat önceden tedbir almak, mümkün olduğunca tehlikeden uzak durmak ve ihtiyaç duyulduğunda yardım çağırmak daha doğru bir davranıştır.<br />
<br />
İlim de böyledir. Bir meseleyle karşılaştığımız zaman ne yapacağımızı bilmek istiyorsak, o mesele ortaya çıkmadan önce öğrenmeye gayret etmeliyiz. Dinî konularda da yalnızca duyduğumuz sözlerle yetinmeyip güvenilir kaynaklara başvurmalı, anlamadığımız hususları bilen kimselere sormalıyız.<br />
<br />
Ayrıca mahremiyete, edebe ve başkalarının haklarına dikkat etmeliyiz. İnsanların özel hayatını gözetlemek, kusurlarını araştırmak veya onları utandırmak doğru bir davranış değildir. Müslüman, başkalarının ayıplarını araştırmak yerine öncelikle kendi kusurlarını düzeltmeye çalışmalıdır.<br />
<br />
Tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen insan da kendi hâlini sürekli başkalarıyla kıyaslamamalıdır. Gördüğü her rüyayı, hissettiği her duyguyu veya zihnine gelen her düşünceyi özel bir işaret saymamalıdır. Bunları dinin temel ilkeleri, akıl, ahlâk ve sorumluluk bilinci ışığında değerlendirmelidir. İnsan kendisini üstün görmek yerine tevazu sahibi olmalı, öğrendikçe kulluğunun ve sorumluluğunun arttığını hatırlamalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR VE TEKÂMÜL YOLCULUĞU</span></span><br />
<br />
Kıymetli kardeşlerim!<br />
<br />
Tekâmül, insanın bir anda bütün eksikliklerinden kurtulması değil; ömrü boyunca iyiliğe yönelmesi, nefsini terbiye etmeye çalışması ve hatalarından ders çıkarmasıdır. Kemal yolculuğunda sabır, istikamet, samimiyet, ilim ve güzel ahlâk birbirinden ayrılmaz.<br />
<br />
Zikir, bu yolculukta insanın Allah’ı hatırlamasına yardımcı olur. Fakat zikrin meyvesini yalnızca dilde aramamalıyız. İnsan daha doğru konuşuyor, daha sabırlı davranıyor, kul hakkından daha çok sakınıyor ve sorumluluklarını daha dikkatli yerine getiriyorsa, bu değişim onun manevi gayretinin hayata yansıması bakımından önemlidir.<br />
<br />
Her insanın öğrenme hızı, hafızası ve kabiliyeti farklı olabilir. Birinin çabuk öğrendiği şeyi diğeri daha fazla tekrar ederek öğrenebilir. Bu nedenle kendimizi başkalarıyla kıyaslayıp ümitsizliğe kapılmamalıyız. Az da olsa düzenli çalışmak, samimiyetle dua etmek ve doğru yöntemleri kullanmak kıymetlidir.<br />
<br />
Allah’tan hem dünya hem de ahiretimiz için faydalı ilim istemeli; öğrendiğimiz bilgiyi hayra vesile kılmasını dilemeliyiz. İlim bizi kibirli hâle getiriyorsa, onunla birlikte tevazuyu da öğrenmemiz gerekir. Bilgimiz arttıkça başkalarına karşı daha merhametli, daha adaletli ve daha anlayışlı olmayı hedeflemeliyiz.<br />
<br />
Peygamber Efendimizden nakledilen meşhur bir öğütte, burada bulunanların duyduklarını bulunmayanlara ulaştırmaları tavsiye edilir. Çünkü bir bilgiyi başkasına ulaştırmak da bir sorumluluktur. Ancak aktardığımız sözleri doğru anlamaya, güvenilirliğini gözetmeye ve yanlış bilgi yaymamaya dikkat etmeliyiz.<br />
<br />
Bizler de öğrendiğimiz faydalı bilgileri başkalarıyla paylaşalım. Fakat bunu insanları küçük düşürmek veya kendimizi üstün göstermek için değil, hayra vesile olmak niyetiyle yapalım. Unutmayalım ki güzel söz, güzel davranışla desteklendiğinde daha etkili olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DUA VE HİTAM</span></span><br />
<br />
Allah’ım! Bize faydalı ilim, güzel ahlâk, doğru anlayış ve hayırlı amel nasip eyle. Öğrendiklerimizi unutmamamız için gerekli gayreti göstermeyi, unuttuğumuzu hatırlamayı ve bilmediklerimizi öğrenmeyi bizlere kolaylaştır.<br />
<br />
Allah’ım! Kalplerimizi zikrinle diri tut. Bizi gafletten, kibirden, gösterişten ve başkalarının haklarını çiğnemekten muhafaza eyle. Bildiğimizle amel etmeyi, bilmediğimizi öğrenmek için tevazu göstermeyi ve her işimizde hakkaniyeti gözetmeyi nasip eyle.<br />
<br />
Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip eyle.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span></span><br />
<br />
**Okunuşu:**<br />
<br />
Allahümme erinel hakka hakkan verzuknâ ittibâ’ahû, ve erinel bâtıla bâtılan verzuknâ ictinâbehû.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
**Okunuşu:**<br />
<br />
Ve âhiru da’vâhum enil hamdu lillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span><br />
<br />
**Okunuşu:**<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span></span><br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 11 Şubat 2018 Pazar<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üçüncü Bölümün Sonu</span></span><br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tekamülde, Kemal Yolculuğunda Zikirin Önemi]]></title>
			<link>https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44170</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 20:02:13 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashittunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44170</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEKÂMÜLDE, KEMAL YOLCULUĞUNDA ZİKRİN ÖNEMİ</span></span><br />
<br />
(Kar©glan’ın 11 Şubat 2018 Vaazı)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ ۝ ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ<br />
<br />
Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm. Sümme radednâhu esfele sâfilîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik.” (Tîn suresi, 4-5. ayetler.)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den Rivayet Edilen Bir Söz:</span></span><br />
<br />
“Âlimler, peygamberlerin varisleridir.”<br />
<br />
Bu rivayet, ilmin ve âlimlerin sorumluluğunun önemini anlatır. Âlim olmak yalnızca bilgi sahibi olmak değildir; öğrenilen bilgiyi doğru anlamak, güzel ahlakla yaşamak ve insanlara faydalı olmak da gerekir.<br />
<br />
“Benim ümmetimin âlimleri, İsrailoğullarının peygamberleri gibidir.” sözü de bazı kaynaklarda rivayet olarak aktarılır. Ancak bu sözün hadis olarak sıhhati konusunda ihtiyatlı davranmak gerekir. Dinî bir sözü Peygamber Efendimiz’e nispet ederken kaynağını ve güvenilirlik derecesini araştırmak önemlidir.<br />
<br />
Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YOLCULUĞUMUZA BAŞLIYORUZ</span></span><br />
<br />
Bütün hak tarikatların ve tasavvuf yollarının temel hedeflerinden biri, insanın nefsini terbiye etmesi, ahlakını güzelleştirmesi ve Allah’a yakınlaşmak için gayret göstermesidir. Tasavvufta bu manevi eğitim sürecine seyri sülûk denilir. Bu yolculukta zikir, ibadet, güzel ahlak, nefis muhasebesi ve mürşidin rehberliği önemli yer tutar.<br />
<br />
Peki, zikir bu yolculukta nasıl bir rol oynar?<br />
<br />
Bazı tarikatlarda Allah’ın ismini zikretmeye, bazılarında ise belirli esmâların ve duaların okunmasına ağırlık verilir. Zikirlerin sayıları ve uygulanış şekilleri de tarikatların usullerine göre değişebilir. Örneğin, bazı geleneklerde günlük belirli sayılarda “Allah” ismi zikredilir; bazı uygulamalarda ise kalp ve diğer letaiflerin zikri üzerinde durulur.<br />
<br />
Burada şu soruyu sormak istiyorum: Allah bizim hâlimizi ve söylediklerimizi bilmiyor mu? Bir insanın Allah’a kendisini duyurabilmek için binlerce defa Allah demesi mi gerekir?<br />
<br />
Elbette Allah işitmekten ve bilmekten uzak değildir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ<br />
<br />
Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuhu ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verîd.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf suresi, 16. ayet.)<br />
<br />
Allah’ın insanın hâlini bilmesi, zikrin gereksiz olduğu anlamına gelmez. Zikir, Allah’a bilgi ulaştırmak için değil; kulun Allah’ı hatırlaması, kalbini gafletten uzaklaştırması ve kulluk bilincini canlı tutması için yapılır.<br />
<br />
Bir insandan su istemek için onun adını binlerce defa söylemek gerekmediği gibi, Allah’ın da kulunun kendisini hatırlaması için bir bilgiye ihtiyacı yoktur. Ancak insanın kendisi unutabilir, gaflete düşebilir ve nefsinin arzularına kapılabilir. Zikir, işte bu unutkanlığa karşı bir manevi hatırlatmadır.<br />
<br />
Öyleyse belirli sayılarda zikir çekmek neden bazı tarikatlarda önemsenir? Bu sayıların bir anlamı var mıdır? Bunlar gelişigüzel belirlenmiş sayılar mıdır, yoksa belirli bir manevi eğitim usulünün parçası mıdır?<br />
<br />
Bu soruları cevaplarken iki hususu birbirinden ayırmak gerekir: Birincisi, Kur’an ve sünnette açıkça bildirilen zikirler ve ibadetlerdir. İkincisi ise tasavvuf geleneklerinde manevi eğitim amacıyla belirlenen özel uygulamalardır. İkinci gruptaki uygulamaların tamamını doğrudan dinin kesin emri gibi değerlendirmemek gerekir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا<br />
<br />
Yâ eyyuhellezîne âmenûzkurullâhe zikran kesîrâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.” (Ahzâb suresi, 41. ayet.)<br />
<br />
Bu ayet, Allah’ı çokça anmanın önemini bildirir. Zikrin değeri yalnızca sayıyla ölçülmez. Dilin Allah’ı anması kadar kalbin uyanık olması, insanın davranışlarını düzeltmesi ve zikrin ahlaka yansıması da önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR, NEFSİN TEZKİYESİ VE KALBİN UYANIKLIĞI</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de A‘lâ suresinin 6-15. ayetlerinde şöyle buyrulur:<br />
<br />
سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنْسَىٰ ۝ إِلَّا مَا شَاءَ اللَّهُ إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفَىٰ ۝ وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَىٰ ۝ فَذَكِّرْ إِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرَىٰ ۝ سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشَىٰ ۝ وَيَتَجَنَّبُهَا الْأَشْقَى ۝ الَّذِي يَصْلَى النَّارَ الْكُبْرَىٰ ۝ ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَىٰ ۝ قَدْ أَفْلَحَ مَنْ تَزَكَّىٰ ۝ وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّىٰ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Sana okutacağız ve sen unutmayacaksın. Ancak Allah’ın dilediği başka. Şüphesiz O, açığı da gizliyi de bilir. Seni en kolay olana muvaffak kılacağız. O hâlde öğüt fayda verirse öğüt ver. Allah’a karşı derin saygı duyan kimse öğüt alacaktır. En bedbaht olan ise ondan kaçınacaktır. O, en büyük ateşe girecektir. Sonra orada ne ölür ne de yaşar. Arınan kimse gerçekten kurtuluşa ermiştir. Rabbinin adını anıp namaz kılmıştır.” (A‘lâ suresi, 6-15. ayetlerin anlamı.)<br />
<br />
Bu ayetlerde hatırlatmanın, Allah’ı anmanın, namazın ve nefsin arındırılmasının önemi üzerinde durulur. İnsan, bildiği hakikatleri zamanla unutabilir. Bu sebeple öğrendiklerini tekrar etmesi, öğüt dinlemesi ve bildiklerini davranışlarına yansıtması gerekir.<br />
<br />
Tasavvuf yolunda zikir, insanın kendisini hesaba çekmesine yardımcı olabilir. Fakat yalnızca dil ile zikir çekip davranışlarını düzeltmemek, zikrin amaçlarından uzaklaşmak demektir. Bir insan Allah’ı anıyor ama insanlara haksızlık ediyor, yalan söylüyor veya kul hakkını gözetmiyorsa, zikrin ahlakına yansıması konusunda kendisini yeniden değerlendirmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EBced HESABI VE FREKANS KAVRAMI</span></span><br />
<br />
Tasavvuf geleneğinde bazı isimlerin ve harflerin sayısal değerlerini ele alan ebced hesabı kullanılmıştır. Örneğin, “Allah” lafzının geleneksel ebced hesabındaki değeri 66 olarak kabul edilir. Bazı zikir usullerinde bu tür sayısal değerler, belirli uygulamaların düzenlenmesinde sembolik veya geleneksel bir anlam taşıyabilir.<br />
<br />
Ancak burada önemli bir ayrımı yapmak gerekir: Ebced değeri ile fiziksel frekans aynı şey değildir. Bir ismin ebced değerinin 66 olması, onun fiziksel olarak 66 hertz frekansında yayıldığını göstermez. Aynı şekilde, bir zikir 5.000 defa tekrar edildiğinde 5.000 ile 66'nın çarpımından elde edilen 330.000 sayısı da kişinin kalbinin 330.000 hertz frekansında yayın yaptığı anlamına gelmez.<br />
<br />
Hertz, fiziksel olaylarda saniyedeki titreşim sayısını ifade eden bir ölçü birimidir. Megahertz ise bir milyon hertze karşılık gelir. Radyo istasyonlarının yayın frekansları elektromanyetik dalgalarla ilgilidir. İnsan kalbinin elektriksel etkinliği ölçülebilir; ancak bu ölçümler ile bir ismin ebced değerini doğrudan eşitlemek bilimsel olarak doğrulanmış bir yöntem değildir.<br />
<br />
Örneğin, Avusturya'da bir radyo istasyonunun belirli bir megahertz değerinden yayın yapması ile bir insanın Allah’ı belirli sayıda zikretmesi, fiziksel açıdan aynı türden bir olay değildir. Bu iki konuyu birbirine benzeterek manevi bir düşünce anlatmak mümkün olsa da, böyle bir benzetmeyi bilimsel bir kanıt olarak sunmamak gerekir.<br />
<br />
Peki, bütün bunları neden anlatıyorum? Çünkü insan, manevi yolculuğunda hem kalbini hem de aklını kullanmalıdır. Tasavvufî kavramları anlamaya çalışırken bilimsel terimlerin gerçek anlamlarını da korumalıyız. Manevi tecrübeler kişisel olarak değerli olabilir; fakat bir tecrübeyi herkes için geçerli, ölçülmüş ve kanıtlanmış bir fizik kuralı gibi anlatmak doğru olmaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİRDE SAYI, DEVAMLILIK VE İHLAS</span></span><br />
<br />
Bazı tarikatlarda günlük zikirler belirli sayılara bağlanır. Bu sayılar, kişinin kendisine verilen manevi eğitim programını takip etmesine ve düzenli çalışmasına yardımcı olabilir. Ancak belirli bir sayının bütün insanlar için aynı manevi sonucu doğuracağını söylemek doğru değildir.<br />
<br />
İnsanların güçleri, imkânları ve günlük sorumlulukları farklıdır. Zikir, kişinin ibadetlerini aksatmasına, sağlığını ihmal etmesine veya ailesine ve çevresine karşı sorumluluklarını unutmasına yol açmamalıdır. Esas olan, kişinin imkânları ölçüsünde istikrarlı bir şekilde ibadet etmesi, ihlasını koruması ve güzel ahlakını geliştirmesidir.<br />
<br />
Tasavvuf geleneğinde kalp, ruh, sır, hafî ve ahfâ gibi letaif kavramları da manevi eğitim çerçevesinde ele alınır. Bu kavramların açıklamaları tarikatlara ve tasavvufî ekollere göre değişebilir. Bunları fiziksel organların belirli titreşimleriyle veya bilimsel olarak tespit edilmiş frekanslarla birebir eşleştirmek doğru değildir.<br />
<br />
Bir insanın manevi gelişimi, yalnızca zikir sayısını artırmasıyla ölçülemez. Sabır, tevazu, doğruluk, merhamet, helal-haram hassasiyeti ve insanlara karşı adaletli davranmak da bu yolculuğun önemli ölçülerindendir.<br />
<br />
Zikir çeken insan, her şeyden önce kendi nefsini sorgulamalıdır: Daha sabırlı oldum mu? Öfkemi kontrol edebiliyor muyum? İnsanların haklarına daha fazla dikkat ediyor muyum? Bilmediğim konularda kesin hükümler vermekten kaçınıyor muyum? Öğrendiğim bilgileri faydalı işlerde kullanıyor muyum?<br />
<br />
İşte zikir, insanı bu sorularla yüzleştiriyor ve kendisini düzeltmesine yardımcı oluyorsa, manevi hayatında önemli bir yer tutuyor demektir.<br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci Bölümün Sonu</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Devamında letaif kavramları, nefis terbiyesi, kalbin ve bedenin manevi eğitimdeki yeri ile hafıza ve öğrenme konularını ele alacağız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEKÂMÜLDE, KEMAL YOLCULUĞUNDA ZİKRİN ÖNEMİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜM: LETAİF, NEFİS TERBİYESİ VE MANEVİ EĞİTİM</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Esma-i Hüsna ve Ebced Değerleri</span></span><br />
<br />
Tasavvuf geleneğinde Allah’ın güzel isimleriyle zikir yapmak önemli bir yere sahiptir. Bazı geleneklerde bu isimlerin ebced değerleri de zikredilir. Ebced, harflere sayısal değerler verilmesine dayanan geleneksel bir hesaplama yöntemidir. Ancak bu değerleri fiziksel frekanslarla veya insan bedenindeki belirli organların çalışma sistemiyle aynı şeymiş gibi değerlendirmemek gerekir.<br />
<br />
Örneğin, geleneksel ebced hesaplamalarında bazı Esma-i Hüsna isimleri için şu değerler zikredilir:<br />
<br />
Ya Rahmân: 298<br />
<br />
Ya Kaviyy: 116<br />
<br />
Ya Semî: 180<br />
<br />
Ya Müteâlî: 551<br />
<br />
Ya Hakk: 108<br />
<br />
Ya Kuddûs: 170<br />
<br />
Ya Bâtın: 62<br />
<br />
Ya Adl: 104<br />
<br />
Ya Rahîm: 258<br />
<br />
Ya Metîn: 500<br />
<br />
Bu değerler, kullanılan yazım ve hesaplama usulüne göre değişiklik gösterebilir. Bunları kesin bilimsel frekanslar veya her insanda aynı sonucu meydana getiren ölçümler olarak görmemek gerekir.<br />
<br />
Zikrin asıl gayesi, Allah’ı anmak, kalbi gafletten uzaklaştırmak, insanın ahlakını güzelleştirmek ve kulluk bilincini güçlendirmektir. Bir kimsenin zikri yalnızca diliyle söylemesi değil, zikrettiği ismin anlamını kavramaya çalışması ve o anlamın gerektirdiği ahlakı hayatına taşıması da önemlidir.<br />
<br />
Mesela Allah’ın Rahîm ismini zikreden bir insan, merhametli olmaya; Adl ismini zikreden bir insan, adaletli davranmaya; Hakk ismini zikreden bir insan da doğru sözlü ve dürüst olmaya gayret etmelidir. Böylece zikir, yalnızca tekrar edilen sözlerden ibaret kalmaz; insanın davranışlarına da yansır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Letaif Kavramı ve Manevi Terbiye</span></span><br />
<br />
Tasavvuf geleneğinde letaif kavramı, insanın manevi yönlerini ve kalbin inceliklerini anlatmak için kullanılır. Bazı tasavvuf yollarında kalp, ruh, sır, hafi ve ahfa gibi kavramlar üzerinde durulur. Farklı ekollerde bu kavramların sayısı, sıralaması ve açıklanması değişebilir.<br />
<br />
Letaif eğitimi, bu geleneklerde insanın manevi dikkatini geliştirmesi, nefsini tanıması, kalbini kötü huylardan arındırması ve Allah’a yönelişini kuvvetlendirmesi amacıyla ele alınır.<br />
<br />
Burada önemli bir noktayı ayırt etmek gerekir: Letaif, tasavvufun manevi eğitim anlayışına ait kavramlardır. Bunları bedenin içinde belirli noktalarda bulunan ve bilimsel olarak ölçülmüş özel frekanslar ya da ayrı organlar gibi sunmak doğru olmaz. İnsan bedeninin işleyişi tıp ve biyoloji alanlarının konusudur; tasavvufi kavramların anlamı ise manevi eğitim çerçevesinde değerlendirilmelidir.<br />
<br />
Bir müridin manevi yolculuğunda asıl dikkat etmesi gereken husus, kendisinde olağanüstü hâller aramak değildir. Önemli olan, kalbini kibirden, hasetten, kinden, gösterişten ve kötü niyetlerden arındırmaya çalışmasıdır. İnsan kendisini her gün muhasebe etmeli, hatalarını görmeli ve onları düzeltmek için gayret göstermelidir.<br />
<br />
Çünkü manevi gelişme, yalnızca birtakım duygular hissetmekle veya farklı hâller yaşamakla ölçülmez. İnsanın öfkesini kontrol edebilmesi, emanete riayet etmesi, ailesine ve çevresine güzel davranması, hakkı gözetmesi ve yaptığı hatalardan dönmesi de manevi olgunluğun önemli işaretlerindendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsin Mertebeleri ve Kendini Tanımak</span></span><br />
<br />
Tasavvuf geleneğinde nefsin çeşitli mertebelerinden söz edilir. Nefs-i emmâre, nefs-i levvâme, nefs-i mülhime, nefs-i mutmainne ve diğer mertebeler, insanın manevi gelişimini açıklamak amacıyla ele alınan kavramlardandır.<br />
<br />
Nefs-i emmâre, insanı kötülüğe yönelten arzularla mücadele edilmesi gereken hâli ifade eder. Nefs-i levvâme, insanın yaptığı yanlışları fark ederek kendisini sorgulamasını ve kınamasını anlatır. Nefs-i mülhime, hayra yönelme ve iyilik konusunda içsel bir duyarlılık kazanma çabasıyla ilişkilendirilir. Nefs-i mutmainne ise Allah’a iman ve teslimiyetle huzur bulmuş nefsi ifade eder.<br />
<br />
Bu kavramlar üzerinde düşünürken insanın kendisini başkalarından üstün görmemesi gerekir. Bir kimse, kendisini yüksek bir manevi mertebeye ulaştığını düşünerek başkalarını küçümsemeye başlarsa, bu düşünce kendi nefsini yeniden sorgulamasını gerektirir.<br />
<br />
Nefis terbiyesi, insanın kendi kusurlarını görmesiyle başlar. Başkasının hatasını görmek kolay, kendi hatasını kabul etmek ise çoğu zaman zordur. Bu nedenle insan, her gün kendisine şu soruları sorabilir:<br />
<br />
Bugün kimin gönlünü kırdım?<br />
<br />
Hangi davranışımda haksızlık ettim?<br />
<br />
Öfkemin veya kibrimin tesiriyle yanlış bir söz söyledim mi?<br />
<br />
Bir insanın hakkını üzerimde bıraktım mı?<br />
<br />
Bugün Allah’ın rızasına uygun hangi iyiliği yaptım?<br />
<br />
Bu sorular, insanın kendi davranışlarını değerlendirmesine yardımcı olur. Ancak kişinin kendisini sürekli suçlaması, ümitsizliğe düşmesi veya manevi açıdan değersiz görmesi de doğru değildir. Hata yapan insan tövbe edebilir, eksiklerini tamamlayabilir ve yeniden doğru yola yönelmeye çalışabilir.<br />
<br />
Manevi terbiye, ümit ile sorumluluğu birlikte taşımaktır. İnsan Allah’ın rahmetinden ümit kesmeden, yaptığı hataların sorumluluğunu da üstlenmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bedenin Emanet Oluşu ve Helal Lokma</span></span><br />
<br />
İnsan bedeni, korunması ve ihtiyaçlarının gözetilmesi gereken bir emanettir. Manevi hayat ile beden sağlığını birbirine düşman iki ayrı alan gibi görmemek gerekir. Sağlığımıza dikkat etmek, temizliğe önem vermek, dengeli beslenmek ve bedenimizi gereksiz yere yıpratmamak da sorumluluklarımız arasındadır.<br />
<br />
İslam ahlakında helal kazanç ve helal lokma üzerinde önemle durulur. İnsan yalnızca ne yediğini değil, nasıl kazandığını ve başkalarının hakkına riayet edip etmediğini de düşünmelidir. Haksız kazançtan kaçınmak, ölçüde ve tartıda dürüst olmak, emaneti korumak ve kul hakkına girmemek manevi hayatın temel meselelerindendir.<br />
<br />
Beslenmede ölçülü olmak da önemlidir. Gereğinden fazla yemek, sağlığı olumsuz etkileyebilir; yetersiz beslenmek de bedene zarar verebilir. Bu nedenle insan, kendi sağlık durumuna uygun ve dengeli bir yaşam sürmeye gayret etmelidir.<br />
<br />
Tasavvufi anlatımlarda bazı letaif kavramları çeşitli organlarla sembolik biçimde ilişkilendirilmiştir. Fakat bu ilişkileri tıbbi gerçekler olarak kabul etmemek gerekir. Karaciğer, böbrek, dalak ve diğer organların kendilerine özgü biyolojik görevleri vardır. Bunların işleyişini manevi mertebelerle veya belirli zikir sayılarıyla açıklamak, bilimsel olarak doğrulanmış bir yaklaşım değildir.<br />
<br />
Aynı şekilde, insanın bedeninde duyduğu her sesi, hissettiği her hareketi veya yaşadığı her olağan dışı deneyimi meleklerden ya da başka görünmeyen varlıklardan gelen bir mesaj olarak değerlendirmesi doğru olmaz. İnsan böyle durumlarda aceleci hükümlere varmamalı; gerektiğinde sağlık uzmanlarından yardım almalı ve manevi konularda güvenilir bilgiye başvurmalıdır.<br />
<br />
Temizlik de hem beden sağlığı hem de ibadet hayatı bakımından önemlidir. Müslüman kültüründe yaygın olarak kullanılan “Temizlik imandandır” sözü, temizliğin dinî ve ahlakî hayattaki yerini hatırlatır. Temiz olmak yalnızca dış görünüşe dikkat etmek değildir; yaşadığımız çevreyi korumak, başkalarına rahatsızlık vermemek ve ortak alanları temiz tutmak da bu anlayışın içindedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir, Kalp ve Davranış Arasındaki Bağ</span></span><br />
<br />
Zikir, insanın Allah’ı hatırlamasına yardımcı olan bir ibadettir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”</span></span><br />
<br />
(Ra’d, 13/28)<br />
<br />
Bu ayet, insanın Allah’ı anmasının manevi değerini hatırlatır. Bununla birlikte, zikrin her insanda aynı duygusal sonucu meydana getireceği veya bütün sıkıntıları kendiliğinden ortadan kaldıracağı şeklinde kesin bir hüküm çıkarmamak gerekir. İnsan bazen huzurlu, bazen sıkıntılı olabilir. İman ve ibadet hayatı, insanın bütün insani duygularını bir anda ortadan kaldırmaz; ona zorluklar karşısında yönünü ve sorumluluğunu hatırlatır.<br />
<br />
Zikirle birlikte dua etmek, Kur’an okumak, tefekkür etmek, iyilik yapmak ve kötü alışkanlıklardan uzaklaşmak manevi gelişimi destekleyen davranışlardır. İnsan ibadetlerini gösteriş için değil, samimiyetle yerine getirmeye çalışmalıdır.<br />
<br />
Allah’ın isimlerini anarken o isimlerin ifade ettiği anlamları düşünmek de faydalıdır. Allah’ın Gafûr ismini anan kişi bağışlanmayı dilemeli ve kendisi de başkalarını affetmeye gayret etmelidir. Allah’ın Kerîm ismini anan kişi cömertliği öğrenmeli, Allah’ın Adl ismini anan kişi adaletten ayrılmamaya çalışmalıdır.<br />
<br />
Böylece zikir ile ahlak arasında bir bağ kurulmuş olur. Dilin Allah’ı anması kadar, elin ve davranışların da iyiliğe yönelmesi önemlidir. İnsan bir yandan zikirle meşgul olurken diğer yandan insanlara eziyet ediyorsa, kendi davranışlarını yeniden değerlendirmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Levh-i Mahfuz ve Gayb Bilgisi</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Levh-i Mahfuz kavramından söz edilir. Burûc suresinde şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Hayır! O, şerefli bir Kur’an’dır. Levh-i Mahfuz’dadır.”</span></span><br />
<br />
(Burûc, 85/21-22)<br />
<br />
Ra’d suresinde ise şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Ana kitap O’nun katındadır.”</span></span><br />
<br />
(Ra’d, 13/39)<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Levh-i Mahfuz, Allah’ın bilgisi ve ilahî takdir bağlamında ele alınan bir kavramdır. Zuhruf suresinin dördüncü ayetinde de Kur’an’ın ana kitapta bulunduğu bildirilir. Hadîd suresinin yirmi ikinci ayeti ise yeryüzünde ve insanların başına gelen musibetlerin Allah’ın bilgisi dışında olmadığını ifade eder.<br />
<br />
Bu ayetler üzerinde düşünürken insanın bilgi sınırlarını da hatırlaması gerekir. Allah’ın ilmi sınırsızdır; insanın bilgisi ise sınırlıdır. Bu nedenle gayba ilişkin konularda, Kur’an ve güvenilir dinî kaynakların bildirdiği sınırların ötesinde kesin hükümler vermekten kaçınmak gerekir.<br />
<br />
Günümüzde bazı anlatımlarda Levh-i Mahfuz, bilgisayarın hafızasına veya sabit diskine benzetilir. Böyle bir benzetme, konuyu anlamayı kolaylaştırmak için kullanılan bir örnek olabilir. Ancak bu, Kur’an’ın kendi açıklaması değildir ve Levh-i Mahfuz’un mahiyetini fiziksel bir bilgisayar sistemiyle açıklamak anlamına gelmez.<br />
<br />
A‘lâ suresinde Peygamberimize okuması ve vahyi unutmamasıyla ilgili ilahî bildirimler yer alır. Bu ayetleri bilgisayar hafızası, veri depolama veya insan beyninin teknik işleyişiyle doğrudan özdeşleştirmek doğru değildir. Benzetmeler, yalnızca konuyu açıklamaya yardımcı oldukları ölçüde kullanılmalıdır.<br />
<br />
İnsan Allah’ın ilmine inanırken kendi bilgisinin sınırlılığını da kabul etmelidir. Bilmediği konularda kesin konuşmamak, her duyduğunu doğru saymamak ve dinî meselelerde güvenilir bilgiye yönelmek de ilim ahlakının bir gereğidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsan, Gayb ve Manevi Sorumluluk</span></span><br />
<br />
Manevi eğitimde insanın karşılaşabileceği rüyalar, içsel duygular ve kişisel tecrübeler üzerinde düşünülmesi mümkündür. Ancak bunları tek başına kesin bir dinî delil veya geleceğe ilişkin tartışmasız bir haber olarak değerlendirmek doğru değildir.<br />
<br />
Bir kimsenin kalbine gelen her düşünceyi ilham sayması, her rüyayı ilahî bir işaret olarak görmesi veya kendisini özel bir göreve seçilmiş kabul etmesi, insanı yanılgıya düşürebilir. Bu nedenle insan, yaşadığı manevi tecrübeleri ölçülü değerlendirmeli; onları Kur’an’ın temel ilkeleri, güzel ahlak ve güvenilir dinî bilgi ışığında düşünmelidir.<br />
<br />
İslam ahlakında tevazu önemli bir erdemdir. İnsan kendisini başkalarından üstün görmemeli, manevi tecrübelerini insanlara üstünlük taslamak için kullanmamalıdır. Gerçekten olgunlaşmak isteyen kimse, kendisine verilen imkânları iyilik, adalet ve merhamet yolunda kullanmaya çalışır.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de insanın namazı, ibadeti, hayatı ve ölümüyle ilgili şu ifade yer alır:<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”</span></span><br />
<br />
(En‘âm, 6/162)<br />
<br />
Bu ayet, insanın hayatını Allah’a kulluk bilinciyle düzenlemesini hatırlatır. Kulluk yalnızca belirli vakitlerde yapılan ibadetlerden ibaret değildir. Dürüstlük, merhamet, adalet, helal kazanç, aile sorumluluğu ve insanlara faydalı olma gayreti de ahlaklı bir hayatın önemli parçalarıdır.<br />
<br />
Bazı tasavvufi anlatımlarda gelecekte yaşanacak olaylar, özel manevi görevler veya belirli sayıdaki insanların seçilmişliği hakkında çeşitli yorumlar yapılabilir. Ancak bu tür yorumları kesin dinî bilgi olarak sunmamak gerekir. Geleceği ve gaybı bütünüyle bilen Allah’tır. İnsan kendi sorumluluğuna odaklanmalı, kendisini özel bir makama layık gördüğü için başkalarını küçümsememelidir.<br />
<br />
Mehdî inancı, İslam düşüncesinde farklı kaynaklar ve yorumlar çerçevesinde ele alınan bir konudur. Bu mesele hakkında konuşurken kesinliği bulunmayan ayrıntıları tartışmasız gerçekler gibi anlatmak yerine, dinî kaynakların güvenilirliğine ve âlimlerin değerlendirmelerine dikkat etmek gerekir. Hiç kimse yalnızca bir rüyaya, bir hisse veya kişisel yorumuna dayanarak kendisinin ya da başkasının gelecekte özel bir manevi göreve sahip olduğunu kesin biçimde ilan etmemelidir.<br />
<br />
Manevi yolculuğumuzda asıl hedef, gelecekte kimin hangi görevi üstleneceğini iddia etmek değil; bugün üzerimize düşen kulluk sorumluluğunu yerine getirmektir. İnsan hakkı gözetmeli, haksızlıktan kaçınmalı, iyiliği desteklemeli ve elinden geldiğince insanlara faydalı olmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstikamet Duası ve Bölümün Sonu</span></span><br />
<br />
Rabbim! Bizlere hakkı hak olarak tanımayı ve ona uymayı nasip eyle. Yanlış olanı fark etmeyi ve ondan uzak durmayı ihsan eyle. Kalplerimizi kibirden, gösterişten, hasetten ve kötü niyetlerden arındır. Zikirlerimizi samimiyetle yapmayı, öğrendiklerimizi güzel ahlakla yaşamayı ve insanlara faydalı olmayı bizlere nasip eyle.<br />
<br />
Rabbim! Bizleri kendi kusurlarını görebilen, hatalarından dönebilen, başkalarının haklarına riayet eden ve doğru yolda sebat göstermeye çalışan kullarından eyle. Bizi bilmediğimiz konularda kesin hükümler vermekten, nefsimize aldanmaktan ve kendimizi başkalarından üstün görmekten koru. Âmin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci Bölümün Sonu</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEKÂMÜLDE, KEMAL YOLCULUĞUNDA ZİKRİN ÖNEMİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: UNUTKANLIK, HAFIZAYI GÜÇLENDİRME VE FAYDALI İLİM</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Unutkanlık ve Hafızanın Önemi</span></span><br />
<br />
İnsan hayatında hafızanın önemli bir yeri vardır. Öğrendiğimiz bilgileri hatırlamak, tecrübelerimizden yararlanmak, ibadetlerimizi yerine getirmek ve günlük işlerimizi düzenlemek için hafızamıza ihtiyaç duyarız. Bununla birlikte, her insan zaman zaman unutabilir. Bir ismi, bir sözü veya yapması gereken bir işi unutmak, tek başına kişinin hafızasının zayıf olduğu anlamına gelmez.<br />
<br />
Unutkanlığın birçok sebebi olabilir. Dikkatin dağılması, uykusuzluk, stres, yoğun zihinsel yorgunluk ve düzensiz çalışma, bilgileri hatırlamamızı güçleştirebilir. Bazı sağlık sorunları ve kullanılan ilaçlar da hafızayı etkileyebilir. Bu sebeple unutkanlığın her türünü yalnızca manevi bir eksiklikle açıklamak doğru değildir.<br />
<br />
İnsan hem bedenine hem de ruhuna özen göstermelidir. Manevi hayatını güçlendirmek için dua etmeli, zikirle meşgul olmalı ve güzel ahlakı geliştirmeye çalışmalıdır. Bunun yanında yeterli uyumaya, dengeli beslenmeye, hareket etmeye ve zihnini düzenli çalıştırmaya da dikkat etmelidir.<br />
<br />
Unutkanlık sürekli hâle gelmişse, giderek artıyorsa veya kişinin günlük hayatını etkiliyorsa bir sağlık uzmanına başvurması uygun olur. Özellikle aniden ortaya çıkan belirgin kafa karışıklığı veya hafıza kaybı gecikmeden tıbbi değerlendirme gerektirir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hafızayı Güçlendirmeye Yardımcı Alışkanlıklar</span></span><br />
<br />
Hafızayı geliştirmek isteyen kimse öncelikle düzenli bir çalışma alışkanlığı edinmelidir. Bilgiyi bir defa okuyup tamamen öğrenmeyi beklemek yerine, belirli aralıklarla tekrar etmek daha faydalıdır.<br />
<br />
Bir konuyu öğrenirken şu yöntemlerden yararlanabiliriz:<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dikkatli okumak:</span></span> Öğrenmek istediğimiz metni acele etmeden okumalı, ana fikrini anlamaya çalışmalıyız. Anlamadan yapılan tekrarlar, bilgilerin kalıcı olmasını zorlaştırabilir.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anladığını kendi cümleleriyle anlatmak:</span></span> Bir konuyu okuduktan sonra kitabı veya metni kapatıp öğrendiklerimizi kendi cümlelerimizle anlatmaya çalışabiliriz. Böylece hangi noktaları gerçekten öğrendiğimizi fark ederiz.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aralıklı tekrar yapmak:</span></span> Öğrendiğimiz bilgileri yalnızca aynı gün tekrar etmek yerine ertesi gün, birkaç gün sonra ve daha ileriki zamanlarda yeniden gözden geçirmek faydalı olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Not tutmak:</span></span> Önemli bilgileri kısa ve anlaşılır notlar hâlinde yazmak, daha sonra bunlara yeniden dönmemizi kolaylaştırır. Notların düzenli olması, aradığımız bilgiyi hızlıca bulmamıza da yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öğrendiklerimizi uygulamak:</span></span> Bir bilgi üzerinde düşünmek ve onu uygun bir yerde kullanmak, öğrenmeyi pekiştirebilir. Dinî bilgileri öğrenirken de yalnızca ezberlemekle yetinmeyip anlamlarını ve günlük hayattaki karşılıklarını düşünmek önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yeterli uyumak:</span></span> Uyku, öğrenilen bilgilerin hafızada pekişmesinde önemli bir rol oynar. Bu nedenle sürekli uykusuz kalmak yerine, yaşımıza ve ihtiyaçlarımıza uygun bir uyku düzeni kurmaya çalışmalıyız.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hareket etmek:</span></span> Düzenli yürüyüş ve kişinin sağlık durumuna uygun fiziksel etkinlikler, genel sağlıkla birlikte zihinsel işlevleri de destekleyebilir.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dengeli beslenmek:</span></span> Sebze, meyve, tam tahıl, uygun protein kaynakları ve sağlıklı yağları içeren dengeli bir beslenme düzeni önemlidir. Tek bir yiyeceğin hafızayı kesin olarak güçlendirdiğini veya bütün unutkanlık sorunlarını giderdiğini söylemek doğru değildir.<br />
<br />
Bu alışkanlıklar birlikte uygulandığında öğrenmeyi kolaylaştırabilir. Ancak her insanın öğrenme biçimi ve ihtiyaçları farklıdır. Kendimize uygun bir düzen belirlemek ve bu düzeni sabırla sürdürmek gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Faydalı İlim ve Ezberin Ötesine Geçmek</span></span><br />
<br />
İlim öğrenmek, insanın hayatını güzelleştiren önemli bir uğraştır. Ancak bilgi yalnızca ezberlenen sözlerden ibaret değildir. Bir insan çok sayıda cümleyi ezberleyebilir; fakat onların anlamını kavramıyor ve gerektiğinde kullanamıyorsa öğrendiklerinden yeterince yararlanamayabilir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’in ilk inen ayetlerinde şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Yaratan Rabbinin adıyla oku!”</span></span><br />
<br />
(Alak, 96/1)<br />
<br />
Okumak, öğrenmek, anlamak ve üzerinde düşünmek insanın bilgi yolculuğunda birbirini tamamlayan aşamalardır. İnsan öğrendiği bilgiyi sorgulamalı, kaynağını araştırmalı ve onu doğru anlamaya çalışmalıdır.<br />
<br />
Özellikle dinî konularda bir sözü yalnızca birinden duyduğu için kesin bilgi kabul etmemelidir. Ayetlerin anlamını güvenilir kaynaklardan öğrenmeli, hadislerin sıhhati konusunda dikkatli olmalı ve bilmediği meselelerde ehil kimselere danışmalıdır.<br />
<br />
İlim, insanı kibirli hâle getirmemelidir. Tam tersine, insan öğrendikçe bilmediklerinin de farkına varır. Başkalarının bilgisine saygı göstermek, gerektiğinde soru sormak ve yanlışını kabul etmek ilim ahlakının parçalarıdır.<br />
<br />
Faydalı ilim, insanın kendisine ve başkalarına yarar sağlayan bilgidir. Öğrendiğimiz bilgileri iyilikte kullanmak, başkalarının haklarını korumak ve doğru davranışlara yönelmek de öğrenmenin amacına ulaşmasına yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir ve Hafıza İçin Dua</span></span><br />
<br />
Manevi geleneklerde hafıza, ilim ve muhafaza niyetiyle Allah’ın güzel isimleriyle dua etmek yaygındır. Raşidi zikir geleneğinde de “Ya Hafîz” ve “Ya Muhafız” isimleri üzerinde durulabilir. Bunları zikreden kimse, Allah’tan kendisini korumasını, öğrendiği faydalı bilgileri hatırlamasını ve ilmini hayırlı işlerde kullanmasını isteyebilir.<br />
<br />
Zikir ve dua, ibadet niyetiyle yapılır. Belirli bir ismin belirli sayıda tekrarlanmasının hafızayı kesin olarak güçlendireceği veya tıbbi bir rahatsızlığı mutlaka gidereceği yönünde bilimsel bir garanti vermemek gerekir. Dua, insanın Allah’a yönelmesinin ve ihtiyaçlarını O’na arz etmesinin bir yoludur.<br />
<br />
İlim ve rızık için yapılan dualardan biri şöyledir:<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اَللَّهُمَّ اِنِّى اَسْئَلُكَ عِلْماً ناَفِعاً وَرِزْقاً وَاسِعاً وَشِفآءً مِنْ كُلِّ دَآءٍ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span> Allahümme innî es’elüke ilmen nâfi’an ve rizkan vâsi’an ve şifâen min külli dâ’.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span> Allah’ım! Senden faydalı ilim, geniş rızık ve her türlü hastalığa karşı şifa dilerim.<br />
<br />
İnsan bu duayı okurken yalnızca bilgi sahibi olmayı değil, öğrendiği bilgilerin kendisine ve başkalarına fayda vermesini de dilemelidir. Çünkü ilmin kıymeti, onun hayırlı bir amaçla kullanılmasında da ortaya çıkar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Faydalı Bilgi ile Gereksiz Bilgi Arasındaki Fark</span></span><br />
<br />
İnsan hayatında her bilgi aynı derecede önemli değildir. Günlük hayatımızda bize yarar sağlayan, sorumluluklarımızı yerine getirmemize yardımcı olan ve doğru kararlar almamızı kolaylaştıran bilgilere öncelik vermeliyiz.<br />
<br />
Bir insanın yüzlerce bilgiyi ezberlemesi mümkündür; fakat temel sorumluluklarını yerine getirmemesi, öğrendiklerinden yeterince yararlanamadığını gösterebilir. Bu sebeple öğrenirken hem bilgiyi hem de onun amacını düşünmek gerekir.<br />
<br />
Bunu anlatmak için şöyle bir örnek verilebilir:<br />
<br />
Bir yolcu, bilmediği bir yerde yolunu kaybettiğinde kendisine yardımcı olacak bir bilgiyi zamanında öğrenmemiş olabilir. Daha sonra aynı güçlükle karşılaştığında, ihtiyacı olan bilgiye önceden sahip olmasının ne kadar önemli olduğunu anlar.<br />
<br />
İnsan bazen tedbirini iş işten geçtikten sonra hatırlar. Oysa faydalı bilgiyi ihtiyaç ortaya çıkmadan öğrenmek, karşılaştığımız sorunları daha kolay çözmemize yardımcı olur.<br />
<br />
Bu nedenle insan, dinî ve dünyevi sorumlulukları için gerekli bilgileri zamanında öğrenmeye gayret etmelidir. İbadetlerini doğru yerine getirmek, ailesine karşı görevlerini bilmek, sağlığını korumak ve insanlarla güzel ilişkiler kurmak da öğrenmenin önemli alanlarıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hafızayı Desteklemek İçin Yazmak ve Tekrar Etmek</span></span><br />
<br />
İnsan zihninin bilgiyi işleme ve hatırlama kapasitesi sınırlıdır. Bu yüzden her şeyi yalnızca hafızamızda tutmaya çalışmak yerine, gerekli bilgileri yazılı olarak kaydetmek faydalı olabilir.<br />
<br />
Bir deftere not almak, önemli tarihleri takvime yazmak, yapılacak işleri listelemek ve öğrenilen konuların özetini çıkarmak günlük hayatı kolaylaştırır. Bilgisayarlar ve telefonlar da hatırlatıcı ve kayıt aracı olarak kullanılabilir.<br />
<br />
Ancak teknolojik araçların sağladığı kolaylık, düşünmenin ve anlamanın yerini bütünüyle almamalıdır. Bir bilgiyi kaydetmek başka, onu kavramak başkadır. Kayıtlarımızı gerektiğinde gözden geçirmek, öğrendiklerimizi tekrar etmek ve bilgiyi doğru kullanmayı öğrenmek önemlidir.<br />
<br />
İnsan bazen bir metni tekrar tekrar okuduğu hâlde onu yeterince hatırlayamayabilir. Böyle bir durumda yalnızca okumayı sürdürmek yerine, metni kapatıp ana fikirleri hatırlamaya çalışabilir. Ardından metne dönerek eksiklerini kontrol edebilir. Bu yöntem, kişinin öğrenme düzeyini daha iyi anlamasına yardımcı olur.<br />
<br />
Dinî metinleri öğrenirken de aynı dikkat gösterilmelidir. Ayetleri ve duaları ezberlemek kıymetlidir; fakat bunların anlamlarını öğrenmek, doğru okumaya çalışmak ve taşıdıkları mesajı hayatımıza uygulamak da önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Olgunlukta Sabır ve İstikamet</span></span><br />
<br />
Tekâmül, yani olgunlaşma yolculuğu, bir anda tamamlanan bir süreç değildir. İnsan zamanla öğrenir, tecrübe kazanır, hata yapar ve hatalarından ders çıkarır. Bu yolculukta sabırlı olmak ve doğru bildiğimiz güzel davranışları sürdürmek gerekir.<br />
<br />
Zikirde, ilim öğrenmede ve nefis terbiyesinde istikrar önemlidir. İnsan kendisini başkalarıyla kıyaslayarak ümitsizliğe düşmemeli; kendi imkânlarını, sorumluluklarını ve eksiklerini dikkate almalıdır.<br />
<br />
Bazen insan bir konuda ilerleme kaydettiğini düşünür, bazen de aynı hatayı yeniden yaptığını fark eder. Böyle zamanlarda bütün gayretini değersiz saymak yerine, hatasını anlamaya ve yeniden gayret göstermeye çalışmalıdır.<br />
<br />
Manevi yolculukta esas olan, yalnızca çok zikretmek veya çok bilgi ezberlemek değildir. Zikirle Allah’ı hatırlamak, ilimle doğruyu öğrenmek, nefis muhasebesiyle hataları fark etmek ve güzel ahlakla öğrendiklerimizi hayata geçirmek bir bütündür.<br />
<br />
İnsan dilini kötü sözden, kalbini kinden, davranışlarını haksızlıktan korumaya gayret etmelidir. Bir başkasının hakkını gözetmek, ihtiyaç sahibine yardım etmek, verdiği sözü tutmak ve emanete riayet etmek de manevi olgunluğun günlük hayattaki yansımalarıdır.<br />
<br />
Zikir insanı Allah’a yöneltmeli; ilim, doğruyu yanlıştan ayırmasına yardımcı olmalı; nefis terbiyesi ise kendisini sorgulama ve hatalarını düzeltme iradesini güçlendirmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vaazın Sonu ve Dua</span></span><br />
<br />
Rabbim! Bizlere faydalı ilim, hayırlı amel ve güzel ahlak nasip eyle. Öğrendiklerimizi unutmaktan, bildiğimiz doğrulara aykırı davranmaktan ve ilmimizi kibir vesilesi yapmaktan bizleri koru.<br />
<br />
Kalplerimizi zikrinle huzura yönelt. Nefsimizi terbiye etmeyi, hatalarımızı fark etmeyi ve yanlışlarımızdan dönmeyi bizlere nasip eyle. Ailemize, çevremize ve bütün insanlara karşı merhametli, adaletli ve dürüst olmayı bizlere öğret.<br />
<br />
Rabbim! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip eyle.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span> Allahümme erinâ’l-hakka hakkan verzuknâ ittibâ’ahû, ve erinâ’l-bâtıle bâtılan verzuknâ ictinâbehû.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span> Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip et.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span> Ve âhiru da’vâhum enil hamdu lillâhi Rabbil âlemîn.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span> Onların dualarının sonu, “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” sözüdür.<br />
<br />
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span> Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span> Allah’ım! Seni hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilah olmadığına şahitlik ederim. Senden bağışlanma diler ve Sana tövbe ederim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 11 Şubat 2018 Pazar<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Original Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2018 Vaazı — Son Bölümün Sonu</span></span><br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEKÂMÜLDE, KEMAL YOLCULUĞUNDA ZİKRİN ÖNEMİ</span></span><br />
<br />
(Kar©glan’ın 11 Şubat 2018 Vaazı)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ ۝ ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ<br />
<br />
Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm. Sümme radednâhu esfele sâfilîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik.” (Tîn suresi, 4-5. ayetler.)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den Rivayet Edilen Bir Söz:</span></span><br />
<br />
“Âlimler, peygamberlerin varisleridir.”<br />
<br />
Bu rivayet, ilmin ve âlimlerin sorumluluğunun önemini anlatır. Âlim olmak yalnızca bilgi sahibi olmak değildir; öğrenilen bilgiyi doğru anlamak, güzel ahlakla yaşamak ve insanlara faydalı olmak da gerekir.<br />
<br />
“Benim ümmetimin âlimleri, İsrailoğullarının peygamberleri gibidir.” sözü de bazı kaynaklarda rivayet olarak aktarılır. Ancak bu sözün hadis olarak sıhhati konusunda ihtiyatlı davranmak gerekir. Dinî bir sözü Peygamber Efendimiz’e nispet ederken kaynağını ve güvenilirlik derecesini araştırmak önemlidir.<br />
<br />
Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YOLCULUĞUMUZA BAŞLIYORUZ</span></span><br />
<br />
Bütün hak tarikatların ve tasavvuf yollarının temel hedeflerinden biri, insanın nefsini terbiye etmesi, ahlakını güzelleştirmesi ve Allah’a yakınlaşmak için gayret göstermesidir. Tasavvufta bu manevi eğitim sürecine seyri sülûk denilir. Bu yolculukta zikir, ibadet, güzel ahlak, nefis muhasebesi ve mürşidin rehberliği önemli yer tutar.<br />
<br />
Peki, zikir bu yolculukta nasıl bir rol oynar?<br />
<br />
Bazı tarikatlarda Allah’ın ismini zikretmeye, bazılarında ise belirli esmâların ve duaların okunmasına ağırlık verilir. Zikirlerin sayıları ve uygulanış şekilleri de tarikatların usullerine göre değişebilir. Örneğin, bazı geleneklerde günlük belirli sayılarda “Allah” ismi zikredilir; bazı uygulamalarda ise kalp ve diğer letaiflerin zikri üzerinde durulur.<br />
<br />
Burada şu soruyu sormak istiyorum: Allah bizim hâlimizi ve söylediklerimizi bilmiyor mu? Bir insanın Allah’a kendisini duyurabilmek için binlerce defa Allah demesi mi gerekir?<br />
<br />
Elbette Allah işitmekten ve bilmekten uzak değildir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ<br />
<br />
Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuhu ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verîd.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf suresi, 16. ayet.)<br />
<br />
Allah’ın insanın hâlini bilmesi, zikrin gereksiz olduğu anlamına gelmez. Zikir, Allah’a bilgi ulaştırmak için değil; kulun Allah’ı hatırlaması, kalbini gafletten uzaklaştırması ve kulluk bilincini canlı tutması için yapılır.<br />
<br />
Bir insandan su istemek için onun adını binlerce defa söylemek gerekmediği gibi, Allah’ın da kulunun kendisini hatırlaması için bir bilgiye ihtiyacı yoktur. Ancak insanın kendisi unutabilir, gaflete düşebilir ve nefsinin arzularına kapılabilir. Zikir, işte bu unutkanlığa karşı bir manevi hatırlatmadır.<br />
<br />
Öyleyse belirli sayılarda zikir çekmek neden bazı tarikatlarda önemsenir? Bu sayıların bir anlamı var mıdır? Bunlar gelişigüzel belirlenmiş sayılar mıdır, yoksa belirli bir manevi eğitim usulünün parçası mıdır?<br />
<br />
Bu soruları cevaplarken iki hususu birbirinden ayırmak gerekir: Birincisi, Kur’an ve sünnette açıkça bildirilen zikirler ve ibadetlerdir. İkincisi ise tasavvuf geleneklerinde manevi eğitim amacıyla belirlenen özel uygulamalardır. İkinci gruptaki uygulamaların tamamını doğrudan dinin kesin emri gibi değerlendirmemek gerekir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا<br />
<br />
Yâ eyyuhellezîne âmenûzkurullâhe zikran kesîrâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.” (Ahzâb suresi, 41. ayet.)<br />
<br />
Bu ayet, Allah’ı çokça anmanın önemini bildirir. Zikrin değeri yalnızca sayıyla ölçülmez. Dilin Allah’ı anması kadar kalbin uyanık olması, insanın davranışlarını düzeltmesi ve zikrin ahlaka yansıması da önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR, NEFSİN TEZKİYESİ VE KALBİN UYANIKLIĞI</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de A‘lâ suresinin 6-15. ayetlerinde şöyle buyrulur:<br />
<br />
سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنْسَىٰ ۝ إِلَّا مَا شَاءَ اللَّهُ إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفَىٰ ۝ وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَىٰ ۝ فَذَكِّرْ إِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرَىٰ ۝ سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشَىٰ ۝ وَيَتَجَنَّبُهَا الْأَشْقَى ۝ الَّذِي يَصْلَى النَّارَ الْكُبْرَىٰ ۝ ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَىٰ ۝ قَدْ أَفْلَحَ مَنْ تَزَكَّىٰ ۝ وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّىٰ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Sana okutacağız ve sen unutmayacaksın. Ancak Allah’ın dilediği başka. Şüphesiz O, açığı da gizliyi de bilir. Seni en kolay olana muvaffak kılacağız. O hâlde öğüt fayda verirse öğüt ver. Allah’a karşı derin saygı duyan kimse öğüt alacaktır. En bedbaht olan ise ondan kaçınacaktır. O, en büyük ateşe girecektir. Sonra orada ne ölür ne de yaşar. Arınan kimse gerçekten kurtuluşa ermiştir. Rabbinin adını anıp namaz kılmıştır.” (A‘lâ suresi, 6-15. ayetlerin anlamı.)<br />
<br />
Bu ayetlerde hatırlatmanın, Allah’ı anmanın, namazın ve nefsin arındırılmasının önemi üzerinde durulur. İnsan, bildiği hakikatleri zamanla unutabilir. Bu sebeple öğrendiklerini tekrar etmesi, öğüt dinlemesi ve bildiklerini davranışlarına yansıtması gerekir.<br />
<br />
Tasavvuf yolunda zikir, insanın kendisini hesaba çekmesine yardımcı olabilir. Fakat yalnızca dil ile zikir çekip davranışlarını düzeltmemek, zikrin amaçlarından uzaklaşmak demektir. Bir insan Allah’ı anıyor ama insanlara haksızlık ediyor, yalan söylüyor veya kul hakkını gözetmiyorsa, zikrin ahlakına yansıması konusunda kendisini yeniden değerlendirmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EBced HESABI VE FREKANS KAVRAMI</span></span><br />
<br />
Tasavvuf geleneğinde bazı isimlerin ve harflerin sayısal değerlerini ele alan ebced hesabı kullanılmıştır. Örneğin, “Allah” lafzının geleneksel ebced hesabındaki değeri 66 olarak kabul edilir. Bazı zikir usullerinde bu tür sayısal değerler, belirli uygulamaların düzenlenmesinde sembolik veya geleneksel bir anlam taşıyabilir.<br />
<br />
Ancak burada önemli bir ayrımı yapmak gerekir: Ebced değeri ile fiziksel frekans aynı şey değildir. Bir ismin ebced değerinin 66 olması, onun fiziksel olarak 66 hertz frekansında yayıldığını göstermez. Aynı şekilde, bir zikir 5.000 defa tekrar edildiğinde 5.000 ile 66'nın çarpımından elde edilen 330.000 sayısı da kişinin kalbinin 330.000 hertz frekansında yayın yaptığı anlamına gelmez.<br />
<br />
Hertz, fiziksel olaylarda saniyedeki titreşim sayısını ifade eden bir ölçü birimidir. Megahertz ise bir milyon hertze karşılık gelir. Radyo istasyonlarının yayın frekansları elektromanyetik dalgalarla ilgilidir. İnsan kalbinin elektriksel etkinliği ölçülebilir; ancak bu ölçümler ile bir ismin ebced değerini doğrudan eşitlemek bilimsel olarak doğrulanmış bir yöntem değildir.<br />
<br />
Örneğin, Avusturya'da bir radyo istasyonunun belirli bir megahertz değerinden yayın yapması ile bir insanın Allah’ı belirli sayıda zikretmesi, fiziksel açıdan aynı türden bir olay değildir. Bu iki konuyu birbirine benzeterek manevi bir düşünce anlatmak mümkün olsa da, böyle bir benzetmeyi bilimsel bir kanıt olarak sunmamak gerekir.<br />
<br />
Peki, bütün bunları neden anlatıyorum? Çünkü insan, manevi yolculuğunda hem kalbini hem de aklını kullanmalıdır. Tasavvufî kavramları anlamaya çalışırken bilimsel terimlerin gerçek anlamlarını da korumalıyız. Manevi tecrübeler kişisel olarak değerli olabilir; fakat bir tecrübeyi herkes için geçerli, ölçülmüş ve kanıtlanmış bir fizik kuralı gibi anlatmak doğru olmaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİRDE SAYI, DEVAMLILIK VE İHLAS</span></span><br />
<br />
Bazı tarikatlarda günlük zikirler belirli sayılara bağlanır. Bu sayılar, kişinin kendisine verilen manevi eğitim programını takip etmesine ve düzenli çalışmasına yardımcı olabilir. Ancak belirli bir sayının bütün insanlar için aynı manevi sonucu doğuracağını söylemek doğru değildir.<br />
<br />
İnsanların güçleri, imkânları ve günlük sorumlulukları farklıdır. Zikir, kişinin ibadetlerini aksatmasına, sağlığını ihmal etmesine veya ailesine ve çevresine karşı sorumluluklarını unutmasına yol açmamalıdır. Esas olan, kişinin imkânları ölçüsünde istikrarlı bir şekilde ibadet etmesi, ihlasını koruması ve güzel ahlakını geliştirmesidir.<br />
<br />
Tasavvuf geleneğinde kalp, ruh, sır, hafî ve ahfâ gibi letaif kavramları da manevi eğitim çerçevesinde ele alınır. Bu kavramların açıklamaları tarikatlara ve tasavvufî ekollere göre değişebilir. Bunları fiziksel organların belirli titreşimleriyle veya bilimsel olarak tespit edilmiş frekanslarla birebir eşleştirmek doğru değildir.<br />
<br />
Bir insanın manevi gelişimi, yalnızca zikir sayısını artırmasıyla ölçülemez. Sabır, tevazu, doğruluk, merhamet, helal-haram hassasiyeti ve insanlara karşı adaletli davranmak da bu yolculuğun önemli ölçülerindendir.<br />
<br />
Zikir çeken insan, her şeyden önce kendi nefsini sorgulamalıdır: Daha sabırlı oldum mu? Öfkemi kontrol edebiliyor muyum? İnsanların haklarına daha fazla dikkat ediyor muyum? Bilmediğim konularda kesin hükümler vermekten kaçınıyor muyum? Öğrendiğim bilgileri faydalı işlerde kullanıyor muyum?<br />
<br />
İşte zikir, insanı bu sorularla yüzleştiriyor ve kendisini düzeltmesine yardımcı oluyorsa, manevi hayatında önemli bir yer tutuyor demektir.<br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci Bölümün Sonu</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Devamında letaif kavramları, nefis terbiyesi, kalbin ve bedenin manevi eğitimdeki yeri ile hafıza ve öğrenme konularını ele alacağız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEKÂMÜLDE, KEMAL YOLCULUĞUNDA ZİKRİN ÖNEMİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİ BÖLÜM: LETAİF, NEFİS TERBİYESİ VE MANEVİ EĞİTİM</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Esma-i Hüsna ve Ebced Değerleri</span></span><br />
<br />
Tasavvuf geleneğinde Allah’ın güzel isimleriyle zikir yapmak önemli bir yere sahiptir. Bazı geleneklerde bu isimlerin ebced değerleri de zikredilir. Ebced, harflere sayısal değerler verilmesine dayanan geleneksel bir hesaplama yöntemidir. Ancak bu değerleri fiziksel frekanslarla veya insan bedenindeki belirli organların çalışma sistemiyle aynı şeymiş gibi değerlendirmemek gerekir.<br />
<br />
Örneğin, geleneksel ebced hesaplamalarında bazı Esma-i Hüsna isimleri için şu değerler zikredilir:<br />
<br />
Ya Rahmân: 298<br />
<br />
Ya Kaviyy: 116<br />
<br />
Ya Semî: 180<br />
<br />
Ya Müteâlî: 551<br />
<br />
Ya Hakk: 108<br />
<br />
Ya Kuddûs: 170<br />
<br />
Ya Bâtın: 62<br />
<br />
Ya Adl: 104<br />
<br />
Ya Rahîm: 258<br />
<br />
Ya Metîn: 500<br />
<br />
Bu değerler, kullanılan yazım ve hesaplama usulüne göre değişiklik gösterebilir. Bunları kesin bilimsel frekanslar veya her insanda aynı sonucu meydana getiren ölçümler olarak görmemek gerekir.<br />
<br />
Zikrin asıl gayesi, Allah’ı anmak, kalbi gafletten uzaklaştırmak, insanın ahlakını güzelleştirmek ve kulluk bilincini güçlendirmektir. Bir kimsenin zikri yalnızca diliyle söylemesi değil, zikrettiği ismin anlamını kavramaya çalışması ve o anlamın gerektirdiği ahlakı hayatına taşıması da önemlidir.<br />
<br />
Mesela Allah’ın Rahîm ismini zikreden bir insan, merhametli olmaya; Adl ismini zikreden bir insan, adaletli davranmaya; Hakk ismini zikreden bir insan da doğru sözlü ve dürüst olmaya gayret etmelidir. Böylece zikir, yalnızca tekrar edilen sözlerden ibaret kalmaz; insanın davranışlarına da yansır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Letaif Kavramı ve Manevi Terbiye</span></span><br />
<br />
Tasavvuf geleneğinde letaif kavramı, insanın manevi yönlerini ve kalbin inceliklerini anlatmak için kullanılır. Bazı tasavvuf yollarında kalp, ruh, sır, hafi ve ahfa gibi kavramlar üzerinde durulur. Farklı ekollerde bu kavramların sayısı, sıralaması ve açıklanması değişebilir.<br />
<br />
Letaif eğitimi, bu geleneklerde insanın manevi dikkatini geliştirmesi, nefsini tanıması, kalbini kötü huylardan arındırması ve Allah’a yönelişini kuvvetlendirmesi amacıyla ele alınır.<br />
<br />
Burada önemli bir noktayı ayırt etmek gerekir: Letaif, tasavvufun manevi eğitim anlayışına ait kavramlardır. Bunları bedenin içinde belirli noktalarda bulunan ve bilimsel olarak ölçülmüş özel frekanslar ya da ayrı organlar gibi sunmak doğru olmaz. İnsan bedeninin işleyişi tıp ve biyoloji alanlarının konusudur; tasavvufi kavramların anlamı ise manevi eğitim çerçevesinde değerlendirilmelidir.<br />
<br />
Bir müridin manevi yolculuğunda asıl dikkat etmesi gereken husus, kendisinde olağanüstü hâller aramak değildir. Önemli olan, kalbini kibirden, hasetten, kinden, gösterişten ve kötü niyetlerden arındırmaya çalışmasıdır. İnsan kendisini her gün muhasebe etmeli, hatalarını görmeli ve onları düzeltmek için gayret göstermelidir.<br />
<br />
Çünkü manevi gelişme, yalnızca birtakım duygular hissetmekle veya farklı hâller yaşamakla ölçülmez. İnsanın öfkesini kontrol edebilmesi, emanete riayet etmesi, ailesine ve çevresine güzel davranması, hakkı gözetmesi ve yaptığı hatalardan dönmesi de manevi olgunluğun önemli işaretlerindendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsin Mertebeleri ve Kendini Tanımak</span></span><br />
<br />
Tasavvuf geleneğinde nefsin çeşitli mertebelerinden söz edilir. Nefs-i emmâre, nefs-i levvâme, nefs-i mülhime, nefs-i mutmainne ve diğer mertebeler, insanın manevi gelişimini açıklamak amacıyla ele alınan kavramlardandır.<br />
<br />
Nefs-i emmâre, insanı kötülüğe yönelten arzularla mücadele edilmesi gereken hâli ifade eder. Nefs-i levvâme, insanın yaptığı yanlışları fark ederek kendisini sorgulamasını ve kınamasını anlatır. Nefs-i mülhime, hayra yönelme ve iyilik konusunda içsel bir duyarlılık kazanma çabasıyla ilişkilendirilir. Nefs-i mutmainne ise Allah’a iman ve teslimiyetle huzur bulmuş nefsi ifade eder.<br />
<br />
Bu kavramlar üzerinde düşünürken insanın kendisini başkalarından üstün görmemesi gerekir. Bir kimse, kendisini yüksek bir manevi mertebeye ulaştığını düşünerek başkalarını küçümsemeye başlarsa, bu düşünce kendi nefsini yeniden sorgulamasını gerektirir.<br />
<br />
Nefis terbiyesi, insanın kendi kusurlarını görmesiyle başlar. Başkasının hatasını görmek kolay, kendi hatasını kabul etmek ise çoğu zaman zordur. Bu nedenle insan, her gün kendisine şu soruları sorabilir:<br />
<br />
Bugün kimin gönlünü kırdım?<br />
<br />
Hangi davranışımda haksızlık ettim?<br />
<br />
Öfkemin veya kibrimin tesiriyle yanlış bir söz söyledim mi?<br />
<br />
Bir insanın hakkını üzerimde bıraktım mı?<br />
<br />
Bugün Allah’ın rızasına uygun hangi iyiliği yaptım?<br />
<br />
Bu sorular, insanın kendi davranışlarını değerlendirmesine yardımcı olur. Ancak kişinin kendisini sürekli suçlaması, ümitsizliğe düşmesi veya manevi açıdan değersiz görmesi de doğru değildir. Hata yapan insan tövbe edebilir, eksiklerini tamamlayabilir ve yeniden doğru yola yönelmeye çalışabilir.<br />
<br />
Manevi terbiye, ümit ile sorumluluğu birlikte taşımaktır. İnsan Allah’ın rahmetinden ümit kesmeden, yaptığı hataların sorumluluğunu da üstlenmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bedenin Emanet Oluşu ve Helal Lokma</span></span><br />
<br />
İnsan bedeni, korunması ve ihtiyaçlarının gözetilmesi gereken bir emanettir. Manevi hayat ile beden sağlığını birbirine düşman iki ayrı alan gibi görmemek gerekir. Sağlığımıza dikkat etmek, temizliğe önem vermek, dengeli beslenmek ve bedenimizi gereksiz yere yıpratmamak da sorumluluklarımız arasındadır.<br />
<br />
İslam ahlakında helal kazanç ve helal lokma üzerinde önemle durulur. İnsan yalnızca ne yediğini değil, nasıl kazandığını ve başkalarının hakkına riayet edip etmediğini de düşünmelidir. Haksız kazançtan kaçınmak, ölçüde ve tartıda dürüst olmak, emaneti korumak ve kul hakkına girmemek manevi hayatın temel meselelerindendir.<br />
<br />
Beslenmede ölçülü olmak da önemlidir. Gereğinden fazla yemek, sağlığı olumsuz etkileyebilir; yetersiz beslenmek de bedene zarar verebilir. Bu nedenle insan, kendi sağlık durumuna uygun ve dengeli bir yaşam sürmeye gayret etmelidir.<br />
<br />
Tasavvufi anlatımlarda bazı letaif kavramları çeşitli organlarla sembolik biçimde ilişkilendirilmiştir. Fakat bu ilişkileri tıbbi gerçekler olarak kabul etmemek gerekir. Karaciğer, böbrek, dalak ve diğer organların kendilerine özgü biyolojik görevleri vardır. Bunların işleyişini manevi mertebelerle veya belirli zikir sayılarıyla açıklamak, bilimsel olarak doğrulanmış bir yaklaşım değildir.<br />
<br />
Aynı şekilde, insanın bedeninde duyduğu her sesi, hissettiği her hareketi veya yaşadığı her olağan dışı deneyimi meleklerden ya da başka görünmeyen varlıklardan gelen bir mesaj olarak değerlendirmesi doğru olmaz. İnsan böyle durumlarda aceleci hükümlere varmamalı; gerektiğinde sağlık uzmanlarından yardım almalı ve manevi konularda güvenilir bilgiye başvurmalıdır.<br />
<br />
Temizlik de hem beden sağlığı hem de ibadet hayatı bakımından önemlidir. Müslüman kültüründe yaygın olarak kullanılan “Temizlik imandandır” sözü, temizliğin dinî ve ahlakî hayattaki yerini hatırlatır. Temiz olmak yalnızca dış görünüşe dikkat etmek değildir; yaşadığımız çevreyi korumak, başkalarına rahatsızlık vermemek ve ortak alanları temiz tutmak da bu anlayışın içindedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir, Kalp ve Davranış Arasındaki Bağ</span></span><br />
<br />
Zikir, insanın Allah’ı hatırlamasına yardımcı olan bir ibadettir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”</span></span><br />
<br />
(Ra’d, 13/28)<br />
<br />
Bu ayet, insanın Allah’ı anmasının manevi değerini hatırlatır. Bununla birlikte, zikrin her insanda aynı duygusal sonucu meydana getireceği veya bütün sıkıntıları kendiliğinden ortadan kaldıracağı şeklinde kesin bir hüküm çıkarmamak gerekir. İnsan bazen huzurlu, bazen sıkıntılı olabilir. İman ve ibadet hayatı, insanın bütün insani duygularını bir anda ortadan kaldırmaz; ona zorluklar karşısında yönünü ve sorumluluğunu hatırlatır.<br />
<br />
Zikirle birlikte dua etmek, Kur’an okumak, tefekkür etmek, iyilik yapmak ve kötü alışkanlıklardan uzaklaşmak manevi gelişimi destekleyen davranışlardır. İnsan ibadetlerini gösteriş için değil, samimiyetle yerine getirmeye çalışmalıdır.<br />
<br />
Allah’ın isimlerini anarken o isimlerin ifade ettiği anlamları düşünmek de faydalıdır. Allah’ın Gafûr ismini anan kişi bağışlanmayı dilemeli ve kendisi de başkalarını affetmeye gayret etmelidir. Allah’ın Kerîm ismini anan kişi cömertliği öğrenmeli, Allah’ın Adl ismini anan kişi adaletten ayrılmamaya çalışmalıdır.<br />
<br />
Böylece zikir ile ahlak arasında bir bağ kurulmuş olur. Dilin Allah’ı anması kadar, elin ve davranışların da iyiliğe yönelmesi önemlidir. İnsan bir yandan zikirle meşgul olurken diğer yandan insanlara eziyet ediyorsa, kendi davranışlarını yeniden değerlendirmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Levh-i Mahfuz ve Gayb Bilgisi</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Levh-i Mahfuz kavramından söz edilir. Burûc suresinde şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Hayır! O, şerefli bir Kur’an’dır. Levh-i Mahfuz’dadır.”</span></span><br />
<br />
(Burûc, 85/21-22)<br />
<br />
Ra’d suresinde ise şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Ana kitap O’nun katındadır.”</span></span><br />
<br />
(Ra’d, 13/39)<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Levh-i Mahfuz, Allah’ın bilgisi ve ilahî takdir bağlamında ele alınan bir kavramdır. Zuhruf suresinin dördüncü ayetinde de Kur’an’ın ana kitapta bulunduğu bildirilir. Hadîd suresinin yirmi ikinci ayeti ise yeryüzünde ve insanların başına gelen musibetlerin Allah’ın bilgisi dışında olmadığını ifade eder.<br />
<br />
Bu ayetler üzerinde düşünürken insanın bilgi sınırlarını da hatırlaması gerekir. Allah’ın ilmi sınırsızdır; insanın bilgisi ise sınırlıdır. Bu nedenle gayba ilişkin konularda, Kur’an ve güvenilir dinî kaynakların bildirdiği sınırların ötesinde kesin hükümler vermekten kaçınmak gerekir.<br />
<br />
Günümüzde bazı anlatımlarda Levh-i Mahfuz, bilgisayarın hafızasına veya sabit diskine benzetilir. Böyle bir benzetme, konuyu anlamayı kolaylaştırmak için kullanılan bir örnek olabilir. Ancak bu, Kur’an’ın kendi açıklaması değildir ve Levh-i Mahfuz’un mahiyetini fiziksel bir bilgisayar sistemiyle açıklamak anlamına gelmez.<br />
<br />
A‘lâ suresinde Peygamberimize okuması ve vahyi unutmamasıyla ilgili ilahî bildirimler yer alır. Bu ayetleri bilgisayar hafızası, veri depolama veya insan beyninin teknik işleyişiyle doğrudan özdeşleştirmek doğru değildir. Benzetmeler, yalnızca konuyu açıklamaya yardımcı oldukları ölçüde kullanılmalıdır.<br />
<br />
İnsan Allah’ın ilmine inanırken kendi bilgisinin sınırlılığını da kabul etmelidir. Bilmediği konularda kesin konuşmamak, her duyduğunu doğru saymamak ve dinî meselelerde güvenilir bilgiye yönelmek de ilim ahlakının bir gereğidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsan, Gayb ve Manevi Sorumluluk</span></span><br />
<br />
Manevi eğitimde insanın karşılaşabileceği rüyalar, içsel duygular ve kişisel tecrübeler üzerinde düşünülmesi mümkündür. Ancak bunları tek başına kesin bir dinî delil veya geleceğe ilişkin tartışmasız bir haber olarak değerlendirmek doğru değildir.<br />
<br />
Bir kimsenin kalbine gelen her düşünceyi ilham sayması, her rüyayı ilahî bir işaret olarak görmesi veya kendisini özel bir göreve seçilmiş kabul etmesi, insanı yanılgıya düşürebilir. Bu nedenle insan, yaşadığı manevi tecrübeleri ölçülü değerlendirmeli; onları Kur’an’ın temel ilkeleri, güzel ahlak ve güvenilir dinî bilgi ışığında düşünmelidir.<br />
<br />
İslam ahlakında tevazu önemli bir erdemdir. İnsan kendisini başkalarından üstün görmemeli, manevi tecrübelerini insanlara üstünlük taslamak için kullanmamalıdır. Gerçekten olgunlaşmak isteyen kimse, kendisine verilen imkânları iyilik, adalet ve merhamet yolunda kullanmaya çalışır.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de insanın namazı, ibadeti, hayatı ve ölümüyle ilgili şu ifade yer alır:<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”</span></span><br />
<br />
(En‘âm, 6/162)<br />
<br />
Bu ayet, insanın hayatını Allah’a kulluk bilinciyle düzenlemesini hatırlatır. Kulluk yalnızca belirli vakitlerde yapılan ibadetlerden ibaret değildir. Dürüstlük, merhamet, adalet, helal kazanç, aile sorumluluğu ve insanlara faydalı olma gayreti de ahlaklı bir hayatın önemli parçalarıdır.<br />
<br />
Bazı tasavvufi anlatımlarda gelecekte yaşanacak olaylar, özel manevi görevler veya belirli sayıdaki insanların seçilmişliği hakkında çeşitli yorumlar yapılabilir. Ancak bu tür yorumları kesin dinî bilgi olarak sunmamak gerekir. Geleceği ve gaybı bütünüyle bilen Allah’tır. İnsan kendi sorumluluğuna odaklanmalı, kendisini özel bir makama layık gördüğü için başkalarını küçümsememelidir.<br />
<br />
Mehdî inancı, İslam düşüncesinde farklı kaynaklar ve yorumlar çerçevesinde ele alınan bir konudur. Bu mesele hakkında konuşurken kesinliği bulunmayan ayrıntıları tartışmasız gerçekler gibi anlatmak yerine, dinî kaynakların güvenilirliğine ve âlimlerin değerlendirmelerine dikkat etmek gerekir. Hiç kimse yalnızca bir rüyaya, bir hisse veya kişisel yorumuna dayanarak kendisinin ya da başkasının gelecekte özel bir manevi göreve sahip olduğunu kesin biçimde ilan etmemelidir.<br />
<br />
Manevi yolculuğumuzda asıl hedef, gelecekte kimin hangi görevi üstleneceğini iddia etmek değil; bugün üzerimize düşen kulluk sorumluluğunu yerine getirmektir. İnsan hakkı gözetmeli, haksızlıktan kaçınmalı, iyiliği desteklemeli ve elinden geldiğince insanlara faydalı olmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstikamet Duası ve Bölümün Sonu</span></span><br />
<br />
Rabbim! Bizlere hakkı hak olarak tanımayı ve ona uymayı nasip eyle. Yanlış olanı fark etmeyi ve ondan uzak durmayı ihsan eyle. Kalplerimizi kibirden, gösterişten, hasetten ve kötü niyetlerden arındır. Zikirlerimizi samimiyetle yapmayı, öğrendiklerimizi güzel ahlakla yaşamayı ve insanlara faydalı olmayı bizlere nasip eyle.<br />
<br />
Rabbim! Bizleri kendi kusurlarını görebilen, hatalarından dönebilen, başkalarının haklarına riayet eden ve doğru yolda sebat göstermeye çalışan kullarından eyle. Bizi bilmediğimiz konularda kesin hükümler vermekten, nefsimize aldanmaktan ve kendimizi başkalarından üstün görmekten koru. Âmin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci Bölümün Sonu</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEKÂMÜLDE, KEMAL YOLCULUĞUNDA ZİKRİN ÖNEMİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: UNUTKANLIK, HAFIZAYI GÜÇLENDİRME VE FAYDALI İLİM</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Unutkanlık ve Hafızanın Önemi</span></span><br />
<br />
İnsan hayatında hafızanın önemli bir yeri vardır. Öğrendiğimiz bilgileri hatırlamak, tecrübelerimizden yararlanmak, ibadetlerimizi yerine getirmek ve günlük işlerimizi düzenlemek için hafızamıza ihtiyaç duyarız. Bununla birlikte, her insan zaman zaman unutabilir. Bir ismi, bir sözü veya yapması gereken bir işi unutmak, tek başına kişinin hafızasının zayıf olduğu anlamına gelmez.<br />
<br />
Unutkanlığın birçok sebebi olabilir. Dikkatin dağılması, uykusuzluk, stres, yoğun zihinsel yorgunluk ve düzensiz çalışma, bilgileri hatırlamamızı güçleştirebilir. Bazı sağlık sorunları ve kullanılan ilaçlar da hafızayı etkileyebilir. Bu sebeple unutkanlığın her türünü yalnızca manevi bir eksiklikle açıklamak doğru değildir.<br />
<br />
İnsan hem bedenine hem de ruhuna özen göstermelidir. Manevi hayatını güçlendirmek için dua etmeli, zikirle meşgul olmalı ve güzel ahlakı geliştirmeye çalışmalıdır. Bunun yanında yeterli uyumaya, dengeli beslenmeye, hareket etmeye ve zihnini düzenli çalıştırmaya da dikkat etmelidir.<br />
<br />
Unutkanlık sürekli hâle gelmişse, giderek artıyorsa veya kişinin günlük hayatını etkiliyorsa bir sağlık uzmanına başvurması uygun olur. Özellikle aniden ortaya çıkan belirgin kafa karışıklığı veya hafıza kaybı gecikmeden tıbbi değerlendirme gerektirir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hafızayı Güçlendirmeye Yardımcı Alışkanlıklar</span></span><br />
<br />
Hafızayı geliştirmek isteyen kimse öncelikle düzenli bir çalışma alışkanlığı edinmelidir. Bilgiyi bir defa okuyup tamamen öğrenmeyi beklemek yerine, belirli aralıklarla tekrar etmek daha faydalıdır.<br />
<br />
Bir konuyu öğrenirken şu yöntemlerden yararlanabiliriz:<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dikkatli okumak:</span></span> Öğrenmek istediğimiz metni acele etmeden okumalı, ana fikrini anlamaya çalışmalıyız. Anlamadan yapılan tekrarlar, bilgilerin kalıcı olmasını zorlaştırabilir.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anladığını kendi cümleleriyle anlatmak:</span></span> Bir konuyu okuduktan sonra kitabı veya metni kapatıp öğrendiklerimizi kendi cümlelerimizle anlatmaya çalışabiliriz. Böylece hangi noktaları gerçekten öğrendiğimizi fark ederiz.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aralıklı tekrar yapmak:</span></span> Öğrendiğimiz bilgileri yalnızca aynı gün tekrar etmek yerine ertesi gün, birkaç gün sonra ve daha ileriki zamanlarda yeniden gözden geçirmek faydalı olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Not tutmak:</span></span> Önemli bilgileri kısa ve anlaşılır notlar hâlinde yazmak, daha sonra bunlara yeniden dönmemizi kolaylaştırır. Notların düzenli olması, aradığımız bilgiyi hızlıca bulmamıza da yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öğrendiklerimizi uygulamak:</span></span> Bir bilgi üzerinde düşünmek ve onu uygun bir yerde kullanmak, öğrenmeyi pekiştirebilir. Dinî bilgileri öğrenirken de yalnızca ezberlemekle yetinmeyip anlamlarını ve günlük hayattaki karşılıklarını düşünmek önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yeterli uyumak:</span></span> Uyku, öğrenilen bilgilerin hafızada pekişmesinde önemli bir rol oynar. Bu nedenle sürekli uykusuz kalmak yerine, yaşımıza ve ihtiyaçlarımıza uygun bir uyku düzeni kurmaya çalışmalıyız.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hareket etmek:</span></span> Düzenli yürüyüş ve kişinin sağlık durumuna uygun fiziksel etkinlikler, genel sağlıkla birlikte zihinsel işlevleri de destekleyebilir.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dengeli beslenmek:</span></span> Sebze, meyve, tam tahıl, uygun protein kaynakları ve sağlıklı yağları içeren dengeli bir beslenme düzeni önemlidir. Tek bir yiyeceğin hafızayı kesin olarak güçlendirdiğini veya bütün unutkanlık sorunlarını giderdiğini söylemek doğru değildir.<br />
<br />
Bu alışkanlıklar birlikte uygulandığında öğrenmeyi kolaylaştırabilir. Ancak her insanın öğrenme biçimi ve ihtiyaçları farklıdır. Kendimize uygun bir düzen belirlemek ve bu düzeni sabırla sürdürmek gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Faydalı İlim ve Ezberin Ötesine Geçmek</span></span><br />
<br />
İlim öğrenmek, insanın hayatını güzelleştiren önemli bir uğraştır. Ancak bilgi yalnızca ezberlenen sözlerden ibaret değildir. Bir insan çok sayıda cümleyi ezberleyebilir; fakat onların anlamını kavramıyor ve gerektiğinde kullanamıyorsa öğrendiklerinden yeterince yararlanamayabilir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’in ilk inen ayetlerinde şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Yaratan Rabbinin adıyla oku!”</span></span><br />
<br />
(Alak, 96/1)<br />
<br />
Okumak, öğrenmek, anlamak ve üzerinde düşünmek insanın bilgi yolculuğunda birbirini tamamlayan aşamalardır. İnsan öğrendiği bilgiyi sorgulamalı, kaynağını araştırmalı ve onu doğru anlamaya çalışmalıdır.<br />
<br />
Özellikle dinî konularda bir sözü yalnızca birinden duyduğu için kesin bilgi kabul etmemelidir. Ayetlerin anlamını güvenilir kaynaklardan öğrenmeli, hadislerin sıhhati konusunda dikkatli olmalı ve bilmediği meselelerde ehil kimselere danışmalıdır.<br />
<br />
İlim, insanı kibirli hâle getirmemelidir. Tam tersine, insan öğrendikçe bilmediklerinin de farkına varır. Başkalarının bilgisine saygı göstermek, gerektiğinde soru sormak ve yanlışını kabul etmek ilim ahlakının parçalarıdır.<br />
<br />
Faydalı ilim, insanın kendisine ve başkalarına yarar sağlayan bilgidir. Öğrendiğimiz bilgileri iyilikte kullanmak, başkalarının haklarını korumak ve doğru davranışlara yönelmek de öğrenmenin amacına ulaşmasına yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir ve Hafıza İçin Dua</span></span><br />
<br />
Manevi geleneklerde hafıza, ilim ve muhafaza niyetiyle Allah’ın güzel isimleriyle dua etmek yaygındır. Raşidi zikir geleneğinde de “Ya Hafîz” ve “Ya Muhafız” isimleri üzerinde durulabilir. Bunları zikreden kimse, Allah’tan kendisini korumasını, öğrendiği faydalı bilgileri hatırlamasını ve ilmini hayırlı işlerde kullanmasını isteyebilir.<br />
<br />
Zikir ve dua, ibadet niyetiyle yapılır. Belirli bir ismin belirli sayıda tekrarlanmasının hafızayı kesin olarak güçlendireceği veya tıbbi bir rahatsızlığı mutlaka gidereceği yönünde bilimsel bir garanti vermemek gerekir. Dua, insanın Allah’a yönelmesinin ve ihtiyaçlarını O’na arz etmesinin bir yoludur.<br />
<br />
İlim ve rızık için yapılan dualardan biri şöyledir:<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اَللَّهُمَّ اِنِّى اَسْئَلُكَ عِلْماً ناَفِعاً وَرِزْقاً وَاسِعاً وَشِفآءً مِنْ كُلِّ دَآءٍ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span> Allahümme innî es’elüke ilmen nâfi’an ve rizkan vâsi’an ve şifâen min külli dâ’.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span> Allah’ım! Senden faydalı ilim, geniş rızık ve her türlü hastalığa karşı şifa dilerim.<br />
<br />
İnsan bu duayı okurken yalnızca bilgi sahibi olmayı değil, öğrendiği bilgilerin kendisine ve başkalarına fayda vermesini de dilemelidir. Çünkü ilmin kıymeti, onun hayırlı bir amaçla kullanılmasında da ortaya çıkar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Faydalı Bilgi ile Gereksiz Bilgi Arasındaki Fark</span></span><br />
<br />
İnsan hayatında her bilgi aynı derecede önemli değildir. Günlük hayatımızda bize yarar sağlayan, sorumluluklarımızı yerine getirmemize yardımcı olan ve doğru kararlar almamızı kolaylaştıran bilgilere öncelik vermeliyiz.<br />
<br />
Bir insanın yüzlerce bilgiyi ezberlemesi mümkündür; fakat temel sorumluluklarını yerine getirmemesi, öğrendiklerinden yeterince yararlanamadığını gösterebilir. Bu sebeple öğrenirken hem bilgiyi hem de onun amacını düşünmek gerekir.<br />
<br />
Bunu anlatmak için şöyle bir örnek verilebilir:<br />
<br />
Bir yolcu, bilmediği bir yerde yolunu kaybettiğinde kendisine yardımcı olacak bir bilgiyi zamanında öğrenmemiş olabilir. Daha sonra aynı güçlükle karşılaştığında, ihtiyacı olan bilgiye önceden sahip olmasının ne kadar önemli olduğunu anlar.<br />
<br />
İnsan bazen tedbirini iş işten geçtikten sonra hatırlar. Oysa faydalı bilgiyi ihtiyaç ortaya çıkmadan öğrenmek, karşılaştığımız sorunları daha kolay çözmemize yardımcı olur.<br />
<br />
Bu nedenle insan, dinî ve dünyevi sorumlulukları için gerekli bilgileri zamanında öğrenmeye gayret etmelidir. İbadetlerini doğru yerine getirmek, ailesine karşı görevlerini bilmek, sağlığını korumak ve insanlarla güzel ilişkiler kurmak da öğrenmenin önemli alanlarıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hafızayı Desteklemek İçin Yazmak ve Tekrar Etmek</span></span><br />
<br />
İnsan zihninin bilgiyi işleme ve hatırlama kapasitesi sınırlıdır. Bu yüzden her şeyi yalnızca hafızamızda tutmaya çalışmak yerine, gerekli bilgileri yazılı olarak kaydetmek faydalı olabilir.<br />
<br />
Bir deftere not almak, önemli tarihleri takvime yazmak, yapılacak işleri listelemek ve öğrenilen konuların özetini çıkarmak günlük hayatı kolaylaştırır. Bilgisayarlar ve telefonlar da hatırlatıcı ve kayıt aracı olarak kullanılabilir.<br />
<br />
Ancak teknolojik araçların sağladığı kolaylık, düşünmenin ve anlamanın yerini bütünüyle almamalıdır. Bir bilgiyi kaydetmek başka, onu kavramak başkadır. Kayıtlarımızı gerektiğinde gözden geçirmek, öğrendiklerimizi tekrar etmek ve bilgiyi doğru kullanmayı öğrenmek önemlidir.<br />
<br />
İnsan bazen bir metni tekrar tekrar okuduğu hâlde onu yeterince hatırlayamayabilir. Böyle bir durumda yalnızca okumayı sürdürmek yerine, metni kapatıp ana fikirleri hatırlamaya çalışabilir. Ardından metne dönerek eksiklerini kontrol edebilir. Bu yöntem, kişinin öğrenme düzeyini daha iyi anlamasına yardımcı olur.<br />
<br />
Dinî metinleri öğrenirken de aynı dikkat gösterilmelidir. Ayetleri ve duaları ezberlemek kıymetlidir; fakat bunların anlamlarını öğrenmek, doğru okumaya çalışmak ve taşıdıkları mesajı hayatımıza uygulamak da önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Olgunlukta Sabır ve İstikamet</span></span><br />
<br />
Tekâmül, yani olgunlaşma yolculuğu, bir anda tamamlanan bir süreç değildir. İnsan zamanla öğrenir, tecrübe kazanır, hata yapar ve hatalarından ders çıkarır. Bu yolculukta sabırlı olmak ve doğru bildiğimiz güzel davranışları sürdürmek gerekir.<br />
<br />
Zikirde, ilim öğrenmede ve nefis terbiyesinde istikrar önemlidir. İnsan kendisini başkalarıyla kıyaslayarak ümitsizliğe düşmemeli; kendi imkânlarını, sorumluluklarını ve eksiklerini dikkate almalıdır.<br />
<br />
Bazen insan bir konuda ilerleme kaydettiğini düşünür, bazen de aynı hatayı yeniden yaptığını fark eder. Böyle zamanlarda bütün gayretini değersiz saymak yerine, hatasını anlamaya ve yeniden gayret göstermeye çalışmalıdır.<br />
<br />
Manevi yolculukta esas olan, yalnızca çok zikretmek veya çok bilgi ezberlemek değildir. Zikirle Allah’ı hatırlamak, ilimle doğruyu öğrenmek, nefis muhasebesiyle hataları fark etmek ve güzel ahlakla öğrendiklerimizi hayata geçirmek bir bütündür.<br />
<br />
İnsan dilini kötü sözden, kalbini kinden, davranışlarını haksızlıktan korumaya gayret etmelidir. Bir başkasının hakkını gözetmek, ihtiyaç sahibine yardım etmek, verdiği sözü tutmak ve emanete riayet etmek de manevi olgunluğun günlük hayattaki yansımalarıdır.<br />
<br />
Zikir insanı Allah’a yöneltmeli; ilim, doğruyu yanlıştan ayırmasına yardımcı olmalı; nefis terbiyesi ise kendisini sorgulama ve hatalarını düzeltme iradesini güçlendirmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vaazın Sonu ve Dua</span></span><br />
<br />
Rabbim! Bizlere faydalı ilim, hayırlı amel ve güzel ahlak nasip eyle. Öğrendiklerimizi unutmaktan, bildiğimiz doğrulara aykırı davranmaktan ve ilmimizi kibir vesilesi yapmaktan bizleri koru.<br />
<br />
Kalplerimizi zikrinle huzura yönelt. Nefsimizi terbiye etmeyi, hatalarımızı fark etmeyi ve yanlışlarımızdan dönmeyi bizlere nasip eyle. Ailemize, çevremize ve bütün insanlara karşı merhametli, adaletli ve dürüst olmayı bizlere öğret.<br />
<br />
Rabbim! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip eyle.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span> Allahümme erinâ’l-hakka hakkan verzuknâ ittibâ’ahû, ve erinâ’l-bâtıle bâtılan verzuknâ ictinâbehû.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span> Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip et.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span> Ve âhiru da’vâhum enil hamdu lillâhi Rabbil âlemîn.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span> Onların dualarının sonu, “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” sözüdür.<br />
<br />
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span> Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.<br />
<br />
<span style="color: #008000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span> Allah’ım! Seni hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilah olmadığına şahitlik ederim. Senden bağışlanma diler ve Sana tövbe ederim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 11 Şubat 2018 Pazar<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Original Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2018 Vaazı — Son Bölümün Sonu</span></span><br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünyada ihram bölgeleri meydana getirin]]></title>
			<link>https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44169</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 20:00:35 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashittunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44169</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyada İhram Bölgeleri Meydana Getirin: Korunaklı ve Güvenli Alanlar</span></span><br />
<br />
(Kar©glan’ın 4 Mart 2018 Vaazı)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm.<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى</span><br />
<br />
*Fe innehâ el-cennete hiye’l-me’vâ.*<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
“Şüphesiz varılacak yer cennettir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Necm Suresi, 15. ayet)</span><br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Kim Allah yolunda iki şey harcarsa cennetin kapılarından çağrılır: ‘Ey Allah’ın kulu! Burası hayırlıdır, buradan gir!’ Namaz ehli olanlar namaz kapısından, cihat ehli olanlar cihat kapısından, oruç ehli olanlar Reyyân kapısından, sadaka ehli olanlar da sadaka kapısından çağrılır.”<br />
<br />
Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir, “Ey Allah’ın Resulü! Bir kimsenin bu kapıların hepsinden çağrılması mümkün müdür?” diye sordu. Peygamber Efendimiz de onun hakkında hayır ve güzellik umduğunu ifade buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Buhârî, Savm, 4)</span><br />
<br />
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve onun âline salât eyle. İbrahim’e ve onun âline salât ettiğin gibi Muhammed’e ve onun âline de salât eyle. Şüphesiz Sen hamde layık ve yücesin.<br />
<br />
Allah’ım! Muhammed’e ve onun âline bereket ihsan eyle. İbrahim’e ve onun âline bereket ihsan ettiğin gibi Muhammed’e ve onun âline de bereket ihsan eyle. Şüphesiz Sen hamde layık ve yücesin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza Başlıyoruz</span></span><br />
<br />
Bu vaazımızda cennet kapıları, insanın manevi gelişimi, suyun hayatımızdaki yeri, Hızır kıssası ve ihram bölgesinin anlamı üzerinde duracağız. Bunları anlatırken dinî hükümlerle kişisel yorumlarımızı, tarihî rivayetlerle bilimsel bilgileri birbirinden ayırmaya çalışacağız.<br />
<br />
Peygamber Efendimizin cennetin kapıları hakkındaki müjdesi, insanın hayırlı amellerle Allah’a yaklaşabileceğini hatırlatır. Namaz, oruç, sadaka ve insanlara faydalı olmak birbirine rakip iyilikler değildir. Her biri insanın kulluk hayatında ayrı bir yer tutar. Önemli olan, insanın yalnızca bir iyilikle yetinmeyip gücü ölçüsünde farklı hayırlara da yönelmesidir.<br />
<br />
Bu hadisten hareketle insanın bedenini ve kâinatı manevi yönden yorumlamak mümkündür. Ancak bedenin giriş yollarını cennetin sekiz kapısıyla bire bir eşleştirmek, hadisin doğrudan bildirdiği bir bilgi değildir; bu, kişisel bir tefekkür ve sembolik yorum olarak değerlendirilmelidir.<br />
<br />
İnsan bedeninin hayatta kalabilmesi için hava, oksijen, su ve besine ihtiyacı vardır. Nefes alıp vermek hayatın devamında önemli bir yere sahiptir. Bitkiler de fotosentez sırasında ışık enerjisinden yararlanarak karbondioksit ve sudan organik maddeler üretir; bu süreçte oksijen açığa çıkar. Bitkiler havanın bileşimini ve ekolojik dengeyi etkiler, fakat bütün kirli havayı tek başlarına temizlediklerini söylemek doğru olmaz.<br />
<br />
Bunlar üzerinde düşünürken insanın kendisine şu soruyu sorması gerekir: Bedenime hayat veren nimetleri nasıl koruyorum? Soluduğum havayı, içtiğim suyu, üzerinde yaşadığım toprağı ve diğer canlıların hayat hakkını gözetiyor muyum?<br />
<br />
İnsanın manevi olgunluğu, yalnızca birtakım sözleri söylemesiyle değil; kendisine verilen nimetleri tanıması, onlara şükretmesi ve onları korumaya çalışmasıyla da ilgilidir. Temiz hava, temiz su ve sağlıklı bir çevre, insanların yanı sıra hayvanların ve bitkilerin de hayatı için önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyiliğe İyilikle Karşılık Vermek</span></span><br />
<br />
Geçmişte de ifade ettiğimiz gibi, insanların, hayvanların ve doğanın korunması için merhametli davranmak gerekir. İnsanların daha huzurlu ve güvenli bir dünyada yaşaması, yalnızca güzel sözlerle değil, güzel davranışlarla da mümkündür.<br />
<br />
Bu konuda Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَإِذَا حُيِّيتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا</span><br />
<br />
*Ve izâ huyyîtum bi tahıyyetin fe hayyû bi ahsene minhâ ev ruddûhâ. İnnallâhe kâne alâ kulli şey’in hasîbâ.*<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
“Size bir selâm verildiğinde, siz ondan daha güzeliyle karşılık verin veya verilen selâmı aynen iade edin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Nisâ Suresi, 86. ayet)</span><br />
<br />
Bu ayetten çıkarılabilecek güzel derslerden biri şudur: Bir insan bize nezaketle yaklaştığında biz de ona daha güzel bir şekilde karşılık verebiliriz. Bize iyilik yapanlara imkânımız ölçüsünde iyilikle karşılık vermek, bize anlayış gösterenlere anlayışla yaklaşmak güzel ahlakın gereğidir.<br />
<br />
Bununla birlikte iyiliği yalnızca bize iyilik yapanlara göstermemeliyiz. İnsan, kendisiyle aynı düşüncede olmayanlara da adaletli ve ölçülü davranmalıdır. Bir kimsenin inancı, düşüncesi veya hayat tarzı farklı diye ona haksızlık etmek doğru değildir. Elbette yanlış davranışlara karşı çıkılabilir; fakat bunu yaparken hakaret etmek, zulmetmek ve ölçüyü aşmak yerine, hakkı ve adaleti gözetmek gerekir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerîm’de Hz. Musa ile Hz. Harun’a Firavun’a giderken nasıl konuşmaları gerektiği de öğretilir:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَىٰ</span><br />
<br />
*Fe kûlâ lehu kavlen leyyinen leallehu yetezekkeru ev yahşâ.*<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
“Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır veya Allah’a karşı saygı duyar.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Tâhâ Suresi, 44. ayet)</span><br />
<br />
Dikkat edelim: Bu ayet, Firavun gibi büyük bir zulüm ve inkâr içinde bulunan bir kimseye bile tebliğ sırasında yumuşak söz söylenmesini öğütler. Öyleyse bizler de insanlara yaklaşırken sabrı, hikmeti ve güzel sözü esas almalıyız.<br />
<br />
Merhamet, yanlışları görmezden gelmek demek değildir. Merhametli olmak, yanlışı düzeltmeye çalışırken insan onurunu da gözetmek demektir. Bir insanı doğruya çağırırken onun kalbini kırmamak, mümkün olduğunda iyiliğe iyilikle karşılık vermek ve anlaşmazlıkları büyütmemek, huzurlu bir toplumun temel taşlarındandır.<br />
<br />
Mekke’nin fethi de Müslümanların tarihinde bağışlama ve merhamet bakımından önemli bir örnektir. Bu tarihî olayı hatırlarken, gücün eline geçtiğinde intikam almak yerine affedebilmenin ve adaleti gözetebilmenin değerini düşünmeliyiz.<br />
<br />
Daha güzel bir dünyanın kurulması, insanların birbirlerine karşı daha anlayışlı davranmasıyla mümkündür. Biz kendi hayatımızda merhameti, adaleti ve iyiliği çoğaltırsak çevremizde de güzel bir değişime katkıda bulunabiliriz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hızır Kıssası ve Hayat Veren Su Üzerine</span></span><br />
<br />
Hızır aleyhisselâm hakkındaki anlatılar, İslam kültüründe önemli bir yere sahiptir. Kur’an-ı Kerîm’de Kehf suresinin 60–82. ayetlerinde Hz. Musa’nın Allah tarafından kendisine özel bir bilgi verilmiş bir kul ile yaptığı yolculuk anlatılır. Geleneksel İslam yorumlarında bu kişinin Hızır olduğu kabul edilir.<br />
<br />
Halk anlatılarında ise Hızır’ın âb-ı hayat denilen bir sudan içtiği ve bu sayede uzun bir ömre kavuştuğu söylenir. Ancak âb-ı hayatın varlığı ve Hızır’ın ölümsüz olduğu hususu, Kur’an’da açıkça bildirilmiş kesin hükümler gibi sunulmamalıdır. Bunlar daha çok rivayetler ve kültürel anlatılar çerçevesinde ele alınır.<br />
<br />
Bununla birlikte suyun hayat için taşıdığı önem tartışılmazdır. Su, insanların, hayvanların ve bitkilerin yaşamını sürdürmesi için vazgeçilmezdir. Susuz kalan bir çiçeğe su verdiğimizde onun yeniden canlandığını görebiliriz. Susayan bir hayvana su uzattığımızda onun sıkıntısını hafifletebiliriz. Küçük görünen bu davranışlar, merhametin günlük hayattaki somut örnekleridir.<br />
<br />
İnsan bazen büyük işler yapmak ister; fakat hemen yanı başındaki küçük bir iyiliği fark etmeyebilir. Oysa bir canlıyı susuzluktan kurtarmak, yaralı bir hayvana yardım etmek, kurumuş bir bitkiyi sulamak veya aç bir canlıyla elindeki yiyeceği paylaşmak da değerlidir.<br />
<br />
Bir zamanlar uzak bir yerde çalışırken kaldığım odanın penceresinden bir kuşun sesini duymuştum. Sesin neden geldiğini o sırada anlayamamış, pencereden dışarı bakmamıştım. Daha sonra dışarı çıktığımda bir kuşun yağmur suyu biriktirilen bir kabın içine düşüp çıkamadığını ve boğulduğunu gördüm.<br />
<br />
O an, kuşun sesini duyduğum hâlde ne olduğunu anlayamamış olmaktan üzüntü duydum. Belki daha erken fark etseydim ona yardım edebilirdim. Bu olay bana, çevremizdeki canlıların sıkıntılarını zamanında fark etmenin ne kadar önemli olduğunu düşündürdü.<br />
<br />
Elbette insan her şeyi bilemez ve her olaya yetişemez. Bazen imkânımız sınırlıdır; bazen de olup biteni zamanında fark edemeyiz. Fakat bu durum, elimizden gelen iyilikleri yapmaktan vazgeçmemiz için bir sebep değildir.<br />
<br />
Ey kardeşim! Bir sineğin, kelebeğin veya karıncanın suya düşüp çırpındığını görürsen, kendine zarar vermeden onu kurtarmaya çalış. Kurumaya yüz tutmuş bir çiçeğe su ver. Susamış bir hayvana temiz su ulaştır. Aç bir canlıyla imkânın ölçüsünde yiyeceğini paylaş.<br />
<br />
Bunları yaparken kendimizi olağanüstü bir makam sahibi ilan etmemize gerek yoktur. Asıl mesele, Allah’ın yarattığı canlılara karşı sorumluluğumuzu hatırlamak ve merhameti davranışlarımızla göstermektir.<br />
<br />
İnsan acizdir; her şeyi göremez, her şeyi bilemez ve her canlıya her an yetişemez. Bu nedenle Rabbimize sığınmalı, kendi sınırlarımızı bilmeli ve bize verilen imkânları iyilik yolunda kullanmalıyız.<br />
<br />
Hızır kıssasından alınabilecek derslerden biri de şudur: İnsan, sahip olduğu bilginin ve gücün sınırlarını bilmeli; her olayın ardındaki hikmeti bütünüyle kavradığını düşünmemelidir. Bilmediğimiz konularda kesin hükümler vermek yerine, öğrenmeye ve düşünmeye açık olmalıyız.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyada İhram Bölgeleri Meydana Getirin: Korunaklı ve Güvenli Alanlar</span></span><br />
<br />
(Kar©glan’ın 4 Mart 2018 Vaazı — 2. Bölüm)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Âb-ı Hayat: Hayat Suyu ve Ölümsüzlük Arayışı</span></span><br />
<br />
Ölümsüzlük suyunu arayanların hikâyeleri, eski zamanlardan beri insanların hayal dünyasında yer almıştır. Hazret-i Hızır’ın bu sudan içtiğine dair halk arasında anlatılar bulunmaktadır. Âb-ı hayat nedir, nerededir ve insan gerçekten ölümsüzlüğe ulaşabilir mi?<br />
<br />
İnsan, yaratılışı gereği yaşamayı ve sevdikleriyle birlikte olmayı ister. Hastalıklardan kurtulmak, uzun bir ömür sürmek ve ölümden uzak kalmak, insanlığın öteden beri üzerinde düşündüğü konulardandır. Fakat ölümsüzlük arzusunun kendisi bile insanı önemli bir soruyla karşılaştırır: Sonsuza kadar yaşamak gerçekten bizim için hayırlı olur muydu?<br />
<br />
Âb-ı hayat, Farsça bir ifade olup “hayat suyu” anlamına gelir. Efsanelerde, bu sudan içen kişinin ölümsüzlüğe veya olağanüstü uzun bir ömre kavuşacağına inanılır. Bu kavram, edebiyatta bazen saf ve berrak suyu, bazen de insana canlılık veren bilgiyi ve derin anlamlı sözleri ifade etmek için kullanılmıştır. Âb-ı Hızır, âb-ı bekā ve aynü’l-hayat gibi isimler de aynı düşünce çevresinde anılır.<br />
<br />
Ancak bu anlatıları değerlendirirken dinî bilgi ile efsaneyi birbirinden ayırmak gerekir. Kur’an-ı Kerîm’de âb-ı hayat adıyla, içene kesin olarak ölümsüzlük kazandıran bir sudan açıkça söz edilmez. Hızır’ın ölümsüzlüğü de Kur’an’da kesin bir hüküm olarak bildirilmemiştir. Bu sebeple söz konusu anlatıları, İslam kültüründe ve halk edebiyatında yer alan rivayetler olarak ele almak daha uygundur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İki Denizin Birleştiği Yer</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerîm’in Kehf suresinde Hz. Musa ile Allah’ın kendisine özel bir bilgi verdiği kulun kıssası anlatılır. Hz. Musa, genç yol arkadaşıyla birlikte iki denizin birleştiği yere doğru yolculuğa çıkar. Yanlarında bulunan balığın denize kaçması, aradıkları buluşma yerine ulaştıklarını anlamalarına vesile olur. Daha sonra Hz. Musa, o kul ile karşılaşır ve onunla birlikte bir yolculuğa çıkar.<br />
<br />
Bu kıssada insanın bilgi karşısındaki sınırları, olayların görünmeyen yönleri ve sabır üzerinde durulur. Hz. Musa, ilk bakışta anlaşılması güç olaylarla karşılaşır. Yolculuğun sonunda ise her şeyi kendi bilgisiyle değerlendiremeyeceğini görür.<br />
<br />
Halk anlatılarında bu kıssa, hayat suyu ve ölümsüzlük düşüncesiyle de ilişkilendirilmiştir. Bazı rivayetlerde balığın canlanması, hayat suyunun etkisiyle açıklanır. Ancak Kur’an’ın doğrudan bildirdiği husus, Hz. Musa’nın yolculuğu ve karşılaştığı kul ile yaşadığı olaylardır. Bu anlatıya sonradan eklenen ayrıntıları kesin dinî bilgi olarak kabul etmemeliyiz.<br />
<br />
Bazı geleneksel anlatılarda İskender-i Zülkarneyn’in de hayat suyunu aradığı söylenir. Bu hikâyelerde İskender, karanlıklar ülkesi olarak tasvir edilen bir yere doğru yolculuk yapar. Hızır olduğu söylenen bir yol arkadaşı hayat suyuna ulaşırken İskender’in bu suyu bulamadığı anlatılır. Bu hikâyeler, farklı dönemlerde yazılan İskendernâmelerde ve halk edebiyatında çeşitli biçimlerde aktarılmıştır.<br />
<br />
Bir başka anlatıda ise yolculuk sırasında tuzlu balık taşıyan bir aşçı, balığı yıkadığı suyun etkisiyle balığın canlandığını görür ve kendisi de bu sudan içer. Daha sonra İskender’e durumu anlatır; fakat İskender aynı suyu bulamaz. Bu tür hikâyelerin farklı biçimleri vardır. Bunları tarihî olarak doğrulanmış olaylar şeklinde değil, insanın ölümsüzlük arzusunu anlatan efsaneler olarak değerlendirmek gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ölümsüzlük İnsan İçin Bir Nimet midir?</span></span><br />
<br />
Halk arasında Hızır ile İlyas’ın hayat suyundan içerek uzun bir ömre kavuştuğuna ilişkin inanışlar da bulunmaktadır. Bazı geleneklerde Hızır’ın karada, İlyas’ın ise denizlerde sıkıntıya düşenlere yardım ettiği anlatılır. Bu anlatılar özellikle halk kültüründe ve belirli geleneklerde önemli bir yere sahiptir.<br />
<br />
Fakat burada üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele, hayatın kıymetidir. İnsan, yalnızca uzun yaşamakla mı mutlu olur, yoksa yaşadığı süreyi iyilikle, adaletle ve güzel amellerle değerlendirmesi mi daha önemlidir?<br />
<br />
Bir insan çok uzun yaşasa bile sevdiklerinin ölümüne, ayrılıklara ve zamanın getirdiği değişimlere şahit olabilir. Bu nedenle uzun ömür tek başına mutluluğu garanti etmez. Önemli olan, sahip olduğumuz ömrü nasıl değerlendirdiğimizdir.<br />
<br />
Dinimizde insanın dünya hayatının geçici olduğu ve asıl kalıcı hayatın ahiret hayatı olduğu bildirilir. Bu anlayış, dünyadaki sorumluluklarımızı terk etmemizi değil, ömrümüzü iyilikle geçirmemizi gerektirir. İnsan, hayatının sonlu olduğunu bilerek daha dikkatli, daha merhametli ve daha sorumlu yaşayabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hazret-i Süleyman Hakkındaki Bir Halk Anlatısı</span></span><br />
<br />
Hazret-i Süleyman hakkında anlatılan bazı hikâyelerde, kendisine hayat suyunu içerek kıyamete kadar yaşama veya normal ömrünü sürdürme seçeneklerinin sunulduğu söylenir. Bu anlatılardan birinde Süleyman aleyhisselâm, karar vermeden önce canlıların görüşüne başvurur.<br />
<br />
Canlıların bir kısmı, hayat suyundan içerek uzun süre yaşamasının ve ibadetine devam etmesinin hayırlı olacağını söyler. Ancak Hüdhüd kuşunun temsil ettiği görüşte başka bir noktaya dikkat çekilir: İnsan çok uzun yaşarsa çocuklarının, torunlarının ve sevdiklerinin birer birer vefatına şahit olabilir. Ayrılık acısı, uzun hayatın ağır bir imtihanına dönüşebilir.<br />
<br />
Bu hikâye, dinî kaynaklarda kesinliği bulunan bir olay gibi değil, ibret vermek amacıyla anlatılan bir halk hikâyesi olarak değerlendirilmelidir. Hikâyenin düşündürdüğü mesele ise önemlidir: İnsan her zaman istediği şeyin kendisi için en hayırlı şey olduğunu bilemez.<br />
<br />
Bazen insan bir nimetin yalnızca görünen tarafını düşünür. Oysa her nimetin beraberinde getirdiği sorumluluklar ve imtihanlar da vardır. Bu yüzden insan, Allah’tan yalnızca uzun ömür değil, hayırlı ömür, güzel amel, sağlık, afiyet ve doğru yolda sebat da istemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Su: Hayatın Vazgeçilmez Nimeti</span></span><br />
<br />
Şimdi efsanelerden ayrılıp bildiğimiz suyun hayatımızdaki yerine bakalım.<br />
<br />
Su olmadan insan yaşayamaz. Hayvanlar ve bitkiler de suya muhtaçtır. Su kaynaklarının kesilmesi, kuraklık veya temiz suya ulaşamamak, günlük hayatımızı ve bütün canlıların yaşamını doğrudan etkiler. Bu nedenle suyu sıradan ve değersiz bir madde gibi görmemeliyiz.<br />
<br />
Su, Allah’ın insanlara verdiği büyük nimetlerden biridir. Bu nimetin değerini çoğu zaman suya kolayca ulaşabildiğimiz zamanlarda unutuyoruz. Fakat su kesildiğinde, kuraklık yaşandığında veya temiz su bulmak zorlaştığında onun hayatımızdaki önemini daha iyi anlıyoruz.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerîm’de suyun önemi farklı ayetlerde hatırlatılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci Ayet: Suyun Kaynağı</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْتِيكُمْ بِمَاءٍ مَعِينٍ</span><br />
<br />
*Kul eraeytum in asbeha mâukum gavran fe men ye’tîkum bimâin maîn.*<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
“De ki: Suyunuz yerin dibine çekilse, size kim akarsu getirir?”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Mülk Suresi, 30. ayet)</span><br />
<br />
Bu ayet, suyun insan hayatındaki önemini düşünmeye davet eder. Yer altı suları, pınarlar, nehirler ve diğer su kaynakları yaşamın devamı açısından büyük önem taşır. İnsan, bu nimetlerin kıymetini bilmeli ve onları korumak için elinden geleni yapmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci Ayet: İnsanın Yaratılışı</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerîm’de insanın yaratılış aşamaları şöyle anlatılır:<br />
<br />
“Şüphesiz biz insanı çamurdan süzülmüş bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir yerde nutfe hâline getirdik. Sonra nutfeyi alaka, alakayı da bir çiğnem et parçası hâline getirdik; bu et parçasını kemiklere dönüştürdük, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla meydana getirdik. Yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir!”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Mü’minûn Suresi, 12–14. ayetler)</span><br />
<br />
Bu ayetler, insanın yaratılışındaki aşamalara dikkat çeker ve Allah’ın yaratma kudretini hatırlatır. İnsan, kendi yaratılışı üzerinde düşündükçe sahip olduğu hayatın kıymetini daha iyi anlayabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üçüncü Ayet: Yağmur ve İçme Suyu</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
“İçtiğiniz suyu gördünüz mü? Onu bulutlardan siz mi indiriyorsunuz, yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu yapardık. O hâlde şükretmeniz gerekmez mi?”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Vâkıa Suresi, 68–70. ayetler)</span><br />
<br />
Bu ayetler, yağmurun ve içilebilir suyun değerini hatırlatır. İnsan, suyu kullanırken israftan kaçınmalı, kaynakları kirletmemeli ve gelecek nesillerin de temiz suya ulaşabilmesini gözetmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dördüncü Ayet: Canlıların Sudan Yaratılması</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ مَاءٍ</span><br />
<br />
*Vallâhu haleka kulle dâbbetin min mâ’.*<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
“Allah, bütün canlıları sudan yarattı.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Nûr Suresi, 45. ayetten bir bölüm)</span><br />
<br />
Bu ayet, canlıların hayatında suyun temel önemini hatırlatır. Suya saygı göstermek, onu korumak ve diğer canlıların da suya ulaşabilmesini sağlamak, insanın sorumlulukları arasındadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Âb-ı Hayat ve Bengisu Efsaneleri</span></span><br />
<br />
Türk kültüründe “Bengisu” veya “bengi su” adıyla bilinen bir hayat suyu düşüncesi vardır. Âb-ı hayat gibi bu suyun da içene ölümsüzlük kazandırdığına inanılır. Tasavvuf edebiyatında ise su, bazen toprağa düşen tohumu canlandıran ve ona hayat veren bir nimet olarak sembolik biçimde anlatılır.<br />
<br />
Gılgamış, Oğuz Han ve İskender Zülkarneyn gibi isimler, farklı kültürlerde ölümsüzlük arayışını anlatan hikâyelerde yer alır. Bu anlatılarda kahramanlar, uzun ömür veya ölümsüzlük sağlayacağı düşünülen suyu bulmak için yolculuğa çıkarlar. Bazıları suyu bulur, bazıları ise aradığını elde edemez.<br />
<br />
Bu hikâyelerin farklı biçimlerde anlatılması, insanların ölüm karşısındaki duygularını ve sonsuz yaşama arzusunu gösterir. Fakat efsanelerdeki olayların gerçek olduğuna dair kesin bir kanıt bulunmadığını unutmamalıyız.<br />
<br />
Bazı anlatılarda Bengisu’nun bir ölünün üzerine serpildiğinde onu dirilttiği, bazı aşk hikâyelerinde ise güzellik ve gençlik verdiği söylenir. Bunlar mitolojik ve edebî motiflerdir; tıbbî veya bilimsel gerçekler olarak kabul edilmemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Su Dünyaya Nasıl Geldi?</span></span><br />
<br />
Bilim insanları, Dünya’daki suyun kökenini uzun zamandır araştırmaktadır. Günümüzde kabul edilen açıklamalara göre Dünya’nın oluşumundan itibaren suyun bir kısmı gezegenin içindeki süreçlerle ilişkiliydi; suyun bir kısmının da su ve uçucu maddeler içeren gök cisimleriyle Dünya’ya taşınmış olabileceği düşünülmektedir. Bu konuda araştırmalar sürmektedir.<br />
<br />
Bir gezegenin yüzeyinde sıvı suyun bulunması, yalnızca suyun varlığına değil; sıcaklık, atmosfer basıncı, yer çekimi ve diğer fiziksel koşullara da bağlıdır. Bu nedenle Dünya’daki suyun nasıl oluştuğunu ve uzun süre nasıl korunduğunu anlamak, bilimsel açıdan kapsamlı bir araştırma konusudur.<br />
<br />
Buradan çıkaracağımız ders şudur: İnsan, kendisine verilen nimetlerin değerini bilmelidir. Bilimsel araştırmalar da insanın kâinatı daha iyi anlamasına yardımcı olabilir. Bilgiyi öğrenmek, araştırmak ve doğru kullanmak, hem bireylerin hem de toplumların yararınadır.<br />
<br />
Su kaynaklarını korumak, toprağı kirletmemek, ormanları ve bitki örtüsünü gözetmek, hayvanların yaşam alanlarını muhafaza etmek hepimizin ortak sorumluluğudur. Çünkü doğaya verilen zarar, sonunda insan hayatını da etkiler.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÜNYADA İHRAM BÖLGELERİ MEYDANA GETİRİN: KORUNAKLI VE GÜVENLİ ALANLAR</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İHRAM VE HAREM BÖLGESİ, HACDA İHRAM YASAKLARI</span></span><br />
<br />
İhram, hac veya umre ibadetine niyet eden Müslümanın, belirli yasaklara uymayı üstlenerek ibadete başlamasıdır. İhram yalnızca giyilen iki parça kumaştan ibaret değildir; kişinin kendisini Allah’ın emirlerine karşı daha dikkatli olmaya, sabra, tevazuya ve başkalarına zarar vermemeye alıştırmasının da bir vesilesidir.<br />
<br />
Erkekler ihramda genellikle dikişli elbise yerine iki parça ihram örtüsü giyerler. Kadınların ihram kıyafeti ise erkeklerinkiyle aynı değildir; kadınlar, tesettür şartlarına uygun normal kıyafetleriyle ihrama girerler. İhramla ilgili bazı ayrıntılarda mezhepler arasında farklı hükümler bulunabilir. Bu nedenle hac ve umreye gidenlerin, ibadet öncesinde güvenilir bir din görevlisinden bilgi almaları faydalıdır.<br />
<br />
İhramlı kimse; güzel koku sürmek, saç ve tırnak kesmek, avlanmak ve cinsel yakınlık gibi konularda kendisine getirilen yasaklara riayet eder. Erkeklerin başlarını örtmeleri ve normal vücut şekline göre dikilmiş bazı kıyafetleri giymeleri konusunda da özel hükümler vardır. Tartışma, kavga, hakaret ve başkalarını incitmekten uzak durmak ise her Müslümanın her zaman dikkat etmesi gereken ahlaki sorumluluklardandır.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse hac sırasında cinsel yakınlık, günah sayılan davranışlar ve tartışma yoktur.”</span></span><br />
<br />
Bu anlam, Bakara suresinin 197. ayetinde bildirilir. Hac ibadeti, insanın yalnızca dış görünüşünü değil, davranışlarını ve kalbini de düzene koymasına yardımcı olmalıdır.<br />
<br />
Mekke çevresindeki Harem bölgesi, İslam’da özel kutsallığı bulunan bir alandır. Bu bölgede avlanma ve doğal bitki örtüsüne zarar verme konusunda özel hükümler vardır. Böylece insan, kutsal bir mekâna saygının yalnızca ibadetle sınırlı olmadığını; canlıları, çevreyi ve hayatın dengesini korumayı da kapsadığını hatırlar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÜNYADA GÜVENLİ VE KORUNAKLI BÖLGELER OLUŞTURMAK</span></span><br />
<br />
Benim burada anlatmak istediğim düşünce şudur: Harem bölgesinin koruma anlayışını bir ahlak dersi olarak ele alabiliriz. Dünyanın farklı yerlerinde de insanların, hayvanların, bitkilerin ve doğal yaşamın güven içinde varlığını sürdürebileceği alanlar oluşturmalıyız.<br />
<br />
Elbette ormanları, sulak alanları ve hayvan koruma bölgelerini dinî anlamdaki Harem bölgesiyle aynı şey olarak görmemeliyiz. Ancak bunları, canlılara zarar vermemeyi ve Allah’ın yarattığı nimetleri korumayı hatırlatan birer örnek olarak düşünebiliriz.<br />
<br />
Bir ormanda ağaçların kesilmesini önlemek, su kaynaklarını kirletmemek, nesli tehlike altındaki hayvanları korumak ve insanların sağlıklı bir çevrede yaşamasını sağlamak önemli sorumluluklardır. Bilimsel çalışmalar da insanlığa ve tabiatın korunmasına hizmet ettiği ölçüde kıymetlidir. Bilimi bütünüyle suçlamak yerine, bilimsel bilgiyi hangi amaçlarla kullandığımıza ve sonuçlarının canlılar üzerindeki etkilerine dikkat etmeliyiz.<br />
<br />
İnsan, tabiatın sahibiymiş gibi davranıp her şeyi istediği şekilde tüketmemelidir. Kendisine verilen nimetleri emanet bilmeli, gelecek nesillerin hakkını da gözetmelidir. Çünkü bugün kirlettiğimiz bir su kaynağından yarın çocuklarımız ve torunlarımız da mahrum kalabilir.<br />
<br />
Allah’ın yarattığı canlılara merhamet etmek, yalnızca büyük işler yapmakla olmaz. Bir hayvanı gereksiz yere incitmemek, susuz kalmış bir canlıya su vermek, çöpleri doğaya atmamak, bir ağacı korumak ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmek de bu anlayışın parçalarıdır.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.”</span></span><br />
<br />
Bu ilke, insanın hem toplumsal hayatta hem de tabiat karşısında sorumlu davranmasını gerektirir. Koruma bilinci, korku ve düşmanlık üzerine değil; merhamet, bilgi, adalet ve emanet anlayışı üzerine kurulmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KADINLAR, PEYGAMBERLİK VE DİNÎ SORUMLULUK</span></span><br />
<br />
İslam düşüncesinde kadınların peygamberliği meselesi, âlimler tarafından ele alınmış konulardan biridir. Geleneksel İslam âlimlerinin çoğunluğu, Kur’an’daki bazı ayetleri esas alarak peygamberlerin erkeklerden seçildiği görüşünü benimsemiştir. Bu konuda Nahl suresinin 43. ayeti ile Enbiyâ suresinin 7. ayeti sıkça zikredilir.<br />
<br />
Bununla birlikte, bu mesele konuşulurken kadınların değerini küçümseyen veya onları yaratılıştan eksik gösteren ifadelerden kaçınmak gerekir. Bir insanın Allah katındaki değerini yalnızca cinsiyetiyle ölçmek doğru değildir. İman, takva, güzel ahlak, adalet ve sorumluluk bilinci dinî hayatın temel ölçülerindendir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Sebe melikesinin yönetiminden de söz edilir. Neml suresinin 23. ayetinden itibaren anlatılan kıssada, bir ülkenin başında bulunan kadın hükümdarın kararları, danışma biçimi ve sonunda hakikati kabul etmesi ele alınır. Bu kıssa, yönetim ve karar verme konularının düşünülmesine imkân veren önemli bir örnektir.<br />
<br />
Kadınların dinî ilim öğrenmesi, öğretmesi, iyiliği tavsiye etmesi, kötülükten sakındırması, aile ve toplum hayatına katkıda bulunması İslam tarihinde de karşılığı bulunan faaliyetlerdir. Kadınların imamlık yapması gibi konularda ise fıkıh mezhepleri ve ibadetin şartları bakımından farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Bu hükümleri anlatırken her görüşü kendi ilmî bağlamında ele almak gerekir.<br />
<br />
Asıl mesele, insanları cinsiyetleri sebebiyle aşağılamak değil; herkesi adaletli, bilgili, merhametli ve sorumlu olmaya teşvik etmektir. Bir insanın sözünü değerlendirirken onun deliline, ahlakına ve davranışlarına bakmak gerekir.<br />
<br />
Allah katında üstünlüğün ölçüsünü Kur’an şöyle bildirir:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.”</span></span><br />
<br />
(Hucurât suresi, 13. ayetin anlamı.)<br />
<br />
Bu sebeple kadın ve erkek, birbirini küçümseyen taraflar olarak değil; hak ve sorumluluklarını bilen, birbirine saygı gösteren insanlar olarak yaşamalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İLİM, BİLGİ VE KUL HAKKI</span></span><br />
<br />
İlim, insanlığın ortak faydasına hizmet edebilecek büyük bir nimettir. Su, hava, yol ve tabiat gibi hayatın temel unsurlarının korunması nasıl hepimizi ilgilendiriyorsa, doğru bilginin yayılması da toplumun gelişmesi bakımından önemlidir.<br />
<br />
Ancak bilginin insanlığa faydalı olması, başkasının emeğini ve hakkını gözetmeden her türlü yazıyı kopyalamanın veya ücretli içeriklere izinsiz erişmenin doğru olduğu anlamına gelmez. Bir makaleden yararlanırken kaynağını belirtmek, gerekli durumlarda izin almak, alıntıyı ölçülü yapmak ve eserin sahibinin hakkına saygı göstermek gerekir.<br />
<br />
Bilginin yayılmasını desteklemekle kul hakkını gözetmek birbirine zıt değildir. İnsan, hem ilmin daha fazla kişiye ulaşmasını isteyebilir hem de başkasının emeğine saygılı davranabilir. Mümkün olduğunda açık erişimli kaynaklardan yararlanmak, bilgiyi kendi cümleleriyle özetlemek ve okuyucuyu yasal kaynağa yönlendirmek güzel bir yoldur.<br />
<br />
Hikmetli sözler ve faydalı bilgiler, insanın düşüncesini geliştirebilir. Müslüman da doğru bilgiyi ararken taassuptan uzak durmalı, duyduğu her sözü hemen doğru kabul etmemeli ve bir iddiayı güvenilir kaynaklarla karşılaştırmalıdır.<br />
<br />
Dinî konularda da aynı dikkat gereklidir. Bir sözün hadis olarak aktarılması, onun mutlaka sahih olduğu anlamına gelmez. Hadislerin sıhhat derecelerini öğrenmek ve emin olunmayan sözleri kesin biçimde Peygamber Efendimiz’e nispet etmemek, ilme karşı gösterilmesi gereken saygının bir parçasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SON SÖZ: MERHAMET, EMANET VE İSTİKAMET</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim, bu vaazda suyun hayatımızdaki yerinden, geçmişte anlatılagelen hayat suyu kıssalarından, ihram ve Harem bölgesinin anlamından, tabiatı korumaktan ve insanın sorumluluklarından söz ettik.<br />
<br />
Bütün bu konulardan çıkaracağımız ders şudur: İnsan, kendisine verilen nimetlerin kıymetini bilmeli; onları korumalı ve başkalarının da bu nimetlerden faydalanmasına engel olmamalıdır. Suya, toprağa, havaya, hayvanlara ve insanlara karşı sorumluluklarımız vardır.<br />
<br />
İbadetlerimiz bizi daha merhametli, daha adaletli ve daha dürüst bir insan hâline getirmelidir. Bir yandan Allah’a kulluk ederken diğer yandan kulların hakkını gözetmek, doğruyu araştırmak, bilmediğimiz konuda kesin konuşmamak ve hatalarımızı düzeltmek için gayret etmek gerekir.<br />
<br />
Dünyada güvenli bölgeler oluşturmak istiyorsak önce kendi davranışlarımızda güveni tesis etmeliyiz. Dilimizle insanları incitmemeli, elimizle canlılara zarar vermemeli, bilgimizle insanları yanıltmamalı ve sahip olduğumuz imkânları yalnızca kendi menfaatimiz için kullanmamalıyız.<br />
<br />
Allah hepimize emanet bilinciyle yaşamayı, nimetlerin şükrünü eda etmeyi, canlılara merhamet göstermeyi ve hakikatin peşinden gitmeyi nasip etsin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DUA</span></span><br />
<br />
اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ<br />
<br />
Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip et.<br />
<br />
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Ve âhiru da’vâhum enil hamdu lillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 4 Mart 2018 Pazar<br />
<br />
Original Kar©glan<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyada İhram Bölgeleri Meydana Getirin: Korunaklı ve Güvenli Alanlar</span></span><br />
<br />
(Kar©glan’ın 4 Mart 2018 Vaazı)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm.<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى</span><br />
<br />
*Fe innehâ el-cennete hiye’l-me’vâ.*<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
“Şüphesiz varılacak yer cennettir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Necm Suresi, 15. ayet)</span><br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Kim Allah yolunda iki şey harcarsa cennetin kapılarından çağrılır: ‘Ey Allah’ın kulu! Burası hayırlıdır, buradan gir!’ Namaz ehli olanlar namaz kapısından, cihat ehli olanlar cihat kapısından, oruç ehli olanlar Reyyân kapısından, sadaka ehli olanlar da sadaka kapısından çağrılır.”<br />
<br />
Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir, “Ey Allah’ın Resulü! Bir kimsenin bu kapıların hepsinden çağrılması mümkün müdür?” diye sordu. Peygamber Efendimiz de onun hakkında hayır ve güzellik umduğunu ifade buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Buhârî, Savm, 4)</span><br />
<br />
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve onun âline salât eyle. İbrahim’e ve onun âline salât ettiğin gibi Muhammed’e ve onun âline de salât eyle. Şüphesiz Sen hamde layık ve yücesin.<br />
<br />
Allah’ım! Muhammed’e ve onun âline bereket ihsan eyle. İbrahim’e ve onun âline bereket ihsan ettiğin gibi Muhammed’e ve onun âline de bereket ihsan eyle. Şüphesiz Sen hamde layık ve yücesin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza Başlıyoruz</span></span><br />
<br />
Bu vaazımızda cennet kapıları, insanın manevi gelişimi, suyun hayatımızdaki yeri, Hızır kıssası ve ihram bölgesinin anlamı üzerinde duracağız. Bunları anlatırken dinî hükümlerle kişisel yorumlarımızı, tarihî rivayetlerle bilimsel bilgileri birbirinden ayırmaya çalışacağız.<br />
<br />
Peygamber Efendimizin cennetin kapıları hakkındaki müjdesi, insanın hayırlı amellerle Allah’a yaklaşabileceğini hatırlatır. Namaz, oruç, sadaka ve insanlara faydalı olmak birbirine rakip iyilikler değildir. Her biri insanın kulluk hayatında ayrı bir yer tutar. Önemli olan, insanın yalnızca bir iyilikle yetinmeyip gücü ölçüsünde farklı hayırlara da yönelmesidir.<br />
<br />
Bu hadisten hareketle insanın bedenini ve kâinatı manevi yönden yorumlamak mümkündür. Ancak bedenin giriş yollarını cennetin sekiz kapısıyla bire bir eşleştirmek, hadisin doğrudan bildirdiği bir bilgi değildir; bu, kişisel bir tefekkür ve sembolik yorum olarak değerlendirilmelidir.<br />
<br />
İnsan bedeninin hayatta kalabilmesi için hava, oksijen, su ve besine ihtiyacı vardır. Nefes alıp vermek hayatın devamında önemli bir yere sahiptir. Bitkiler de fotosentez sırasında ışık enerjisinden yararlanarak karbondioksit ve sudan organik maddeler üretir; bu süreçte oksijen açığa çıkar. Bitkiler havanın bileşimini ve ekolojik dengeyi etkiler, fakat bütün kirli havayı tek başlarına temizlediklerini söylemek doğru olmaz.<br />
<br />
Bunlar üzerinde düşünürken insanın kendisine şu soruyu sorması gerekir: Bedenime hayat veren nimetleri nasıl koruyorum? Soluduğum havayı, içtiğim suyu, üzerinde yaşadığım toprağı ve diğer canlıların hayat hakkını gözetiyor muyum?<br />
<br />
İnsanın manevi olgunluğu, yalnızca birtakım sözleri söylemesiyle değil; kendisine verilen nimetleri tanıması, onlara şükretmesi ve onları korumaya çalışmasıyla da ilgilidir. Temiz hava, temiz su ve sağlıklı bir çevre, insanların yanı sıra hayvanların ve bitkilerin de hayatı için önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyiliğe İyilikle Karşılık Vermek</span></span><br />
<br />
Geçmişte de ifade ettiğimiz gibi, insanların, hayvanların ve doğanın korunması için merhametli davranmak gerekir. İnsanların daha huzurlu ve güvenli bir dünyada yaşaması, yalnızca güzel sözlerle değil, güzel davranışlarla da mümkündür.<br />
<br />
Bu konuda Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَإِذَا حُيِّيتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا</span><br />
<br />
*Ve izâ huyyîtum bi tahıyyetin fe hayyû bi ahsene minhâ ev ruddûhâ. İnnallâhe kâne alâ kulli şey’in hasîbâ.*<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
“Size bir selâm verildiğinde, siz ondan daha güzeliyle karşılık verin veya verilen selâmı aynen iade edin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Nisâ Suresi, 86. ayet)</span><br />
<br />
Bu ayetten çıkarılabilecek güzel derslerden biri şudur: Bir insan bize nezaketle yaklaştığında biz de ona daha güzel bir şekilde karşılık verebiliriz. Bize iyilik yapanlara imkânımız ölçüsünde iyilikle karşılık vermek, bize anlayış gösterenlere anlayışla yaklaşmak güzel ahlakın gereğidir.<br />
<br />
Bununla birlikte iyiliği yalnızca bize iyilik yapanlara göstermemeliyiz. İnsan, kendisiyle aynı düşüncede olmayanlara da adaletli ve ölçülü davranmalıdır. Bir kimsenin inancı, düşüncesi veya hayat tarzı farklı diye ona haksızlık etmek doğru değildir. Elbette yanlış davranışlara karşı çıkılabilir; fakat bunu yaparken hakaret etmek, zulmetmek ve ölçüyü aşmak yerine, hakkı ve adaleti gözetmek gerekir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerîm’de Hz. Musa ile Hz. Harun’a Firavun’a giderken nasıl konuşmaları gerektiği de öğretilir:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَىٰ</span><br />
<br />
*Fe kûlâ lehu kavlen leyyinen leallehu yetezekkeru ev yahşâ.*<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
“Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır veya Allah’a karşı saygı duyar.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Tâhâ Suresi, 44. ayet)</span><br />
<br />
Dikkat edelim: Bu ayet, Firavun gibi büyük bir zulüm ve inkâr içinde bulunan bir kimseye bile tebliğ sırasında yumuşak söz söylenmesini öğütler. Öyleyse bizler de insanlara yaklaşırken sabrı, hikmeti ve güzel sözü esas almalıyız.<br />
<br />
Merhamet, yanlışları görmezden gelmek demek değildir. Merhametli olmak, yanlışı düzeltmeye çalışırken insan onurunu da gözetmek demektir. Bir insanı doğruya çağırırken onun kalbini kırmamak, mümkün olduğunda iyiliğe iyilikle karşılık vermek ve anlaşmazlıkları büyütmemek, huzurlu bir toplumun temel taşlarındandır.<br />
<br />
Mekke’nin fethi de Müslümanların tarihinde bağışlama ve merhamet bakımından önemli bir örnektir. Bu tarihî olayı hatırlarken, gücün eline geçtiğinde intikam almak yerine affedebilmenin ve adaleti gözetebilmenin değerini düşünmeliyiz.<br />
<br />
Daha güzel bir dünyanın kurulması, insanların birbirlerine karşı daha anlayışlı davranmasıyla mümkündür. Biz kendi hayatımızda merhameti, adaleti ve iyiliği çoğaltırsak çevremizde de güzel bir değişime katkıda bulunabiliriz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hızır Kıssası ve Hayat Veren Su Üzerine</span></span><br />
<br />
Hızır aleyhisselâm hakkındaki anlatılar, İslam kültüründe önemli bir yere sahiptir. Kur’an-ı Kerîm’de Kehf suresinin 60–82. ayetlerinde Hz. Musa’nın Allah tarafından kendisine özel bir bilgi verilmiş bir kul ile yaptığı yolculuk anlatılır. Geleneksel İslam yorumlarında bu kişinin Hızır olduğu kabul edilir.<br />
<br />
Halk anlatılarında ise Hızır’ın âb-ı hayat denilen bir sudan içtiği ve bu sayede uzun bir ömre kavuştuğu söylenir. Ancak âb-ı hayatın varlığı ve Hızır’ın ölümsüz olduğu hususu, Kur’an’da açıkça bildirilmiş kesin hükümler gibi sunulmamalıdır. Bunlar daha çok rivayetler ve kültürel anlatılar çerçevesinde ele alınır.<br />
<br />
Bununla birlikte suyun hayat için taşıdığı önem tartışılmazdır. Su, insanların, hayvanların ve bitkilerin yaşamını sürdürmesi için vazgeçilmezdir. Susuz kalan bir çiçeğe su verdiğimizde onun yeniden canlandığını görebiliriz. Susayan bir hayvana su uzattığımızda onun sıkıntısını hafifletebiliriz. Küçük görünen bu davranışlar, merhametin günlük hayattaki somut örnekleridir.<br />
<br />
İnsan bazen büyük işler yapmak ister; fakat hemen yanı başındaki küçük bir iyiliği fark etmeyebilir. Oysa bir canlıyı susuzluktan kurtarmak, yaralı bir hayvana yardım etmek, kurumuş bir bitkiyi sulamak veya aç bir canlıyla elindeki yiyeceği paylaşmak da değerlidir.<br />
<br />
Bir zamanlar uzak bir yerde çalışırken kaldığım odanın penceresinden bir kuşun sesini duymuştum. Sesin neden geldiğini o sırada anlayamamış, pencereden dışarı bakmamıştım. Daha sonra dışarı çıktığımda bir kuşun yağmur suyu biriktirilen bir kabın içine düşüp çıkamadığını ve boğulduğunu gördüm.<br />
<br />
O an, kuşun sesini duyduğum hâlde ne olduğunu anlayamamış olmaktan üzüntü duydum. Belki daha erken fark etseydim ona yardım edebilirdim. Bu olay bana, çevremizdeki canlıların sıkıntılarını zamanında fark etmenin ne kadar önemli olduğunu düşündürdü.<br />
<br />
Elbette insan her şeyi bilemez ve her olaya yetişemez. Bazen imkânımız sınırlıdır; bazen de olup biteni zamanında fark edemeyiz. Fakat bu durum, elimizden gelen iyilikleri yapmaktan vazgeçmemiz için bir sebep değildir.<br />
<br />
Ey kardeşim! Bir sineğin, kelebeğin veya karıncanın suya düşüp çırpındığını görürsen, kendine zarar vermeden onu kurtarmaya çalış. Kurumaya yüz tutmuş bir çiçeğe su ver. Susamış bir hayvana temiz su ulaştır. Aç bir canlıyla imkânın ölçüsünde yiyeceğini paylaş.<br />
<br />
Bunları yaparken kendimizi olağanüstü bir makam sahibi ilan etmemize gerek yoktur. Asıl mesele, Allah’ın yarattığı canlılara karşı sorumluluğumuzu hatırlamak ve merhameti davranışlarımızla göstermektir.<br />
<br />
İnsan acizdir; her şeyi göremez, her şeyi bilemez ve her canlıya her an yetişemez. Bu nedenle Rabbimize sığınmalı, kendi sınırlarımızı bilmeli ve bize verilen imkânları iyilik yolunda kullanmalıyız.<br />
<br />
Hızır kıssasından alınabilecek derslerden biri de şudur: İnsan, sahip olduğu bilginin ve gücün sınırlarını bilmeli; her olayın ardındaki hikmeti bütünüyle kavradığını düşünmemelidir. Bilmediğimiz konularda kesin hükümler vermek yerine, öğrenmeye ve düşünmeye açık olmalıyız.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyada İhram Bölgeleri Meydana Getirin: Korunaklı ve Güvenli Alanlar</span></span><br />
<br />
(Kar©glan’ın 4 Mart 2018 Vaazı — 2. Bölüm)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Âb-ı Hayat: Hayat Suyu ve Ölümsüzlük Arayışı</span></span><br />
<br />
Ölümsüzlük suyunu arayanların hikâyeleri, eski zamanlardan beri insanların hayal dünyasında yer almıştır. Hazret-i Hızır’ın bu sudan içtiğine dair halk arasında anlatılar bulunmaktadır. Âb-ı hayat nedir, nerededir ve insan gerçekten ölümsüzlüğe ulaşabilir mi?<br />
<br />
İnsan, yaratılışı gereği yaşamayı ve sevdikleriyle birlikte olmayı ister. Hastalıklardan kurtulmak, uzun bir ömür sürmek ve ölümden uzak kalmak, insanlığın öteden beri üzerinde düşündüğü konulardandır. Fakat ölümsüzlük arzusunun kendisi bile insanı önemli bir soruyla karşılaştırır: Sonsuza kadar yaşamak gerçekten bizim için hayırlı olur muydu?<br />
<br />
Âb-ı hayat, Farsça bir ifade olup “hayat suyu” anlamına gelir. Efsanelerde, bu sudan içen kişinin ölümsüzlüğe veya olağanüstü uzun bir ömre kavuşacağına inanılır. Bu kavram, edebiyatta bazen saf ve berrak suyu, bazen de insana canlılık veren bilgiyi ve derin anlamlı sözleri ifade etmek için kullanılmıştır. Âb-ı Hızır, âb-ı bekā ve aynü’l-hayat gibi isimler de aynı düşünce çevresinde anılır.<br />
<br />
Ancak bu anlatıları değerlendirirken dinî bilgi ile efsaneyi birbirinden ayırmak gerekir. Kur’an-ı Kerîm’de âb-ı hayat adıyla, içene kesin olarak ölümsüzlük kazandıran bir sudan açıkça söz edilmez. Hızır’ın ölümsüzlüğü de Kur’an’da kesin bir hüküm olarak bildirilmemiştir. Bu sebeple söz konusu anlatıları, İslam kültüründe ve halk edebiyatında yer alan rivayetler olarak ele almak daha uygundur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İki Denizin Birleştiği Yer</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerîm’in Kehf suresinde Hz. Musa ile Allah’ın kendisine özel bir bilgi verdiği kulun kıssası anlatılır. Hz. Musa, genç yol arkadaşıyla birlikte iki denizin birleştiği yere doğru yolculuğa çıkar. Yanlarında bulunan balığın denize kaçması, aradıkları buluşma yerine ulaştıklarını anlamalarına vesile olur. Daha sonra Hz. Musa, o kul ile karşılaşır ve onunla birlikte bir yolculuğa çıkar.<br />
<br />
Bu kıssada insanın bilgi karşısındaki sınırları, olayların görünmeyen yönleri ve sabır üzerinde durulur. Hz. Musa, ilk bakışta anlaşılması güç olaylarla karşılaşır. Yolculuğun sonunda ise her şeyi kendi bilgisiyle değerlendiremeyeceğini görür.<br />
<br />
Halk anlatılarında bu kıssa, hayat suyu ve ölümsüzlük düşüncesiyle de ilişkilendirilmiştir. Bazı rivayetlerde balığın canlanması, hayat suyunun etkisiyle açıklanır. Ancak Kur’an’ın doğrudan bildirdiği husus, Hz. Musa’nın yolculuğu ve karşılaştığı kul ile yaşadığı olaylardır. Bu anlatıya sonradan eklenen ayrıntıları kesin dinî bilgi olarak kabul etmemeliyiz.<br />
<br />
Bazı geleneksel anlatılarda İskender-i Zülkarneyn’in de hayat suyunu aradığı söylenir. Bu hikâyelerde İskender, karanlıklar ülkesi olarak tasvir edilen bir yere doğru yolculuk yapar. Hızır olduğu söylenen bir yol arkadaşı hayat suyuna ulaşırken İskender’in bu suyu bulamadığı anlatılır. Bu hikâyeler, farklı dönemlerde yazılan İskendernâmelerde ve halk edebiyatında çeşitli biçimlerde aktarılmıştır.<br />
<br />
Bir başka anlatıda ise yolculuk sırasında tuzlu balık taşıyan bir aşçı, balığı yıkadığı suyun etkisiyle balığın canlandığını görür ve kendisi de bu sudan içer. Daha sonra İskender’e durumu anlatır; fakat İskender aynı suyu bulamaz. Bu tür hikâyelerin farklı biçimleri vardır. Bunları tarihî olarak doğrulanmış olaylar şeklinde değil, insanın ölümsüzlük arzusunu anlatan efsaneler olarak değerlendirmek gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ölümsüzlük İnsan İçin Bir Nimet midir?</span></span><br />
<br />
Halk arasında Hızır ile İlyas’ın hayat suyundan içerek uzun bir ömre kavuştuğuna ilişkin inanışlar da bulunmaktadır. Bazı geleneklerde Hızır’ın karada, İlyas’ın ise denizlerde sıkıntıya düşenlere yardım ettiği anlatılır. Bu anlatılar özellikle halk kültüründe ve belirli geleneklerde önemli bir yere sahiptir.<br />
<br />
Fakat burada üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele, hayatın kıymetidir. İnsan, yalnızca uzun yaşamakla mı mutlu olur, yoksa yaşadığı süreyi iyilikle, adaletle ve güzel amellerle değerlendirmesi mi daha önemlidir?<br />
<br />
Bir insan çok uzun yaşasa bile sevdiklerinin ölümüne, ayrılıklara ve zamanın getirdiği değişimlere şahit olabilir. Bu nedenle uzun ömür tek başına mutluluğu garanti etmez. Önemli olan, sahip olduğumuz ömrü nasıl değerlendirdiğimizdir.<br />
<br />
Dinimizde insanın dünya hayatının geçici olduğu ve asıl kalıcı hayatın ahiret hayatı olduğu bildirilir. Bu anlayış, dünyadaki sorumluluklarımızı terk etmemizi değil, ömrümüzü iyilikle geçirmemizi gerektirir. İnsan, hayatının sonlu olduğunu bilerek daha dikkatli, daha merhametli ve daha sorumlu yaşayabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hazret-i Süleyman Hakkındaki Bir Halk Anlatısı</span></span><br />
<br />
Hazret-i Süleyman hakkında anlatılan bazı hikâyelerde, kendisine hayat suyunu içerek kıyamete kadar yaşama veya normal ömrünü sürdürme seçeneklerinin sunulduğu söylenir. Bu anlatılardan birinde Süleyman aleyhisselâm, karar vermeden önce canlıların görüşüne başvurur.<br />
<br />
Canlıların bir kısmı, hayat suyundan içerek uzun süre yaşamasının ve ibadetine devam etmesinin hayırlı olacağını söyler. Ancak Hüdhüd kuşunun temsil ettiği görüşte başka bir noktaya dikkat çekilir: İnsan çok uzun yaşarsa çocuklarının, torunlarının ve sevdiklerinin birer birer vefatına şahit olabilir. Ayrılık acısı, uzun hayatın ağır bir imtihanına dönüşebilir.<br />
<br />
Bu hikâye, dinî kaynaklarda kesinliği bulunan bir olay gibi değil, ibret vermek amacıyla anlatılan bir halk hikâyesi olarak değerlendirilmelidir. Hikâyenin düşündürdüğü mesele ise önemlidir: İnsan her zaman istediği şeyin kendisi için en hayırlı şey olduğunu bilemez.<br />
<br />
Bazen insan bir nimetin yalnızca görünen tarafını düşünür. Oysa her nimetin beraberinde getirdiği sorumluluklar ve imtihanlar da vardır. Bu yüzden insan, Allah’tan yalnızca uzun ömür değil, hayırlı ömür, güzel amel, sağlık, afiyet ve doğru yolda sebat da istemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Su: Hayatın Vazgeçilmez Nimeti</span></span><br />
<br />
Şimdi efsanelerden ayrılıp bildiğimiz suyun hayatımızdaki yerine bakalım.<br />
<br />
Su olmadan insan yaşayamaz. Hayvanlar ve bitkiler de suya muhtaçtır. Su kaynaklarının kesilmesi, kuraklık veya temiz suya ulaşamamak, günlük hayatımızı ve bütün canlıların yaşamını doğrudan etkiler. Bu nedenle suyu sıradan ve değersiz bir madde gibi görmemeliyiz.<br />
<br />
Su, Allah’ın insanlara verdiği büyük nimetlerden biridir. Bu nimetin değerini çoğu zaman suya kolayca ulaşabildiğimiz zamanlarda unutuyoruz. Fakat su kesildiğinde, kuraklık yaşandığında veya temiz su bulmak zorlaştığında onun hayatımızdaki önemini daha iyi anlıyoruz.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerîm’de suyun önemi farklı ayetlerde hatırlatılır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci Ayet: Suyun Kaynağı</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْتِيكُمْ بِمَاءٍ مَعِينٍ</span><br />
<br />
*Kul eraeytum in asbeha mâukum gavran fe men ye’tîkum bimâin maîn.*<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
“De ki: Suyunuz yerin dibine çekilse, size kim akarsu getirir?”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Mülk Suresi, 30. ayet)</span><br />
<br />
Bu ayet, suyun insan hayatındaki önemini düşünmeye davet eder. Yer altı suları, pınarlar, nehirler ve diğer su kaynakları yaşamın devamı açısından büyük önem taşır. İnsan, bu nimetlerin kıymetini bilmeli ve onları korumak için elinden geleni yapmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci Ayet: İnsanın Yaratılışı</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerîm’de insanın yaratılış aşamaları şöyle anlatılır:<br />
<br />
“Şüphesiz biz insanı çamurdan süzülmüş bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir yerde nutfe hâline getirdik. Sonra nutfeyi alaka, alakayı da bir çiğnem et parçası hâline getirdik; bu et parçasını kemiklere dönüştürdük, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla meydana getirdik. Yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir!”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Mü’minûn Suresi, 12–14. ayetler)</span><br />
<br />
Bu ayetler, insanın yaratılışındaki aşamalara dikkat çeker ve Allah’ın yaratma kudretini hatırlatır. İnsan, kendi yaratılışı üzerinde düşündükçe sahip olduğu hayatın kıymetini daha iyi anlayabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üçüncü Ayet: Yağmur ve İçme Suyu</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
“İçtiğiniz suyu gördünüz mü? Onu bulutlardan siz mi indiriyorsunuz, yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu yapardık. O hâlde şükretmeniz gerekmez mi?”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Vâkıa Suresi, 68–70. ayetler)</span><br />
<br />
Bu ayetler, yağmurun ve içilebilir suyun değerini hatırlatır. İnsan, suyu kullanırken israftan kaçınmalı, kaynakları kirletmemeli ve gelecek nesillerin de temiz suya ulaşabilmesini gözetmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dördüncü Ayet: Canlıların Sudan Yaratılması</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ مَاءٍ</span><br />
<br />
*Vallâhu haleka kulle dâbbetin min mâ’.*<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
“Allah, bütün canlıları sudan yarattı.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Nûr Suresi, 45. ayetten bir bölüm)</span><br />
<br />
Bu ayet, canlıların hayatında suyun temel önemini hatırlatır. Suya saygı göstermek, onu korumak ve diğer canlıların da suya ulaşabilmesini sağlamak, insanın sorumlulukları arasındadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Âb-ı Hayat ve Bengisu Efsaneleri</span></span><br />
<br />
Türk kültüründe “Bengisu” veya “bengi su” adıyla bilinen bir hayat suyu düşüncesi vardır. Âb-ı hayat gibi bu suyun da içene ölümsüzlük kazandırdığına inanılır. Tasavvuf edebiyatında ise su, bazen toprağa düşen tohumu canlandıran ve ona hayat veren bir nimet olarak sembolik biçimde anlatılır.<br />
<br />
Gılgamış, Oğuz Han ve İskender Zülkarneyn gibi isimler, farklı kültürlerde ölümsüzlük arayışını anlatan hikâyelerde yer alır. Bu anlatılarda kahramanlar, uzun ömür veya ölümsüzlük sağlayacağı düşünülen suyu bulmak için yolculuğa çıkarlar. Bazıları suyu bulur, bazıları ise aradığını elde edemez.<br />
<br />
Bu hikâyelerin farklı biçimlerde anlatılması, insanların ölüm karşısındaki duygularını ve sonsuz yaşama arzusunu gösterir. Fakat efsanelerdeki olayların gerçek olduğuna dair kesin bir kanıt bulunmadığını unutmamalıyız.<br />
<br />
Bazı anlatılarda Bengisu’nun bir ölünün üzerine serpildiğinde onu dirilttiği, bazı aşk hikâyelerinde ise güzellik ve gençlik verdiği söylenir. Bunlar mitolojik ve edebî motiflerdir; tıbbî veya bilimsel gerçekler olarak kabul edilmemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Su Dünyaya Nasıl Geldi?</span></span><br />
<br />
Bilim insanları, Dünya’daki suyun kökenini uzun zamandır araştırmaktadır. Günümüzde kabul edilen açıklamalara göre Dünya’nın oluşumundan itibaren suyun bir kısmı gezegenin içindeki süreçlerle ilişkiliydi; suyun bir kısmının da su ve uçucu maddeler içeren gök cisimleriyle Dünya’ya taşınmış olabileceği düşünülmektedir. Bu konuda araştırmalar sürmektedir.<br />
<br />
Bir gezegenin yüzeyinde sıvı suyun bulunması, yalnızca suyun varlığına değil; sıcaklık, atmosfer basıncı, yer çekimi ve diğer fiziksel koşullara da bağlıdır. Bu nedenle Dünya’daki suyun nasıl oluştuğunu ve uzun süre nasıl korunduğunu anlamak, bilimsel açıdan kapsamlı bir araştırma konusudur.<br />
<br />
Buradan çıkaracağımız ders şudur: İnsan, kendisine verilen nimetlerin değerini bilmelidir. Bilimsel araştırmalar da insanın kâinatı daha iyi anlamasına yardımcı olabilir. Bilgiyi öğrenmek, araştırmak ve doğru kullanmak, hem bireylerin hem de toplumların yararınadır.<br />
<br />
Su kaynaklarını korumak, toprağı kirletmemek, ormanları ve bitki örtüsünü gözetmek, hayvanların yaşam alanlarını muhafaza etmek hepimizin ortak sorumluluğudur. Çünkü doğaya verilen zarar, sonunda insan hayatını da etkiler.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÜNYADA İHRAM BÖLGELERİ MEYDANA GETİRİN: KORUNAKLI VE GÜVENLİ ALANLAR</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İHRAM VE HAREM BÖLGESİ, HACDA İHRAM YASAKLARI</span></span><br />
<br />
İhram, hac veya umre ibadetine niyet eden Müslümanın, belirli yasaklara uymayı üstlenerek ibadete başlamasıdır. İhram yalnızca giyilen iki parça kumaştan ibaret değildir; kişinin kendisini Allah’ın emirlerine karşı daha dikkatli olmaya, sabra, tevazuya ve başkalarına zarar vermemeye alıştırmasının da bir vesilesidir.<br />
<br />
Erkekler ihramda genellikle dikişli elbise yerine iki parça ihram örtüsü giyerler. Kadınların ihram kıyafeti ise erkeklerinkiyle aynı değildir; kadınlar, tesettür şartlarına uygun normal kıyafetleriyle ihrama girerler. İhramla ilgili bazı ayrıntılarda mezhepler arasında farklı hükümler bulunabilir. Bu nedenle hac ve umreye gidenlerin, ibadet öncesinde güvenilir bir din görevlisinden bilgi almaları faydalıdır.<br />
<br />
İhramlı kimse; güzel koku sürmek, saç ve tırnak kesmek, avlanmak ve cinsel yakınlık gibi konularda kendisine getirilen yasaklara riayet eder. Erkeklerin başlarını örtmeleri ve normal vücut şekline göre dikilmiş bazı kıyafetleri giymeleri konusunda da özel hükümler vardır. Tartışma, kavga, hakaret ve başkalarını incitmekten uzak durmak ise her Müslümanın her zaman dikkat etmesi gereken ahlaki sorumluluklardandır.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse hac sırasında cinsel yakınlık, günah sayılan davranışlar ve tartışma yoktur.”</span></span><br />
<br />
Bu anlam, Bakara suresinin 197. ayetinde bildirilir. Hac ibadeti, insanın yalnızca dış görünüşünü değil, davranışlarını ve kalbini de düzene koymasına yardımcı olmalıdır.<br />
<br />
Mekke çevresindeki Harem bölgesi, İslam’da özel kutsallığı bulunan bir alandır. Bu bölgede avlanma ve doğal bitki örtüsüne zarar verme konusunda özel hükümler vardır. Böylece insan, kutsal bir mekâna saygının yalnızca ibadetle sınırlı olmadığını; canlıları, çevreyi ve hayatın dengesini korumayı da kapsadığını hatırlar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÜNYADA GÜVENLİ VE KORUNAKLI BÖLGELER OLUŞTURMAK</span></span><br />
<br />
Benim burada anlatmak istediğim düşünce şudur: Harem bölgesinin koruma anlayışını bir ahlak dersi olarak ele alabiliriz. Dünyanın farklı yerlerinde de insanların, hayvanların, bitkilerin ve doğal yaşamın güven içinde varlığını sürdürebileceği alanlar oluşturmalıyız.<br />
<br />
Elbette ormanları, sulak alanları ve hayvan koruma bölgelerini dinî anlamdaki Harem bölgesiyle aynı şey olarak görmemeliyiz. Ancak bunları, canlılara zarar vermemeyi ve Allah’ın yarattığı nimetleri korumayı hatırlatan birer örnek olarak düşünebiliriz.<br />
<br />
Bir ormanda ağaçların kesilmesini önlemek, su kaynaklarını kirletmemek, nesli tehlike altındaki hayvanları korumak ve insanların sağlıklı bir çevrede yaşamasını sağlamak önemli sorumluluklardır. Bilimsel çalışmalar da insanlığa ve tabiatın korunmasına hizmet ettiği ölçüde kıymetlidir. Bilimi bütünüyle suçlamak yerine, bilimsel bilgiyi hangi amaçlarla kullandığımıza ve sonuçlarının canlılar üzerindeki etkilerine dikkat etmeliyiz.<br />
<br />
İnsan, tabiatın sahibiymiş gibi davranıp her şeyi istediği şekilde tüketmemelidir. Kendisine verilen nimetleri emanet bilmeli, gelecek nesillerin hakkını da gözetmelidir. Çünkü bugün kirlettiğimiz bir su kaynağından yarın çocuklarımız ve torunlarımız da mahrum kalabilir.<br />
<br />
Allah’ın yarattığı canlılara merhamet etmek, yalnızca büyük işler yapmakla olmaz. Bir hayvanı gereksiz yere incitmemek, susuz kalmış bir canlıya su vermek, çöpleri doğaya atmamak, bir ağacı korumak ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmek de bu anlayışın parçalarıdır.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.”</span></span><br />
<br />
Bu ilke, insanın hem toplumsal hayatta hem de tabiat karşısında sorumlu davranmasını gerektirir. Koruma bilinci, korku ve düşmanlık üzerine değil; merhamet, bilgi, adalet ve emanet anlayışı üzerine kurulmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KADINLAR, PEYGAMBERLİK VE DİNÎ SORUMLULUK</span></span><br />
<br />
İslam düşüncesinde kadınların peygamberliği meselesi, âlimler tarafından ele alınmış konulardan biridir. Geleneksel İslam âlimlerinin çoğunluğu, Kur’an’daki bazı ayetleri esas alarak peygamberlerin erkeklerden seçildiği görüşünü benimsemiştir. Bu konuda Nahl suresinin 43. ayeti ile Enbiyâ suresinin 7. ayeti sıkça zikredilir.<br />
<br />
Bununla birlikte, bu mesele konuşulurken kadınların değerini küçümseyen veya onları yaratılıştan eksik gösteren ifadelerden kaçınmak gerekir. Bir insanın Allah katındaki değerini yalnızca cinsiyetiyle ölçmek doğru değildir. İman, takva, güzel ahlak, adalet ve sorumluluk bilinci dinî hayatın temel ölçülerindendir.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Sebe melikesinin yönetiminden de söz edilir. Neml suresinin 23. ayetinden itibaren anlatılan kıssada, bir ülkenin başında bulunan kadın hükümdarın kararları, danışma biçimi ve sonunda hakikati kabul etmesi ele alınır. Bu kıssa, yönetim ve karar verme konularının düşünülmesine imkân veren önemli bir örnektir.<br />
<br />
Kadınların dinî ilim öğrenmesi, öğretmesi, iyiliği tavsiye etmesi, kötülükten sakındırması, aile ve toplum hayatına katkıda bulunması İslam tarihinde de karşılığı bulunan faaliyetlerdir. Kadınların imamlık yapması gibi konularda ise fıkıh mezhepleri ve ibadetin şartları bakımından farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Bu hükümleri anlatırken her görüşü kendi ilmî bağlamında ele almak gerekir.<br />
<br />
Asıl mesele, insanları cinsiyetleri sebebiyle aşağılamak değil; herkesi adaletli, bilgili, merhametli ve sorumlu olmaya teşvik etmektir. Bir insanın sözünü değerlendirirken onun deliline, ahlakına ve davranışlarına bakmak gerekir.<br />
<br />
Allah katında üstünlüğün ölçüsünü Kur’an şöyle bildirir:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.”</span></span><br />
<br />
(Hucurât suresi, 13. ayetin anlamı.)<br />
<br />
Bu sebeple kadın ve erkek, birbirini küçümseyen taraflar olarak değil; hak ve sorumluluklarını bilen, birbirine saygı gösteren insanlar olarak yaşamalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İLİM, BİLGİ VE KUL HAKKI</span></span><br />
<br />
İlim, insanlığın ortak faydasına hizmet edebilecek büyük bir nimettir. Su, hava, yol ve tabiat gibi hayatın temel unsurlarının korunması nasıl hepimizi ilgilendiriyorsa, doğru bilginin yayılması da toplumun gelişmesi bakımından önemlidir.<br />
<br />
Ancak bilginin insanlığa faydalı olması, başkasının emeğini ve hakkını gözetmeden her türlü yazıyı kopyalamanın veya ücretli içeriklere izinsiz erişmenin doğru olduğu anlamına gelmez. Bir makaleden yararlanırken kaynağını belirtmek, gerekli durumlarda izin almak, alıntıyı ölçülü yapmak ve eserin sahibinin hakkına saygı göstermek gerekir.<br />
<br />
Bilginin yayılmasını desteklemekle kul hakkını gözetmek birbirine zıt değildir. İnsan, hem ilmin daha fazla kişiye ulaşmasını isteyebilir hem de başkasının emeğine saygılı davranabilir. Mümkün olduğunda açık erişimli kaynaklardan yararlanmak, bilgiyi kendi cümleleriyle özetlemek ve okuyucuyu yasal kaynağa yönlendirmek güzel bir yoldur.<br />
<br />
Hikmetli sözler ve faydalı bilgiler, insanın düşüncesini geliştirebilir. Müslüman da doğru bilgiyi ararken taassuptan uzak durmalı, duyduğu her sözü hemen doğru kabul etmemeli ve bir iddiayı güvenilir kaynaklarla karşılaştırmalıdır.<br />
<br />
Dinî konularda da aynı dikkat gereklidir. Bir sözün hadis olarak aktarılması, onun mutlaka sahih olduğu anlamına gelmez. Hadislerin sıhhat derecelerini öğrenmek ve emin olunmayan sözleri kesin biçimde Peygamber Efendimiz’e nispet etmemek, ilme karşı gösterilmesi gereken saygının bir parçasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SON SÖZ: MERHAMET, EMANET VE İSTİKAMET</span></span><br />
<br />
Kardeşlerim, bu vaazda suyun hayatımızdaki yerinden, geçmişte anlatılagelen hayat suyu kıssalarından, ihram ve Harem bölgesinin anlamından, tabiatı korumaktan ve insanın sorumluluklarından söz ettik.<br />
<br />
Bütün bu konulardan çıkaracağımız ders şudur: İnsan, kendisine verilen nimetlerin kıymetini bilmeli; onları korumalı ve başkalarının da bu nimetlerden faydalanmasına engel olmamalıdır. Suya, toprağa, havaya, hayvanlara ve insanlara karşı sorumluluklarımız vardır.<br />
<br />
İbadetlerimiz bizi daha merhametli, daha adaletli ve daha dürüst bir insan hâline getirmelidir. Bir yandan Allah’a kulluk ederken diğer yandan kulların hakkını gözetmek, doğruyu araştırmak, bilmediğimiz konuda kesin konuşmamak ve hatalarımızı düzeltmek için gayret etmek gerekir.<br />
<br />
Dünyada güvenli bölgeler oluşturmak istiyorsak önce kendi davranışlarımızda güveni tesis etmeliyiz. Dilimizle insanları incitmemeli, elimizle canlılara zarar vermemeli, bilgimizle insanları yanıltmamalı ve sahip olduğumuz imkânları yalnızca kendi menfaatimiz için kullanmamalıyız.<br />
<br />
Allah hepimize emanet bilinciyle yaşamayı, nimetlerin şükrünü eda etmeyi, canlılara merhamet göstermeyi ve hakikatin peşinden gitmeyi nasip etsin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DUA</span></span><br />
<br />
اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ<br />
<br />
Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip et.<br />
<br />
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Ve âhiru da’vâhum enil hamdu lillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 4 Mart 2018 Pazar<br />
<br />
Original Kar©glan<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Siyah ve Beyazin - iyi ve Kötünün Mukayesesi]]></title>
			<link>https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44168</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 19:58:55 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashittunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44168</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siyah ve Beyazın, İyi ve Kötünün Mukayesesi</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kar©glan’ın 12 Mart 2018 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ رُسُلًا إِلَى قَوْمِهِمْ فَجَاؤُوهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَانتَقَمْنَا مِنَ الَّذِينَ أَجْرَمُوا وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Ve lekad erselnâ min kablike rusulen ilâ kavmihim fe câûhum bil beyyinâti fentekamnâ minellezîne ecramû, ve kâne hakkan aleynâ nasrul mu’minîn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Andolsun, senden önce de peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Onlar kavimlerine apaçık deliller getirdiler. Biz de suç işleyenlerden karşılıklarını verdik. Müminlere yardım etmek ise üzerimize bir haktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Rûm Suresi, 47. ayet)</span></span><br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teâlâ yedi sınıf insanı Arş’ının gölgesinde gölgelendirecektir:<br />
<br />
1. Adaletli devlet başkanı.<br />
2. Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde yetişen genç.<br />
3. Kalbi mescitlere bağlı olan Müslüman.<br />
4. Birbirlerini Allah için seven, buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan.<br />
5. Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine, ‘Ben Allah’tan korkarım.’ diyerek karşılık vermeyen kişi.<br />
6. Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse.<br />
7. Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Buhârî, Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudûd 19; Müslim, Zekât 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesâî, Kudât 2.)</span></span><br />
<br />
Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza Başlıyoruz</span></span><br />
<br />
Beyazın içine siyah ne kadar güzel yakışır! Siyahın içine beyaz da bir o kadar güzel yakışır. Siyah bir takım elbisenin içinde beyaz bir gömlek, onunla uyumlu siyah bir kravat düşünün. Yahut beyaz bir takım elbisenin üzerine siyah bir kravat takın. Bazen de siyah gömleğin üzerine beyaz bir kravat yakışır.<br />
<br />
Gecenin karanlığında parlayan yıldızlar ne kadar güzeldir! Bulutsuz bir günde, insanın dinlenebileceği bir ağacın veya bulutun gölgesi de ne büyük nimettir.<br />
<br />
Bahar mevsimindeyiz ve 21 Haziran’a, yılın en uzun gündüzüne doğru ilerliyoruz. Yaz geldiğinde, özellikle sıcak bölgelerde tarlada çalışan çiftçi için bir ağacın gölgesi ne kadar kıymetlidir! Öğle vakti gelir; çiftçi ağacın altına oturur, hem dinlenir hem serinler hem de yemeğini yer.<br />
<br />
Peki, ya orada bir ağaç yoksa? Ya insanın sığınabileceği hiçbir gölge bulunmuyorsa? İşte o zaman küçücük bir gölgenin bile ne kadar büyük bir nimet olduğu anlaşılır.<br />
<br />
İnsan bazen elindeki nimetin kıymetini, onu kaybetme ihtimaliyle karşılaşınca daha iyi anlar. Sağlığın, huzurun, dostluğun, merhametin ve güvenin kıymeti de böyledir. Her nimet, gerektiğinde şükürle hatırlanması gereken bir emanettir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdest Alırken Başı Mesh Ederken Okunacak Dua</span></span><br />
<br />
Allahümme harrim şa’rî ve beşerî alen-nâr. Ve ezıllenî tahte zıllî arşike yevme lâ zılle illâ zıllü arşike.<br />
<br />
“Ey Rabbim! Saçımı ve bedenimi ateşten koru. Arş’ının gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde beni Arş’ının gölgesi altında gölgelendir.”<br />
<br />
Burada üzerinde düşünmemiz gereken bir mesele var: Bu gölge yalnızca dünya hayatında mı anlaşılmalıdır, yoksa ahiret hayatıyla mı ilgilidir? Ahiret hayatının hakikatini bütünüyle kavramamız mümkün olmasa da bu anlatım bize önemli bir hakikati hatırlatır: İnsan, Allah’ın rahmetine ve korumasına muhtaçtır.<br />
<br />
Dünyada kırk veya elli derece sıcaklığın yaşandığı bir bölgede, gölgesiz bir yerde kalan insanın küçük bir ağacın altına sığınmak istemesi ne kadar tabiidir! Bir bulutun gölgesi bile insana rahatlık verebilir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz’in hayatına dair rivayetlerde, kendisini gölgelendiren bir buluttan da söz edilir. Bu anlatımlar, geçmiş peygamberlerin kıssalarında geçen bulut tasvirleriyle birlikte değerlendirilmiştir.<br />
<br />
İsrâiloğulları’nın çölde yolculukları sırasında kendilerini güneşin yakıcı ışığından koruyan buluttan söz edilir. Hz. Muhammed’in çocukluk dönemine ilişkin Bahîrâ kıssasında da kafilenin üzerinde bulunduğu anlatılan bir bulut rivayeti vardır. Rivayete göre Bahîrâ, bu durumu görünce dikkat kesilmiş ve Hz. Muhammed’in geleceği hakkında bir kanaate varmıştır.<br />
<br />
Tevrat’ta da İsrailoğulları’nın yolculukları sırasında bulutun onlara eşlik etmesiyle ilgili anlatımlar bulunur. İncil’de ise Hz. İsa’nın yanında bulunan kişilerin üzerine parlak bir bulutun gölge düşürdüğünü bildiren bir anlatım yer alır.<br />
<br />
Kur’an’da da şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Onlar, ille de Allah’ın ve meleklerin bulutlardan gölgeler içinde kendilerine gelmesini mi bekliyorlar? Hâlbuki iş bitirilmiştir. Bütün işler yalnızca Allah’a döndürülür.”</span></span><br />
<br />
Bu farklı anlatımları değerlendirirken, her birinin kendi kaynağı ve bağlamı bulunduğunu unutmamak gerekir. Bizim burada üzerinde durduğumuz asıl mesele, gölge ve korunma düşüncesinin insana hatırlattığı manadır: İnsan, zor zamanlarda kendisini koruyacak bir sığınağa ihtiyaç duyar. Manevî bakımdan da insanın sığınacağı en büyük kapı, Allah’ın rahmetidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yerin ve Göklerin Değişeceği Gün</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَوْمَ تُبَدَّلُ الْأَرْضُ غَيْرَ الْأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُوا لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yevme tubeddelul ardu gayral ardı ves semâvâtu ve berazû lillâhil vâhıdil kahhâr.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür. İnsanlar, bir ve her şey üzerinde mutlak hâkim olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. İbrâhîm Suresi, 48. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ ۝ وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ ۝ وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ ۝ وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ ۝ وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ ۝ وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ ۝ وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ ۝ وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ ۝ بِأَيِّ ذَنبٍ قُتِلَتْ ۝ وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ ۝ وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
İzeş şemsu kuvvirat. Ve ize'n-nucûmu inkederat. Ve ize'l-cibâlu suyyirat. Ve ize'l-ışâru uttılet. Ve ize'l-vuhûşu huşirat. Ve ize'l-bihâru succirat. Ve ize'n-nufûsu zuvvicet. Ve ize'l-mev'ûdetu suilet. Bi eyyi zenbin kutilet. Ve ize's-suhufu nuşirat. Ve ize's-semâu kuşitat.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Güneş dürülüp ışığını kaybettiğinde; yıldızlar kararıp döküldüğünde; dağlar yürütüldüğünde; kıymetli mallar terk edildiğinde; vahşi hayvanlar bir araya getirildiğinde; denizler kaynatıldığında; nefisler bir araya getirildiğinde; diri diri gömülen kıza hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda; amel defterleri açıldığında ve gök sıyrılıp açıldığında…<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Tekvîr Suresi, 1-11. ayetler)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
كَيْفَ تَتَّقُونَ إِن كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا ۝ السَّمَاءُ مُنفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Fe keyfe tettekûne in kefertum yevmen yec’alul vildâne şîbâ. Es-semâu munfatırun bihî, kâne va’duhu mef’ûlâ.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eğer inkâr ederseniz, çocukları bile yaşlandıracak o günden kendinizi nasıl koruyacaksınız? O günün dehşetiyle gök yarılacaktır. Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Müzzemmil Suresi, 17-18. ayetler)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zıtlıklar, Denge ve İmtihan</span></span><br />
<br />
Elektrikli bir matkabı düşünelim. Matkabın motoru, yaptığı işe göre bir dirençle karşılaşır. Bir delik açarken, bir vidayı sıkarken veya bir malzemeyi karıştırırken belli bir yük altında çalışır. Eğer aletin çalışma düzeni bozulur ve motor kontrolsüz biçimde hızlanırsa alet zarar görebilir.<br />
<br />
Bu örnekten hareketle hayatımızdaki dengeyi düşünebiliriz. Gece ve gündüz, sıcak ve soğuk, tatlı ve acı gibi farklılıklar hayatın içinde yer alır. İnsan da karşılaştığı farklı durumlar sayesinde sabrı, şükrü, merhameti ve ölçülü davranmayı öğrenir.<br />
<br />
Ancak buradan, kötülüğün mutlaka gerekli olduğu veya kötülük yapan kişinin kötülüğünden dolayı övülmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalıdır. Buradaki benzetmenin amacı, zıtlıklar karşısında insanın kendi ölçüsünü koruması gerektiğini anlatmaktır. İyilik, kötülükle mücadele ederken kendisi kötülüğe dönüşmemelidir. Bir insan yanlış yaptığında ona karşı çıkabiliriz; fakat bunu yaparken adaletten ve merhametten ayrılmamalıyız.<br />
<br />
Gece karanlığında yıldızların ışığı nasıl fark ediliyorsa, zor zamanlarda da iyiliğin değeri daha açık görülebilir. Kur’an’da Târık Suresi’nde şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ ۝ وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ ۝ النَّجْمُ الثَّاقِبُ ۝ إِن كُلُّ نَفْسٍ لَّمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Ves semâi vet târık. Ve mâ edrâke met târık. En-necmus-sâkıb. İn kullu nefsin lemmâ aleyhâ hâfız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Göğe ve Târık’a andolsun. Târık’ın ne olduğunu sen ne bileceksin? O, karanlığı delen yıldızdır. Her nefis üzerinde mutlaka bir gözetleyici vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Târık Suresi, 1-4. ayetler)</span></span><br />
<br />
Benim tefekkürümde, karanlığı delen yıldız tasviri insanın karanlıkta yolunu bulmasına yardımcı olan hakikati de düşündürür. İnsan, kendi nefsinin karanlık taraflarını tanımaya ve onları iyilikle aşmaya çalışmalıdır. Ayetin açıkça bildirdiği husus, her nefsin üzerinde bir gözetleyicinin bulunmasıdır. Bunun ötesindeki sembolik yorumlar ise benim kişisel tefekkürüm olarak anlaşılmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amellerimiz, Rahmet ve Manevî Gölge</span></span><br />
<br />
Daha önceki sohbetlerimizde yağmur, kar, sıcak ve soğuk gibi tabiat olayları üzerinde de durmuş; bunları insanın hayatındaki hâllerle ve amelleriyle ilişkilendirerek tefekkür etmiştik. Burada anlatmak istediğim, her yağmurun veya her sıcaklığın belirli bir insanın ameline doğrudan karşılık geldiğini kesin bir hüküm olarak ileri sürmek değil; tabiatın nimetleri üzerinden şükür, sorumluluk ve rahmet kavramlarını düşünmektir.<br />
<br />
İnsan bazen yaptığı amellerle kendi hayatını da çevresinin hayatını da güzelleştirir. Merhamet, adalet, paylaşmak ve insanlara yardım etmek toplumda huzura vesile olur. Zulüm, haksızlık ve bencillik ise insanların hayatını zorlaştırır. Bu bakımdan, amellerimizin hem kendimiz hem de çevremiz üzerindeki tesirini düşünmeliyiz.<br />
<br />
Kıyamet gününde Allah’ın rahmetine mazhar olacak kimseleri anlatan hadis de bu açıdan üzerinde düşünülmeye değerdir. Hatırlayalım:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teâlâ yedi sınıf insanı Arş’ının gölgesinde gölgelendirecektir:<br />
<br />
1. Adaletli devlet başkanı.<br />
2. Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde yetişen genç.<br />
3. Kalbi mescitlere bağlı olan Müslüman.<br />
4. Birbirlerini Allah için seven, buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan.<br />
5. Allah korkusuyla haramdan uzak duran kişi.<br />
6. Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse.<br />
7. Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif)</span></span><br />
<br />
Bu yedi sınıfın ortak yönlerine dikkat edelim: Adalet, kulluk, temiz bir hayat, Allah için sevgi, haramdan sakınma, gizli iyilik ve samimi bir kalp… Bunların her biri insanın hem kendisiyle hem de diğer insanlarla olan ilişkisini güzelleştiren hasletlerdir.<br />
<br />
Bir de borçluya mühlet veren veya alacağının bir kısmını bağışlayan kimse vardır. Bu davranış da merhametin ve kolaylık göstermenin güzel örneklerindendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Kim darda kalan borçluya zaman tanır veya alacağının tamamını ya da bir kısmını bağışlarsa Allah onu kıyamet gününde, başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde Arş’ının gölgesinde gölgelendirir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Müslim, Zühd 74; Tirmizî, Büyû‘ 67; İbn Mâce, Sadakât 14.)</span></span><br />
<br />
Demek ki insan, yalnızca kendi ibadetlerini yerine getirmekle yetinmemeli; başkasının sıkıntısını da görmeli, imkânı varsa ona yardımcı olmalıdır. Bazen bir borçluya zaman tanımak, bazen bir ihtiyaç sahibine yemek vermek, bazen de kimsenin görmediği bir yerde iyilik yapmak insanın hayatında büyük bir anlam taşır.<br />
<br />
Hadiste anlatılan gölgeyi, Allah’ın rahmetini ve korumasını hatırlatan bir müjde olarak düşünebiliriz. Buradaki mesaj, insanın iyiliklerini gösteriş için değil, samimiyetle yapmasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cennet Umudu ve İmtihan Hayatı</span></span><br />
<br />
Cennet ümidi, pek çok insanın hayatı boyunca ibadet etmesine, namaz kılmasına ve Ramazan ayında oruç tutmasına vesile olur. Elbette ibadet yalnızca bir karşılık elde etme düşüncesine indirgenemez. Mümin, Allah’a kulluk eder; O’nun rızasını arar, rahmetini umar ve sevgisine layık bir hayat yaşamaya çalışır.<br />
<br />
Peki, cenneti bu dünyada gözümüzle görüp tanıdık mı? Ahiret hayatının bütün ayrıntılarını biliyor muyuz? Hayır. Bizler ahiret hakkında Allah’ın bildirdiklerini ve Peygamber Efendimiz’in öğrettiklerini esas alırız. Buna rağmen imanımızı, ibadetimizi ve iyiliklerimizi sürdürürüz. Çünkü umut, insanı hayra yönelten önemli bir güçtür.<br />
<br />
Umut tükenirse insanın gayreti de zayıflayabilir. Bu sebeple Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeli, yaşadığımız günlerin kıymetini bilmeliyiz. İnsanların birbirleriyle konuşabilmesi, birbirlerine yardımcı olabilmesi ve hakikati arayabilmesi bile başlı başına bir nimettir.<br />
<br />
Ecelin ne zaman geleceğini bilmiyoruz. Ne kendimize gereğinden fazla güvenmeli ne de ölüm korkusuyla hayatı yaşanmaz hâle getirmeliyiz. Yapmamız gereken, içinde bulunduğumuz günü iyi değerlendirmek ve önümüze çıkan imtihanlarda doğru kararlar vermeye gayret etmektir.<br />
<br />
İmtihanın mahiyeti de budur: İnsan her sorunun cevabını bilmeyebilir. Bildiği kadarıyla araştırır, düşünür ve doğruya ulaşmaya çalışır. Fakat kendi kanaatini mutlak hakikat zannetmemeli; bilmediği yerde öğrenmeye, yanıldığında da hatasını düzeltmeye açık olmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ahiret, İbadet ve Doğruyu Aramak</span></span><br />
<br />
Ahiret neresidir? Kıyamet ne zaman kopacaktır? Cennet nasıldır? Neden namaz kılar, neden oruç tutarız? İnsan neden örtünür, neden bazı davranışlardan sakınır? Bunlar üzerinde düşünülmesi gereken sorulardır.<br />
<br />
Bizler bu soruların cevaplarını ararken kendi anlayışımızı oluştururuz. Fakat değerlendirmeyi yapanın Allah olduğunu unutmamalıyız. İnsan, kendi kanaatini savunabilir; yine de başka insanların niyetleri ve Allah katındaki durumları hakkında kesin hüküm vermekte dikkatli olmalıdır.<br />
<br />
Peygamberler ve ilahî kitaplar, insanın hakikati arayışında temel rehberlerdir. İnsan aklını, bilgisini ve tecrübesini kullanarak öğrendiklerini anlamaya çalışır. Her insanın kavrayışı, bilgisi ve kabiliyeti aynı değildir. Kimi bir konuyu çabuk anlar, kimi daha fazla zamana ihtiyaç duyar. Bu farklılıklar, birbirimizi küçümsemek için değil, birbirimize destek olmak için bir vesile olmalıdır.<br />
<br />
Bir imtihanda herkes aynı başarıyı gösteremeyebilir. Önemli olan, insanın elinden gelen gayreti ortaya koyması ve her geçen gün kendisini geliştirmesidir. Hedefi yüksek tutmak güzeldir; ancak başkasının başarısını kıskanmak veya kendisini başkalarından üstün görmek doğru değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyi ve Kötü Kavramları Üzerinde Düşünmek</span></span><br />
<br />
Herkesin bir tercihi, bir alışkanlığı ve bir beğenisi vardır. Ekşi seven bir insana ekşi bir meyve lezzetli gelirken, tatlı seven bir başkası aynı meyveyi beğenmeyebilir. İnsanların zevkleri değişebilir. Fakat ahlakî meselelerde yalnızca kişisel beğenilerimize bakarak karar veremeyiz. Bir davranışın gerçekten iyi olup olmadığını değerlendirirken adaleti, merhameti, dürüstlüğü ve başkasına verdiği zararı da düşünmeliyiz.<br />
<br />
İyi ve kötü üzerine düşünürken kendi nefsimizi de hesaba katmalıyız. Bazen iyi olduğunu düşündüğümüz bir davranış, başka birine zarar verebilir. Bazen de yanlış yaptığımızı fark etmediğimiz için kendimizi haklı zannederiz. Bu nedenle insan, hem niyetini hem de davranışının sonucunu sorgulamalıdır.<br />
<br />
Mevsimleri düşünelim. Yazın sıcak günlerinde tatlı meyveler hoşumuza gider; sonbahar ve kış geldiğinde ise portakal ve limon gibi meyveleri ararız. Bir mevsimde özlediğimiz şey, başka bir mevsimde aynı derecede cazip gelmeyebilir. Hayatın değişen şartları bize ölçülü olmayı ve nimetlerin kıymetini bilmeyi öğretir.<br />
<br />
Fakat buradan iyilikle kötülüğün aynı şey olduğu sonucu çıkmaz. İnsanın tercihleri farklı olabilir; yine de haksızlık, zulüm ve zarar veren davranışlar karşısında sorumluluğumuz vardır. Bir başkasının tercihine saygı duymak, her davranışı doğru kabul etmek demek değildir. Eleştirimizi de itirazımızı da hakaret etmeden, adaletten ayrılmadan dile getirmeliyiz.<br />
<br />
İnsanın asıl mücadelesi, yalnızca başkalarının yanlışlarını görmek değil, kendi nefsini de tanımaktır. Nefsimizde bencillik, öfke ve kötülüğe yönelme ihtimali bulunabilir. Bu ihtimali kabul etmek, kendimizi geliştirmemizin ilk adımlarından biridir.<br />
<br />
Bu yüzden bir topluluğu veya insanı bütünüyle kötü ilan edip ortadan kaldırmayı çözüm olarak görmemeliyiz. Tarih bize, büyük felaketlerin çoğu zaman insanın kendisini mutlak haklı görmesi ve başkalarını insanlık dışı saymasıyla büyüdüğünü gösterir. İnanç, düşünce veya kimlik farklılıkları sebebiyle insanlara zulmetmek, iyiliğin savunusu olamaz.<br />
<br />
İnsan iyiliği öğrenebilir, yanlışından dönebilir ve hayatını değiştirebilir. Bir hayvana su vermek, bir ihtiyaç sahibini doyurmak, hastaya yardım etmek, üzülen bir insanı teselli etmek; bunların her biri merhameti yaşayarak öğrenmenin yollarıdır. İyilik yalnızca sözle değil, davranışla da ortaya konur.<br />
<br />
Bir insanı giydirdiğinizde, açlığını giderdiğinizde veya hastalığında ona yardımcı olduğunuzda, onun yükünü hafifletmiş olursunuz. Böyle davranışların insanda meydana getirdiği huzur, iyiliğin kıymetini anlamamıza yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyiliği Gerçekten Tanıyor muyuz?</span></span><br />
<br />
Kurban ibadeti de üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken konulardandır. İslam’da kurban, belirli şartları ve usulleri bulunan bir ibadettir. Bununla birlikte, ibadetin manasını düşünürken merhameti ve canlılara karşı sorumluluğumuzu unutmamalıyız. İbadet, insanı katılaştırmamalı; Allah’a kulluk bilinciyle birlikte şefkat ve sorumluluk duygusunu da güçlendirmelidir.<br />
<br />
Benim burada üzerinde durduğum soru şudur: İyilik yalnızca belirli ibadetleri yerine getirmekten mi ibarettir, yoksa insanlara ve canlılara karşı merhametli davranmayı da kapsar mı? Elbette iyilik çok daha geniş bir alana yayılır. İbadetlerimizle birlikte ahlakımızı da güzelleştirmeye çalışmalıyız.<br />
<br />
Daha önce Hızırlık Makamı üzerine yaptığımız tefekkürlerde, suya düşmüş bir karıncayı kurtarmak gibi küçük görünen bir davranışın bile merhamet duygusunu nasıl besleyebileceğini konuşmuştuk. Küçük bir canlıya yardım etmekle büyük bir hayvanın bakımını üstlenmek arasında, merhamet ve sorumluluk bakımından ortak bir yön vardır.<br />
<br />
Öyleyse kendimize şu soruyu soralım: İyilik nedir? İyiliği yalnızca kendi düşüncemize uygun olan davranışlarla mı sınırlıyoruz, yoksa adaletli, merhametli ve sorumlu bir insan olmaya da gayret ediyor muyuz?<br />
<br />
Bu soruların üzerinde bir sonraki haftaya kadar tefekkür edelim.<br />
<br />
bu düzenldigin bölüm yukarki vaazda son bölüm eklencek sadece <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siyah ve Beyazın, İyi ve Kötünün Mukayesesi</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kar©glan’ın 12 Mart 2018 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ رُسُلًا إِلَى قَوْمِهِمْ فَجَاؤُوهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَانتَقَمْنَا مِنَ الَّذِينَ أَجْرَمُوا وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Ve lekad erselnâ min kablike rusulen ilâ kavmihim fe câûhum bil beyyinâti fentekamnâ minellezîne ecramû, ve kâne hakkan aleynâ nasrul mu’minîn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Andolsun, senden önce de peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Onlar kavimlerine apaçık deliller getirdiler. Biz de suç işleyenlerden karşılıklarını verdik. Müminlere yardım etmek ise üzerimize bir haktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Rûm Suresi, 47. ayet)</span></span><br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teâlâ yedi sınıf insanı Arş’ının gölgesinde gölgelendirecektir:<br />
<br />
1. Adaletli devlet başkanı.<br />
2. Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde yetişen genç.<br />
3. Kalbi mescitlere bağlı olan Müslüman.<br />
4. Birbirlerini Allah için seven, buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan.<br />
5. Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine, ‘Ben Allah’tan korkarım.’ diyerek karşılık vermeyen kişi.<br />
6. Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse.<br />
7. Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Buhârî, Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudûd 19; Müslim, Zekât 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesâî, Kudât 2.)</span></span><br />
<br />
Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza Başlıyoruz</span></span><br />
<br />
Beyazın içine siyah ne kadar güzel yakışır! Siyahın içine beyaz da bir o kadar güzel yakışır. Siyah bir takım elbisenin içinde beyaz bir gömlek, onunla uyumlu siyah bir kravat düşünün. Yahut beyaz bir takım elbisenin üzerine siyah bir kravat takın. Bazen de siyah gömleğin üzerine beyaz bir kravat yakışır.<br />
<br />
Gecenin karanlığında parlayan yıldızlar ne kadar güzeldir! Bulutsuz bir günde, insanın dinlenebileceği bir ağacın veya bulutun gölgesi de ne büyük nimettir.<br />
<br />
Bahar mevsimindeyiz ve 21 Haziran’a, yılın en uzun gündüzüne doğru ilerliyoruz. Yaz geldiğinde, özellikle sıcak bölgelerde tarlada çalışan çiftçi için bir ağacın gölgesi ne kadar kıymetlidir! Öğle vakti gelir; çiftçi ağacın altına oturur, hem dinlenir hem serinler hem de yemeğini yer.<br />
<br />
Peki, ya orada bir ağaç yoksa? Ya insanın sığınabileceği hiçbir gölge bulunmuyorsa? İşte o zaman küçücük bir gölgenin bile ne kadar büyük bir nimet olduğu anlaşılır.<br />
<br />
İnsan bazen elindeki nimetin kıymetini, onu kaybetme ihtimaliyle karşılaşınca daha iyi anlar. Sağlığın, huzurun, dostluğun, merhametin ve güvenin kıymeti de böyledir. Her nimet, gerektiğinde şükürle hatırlanması gereken bir emanettir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdest Alırken Başı Mesh Ederken Okunacak Dua</span></span><br />
<br />
Allahümme harrim şa’rî ve beşerî alen-nâr. Ve ezıllenî tahte zıllî arşike yevme lâ zılle illâ zıllü arşike.<br />
<br />
“Ey Rabbim! Saçımı ve bedenimi ateşten koru. Arş’ının gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde beni Arş’ının gölgesi altında gölgelendir.”<br />
<br />
Burada üzerinde düşünmemiz gereken bir mesele var: Bu gölge yalnızca dünya hayatında mı anlaşılmalıdır, yoksa ahiret hayatıyla mı ilgilidir? Ahiret hayatının hakikatini bütünüyle kavramamız mümkün olmasa da bu anlatım bize önemli bir hakikati hatırlatır: İnsan, Allah’ın rahmetine ve korumasına muhtaçtır.<br />
<br />
Dünyada kırk veya elli derece sıcaklığın yaşandığı bir bölgede, gölgesiz bir yerde kalan insanın küçük bir ağacın altına sığınmak istemesi ne kadar tabiidir! Bir bulutun gölgesi bile insana rahatlık verebilir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz’in hayatına dair rivayetlerde, kendisini gölgelendiren bir buluttan da söz edilir. Bu anlatımlar, geçmiş peygamberlerin kıssalarında geçen bulut tasvirleriyle birlikte değerlendirilmiştir.<br />
<br />
İsrâiloğulları’nın çölde yolculukları sırasında kendilerini güneşin yakıcı ışığından koruyan buluttan söz edilir. Hz. Muhammed’in çocukluk dönemine ilişkin Bahîrâ kıssasında da kafilenin üzerinde bulunduğu anlatılan bir bulut rivayeti vardır. Rivayete göre Bahîrâ, bu durumu görünce dikkat kesilmiş ve Hz. Muhammed’in geleceği hakkında bir kanaate varmıştır.<br />
<br />
Tevrat’ta da İsrailoğulları’nın yolculukları sırasında bulutun onlara eşlik etmesiyle ilgili anlatımlar bulunur. İncil’de ise Hz. İsa’nın yanında bulunan kişilerin üzerine parlak bir bulutun gölge düşürdüğünü bildiren bir anlatım yer alır.<br />
<br />
Kur’an’da da şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Onlar, ille de Allah’ın ve meleklerin bulutlardan gölgeler içinde kendilerine gelmesini mi bekliyorlar? Hâlbuki iş bitirilmiştir. Bütün işler yalnızca Allah’a döndürülür.”</span></span><br />
<br />
Bu farklı anlatımları değerlendirirken, her birinin kendi kaynağı ve bağlamı bulunduğunu unutmamak gerekir. Bizim burada üzerinde durduğumuz asıl mesele, gölge ve korunma düşüncesinin insana hatırlattığı manadır: İnsan, zor zamanlarda kendisini koruyacak bir sığınağa ihtiyaç duyar. Manevî bakımdan da insanın sığınacağı en büyük kapı, Allah’ın rahmetidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yerin ve Göklerin Değişeceği Gün</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَوْمَ تُبَدَّلُ الْأَرْضُ غَيْرَ الْأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُوا لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yevme tubeddelul ardu gayral ardı ves semâvâtu ve berazû lillâhil vâhıdil kahhâr.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür. İnsanlar, bir ve her şey üzerinde mutlak hâkim olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. İbrâhîm Suresi, 48. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ ۝ وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ ۝ وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ ۝ وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ ۝ وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ ۝ وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ ۝ وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ ۝ وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ ۝ بِأَيِّ ذَنبٍ قُتِلَتْ ۝ وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ ۝ وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
İzeş şemsu kuvvirat. Ve ize'n-nucûmu inkederat. Ve ize'l-cibâlu suyyirat. Ve ize'l-ışâru uttılet. Ve ize'l-vuhûşu huşirat. Ve ize'l-bihâru succirat. Ve ize'n-nufûsu zuvvicet. Ve ize'l-mev'ûdetu suilet. Bi eyyi zenbin kutilet. Ve ize's-suhufu nuşirat. Ve ize's-semâu kuşitat.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Güneş dürülüp ışığını kaybettiğinde; yıldızlar kararıp döküldüğünde; dağlar yürütüldüğünde; kıymetli mallar terk edildiğinde; vahşi hayvanlar bir araya getirildiğinde; denizler kaynatıldığında; nefisler bir araya getirildiğinde; diri diri gömülen kıza hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda; amel defterleri açıldığında ve gök sıyrılıp açıldığında…<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Tekvîr Suresi, 1-11. ayetler)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
كَيْفَ تَتَّقُونَ إِن كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا ۝ السَّمَاءُ مُنفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Fe keyfe tettekûne in kefertum yevmen yec’alul vildâne şîbâ. Es-semâu munfatırun bihî, kâne va’duhu mef’ûlâ.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eğer inkâr ederseniz, çocukları bile yaşlandıracak o günden kendinizi nasıl koruyacaksınız? O günün dehşetiyle gök yarılacaktır. Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Müzzemmil Suresi, 17-18. ayetler)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zıtlıklar, Denge ve İmtihan</span></span><br />
<br />
Elektrikli bir matkabı düşünelim. Matkabın motoru, yaptığı işe göre bir dirençle karşılaşır. Bir delik açarken, bir vidayı sıkarken veya bir malzemeyi karıştırırken belli bir yük altında çalışır. Eğer aletin çalışma düzeni bozulur ve motor kontrolsüz biçimde hızlanırsa alet zarar görebilir.<br />
<br />
Bu örnekten hareketle hayatımızdaki dengeyi düşünebiliriz. Gece ve gündüz, sıcak ve soğuk, tatlı ve acı gibi farklılıklar hayatın içinde yer alır. İnsan da karşılaştığı farklı durumlar sayesinde sabrı, şükrü, merhameti ve ölçülü davranmayı öğrenir.<br />
<br />
Ancak buradan, kötülüğün mutlaka gerekli olduğu veya kötülük yapan kişinin kötülüğünden dolayı övülmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalıdır. Buradaki benzetmenin amacı, zıtlıklar karşısında insanın kendi ölçüsünü koruması gerektiğini anlatmaktır. İyilik, kötülükle mücadele ederken kendisi kötülüğe dönüşmemelidir. Bir insan yanlış yaptığında ona karşı çıkabiliriz; fakat bunu yaparken adaletten ve merhametten ayrılmamalıyız.<br />
<br />
Gece karanlığında yıldızların ışığı nasıl fark ediliyorsa, zor zamanlarda da iyiliğin değeri daha açık görülebilir. Kur’an’da Târık Suresi’nde şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ ۝ وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ ۝ النَّجْمُ الثَّاقِبُ ۝ إِن كُلُّ نَفْسٍ لَّمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Ves semâi vet târık. Ve mâ edrâke met târık. En-necmus-sâkıb. İn kullu nefsin lemmâ aleyhâ hâfız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Göğe ve Târık’a andolsun. Târık’ın ne olduğunu sen ne bileceksin? O, karanlığı delen yıldızdır. Her nefis üzerinde mutlaka bir gözetleyici vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Târık Suresi, 1-4. ayetler)</span></span><br />
<br />
Benim tefekkürümde, karanlığı delen yıldız tasviri insanın karanlıkta yolunu bulmasına yardımcı olan hakikati de düşündürür. İnsan, kendi nefsinin karanlık taraflarını tanımaya ve onları iyilikle aşmaya çalışmalıdır. Ayetin açıkça bildirdiği husus, her nefsin üzerinde bir gözetleyicinin bulunmasıdır. Bunun ötesindeki sembolik yorumlar ise benim kişisel tefekkürüm olarak anlaşılmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amellerimiz, Rahmet ve Manevî Gölge</span></span><br />
<br />
Daha önceki sohbetlerimizde yağmur, kar, sıcak ve soğuk gibi tabiat olayları üzerinde de durmuş; bunları insanın hayatındaki hâllerle ve amelleriyle ilişkilendirerek tefekkür etmiştik. Burada anlatmak istediğim, her yağmurun veya her sıcaklığın belirli bir insanın ameline doğrudan karşılık geldiğini kesin bir hüküm olarak ileri sürmek değil; tabiatın nimetleri üzerinden şükür, sorumluluk ve rahmet kavramlarını düşünmektir.<br />
<br />
İnsan bazen yaptığı amellerle kendi hayatını da çevresinin hayatını da güzelleştirir. Merhamet, adalet, paylaşmak ve insanlara yardım etmek toplumda huzura vesile olur. Zulüm, haksızlık ve bencillik ise insanların hayatını zorlaştırır. Bu bakımdan, amellerimizin hem kendimiz hem de çevremiz üzerindeki tesirini düşünmeliyiz.<br />
<br />
Kıyamet gününde Allah’ın rahmetine mazhar olacak kimseleri anlatan hadis de bu açıdan üzerinde düşünülmeye değerdir. Hatırlayalım:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teâlâ yedi sınıf insanı Arş’ının gölgesinde gölgelendirecektir:<br />
<br />
1. Adaletli devlet başkanı.<br />
2. Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde yetişen genç.<br />
3. Kalbi mescitlere bağlı olan Müslüman.<br />
4. Birbirlerini Allah için seven, buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan.<br />
5. Allah korkusuyla haramdan uzak duran kişi.<br />
6. Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse.<br />
7. Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif)</span></span><br />
<br />
Bu yedi sınıfın ortak yönlerine dikkat edelim: Adalet, kulluk, temiz bir hayat, Allah için sevgi, haramdan sakınma, gizli iyilik ve samimi bir kalp… Bunların her biri insanın hem kendisiyle hem de diğer insanlarla olan ilişkisini güzelleştiren hasletlerdir.<br />
<br />
Bir de borçluya mühlet veren veya alacağının bir kısmını bağışlayan kimse vardır. Bu davranış da merhametin ve kolaylık göstermenin güzel örneklerindendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Kim darda kalan borçluya zaman tanır veya alacağının tamamını ya da bir kısmını bağışlarsa Allah onu kıyamet gününde, başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde Arş’ının gölgesinde gölgelendirir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Müslim, Zühd 74; Tirmizî, Büyû‘ 67; İbn Mâce, Sadakât 14.)</span></span><br />
<br />
Demek ki insan, yalnızca kendi ibadetlerini yerine getirmekle yetinmemeli; başkasının sıkıntısını da görmeli, imkânı varsa ona yardımcı olmalıdır. Bazen bir borçluya zaman tanımak, bazen bir ihtiyaç sahibine yemek vermek, bazen de kimsenin görmediği bir yerde iyilik yapmak insanın hayatında büyük bir anlam taşır.<br />
<br />
Hadiste anlatılan gölgeyi, Allah’ın rahmetini ve korumasını hatırlatan bir müjde olarak düşünebiliriz. Buradaki mesaj, insanın iyiliklerini gösteriş için değil, samimiyetle yapmasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cennet Umudu ve İmtihan Hayatı</span></span><br />
<br />
Cennet ümidi, pek çok insanın hayatı boyunca ibadet etmesine, namaz kılmasına ve Ramazan ayında oruç tutmasına vesile olur. Elbette ibadet yalnızca bir karşılık elde etme düşüncesine indirgenemez. Mümin, Allah’a kulluk eder; O’nun rızasını arar, rahmetini umar ve sevgisine layık bir hayat yaşamaya çalışır.<br />
<br />
Peki, cenneti bu dünyada gözümüzle görüp tanıdık mı? Ahiret hayatının bütün ayrıntılarını biliyor muyuz? Hayır. Bizler ahiret hakkında Allah’ın bildirdiklerini ve Peygamber Efendimiz’in öğrettiklerini esas alırız. Buna rağmen imanımızı, ibadetimizi ve iyiliklerimizi sürdürürüz. Çünkü umut, insanı hayra yönelten önemli bir güçtür.<br />
<br />
Umut tükenirse insanın gayreti de zayıflayabilir. Bu sebeple Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeli, yaşadığımız günlerin kıymetini bilmeliyiz. İnsanların birbirleriyle konuşabilmesi, birbirlerine yardımcı olabilmesi ve hakikati arayabilmesi bile başlı başına bir nimettir.<br />
<br />
Ecelin ne zaman geleceğini bilmiyoruz. Ne kendimize gereğinden fazla güvenmeli ne de ölüm korkusuyla hayatı yaşanmaz hâle getirmeliyiz. Yapmamız gereken, içinde bulunduğumuz günü iyi değerlendirmek ve önümüze çıkan imtihanlarda doğru kararlar vermeye gayret etmektir.<br />
<br />
İmtihanın mahiyeti de budur: İnsan her sorunun cevabını bilmeyebilir. Bildiği kadarıyla araştırır, düşünür ve doğruya ulaşmaya çalışır. Fakat kendi kanaatini mutlak hakikat zannetmemeli; bilmediği yerde öğrenmeye, yanıldığında da hatasını düzeltmeye açık olmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ahiret, İbadet ve Doğruyu Aramak</span></span><br />
<br />
Ahiret neresidir? Kıyamet ne zaman kopacaktır? Cennet nasıldır? Neden namaz kılar, neden oruç tutarız? İnsan neden örtünür, neden bazı davranışlardan sakınır? Bunlar üzerinde düşünülmesi gereken sorulardır.<br />
<br />
Bizler bu soruların cevaplarını ararken kendi anlayışımızı oluştururuz. Fakat değerlendirmeyi yapanın Allah olduğunu unutmamalıyız. İnsan, kendi kanaatini savunabilir; yine de başka insanların niyetleri ve Allah katındaki durumları hakkında kesin hüküm vermekte dikkatli olmalıdır.<br />
<br />
Peygamberler ve ilahî kitaplar, insanın hakikati arayışında temel rehberlerdir. İnsan aklını, bilgisini ve tecrübesini kullanarak öğrendiklerini anlamaya çalışır. Her insanın kavrayışı, bilgisi ve kabiliyeti aynı değildir. Kimi bir konuyu çabuk anlar, kimi daha fazla zamana ihtiyaç duyar. Bu farklılıklar, birbirimizi küçümsemek için değil, birbirimize destek olmak için bir vesile olmalıdır.<br />
<br />
Bir imtihanda herkes aynı başarıyı gösteremeyebilir. Önemli olan, insanın elinden gelen gayreti ortaya koyması ve her geçen gün kendisini geliştirmesidir. Hedefi yüksek tutmak güzeldir; ancak başkasının başarısını kıskanmak veya kendisini başkalarından üstün görmek doğru değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyi ve Kötü Kavramları Üzerinde Düşünmek</span></span><br />
<br />
Herkesin bir tercihi, bir alışkanlığı ve bir beğenisi vardır. Ekşi seven bir insana ekşi bir meyve lezzetli gelirken, tatlı seven bir başkası aynı meyveyi beğenmeyebilir. İnsanların zevkleri değişebilir. Fakat ahlakî meselelerde yalnızca kişisel beğenilerimize bakarak karar veremeyiz. Bir davranışın gerçekten iyi olup olmadığını değerlendirirken adaleti, merhameti, dürüstlüğü ve başkasına verdiği zararı da düşünmeliyiz.<br />
<br />
İyi ve kötü üzerine düşünürken kendi nefsimizi de hesaba katmalıyız. Bazen iyi olduğunu düşündüğümüz bir davranış, başka birine zarar verebilir. Bazen de yanlış yaptığımızı fark etmediğimiz için kendimizi haklı zannederiz. Bu nedenle insan, hem niyetini hem de davranışının sonucunu sorgulamalıdır.<br />
<br />
Mevsimleri düşünelim. Yazın sıcak günlerinde tatlı meyveler hoşumuza gider; sonbahar ve kış geldiğinde ise portakal ve limon gibi meyveleri ararız. Bir mevsimde özlediğimiz şey, başka bir mevsimde aynı derecede cazip gelmeyebilir. Hayatın değişen şartları bize ölçülü olmayı ve nimetlerin kıymetini bilmeyi öğretir.<br />
<br />
Fakat buradan iyilikle kötülüğün aynı şey olduğu sonucu çıkmaz. İnsanın tercihleri farklı olabilir; yine de haksızlık, zulüm ve zarar veren davranışlar karşısında sorumluluğumuz vardır. Bir başkasının tercihine saygı duymak, her davranışı doğru kabul etmek demek değildir. Eleştirimizi de itirazımızı da hakaret etmeden, adaletten ayrılmadan dile getirmeliyiz.<br />
<br />
İnsanın asıl mücadelesi, yalnızca başkalarının yanlışlarını görmek değil, kendi nefsini de tanımaktır. Nefsimizde bencillik, öfke ve kötülüğe yönelme ihtimali bulunabilir. Bu ihtimali kabul etmek, kendimizi geliştirmemizin ilk adımlarından biridir.<br />
<br />
Bu yüzden bir topluluğu veya insanı bütünüyle kötü ilan edip ortadan kaldırmayı çözüm olarak görmemeliyiz. Tarih bize, büyük felaketlerin çoğu zaman insanın kendisini mutlak haklı görmesi ve başkalarını insanlık dışı saymasıyla büyüdüğünü gösterir. İnanç, düşünce veya kimlik farklılıkları sebebiyle insanlara zulmetmek, iyiliğin savunusu olamaz.<br />
<br />
İnsan iyiliği öğrenebilir, yanlışından dönebilir ve hayatını değiştirebilir. Bir hayvana su vermek, bir ihtiyaç sahibini doyurmak, hastaya yardım etmek, üzülen bir insanı teselli etmek; bunların her biri merhameti yaşayarak öğrenmenin yollarıdır. İyilik yalnızca sözle değil, davranışla da ortaya konur.<br />
<br />
Bir insanı giydirdiğinizde, açlığını giderdiğinizde veya hastalığında ona yardımcı olduğunuzda, onun yükünü hafifletmiş olursunuz. Böyle davranışların insanda meydana getirdiği huzur, iyiliğin kıymetini anlamamıza yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyiliği Gerçekten Tanıyor muyuz?</span></span><br />
<br />
Kurban ibadeti de üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken konulardandır. İslam’da kurban, belirli şartları ve usulleri bulunan bir ibadettir. Bununla birlikte, ibadetin manasını düşünürken merhameti ve canlılara karşı sorumluluğumuzu unutmamalıyız. İbadet, insanı katılaştırmamalı; Allah’a kulluk bilinciyle birlikte şefkat ve sorumluluk duygusunu da güçlendirmelidir.<br />
<br />
Benim burada üzerinde durduğum soru şudur: İyilik yalnızca belirli ibadetleri yerine getirmekten mi ibarettir, yoksa insanlara ve canlılara karşı merhametli davranmayı da kapsar mı? Elbette iyilik çok daha geniş bir alana yayılır. İbadetlerimizle birlikte ahlakımızı da güzelleştirmeye çalışmalıyız.<br />
<br />
Daha önce Hızırlık Makamı üzerine yaptığımız tefekkürlerde, suya düşmüş bir karıncayı kurtarmak gibi küçük görünen bir davranışın bile merhamet duygusunu nasıl besleyebileceğini konuşmuştuk. Küçük bir canlıya yardım etmekle büyük bir hayvanın bakımını üstlenmek arasında, merhamet ve sorumluluk bakımından ortak bir yön vardır.<br />
<br />
Öyleyse kendimize şu soruyu soralım: İyilik nedir? İyiliği yalnızca kendi düşüncemize uygun olan davranışlarla mı sınırlıyoruz, yoksa adaletli, merhametli ve sorumlu bir insan olmaya da gayret ediyor muyuz?<br />
<br />
Bu soruların üzerinde bir sonraki haftaya kadar tefekkür edelim.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyilik, Amel ve İnsanlığın Sorumluluğu</span></span><br />
<br />
İnsan yaptığı amellerle hem kendi hayatını hem de çevresindeki insanların hayatını etkiler. İyilik, bazen bir insanın sıkıntısını gidermek, bazen bir canlıya su vermek, bazen de borçlu bir kimseye mühlet tanımaktır. Kötülük ise bazen haksızlık etmek, bazen bir başkasının hakkını çiğnemek, bazen de insanın kendi nefsine yenilerek merhametten uzaklaşmasıdır.<br />
<br />
İşte kıyamet gününde Allah’ın rahmetine mazhar olacak kimseleri anlatan hadislerde de bu güzel davranışlar üzerinde durulmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teâlâ yedi sınıf insanı Arş’ının gölgesinde gölgelendirecektir:<br />
<br />
1. Adaletli yönetici.<br />
2. Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde yetişen genç.<br />
3. Kalbi mescitlere bağlı olan Müslüman.<br />
4. Birbirlerini Allah için seven, buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan.<br />
5. Allah korkusuyla haramdan uzak duran kimse.<br />
6. Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kişi.<br />
7. Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kimse.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif)</span></span><br />
<br />
Bunlara ilave olarak, borçluya kolaylık gösteren, ona zaman tanıyan veya alacağının bir kısmından vazgeçen kimselerin faziletini anlatan hadisler de bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Kim darda kalan borçluya mühlet verir veya alacağının tamamını ya da bir kısmını bağışlarsa Allah onu kıyamet gününde Arş’ının gölgesinde gölgelendirir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Müslim, Zühd 74; Tirmizî, Büyû‘ 67; İbn Mâce, Sadakât 14.)</span></span><br />
<br />
Demek ki insanın iyiliği yalnızca kendi ibadetleriyle sınırlı değildir. Başka bir insanın yükünü hafifletmek, ihtiyaç sahibine yardım etmek, borçluya anlayış göstermek ve kimse görmese bile iyilik yapmak da güzel ahlakın önemli örneklerindendir.<br />
<br />
İnsan, Allah’ın rahmetini umarken kendi davranışlarını da gözden geçirmelidir. Başkasına karşı merhametli olmayı öğrenmeli, kendisine verilen nimetleri paylaşmalı ve elinden geldiğince insanlara faydalı olmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cennet Umudu ve İmtihan Hayatı</span></span><br />
<br />
Cennet ümidi, pek çok insanı ibadete yönelten önemli bir sebeptir. İnsan bir ömür namaz kılar, Ramazan ayında oruç tutar, ihtiyaç sahiplerine yardım eder ve güzel ahlak sahibi olmaya çalışır. Fakat kulluk yalnızca bir karşılık elde etmekten ibaret değildir. Mümin, Allah’ın rızasını arar, O’nun rahmetini umar ve kendisine verilen ömrü hayırlı işlerle değerlendirmeye gayret eder.<br />
<br />
Peki, cenneti bu dünyada gözümüzle gördük mü? Ahiret hayatının bütün ayrıntılarını biliyor muyuz? Hayır. Bizler ahiret hakkında Allah’ın bildirdiklerini ve Peygamber Efendimiz’in öğrettiklerini esas alırız. Görmediğimiz bir âleme iman etmek, müminin inancının bir parçasıdır.<br />
<br />
İşte umut da burada önem kazanır. İnsan umudunu kaybettiğinde gayreti zayıflayabilir. Fakat Allah’ın rahmetinden ümidini kesmeyen insan, yanlışlarından dönmek ve hayatını güzelleştirmek için yeniden çaba gösterir.<br />
<br />
Bugün iki kelime konuşabilmek, bir başkasına derdimizi anlatabilmek, bir insanın yardımına koşabilmek bile bir nimettir. İnsan bazen sahip olduklarının kıymetini ancak onları kaybetme ihtimaliyle karşılaşınca anlar. Bu yüzden elimizdeki imkânları küçümsememeli, yaşadığımız günleri değerlendirmeliyiz.<br />
<br />
Ecelin ne zaman geleceğini bilmiyoruz. Ne kendimize gereğinden fazla güvenmeli ne de ölüm korkusuyla hayatı yaşanmaz hâle getirmeliyiz. Yapmamız gereken, her günü sorumluluk bilinciyle yaşamak ve karşımıza çıkan imtihanlarda doğru kararlar vermeye çalışmaktır.<br />
<br />
İmtihanda her sorunun cevabını bilmeyebiliriz. İnsan bildiğini düşündüğü konularda bile yanılabilir. Önemli olan, hakikati aramak, öğrendiklerini değerlendirmek ve yanıldığında hatasını düzeltebilmektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ahiret, İbadet ve Doğruyu Aramak</span></span><br />
<br />
Ahiret neresidir? Kıyamet ne zaman kopacaktır? Cennet nasıldır? Neden namaz kılar, neden oruç tutarız? İnsan neden örtünür ve neden bazı davranışlardan sakınır?<br />
<br />
Bunların her biri üzerinde düşünülmesi gereken sorulardır. İnsan, bu soruların cevaplarını ararken aklını, vicdanını ve dinî kaynakları birlikte değerlendirmelidir. Kendi kanaatini mutlak hakikat zannetmemeli; bilmediği konularda öğrenmeye açık olmalıdır.<br />
<br />
Peygamberler ve ilahî kitaplar, dinî hakikati arayan insanlar için temel rehberlerdir. İnsan da kendisine verilen akıl ve iradeyle öğrendiklerini anlamaya çalışır. Herkesin kavrayışı, bilgisi ve kabiliyeti aynı değildir. Kimi bir konuyu çabuk anlar, kimi daha fazla zamana ihtiyaç duyar. Bu farklılıklar, birbirimizi küçümsemek için değil, birbirimize destek olmak için bir vesile olmalıdır.<br />
<br />
Bir imtihanda herkes aynı başarıyı gösteremeyebilir. Önemli olan, insanın elinden gelen gayreti ortaya koyması ve her geçen gün kendisini geliştirmesidir. Hedefi yüksek tutmak güzeldir; fakat başkasının başarısını kıskanmak veya kendisini başkalarından üstün görmek doğru değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyi ve Kötü Kavramları Üzerinde Düşünmek</span></span><br />
<br />
Herkesin bir tercihi, bir alışkanlığı ve bir beğenisi vardır. Ekşi seven bir insana ekşi bir meyve lezzetli gelirken, tatlı seven bir başkası aynı meyveyi beğenmeyebilir. İnsanların zevkleri değişebilir. Fakat ahlakî meselelerde yalnızca kişisel beğenilerimize bakarak karar veremeyiz.<br />
<br />
Bir davranışın gerçekten iyi olup olmadığını değerlendirirken adaleti, merhameti, dürüstlüğü ve başkasına verdiği zararı da düşünmeliyiz.<br />
<br />
Mevsimleri düşünelim. Yazın sıcak günlerinde tatlı meyveler hoşumuza gider; sonbahar ve kış geldiğinde ise portakal ve limon gibi meyveleri ararız. Bir mevsimde özlediğimiz şey, başka bir mevsimde aynı derecede cazip gelmeyebilir. Hayatın değişen şartları bize ölçülü olmayı ve nimetlerin kıymetini bilmeyi öğretir.<br />
<br />
Ancak buradan iyilikle kötülüğün aynı şey olduğu sonucu çıkmaz. İnsanların tercihleri farklı olabilir; yine de haksızlık, zulüm ve başkasına zarar veren davranışlar karşısında sorumluluğumuz vardır.<br />
<br />
Bir başkasının tercihine saygı duymak, her davranışı doğru kabul etmek demek değildir. Eleştirimizi de itirazımızı da hakaret etmeden, adaletten ayrılmadan dile getirmeliyiz.<br />
<br />
İnsanın asıl mücadelesi, yalnızca başkalarının yanlışlarını görmek değil, kendi nefsini de tanımaktır. Nefsimizde bencillik, öfke ve kötülüğe yönelme ihtimali bulunabilir. Bu ihtimali kabul etmek, kendimizi geliştirmemizin ilk adımlarından biridir.<br />
<br />
Bu yüzden bir topluluğu veya insanı bütünüyle kötü ilan edip ortadan kaldırmayı çözüm olarak görmemeliyiz. İnanç, düşünce veya kimlik farklılıkları sebebiyle insanlara zulmetmek, iyiliğin savunusu olamaz.<br />
<br />
İnsan iyiliği öğrenebilir, yanlışından dönebilir ve hayatını değiştirebilir. Bir hayvana su vermek, bir ihtiyaç sahibini doyurmak, hastaya yardım etmek veya üzülen bir insanı teselli etmek; bunların her biri merhameti yaşayarak öğrenmenin yollarıdır.<br />
<br />
Bir insanı giydirdiğinizde, açlığını giderdiğinizde veya hastalığında ona yardımcı olduğunuzda onun yükünü hafifletmiş olursunuz. Böyle davranışların insanda meydana getirdiği huzur, iyiliğin kıymetini anlamamıza yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyiliği Gerçekten Tanıyor muyuz?</span></span><br />
<br />
Kurban ibadeti de üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken konulardandır. İslam’da kurban, belirli şartları ve usulleri bulunan bir ibadettir. Bununla birlikte ibadetin manasını düşünürken merhameti ve canlılara karşı sorumluluğumuzu unutmamalıyız. İbadet, insanı katılaştırmamalı; Allah’a kulluk bilinciyle birlikte şefkat ve sorumluluk duygusunu da güçlendirmelidir.<br />
<br />
Benim burada üzerinde durduğum soru şudur: İyilik yalnızca belirli ibadetleri yerine getirmekten mi ibarettir, yoksa insanlara ve canlılara karşı merhametli davranmayı da kapsar mı?<br />
<br />
Elbette iyilik çok daha geniş bir alana yayılır. İbadetlerimizle birlikte ahlakımızı da güzelleştirmeye çalışmalıyız.<br />
<br />
Daha önce Hızırlık Makamı üzerine yaptığımız tefekkürlerde, suya düşmüş bir karıncayı kurtarmak gibi küçük görünen bir davranışın bile merhamet duygusunu nasıl besleyebileceğini konuşmuştuk. Küçük bir canlıya yardım etmekle büyük bir hayvanın bakımını üstlenmek arasında, merhamet ve sorumluluk bakımından ortak bir yön vardır.<br />
<br />
Öyleyse kendimize şu soruyu soralım: İyilik nedir? İyiliği yalnızca kendi düşüncemize uygun olan davranışlarla mı sınırlıyoruz, yoksa adaletli, merhametli ve sorumlu bir insan olmaya da gayret ediyor muyuz?<br />
<br />
Bu soruların üzerinde bir sonraki haftaya kadar tefekkür edelim.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyanın Ömrü ve Kıyamet Üzerine Tefekkür</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz’in dünyanın ömrü ve insanlığın son dönemiyle ilgili olduğu söylenen bazı rivayetleri de halk arasında nakledilmektedir. Ancak bu rivayetlerin sıhhati, anlamı ve nasıl anlaşılması gerektiği dikkatle araştırılmalıdır. Bir rivayetten hareketle kıyametin kesin tarihini hesaplamak veya belirli bir kişinin görev süresini kesin olarak ilan etmek doğru değildir.<br />
<br />
Kıyametin ne zaman kopacağını Allah bilir. İnsan için önemli olan, kıyametin tarihini hesaplamak değil, kendi ömrünü hayırla değerlendirmektir.<br />
<br />
Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yâ eyyühel insânu mâ ğarrake bi rabbikel kerîm.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Ey insan! Kerem sahibi Rabbine karşı seni aldatan nedir?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. İnfitâr Suresi, 6. ayet)</span></span><br />
<br />
İnsanın bu ayet üzerinde düşünmesi gerekir. Bazen sahip olduğu bilgiye, güce, servete veya makamına güvenerek sorumluluklarını unutur. Oysa insanın ömrü sınırlıdır ve sahip olduğu nimetlerin hesabını vermek durumunda olduğunu unutmamalıdır.<br />
<br />
Kıyametin zamanını bilmediğimiz gibi, kendi ölümümüzün ne zaman geleceğini de bilmiyoruz. Bu yüzden insanın yapması gereken, gelecekle ilgili kesin hükümler vermek yerine bugün yapabileceği iyilikleri yapmasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsanlığın Manevî Rehberliğe İhtiyacı</span></span><br />
<br />
İnsanlar zaman içinde bilgi edinir, yeni araçlar geliştirir ve hayatlarını kolaylaştıran teknolojiler üretirler. Fakat teknik bilginin artması, insanın ahlak bakımından da kendiliğinden olgunlaşacağı anlamına gelmez. Bilgiyle birlikte sorumluluk, vicdan ve merhamet de gelişmelidir.<br />
<br />
Bir televizyon veya buzdolabı satın aldığımızda, onu kullanmayı öğreniriz. Arızalandığında ise sorunu çözebilecek bir uzmana başvururuz. Bu örnek, insanın bilmediği konularda bilgiye ve rehberliğe ihtiyaç duymasını anlamamıza yardımcı olabilir.<br />
<br />
İnsan da hayatında karşılaştığı sorunları çözebilmek için ilme, tecrübeye ve hikmete ihtiyaç duyar. Dinî meselelerde ise Kur’an’ı, sahih sünneti ve güvenilir ilim ehlinin açıklamalarını esas almak gerekir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz’den sonra peygamberlik sona ermiştir. Bundan dolayı daha sonra ortaya çıkan dinî rehberlerin sözlerini değerlendirirken onları peygamberlerle aynı konumda görmemek gerekir. İnsanlar başkalarına yol gösterebilir, öğüt verebilir ve tecrübelerini paylaşabilirler; ancak her insanın sözü bilgi, ahlak ve dinî ölçüler ışığında değerlendirilmelidir.<br />
<br />
Benim kanaatimce, insanın manevi gelişimi için en önemli hususlardan biri, hem kendi nefsini tanıması hem de başkalarının haklarına riayet etmesidir. İlim ve irfan, insanı kibirli hâle getirmek yerine daha mütevazı, daha adaletli ve daha merhametli yapmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mescid-i Nebevî ve Ravza-i Mutahhara</span></span><br />
<br />
Medine’de bulunan Mescid-i Nebevî, İslam dünyasının en faziletli mescitlerinden biridir. Mescid-i Haram’dan sonra büyük bir manevi öneme sahiptir.<br />
<br />
Mescid-i Nebevî içinde Hz. Peygamber’in kabri ile minberi arasındaki bölgeye “Ravza-i Mutahhara” denilir. Bu adlandırma, Hz. Peygamber’in eviyle minberi arasının cennet bahçelerinden bir bahçe olduğunu bildiren hadise dayanır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Kabrim ile minberimin arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Buhârî, Fedâilü Salâti Mescidi Mekke, 5; Müslim, Hac, 92. Ayrıca Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde de rivayet edilmiştir.)</span></span><br />
<br />
Mescid-i Nebevî’nin faziletine ilişkin başka rivayetler de nakledilmiştir. Peygamber Efendimiz’in mescidinde namaz kılmanın faziletini bildiren hadisler, Müslümanların Medine’yi ziyaret etmeye ve orada ibadet etmeye önem vermelerinde etkili olmuştur.<br />
<br />
Hac veya umre için bölgeye giden insanlar, imkânları ve yol şartları elverdiğinde Medine’yi de ziyaret ederler. Bu ziyaret, Peygamber Efendimiz’e duyulan sevginin ve onun hayatını daha yakından tanıma arzusunun bir ifadesidir.<br />
<br />
Bununla birlikte, Medine ziyaretinin ibadet bakımından hükmüyle hac ibadetinin farzları birbirinden ayrılmalıdır. İnsan, dinî görevlerini doğru öğrenmeli ve ziyaretlerini bu bilinçle gerçekleştirmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kırk Vakit Namaz ve Güzel Alışkanlıklar</span></span><br />
<br />
Medine’de Mescid-i Nebevî’de namaz kılmaya gayret eden kimseler, bu ibadetin manevi huzurundan faydalanmayı umarlar. Sekiz gün boyunca beş vakit namazı cemaatle kılmak, toplam kırk vakte ulaşır.<br />
<br />
Bir davranışın tekrar edilmesi, onun alışkanlık hâline gelmesine yardımcı olabilir. İnsan namazını düzenli kılmaya devam ettikçe namaz hayatının bir parçası olur. Aynı şekilde güzel ahlakı tekrar tekrar uygulamak da insanın karakterinin olgunlaşmasına katkı sağlayabilir.<br />
<br />
Ancak her alışkanlık kendiliğinden güzel ahlaka dönüşmez. Önemli olan, davranışın doğru olması, samimiyetle sürdürülmesi ve insanın hayatına olumlu katkı sağlamasıdır.<br />
<br />
Kur’an’da namazlarını koruyan müminler şöyle anlatılır:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfızûn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Onlar namazlarını korurlar.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Mü’minûn Suresi, 9. ayet)</span></span><br />
<br />
Bir başka ayette de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
الَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Ellezîne hum alâ salâtihim dâimûn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Onlar namazlarına devam ederler.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Meâric Suresi, 23. ayet)</span></span><br />
<br />
Namazı korumak, yalnızca belirli bir mekânda namaz kılmakla sınırlı değildir. İnsan nerede olursa olsun ibadetini hatırlamalı, hayatını düzenlemeli ve kulluk sorumluluğunu sürdürmelidir.<br />
<br />
Mescid-i Nebevî’de kılınan namazın faziletine ilişkin hadisler de Müslümanları ibadete teşvik eder.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Benim mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç, diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Buhârî ve Müslim’de Mescid-i Nebevî’nin faziletine ilişkin rivayetler bulunmaktadır.)</span></span><br />
<br />
Müslümanlar hem bu faziletten yararlanmak hem de Peygamber Efendimiz’in hayatını hatırlamak için Mescid-i Nebevî’yi ziyaret etmeye önem verirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Küçük Bir İyilik Bile Kıymetlidir</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz, sadakanın azımsanmaması gerektiğini bildirmiştir. Bir insanın imkânı sınırlı olabilir; fakat küçük bir iyilik bile onun samimiyetini gösterebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Yarım hurma ile de olsa kendinizi ateşten koruyun. Bunu bulamayan kimse güzel bir sözle korunsun.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Buhârî, Zekât; Müslim, Zekât.)</span></span><br />
<br />
İnsan bazen büyük bir yardım yapamayabilir. Fakat güler yüz gösterebilir, güzel bir söz söyleyebilir, birinin derdini dinleyebilir veya bir ihtiyacını gidermek için elinden geleni yapabilir.<br />
<br />
İyilik yalnızca para vermek değildir. Kimi zaman bir insanın kalbini kırmamak, kimi zaman bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek, kimi zaman da öfkemizi kontrol etmek de önemli bir iyiliktir.<br />
<br />
Öyleyse imkânlarımızı küçümsemeyelim. Bir hurmanın yarısı kadar küçük görünen bir yardımın bile, samimiyetle yapıldığında büyük bir anlamı olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kişi Sevdiğiyle Beraberdir</span></span><br />
<br />
Enes b. Mâlik’ten nakledilen bir rivayete göre bir adam Peygamber Efendimiz’e kıyametin ne zaman kopacağını sordu. Peygamber Efendimiz ona kıyamet için ne hazırladığını sorduğunda adam, çok fazla namaz ve oruç hazırlayamadığını, ancak Allah’ı ve Resulü’nü sevdiğini söyledi.<br />
<br />
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kişi sevdiğiyle beraberdir.”</span></span><br />
<br />
Bu söz, sahabileri çok sevindirmiştir. Çünkü insan sevdiği kimselerle beraber olmayı arzu eder. Sevgi, insanın yönelişini ve davranışlarını etkiler. Bir insan iyileri seviyorsa onların güzel ahlakını örnek almaya çalışır; merhameti seviyorsa merhametli davranmaya gayret eder.<br />
<br />
Fakat sevgi yalnızca sözde kalmamalıdır. Peygamber Efendimiz’i sevdiğini söyleyen bir kimse, onun güzel ahlakını öğrenmeye ve hayatında uygulamaya çalışmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“El-mer’u mea men ehabbe.”<br />
<br />
“Kişi sevdiğiyle beraberdir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Buhârî, Edeb, 96; Müslim, Birr, 165. Ayrıca Ebû Dâvûd’da da benzer rivayetler bulunmaktadır.)</span></span><br />
<br />
Öyleyse kimi sevdiğimizi, kimi örnek aldığımızı ve sevgimizin bizi hangi davranışlara yönelttiğini düşünelim. Gerçek sevgi, insanı daha güzel ahlaklı olmaya teşvik etmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsanın Kendini Sorgulaması</span></span><br />
<br />
Kur’an’da insanın kendisini sorgulamasını gerektiren şu ayet yer alır:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yâ eyyühel insânu mâ ğarrake bi rabbikel kerîm.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Ey insan! Kerem sahibi Rabbine karşı seni aldatan nedir?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. İnfitâr Suresi, 6. ayet)</span></span><br />
<br />
İnsan kendisine verilen nimetleri düşünmeli ve bu nimetleri nasıl kullandığını sorgulamalıdır. Bilgimiz, gücümüz, malımız, sağlığımız ve zamanımız bize verilmiş imkânlardır. Bunları yalnızca kendimiz için mi kullanıyoruz, yoksa başkalarına da faydamız dokunuyor mu?<br />
<br />
İyilik, insanın niyetinde başladığı gibi davranışlarında da görünmelidir. Bir insan namaz kılarken aynı zamanda başkasının hakkını gözetmeye, dürüst olmaya ve merhamet göstermeye de gayret etmelidir.<br />
<br />
İnsanın yalnızca kendisini iyi zannetmesi yeterli değildir. Davranışlarının sonuçlarına bakmalı, haksızlık ettiğinde özür dilemeli ve mümkünse verdiği zararı telafi etmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Son Tefekkürümüz: İyilik Nedir?</span></span><br />
<br />
Bugün üzerinde durduğumuz siyah ve beyaz, gece ve gündüz, tatlı ve ekşi örnekleri bize hayatın farklı yönlerini düşünmeyi öğretiyor. Fakat asıl mesele, bu farklılıkları bahane ederek iyilikle kötülük arasındaki ayrımı ortadan kaldırmak değildir.<br />
<br />
İnsanların zevkleri ve kabiliyetleri farklı olabilir. Buna rağmen adalet, merhamet, dürüstlük ve başkasının hakkına saygı gibi değerler üzerinde düşünmek zorundayız.<br />
<br />
Bir karıncayı sudan kurtarmak, bir hayvana su vermek, bir fakiri doyurmak, hastayı ziyaret etmek, borçluya mühlet tanımak ve bir insanı incitmemek… Bunların her biri iyiliğin farklı bir yönünü hatırlatır.<br />
<br />
Kendimize şu soruyu soralım: İyiliği gerçekten tanıyor muyuz? İyi olduğunu söylediğimiz şeylerin başkaları üzerindeki etkisini düşünüyor muyuz? Kendi nefsimizin yanlışlarını da görebiliyor muyuz?<br />
<br />
Bir insanın iyi olması, hiç hata yapmaması demek değildir. Önemli olan, hatasını fark ettiğinde düzeltmeye çalışması, başkasının hakkını gözetmesi ve hayatını daha güzel bir hâle getirmek için gayret etmesidir.<br />
<br />
Kıyametin ne zaman kopacağını, kendi ömrümüzün ne zaman sona ereceğini bilmiyoruz. Bildiğimiz şey, bugün elimizde bir imkân bulunduğudur. Bu imkânı iyilik için kullanabiliriz.<br />
<br />
Öyleyse gelecek hakkında kesin hükümler vermek yerine bugünkü sorumluluklarımızı yerine getirelim. İbadetlerimizi koruyalım, güzel ahlakımızı geliştirelim, insanlara ve canlılara merhametle yaklaşalım.<br />
<br />
Ve son olarak kendimize şu soruyu soralım:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir karıncayı kurtarmakla bir canlıya zarar vermek arasında nasıl bir ahlakî sorumluluk vardır? İyilik yalnızca inandığımızı söylemek midir, yoksa inancımızı davranışlarımızla göstermek de gerekir mi?</span></span><br />
<br />
Bu konuyu bir sonraki haftaya kadar tefekkür edelim.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİPNOT:</span></span><br />
<br />
[1] Eski metinde, İsrailoğulları’nın çölde bulutla gölgelenmesiyle ilgili olarak “Hz. Musa’nın Bulut, Menn ve Selva Mucizesi” başlıklı bir kaynağa atıf yapılmıştır. Kaynak adı ve bağlantısı yeniden kontrol edilmelidir.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span><br />
<br />
“Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip et.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da’vâhum enil hamdülillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin.<br />
<br />
El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik. Eşhedü en lâ ilâhe illâ ente. Estağfiruke ve etûbü ileyk.<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 12 Mart 2018 Pazartesi<br />
<br />
Original Kar©glan<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siyah ve Beyazın, İyi ve Kötünün Mukayesesi</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kar©glan’ın 12 Mart 2018 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ رُسُلًا إِلَى قَوْمِهِمْ فَجَاؤُوهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَانتَقَمْنَا مِنَ الَّذِينَ أَجْرَمُوا وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Ve lekad erselnâ min kablike rusulen ilâ kavmihim fe câûhum bil beyyinâti fentekamnâ minellezîne ecramû, ve kâne hakkan aleynâ nasrul mu’minîn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Andolsun, senden önce de peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Onlar kavimlerine apaçık deliller getirdiler. Biz de suç işleyenlerden karşılıklarını verdik. Müminlere yardım etmek ise üzerimize bir haktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Rûm Suresi, 47. ayet)</span></span><br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teâlâ yedi sınıf insanı Arş’ının gölgesinde gölgelendirecektir:<br />
<br />
1. Adaletli devlet başkanı.<br />
2. Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde yetişen genç.<br />
3. Kalbi mescitlere bağlı olan Müslüman.<br />
4. Birbirlerini Allah için seven, buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan.<br />
5. Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine, ‘Ben Allah’tan korkarım.’ diyerek karşılık vermeyen kişi.<br />
6. Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse.<br />
7. Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Buhârî, Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudûd 19; Müslim, Zekât 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesâî, Kudât 2.)</span></span><br />
<br />
Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza Başlıyoruz</span></span><br />
<br />
Beyazın içine siyah ne kadar güzel yakışır! Siyahın içine beyaz da bir o kadar güzel yakışır. Siyah bir takım elbisenin içinde beyaz bir gömlek, onunla uyumlu siyah bir kravat düşünün. Yahut beyaz bir takım elbisenin üzerine siyah bir kravat takın. Bazen de siyah gömleğin üzerine beyaz bir kravat yakışır.<br />
<br />
Gecenin karanlığında parlayan yıldızlar ne kadar güzeldir! Bulutsuz bir günde, insanın dinlenebileceği bir ağacın veya bulutun gölgesi de ne büyük nimettir.<br />
<br />
Bahar mevsimindeyiz ve 21 Haziran’a, yılın en uzun gündüzüne doğru ilerliyoruz. Yaz geldiğinde, özellikle sıcak bölgelerde tarlada çalışan çiftçi için bir ağacın gölgesi ne kadar kıymetlidir! Öğle vakti gelir; çiftçi ağacın altına oturur, hem dinlenir hem serinler hem de yemeğini yer.<br />
<br />
Peki, ya orada bir ağaç yoksa? Ya insanın sığınabileceği hiçbir gölge bulunmuyorsa? İşte o zaman küçücük bir gölgenin bile ne kadar büyük bir nimet olduğu anlaşılır.<br />
<br />
İnsan bazen elindeki nimetin kıymetini, onu kaybetme ihtimaliyle karşılaşınca daha iyi anlar. Sağlığın, huzurun, dostluğun, merhametin ve güvenin kıymeti de böyledir. Her nimet, gerektiğinde şükürle hatırlanması gereken bir emanettir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdest Alırken Başı Mesh Ederken Okunacak Dua</span></span><br />
<br />
Allahümme harrim şa’rî ve beşerî alen-nâr. Ve ezıllenî tahte zıllî arşike yevme lâ zılle illâ zıllü arşike.<br />
<br />
“Ey Rabbim! Saçımı ve bedenimi ateşten koru. Arş’ının gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde beni Arş’ının gölgesi altında gölgelendir.”<br />
<br />
Burada üzerinde düşünmemiz gereken bir mesele var: Bu gölge yalnızca dünya hayatında mı anlaşılmalıdır, yoksa ahiret hayatıyla mı ilgilidir? Ahiret hayatının hakikatini bütünüyle kavramamız mümkün olmasa da bu anlatım bize önemli bir hakikati hatırlatır: İnsan, Allah’ın rahmetine ve korumasına muhtaçtır.<br />
<br />
Dünyada kırk veya elli derece sıcaklığın yaşandığı bir bölgede, gölgesiz bir yerde kalan insanın küçük bir ağacın altına sığınmak istemesi ne kadar tabiidir! Bir bulutun gölgesi bile insana rahatlık verebilir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz’in hayatına dair rivayetlerde, kendisini gölgelendiren bir buluttan da söz edilir. Bu anlatımlar, geçmiş peygamberlerin kıssalarında geçen bulut tasvirleriyle birlikte değerlendirilmiştir.<br />
<br />
İsrâiloğulları’nın çölde yolculukları sırasında kendilerini güneşin yakıcı ışığından koruyan buluttan söz edilir. Hz. Muhammed’in çocukluk dönemine ilişkin Bahîrâ kıssasında da kafilenin üzerinde bulunduğu anlatılan bir bulut rivayeti vardır. Rivayete göre Bahîrâ, bu durumu görünce dikkat kesilmiş ve Hz. Muhammed’in geleceği hakkında bir kanaate varmıştır.<br />
<br />
Tevrat’ta da İsrailoğulları’nın yolculukları sırasında bulutun onlara eşlik etmesiyle ilgili anlatımlar bulunur. İncil’de ise Hz. İsa’nın yanında bulunan kişilerin üzerine parlak bir bulutun gölge düşürdüğünü bildiren bir anlatım yer alır.<br />
<br />
Kur’an’da da şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Onlar, ille de Allah’ın ve meleklerin bulutlardan gölgeler içinde kendilerine gelmesini mi bekliyorlar? Hâlbuki iş bitirilmiştir. Bütün işler yalnızca Allah’a döndürülür.”</span></span><br />
<br />
Bu farklı anlatımları değerlendirirken, her birinin kendi kaynağı ve bağlamı bulunduğunu unutmamak gerekir. Bizim burada üzerinde durduğumuz asıl mesele, gölge ve korunma düşüncesinin insana hatırlattığı manadır: İnsan, zor zamanlarda kendisini koruyacak bir sığınağa ihtiyaç duyar. Manevî bakımdan da insanın sığınacağı en büyük kapı, Allah’ın rahmetidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yerin ve Göklerin Değişeceği Gün</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَوْمَ تُبَدَّلُ الْأَرْضُ غَيْرَ الْأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُوا لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yevme tubeddelul ardu gayral ardı ves semâvâtu ve berazû lillâhil vâhıdil kahhâr.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür. İnsanlar, bir ve her şey üzerinde mutlak hâkim olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. İbrâhîm Suresi, 48. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ ۝ وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ ۝ وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ ۝ وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ ۝ وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ ۝ وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ ۝ وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ ۝ وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ ۝ بِأَيِّ ذَنبٍ قُتِلَتْ ۝ وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ ۝ وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
İzeş şemsu kuvvirat. Ve ize'n-nucûmu inkederat. Ve ize'l-cibâlu suyyirat. Ve ize'l-ışâru uttılet. Ve ize'l-vuhûşu huşirat. Ve ize'l-bihâru succirat. Ve ize'n-nufûsu zuvvicet. Ve ize'l-mev'ûdetu suilet. Bi eyyi zenbin kutilet. Ve ize's-suhufu nuşirat. Ve ize's-semâu kuşitat.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Güneş dürülüp ışığını kaybettiğinde; yıldızlar kararıp döküldüğünde; dağlar yürütüldüğünde; kıymetli mallar terk edildiğinde; vahşi hayvanlar bir araya getirildiğinde; denizler kaynatıldığında; nefisler bir araya getirildiğinde; diri diri gömülen kıza hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda; amel defterleri açıldığında ve gök sıyrılıp açıldığında…<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Tekvîr Suresi, 1-11. ayetler)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
كَيْفَ تَتَّقُونَ إِن كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا ۝ السَّمَاءُ مُنفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Fe keyfe tettekûne in kefertum yevmen yec’alul vildâne şîbâ. Es-semâu munfatırun bihî, kâne va’duhu mef’ûlâ.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eğer inkâr ederseniz, çocukları bile yaşlandıracak o günden kendinizi nasıl koruyacaksınız? O günün dehşetiyle gök yarılacaktır. Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Müzzemmil Suresi, 17-18. ayetler)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zıtlıklar, Denge ve İmtihan</span></span><br />
<br />
Elektrikli bir matkabı düşünelim. Matkabın motoru, yaptığı işe göre bir dirençle karşılaşır. Bir delik açarken, bir vidayı sıkarken veya bir malzemeyi karıştırırken belli bir yük altında çalışır. Eğer aletin çalışma düzeni bozulur ve motor kontrolsüz biçimde hızlanırsa alet zarar görebilir.<br />
<br />
Bu örnekten hareketle hayatımızdaki dengeyi düşünebiliriz. Gece ve gündüz, sıcak ve soğuk, tatlı ve acı gibi farklılıklar hayatın içinde yer alır. İnsan da karşılaştığı farklı durumlar sayesinde sabrı, şükrü, merhameti ve ölçülü davranmayı öğrenir.<br />
<br />
Ancak buradan, kötülüğün mutlaka gerekli olduğu veya kötülük yapan kişinin kötülüğünden dolayı övülmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalıdır. Buradaki benzetmenin amacı, zıtlıklar karşısında insanın kendi ölçüsünü koruması gerektiğini anlatmaktır. İyilik, kötülükle mücadele ederken kendisi kötülüğe dönüşmemelidir. Bir insan yanlış yaptığında ona karşı çıkabiliriz; fakat bunu yaparken adaletten ve merhametten ayrılmamalıyız.<br />
<br />
Gece karanlığında yıldızların ışığı nasıl fark ediliyorsa, zor zamanlarda da iyiliğin değeri daha açık görülebilir. Kur’an’da Târık Suresi’nde şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ ۝ وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ ۝ النَّجْمُ الثَّاقِبُ ۝ إِن كُلُّ نَفْسٍ لَّمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Ves semâi vet târık. Ve mâ edrâke met târık. En-necmus-sâkıb. İn kullu nefsin lemmâ aleyhâ hâfız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Göğe ve Târık’a andolsun. Târık’ın ne olduğunu sen ne bileceksin? O, karanlığı delen yıldızdır. Her nefis üzerinde mutlaka bir gözetleyici vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Târık Suresi, 1-4. ayetler)</span></span><br />
<br />
Benim tefekkürümde, karanlığı delen yıldız tasviri insanın karanlıkta yolunu bulmasına yardımcı olan hakikati de düşündürür. İnsan, kendi nefsinin karanlık taraflarını tanımaya ve onları iyilikle aşmaya çalışmalıdır. Ayetin açıkça bildirdiği husus, her nefsin üzerinde bir gözetleyicinin bulunmasıdır. Bunun ötesindeki sembolik yorumlar ise benim kişisel tefekkürüm olarak anlaşılmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amellerimiz, Rahmet ve Manevî Gölge</span></span><br />
<br />
Daha önceki sohbetlerimizde yağmur, kar, sıcak ve soğuk gibi tabiat olayları üzerinde de durmuş; bunları insanın hayatındaki hâllerle ve amelleriyle ilişkilendirerek tefekkür etmiştik. Burada anlatmak istediğim, her yağmurun veya her sıcaklığın belirli bir insanın ameline doğrudan karşılık geldiğini kesin bir hüküm olarak ileri sürmek değil; tabiatın nimetleri üzerinden şükür, sorumluluk ve rahmet kavramlarını düşünmektir.<br />
<br />
İnsan bazen yaptığı amellerle kendi hayatını da çevresinin hayatını da güzelleştirir. Merhamet, adalet, paylaşmak ve insanlara yardım etmek toplumda huzura vesile olur. Zulüm, haksızlık ve bencillik ise insanların hayatını zorlaştırır. Bu bakımdan, amellerimizin hem kendimiz hem de çevremiz üzerindeki tesirini düşünmeliyiz.<br />
<br />
Kıyamet gününde Allah’ın rahmetine mazhar olacak kimseleri anlatan hadis de bu açıdan üzerinde düşünülmeye değerdir. Hatırlayalım:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teâlâ yedi sınıf insanı Arş’ının gölgesinde gölgelendirecektir:<br />
<br />
1. Adaletli devlet başkanı.<br />
2. Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde yetişen genç.<br />
3. Kalbi mescitlere bağlı olan Müslüman.<br />
4. Birbirlerini Allah için seven, buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan.<br />
5. Allah korkusuyla haramdan uzak duran kişi.<br />
6. Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse.<br />
7. Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif)</span></span><br />
<br />
Bu yedi sınıfın ortak yönlerine dikkat edelim: Adalet, kulluk, temiz bir hayat, Allah için sevgi, haramdan sakınma, gizli iyilik ve samimi bir kalp… Bunların her biri insanın hem kendisiyle hem de diğer insanlarla olan ilişkisini güzelleştiren hasletlerdir.<br />
<br />
Bir de borçluya mühlet veren veya alacağının bir kısmını bağışlayan kimse vardır. Bu davranış da merhametin ve kolaylık göstermenin güzel örneklerindendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Kim darda kalan borçluya zaman tanır veya alacağının tamamını ya da bir kısmını bağışlarsa Allah onu kıyamet gününde, başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde Arş’ının gölgesinde gölgelendirir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Müslim, Zühd 74; Tirmizî, Büyû‘ 67; İbn Mâce, Sadakât 14.)</span></span><br />
<br />
Demek ki insan, yalnızca kendi ibadetlerini yerine getirmekle yetinmemeli; başkasının sıkıntısını da görmeli, imkânı varsa ona yardımcı olmalıdır. Bazen bir borçluya zaman tanımak, bazen bir ihtiyaç sahibine yemek vermek, bazen de kimsenin görmediği bir yerde iyilik yapmak insanın hayatında büyük bir anlam taşır.<br />
<br />
Hadiste anlatılan gölgeyi, Allah’ın rahmetini ve korumasını hatırlatan bir müjde olarak düşünebiliriz. Buradaki mesaj, insanın iyiliklerini gösteriş için değil, samimiyetle yapmasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cennet Umudu ve İmtihan Hayatı</span></span><br />
<br />
Cennet ümidi, pek çok insanın hayatı boyunca ibadet etmesine, namaz kılmasına ve Ramazan ayında oruç tutmasına vesile olur. Elbette ibadet yalnızca bir karşılık elde etme düşüncesine indirgenemez. Mümin, Allah’a kulluk eder; O’nun rızasını arar, rahmetini umar ve sevgisine layık bir hayat yaşamaya çalışır.<br />
<br />
Peki, cenneti bu dünyada gözümüzle görüp tanıdık mı? Ahiret hayatının bütün ayrıntılarını biliyor muyuz? Hayır. Bizler ahiret hakkında Allah’ın bildirdiklerini ve Peygamber Efendimiz’in öğrettiklerini esas alırız. Buna rağmen imanımızı, ibadetimizi ve iyiliklerimizi sürdürürüz. Çünkü umut, insanı hayra yönelten önemli bir güçtür.<br />
<br />
Umut tükenirse insanın gayreti de zayıflayabilir. Bu sebeple Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeli, yaşadığımız günlerin kıymetini bilmeliyiz. İnsanların birbirleriyle konuşabilmesi, birbirlerine yardımcı olabilmesi ve hakikati arayabilmesi bile başlı başına bir nimettir.<br />
<br />
Ecelin ne zaman geleceğini bilmiyoruz. Ne kendimize gereğinden fazla güvenmeli ne de ölüm korkusuyla hayatı yaşanmaz hâle getirmeliyiz. Yapmamız gereken, içinde bulunduğumuz günü iyi değerlendirmek ve önümüze çıkan imtihanlarda doğru kararlar vermeye gayret etmektir.<br />
<br />
İmtihanın mahiyeti de budur: İnsan her sorunun cevabını bilmeyebilir. Bildiği kadarıyla araştırır, düşünür ve doğruya ulaşmaya çalışır. Fakat kendi kanaatini mutlak hakikat zannetmemeli; bilmediği yerde öğrenmeye, yanıldığında da hatasını düzeltmeye açık olmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ahiret, İbadet ve Doğruyu Aramak</span></span><br />
<br />
Ahiret neresidir? Kıyamet ne zaman kopacaktır? Cennet nasıldır? Neden namaz kılar, neden oruç tutarız? İnsan neden örtünür, neden bazı davranışlardan sakınır? Bunlar üzerinde düşünülmesi gereken sorulardır.<br />
<br />
Bizler bu soruların cevaplarını ararken kendi anlayışımızı oluştururuz. Fakat değerlendirmeyi yapanın Allah olduğunu unutmamalıyız. İnsan, kendi kanaatini savunabilir; yine de başka insanların niyetleri ve Allah katındaki durumları hakkında kesin hüküm vermekte dikkatli olmalıdır.<br />
<br />
Peygamberler ve ilahî kitaplar, insanın hakikati arayışında temel rehberlerdir. İnsan aklını, bilgisini ve tecrübesini kullanarak öğrendiklerini anlamaya çalışır. Her insanın kavrayışı, bilgisi ve kabiliyeti aynı değildir. Kimi bir konuyu çabuk anlar, kimi daha fazla zamana ihtiyaç duyar. Bu farklılıklar, birbirimizi küçümsemek için değil, birbirimize destek olmak için bir vesile olmalıdır.<br />
<br />
Bir imtihanda herkes aynı başarıyı gösteremeyebilir. Önemli olan, insanın elinden gelen gayreti ortaya koyması ve her geçen gün kendisini geliştirmesidir. Hedefi yüksek tutmak güzeldir; ancak başkasının başarısını kıskanmak veya kendisini başkalarından üstün görmek doğru değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyi ve Kötü Kavramları Üzerinde Düşünmek</span></span><br />
<br />
Herkesin bir tercihi, bir alışkanlığı ve bir beğenisi vardır. Ekşi seven bir insana ekşi bir meyve lezzetli gelirken, tatlı seven bir başkası aynı meyveyi beğenmeyebilir. İnsanların zevkleri değişebilir. Fakat ahlakî meselelerde yalnızca kişisel beğenilerimize bakarak karar veremeyiz. Bir davranışın gerçekten iyi olup olmadığını değerlendirirken adaleti, merhameti, dürüstlüğü ve başkasına verdiği zararı da düşünmeliyiz.<br />
<br />
İyi ve kötü üzerine düşünürken kendi nefsimizi de hesaba katmalıyız. Bazen iyi olduğunu düşündüğümüz bir davranış, başka birine zarar verebilir. Bazen de yanlış yaptığımızı fark etmediğimiz için kendimizi haklı zannederiz. Bu nedenle insan, hem niyetini hem de davranışının sonucunu sorgulamalıdır.<br />
<br />
Mevsimleri düşünelim. Yazın sıcak günlerinde tatlı meyveler hoşumuza gider; sonbahar ve kış geldiğinde ise portakal ve limon gibi meyveleri ararız. Bir mevsimde özlediğimiz şey, başka bir mevsimde aynı derecede cazip gelmeyebilir. Hayatın değişen şartları bize ölçülü olmayı ve nimetlerin kıymetini bilmeyi öğretir.<br />
<br />
Fakat buradan iyilikle kötülüğün aynı şey olduğu sonucu çıkmaz. İnsanın tercihleri farklı olabilir; yine de haksızlık, zulüm ve zarar veren davranışlar karşısında sorumluluğumuz vardır. Bir başkasının tercihine saygı duymak, her davranışı doğru kabul etmek demek değildir. Eleştirimizi de itirazımızı da hakaret etmeden, adaletten ayrılmadan dile getirmeliyiz.<br />
<br />
İnsanın asıl mücadelesi, yalnızca başkalarının yanlışlarını görmek değil, kendi nefsini de tanımaktır. Nefsimizde bencillik, öfke ve kötülüğe yönelme ihtimali bulunabilir. Bu ihtimali kabul etmek, kendimizi geliştirmemizin ilk adımlarından biridir.<br />
<br />
Bu yüzden bir topluluğu veya insanı bütünüyle kötü ilan edip ortadan kaldırmayı çözüm olarak görmemeliyiz. Tarih bize, büyük felaketlerin çoğu zaman insanın kendisini mutlak haklı görmesi ve başkalarını insanlık dışı saymasıyla büyüdüğünü gösterir. İnanç, düşünce veya kimlik farklılıkları sebebiyle insanlara zulmetmek, iyiliğin savunusu olamaz.<br />
<br />
İnsan iyiliği öğrenebilir, yanlışından dönebilir ve hayatını değiştirebilir. Bir hayvana su vermek, bir ihtiyaç sahibini doyurmak, hastaya yardım etmek, üzülen bir insanı teselli etmek; bunların her biri merhameti yaşayarak öğrenmenin yollarıdır. İyilik yalnızca sözle değil, davranışla da ortaya konur.<br />
<br />
Bir insanı giydirdiğinizde, açlığını giderdiğinizde veya hastalığında ona yardımcı olduğunuzda, onun yükünü hafifletmiş olursunuz. Böyle davranışların insanda meydana getirdiği huzur, iyiliğin kıymetini anlamamıza yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyiliği Gerçekten Tanıyor muyuz?</span></span><br />
<br />
Kurban ibadeti de üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken konulardandır. İslam’da kurban, belirli şartları ve usulleri bulunan bir ibadettir. Bununla birlikte, ibadetin manasını düşünürken merhameti ve canlılara karşı sorumluluğumuzu unutmamalıyız. İbadet, insanı katılaştırmamalı; Allah’a kulluk bilinciyle birlikte şefkat ve sorumluluk duygusunu da güçlendirmelidir.<br />
<br />
Benim burada üzerinde durduğum soru şudur: İyilik yalnızca belirli ibadetleri yerine getirmekten mi ibarettir, yoksa insanlara ve canlılara karşı merhametli davranmayı da kapsar mı? Elbette iyilik çok daha geniş bir alana yayılır. İbadetlerimizle birlikte ahlakımızı da güzelleştirmeye çalışmalıyız.<br />
<br />
Daha önce Hızırlık Makamı üzerine yaptığımız tefekkürlerde, suya düşmüş bir karıncayı kurtarmak gibi küçük görünen bir davranışın bile merhamet duygusunu nasıl besleyebileceğini konuşmuştuk. Küçük bir canlıya yardım etmekle büyük bir hayvanın bakımını üstlenmek arasında, merhamet ve sorumluluk bakımından ortak bir yön vardır.<br />
<br />
Öyleyse kendimize şu soruyu soralım: İyilik nedir? İyiliği yalnızca kendi düşüncemize uygun olan davranışlarla mı sınırlıyoruz, yoksa adaletli, merhametli ve sorumlu bir insan olmaya da gayret ediyor muyuz?<br />
<br />
Bu soruların üzerinde bir sonraki haftaya kadar tefekkür edelim.<br />
<br />
bu düzenldigin bölüm yukarki vaazda son bölüm eklencek sadece <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siyah ve Beyazın, İyi ve Kötünün Mukayesesi</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kar©glan’ın 12 Mart 2018 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ رُسُلًا إِلَى قَوْمِهِمْ فَجَاؤُوهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَانتَقَمْنَا مِنَ الَّذِينَ أَجْرَمُوا وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Ve lekad erselnâ min kablike rusulen ilâ kavmihim fe câûhum bil beyyinâti fentekamnâ minellezîne ecramû, ve kâne hakkan aleynâ nasrul mu’minîn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Andolsun, senden önce de peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Onlar kavimlerine apaçık deliller getirdiler. Biz de suç işleyenlerden karşılıklarını verdik. Müminlere yardım etmek ise üzerimize bir haktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Rûm Suresi, 47. ayet)</span></span><br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teâlâ yedi sınıf insanı Arş’ının gölgesinde gölgelendirecektir:<br />
<br />
1. Adaletli devlet başkanı.<br />
2. Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde yetişen genç.<br />
3. Kalbi mescitlere bağlı olan Müslüman.<br />
4. Birbirlerini Allah için seven, buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan.<br />
5. Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine, ‘Ben Allah’tan korkarım.’ diyerek karşılık vermeyen kişi.<br />
6. Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse.<br />
7. Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Buhârî, Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudûd 19; Müslim, Zekât 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesâî, Kudât 2.)</span></span><br />
<br />
Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza Başlıyoruz</span></span><br />
<br />
Beyazın içine siyah ne kadar güzel yakışır! Siyahın içine beyaz da bir o kadar güzel yakışır. Siyah bir takım elbisenin içinde beyaz bir gömlek, onunla uyumlu siyah bir kravat düşünün. Yahut beyaz bir takım elbisenin üzerine siyah bir kravat takın. Bazen de siyah gömleğin üzerine beyaz bir kravat yakışır.<br />
<br />
Gecenin karanlığında parlayan yıldızlar ne kadar güzeldir! Bulutsuz bir günde, insanın dinlenebileceği bir ağacın veya bulutun gölgesi de ne büyük nimettir.<br />
<br />
Bahar mevsimindeyiz ve 21 Haziran’a, yılın en uzun gündüzüne doğru ilerliyoruz. Yaz geldiğinde, özellikle sıcak bölgelerde tarlada çalışan çiftçi için bir ağacın gölgesi ne kadar kıymetlidir! Öğle vakti gelir; çiftçi ağacın altına oturur, hem dinlenir hem serinler hem de yemeğini yer.<br />
<br />
Peki, ya orada bir ağaç yoksa? Ya insanın sığınabileceği hiçbir gölge bulunmuyorsa? İşte o zaman küçücük bir gölgenin bile ne kadar büyük bir nimet olduğu anlaşılır.<br />
<br />
İnsan bazen elindeki nimetin kıymetini, onu kaybetme ihtimaliyle karşılaşınca daha iyi anlar. Sağlığın, huzurun, dostluğun, merhametin ve güvenin kıymeti de böyledir. Her nimet, gerektiğinde şükürle hatırlanması gereken bir emanettir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdest Alırken Başı Mesh Ederken Okunacak Dua</span></span><br />
<br />
Allahümme harrim şa’rî ve beşerî alen-nâr. Ve ezıllenî tahte zıllî arşike yevme lâ zılle illâ zıllü arşike.<br />
<br />
“Ey Rabbim! Saçımı ve bedenimi ateşten koru. Arş’ının gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde beni Arş’ının gölgesi altında gölgelendir.”<br />
<br />
Burada üzerinde düşünmemiz gereken bir mesele var: Bu gölge yalnızca dünya hayatında mı anlaşılmalıdır, yoksa ahiret hayatıyla mı ilgilidir? Ahiret hayatının hakikatini bütünüyle kavramamız mümkün olmasa da bu anlatım bize önemli bir hakikati hatırlatır: İnsan, Allah’ın rahmetine ve korumasına muhtaçtır.<br />
<br />
Dünyada kırk veya elli derece sıcaklığın yaşandığı bir bölgede, gölgesiz bir yerde kalan insanın küçük bir ağacın altına sığınmak istemesi ne kadar tabiidir! Bir bulutun gölgesi bile insana rahatlık verebilir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz’in hayatına dair rivayetlerde, kendisini gölgelendiren bir buluttan da söz edilir. Bu anlatımlar, geçmiş peygamberlerin kıssalarında geçen bulut tasvirleriyle birlikte değerlendirilmiştir.<br />
<br />
İsrâiloğulları’nın çölde yolculukları sırasında kendilerini güneşin yakıcı ışığından koruyan buluttan söz edilir. Hz. Muhammed’in çocukluk dönemine ilişkin Bahîrâ kıssasında da kafilenin üzerinde bulunduğu anlatılan bir bulut rivayeti vardır. Rivayete göre Bahîrâ, bu durumu görünce dikkat kesilmiş ve Hz. Muhammed’in geleceği hakkında bir kanaate varmıştır.<br />
<br />
Tevrat’ta da İsrailoğulları’nın yolculukları sırasında bulutun onlara eşlik etmesiyle ilgili anlatımlar bulunur. İncil’de ise Hz. İsa’nın yanında bulunan kişilerin üzerine parlak bir bulutun gölge düşürdüğünü bildiren bir anlatım yer alır.<br />
<br />
Kur’an’da da şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Onlar, ille de Allah’ın ve meleklerin bulutlardan gölgeler içinde kendilerine gelmesini mi bekliyorlar? Hâlbuki iş bitirilmiştir. Bütün işler yalnızca Allah’a döndürülür.”</span></span><br />
<br />
Bu farklı anlatımları değerlendirirken, her birinin kendi kaynağı ve bağlamı bulunduğunu unutmamak gerekir. Bizim burada üzerinde durduğumuz asıl mesele, gölge ve korunma düşüncesinin insana hatırlattığı manadır: İnsan, zor zamanlarda kendisini koruyacak bir sığınağa ihtiyaç duyar. Manevî bakımdan da insanın sığınacağı en büyük kapı, Allah’ın rahmetidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yerin ve Göklerin Değişeceği Gün</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَوْمَ تُبَدَّلُ الْأَرْضُ غَيْرَ الْأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُوا لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yevme tubeddelul ardu gayral ardı ves semâvâtu ve berazû lillâhil vâhıdil kahhâr.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür. İnsanlar, bir ve her şey üzerinde mutlak hâkim olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. İbrâhîm Suresi, 48. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ ۝ وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ ۝ وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ ۝ وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ ۝ وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ ۝ وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ ۝ وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ ۝ وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ ۝ بِأَيِّ ذَنبٍ قُتِلَتْ ۝ وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ ۝ وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
İzeş şemsu kuvvirat. Ve ize'n-nucûmu inkederat. Ve ize'l-cibâlu suyyirat. Ve ize'l-ışâru uttılet. Ve ize'l-vuhûşu huşirat. Ve ize'l-bihâru succirat. Ve ize'n-nufûsu zuvvicet. Ve ize'l-mev'ûdetu suilet. Bi eyyi zenbin kutilet. Ve ize's-suhufu nuşirat. Ve ize's-semâu kuşitat.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Güneş dürülüp ışığını kaybettiğinde; yıldızlar kararıp döküldüğünde; dağlar yürütüldüğünde; kıymetli mallar terk edildiğinde; vahşi hayvanlar bir araya getirildiğinde; denizler kaynatıldığında; nefisler bir araya getirildiğinde; diri diri gömülen kıza hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda; amel defterleri açıldığında ve gök sıyrılıp açıldığında…<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Tekvîr Suresi, 1-11. ayetler)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
كَيْفَ تَتَّقُونَ إِن كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا ۝ السَّمَاءُ مُنفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Fe keyfe tettekûne in kefertum yevmen yec’alul vildâne şîbâ. Es-semâu munfatırun bihî, kâne va’duhu mef’ûlâ.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eğer inkâr ederseniz, çocukları bile yaşlandıracak o günden kendinizi nasıl koruyacaksınız? O günün dehşetiyle gök yarılacaktır. Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Müzzemmil Suresi, 17-18. ayetler)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zıtlıklar, Denge ve İmtihan</span></span><br />
<br />
Elektrikli bir matkabı düşünelim. Matkabın motoru, yaptığı işe göre bir dirençle karşılaşır. Bir delik açarken, bir vidayı sıkarken veya bir malzemeyi karıştırırken belli bir yük altında çalışır. Eğer aletin çalışma düzeni bozulur ve motor kontrolsüz biçimde hızlanırsa alet zarar görebilir.<br />
<br />
Bu örnekten hareketle hayatımızdaki dengeyi düşünebiliriz. Gece ve gündüz, sıcak ve soğuk, tatlı ve acı gibi farklılıklar hayatın içinde yer alır. İnsan da karşılaştığı farklı durumlar sayesinde sabrı, şükrü, merhameti ve ölçülü davranmayı öğrenir.<br />
<br />
Ancak buradan, kötülüğün mutlaka gerekli olduğu veya kötülük yapan kişinin kötülüğünden dolayı övülmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalıdır. Buradaki benzetmenin amacı, zıtlıklar karşısında insanın kendi ölçüsünü koruması gerektiğini anlatmaktır. İyilik, kötülükle mücadele ederken kendisi kötülüğe dönüşmemelidir. Bir insan yanlış yaptığında ona karşı çıkabiliriz; fakat bunu yaparken adaletten ve merhametten ayrılmamalıyız.<br />
<br />
Gece karanlığında yıldızların ışığı nasıl fark ediliyorsa, zor zamanlarda da iyiliğin değeri daha açık görülebilir. Kur’an’da Târık Suresi’nde şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ ۝ وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ ۝ النَّجْمُ الثَّاقِبُ ۝ إِن كُلُّ نَفْسٍ لَّمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Ves semâi vet târık. Ve mâ edrâke met târık. En-necmus-sâkıb. İn kullu nefsin lemmâ aleyhâ hâfız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Göğe ve Târık’a andolsun. Târık’ın ne olduğunu sen ne bileceksin? O, karanlığı delen yıldızdır. Her nefis üzerinde mutlaka bir gözetleyici vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Târık Suresi, 1-4. ayetler)</span></span><br />
<br />
Benim tefekkürümde, karanlığı delen yıldız tasviri insanın karanlıkta yolunu bulmasına yardımcı olan hakikati de düşündürür. İnsan, kendi nefsinin karanlık taraflarını tanımaya ve onları iyilikle aşmaya çalışmalıdır. Ayetin açıkça bildirdiği husus, her nefsin üzerinde bir gözetleyicinin bulunmasıdır. Bunun ötesindeki sembolik yorumlar ise benim kişisel tefekkürüm olarak anlaşılmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amellerimiz, Rahmet ve Manevî Gölge</span></span><br />
<br />
Daha önceki sohbetlerimizde yağmur, kar, sıcak ve soğuk gibi tabiat olayları üzerinde de durmuş; bunları insanın hayatındaki hâllerle ve amelleriyle ilişkilendirerek tefekkür etmiştik. Burada anlatmak istediğim, her yağmurun veya her sıcaklığın belirli bir insanın ameline doğrudan karşılık geldiğini kesin bir hüküm olarak ileri sürmek değil; tabiatın nimetleri üzerinden şükür, sorumluluk ve rahmet kavramlarını düşünmektir.<br />
<br />
İnsan bazen yaptığı amellerle kendi hayatını da çevresinin hayatını da güzelleştirir. Merhamet, adalet, paylaşmak ve insanlara yardım etmek toplumda huzura vesile olur. Zulüm, haksızlık ve bencillik ise insanların hayatını zorlaştırır. Bu bakımdan, amellerimizin hem kendimiz hem de çevremiz üzerindeki tesirini düşünmeliyiz.<br />
<br />
Kıyamet gününde Allah’ın rahmetine mazhar olacak kimseleri anlatan hadis de bu açıdan üzerinde düşünülmeye değerdir. Hatırlayalım:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teâlâ yedi sınıf insanı Arş’ının gölgesinde gölgelendirecektir:<br />
<br />
1. Adaletli devlet başkanı.<br />
2. Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde yetişen genç.<br />
3. Kalbi mescitlere bağlı olan Müslüman.<br />
4. Birbirlerini Allah için seven, buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan.<br />
5. Allah korkusuyla haramdan uzak duran kişi.<br />
6. Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse.<br />
7. Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif)</span></span><br />
<br />
Bu yedi sınıfın ortak yönlerine dikkat edelim: Adalet, kulluk, temiz bir hayat, Allah için sevgi, haramdan sakınma, gizli iyilik ve samimi bir kalp… Bunların her biri insanın hem kendisiyle hem de diğer insanlarla olan ilişkisini güzelleştiren hasletlerdir.<br />
<br />
Bir de borçluya mühlet veren veya alacağının bir kısmını bağışlayan kimse vardır. Bu davranış da merhametin ve kolaylık göstermenin güzel örneklerindendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Kim darda kalan borçluya zaman tanır veya alacağının tamamını ya da bir kısmını bağışlarsa Allah onu kıyamet gününde, başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde Arş’ının gölgesinde gölgelendirir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Müslim, Zühd 74; Tirmizî, Büyû‘ 67; İbn Mâce, Sadakât 14.)</span></span><br />
<br />
Demek ki insan, yalnızca kendi ibadetlerini yerine getirmekle yetinmemeli; başkasının sıkıntısını da görmeli, imkânı varsa ona yardımcı olmalıdır. Bazen bir borçluya zaman tanımak, bazen bir ihtiyaç sahibine yemek vermek, bazen de kimsenin görmediği bir yerde iyilik yapmak insanın hayatında büyük bir anlam taşır.<br />
<br />
Hadiste anlatılan gölgeyi, Allah’ın rahmetini ve korumasını hatırlatan bir müjde olarak düşünebiliriz. Buradaki mesaj, insanın iyiliklerini gösteriş için değil, samimiyetle yapmasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cennet Umudu ve İmtihan Hayatı</span></span><br />
<br />
Cennet ümidi, pek çok insanın hayatı boyunca ibadet etmesine, namaz kılmasına ve Ramazan ayında oruç tutmasına vesile olur. Elbette ibadet yalnızca bir karşılık elde etme düşüncesine indirgenemez. Mümin, Allah’a kulluk eder; O’nun rızasını arar, rahmetini umar ve sevgisine layık bir hayat yaşamaya çalışır.<br />
<br />
Peki, cenneti bu dünyada gözümüzle görüp tanıdık mı? Ahiret hayatının bütün ayrıntılarını biliyor muyuz? Hayır. Bizler ahiret hakkında Allah’ın bildirdiklerini ve Peygamber Efendimiz’in öğrettiklerini esas alırız. Buna rağmen imanımızı, ibadetimizi ve iyiliklerimizi sürdürürüz. Çünkü umut, insanı hayra yönelten önemli bir güçtür.<br />
<br />
Umut tükenirse insanın gayreti de zayıflayabilir. Bu sebeple Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeli, yaşadığımız günlerin kıymetini bilmeliyiz. İnsanların birbirleriyle konuşabilmesi, birbirlerine yardımcı olabilmesi ve hakikati arayabilmesi bile başlı başına bir nimettir.<br />
<br />
Ecelin ne zaman geleceğini bilmiyoruz. Ne kendimize gereğinden fazla güvenmeli ne de ölüm korkusuyla hayatı yaşanmaz hâle getirmeliyiz. Yapmamız gereken, içinde bulunduğumuz günü iyi değerlendirmek ve önümüze çıkan imtihanlarda doğru kararlar vermeye gayret etmektir.<br />
<br />
İmtihanın mahiyeti de budur: İnsan her sorunun cevabını bilmeyebilir. Bildiği kadarıyla araştırır, düşünür ve doğruya ulaşmaya çalışır. Fakat kendi kanaatini mutlak hakikat zannetmemeli; bilmediği yerde öğrenmeye, yanıldığında da hatasını düzeltmeye açık olmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ahiret, İbadet ve Doğruyu Aramak</span></span><br />
<br />
Ahiret neresidir? Kıyamet ne zaman kopacaktır? Cennet nasıldır? Neden namaz kılar, neden oruç tutarız? İnsan neden örtünür, neden bazı davranışlardan sakınır? Bunlar üzerinde düşünülmesi gereken sorulardır.<br />
<br />
Bizler bu soruların cevaplarını ararken kendi anlayışımızı oluştururuz. Fakat değerlendirmeyi yapanın Allah olduğunu unutmamalıyız. İnsan, kendi kanaatini savunabilir; yine de başka insanların niyetleri ve Allah katındaki durumları hakkında kesin hüküm vermekte dikkatli olmalıdır.<br />
<br />
Peygamberler ve ilahî kitaplar, insanın hakikati arayışında temel rehberlerdir. İnsan aklını, bilgisini ve tecrübesini kullanarak öğrendiklerini anlamaya çalışır. Her insanın kavrayışı, bilgisi ve kabiliyeti aynı değildir. Kimi bir konuyu çabuk anlar, kimi daha fazla zamana ihtiyaç duyar. Bu farklılıklar, birbirimizi küçümsemek için değil, birbirimize destek olmak için bir vesile olmalıdır.<br />
<br />
Bir imtihanda herkes aynı başarıyı gösteremeyebilir. Önemli olan, insanın elinden gelen gayreti ortaya koyması ve her geçen gün kendisini geliştirmesidir. Hedefi yüksek tutmak güzeldir; ancak başkasının başarısını kıskanmak veya kendisini başkalarından üstün görmek doğru değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyi ve Kötü Kavramları Üzerinde Düşünmek</span></span><br />
<br />
Herkesin bir tercihi, bir alışkanlığı ve bir beğenisi vardır. Ekşi seven bir insana ekşi bir meyve lezzetli gelirken, tatlı seven bir başkası aynı meyveyi beğenmeyebilir. İnsanların zevkleri değişebilir. Fakat ahlakî meselelerde yalnızca kişisel beğenilerimize bakarak karar veremeyiz. Bir davranışın gerçekten iyi olup olmadığını değerlendirirken adaleti, merhameti, dürüstlüğü ve başkasına verdiği zararı da düşünmeliyiz.<br />
<br />
İyi ve kötü üzerine düşünürken kendi nefsimizi de hesaba katmalıyız. Bazen iyi olduğunu düşündüğümüz bir davranış, başka birine zarar verebilir. Bazen de yanlış yaptığımızı fark etmediğimiz için kendimizi haklı zannederiz. Bu nedenle insan, hem niyetini hem de davranışının sonucunu sorgulamalıdır.<br />
<br />
Mevsimleri düşünelim. Yazın sıcak günlerinde tatlı meyveler hoşumuza gider; sonbahar ve kış geldiğinde ise portakal ve limon gibi meyveleri ararız. Bir mevsimde özlediğimiz şey, başka bir mevsimde aynı derecede cazip gelmeyebilir. Hayatın değişen şartları bize ölçülü olmayı ve nimetlerin kıymetini bilmeyi öğretir.<br />
<br />
Fakat buradan iyilikle kötülüğün aynı şey olduğu sonucu çıkmaz. İnsanın tercihleri farklı olabilir; yine de haksızlık, zulüm ve zarar veren davranışlar karşısında sorumluluğumuz vardır. Bir başkasının tercihine saygı duymak, her davranışı doğru kabul etmek demek değildir. Eleştirimizi de itirazımızı da hakaret etmeden, adaletten ayrılmadan dile getirmeliyiz.<br />
<br />
İnsanın asıl mücadelesi, yalnızca başkalarının yanlışlarını görmek değil, kendi nefsini de tanımaktır. Nefsimizde bencillik, öfke ve kötülüğe yönelme ihtimali bulunabilir. Bu ihtimali kabul etmek, kendimizi geliştirmemizin ilk adımlarından biridir.<br />
<br />
Bu yüzden bir topluluğu veya insanı bütünüyle kötü ilan edip ortadan kaldırmayı çözüm olarak görmemeliyiz. Tarih bize, büyük felaketlerin çoğu zaman insanın kendisini mutlak haklı görmesi ve başkalarını insanlık dışı saymasıyla büyüdüğünü gösterir. İnanç, düşünce veya kimlik farklılıkları sebebiyle insanlara zulmetmek, iyiliğin savunusu olamaz.<br />
<br />
İnsan iyiliği öğrenebilir, yanlışından dönebilir ve hayatını değiştirebilir. Bir hayvana su vermek, bir ihtiyaç sahibini doyurmak, hastaya yardım etmek, üzülen bir insanı teselli etmek; bunların her biri merhameti yaşayarak öğrenmenin yollarıdır. İyilik yalnızca sözle değil, davranışla da ortaya konur.<br />
<br />
Bir insanı giydirdiğinizde, açlığını giderdiğinizde veya hastalığında ona yardımcı olduğunuzda, onun yükünü hafifletmiş olursunuz. Böyle davranışların insanda meydana getirdiği huzur, iyiliğin kıymetini anlamamıza yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyiliği Gerçekten Tanıyor muyuz?</span></span><br />
<br />
Kurban ibadeti de üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken konulardandır. İslam’da kurban, belirli şartları ve usulleri bulunan bir ibadettir. Bununla birlikte, ibadetin manasını düşünürken merhameti ve canlılara karşı sorumluluğumuzu unutmamalıyız. İbadet, insanı katılaştırmamalı; Allah’a kulluk bilinciyle birlikte şefkat ve sorumluluk duygusunu da güçlendirmelidir.<br />
<br />
Benim burada üzerinde durduğum soru şudur: İyilik yalnızca belirli ibadetleri yerine getirmekten mi ibarettir, yoksa insanlara ve canlılara karşı merhametli davranmayı da kapsar mı? Elbette iyilik çok daha geniş bir alana yayılır. İbadetlerimizle birlikte ahlakımızı da güzelleştirmeye çalışmalıyız.<br />
<br />
Daha önce Hızırlık Makamı üzerine yaptığımız tefekkürlerde, suya düşmüş bir karıncayı kurtarmak gibi küçük görünen bir davranışın bile merhamet duygusunu nasıl besleyebileceğini konuşmuştuk. Küçük bir canlıya yardım etmekle büyük bir hayvanın bakımını üstlenmek arasında, merhamet ve sorumluluk bakımından ortak bir yön vardır.<br />
<br />
Öyleyse kendimize şu soruyu soralım: İyilik nedir? İyiliği yalnızca kendi düşüncemize uygun olan davranışlarla mı sınırlıyoruz, yoksa adaletli, merhametli ve sorumlu bir insan olmaya da gayret ediyor muyuz?<br />
<br />
Bu soruların üzerinde bir sonraki haftaya kadar tefekkür edelim.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyilik, Amel ve İnsanlığın Sorumluluğu</span></span><br />
<br />
İnsan yaptığı amellerle hem kendi hayatını hem de çevresindeki insanların hayatını etkiler. İyilik, bazen bir insanın sıkıntısını gidermek, bazen bir canlıya su vermek, bazen de borçlu bir kimseye mühlet tanımaktır. Kötülük ise bazen haksızlık etmek, bazen bir başkasının hakkını çiğnemek, bazen de insanın kendi nefsine yenilerek merhametten uzaklaşmasıdır.<br />
<br />
İşte kıyamet gününde Allah’ın rahmetine mazhar olacak kimseleri anlatan hadislerde de bu güzel davranışlar üzerinde durulmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teâlâ yedi sınıf insanı Arş’ının gölgesinde gölgelendirecektir:<br />
<br />
1. Adaletli yönetici.<br />
2. Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde yetişen genç.<br />
3. Kalbi mescitlere bağlı olan Müslüman.<br />
4. Birbirlerini Allah için seven, buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan.<br />
5. Allah korkusuyla haramdan uzak duran kimse.<br />
6. Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kişi.<br />
7. Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kimse.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif)</span></span><br />
<br />
Bunlara ilave olarak, borçluya kolaylık gösteren, ona zaman tanıyan veya alacağının bir kısmından vazgeçen kimselerin faziletini anlatan hadisler de bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Kim darda kalan borçluya mühlet verir veya alacağının tamamını ya da bir kısmını bağışlarsa Allah onu kıyamet gününde Arş’ının gölgesinde gölgelendirir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Müslim, Zühd 74; Tirmizî, Büyû‘ 67; İbn Mâce, Sadakât 14.)</span></span><br />
<br />
Demek ki insanın iyiliği yalnızca kendi ibadetleriyle sınırlı değildir. Başka bir insanın yükünü hafifletmek, ihtiyaç sahibine yardım etmek, borçluya anlayış göstermek ve kimse görmese bile iyilik yapmak da güzel ahlakın önemli örneklerindendir.<br />
<br />
İnsan, Allah’ın rahmetini umarken kendi davranışlarını da gözden geçirmelidir. Başkasına karşı merhametli olmayı öğrenmeli, kendisine verilen nimetleri paylaşmalı ve elinden geldiğince insanlara faydalı olmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cennet Umudu ve İmtihan Hayatı</span></span><br />
<br />
Cennet ümidi, pek çok insanı ibadete yönelten önemli bir sebeptir. İnsan bir ömür namaz kılar, Ramazan ayında oruç tutar, ihtiyaç sahiplerine yardım eder ve güzel ahlak sahibi olmaya çalışır. Fakat kulluk yalnızca bir karşılık elde etmekten ibaret değildir. Mümin, Allah’ın rızasını arar, O’nun rahmetini umar ve kendisine verilen ömrü hayırlı işlerle değerlendirmeye gayret eder.<br />
<br />
Peki, cenneti bu dünyada gözümüzle gördük mü? Ahiret hayatının bütün ayrıntılarını biliyor muyuz? Hayır. Bizler ahiret hakkında Allah’ın bildirdiklerini ve Peygamber Efendimiz’in öğrettiklerini esas alırız. Görmediğimiz bir âleme iman etmek, müminin inancının bir parçasıdır.<br />
<br />
İşte umut da burada önem kazanır. İnsan umudunu kaybettiğinde gayreti zayıflayabilir. Fakat Allah’ın rahmetinden ümidini kesmeyen insan, yanlışlarından dönmek ve hayatını güzelleştirmek için yeniden çaba gösterir.<br />
<br />
Bugün iki kelime konuşabilmek, bir başkasına derdimizi anlatabilmek, bir insanın yardımına koşabilmek bile bir nimettir. İnsan bazen sahip olduklarının kıymetini ancak onları kaybetme ihtimaliyle karşılaşınca anlar. Bu yüzden elimizdeki imkânları küçümsememeli, yaşadığımız günleri değerlendirmeliyiz.<br />
<br />
Ecelin ne zaman geleceğini bilmiyoruz. Ne kendimize gereğinden fazla güvenmeli ne de ölüm korkusuyla hayatı yaşanmaz hâle getirmeliyiz. Yapmamız gereken, her günü sorumluluk bilinciyle yaşamak ve karşımıza çıkan imtihanlarda doğru kararlar vermeye çalışmaktır.<br />
<br />
İmtihanda her sorunun cevabını bilmeyebiliriz. İnsan bildiğini düşündüğü konularda bile yanılabilir. Önemli olan, hakikati aramak, öğrendiklerini değerlendirmek ve yanıldığında hatasını düzeltebilmektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ahiret, İbadet ve Doğruyu Aramak</span></span><br />
<br />
Ahiret neresidir? Kıyamet ne zaman kopacaktır? Cennet nasıldır? Neden namaz kılar, neden oruç tutarız? İnsan neden örtünür ve neden bazı davranışlardan sakınır?<br />
<br />
Bunların her biri üzerinde düşünülmesi gereken sorulardır. İnsan, bu soruların cevaplarını ararken aklını, vicdanını ve dinî kaynakları birlikte değerlendirmelidir. Kendi kanaatini mutlak hakikat zannetmemeli; bilmediği konularda öğrenmeye açık olmalıdır.<br />
<br />
Peygamberler ve ilahî kitaplar, dinî hakikati arayan insanlar için temel rehberlerdir. İnsan da kendisine verilen akıl ve iradeyle öğrendiklerini anlamaya çalışır. Herkesin kavrayışı, bilgisi ve kabiliyeti aynı değildir. Kimi bir konuyu çabuk anlar, kimi daha fazla zamana ihtiyaç duyar. Bu farklılıklar, birbirimizi küçümsemek için değil, birbirimize destek olmak için bir vesile olmalıdır.<br />
<br />
Bir imtihanda herkes aynı başarıyı gösteremeyebilir. Önemli olan, insanın elinden gelen gayreti ortaya koyması ve her geçen gün kendisini geliştirmesidir. Hedefi yüksek tutmak güzeldir; fakat başkasının başarısını kıskanmak veya kendisini başkalarından üstün görmek doğru değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyi ve Kötü Kavramları Üzerinde Düşünmek</span></span><br />
<br />
Herkesin bir tercihi, bir alışkanlığı ve bir beğenisi vardır. Ekşi seven bir insana ekşi bir meyve lezzetli gelirken, tatlı seven bir başkası aynı meyveyi beğenmeyebilir. İnsanların zevkleri değişebilir. Fakat ahlakî meselelerde yalnızca kişisel beğenilerimize bakarak karar veremeyiz.<br />
<br />
Bir davranışın gerçekten iyi olup olmadığını değerlendirirken adaleti, merhameti, dürüstlüğü ve başkasına verdiği zararı da düşünmeliyiz.<br />
<br />
Mevsimleri düşünelim. Yazın sıcak günlerinde tatlı meyveler hoşumuza gider; sonbahar ve kış geldiğinde ise portakal ve limon gibi meyveleri ararız. Bir mevsimde özlediğimiz şey, başka bir mevsimde aynı derecede cazip gelmeyebilir. Hayatın değişen şartları bize ölçülü olmayı ve nimetlerin kıymetini bilmeyi öğretir.<br />
<br />
Ancak buradan iyilikle kötülüğün aynı şey olduğu sonucu çıkmaz. İnsanların tercihleri farklı olabilir; yine de haksızlık, zulüm ve başkasına zarar veren davranışlar karşısında sorumluluğumuz vardır.<br />
<br />
Bir başkasının tercihine saygı duymak, her davranışı doğru kabul etmek demek değildir. Eleştirimizi de itirazımızı da hakaret etmeden, adaletten ayrılmadan dile getirmeliyiz.<br />
<br />
İnsanın asıl mücadelesi, yalnızca başkalarının yanlışlarını görmek değil, kendi nefsini de tanımaktır. Nefsimizde bencillik, öfke ve kötülüğe yönelme ihtimali bulunabilir. Bu ihtimali kabul etmek, kendimizi geliştirmemizin ilk adımlarından biridir.<br />
<br />
Bu yüzden bir topluluğu veya insanı bütünüyle kötü ilan edip ortadan kaldırmayı çözüm olarak görmemeliyiz. İnanç, düşünce veya kimlik farklılıkları sebebiyle insanlara zulmetmek, iyiliğin savunusu olamaz.<br />
<br />
İnsan iyiliği öğrenebilir, yanlışından dönebilir ve hayatını değiştirebilir. Bir hayvana su vermek, bir ihtiyaç sahibini doyurmak, hastaya yardım etmek veya üzülen bir insanı teselli etmek; bunların her biri merhameti yaşayarak öğrenmenin yollarıdır.<br />
<br />
Bir insanı giydirdiğinizde, açlığını giderdiğinizde veya hastalığında ona yardımcı olduğunuzda onun yükünü hafifletmiş olursunuz. Böyle davranışların insanda meydana getirdiği huzur, iyiliğin kıymetini anlamamıza yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyiliği Gerçekten Tanıyor muyuz?</span></span><br />
<br />
Kurban ibadeti de üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken konulardandır. İslam’da kurban, belirli şartları ve usulleri bulunan bir ibadettir. Bununla birlikte ibadetin manasını düşünürken merhameti ve canlılara karşı sorumluluğumuzu unutmamalıyız. İbadet, insanı katılaştırmamalı; Allah’a kulluk bilinciyle birlikte şefkat ve sorumluluk duygusunu da güçlendirmelidir.<br />
<br />
Benim burada üzerinde durduğum soru şudur: İyilik yalnızca belirli ibadetleri yerine getirmekten mi ibarettir, yoksa insanlara ve canlılara karşı merhametli davranmayı da kapsar mı?<br />
<br />
Elbette iyilik çok daha geniş bir alana yayılır. İbadetlerimizle birlikte ahlakımızı da güzelleştirmeye çalışmalıyız.<br />
<br />
Daha önce Hızırlık Makamı üzerine yaptığımız tefekkürlerde, suya düşmüş bir karıncayı kurtarmak gibi küçük görünen bir davranışın bile merhamet duygusunu nasıl besleyebileceğini konuşmuştuk. Küçük bir canlıya yardım etmekle büyük bir hayvanın bakımını üstlenmek arasında, merhamet ve sorumluluk bakımından ortak bir yön vardır.<br />
<br />
Öyleyse kendimize şu soruyu soralım: İyilik nedir? İyiliği yalnızca kendi düşüncemize uygun olan davranışlarla mı sınırlıyoruz, yoksa adaletli, merhametli ve sorumlu bir insan olmaya da gayret ediyor muyuz?<br />
<br />
Bu soruların üzerinde bir sonraki haftaya kadar tefekkür edelim.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyanın Ömrü ve Kıyamet Üzerine Tefekkür</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz’in dünyanın ömrü ve insanlığın son dönemiyle ilgili olduğu söylenen bazı rivayetleri de halk arasında nakledilmektedir. Ancak bu rivayetlerin sıhhati, anlamı ve nasıl anlaşılması gerektiği dikkatle araştırılmalıdır. Bir rivayetten hareketle kıyametin kesin tarihini hesaplamak veya belirli bir kişinin görev süresini kesin olarak ilan etmek doğru değildir.<br />
<br />
Kıyametin ne zaman kopacağını Allah bilir. İnsan için önemli olan, kıyametin tarihini hesaplamak değil, kendi ömrünü hayırla değerlendirmektir.<br />
<br />
Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yâ eyyühel insânu mâ ğarrake bi rabbikel kerîm.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Ey insan! Kerem sahibi Rabbine karşı seni aldatan nedir?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. İnfitâr Suresi, 6. ayet)</span></span><br />
<br />
İnsanın bu ayet üzerinde düşünmesi gerekir. Bazen sahip olduğu bilgiye, güce, servete veya makamına güvenerek sorumluluklarını unutur. Oysa insanın ömrü sınırlıdır ve sahip olduğu nimetlerin hesabını vermek durumunda olduğunu unutmamalıdır.<br />
<br />
Kıyametin zamanını bilmediğimiz gibi, kendi ölümümüzün ne zaman geleceğini de bilmiyoruz. Bu yüzden insanın yapması gereken, gelecekle ilgili kesin hükümler vermek yerine bugün yapabileceği iyilikleri yapmasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsanlığın Manevî Rehberliğe İhtiyacı</span></span><br />
<br />
İnsanlar zaman içinde bilgi edinir, yeni araçlar geliştirir ve hayatlarını kolaylaştıran teknolojiler üretirler. Fakat teknik bilginin artması, insanın ahlak bakımından da kendiliğinden olgunlaşacağı anlamına gelmez. Bilgiyle birlikte sorumluluk, vicdan ve merhamet de gelişmelidir.<br />
<br />
Bir televizyon veya buzdolabı satın aldığımızda, onu kullanmayı öğreniriz. Arızalandığında ise sorunu çözebilecek bir uzmana başvururuz. Bu örnek, insanın bilmediği konularda bilgiye ve rehberliğe ihtiyaç duymasını anlamamıza yardımcı olabilir.<br />
<br />
İnsan da hayatında karşılaştığı sorunları çözebilmek için ilme, tecrübeye ve hikmete ihtiyaç duyar. Dinî meselelerde ise Kur’an’ı, sahih sünneti ve güvenilir ilim ehlinin açıklamalarını esas almak gerekir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz’den sonra peygamberlik sona ermiştir. Bundan dolayı daha sonra ortaya çıkan dinî rehberlerin sözlerini değerlendirirken onları peygamberlerle aynı konumda görmemek gerekir. İnsanlar başkalarına yol gösterebilir, öğüt verebilir ve tecrübelerini paylaşabilirler; ancak her insanın sözü bilgi, ahlak ve dinî ölçüler ışığında değerlendirilmelidir.<br />
<br />
Benim kanaatimce, insanın manevi gelişimi için en önemli hususlardan biri, hem kendi nefsini tanıması hem de başkalarının haklarına riayet etmesidir. İlim ve irfan, insanı kibirli hâle getirmek yerine daha mütevazı, daha adaletli ve daha merhametli yapmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mescid-i Nebevî ve Ravza-i Mutahhara</span></span><br />
<br />
Medine’de bulunan Mescid-i Nebevî, İslam dünyasının en faziletli mescitlerinden biridir. Mescid-i Haram’dan sonra büyük bir manevi öneme sahiptir.<br />
<br />
Mescid-i Nebevî içinde Hz. Peygamber’in kabri ile minberi arasındaki bölgeye “Ravza-i Mutahhara” denilir. Bu adlandırma, Hz. Peygamber’in eviyle minberi arasının cennet bahçelerinden bir bahçe olduğunu bildiren hadise dayanır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Kabrim ile minberimin arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Buhârî, Fedâilü Salâti Mescidi Mekke, 5; Müslim, Hac, 92. Ayrıca Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde de rivayet edilmiştir.)</span></span><br />
<br />
Mescid-i Nebevî’nin faziletine ilişkin başka rivayetler de nakledilmiştir. Peygamber Efendimiz’in mescidinde namaz kılmanın faziletini bildiren hadisler, Müslümanların Medine’yi ziyaret etmeye ve orada ibadet etmeye önem vermelerinde etkili olmuştur.<br />
<br />
Hac veya umre için bölgeye giden insanlar, imkânları ve yol şartları elverdiğinde Medine’yi de ziyaret ederler. Bu ziyaret, Peygamber Efendimiz’e duyulan sevginin ve onun hayatını daha yakından tanıma arzusunun bir ifadesidir.<br />
<br />
Bununla birlikte, Medine ziyaretinin ibadet bakımından hükmüyle hac ibadetinin farzları birbirinden ayrılmalıdır. İnsan, dinî görevlerini doğru öğrenmeli ve ziyaretlerini bu bilinçle gerçekleştirmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kırk Vakit Namaz ve Güzel Alışkanlıklar</span></span><br />
<br />
Medine’de Mescid-i Nebevî’de namaz kılmaya gayret eden kimseler, bu ibadetin manevi huzurundan faydalanmayı umarlar. Sekiz gün boyunca beş vakit namazı cemaatle kılmak, toplam kırk vakte ulaşır.<br />
<br />
Bir davranışın tekrar edilmesi, onun alışkanlık hâline gelmesine yardımcı olabilir. İnsan namazını düzenli kılmaya devam ettikçe namaz hayatının bir parçası olur. Aynı şekilde güzel ahlakı tekrar tekrar uygulamak da insanın karakterinin olgunlaşmasına katkı sağlayabilir.<br />
<br />
Ancak her alışkanlık kendiliğinden güzel ahlaka dönüşmez. Önemli olan, davranışın doğru olması, samimiyetle sürdürülmesi ve insanın hayatına olumlu katkı sağlamasıdır.<br />
<br />
Kur’an’da namazlarını koruyan müminler şöyle anlatılır:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfızûn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Onlar namazlarını korurlar.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Mü’minûn Suresi, 9. ayet)</span></span><br />
<br />
Bir başka ayette de şöyle buyrulur:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
الَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Ellezîne hum alâ salâtihim dâimûn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Onlar namazlarına devam ederler.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. Meâric Suresi, 23. ayet)</span></span><br />
<br />
Namazı korumak, yalnızca belirli bir mekânda namaz kılmakla sınırlı değildir. İnsan nerede olursa olsun ibadetini hatırlamalı, hayatını düzenlemeli ve kulluk sorumluluğunu sürdürmelidir.<br />
<br />
Mescid-i Nebevî’de kılınan namazın faziletine ilişkin hadisler de Müslümanları ibadete teşvik eder.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Benim mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç, diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Buhârî ve Müslim’de Mescid-i Nebevî’nin faziletine ilişkin rivayetler bulunmaktadır.)</span></span><br />
<br />
Müslümanlar hem bu faziletten yararlanmak hem de Peygamber Efendimiz’in hayatını hatırlamak için Mescid-i Nebevî’yi ziyaret etmeye önem verirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Küçük Bir İyilik Bile Kıymetlidir</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz, sadakanın azımsanmaması gerektiğini bildirmiştir. Bir insanın imkânı sınırlı olabilir; fakat küçük bir iyilik bile onun samimiyetini gösterebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Yarım hurma ile de olsa kendinizi ateşten koruyun. Bunu bulamayan kimse güzel bir sözle korunsun.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Buhârî, Zekât; Müslim, Zekât.)</span></span><br />
<br />
İnsan bazen büyük bir yardım yapamayabilir. Fakat güler yüz gösterebilir, güzel bir söz söyleyebilir, birinin derdini dinleyebilir veya bir ihtiyacını gidermek için elinden geleni yapabilir.<br />
<br />
İyilik yalnızca para vermek değildir. Kimi zaman bir insanın kalbini kırmamak, kimi zaman bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek, kimi zaman da öfkemizi kontrol etmek de önemli bir iyiliktir.<br />
<br />
Öyleyse imkânlarımızı küçümsemeyelim. Bir hurmanın yarısı kadar küçük görünen bir yardımın bile, samimiyetle yapıldığında büyük bir anlamı olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kişi Sevdiğiyle Beraberdir</span></span><br />
<br />
Enes b. Mâlik’ten nakledilen bir rivayete göre bir adam Peygamber Efendimiz’e kıyametin ne zaman kopacağını sordu. Peygamber Efendimiz ona kıyamet için ne hazırladığını sorduğunda adam, çok fazla namaz ve oruç hazırlayamadığını, ancak Allah’ı ve Resulü’nü sevdiğini söyledi.<br />
<br />
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kişi sevdiğiyle beraberdir.”</span></span><br />
<br />
Bu söz, sahabileri çok sevindirmiştir. Çünkü insan sevdiği kimselerle beraber olmayı arzu eder. Sevgi, insanın yönelişini ve davranışlarını etkiler. Bir insan iyileri seviyorsa onların güzel ahlakını örnek almaya çalışır; merhameti seviyorsa merhametli davranmaya gayret eder.<br />
<br />
Fakat sevgi yalnızca sözde kalmamalıdır. Peygamber Efendimiz’i sevdiğini söyleyen bir kimse, onun güzel ahlakını öğrenmeye ve hayatında uygulamaya çalışmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“El-mer’u mea men ehabbe.”<br />
<br />
“Kişi sevdiğiyle beraberdir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Buhârî, Edeb, 96; Müslim, Birr, 165. Ayrıca Ebû Dâvûd’da da benzer rivayetler bulunmaktadır.)</span></span><br />
<br />
Öyleyse kimi sevdiğimizi, kimi örnek aldığımızı ve sevgimizin bizi hangi davranışlara yönelttiğini düşünelim. Gerçek sevgi, insanı daha güzel ahlaklı olmaya teşvik etmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsanın Kendini Sorgulaması</span></span><br />
<br />
Kur’an’da insanın kendisini sorgulamasını gerektiren şu ayet yer alır:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yâ eyyühel insânu mâ ğarrake bi rabbikel kerîm.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Ey insan! Kerem sahibi Rabbine karşı seni aldatan nedir?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahülazîm. İnfitâr Suresi, 6. ayet)</span></span><br />
<br />
İnsan kendisine verilen nimetleri düşünmeli ve bu nimetleri nasıl kullandığını sorgulamalıdır. Bilgimiz, gücümüz, malımız, sağlığımız ve zamanımız bize verilmiş imkânlardır. Bunları yalnızca kendimiz için mi kullanıyoruz, yoksa başkalarına da faydamız dokunuyor mu?<br />
<br />
İyilik, insanın niyetinde başladığı gibi davranışlarında da görünmelidir. Bir insan namaz kılarken aynı zamanda başkasının hakkını gözetmeye, dürüst olmaya ve merhamet göstermeye de gayret etmelidir.<br />
<br />
İnsanın yalnızca kendisini iyi zannetmesi yeterli değildir. Davranışlarının sonuçlarına bakmalı, haksızlık ettiğinde özür dilemeli ve mümkünse verdiği zararı telafi etmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Son Tefekkürümüz: İyilik Nedir?</span></span><br />
<br />
Bugün üzerinde durduğumuz siyah ve beyaz, gece ve gündüz, tatlı ve ekşi örnekleri bize hayatın farklı yönlerini düşünmeyi öğretiyor. Fakat asıl mesele, bu farklılıkları bahane ederek iyilikle kötülük arasındaki ayrımı ortadan kaldırmak değildir.<br />
<br />
İnsanların zevkleri ve kabiliyetleri farklı olabilir. Buna rağmen adalet, merhamet, dürüstlük ve başkasının hakkına saygı gibi değerler üzerinde düşünmek zorundayız.<br />
<br />
Bir karıncayı sudan kurtarmak, bir hayvana su vermek, bir fakiri doyurmak, hastayı ziyaret etmek, borçluya mühlet tanımak ve bir insanı incitmemek… Bunların her biri iyiliğin farklı bir yönünü hatırlatır.<br />
<br />
Kendimize şu soruyu soralım: İyiliği gerçekten tanıyor muyuz? İyi olduğunu söylediğimiz şeylerin başkaları üzerindeki etkisini düşünüyor muyuz? Kendi nefsimizin yanlışlarını da görebiliyor muyuz?<br />
<br />
Bir insanın iyi olması, hiç hata yapmaması demek değildir. Önemli olan, hatasını fark ettiğinde düzeltmeye çalışması, başkasının hakkını gözetmesi ve hayatını daha güzel bir hâle getirmek için gayret etmesidir.<br />
<br />
Kıyametin ne zaman kopacağını, kendi ömrümüzün ne zaman sona ereceğini bilmiyoruz. Bildiğimiz şey, bugün elimizde bir imkân bulunduğudur. Bu imkânı iyilik için kullanabiliriz.<br />
<br />
Öyleyse gelecek hakkında kesin hükümler vermek yerine bugünkü sorumluluklarımızı yerine getirelim. İbadetlerimizi koruyalım, güzel ahlakımızı geliştirelim, insanlara ve canlılara merhametle yaklaşalım.<br />
<br />
Ve son olarak kendimize şu soruyu soralım:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir karıncayı kurtarmakla bir canlıya zarar vermek arasında nasıl bir ahlakî sorumluluk vardır? İyilik yalnızca inandığımızı söylemek midir, yoksa inancımızı davranışlarımızla göstermek de gerekir mi?</span></span><br />
<br />
Bu konuyu bir sonraki haftaya kadar tefekkür edelim.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİPNOT:</span></span><br />
<br />
[1] Eski metinde, İsrailoğulları’nın çölde bulutla gölgelenmesiyle ilgili olarak “Hz. Musa’nın Bulut, Menn ve Selva Mucizesi” başlıklı bir kaynağa atıf yapılmıştır. Kaynak adı ve bağlantısı yeniden kontrol edilmelidir.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span><br />
<br />
“Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip et.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da’vâhum enil hamdülillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin.<br />
<br />
El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik. Eşhedü en lâ ilâhe illâ ente. Estağfiruke ve etûbü ileyk.<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 12 Mart 2018 Pazartesi<br />
<br />
Original Kar©glan<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bu Evin Rabiyesi Hakkı için]]></title>
			<link>https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44167</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 19:57:05 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashittunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44167</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BU EVİN RABİYESİ HAKKI İÇİN</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kar©glan'ın 24 Mart 2018 Tarihli Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِّلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ<br />
<br />
قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Kul innenî hedânî rabbî ilâ sırâtın müstekîm, dînen kıyemen, millete İbrâhîme hanîfâ ve mâ kâne mine'l-müşrikîn.<br />
<br />
Kul inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi Rabbi'l-âlemîn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
De ki: “Şüphesiz Rabbim beni dosdoğru bir yola, hakka yönelen İbrahim'in dinine iletti. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi.”<br />
<br />
De ki: “Şüphesiz benim namazım, kurbanım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, En'âm Suresi, 161-162. ayetler)</span></span><br />
<br />
---<br />
<br />
Hakîm'in babası Muâviye İbni Hayde anlatıyor:<br />
<br />
— Dedim ki: “Yâ Resûlallah! Kime iyilik edeyim?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span></span><br />
<br />
— Annene.<br />
<br />
“Sonra kime iyilik edeyim?” dedim.<br />
<br />
— Annene.<br />
<br />
“Sonra kime iyilik edeyim?” dedim.<br />
<br />
— Annene.<br />
<br />
“Sonra kime iyilik edeyim?” dedim.<br />
<br />
— Babana; sonra en yakınına, ondan sonra da en yakınına, buyurdular.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Tirmizî, Kitâbü'l-Birri ve's-Sıla; Ebû Dâvûd, Kitâbü'l-Edeb. Hadis, anne babaya iyilik etmenin önemini bildirmektedir.)</span></span><br />
<br />
Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.<br />
<br />
Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YOLCULUĞUMUZA BAŞLIYORUZ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
قُلْ أَغَيْرَ اللّهِ أَبْغِي رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلَّا عَلَيْهَا وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Kul e gayrallâhi ebgî rabben ve hüve rabbu külli şey'in, ve lâ teksibu küllü nefsin illâ aleyhâ, ve lâ teziru vâziretün vizra uhrâ, sümme ilâ rabbiküm merciuküm fe-yünebbiüküm bimâ küntüm fîhi tahtelifûn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
De ki: “Her şeyin Rabbi O iken ben Allah'tan başka bir Rab mı arayayım? Herkesin kazandığı günah ancak kendi aleyhinedir. Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. O, ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri size haber verecektir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, En'âm Suresi, 164. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RAB NEDİR?</span></span><br />
<br />
Terbiye etmek, yetiştirmek, ıslah etmek, düzeltmek, yönetmek, sorumluluk üstlenmek, malik ve sahip olmak, nimeti artırmak, ihtiyaçları gidermek ve üstünlük sahibi olmak gibi anlamlarla ilişkili olan “Rab” kelimesi; efendi, sahip, terbiye eden, yetiştiren, düzene koyan, tedbir alan, sorumluluk üstlenen, yöneten ve nimet veren anlamlarında kullanılır. Kelimenin çoğulu “erbâb”dır.<br />
<br />
Arap dilinde “Rab” kelimesi; itaat edilen efendi, bir şeyi ıslah eden, bir şeyin maliki ve sahibi anlamlarına gelir. Terbiye etme anlamıyla bağlantılı olarak, terbiye edici ve yetiştirici anlamında da kullanılır.<br />
<br />
Allah'ın “Rab” ismi, bütün varlıkları yaratan, yaşatan, yöneten, ihtiyaçlarını bilen ve onları gözeten yüce Rabbimizin sıfatlarını hatırlatır. Kâinattaki düzenin devam etmesi de O'nun yaratması ve takdiriyle gerçekleşir.<br />
<br />
“Rab” kelimesi Kur'an-ı Kerim'de Allah'ı ifade eden önemli isimlerden biridir. Kur'an'da Allah'ın Rab oluşu; yaratma, yönetme, nimet verme ve kullarını doğru yola yöneltme anlamlarıyla birlikte anlatılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RABİYE NE DEMEKTİR?</span></span><br />
<br />
Benim bu vaazdaki tefekkürümde “Rab” kelimesini terbiye eden, yetiştiren ve insanın hayatını şekillendirmesine katkıda bulunan kimseler açısından da ele alıyorum. Bu bakımdan anne ve babanın çocukların yetişmesindeki rolünü düşünmek istiyorum.<br />
<br />
Hz. Yusuf'un babasına hitabıyla ilgili anlatımlarda “Rabbim” kelimesinin kullanılması da bu konuyu tefekkür etmeme vesile olmuştur. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kelimenin Allah için kullanıldığı anlam ile insanlar arasındaki terbiye ve yetiştirme ilişkisini birbirinden ayırmaktır. Allah mutlak Rab'dir; anne ve baba ise çocuklarının yetişmesinde sorumluluk taşıyan kimselerdir.<br />
<br />
“Rabiye” kelimesini de bu vaazdaki kişisel anlatımımda, kadının yetiştirme ve terbiye etme yönünü ifade eden bir kavram olarak ele alıyorum. Nasıl ki erkek ve kadın isimlerinde farklı biçimler bulunabiliyorsa, ben de bu kelimeler üzerinden anne ile babanın aile içindeki rollerini düşünmeye çalışıyorum.<br />
<br />
Her ev, aynı zamanda bir terbiye okuludur. Anne, baba, dede ve nine; çocuğun yetişmesinde, ahlakının oluşmasında ve hayatı öğrenmesinde önemli görevler üstlenebilir. Bu kişiler çocuklara yalnızca günlük işleri öğretmezler; aynı zamanda sabrı, merhameti, sorumluluğu, paylaşmayı, çalışmayı ve insanlarla iyi geçinmeyi de öğretirler.<br />
<br />
Anne ve babanın çocuk yetiştirme biçimleri bazı yönlerden farklılık gösterebilir. Anne, çocuğun beslenmesi, bakımı ve günlük ihtiyaçlarıyla daha fazla ilgilenebilir; baba da başka alanlarda rehberlik edebilir. Ancak bunlar kesin sınırlar değildir. Her iki ebeveyn de çocuklarının bütün yönleriyle yetişmesinden sorumludur.<br />
<br />
Benim burada anlatmak istediğim, insanın hayatını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu ilk bilgileri ve davranışları çoğunlukla ailesinden öğrenmesidir. Bu nedenle anne ve babanın emeklerini takdir etmek, onlara iyilik etmek ve haklarını gözetmek dinî ve ahlakî bakımdan büyük önem taşır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“BU EVİN RABBİNE KULLUK EDİN” AYETİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Fel-ya'büdû rabbe hâzâ'l-beyt.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Öyleyse bu evin Rabbine kulluk etsinler.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Kureyş Suresi, 3. ayet)</span></span><br />
<br />
Ben “Bu evin Rabbi ve Rabiyesi hakkı için” dediğimde, kendi tefekkürüm içinde o evde emeği bulunan anne ve babayı, dede ve nineyi hatırlatmak istiyorum. Buradaki sözlerimi, Allah'a kulluk emrinin yerine başka bir kulluk anlayışı koymak için değil, aile büyüklerinin emeklerini ve haklarını hatırlamak için söylüyorum.<br />
<br />
Anne ile babanın çocuklara kazandırdığı beceriler farklılaşabilir. Ev işleri, yemek hazırlamak, temizlik yapmak, sökük dikmek, çocuk bakmak, odun kesmek, bahçe işleriyle uğraşmak ve çeşitli zorlukların üstesinden gelmek, aile içinde öğrenilebilen becerilerdendir. Fakat bu işler yalnızca kadınlara veya yalnızca erkeklere ait değildir; aile fertleri birbirlerine yardımcı olabilirler.<br />
<br />
Asıl mesele, çocukların hayata hazırlanması ve aile içinde sorumluluk bilincinin oluşmasıdır. Anne ve babanın emeği, çocuğun karakterinin şekillenmesinde önemli bir yer tutar. Onlara karşı saygılı olmak, ihtiyaç duyduklarında yardımcı olmak ve gönüllerini hoş tutmaya çalışmak, dinimizin önem verdiği güzel davranışlardandır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MİRAS HUKUKUNDA NEDEN FARKLI PAYLAR VARDIR?</span></span><br />
<br />
Peki, miras hukukunda bazı durumlarda erkeğe iki, kadına bir pay verilmesinin hikmeti nedir? Anne ve babanın çocuk yetiştirmedeki emekleri farklı biçimlerde ortaya çıkabiliyorsa, miras paylarının belirlenmesinde hangi esaslar dikkate alınmıştır?<br />
<br />
Bu konuyu değerlendirirken öncelikle Kur'an-ı Kerim'de yer alan hükmü okuyalım.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يُوصِيكُمُ اللّهُ فِي أَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنثَيَيْنِ فَإِن كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَإِن كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلِأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ الثُّلُثُ فَإِن كَانَ لَهُ إِخْوَةٌ فَلِأُمِّهِ السُّدُسُ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا أَوْ دَيْنٍ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ لَا تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا فَرِيضَةً مِّنَ اللّهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yûsîkumullâhu fî evlâdikum liz-zekeri mislü hazzil-ünseyeyn. Fe in künne nisâen fevkasneteyni fe lehünne sülüsâ mâ terak. Ve in kânet vâhideten fe lehân-nısf. Ve li ebeveyhi li-külli vâhidin minhümâs-südüsü mimmâ terake in kâne lehû veled. Fe in lem yekün lehû veledün ve verisehû ebevâhu fe li-ümmihis-sülüs. Fe in kâne lehû ihvetün fe li-ümmihis-südüs. Min ba'di vasiyyetin yûsî bihâ ev deyn. Âbâüküm ve ebnâüküm, lâ tedrûne eyyühüm akrabu leküm nef'â. Ferîdaten minallâh. İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Allah, çocuklarınızın mirası hakkında erkeğe iki kadının payı kadar verilmesini emreder. Çocuklar yalnızca kız olup ikiden fazla iseler, ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kız bir kişi ise mirasın yarısı onundur.<br />
<br />
Ölenin çocuğu varsa, bıraktığı maldan anne ve babasının her birine altıda bir pay düşer. Çocuğu yoksa ve anne babası ona mirasçı oluyorsa annesine üçte bir düşer. Kardeşleri varsa annesinin payı altıda birdir. Bütün bu paylaştırma, yapılan vasiyetin yerine getirilmesi ve borcun ödenmesinden sonradır.<br />
<br />
Babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin size daha faydalı olacağını bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından belirlenmiş hükümlerdir. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Nisâ Suresi, 11. ayet)</span></span><br />
<br />
Bunu anlamak neden zor olsun? Burada üzerinde düşünmemiz gereken mesele, miras paylarının yalnızca kadın ve erkek olma durumuna göre değil, aile ve sorumluluklarla ilgili hükümler çerçevesinde değerlendirilmesidir.<br />
<br />
İslam hukukunda erkeğin ailesinin geçimini sağlama sorumluluğu vardır. Kadının da kendisine ait malı ve mirası üzerinde tasarruf hakkı bulunur. Bununla birlikte miras hükümleri, her durumda yalnızca bu açıklamayla sınırlı değildir; mirasçının kim olduğu ve ailedeki yakınlık derecesi gibi hususlar da payların belirlenmesinde önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AİLEDE HAKLAR VE SORUMLULUKLAR</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Ashabım! Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Vasiyetimi tutunuz. Zira onlar sizin idarenize ve himayenize verilmişlerdir.<br />
<br />
Kesin olarak bildiğiniz bir ahlaksızlık yapmadıkları takdirde, onlar üzerinde zorbalık kurmaya hakkınız yoktur. Eğer böyle bir durum meydana gelirse, yataklarında yalnız bırakmak gibi bir tedbire başvurabilirsiniz. Onlara zarar vermeyin. Şayet size itaat ederlerse artık onlara zarar verecek bir şey yapmayın.<br />
<br />
Şunu bilin ki sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır.<br />
<br />
Sizin onlar üzerindeki haklarınız, aile mahremiyetini korumaları ve istemediğiniz kimseleri evinize almamalarıdır. Onların sizin üzerinizdeki hakları ise giyim kuşam ve yeme içme konularında kendilerine iyi imkânlar sağlamanızdır.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Tirmizî, Radâ, 11; ayrıca İbn Mâce, Nikâh, 3.)</span></span><br />
<br />
Bu rivayet üzerinde düşünürken aile içindeki hak ve sorumlulukları, merhameti ve adaleti birlikte ele almak gerekir. Hiç kimse eşine haksızlık etmeyi, ona zarar vermeyi veya zorbalık kurmayı dinî bir hak gibi göremez. Ailede anlaşmazlık yaşandığında amaç, öfkeyle hareket etmek değil, sorunu gidermek ve aile fertlerinin haklarını korumaktır.<br />
<br />
Bu konuda farklı yorumlar ve açıklamalar bulunmaktadır. Benim kanaatimce bir dinî metni değerlendirirken hem metnin bütününü hem de Peygamber Efendimizin aile hayatına dair örnekliğini dikkate almak gerekir. Bir rivayetin nasıl anlaşılacağı konusunda aceleyle hüküm vermek yerine, konunun farklı yönlerini araştırmak ve adaleti gözetmek önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MİRAS PAYLARI VE GEÇİM SORUMLULUĞU ÜZERİNE TEFEKKÜR</span></span><br />
<br />
Erkeğin eşinin ve çocuklarının geçimini sağlama sorumluluğu, İslam aile hukukunun önemli konularından biridir. Yeme, içme, giyim ve barınma gibi temel ihtiyaçların karşılanması, şartlarına göre kocanın yükümlülükleri arasında yer alır. Kadının kendisine ait malı ise sırf evli olduğu için kocasının malı hâline gelmez.<br />
<br />
Bu açıdan bakıldığında, bazı miras durumlarında erkeğe daha fazla pay verilmesiyle aile geçimini sağlama sorumluluğu arasında bir ilişki kurulabilir. Ancak bu açıklamayı bütün miras meselelerine tek başına uygulanacak değişmez bir formül olarak görmemek gerekir. Kur'an'da mirasçılara ilişkin farklı hükümler vardır ve her olay kendi şartlarına göre değerlendirilmelidir.<br />
<br />
Benim burada vurgulamak istediğim, mal paylaşımının yanında sorumlulukların da düşünülmesi gerektiğidir. Bir insanın eline mal geçmesi, onun yalnızca kendi arzuları doğrultusunda hareket etmesini değil, varsa yükümlülüklerini de yerine getirmesini gerektirir.<br />
<br />
Miras kalan malın korunması ve verimli kullanılması da önemlidir. Örneğin, küçük bir tarlanın çok sayıda mirasçı arasında fiziksel olarak bölünmesi, zamanla her bir parçanın kullanılmasını zorlaştırabilir. Böyle durumlarda yürürlükteki hukuk çerçevesinde ortaklığın korunması, malın birlikte işletilmesi veya elde edilen gelirin hak sahiplerine paylaştırılması gibi çözümler değerlendirilebilir.<br />
<br />
Böylece malın verimliliği korunurken mirasçıların hakları da gözetilebilir. Burada asıl amaç, mirasçılardan birinin hakkını diğerine vermek değil; hakkaniyetli bir çözüm bulmak, malın değerini korumak ve aile içinde gereksiz anlaşmazlıkların önüne geçmektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BU HAFTANIN TEFEKKÜR SORUSU</span></span><br />
<br />
Biz öyle bir Allah'a iman ediyoruz ki O, her şeyi işitir, her şeyi görür ve her şeyden haberdardır. Ankara'da yaşayan Ahmet amcanın yaptıklarını, söylediklerini, söyleyeceklerini ve hâllerini bilen Allah, Almanya'da yaşayan Franz'ın da yaptıklarını ve söylediklerini bilir. Rabbimizin ilmi, bizim sınırlı bilgimiz gibi değildir.<br />
<br />
Öyleyse burada düşünmemiz gereken bir mesele var: İnsanların yaptıklarını, söylediklerini ve içlerinden geçirdiklerini bilen bir Allah'a iman ediyoruz. Peki, Allah'ın bazı isim ve sıfatlarının tecellilerini insan hayatında nasıl anlamalıyız? Bir insanın aynı anda çok sayıda kişinin hâlinden haberdar olmasıyla Allah'ın her şeyi bilmesi arasında nasıl bir fark vardır? Allah'ın mutlak ilmini insanın sınırlı bilgisiyle karıştırmadan bu konuyu nasıl tefekkür edebiliriz?<br />
<br />
Bu soruyu düşünürken Allah'ın sıfatlarını herhangi bir insanın gücüyle eşitlememek gerekir. İnsan ne kadar bilgi sahibi olursa olsun, bilgisi sınırlıdır. Allah'ın ilmi ise bütün varlığı kuşatır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
فَضْلًا مِّنَ اللَّهِ وَنِعْمَةً وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Fadlen minallâhi ve ni'meten, vallâhu alîmun hakîm.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Allah'tan bir lütuf ve nimet olarak böyle oldu. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Hucurât Suresi, 8. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yâ eyyühellezîne âmenû lâ tukaddimû beyne yedeyillâhi ve resûlihî vettekullâh, innallâhe semîun alîm.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Ey iman edenler! Allah'ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Hucurât Suresi, 1. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًا لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Ve temmet kelimetu rabbike sıdkan ve adlen, lâ mübeddile li-kelimâtihî ve hüves-semîul alîm.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek kimse yoktur. O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, En'âm Suresi, 115. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yâ eyyühennâsü innâ halaknâküm min zekerin ve ünsâ ve cealnâküm şuûben ve kabâile li-teârafû. İnne ekrameküm indallâhi etkâküm. İnnallâhe alîmun habîr.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, her şeyden haberdardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Hucurât Suresi, 13. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
E lâ ya'lemu men halak, ve hüvel latîful habîr.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir ve her şeyden hakkıyla haberdardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Mülk Suresi, 14. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İŞİTMEK, BİLMEK VE HABERDAR OLMAK ÜZERİNE TEFEKKÜR</span></span><br />
<br />
Bu ayetleri okurken Allah'ın ilminin genişliği üzerinde düşünelim. İnsan bazen yalnızca gördüğü ve duyduğu şeyleri bildiğini zanneder. Hâlbuki Allah, görüneni de görünmeyeni de bilir. İnsanların kalplerinden geçenleri, niyetlerini ve yaptıklarını da O'ndan hiçbir şey gizleyemez.<br />
<br />
Benim tefekkürümde burada önemli olan, Allah'ın ilmini kendi sınırlı anlayışımızla ölçmeye çalışmamaktır. İnsanlar birbirlerinin hâllerini ancak kendilerine ulaşan bilgiler ölçüsünde anlayabilirler. Allah'ın bilmesi ise yaratılmışların bilgisine benzemez.<br />
<br />
Bu sebeple bir insan hakkında hüküm verirken yalnızca dış görünüşe bakmamalı, onun niyetini bütünüyle bildiğimizi de iddia etmemeliyiz. Adaletli davranmak, bilmediğimiz konularda ihtiyatlı olmak ve insanları zan altında bırakmamak gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEMİRE SU VEREREK SERTLEŞTİRME: BİR TEFEKKÜR BENZETMESİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Cehennemliklerin tepelerine kaynar su dökülür. Bu su, vücutlarının içine nüfuz eder ve karınlarına kadar ulaşır. İçlerinde ne varsa söker atar ve ayaklarından geçip gider.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Tirmizî, Cehennem, 4.)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ فَالَّذِينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِّن نَّارٍ يُصَبُّ مِن فَوْقِ رُؤُوسِهِمُ الْحَمِيمُ يُصْهَرُ بِهِ مَا فِي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُ وَلَهُم مَّقَامِعُ مِنْ حَدِيدٍ كُلَّمَا أَرَادُوا أَن يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا فِيهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ وَهُدُوا إِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِ وَهُدُوا إِلَى صِرَاطِ الْحَمِيدِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Hâzâni hasmânihtesamû fî rabbihim. Fellezîne keferû kuttıat lehüm siyâbün min nâr. Yusabbu min fevki ruûsihimul hamîm. Yus'haru bihî mâ fî butûnihim vel-cülûd. Ve lehüm mekâmiu min hadîd. Küllemâ erâdû en yahrucû minhâ min gammin uîdû fîhâ ve zûkû azâbel-harîk. İnnallâhe yudhilullezîne âmenû ve amilûs-sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel-enhâru yuhallevne fîhâ min esâvira min zehebin ve lü'lüen ve libâsühüm fîhâ harîr. Ve hudû ile't-tayyibi minel-kavli ve hudû ilâ sırâtıl-hamîd.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
İşte bunlar, Rableri hakkında tartışmaya giren iki hasım taraftır. İnkâr edenler için ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar su dökülür. Bu suyla karınlarının içindekiler ve derileri eritilir. Onlar için demirden topuzlar vardır. Her ne zaman uğradıkları sıkıntı sebebiyle oradan çıkmak isteseler oraya geri döndürülürler ve kendilerine, “Yakıcı azabı tadın!” denilir.<br />
<br />
Şüphesiz Allah, iman edip salih ameller işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Orada altından bileziklerle ve incilerle süslenecekler, ipek giysiler giyeceklerdir. Onlar güzel söze yöneltilmiş ve övgüye layık olan Allah'ın yoluna iletilmişlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Hac Suresi, 19-24. ayetler)</span></span><br />
<br />
Geçen haftalarda, gelecekte bilim insanlarının ölümün çaresini bulup bulamayacağı üzerinde düşünmüştük. Bazı kimseler, Kur'an'da her canın ölümü tadacağını bildiren ayetler bulunduğunu söyleyerek bu konunun tartışılmasına karşı çıkabilir. Burada birbirinden farklı iki meseleyi ayırmak gerekir: Dünya hayatında hastalıkların tedavisi ve insan ömrünün uzatılması başka bir konudur; Allah'ın bildirdiği ölüm ve ahiret hayatı başka bir konudur.<br />
<br />
Ahiret kavramını da yalnızca dünya hayatındaki olaylarla açıklamaya çalışmamalıyız. Ahiret, İslam inancında ölümden sonraki hayatı ve hesap gününü ifade eder. Bunun mahiyetine ilişkin bilgimiz, Allah'ın ve Peygamberinin bildirdikleriyle sınırlıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Küllü nefsin zâikatul-mevt, sümme ileynâ türceûn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Ankebût Suresi, 57. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Küllü men aleyhâ fân. Ve yebkâ vechü rabbike zül-celâli vel-ikrâm.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Rahmân Suresi, 26-27. ayetler)</span></span><br />
<br />
Abdullah İbni Ömer'in (ra) rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme vardıkları zaman ölüm getirilir ve cennet ile cehennem arasında konulur. Sonra kesilir. Ardından bir münadi şöyle seslenir:<br />
<br />
‘Ey cennetlikler! Artık ölüm yoktur. Ey cehennemlikler! Artık ölüm yoktur!’<br />
<br />
Bunun üzerine cennetliklerin sevinci daha da artar, cehennemliklerin üzüntüsü ise daha da artar.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Buhârî, Rikāk, 50-51; Müslim, Cennet, 43.)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÖLÜM VE AHİRET ÜZERİNE KİŞİSEL TEFEKKÜRÜM</span></span><br />
<br />
Bu ayet ve hadisleri okuduğumda, ölümün sona ermesiyle ilgili anlatımın ahiret inancındaki yerini düşünüyorum. Benim kanaatimce burada üzerinde durulması gereken temel nokta, dünya hayatının geçici oluşu ve ahiretteki hayatın Allah'ın bildirdiği şekilde devam edeceğidir.<br />
<br />
Ölümün dünyadaki bir hastalık gibi tedavi edilmesiyle, ahirette ölümün sona ermesi meselesini aynı şeymiş gibi ele almamak gerekir. Bilim insanları hastalıkları tedavi etmeye ve insan hayatını korumaya çalışabilirler. Ancak ölümün ve ahiret hayatının mahiyeti hakkında kesin hükümler vermek, yalnızca bilimsel gelişmelerden hareketle mümkün değildir.<br />
<br />
Benim keşfî tefekkürümde, insanın bedeni, hayatı, kaderi ve ölüm üzerine düşünmek; insanın yaratılışındaki hikmetleri anlamaya çalışma çabasıdır. DNA, genler ve insan bedeninin işleyişi gibi konular da bu bakımdan merak uyandırabilir. Fakat bunları ahirette ölümün nasıl sona ereceğini açıklayan kesin bilgiler gibi sunamam. Bu konudaki hakikati en iyi Allah bilir.<br />
<br />
Hadiste ölümün kesilmesinden söz edilmesi, ahiret hayatının ebedî oluşunu anlatan bir ifadedir. Bu anlatım, müminler için sevinç; cehennemlikler içinse azabın devam etmesi bakımından büyük bir anlam taşır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEHENNEM AZABI VE PİŞMANLIK</span></span><br />
<br />
Ebû Derda'nın (ra) rivayet ettiği uzun bir hadiste, cehennem ehlinin açlık ve susuzlukla karşılaşmaları, yardım istemeleri ve yaptıklarından pişmanlık duymaları anlatılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Cehennem ehline açlık musallat edilir. Bu açlık, içinde bulundukları azap kadar şiddetli hâle gelir. Yardım isterler. Onlara açlığı gidermeyen bir yiyecek verilir. Tekrar yiyecek isterler; bu defa boğazlarında takılıp kalan bir yiyecekle karşılaşırlar. Bu yiyecek ne aşağı iner ne de yukarı çıkar.<br />
<br />
Dünyada böyle bir durumda su içerek lokmalarını geçirdiklerini hatırlar ve içecek isterler. Onlara kaynar su verilir. Su yüzlerine yaklaştırıldığında yüzlerini yakar; karınlarına ulaştığında ise içlerine büyük acı verir.<br />
<br />
Bunun üzerine cehennem bekçilerini çağırıp azaplarının hafifletilmesini isterler. Bekçiler onlara, ‘Peygamberleriniz size bu durumu açıklayan haberleri getirmemiş miydi?’ diye sorarlar. Onlar da, ‘Evet, getirmişti; fakat biz dinlemedik’ derler.<br />
<br />
Bekçiler, ‘Öyleyse isteyin; inkâr edenlerin istekleri burada karşılıksız kalır’ derler.<br />
<br />
Sonra cehenneme vekil kılınan melek Mâlik'i çağırırlar ve ondan Rablerinin kendileri hakkında ölümle hükmetmesini isterler. Mâlik ise, ‘Siz burada kalacaksınız’ diye cevap verir.<br />
<br />
Bunun üzerine kendi aralarında, ‘Rabbinize dua edin; sizin için O'ndan daha hayırlı kimse yoktur’ derler ve Allah'a şöyle yalvarırlar:<br />
<br />
‘Ey Rabbimiz! Bedbahtlığımız bize galip geldi. Biz gerçekten sapık kimselerdik. Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer yeniden inkâra dönersek artık gerçekten zalimlerden oluruz.’<br />
<br />
Allah onlara şöyle buyurur:<br />
<br />
‘Orada aşağılanmış bir hâlde kalın ve Bana bir şey söylemeyin.’<br />
<br />
Bu cevap üzerine cehennem ehli her türlü hayırdan ümitlerini keser; hıçkırmaya, pişmanlık duymaya ve dövünüp durmaya başlar.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Rivayet: Tirmizî, Cehennem, 5; ayrıca ilgili bölümlerde Mü'minûn Suresi 106-108 ve Zuhruf Suresi 77. ayetlere atıf yapılır.)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِن مَّزِيدٍ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yevme nekûlü li-cehenneme helimtele'ti ve tekûlü hel min mezîd.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
O gün cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O da, “Daha var mı?” der.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Kâf Suresi, 30. ayet)</span></span><br />
<br />
Bu anlatımlardan çıkarılacak ders, insanın dünyada yaptığı davranışları hafife almamasıdır. İnsan, doğruyu bildiği hâlde bile bile yanlışta ısrar ederse, bunun sonucuyla karşılaşabilir. Bu nedenle tövbe etmek, haksızlıklardan uzak durmak, başkalarının haklarını gözetmek ve iyilikte bulunmak büyük önem taşır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NİLÜFER ÇİÇEĞİ VE YENİDEN DİRİLİŞ BENZETMESİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Hakkıyla cehennemlik olanlar cehennemde ne ölürler ne de yaşarlar. Günahları sebebiyle ateşe giren bir kısım kimseler ise yanıp kömür olduktan sonra kendilerine şefaat edilmesine izin verilir. Böylece grup grup getirilir ve cennet nehirlerine bırakılırlar. Sonra, ‘Ey cennet ehli! Bunların üzerine su dökün’ denilir. Onlar da sel yatağında yetişen bir ot gibi yeniden yetişirler.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Müslim, Îmân, 306.)</span></span><br />
<br />
Bu hadiste yeniden yetişme, bir canlanma ve yeniden hayat bulma benzetmesiyle anlatılır. Ben bu anlatımı okurken nilüfer çiçeğini ve tabiatta gözlemlediğimiz yenilenme örneklerini hatırlıyorum.<br />
<br />
Ancak buradan hareketle ahiret hayatının mutlaka bu dünyada yaşanan olaylardan ibaret olduğunu söylemek doğru olmaz. İslam inancında cennet, cehennem ve ahiret hayatı, ölümden sonraki varoluşla ilgilidir. Tabiattaki yenilenme örnekleri bize düşünme fırsatı verebilir; fakat gayb hakkında kesin bilgi yerine geçmez.<br />
<br />
Benim tefekkürümde asıl önemli olan, insanın kendisini düzeltmesi, yaptığı yanlışlardan dönmesi ve Allah'ın rahmetinden ümit kesmemesidir. Ahiret inancı, insanı hem sorumluluk sahibi olmaya hem de Allah'ın rahmetini ümit etmeye yöneltmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÖLÜMÜN SONA ERMESİ VE AHİRET ÜZERİNE KEŞFÎ TEFEKKÜRÜM</span></span><br />
<br />
Önceki bölümde ölümün sona ermesi, cennet ve cehennem hayatı üzerine ayetleri ve hadisleri ele aldık. Şimdi de bu konudaki kendi tefekkürümü açıklamak istiyorum.<br />
<br />
Benim keşfî tefekkürümde, ölümün sona ermesi ifadesi üzerinde düşünürken insanın bedeni, kaderi, DNA'sı ve genetik yapısı gibi meseleler de aklıma geliyor. Acaba insanın yaşlanması, hastalanması ve ölmesiyle ilgili süreçlerin anlaşılmasında henüz bilmediğimiz yönler var mıdır? Gelecekte bilim insanları insan hayatını korumak ve hastalıkları tedavi etmek konusunda bugün hayal edemediğimiz gelişmeler sağlayabilirler mi?<br />
<br />
Bunlar benim üzerinde düşündüğüm sorulardır. Ancak bunlardan hareketle ölümün bilim yoluyla kesinlikle ortadan kaldırılacağını söylemiyorum. Kur'an'ın ölüm ve ahiret hakkındaki bildirdikleriyle insanın dünyadaki ömrünü uzatmaya yönelik bilimsel çalışmalar birbirinden ayrı konulardır.<br />
<br />
Hadiste ölümün kesilmesinden söz edilmesini de kendi tefekkürümde, ölümün artık sona erdiği ve ahiret hayatının ebedî olduğu şeklinde düşünüyorum. Cennetliklerin sevincinin artması, cehennemliklerin ise ölümle kurtuluş beklentilerinin sona ermesi, bu anlatımın üzerinde durulması gereken yönlerindendir.<br />
<br />
Dünya hayatında bazı insanlar hastalıklarla, organ kayıplarıyla ve çeşitli bedensel sıkıntılarla mücadele ederler. Tıp, bu sıkıntıların giderilmesi için imkânlar geliştirmeye çalışır. Fakat ahiretteki hayatın mahiyetini, dünya hayatındaki tıbbî gelişmelerle bütünüyle açıklayamayız.<br />
<br />
Benim Raşidi Tarikatı'ndaki bazı zikirler ve bu zikirlerin anlamları üzerine de kendime özgü tefekkürlerim vardır. Bu çerçevede, ahiret hayatına geçiş, ölümün tadılması ve insanın manevî yolculuğu arasında bağlantılar kurduğum bir anlayışım bulunuyor. Bu, benim kişisel keşfî yorumumdur; herkesin kabul etmesi gereken kesin bir dinî hüküm olarak sunmuyorum.<br />
<br />
Kur'an'da ve hadislerde bildirilen ahiret hakikatlerini anlamaya çalışırken, kendi yorumlarımızı vahyin açık hükümlerinden ayırmak gerekir. Gaybın hakikatini en iyi Allah bilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEHENNEM AZABININ DEVAMI VE İBRET</span></span><br />
<br />
Cehennemliklerin ölümün sona ermesinden dolayı daha büyük bir üzüntü yaşayacaklarını anlatan rivayetler üzerinde düşünelim. İnsan dünyada yaptığı hatalardan pişman olabilir, tövbe edebilir ve kendisini düzeltmek için çaba gösterebilir. Fakat ahiret, hesap ve karşılık yeridir. Bu sebeple insanın dünyada sahip olduğu fırsatları değerlendirmesi önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Ve âhiru da'vâhüm eni'l-hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Onların dualarının sonu, “Hamd âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur” sözüdür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DUAMIZ</span></span><br />
<br />
Rabbim Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri! Bizi, ailelerimizi, sevdiklerimizi, bütün müminleri ve ahir zaman ümmetini azabından muhafaza eylesin. Bizleri yanlışlarımızı fark edip tövbe eden, iyilik yapan, adaletten ayrılmayan ve kulluk vazifesini yerine getirmeye çalışan kullarından eylesin.<br />
<br />
Allah'ım! Bizi cehennem azabından koru. Kalplerimize iman, davranışlarımıza merhamet, işlerimize doğruluk ve ailelerimize huzur ver. Bizi ahirette rahmetine kavuşan, sevinci artan ve Senin rızana erişen kullarının arasına kat.<br />
<br />
Âmin.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİPNOTLAR</span></span><br />
<br />
[1] Vaazın ilk hâlinde “Rab nedir?” başlığı altında yararlanılan kaynak olarak Mumsema.org sitesindeki “Rab ne demektir, ne anlama gelir?” konulu yazı belirtilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HATİME DUASI</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span><br />
<br />
“Allah'ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip et!”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhiru da'vâhüm eni'l-hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn.<br />
<br />
Âmin.<br />
<br />
El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik. Eşhedü en lâ ilâhe illâ ente. Estağfiruke ve etûbü ileyk.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAR©GLAN</span></span><br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 24 Mart 2018 Cumartesi<br />
<br />
Original Kar©glan<br />
<br />
</span>[/size]</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BU EVİN RABİYESİ HAKKI İÇİN</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kar©glan'ın 24 Mart 2018 Tarihli Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِّلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ<br />
<br />
قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Kul innenî hedânî rabbî ilâ sırâtın müstekîm, dînen kıyemen, millete İbrâhîme hanîfâ ve mâ kâne mine'l-müşrikîn.<br />
<br />
Kul inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi Rabbi'l-âlemîn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
De ki: “Şüphesiz Rabbim beni dosdoğru bir yola, hakka yönelen İbrahim'in dinine iletti. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi.”<br />
<br />
De ki: “Şüphesiz benim namazım, kurbanım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, En'âm Suresi, 161-162. ayetler)</span></span><br />
<br />
---<br />
<br />
Hakîm'in babası Muâviye İbni Hayde anlatıyor:<br />
<br />
— Dedim ki: “Yâ Resûlallah! Kime iyilik edeyim?”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span></span><br />
<br />
— Annene.<br />
<br />
“Sonra kime iyilik edeyim?” dedim.<br />
<br />
— Annene.<br />
<br />
“Sonra kime iyilik edeyim?” dedim.<br />
<br />
— Annene.<br />
<br />
“Sonra kime iyilik edeyim?” dedim.<br />
<br />
— Babana; sonra en yakınına, ondan sonra da en yakınına, buyurdular.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Tirmizî, Kitâbü'l-Birri ve's-Sıla; Ebû Dâvûd, Kitâbü'l-Edeb. Hadis, anne babaya iyilik etmenin önemini bildirmektedir.)</span></span><br />
<br />
Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.<br />
<br />
Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YOLCULUĞUMUZA BAŞLIYORUZ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
قُلْ أَغَيْرَ اللّهِ أَبْغِي رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلَّا عَلَيْهَا وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Kul e gayrallâhi ebgî rabben ve hüve rabbu külli şey'in, ve lâ teksibu küllü nefsin illâ aleyhâ, ve lâ teziru vâziretün vizra uhrâ, sümme ilâ rabbiküm merciuküm fe-yünebbiüküm bimâ küntüm fîhi tahtelifûn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
De ki: “Her şeyin Rabbi O iken ben Allah'tan başka bir Rab mı arayayım? Herkesin kazandığı günah ancak kendi aleyhinedir. Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. O, ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri size haber verecektir.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, En'âm Suresi, 164. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RAB NEDİR?</span></span><br />
<br />
Terbiye etmek, yetiştirmek, ıslah etmek, düzeltmek, yönetmek, sorumluluk üstlenmek, malik ve sahip olmak, nimeti artırmak, ihtiyaçları gidermek ve üstünlük sahibi olmak gibi anlamlarla ilişkili olan “Rab” kelimesi; efendi, sahip, terbiye eden, yetiştiren, düzene koyan, tedbir alan, sorumluluk üstlenen, yöneten ve nimet veren anlamlarında kullanılır. Kelimenin çoğulu “erbâb”dır.<br />
<br />
Arap dilinde “Rab” kelimesi; itaat edilen efendi, bir şeyi ıslah eden, bir şeyin maliki ve sahibi anlamlarına gelir. Terbiye etme anlamıyla bağlantılı olarak, terbiye edici ve yetiştirici anlamında da kullanılır.<br />
<br />
Allah'ın “Rab” ismi, bütün varlıkları yaratan, yaşatan, yöneten, ihtiyaçlarını bilen ve onları gözeten yüce Rabbimizin sıfatlarını hatırlatır. Kâinattaki düzenin devam etmesi de O'nun yaratması ve takdiriyle gerçekleşir.<br />
<br />
“Rab” kelimesi Kur'an-ı Kerim'de Allah'ı ifade eden önemli isimlerden biridir. Kur'an'da Allah'ın Rab oluşu; yaratma, yönetme, nimet verme ve kullarını doğru yola yöneltme anlamlarıyla birlikte anlatılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RABİYE NE DEMEKTİR?</span></span><br />
<br />
Benim bu vaazdaki tefekkürümde “Rab” kelimesini terbiye eden, yetiştiren ve insanın hayatını şekillendirmesine katkıda bulunan kimseler açısından da ele alıyorum. Bu bakımdan anne ve babanın çocukların yetişmesindeki rolünü düşünmek istiyorum.<br />
<br />
Hz. Yusuf'un babasına hitabıyla ilgili anlatımlarda “Rabbim” kelimesinin kullanılması da bu konuyu tefekkür etmeme vesile olmuştur. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kelimenin Allah için kullanıldığı anlam ile insanlar arasındaki terbiye ve yetiştirme ilişkisini birbirinden ayırmaktır. Allah mutlak Rab'dir; anne ve baba ise çocuklarının yetişmesinde sorumluluk taşıyan kimselerdir.<br />
<br />
“Rabiye” kelimesini de bu vaazdaki kişisel anlatımımda, kadının yetiştirme ve terbiye etme yönünü ifade eden bir kavram olarak ele alıyorum. Nasıl ki erkek ve kadın isimlerinde farklı biçimler bulunabiliyorsa, ben de bu kelimeler üzerinden anne ile babanın aile içindeki rollerini düşünmeye çalışıyorum.<br />
<br />
Her ev, aynı zamanda bir terbiye okuludur. Anne, baba, dede ve nine; çocuğun yetişmesinde, ahlakının oluşmasında ve hayatı öğrenmesinde önemli görevler üstlenebilir. Bu kişiler çocuklara yalnızca günlük işleri öğretmezler; aynı zamanda sabrı, merhameti, sorumluluğu, paylaşmayı, çalışmayı ve insanlarla iyi geçinmeyi de öğretirler.<br />
<br />
Anne ve babanın çocuk yetiştirme biçimleri bazı yönlerden farklılık gösterebilir. Anne, çocuğun beslenmesi, bakımı ve günlük ihtiyaçlarıyla daha fazla ilgilenebilir; baba da başka alanlarda rehberlik edebilir. Ancak bunlar kesin sınırlar değildir. Her iki ebeveyn de çocuklarının bütün yönleriyle yetişmesinden sorumludur.<br />
<br />
Benim burada anlatmak istediğim, insanın hayatını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu ilk bilgileri ve davranışları çoğunlukla ailesinden öğrenmesidir. Bu nedenle anne ve babanın emeklerini takdir etmek, onlara iyilik etmek ve haklarını gözetmek dinî ve ahlakî bakımdan büyük önem taşır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“BU EVİN RABBİNE KULLUK EDİN” AYETİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Fel-ya'büdû rabbe hâzâ'l-beyt.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
“Öyleyse bu evin Rabbine kulluk etsinler.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Kureyş Suresi, 3. ayet)</span></span><br />
<br />
Ben “Bu evin Rabbi ve Rabiyesi hakkı için” dediğimde, kendi tefekkürüm içinde o evde emeği bulunan anne ve babayı, dede ve nineyi hatırlatmak istiyorum. Buradaki sözlerimi, Allah'a kulluk emrinin yerine başka bir kulluk anlayışı koymak için değil, aile büyüklerinin emeklerini ve haklarını hatırlamak için söylüyorum.<br />
<br />
Anne ile babanın çocuklara kazandırdığı beceriler farklılaşabilir. Ev işleri, yemek hazırlamak, temizlik yapmak, sökük dikmek, çocuk bakmak, odun kesmek, bahçe işleriyle uğraşmak ve çeşitli zorlukların üstesinden gelmek, aile içinde öğrenilebilen becerilerdendir. Fakat bu işler yalnızca kadınlara veya yalnızca erkeklere ait değildir; aile fertleri birbirlerine yardımcı olabilirler.<br />
<br />
Asıl mesele, çocukların hayata hazırlanması ve aile içinde sorumluluk bilincinin oluşmasıdır. Anne ve babanın emeği, çocuğun karakterinin şekillenmesinde önemli bir yer tutar. Onlara karşı saygılı olmak, ihtiyaç duyduklarında yardımcı olmak ve gönüllerini hoş tutmaya çalışmak, dinimizin önem verdiği güzel davranışlardandır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MİRAS HUKUKUNDA NEDEN FARKLI PAYLAR VARDIR?</span></span><br />
<br />
Peki, miras hukukunda bazı durumlarda erkeğe iki, kadına bir pay verilmesinin hikmeti nedir? Anne ve babanın çocuk yetiştirmedeki emekleri farklı biçimlerde ortaya çıkabiliyorsa, miras paylarının belirlenmesinde hangi esaslar dikkate alınmıştır?<br />
<br />
Bu konuyu değerlendirirken öncelikle Kur'an-ı Kerim'de yer alan hükmü okuyalım.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يُوصِيكُمُ اللّهُ فِي أَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنثَيَيْنِ فَإِن كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَإِن كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلِأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ الثُّلُثُ فَإِن كَانَ لَهُ إِخْوَةٌ فَلِأُمِّهِ السُّدُسُ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا أَوْ دَيْنٍ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ لَا تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا فَرِيضَةً مِّنَ اللّهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yûsîkumullâhu fî evlâdikum liz-zekeri mislü hazzil-ünseyeyn. Fe in künne nisâen fevkasneteyni fe lehünne sülüsâ mâ terak. Ve in kânet vâhideten fe lehân-nısf. Ve li ebeveyhi li-külli vâhidin minhümâs-südüsü mimmâ terake in kâne lehû veled. Fe in lem yekün lehû veledün ve verisehû ebevâhu fe li-ümmihis-sülüs. Fe in kâne lehû ihvetün fe li-ümmihis-südüs. Min ba'di vasiyyetin yûsî bihâ ev deyn. Âbâüküm ve ebnâüküm, lâ tedrûne eyyühüm akrabu leküm nef'â. Ferîdaten minallâh. İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Allah, çocuklarınızın mirası hakkında erkeğe iki kadının payı kadar verilmesini emreder. Çocuklar yalnızca kız olup ikiden fazla iseler, ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kız bir kişi ise mirasın yarısı onundur.<br />
<br />
Ölenin çocuğu varsa, bıraktığı maldan anne ve babasının her birine altıda bir pay düşer. Çocuğu yoksa ve anne babası ona mirasçı oluyorsa annesine üçte bir düşer. Kardeşleri varsa annesinin payı altıda birdir. Bütün bu paylaştırma, yapılan vasiyetin yerine getirilmesi ve borcun ödenmesinden sonradır.<br />
<br />
Babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin size daha faydalı olacağını bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından belirlenmiş hükümlerdir. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Nisâ Suresi, 11. ayet)</span></span><br />
<br />
Bunu anlamak neden zor olsun? Burada üzerinde düşünmemiz gereken mesele, miras paylarının yalnızca kadın ve erkek olma durumuna göre değil, aile ve sorumluluklarla ilgili hükümler çerçevesinde değerlendirilmesidir.<br />
<br />
İslam hukukunda erkeğin ailesinin geçimini sağlama sorumluluğu vardır. Kadının da kendisine ait malı ve mirası üzerinde tasarruf hakkı bulunur. Bununla birlikte miras hükümleri, her durumda yalnızca bu açıklamayla sınırlı değildir; mirasçının kim olduğu ve ailedeki yakınlık derecesi gibi hususlar da payların belirlenmesinde önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AİLEDE HAKLAR VE SORUMLULUKLAR</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Ashabım! Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Vasiyetimi tutunuz. Zira onlar sizin idarenize ve himayenize verilmişlerdir.<br />
<br />
Kesin olarak bildiğiniz bir ahlaksızlık yapmadıkları takdirde, onlar üzerinde zorbalık kurmaya hakkınız yoktur. Eğer böyle bir durum meydana gelirse, yataklarında yalnız bırakmak gibi bir tedbire başvurabilirsiniz. Onlara zarar vermeyin. Şayet size itaat ederlerse artık onlara zarar verecek bir şey yapmayın.<br />
<br />
Şunu bilin ki sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır.<br />
<br />
Sizin onlar üzerindeki haklarınız, aile mahremiyetini korumaları ve istemediğiniz kimseleri evinize almamalarıdır. Onların sizin üzerinizdeki hakları ise giyim kuşam ve yeme içme konularında kendilerine iyi imkânlar sağlamanızdır.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Tirmizî, Radâ, 11; ayrıca İbn Mâce, Nikâh, 3.)</span></span><br />
<br />
Bu rivayet üzerinde düşünürken aile içindeki hak ve sorumlulukları, merhameti ve adaleti birlikte ele almak gerekir. Hiç kimse eşine haksızlık etmeyi, ona zarar vermeyi veya zorbalık kurmayı dinî bir hak gibi göremez. Ailede anlaşmazlık yaşandığında amaç, öfkeyle hareket etmek değil, sorunu gidermek ve aile fertlerinin haklarını korumaktır.<br />
<br />
Bu konuda farklı yorumlar ve açıklamalar bulunmaktadır. Benim kanaatimce bir dinî metni değerlendirirken hem metnin bütününü hem de Peygamber Efendimizin aile hayatına dair örnekliğini dikkate almak gerekir. Bir rivayetin nasıl anlaşılacağı konusunda aceleyle hüküm vermek yerine, konunun farklı yönlerini araştırmak ve adaleti gözetmek önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MİRAS PAYLARI VE GEÇİM SORUMLULUĞU ÜZERİNE TEFEKKÜR</span></span><br />
<br />
Erkeğin eşinin ve çocuklarının geçimini sağlama sorumluluğu, İslam aile hukukunun önemli konularından biridir. Yeme, içme, giyim ve barınma gibi temel ihtiyaçların karşılanması, şartlarına göre kocanın yükümlülükleri arasında yer alır. Kadının kendisine ait malı ise sırf evli olduğu için kocasının malı hâline gelmez.<br />
<br />
Bu açıdan bakıldığında, bazı miras durumlarında erkeğe daha fazla pay verilmesiyle aile geçimini sağlama sorumluluğu arasında bir ilişki kurulabilir. Ancak bu açıklamayı bütün miras meselelerine tek başına uygulanacak değişmez bir formül olarak görmemek gerekir. Kur'an'da mirasçılara ilişkin farklı hükümler vardır ve her olay kendi şartlarına göre değerlendirilmelidir.<br />
<br />
Benim burada vurgulamak istediğim, mal paylaşımının yanında sorumlulukların da düşünülmesi gerektiğidir. Bir insanın eline mal geçmesi, onun yalnızca kendi arzuları doğrultusunda hareket etmesini değil, varsa yükümlülüklerini de yerine getirmesini gerektirir.<br />
<br />
Miras kalan malın korunması ve verimli kullanılması da önemlidir. Örneğin, küçük bir tarlanın çok sayıda mirasçı arasında fiziksel olarak bölünmesi, zamanla her bir parçanın kullanılmasını zorlaştırabilir. Böyle durumlarda yürürlükteki hukuk çerçevesinde ortaklığın korunması, malın birlikte işletilmesi veya elde edilen gelirin hak sahiplerine paylaştırılması gibi çözümler değerlendirilebilir.<br />
<br />
Böylece malın verimliliği korunurken mirasçıların hakları da gözetilebilir. Burada asıl amaç, mirasçılardan birinin hakkını diğerine vermek değil; hakkaniyetli bir çözüm bulmak, malın değerini korumak ve aile içinde gereksiz anlaşmazlıkların önüne geçmektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BU HAFTANIN TEFEKKÜR SORUSU</span></span><br />
<br />
Biz öyle bir Allah'a iman ediyoruz ki O, her şeyi işitir, her şeyi görür ve her şeyden haberdardır. Ankara'da yaşayan Ahmet amcanın yaptıklarını, söylediklerini, söyleyeceklerini ve hâllerini bilen Allah, Almanya'da yaşayan Franz'ın da yaptıklarını ve söylediklerini bilir. Rabbimizin ilmi, bizim sınırlı bilgimiz gibi değildir.<br />
<br />
Öyleyse burada düşünmemiz gereken bir mesele var: İnsanların yaptıklarını, söylediklerini ve içlerinden geçirdiklerini bilen bir Allah'a iman ediyoruz. Peki, Allah'ın bazı isim ve sıfatlarının tecellilerini insan hayatında nasıl anlamalıyız? Bir insanın aynı anda çok sayıda kişinin hâlinden haberdar olmasıyla Allah'ın her şeyi bilmesi arasında nasıl bir fark vardır? Allah'ın mutlak ilmini insanın sınırlı bilgisiyle karıştırmadan bu konuyu nasıl tefekkür edebiliriz?<br />
<br />
Bu soruyu düşünürken Allah'ın sıfatlarını herhangi bir insanın gücüyle eşitlememek gerekir. İnsan ne kadar bilgi sahibi olursa olsun, bilgisi sınırlıdır. Allah'ın ilmi ise bütün varlığı kuşatır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
فَضْلًا مِّنَ اللَّهِ وَنِعْمَةً وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Fadlen minallâhi ve ni'meten, vallâhu alîmun hakîm.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Allah'tan bir lütuf ve nimet olarak böyle oldu. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Hucurât Suresi, 8. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yâ eyyühellezîne âmenû lâ tukaddimû beyne yedeyillâhi ve resûlihî vettekullâh, innallâhe semîun alîm.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Ey iman edenler! Allah'ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Hucurât Suresi, 1. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًا لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Ve temmet kelimetu rabbike sıdkan ve adlen, lâ mübeddile li-kelimâtihî ve hüves-semîul alîm.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek kimse yoktur. O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, En'âm Suresi, 115. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yâ eyyühennâsü innâ halaknâküm min zekerin ve ünsâ ve cealnâküm şuûben ve kabâile li-teârafû. İnne ekrameküm indallâhi etkâküm. İnnallâhe alîmun habîr.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, her şeyden haberdardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Hucurât Suresi, 13. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
E lâ ya'lemu men halak, ve hüvel latîful habîr.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir ve her şeyden hakkıyla haberdardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Mülk Suresi, 14. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İŞİTMEK, BİLMEK VE HABERDAR OLMAK ÜZERİNE TEFEKKÜR</span></span><br />
<br />
Bu ayetleri okurken Allah'ın ilminin genişliği üzerinde düşünelim. İnsan bazen yalnızca gördüğü ve duyduğu şeyleri bildiğini zanneder. Hâlbuki Allah, görüneni de görünmeyeni de bilir. İnsanların kalplerinden geçenleri, niyetlerini ve yaptıklarını da O'ndan hiçbir şey gizleyemez.<br />
<br />
Benim tefekkürümde burada önemli olan, Allah'ın ilmini kendi sınırlı anlayışımızla ölçmeye çalışmamaktır. İnsanlar birbirlerinin hâllerini ancak kendilerine ulaşan bilgiler ölçüsünde anlayabilirler. Allah'ın bilmesi ise yaratılmışların bilgisine benzemez.<br />
<br />
Bu sebeple bir insan hakkında hüküm verirken yalnızca dış görünüşe bakmamalı, onun niyetini bütünüyle bildiğimizi de iddia etmemeliyiz. Adaletli davranmak, bilmediğimiz konularda ihtiyatlı olmak ve insanları zan altında bırakmamak gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEMİRE SU VEREREK SERTLEŞTİRME: BİR TEFEKKÜR BENZETMESİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Cehennemliklerin tepelerine kaynar su dökülür. Bu su, vücutlarının içine nüfuz eder ve karınlarına kadar ulaşır. İçlerinde ne varsa söker atar ve ayaklarından geçip gider.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Tirmizî, Cehennem, 4.)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ فَالَّذِينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِّن نَّارٍ يُصَبُّ مِن فَوْقِ رُؤُوسِهِمُ الْحَمِيمُ يُصْهَرُ بِهِ مَا فِي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُ وَلَهُم مَّقَامِعُ مِنْ حَدِيدٍ كُلَّمَا أَرَادُوا أَن يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا فِيهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ وَهُدُوا إِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِ وَهُدُوا إِلَى صِرَاطِ الْحَمِيدِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Hâzâni hasmânihtesamû fî rabbihim. Fellezîne keferû kuttıat lehüm siyâbün min nâr. Yusabbu min fevki ruûsihimul hamîm. Yus'haru bihî mâ fî butûnihim vel-cülûd. Ve lehüm mekâmiu min hadîd. Küllemâ erâdû en yahrucû minhâ min gammin uîdû fîhâ ve zûkû azâbel-harîk. İnnallâhe yudhilullezîne âmenû ve amilûs-sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel-enhâru yuhallevne fîhâ min esâvira min zehebin ve lü'lüen ve libâsühüm fîhâ harîr. Ve hudû ile't-tayyibi minel-kavli ve hudû ilâ sırâtıl-hamîd.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
İşte bunlar, Rableri hakkında tartışmaya giren iki hasım taraftır. İnkâr edenler için ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar su dökülür. Bu suyla karınlarının içindekiler ve derileri eritilir. Onlar için demirden topuzlar vardır. Her ne zaman uğradıkları sıkıntı sebebiyle oradan çıkmak isteseler oraya geri döndürülürler ve kendilerine, “Yakıcı azabı tadın!” denilir.<br />
<br />
Şüphesiz Allah, iman edip salih ameller işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Orada altından bileziklerle ve incilerle süslenecekler, ipek giysiler giyeceklerdir. Onlar güzel söze yöneltilmiş ve övgüye layık olan Allah'ın yoluna iletilmişlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Hac Suresi, 19-24. ayetler)</span></span><br />
<br />
Geçen haftalarda, gelecekte bilim insanlarının ölümün çaresini bulup bulamayacağı üzerinde düşünmüştük. Bazı kimseler, Kur'an'da her canın ölümü tadacağını bildiren ayetler bulunduğunu söyleyerek bu konunun tartışılmasına karşı çıkabilir. Burada birbirinden farklı iki meseleyi ayırmak gerekir: Dünya hayatında hastalıkların tedavisi ve insan ömrünün uzatılması başka bir konudur; Allah'ın bildirdiği ölüm ve ahiret hayatı başka bir konudur.<br />
<br />
Ahiret kavramını da yalnızca dünya hayatındaki olaylarla açıklamaya çalışmamalıyız. Ahiret, İslam inancında ölümden sonraki hayatı ve hesap gününü ifade eder. Bunun mahiyetine ilişkin bilgimiz, Allah'ın ve Peygamberinin bildirdikleriyle sınırlıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Küllü nefsin zâikatul-mevt, sümme ileynâ türceûn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Ankebût Suresi, 57. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Küllü men aleyhâ fân. Ve yebkâ vechü rabbike zül-celâli vel-ikrâm.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Rahmân Suresi, 26-27. ayetler)</span></span><br />
<br />
Abdullah İbni Ömer'in (ra) rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme vardıkları zaman ölüm getirilir ve cennet ile cehennem arasında konulur. Sonra kesilir. Ardından bir münadi şöyle seslenir:<br />
<br />
‘Ey cennetlikler! Artık ölüm yoktur. Ey cehennemlikler! Artık ölüm yoktur!’<br />
<br />
Bunun üzerine cennetliklerin sevinci daha da artar, cehennemliklerin üzüntüsü ise daha da artar.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Buhârî, Rikāk, 50-51; Müslim, Cennet, 43.)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÖLÜM VE AHİRET ÜZERİNE KİŞİSEL TEFEKKÜRÜM</span></span><br />
<br />
Bu ayet ve hadisleri okuduğumda, ölümün sona ermesiyle ilgili anlatımın ahiret inancındaki yerini düşünüyorum. Benim kanaatimce burada üzerinde durulması gereken temel nokta, dünya hayatının geçici oluşu ve ahiretteki hayatın Allah'ın bildirdiği şekilde devam edeceğidir.<br />
<br />
Ölümün dünyadaki bir hastalık gibi tedavi edilmesiyle, ahirette ölümün sona ermesi meselesini aynı şeymiş gibi ele almamak gerekir. Bilim insanları hastalıkları tedavi etmeye ve insan hayatını korumaya çalışabilirler. Ancak ölümün ve ahiret hayatının mahiyeti hakkında kesin hükümler vermek, yalnızca bilimsel gelişmelerden hareketle mümkün değildir.<br />
<br />
Benim keşfî tefekkürümde, insanın bedeni, hayatı, kaderi ve ölüm üzerine düşünmek; insanın yaratılışındaki hikmetleri anlamaya çalışma çabasıdır. DNA, genler ve insan bedeninin işleyişi gibi konular da bu bakımdan merak uyandırabilir. Fakat bunları ahirette ölümün nasıl sona ereceğini açıklayan kesin bilgiler gibi sunamam. Bu konudaki hakikati en iyi Allah bilir.<br />
<br />
Hadiste ölümün kesilmesinden söz edilmesi, ahiret hayatının ebedî oluşunu anlatan bir ifadedir. Bu anlatım, müminler için sevinç; cehennemlikler içinse azabın devam etmesi bakımından büyük bir anlam taşır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEHENNEM AZABI VE PİŞMANLIK</span></span><br />
<br />
Ebû Derda'nın (ra) rivayet ettiği uzun bir hadiste, cehennem ehlinin açlık ve susuzlukla karşılaşmaları, yardım istemeleri ve yaptıklarından pişmanlık duymaları anlatılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Cehennem ehline açlık musallat edilir. Bu açlık, içinde bulundukları azap kadar şiddetli hâle gelir. Yardım isterler. Onlara açlığı gidermeyen bir yiyecek verilir. Tekrar yiyecek isterler; bu defa boğazlarında takılıp kalan bir yiyecekle karşılaşırlar. Bu yiyecek ne aşağı iner ne de yukarı çıkar.<br />
<br />
Dünyada böyle bir durumda su içerek lokmalarını geçirdiklerini hatırlar ve içecek isterler. Onlara kaynar su verilir. Su yüzlerine yaklaştırıldığında yüzlerini yakar; karınlarına ulaştığında ise içlerine büyük acı verir.<br />
<br />
Bunun üzerine cehennem bekçilerini çağırıp azaplarının hafifletilmesini isterler. Bekçiler onlara, ‘Peygamberleriniz size bu durumu açıklayan haberleri getirmemiş miydi?’ diye sorarlar. Onlar da, ‘Evet, getirmişti; fakat biz dinlemedik’ derler.<br />
<br />
Bekçiler, ‘Öyleyse isteyin; inkâr edenlerin istekleri burada karşılıksız kalır’ derler.<br />
<br />
Sonra cehenneme vekil kılınan melek Mâlik'i çağırırlar ve ondan Rablerinin kendileri hakkında ölümle hükmetmesini isterler. Mâlik ise, ‘Siz burada kalacaksınız’ diye cevap verir.<br />
<br />
Bunun üzerine kendi aralarında, ‘Rabbinize dua edin; sizin için O'ndan daha hayırlı kimse yoktur’ derler ve Allah'a şöyle yalvarırlar:<br />
<br />
‘Ey Rabbimiz! Bedbahtlığımız bize galip geldi. Biz gerçekten sapık kimselerdik. Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer yeniden inkâra dönersek artık gerçekten zalimlerden oluruz.’<br />
<br />
Allah onlara şöyle buyurur:<br />
<br />
‘Orada aşağılanmış bir hâlde kalın ve Bana bir şey söylemeyin.’<br />
<br />
Bu cevap üzerine cehennem ehli her türlü hayırdan ümitlerini keser; hıçkırmaya, pişmanlık duymaya ve dövünüp durmaya başlar.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Rivayet: Tirmizî, Cehennem, 5; ayrıca ilgili bölümlerde Mü'minûn Suresi 106-108 ve Zuhruf Suresi 77. ayetlere atıf yapılır.)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِن مَّزِيدٍ<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yevme nekûlü li-cehenneme helimtele'ti ve tekûlü hel min mezîd.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
O gün cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O da, “Daha var mı?” der.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahü'l-Azîm, Kâf Suresi, 30. ayet)</span></span><br />
<br />
Bu anlatımlardan çıkarılacak ders, insanın dünyada yaptığı davranışları hafife almamasıdır. İnsan, doğruyu bildiği hâlde bile bile yanlışta ısrar ederse, bunun sonucuyla karşılaşabilir. Bu nedenle tövbe etmek, haksızlıklardan uzak durmak, başkalarının haklarını gözetmek ve iyilikte bulunmak büyük önem taşır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NİLÜFER ÇİÇEĞİ VE YENİDEN DİRİLİŞ BENZETMESİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Hakkıyla cehennemlik olanlar cehennemde ne ölürler ne de yaşarlar. Günahları sebebiyle ateşe giren bir kısım kimseler ise yanıp kömür olduktan sonra kendilerine şefaat edilmesine izin verilir. Böylece grup grup getirilir ve cennet nehirlerine bırakılırlar. Sonra, ‘Ey cennet ehli! Bunların üzerine su dökün’ denilir. Onlar da sel yatağında yetişen bir ot gibi yeniden yetişirler.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif: Müslim, Îmân, 306.)</span></span><br />
<br />
Bu hadiste yeniden yetişme, bir canlanma ve yeniden hayat bulma benzetmesiyle anlatılır. Ben bu anlatımı okurken nilüfer çiçeğini ve tabiatta gözlemlediğimiz yenilenme örneklerini hatırlıyorum.<br />
<br />
Ancak buradan hareketle ahiret hayatının mutlaka bu dünyada yaşanan olaylardan ibaret olduğunu söylemek doğru olmaz. İslam inancında cennet, cehennem ve ahiret hayatı, ölümden sonraki varoluşla ilgilidir. Tabiattaki yenilenme örnekleri bize düşünme fırsatı verebilir; fakat gayb hakkında kesin bilgi yerine geçmez.<br />
<br />
Benim tefekkürümde asıl önemli olan, insanın kendisini düzeltmesi, yaptığı yanlışlardan dönmesi ve Allah'ın rahmetinden ümit kesmemesidir. Ahiret inancı, insanı hem sorumluluk sahibi olmaya hem de Allah'ın rahmetini ümit etmeye yöneltmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÖLÜMÜN SONA ERMESİ VE AHİRET ÜZERİNE KEŞFÎ TEFEKKÜRÜM</span></span><br />
<br />
Önceki bölümde ölümün sona ermesi, cennet ve cehennem hayatı üzerine ayetleri ve hadisleri ele aldık. Şimdi de bu konudaki kendi tefekkürümü açıklamak istiyorum.<br />
<br />
Benim keşfî tefekkürümde, ölümün sona ermesi ifadesi üzerinde düşünürken insanın bedeni, kaderi, DNA'sı ve genetik yapısı gibi meseleler de aklıma geliyor. Acaba insanın yaşlanması, hastalanması ve ölmesiyle ilgili süreçlerin anlaşılmasında henüz bilmediğimiz yönler var mıdır? Gelecekte bilim insanları insan hayatını korumak ve hastalıkları tedavi etmek konusunda bugün hayal edemediğimiz gelişmeler sağlayabilirler mi?<br />
<br />
Bunlar benim üzerinde düşündüğüm sorulardır. Ancak bunlardan hareketle ölümün bilim yoluyla kesinlikle ortadan kaldırılacağını söylemiyorum. Kur'an'ın ölüm ve ahiret hakkındaki bildirdikleriyle insanın dünyadaki ömrünü uzatmaya yönelik bilimsel çalışmalar birbirinden ayrı konulardır.<br />
<br />
Hadiste ölümün kesilmesinden söz edilmesini de kendi tefekkürümde, ölümün artık sona erdiği ve ahiret hayatının ebedî olduğu şeklinde düşünüyorum. Cennetliklerin sevincinin artması, cehennemliklerin ise ölümle kurtuluş beklentilerinin sona ermesi, bu anlatımın üzerinde durulması gereken yönlerindendir.<br />
<br />
Dünya hayatında bazı insanlar hastalıklarla, organ kayıplarıyla ve çeşitli bedensel sıkıntılarla mücadele ederler. Tıp, bu sıkıntıların giderilmesi için imkânlar geliştirmeye çalışır. Fakat ahiretteki hayatın mahiyetini, dünya hayatındaki tıbbî gelişmelerle bütünüyle açıklayamayız.<br />
<br />
Benim Raşidi Tarikatı'ndaki bazı zikirler ve bu zikirlerin anlamları üzerine de kendime özgü tefekkürlerim vardır. Bu çerçevede, ahiret hayatına geçiş, ölümün tadılması ve insanın manevî yolculuğu arasında bağlantılar kurduğum bir anlayışım bulunuyor. Bu, benim kişisel keşfî yorumumdur; herkesin kabul etmesi gereken kesin bir dinî hüküm olarak sunmuyorum.<br />
<br />
Kur'an'da ve hadislerde bildirilen ahiret hakikatlerini anlamaya çalışırken, kendi yorumlarımızı vahyin açık hükümlerinden ayırmak gerekir. Gaybın hakikatini en iyi Allah bilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEHENNEM AZABININ DEVAMI VE İBRET</span></span><br />
<br />
Cehennemliklerin ölümün sona ermesinden dolayı daha büyük bir üzüntü yaşayacaklarını anlatan rivayetler üzerinde düşünelim. İnsan dünyada yaptığı hatalardan pişman olabilir, tövbe edebilir ve kendisini düzeltmek için çaba gösterebilir. Fakat ahiret, hesap ve karşılık yeridir. Bu sebeple insanın dünyada sahip olduğu fırsatları değerlendirmesi önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Ve âhiru da'vâhüm eni'l-hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Onların dualarının sonu, “Hamd âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur” sözüdür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DUAMIZ</span></span><br />
<br />
Rabbim Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri! Bizi, ailelerimizi, sevdiklerimizi, bütün müminleri ve ahir zaman ümmetini azabından muhafaza eylesin. Bizleri yanlışlarımızı fark edip tövbe eden, iyilik yapan, adaletten ayrılmayan ve kulluk vazifesini yerine getirmeye çalışan kullarından eylesin.<br />
<br />
Allah'ım! Bizi cehennem azabından koru. Kalplerimize iman, davranışlarımıza merhamet, işlerimize doğruluk ve ailelerimize huzur ver. Bizi ahirette rahmetine kavuşan, sevinci artan ve Senin rızana erişen kullarının arasına kat.<br />
<br />
Âmin.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİPNOTLAR</span></span><br />
<br />
[1] Vaazın ilk hâlinde “Rab nedir?” başlığı altında yararlanılan kaynak olarak Mumsema.org sitesindeki “Rab ne demektir, ne anlama gelir?” konulu yazı belirtilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HATİME DUASI</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span><br />
<br />
“Allah'ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip et!”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhiru da'vâhüm eni'l-hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn.<br />
<br />
Âmin.<br />
<br />
El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik. Eşhedü en lâ ilâhe illâ ente. Estağfiruke ve etûbü ileyk.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAR©GLAN</span></span><br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 24 Mart 2018 Cumartesi<br />
<br />
Original Kar©glan<br />
<br />
</span>[/size]</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Acbül Zenb Nedir? Nerededir?]]></title>
			<link>https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44166</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 19:55:11 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashittunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44166</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Acbül Zenb Nedir? Nerededir? Insan da Senede erdigi Kemalatinin iki defa Tohumunu Verir</span><br />
<br />
(Kar©glanin 02 Nisan 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذَلِكَ تُخْرَجُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yuhricul hayye minel meyyiti ve yuhricul meyyite minel hayyi ve yuhyil arda ba’de mevtihâ, ve kezâlike tuhracûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Siz de (mezarlarınızdan) işte böyle çıkarılacaksınız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym RUM Suresi 19. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Sûra iki üfleme arasında kırk vardır.” Ashâb-ı kirâm:<br />
<br />
– Ebû Hüreyre! Kırk gün mü? diye sordular.<br />
<br />
– Bir şey diyemem, dedi. Sahâbîler:<br />
<br />
– Kırk yıl mı? diye sordular.<br />
<br />
– Bir şey diyemem, dedi.<br />
<br />
– Kırk ay mı? diye sordular.<br />
<br />
– Bir şey diyemem, dedi. (Sonra hadisi şöyle tamamladı) “<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Acbü’z Zenb</span> dışında insanın bütün bedeni çürüyüp yok olur. Yeniden yaratılma işi kuyruk sokumundan başlar. Sonra Allah Teâlâ gökten bir su indirir, herkes bitkiler gibi yeniden canlanır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhârî, Tefsîru sûre (39), 3, (78), 1; Müslim, Fiten 28)</span><br />
<br />
--ALINTI--<br />
Hadisimizde yeniden diriliş konusunda çok önemli bir bilgi verilmektedir. Toprak, insanın bütün cesedini yiyip tüketecek, ama Efendimiz’in teşbihiyle, bir hardal tanesi gibi olan (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, III, 28) ve dolayısıyla insan bedeninin çekirdeği sayılan acbü’z-zeneb denen kuyruk sokumu çürümeyecektir. Bazı hadislerden öğrendiğimize göre insan acbü’z-zenebden yaratılmıştır; tekrar ondan diriltilip hayat bulacaktır (Müslim, Fiten 142). Kâinattaki her şeyin çürüyüp tükeneceğini, bu sebeple acbü’z-zenebin de çürüyüp yok olacağını söyleyen âlimler vardır. Onlara göre acbü’z-zeneb, uzun süre çürümeden durduğu ve en son çürüyen uzuv olduğu için hiç çürümeyeceğinden bahsedilmiştir.<br />
<br />
Acbü’z-zenebin hiç çürümeyeceğinden bahseden hadisler son derece güvenilir ve sağlamdır. Bu hadisleri zâhirî mânalarıyla kabul etmek istemeyenlerin ise hiçbir geçerli delili yoktur. Demek oluyor ki, İsrâfil aleyhisselâm’ın sûra üflemesiyle bu kâinatta var olan her şey yok olup gidecek, bazı rivayetlerde daha açık olarak belirtildiği üzere, kırk yıl sonra gökten bir nevi hayat suyu yağacak ve sûra ikinci defa üflenecek, bu sesi duyan bütün insanlar, bir hardal tanesini andıran kuyruk sokumu kemiğinden bitkiler gibi yeniden diriltileceklerdir.[1]<br />
<br />
--ALINTI SONU--<br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
[attachment=40164]<br />
<br />
“Toprak, insanoğlunun <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"acb"</span> dışındaki bütün cesedini yiyip tüketir. İnsan acb den yaratılmıştır, tekrar ondan meydana getirilecektir.”<br />
 <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
insanda bazi bitkiler gibi, senede iki defa, günahlari ve sevablari ile kazandigi kemalat derecesinin meyvasi olan <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"Acbül Zenb"</span> denilen,  yani "Kara Hardal Tanesi" (yada <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"Günah Tanesi" )</span> gibi amma bu ondan biraz büyük, cocuklarin oynadigi bir misket büyüklügünde, siyah ve canli, herşeyi duyan, herşeyi görebilen, konuşabilen, ve sana haberler verebilen canli bir hardal tanesi olan tohumunu, senenin iki baharinda, kuyruk sokumundan  tohum olarak verir. Gecen haftaki Tefekkür sorumuzun cevabi budur neydi  o sorumuz :<br />
<br />
###################################<br />
<br />
GEÇEN HAFTANIN TEFEKKÜR SORUSU NEYDi?<br />
<br />
Biz öyle bir Allah a iman ediyoruz ki, Herşeyi işiten, ve herşeyi gören, ve herşeydan haberdar olan bir Allah a iman ediyoruz. öyle olunca Allah Türkiye Ankarada ki Ahmet amcanin her halini ve yaptıklarını ve yapacaklarini söylediklerini, ve söyleyeceklerini, duyan, gören, bilen, ve hisseden Allah, Almanyadaki Franz in da yaptıklarını yapacaklarini ve söyledklerini, ayni anda duyup görüp bilip hissdiyor, öyle olunca, peki dünyada herşeyi ayni anda, gören, duyan, bilen, ve hisseden ne var ki, biz ona diyelim ki, Allahin o üc sifati veya ismi, bu tek kimsede toplu tecelli ediyor dilyebilelim. kimdir bu halife? hangi halifesinde, bu üc veya dört isim, ayni anda tecelli ediyor?<br />
<br />
###################################<br />
<br />
 Ve bu tohum büyük hacetin ile tuvaletine karişip topraga gider, ve dogacagi yeni yerindeki cibiliyati olacak olan hayvan ve insana dogru gider, ve bazilari bunu görüp alir, ve 3. gözüm acildi derler, hani afedesiniz "Bu Adam götü ile herkesi görüyor, duyuyor" denir ya işde budur, götündeki gözü, yani "acbül zenb" manasi  "Günah Tohumu" insan tohumu, yani bazilari onu ele gecirir ve gitmesine, Topraga karişmasina müsade etmez, ve artik onu  esir edip istedigini yaptirtir" Benim cinim var cünüm var diyenler" ve ücüncü gözüm acildi diyenler. Halbuki kicindakinin gözü ile görüyorda, o onun gözü degil, meyva verdiği cibilliyati olan, yeni halinde cezami cekecek, yoksa, sefa mi sürecek ise, gidecegi yerdeki  yeni versionu olcak olan insanin tohumu olcak olan, hardal tenesi, siyah gögcür, yani muhammedin agzi ile yada arap agzi ile günahlarin tohumu (Hardal Tanesi), yani işde Avrupalilarin keşfettgi Alafranga oturmali tuvalet, bizim o kabul edemedigimiz oturakli tuvaleti yapinca  onlar, ilk yaptiklarindaki hastane tuvaletlerinde, düşen hacetin, hemen delige düşmez, ve tuvaletin üst katindaki haznede bekler, sonra kalktiktan sonra, onu  hemişire inceler, sonra tuvalet deligine su ile yollarsin, <br />
<br />
bu gün caminin ana kavramini yitirdigi gibi, o tuvalette anlamini ve gayesini yitirmiş, ve sanki o sadece oturmak gayesi ile icad oldu zanni ile, tuvalete yani kanala akan delik,  hacetin hemen kicindan düşünce, suyun icine düşcek vaziyette ki hali ile yeni hale dönüştürülmüş degiştirilmiş, ve  gayesine hizmet etmemekde. amma işde halen Avusturyadaki hastanelerde dişki kültürü analizi yapailabilmesi için hastanenin her katinda, bir adet bu işi bilen bir hemşirenin bildigi, ve ona bakip anlayabilcek egitimdeki bir hemşirenin bildigi, bir adet WC bu orjinal old versiondadir. Bu orjinal alafranga tuvaletler kullanilip, hasta hacetini yapar, ve o hacet suya aldirlmamiş vaziyette durur, ve sonra önemli bakilmasi gereken hastalarin o hacetine, yetkili hemşire gider bakar, sonra suya aldirilir. yoksa bu alfranga tuvalette gaye oturmak degildir ilk keşfedilme amaci. Bunu keşefeden ecnebileri görünce, ve gaye ve amaci da bilinmeyince,  bizimkiler afedisin "sictigin hacete "Büyük Hacetine" bakilmaz fetvasi verirken, bunu yani Acbül Zenbi farkeden gavur dediklerin, işde  o tohumun tuvalete karişmasini önlemek için, oturakli tuvalet  ile ve hacetin daha kanalizasyona karişmadan, onun icinden,  o tohumu alabilmek için, yada neye ermiş, yada ne hastasi olmuş bakabilmek için, atmi eşekmi ne bu adam bakabilmek için,  işde alafranga tuvaleti icad etmiş, o aslinda oturmak için degil ,asli ise acbül zenbi ele gecirmek icindir, yoksa o topraga  yani bugünün kanalizasyonuna karişir gider, amma hakmi bu, onu "Acbül Zenbi" mahpus etmek, esire etmek, topraga karişmasina müsade etmemek, hakmidir, adaletmidir?  hayir degil, amma bazilari işde bunu, aynen kuran ayetlerini kötü yol olan, sihir büyü için kullandiklari gibi, bu tohumuda mahpus ve esir  edip "benim cinim var" diyenler,  ananin ... a  var, ne cini mini, işde o hardali mahpus ve esir edip, onunla görür, duyar, ve ondan haber alir.  ve dünyada hersene iki defa ilkbahar vardir bizde ilkbahar olur, aşagida, Afrika ve Brezilya ve Avustralya gibi alttakilerde sonbahar olur, ve bizde sonbahar oluncada, onlarda ilk bahar olur, böylece dünyada senede iki defa ilk bahar, iki defa sonbahar,.... olur, öyle olunca, Allah  bu dünyaya koydugu bu kurali, kuşlara koymuş ve  göcmen kuşlar, senede iki baharda, iki defa yavru cikarir, ve iki döl verir, insanda işde günahlari ve sevablari sebebiyle erdigi cibilliyatin mevsimi olan tohumu, mevsiminde, o kara hardal tohumu olarak kuyruk sokumundan, kopup hacetine karişmiş olarak  tohum verir, amma siz siz olun, onu ve onlari mahpus edip, esir edip kullanmayin, bu sizin sonraniz için, cok kötü sonuclar meydana getirir, amma, inceleyecek bilim adamlari için, bazilarina bakmak, incelemek, ve bunun hak ve gercek odugunu, Allah in yeniden yaratma işleminide bu tohumdan yaptigini bilmesi, ve herkesin ögremesi için yegdir. amma dedimya onlari esir etmeyiniz. " Dikat matrix filimindeki insan tarlalarini hatirlayiverin, neydi o tarlalar, ve insan tohumlari, bilirmisiniz, ve  sonunda kanala karişan tohumlar, gavurun bulupda, amma hikmetini bilemedigi yer."<br />
---------oOo-------------------<br />
onlar yatak elbisleri ile namaza durarlar<br />
 10 - Kılıksız bir halde, kirli iş elbisesi içinde veya başkasının yanına çıkamayacağı bir kıyafetle namaza durmak. Hz. Ömer (ra) kirden sakınılmayan hizmet elbisesi ile namaz kılmakta olan bir kimseyi görünce ona hitaben: "Seni bâzı kimselere göndersem bu elbise ile gider misin?" diye sormuş; o da, "Hayır" deyince: "Cenâb-ı Hak, kendisi için süslenilmeğe en lâyık olandır" buyurmuştur.<br />
<br />
Namazda müstehab olan mu'tad elbisedir. Yani başkasının yanına da giyilerek çıkılabilen elbisedir. Gecelik ve pijamalar, evde giyilen mu'tad elbiseler olduğuna göre, onunla namaz câiz olur. Fakat evlâ olan pijama ve geceliklerle namaz kılmamaktır. Çünkü temiz olmama ihtimali mevcuttur.<br />
<br />
11 - Kısa kollu elbise ile namaza durmak. Kolları dirseklere kadar sıvalı, lâubali bir vaziyette namaza durmak da mekruhtur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا بَنِي آدَمَ خُذُواْ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُواْ وَاشْرَبُواْ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ benî âdeme huzû zînetekum inde kulli mescidin ve kulû veşrebû ve lâ tusrifû, innehu lâ yuhıbbul musrifîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey Âdemoğulları! Her secde ettiğinizde (Namaz Kildiğinizda) ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym A'RAF Suresi 31. ayet)</span><br />
<br />
Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
(Namaz kılarken en iyi elbisenizi giyinin. Allahü teâlâ, kendisi için ziynetlenmeye, süslenmeye en layık olandır.) <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Beyheki)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Gecen haftadan kalan vaazin devami</span><br />
<br />
"Cehennemliker demir olma makamina ererler" , den kasit yani mesele senin evinin tenceresi olma şerefine ermiş amma, haala azabi bitmemiş, günde iki defa, üc defa ocagin üstüne sürülüp, cehhennem azabi tatdirilmakda.<br />
yine senin evin caydanligi olmuş günde 5 defa  ocagin üstüne sürülüp, cehhennem azabi tatdirilmakda.<br />
ya bir de mahellnin kahvehanesinin cay semaveri olduysa, günde kac defa ateşe sürülüyor yada ateşden hic inmiyor.<br />
<br />
-----------oOo----------------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُواْ عَنْهَا لاَ تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاء وَلاَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِمِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İnnellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbus semâi ve lâ yedhulûnel cennete hattâ yelicel cemelu fî semmil hiyât(hiyâti) ve kezâlike neczîl mucrimîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler! Biz suçluları işte böyle cezalandırırız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym A'RAF Suresi 40. ayet)</span><br />
<br />
<br />
"deve igneinin deliginden gecesiye kadar yancaksaniz" ayeti ile yani  deve ignenin deliginden nasil gecer, yine deve yünü olupda, devenin yününün igneden gecip örüldügü cübbe oldugu kazak oldugu döneme kadar yanacaksiniz demekdir, ne zamani biliyoruz diyorki muhammedin veysel verdiği cübbe deve yünündendi yani en yakin dönem taa yaklaşik muhammed vaktine kadar yancaksiniz demek gibi yada ondan daha önce igne ile ve örmenin keşfoldugu yada dokumanin keşfoldugu zamana kadar yanacaklar, yani cennete giremeyecekler, cezalari o kadar uzun zaman sürecek.<br />
sonra toprakdan cikip deve olrak dogmak yani devenin yedigi ot olup, yada annesidnen icdigi süt olcaksiniz, sonra o süt ile deve yünü olcaksiniz, sonrada örülüp kazak olcaksiniz cübbe olcaksiniz, yani öyle olunca, igne ile örgününün keşfedildgi zamana kadar yanmak vay Allahim vay yani.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kadının Kalktığı Yere, O Yer Soğumadan, hemen Oturmak Caiz Midir?</span><br />
<br />
"Kadının Kalktığı Yere, O Yer Soğumadan hemen Oturmayın, oraya şeytan oturur."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
<br />
Eger oturursan,  vesvese ehli kimse olur cikarsin,  artik senin kulagina o gün, şeytan fisildar durur, sende onun sözünü tutan cocugu olursun.<br />
bu hadisdir, itiraz edeni rabbim o hastaliga dücar etsinde, o hadisin hak oldugunu bizatihi hakkal yakin tadarak bilsin ögrensin.<br />
<br />
<br />
ve yine "yabanci bir kadinla,evlenmek helal olan yabanci bir kadinla, tenhalaşmayin." <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
Bu bir Hadisi şeriftir, bunun hadis oldugunu itaraz edeni, rabbim onun zararina dücar etsinde, hakkal yakin bizatihi tadarak anlasin, amma cok gec olacak bu ikisinin hak oldugunu anladigi zaman, o hastalliga veya belaya dücar olmuş olcak.<br />
<br />
----oOo-------------<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Cennet halkı kıyamet günü Âdem’in suretinde, otuz üç yaşında, bıyıklı, bedenleri kılsız ve karagözlü bir sima hâlinde haşr edilirler. Sonra cennette bulunan bir ağacın yanına götürülürler ve ondan elbise giyinirler, artık ne elbiseleri eskir ve ne de gençlikleri kaybolur.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Kenzu’l-Ummal, H. No: 39383)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“(Ruh üflenmiş) bir düşükten bir pirifâniye kadar (cennetlik olan) her kes otuz üç yaşında, Âdem’in suretinde, Yusuf’un güzelliğinde, Eyyub’un ahlakında  bıyıklı,  bedenleri kılsız ve karagözlü bir simayla haşr edilirler.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , H. No: 39384)</span><br />
<br />
####ALINTI#####<br />
    “Âlimler, dünya kadınlarının cennette bir yaşta olacaklarını, Hurilerin ise büyük-küçük (nefislerin arzu ettiği şekilde) çeşitli yaşlarda olacaklarını söylemişlerdir."<br />
<br />
    "Nebe sûresinde cennetliklere ihsan edilen nimetlerden bahsedilirken de cennet hurilerine atıfta bulunularak “ve kevâibe etrâbâ” buyrulmaktadır. Bu âyetteki “kevâib” gençliğin en ilk ve en güzel dönemini ifade etmekte olup, ergenliğinin ilk demlerindeki genç kızlar demektir. “Etrâben” ifadesi ise aynı yaşta (yaşıt) manasındadır.” (Muhtasaru Tezkireti’l-Kurtubî, s. 101)[2]<br />
Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde hicri yüzyıl başı olan Hicri 1400’de zuhur edecek olan; en büyük müceddid, kutb-u azam ve en büyük veli olan Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini haber veren çok belirgin olayların varlığından bahsetmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen tüm bu alametlerin, içinde yaşadığımız Hicri 1400’lerde ardı ardına gerçekleşiyor olması, Hz. Mehdi (as)'ın çıkış döneminde olduğumuzu göstermesi açısından son derece önemlidir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların artarda kopması gibi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ramuz-El Ehadis, 277/6; Camiü's-Sagir, 3/167)</span><br />
<br />
Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerle bildirdiği ahir zamanda gerçekleşecek bu olaylar adeta birer zaman belirleyicisidirler ve aşamalı zamanları temsil etmektedirler. Bu yönleriyle; ahir zaman olaylarının bütünü bir saat gibidir ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu müjdeleyen olaylar, tüm safhalarıyla bu saat üzerinde aşama aşama mevcuttur. Öyle ki, bizim bu saate yani olayların akış sırasına bakarak ahir zamanın neresinde olduğumuzu tesbit etmemiz de söz konusu olmaktadır. Hatta yine Peygamberimiz (s.a.v.)’in ahir zaman ile ilgili bu hadislerine bakarak gelecekte olacak olaylar hakkında fikir sahibi olmamız da Allah'ın izniyle mümkündür. [3]<br />
<br />
####ALINTI SONU #####<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Alametlerin birbiri arkasından gelmesi, aynı ipte dizili incilerin peş peşe dökülmesi gibidir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , İbni Hibban Sahih 1883, Mecmau’z-Zevaid 7/331, Taberani Mucemu’l-Evsat, Albani Sahihu’l-Cami 3227)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Alametler ipte dizili inci gibidir. Eğer ip koparsa (ilk alamet görülürse) hepsi tek tek dökülür.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Ahmed 2/220 No 7040, Mecmau’z-Zevaid 7/321)</span><br />
<br />
Cennetlikler 30 yaşinda yada 33 yaşinda olacaklar, yani önce genciligin sirri cözülmeli cünkü : Kiyamet alametleri tesbihin taneleri gibi, ardi ardinca gelecek hadisi ve mesela eger kazak örmeye yada, bir işe başlanmasi gereken yerden başlanirsa sonuca varilir, kazak ortadan örülmeye başlanmayacagi gibi, <br />
ölümün caresini bulmak icinde, önce genciligin sirrini cözmekden başlamak gerekiyor, yanliş yerden başlayan, sittin sene bunu bulamaz yanlişdir, labirent yanliş, eger gencilgin sirrindan başlanirsa, ardina  ölümün sirrida cözülür, ölüm ödürülür velhasil kelam.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">şeytan imani calarmi, ölüm aninda gelirmi?</span><br />
<br />
ve kaderde insanin anne karninda, şakilerden veya saidlerden olmasi yazilir diye bir durum olabilirmi, ve o zaman bütün ömür bir seneryodan ibaret olmazmi? Eger sonunda olacak olan olur demek olur bu.<br />
Böyle bir durumda, peki bir ömür iyi amelleri işleyipde sonra imansiz gitmek diye bir durumda var, Allah böyle bir adaletsizilik yaparmi demek gelir soru olarak?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Cevap</span><br />
<br />
Burada adaletsizligi yapan Allah degil, o kulun bilincsizligi, iyi ile kötüyü ayirt edememesi ve farkinda olmayiş.<br />
<br />
ve mesala emekli olmuş bir ihtiyari, yahut normal genc bir insani, tam ayligini avm edeki otamattan  cekip evine gidecekken, yolda bütün ayligini (parasini) calan bir HIRSIZ için, burada adaleti Allah dami arayacagiz, haşa Allah adil davranmadi, bu adam bir ay terledi yoruldu, calişdi,<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> "bu revamiydi" </span>diyecegimiz binlerce olay var.<br />
amma burada adaletsizligi yapan şeytan aleyhillane, ve o hirsiza verdiği ve yükledigi misyon ile, o parayi caldirdi, ve o adamin  ne zorlukla parayi kazandigi, o hirsizin umurunda degil, burada onun derdi adalette degil, kendi rizkini kazanmak onun derdi, ve bu rizkini kazanmak yöntem ve yolunuda, asalaklik olarak secmiş, hazira konma kazanilmiş paralari calma yolunu kendine benimsemiş.<br />
Peki binler ayni yöntemi kullanan hayvan ve insan var, başkalarinin siritindan gecinmek, ve Allah bazilarinada, bunu cibilliyat olarak vermiş, pire, bit, zecken birinin sacindan yada vücudundan beslenir, onun rizki calişip kazanmak diye bir derdi yokdur ki, biner birinin sacina yada koynuna, onu yer durur ayni böyle inslardan da, zengin bir adama, yada kadina yapişan keneler vardir, ondan otlanir durur, ta öldürülesiye kadar, derdi de adalet falan degildir. onun yaptigi ona göre adildir enayileri soymak yegdir hani adam der ya "Gavurdan yada domuzdan  kil koparmak sevapdir" ahlaki yani.<br />
öyleyse Allah akilsizligi kabul etmez,<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
أَفَلاَ تَعْقِلُونَ <br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
e fe lâ ta’kılûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız? yada haala akletmezmisiniz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 44. ayetten pasaj)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يُؤتِي الْحِكْمَةَ مَن يَشَاء وَمَن يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الأَلْبَابِ <br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yu’til hikmete men yeşâu, ve men yu’tel hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
 Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 269. ayet)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ بِطَانَةً مِّن دُونِكُمْ لاَ يَأْلُونَكُمْ خَبَالاً وَدُّواْ مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاء مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الآيَاتِ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızû bitâneten min dûnikum lâ ye’lûnekum habâlâ(habâlen), veddû mâ anittum, kad bedetil bagdâu min efvâhihim, ve mâ tuhfî sudûruhum ekber(ekberu), kad beyyennâ lekumul âyâti in kuntum ta’kılûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 118. ayet)</span><br />
<br />
Allah, Aklinizi kullanin, tedbirinizi alin, dostu düşmani, hatta Allahin düşmanin düşman dostunu dost bil der<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِّنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ أَوْلِيَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûllezînettehazû dînekum huzuven ve leiben min ellezîne ûtûl kitâbe min kablikum vel kuffâra evliyâe, vettekûllâhe in kuntum mu’minîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kâfirleri dost edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym MAİDE Suresi 57. ayet)</span><br />
<br />
Yani Yanliş kimselerle dost olursan senin, fabrikandan aşirir calar, yine senin malindan calar, senin devletinden vergi kacirir calar cirpar haksiz yere kullanir devlet malini, yani sen ekle bunun devamini da, o olayda Allah adaletsizlik etmiyor amma.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe ve kûnû meas sâdikîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym TEVBE Suresi 119. ayet)</span><br />
<br />
Bir nehire, bir yerden bir pislik karişirsa, bu nehiri pislese,  yani mesela zehirli fabrika atigi aksa, bu nehirin tamami kirli olur, o zaman o nehirdeki balikda  zehirli olur su da icme suyu haline geciyorsa, o icmeyi suyuda zehirli olur, o yüzden bu nehirin temizlenebilimesi için, ancak bu zehirin kariştigi yeri bulup, o zehirli atik karişmamasi için önlem almak gerekir.<br />
ve öyle olunca peki o zehir karişmiş su ne olacak, biz önünü gerdik, önlem aldikda, amma bin ler metreküp su,  şifa yerine zehirli oldu,<br />
onuda ancak yeniden arindirmak ile temiz hale getirebiliriz, işde burada arindirma işlemi için iyi ile kötüyü ayiran bir elek lazim, ve senin yada, o amcanin ayligina bir yerden haram mal karişdi ise, o parayla  o adamin evindeki mümin bir kadinin, veya cocugun bogazina girmemsi, zehir olmamasi için, belkide bu paranin o eve girmemesi lazim degilmi, o yüzden, belki Allah, daha bu parayi, o cocuga kadina zehir olmadan, günah haline almadan, önlemini aldi  ve bir tilkisini gönderdi ve o hirsiza o parayi caldirdiki, o zehirli su, yada para o eve varamadi degilmi, yani cooook uzun HIZIR meselesidir bunlar, ve Nisan ayina girdik nisandan sonra MAYIS hedefde MAYIS ve HIZIRA dogru yelkan acitik, hadra yani HIZIR, yeşil ve yeşillik mevsimi, Rabbim Dogamizi ve dünyamizi öldükden sonra yeniden velbeas eden Allah,  HIZIRI ve nisan yagmurlari ile diriltsin inşallah, o yüzden bu vaazimizin konu resimi yeşil renkli hadzra yani yeşil ve HIZIRI cagirmak için ki, yürüyeversinde heryer yemyeşil olsun inşallah.<br />
<br />
acbül zenb meselesinde işde meyva veren insanin, demiri agir gelince kazandigi yeni cibilliyatinindaki cani ve ruhu olcak can, onun derine gidecegi, yoksa dişa cikip rahatmi kazanacagi ondaki yazilim ile belli, günah insani cehenneme sokacak ise,  o zaman günah bedende nerede toplanir,  ve nedir nasil bir haldedir, fiziki boyutu nedir, acbül zenb yani günahlarinin meyvasi demek o mudur. iman nedir, cok agirmiş dünyayi bir kefeye koysan, imani diger kefeye  koysan  yada kelimei tevihid koysan, kelimei tevhid daha agir, yani iman  daha agir, amma iman dibe degil agriligi ile yukari cikariyor insani, oysa günah da agir o ise dibe cöktürüyor insani ve magmaya ateşe maruz birakiyor.<br />
<br />
#####ALINTI####<br />
<br />
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:<br />
(La ilahe illallah Muhammedün Resulullah) demek pek kolay, değeri ise çok yüksektir. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Bu öyle bir kelime ki, bunu terazinin bir kefesine koysalar, öteki kefesine de yedi kat yerler, yedi kat gökler dolusu günah koysalar, bu kefe ağır gelir) buyuruyor.<br />
<br />
İmanı olanı ateş yakmaz. Çünkü Kelime-i tevhid onu korur. Asırlarca, imansızlar bu kelimeyi söylememek için öldüler, Cehenneme gittiler. Müslümanlar da bu kelimeyi söyletmek için şehit oldular, Cennete gittiler. Fark sadece budur, yani bir Kelime-i şehadet hakkı bâtıldan ayırıyor. Asırlardır Müslümanlarla kâfirler arasındaki savaşların sebebi sadece budur.<br />
<br />
Bu Kelime-i tevhidi ihlasla söylemeyi yani buna iman etmeyi Allahü teâlâ kime nasip etmişse, bu dünyada ondan daha zengin, daha mutlu, daha bahtiyar hiç kimse olamaz. Onun için bunu söylemeyi Cenab-ı Hak kime nasip etmişse, kul bundan daha iyi ne ister ki? Çünkü Allahü teâlâ en kıymetlisini verdi. Bundan daha kıymetlisi yoktur.<br />
<br />
Allahü teâlâya hamd olsun ki, bu Kelime-i tevhide inanmayı ve onu söylemeyi bize nasip etmiş. Mesela Peygamber efendimizi gördükleri hâlde, Ebu Cehil, Ebu Leheb, Kelime-i tevhidi söylemedi. Ama Hazret-i Ebu Bekir ve diğer Eshab-ı kiram söyledi. Bu iş şaka değildir. Cennet ve Cehennem söz konusudur. Söyleyen Cennete, söylemeyen Cehenneme gider. Onun için her fırsatta Kelime-i tevhid söylemelidir.[4]<br />
<br />
#########ALINTI SONU ########## <br />
<br />
Biz diyoruz ki bu beden bu dünyada ceza cekiyor ve yaniyor dedik, öyle deyince birileri dediki firavunun cesedi  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"British Museum"</span> da duruyor ve  her gün öyle ateşe falanda sürülmüyor diyor, işde burada o onun meyva verdiği acbül zenblerini, günahinin meyvalarini hesaba katmiyor, o kazandiklari hali ile nerde meyva verdi, insanmi oldun hayvanmi oldun demir mi oldu, tenekemi oldu demiyor, o onun son halini ele aliyor sadece.<br />
<br />
o zaman ceza cekecek olan firavnun cesedinin müzede olmasi onun cehenneme girmeycegini göstermez,  <br />
aynen "köpek ve resimi giren eve, melek girmez." hadisi ile amel eden bir kafir, alir evine bir köpek, yada asar duvarina bir köpek resimi, ve o evdede her halti gever, her günahi işler, yani artik onu kaydetcek melek yok ya o evde, günahda yazilmaz ona degilmi o zaman, yani bu din ahmaklik degil kardeşim bazi olaylarin youmuda yine bir bir hadisin sihhati de akla ve mantiga aykiri oluşu ilede yanliş oldugu anlaşilabilir, cok kurnaz bir insanda uydurmuş olsa, bir yerinden, ya akla, ya mantiga, ya dine kurana uymaz ki, yanliş oldugu belli oluverir yani.<br />
<br />
Bir agac senede iki defa meyva verirmi, insan iki meyva verir, yani kuşlar, göcmen kuşlar, bu bahar bizde yavru veirir, sonra gider bizde sonbahar iken, afirikada bahar olur, bir yavurda afirkda verir.<br />
öyle olunca o kuşlarin ciblilyati olan  bu hal insanda sene de iki defa meyva  yani acbül zenb dogurur, ve onun kazndigi hali, ameli, onun icindedir, ve o hali ile, yani can bulup ceza yada, cennetlik olacagi o hali iledir, sen görmedin mi agaclar her sene meya verirken, bir meya yendi can oldu,  diger meyva damizlik tohumluga ayrildi,  biride dalinda cürüdü yada vardigi evde cürüdü,  peki sen hangi meyva  ve can olacaksin, nerede biteceksin biliyormusun, o firavunda elbet canli iken kazandigi ameli  ile meyva oldu , acbül zenb verdi, agac hersene aldığı yeni su ile yeni meyva vermiyormu, insan da yedigi gidalar, icitigi su, ve birde onlarla ettigi fiil ve ameli ile, nasil olurda her sene yaptigi amelinin hasatini almasin, yani öyle olunca, haşr ve hesap her sene bir mevsim hasat oldugu gibi, ve dünyada dört mevsim  var ve, hersene dört mevsim, yeniden yeniden yaşaniyor, o zaman, her senenin ramazanini müslüman ve müminlerin hasat mevsimi demedimi muhammed <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
 Ey insanlar! Size büyük bir ay belirmiştir. Bu ay, mübarek bir aydır. İçinde bin aydan daha hayırlı olan bir gecenin bulunduğu bir aydır. Allah ayda oruç tutmayı farz kıldı ve gecesini de nafile ibadetlerle değerlendirmenizi istemiştir.<br />
<br />
Kim bu ayda hayırlı bir hasletle/özellikle Allah’a yaklaşırsa (o hasleti vesile kılarsa), bu ayın dışında farzı yerine getiren kişi gibi olur. Kim bu ayda bir farzı yerine getirirse, bu ayın dışında yetmiş farzı yerine getirmiş kimse gibi olur.<br />
<br />
Bu ay, sabır ayıdır. Sabrın sevabı ise, cennettir. Bu ay, hayır ve iyilik ayıdır, müminin rızkının arttığı bir aydır.<br />
<br />
Kim bu ayda bir oruçluyu iftar ettirirse, bu onun günahlarının affına, cehennem ateşinden kurtuluşuna vesile olur ve oruçlunun sevabında hiçbir azalma olmaksızın aynısı onun için de olur. <br />
<br />
(Sahabiler) dediler ki: <br />
<br />
- Hepimiz oruçluya iftar ettirecek bir şeyler bulamayabiliriz? <br />
<br />
Aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyurdu ki: <br />
<br />
- Allah, bu sevabı, oruçluyu bir hurma ile veya bir yudum su ile ya da bir yudum süt ile iftar ettiren kimse için de verecektir.<br />
<br />
Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluştur.<br />
<br />
Kim kölesinin/hizmetçisinin yükünü hafifletirse Allah da onu cehennemden azat eder.<br />
<br />
Bu ayda dört hasleti çoğaltın: Bunlardan iki tanesiyle Rabbinizi razı edersiniz, iki tanesine de ihtiyacınız vardır. <br />
<br />
Rabbinizi razı edeceğiniz iki haslet: Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik etmeniz ve ondan af dilemeniz (istiğfar etmeniz)dir. <br />
<br />
Hep muhtaç olduğunuz iki haslet ise, Allah’tan cenneti istersiniz ve cehennemden O’na sığınırsınız.<br />
<br />
Kim bu ayda bir oruçluyu doyurursa, Allah da ona benim havzımdan bir yudum içirir ki, artık o, cennete girinceye kadar bir daha susamaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , İbn-i Huzeyme, Sahih; Beyhaki, Şuabu’l-İman, 5/223; es-Saati, el-Fethu'r-Rabbânî, 9/233; el-Hindi, Kenzu'l-Ummal, 8/477)</span><br />
<br />
Peki Raamazan ayi insanin  ömründe bir defami, hayir her sen yeni ramazan geliyor yeni hasat mevsimi, peki o zaman senin meyvanda hersene ramazanda hasat olabilir  olmayabilir, amma, mesele portakalliga eren birinin hasat mevsimi kişa yakinken, amma kirazin hasat mevsimi ilkbahar degilmi, kirazliga eren biri ile, ayvaliga eren birinin acbül zenb verme mevsimi farkli zaman araligindadir,  senin kazandigin yeni halin demirlik  ise demirlige erdin ise cezayaa müstehak oldun demekdir, sanki bugday olunca hemen cennetmi var? degmen, var firin var, varda var,..... yok elma ise bugday isen nimet oldun cana erdin, demir celik isen cehenneme erdin.<br />
<br />
<br />
Yeni ölen birinin ilk gecesinde,  onu sorgu sual etmek için gelen <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"Münker Nekir"</span> denen Melekler, dört beş soru ile, o insanin,  cennete cehenneme gidecegine karar veriyor olurmu, bu sorularda.....o zaman degil  mahşerde sorulcak deniyor?<br />
<br />
Adam öldü ve beyin ölümü henüz gercekleşmedi daha, adam bedeninde yaşiyor ama, rüyada görüyor gibi görüyor duyuyor hala, ama kolunu hareket ettiremiyor, artik yine cevap veremiyor, dudagini dilini kaynaştiramiyor artik, amma beyin öllmedi henüz, amma adam öldü, yani öldükden sonra kabire girip, münker nekirin sorgusuna kadar gecen meseleside, beyin ölümü olmasi için, adamin fişini artik münker nekir tamamen bedenden cekmesi demek yani, bedeninden artik onu tamamen koparmasi demek, ama işde iyi ruh,  ve habis ruh burada devrede , cennet cehennem burda devrede.<br />
amma münker nekirin sualine gelince : gümrükden gecerken, seni iki saat mülakatta tutmazlar, arananlar listesinde varmisin, yokmusun,  bir ona bakilir, birde vizen varmi, ismin ne, resimine bakilir, sen o musun, milletin nedir ona bakilir, Türkmüsün almanmisin, vatandaşmisin yani o devletin  vatandaşimisin, yoksa yabancimisin degilmisin, yani kac tane soru ve sorun var ona göre, o devlete gececegine veya gecemeyecegine karar verilir, öyleyse, münker Nekir de bu önemli sorular ile işde, o kimsenin  cehemen yada cennete gececegi belli olur, önce namazdan sorulur cevap verebilirse  namazdan gecerse diger sorularida cevaplar deniyor.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Kıyâmette kulun ilk sorguya çekileceği ibâdet namazdır. Namaz düzgün ise, diğer ameller kabûl edilir. Namaz düzgün değilse, hiçbir amel kabûl edilmez” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Taberani)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Ölü mezara konulur. Salih kişi kabrinde endişesiz ve korkusuz oturtulur. Sonra ona;<br />
<br />
“Rabbin kim?” diye sorarlar. O:<br />
“Rabbim Allah’tır.” diye cevap verir. Melekler:<br />
“Dinin nedir?” diye sorarlar. O:<br />
“Dinim İslam’dır” diye cevap verir. Melekler:<br />
“Size gönderilen şu kimse (Muhammed (s.a.v) kimdir, onun hakkında ne diyorsun?” diye sorarlar. O:<br />
“O, Allah’ın peygamberidir.” diye cevap verir. Melekler:<br />
“Amelin nedir?” diye sorarlar. O:<br />
“Allah’ın kitabını okudum, ona inandım, içindekileri tasdik ettim.” diye cevap verir. Bunun üzerine, gökten bir münadi şöyle seslenir:<br />
“Kulum doğru söyledi. Ona Cennet’ten güzel düşekler hazırlayan, rahat ettirin, kendisine Cennet elbiseleri giydirin. Onun için Cennet’e bakan bir kapı açın.” denir.<br />
“Kulumun kitabını (ismini ve amelini) “illiyyin”e yazın ve sonra onu bedeninin olduğu yeryüzüne götürün.” buyurur. Ruh bedenle kabirde buluşur. <br />
<br />
“Ayetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenen ve imana yanaşmayanlar var ya, onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğnenin deliğinden geçmedikçe Cennet’e giremeyeceklerdir. Biz suçluları işte böyle cezalandırırız.”( A’raf, 40.) Efendimiz (s.a.v) bu ölünün halini anlatmaya şöyle devam etti:<br />
“Yüce Allah meleklerine: “Onun kitabını yerin en alt tabakasındaki “Siccîn”e=Cehennem’liklerin isim ve amellerinin yazıldığı deftere yazın.” emrini verir. Ruhu şiddetli bir şekilde atılır. Ruh bedenle kabirde buluşur. Yanına iki melek gelir, onu oturturlar. Kendisine:<br />
“Rabbin kimdir?” diye sorarlar. O:<br />
“Ne! Ne! Bilmiyorum!” diye cevap verir. Melekler:<br />
“Dinin nedir?” diye sorarlar. O:<br />
“Ne! Ne! Bilmiyorum!” diye cevap verir. Melekler:<br />
“(Hz. Muhammed’i (a.s) kasdederek): Şu size gönderilen şahıs hakkında ne diyorsun? diye sorarlar: O:<br />
“Ha, ha! Bilmiyorum” diye cevap verir. Bu arada semadan bir münadi şöyle seslenir:<br />
“Hep yalanladı. Ona ateşten bir döşek serin. Kendisi için Cehennem’e açılan bir kapı açın.” denir. Hepsi yapılır, Açılan kapıdan kabrine Cehennemin sıcaklığı ve zehirli alevleri ulaşır. Kabir onu öyle bir sıkar ki, kaburga kemikleri biribirine geçer<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Ahmed, Müsned, III, 3; IV, 287; Ebu Davud, No: 4753; Hakim, Müstedrek, l, 37-40; Acurri, eş-Şeriatu, No: 879)</span><br />
<br />
Öyle olunca artik onun cennete gecmesi demek,  artik iyilerin diyarina gececegini gösterir, ama sıkıntı varsa meselee gümrükten gecmek isteyen kacakcı ise, ve o listede ismi varsa, tutuklarlar, bunu hapse atarlar degilmi, yani burda münker nekir  ne diye inkar ediliyor ki?<br />
<br />
Eger cennet cehennem halen hazirda mevcut  degilse, Alllah nerden biliyorda cennetlikler derki, cennetlikler, icerki, yerki, diyor, bunlar masalmi be azizim. yine muhammede miracda cennet diye neresi gösterildi o zaman, cehennemlikler, hangi olmayan cehennemde gösterildi degilmi?<br />
Bunlar onlar için varsayimlar mi azizim, yoksa halen hazir vaziyette var mi onlar ve cehennemlikler ceza,  berikilerda sefami sürüyor?<br />
<br />
Bir insanin bilgileri DNA si ile, anasindan babasindan cocuga gefühl olarak  yani duygu olarak beynini oluştururken geciyormu? geciyor annenin babanin ruh hali,  o cocugun ruhunu yada duygularini yani ahfa cakrasini oluşturuyor, psikopatmi olacak, mutlu  ve imanlimi olacak, onlari oluşturuyor diyor bilim adamlari, o zaman, sen annenden  babandan, senin bedenine gecerek, annen baban iki alem sen başka alemsin, seni onlar dogurdu , dogurttu ise, onlarin aleminden senin alemine yani bedenine yani, alemden aleme geciş var, senin bedenin başka bir Alemse, yukarda senden başkalari var, yani hz muhammed mirac ettiginde <br />
<br />
 "her gök semasinda , yani her katta,hz Osmani gördügünü söyledi,"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
Yani benim dünyam bir beden ise, kaş göz kulak,.. annem ise aynisina sahip kaş göz kulak, ve benim üstümdeki kattada benim bir benzerim var, amma o benden biraz büyük annem babam, ayni mamuşka bebekleri gibi, ici ice dünyalar, ve icdeki biraz kücük, ve öyle olunca, bu alemden bir tanede üstte varsa, orda da bir dünya var, dünyanin üstünde ay var, yani osman zinnureyn iki nurlu, yani nur diye ay kastedilir, ve iki nurlu ay, ve muhammed dedi Ay veya kamer Osmanin simasidir yani yüzüdür dedi. öyle olunca  baştaki hadise dönersek toparlarsak <br />
<br />
"her gök semasinda , yani her katta, hz Osmani gördügünü söyledi," dedigimiz hadisde demek olur, her kattaki semada bir dünya var, o dünyanin üstünde de bir tane osman veya kameri ayi var demek olur.<br />
<br />
-----oOo-------<br />
<br />
<br />
Senden sonra senin cocugun, ondan sonra torununda, ondan torununda torununda olmasi, yani din ashabdan tabiine (ashabi takip edeneler zümresi yani onlara erişen nesil) e ietildi, tabiin den tebaüttabiine iletildi, ondanda etbaüttabiine  iletildi... o zaman nasil o din bilgisi ashabdan bizlere kadar binlerce bedende sakli idi, ve bize kadar aktarildi,  bu din bizden önce başka alemerde sakli idi, bize kadar intihal etdimi etti .... nasil etti işde, alemden aleme intikal ile ve ya buna tevatür deniyor, veyada insandan insana annene babana sana hocana gibi ve, sana bir ayetin inzal olmasi, onu ilk duydugun an, diger alemden senin alemine, o ayet yada hadis inzal oldu demek olmazmi?<br />
Sonuc olarak :<br />
Alemden aleme geciş var yani.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Soru:</span><br />
<br />
Kabir azabi bizim encok korktugumuz şeydir, bugune kadar din derslerinde bile bunu görduk. Fakat bu kadar korktugumuz birşeyi Allah bilmiyor mu ki tövbe haşa bize Kuran da hic bildirmemiş. dedikleri gibi baktim 1 tane bile kabir azabiyla ilgili ayet yok. Eee bizler hadislere göre buna inandik, peki ama hadislerinde gecerli olani Kurana uygun olani degil mi. Bu sadece bir örnek ...Demekki cogu şeyi bizler yanliş ögrendik hadis dedik inandik, ama Kuran da bununla ilgili tekbir söz yok. Bu M O i tum videolarini konuşmalarini izliyecem yarin Rabbim nasip ederse. Çünku gercekten elle tutulur gozle görülür şeylerle Kuran dan aciklama yapiyor, ve cogumuz bildigimizi sandigimiz pek cok şeyin aslinda yanliş bilgi oldugunu düşünmeye başladim. Belki seninde ilgini ceker diye paylaştim videoyu. Hayirli geceler Rabbime emanetsin. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">cevap:</span><br />
<br />
güzel insan kahvaltida bile ceşit arayip, peynir, zeytin, dometes, recel, bal, cay, kahve yiyip iciyorken, bir hocadan beslenmek ne kadar yanliş sen anla, bir hocayi dinlemek sade ekmek ile doymak gibi, insan nasil katik ariyorsa, sende ayni meseleyi bir cok hocadan dinle, arada birde bizdende dinle, sonra karar ver, recelmi sevdin balmi sevdin, yoksa hem recel, hem bal, hem peynir mi, sonra karar ver, yarinki kahvaltida  da sevdiklerini sofraya koyar yersin, bu bir misal inşallah, bende bana ilettigin videoyu dinliyor izliyorum, inşallah bu haftaki vaazimda bunlara biraz daha cevap yazacagim, notlarimi alip videoyu seyrediyon, teşekkür, iyi geceler, sende Allah a emanet ol.<br />
<br />
----oOo---<br />
<br />
Ucagi ucak icad oldukdan sonra tam manasi ile anlamamiz mümkün oldugu gibi, kuranda cennetlikler için tatmadiginiz icecek ve yiyecekler vardirda  aynidir, yani adem zamaninda yada hz ibrahim zamanidna pekmez mi vardi, yahut fantami vardi, yahut cola, cay kahvemi vardi, adem yada ibrahim diyelim yada ... kahve icecegini nasil tarif ederiz, fantayi nasil tarif edebiliriz, viskiyi nasil tarif ederiz bu gün viski iciliyorsa icenler varsa viskiyi yada rakiyi nasil tarif ederiz onlarda birer icecek şarap  cinsi veya şerib, hic icmediginiz duymadiginiz icicek  diye tarif edilir degilmi?<br />
----oOo------<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَوْمَ تُبَدَّلُ الأَرْضُ غَيْرَ الأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُواْ للّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yevme tubeddelul ardu gayral ardı ves semâvâtu ve berazû lillâhil vâhıdil kahhâr.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
O gün yer, başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar bir ve vahidul kahhar olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym İBRÂHÎM Suresi 48. ayet)</span><br />
<br />
Sen, annenin babanin cocugusun ama, anenin aynisi degilsin yine  ne de babanin aynisi degilsin, sen ayri bir alemsin, başka bir aleme döndünmü? döndün, sacin farkli, sözün farkli, anlayişin farkli, sanma yer gök ayri yer, gök mesela belki  annenden dogmadan annen baban Ankarda iken sen  ise istanbul da okuyup istanbulda yaşayacaksin diyebiliriz belkide degilmi yani......<br />
<br />
----oOo------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Akrabalarimizla ahirette nasil birlikte olacagiz meselesi :</span><br />
<br />
Mesela Ayşe annemiz bizle nasil birlikte olacak, bak  benim kardeşim ayşe olmuş, ninem  yine ayşe olmuş, bak yine ayşe benimle, babam, mustafa ve bak  muhammed benimle degilmi? daha ne? sonra Hasan  ve Hüseyin amcam olmuş ve  Hasan efendimiz  Hüseyin efendimiz benimle ....<br />
insan ahirette kimler ile olur? kurtulmuşlar zümresi ve salilhlerle birlikte olabilir, bakkal Kenan amca kurtulmadiysa onu bir daha nerede bulcan degilmi?<br />
<br />
.... bak salihlere birlkte olmak  nasil manada..... <br />
<br />
-----oOo------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bu dünyada sen Kimlerin Vildanisin? kimlerin Hurisisin? kimlerin zebanisisin bak bir ögren:</span><br />
<br />
Vildan : Cenneteki hizmetli demek,  bizler dünün cennetiyiz, yarinlarda bizim cennetimiz dedik, yada cehhenem hakeza, mesala bakkala gittin bakkaldaki kasaci amca sana hizmet eden bir vildanmi vildan, senin işini hesabini görüyor, yine o dükkandaki mallari raflara dizen, bir vildanmi senin için, raflara ne güzel dizmiş degilmi? işde vildan, ama Huri meselesi yani sana zevc olacak eşin, sevgilin, ex sevgilinde olabilir, veya vardir degilmi, ortaokul sevgilin, lise sevgilin, üniversite sevgilin, sonra karin, sonra cocukalarin.... işde huriler. Varsa Teyzen, Amcan, Dayin, anne Baban, kardeşin, hepsi senin etrafindakiler, yeni dogan bir cocugun dayisi ondan önce vardi, cennette seni bekliyordu, orda onu bekliyen, yine sevdigi ve sevgilisi olcak bir kizda senden üc beş gün önce, yada sonra  sana dogdu, veya dogmak için hazirlik yapiliyordu, onun amcasi da hazirda vardi teyzesi de ,......<br />
<br />
Ben bundan uzun seneler önce, oturduğum yerden uzak bir yerde, bir kasapda, büyük kasapda calişdim sucuk, sosis, knacker, frankfurter ,.......... herşey üretiyorlardi, ve mesela  HINZIR etinden olan grillik etleri paketliyorduk, sonra onlari gectigi yerde donduran, rayli bir bir soguk buzlukdan geciriyorduk, eksi 22 derece gibi donuyordu, sonra ben bir önde paketliyor, birde arkada kasaliyordum, ve kasaladigim zaman, peletlere yigiyor, sonra palet dolunca, onu hub wagel ile cekip, soguk buzluga koyuyurdum, yani <br />
<br />
 <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kudsi Hadisde Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: Ben kimim, sen kimsin?<br />
Nefis demiş: Ben benim, Sen sensin.<br />
Azab vermiş, soguk Cehenneme atmış, yine sormuş.<br />
Ben kimim, sen kimsin? diye<br />
Azab vermiş, ateş Cehennemine atmış, yine sormuş.<br />
Nefis demiş: Ben benim, Sen sensin.<br />
Yine demiş: Ene ene, ente ente. (Ben benim, sen sensin.)<br />
Hangi nevî azâbı vermiş, enâniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlıkla azap vermiş. Yani aç bırakmış.<br />
Yine sormuş: Men ene? Ve mâ ente?<br />
Nefis demiş: Ente Rabbiye r-Rahîm, ve ene abdüke l-âciz. Yani, Sen benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben senin âciz bir abdinim<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , oruc bahsinde,Mektûbât, 29. Mektub, 2. Kısım, sf: 393; Ahmed Bican, Envâr’ul Âşıkîn, sf: 27; Osman bin Hasan el-Havbevi, Durretu'l vaizin, sf: 25)</span><br />
<br />
Yani, o işde Allah i Rab kabul etmeyen, HINZIRLARI alip gidip soguk cehenneme sokan bir zebani oluyordum, sonra vakit geliyor  bir ştablaci onlari TIRA yüklüyordu, ordan satilcagi merkete gidiyor, ordanda birsi aliyor, gril edip ateşe sokuyor, sicak cehennme sokan zebanisi oluyordu degilmi, peki akillanacakmi, HINZIRILIKDAN vazgececekmi? hayir, yani bu sefer onu işde, birisi yiyor, o adam imanli olabilirmi, yani domuz bize haram, yine ona cehennem tatdirilcak bir başka bedenin parcasi oluyor, ondanda cikacak yine ayni azabi tadacak.<br />
Yine daha sonra bir ekmek fabrikasinda calişdim, orada bugdaylar ekmek olmuş, o bugdaylar kimlerin ciblliyati idi, geldi un idi hamur oldu,  sonra onlari fabrikada firina gönderiyorduk, yani sicak cehenneme yolcu ediyoruz, sonra ordan cikiyor soguyor, bu seferde şok buzluga gönderiyoruz, şoklanip, eksi 22 derece buz oluyor, donuyor, yani soguk cehenneme, zemherire cehennemine atiyoruz, sonra ordan cikdimi, peketleniyor, ve yine bende kartonluyorum ve palete yigiyor, yine onun donuyon, yaniyon diye bagirmalarini  duymayan bir zebanisi olarak, alip gidip, eksi 22 yada 27 derece soguk olan, buzhaneye koyuyordum, yani onu zemherire cehennemine sokan zebanisi oluyordum, kim bunlar,  bak bunlar bugday olmuş, haram madde  degil bugday, amma belki müslüman, ama günahkar Allah i kabul edemeyen nefis leri olan günahkar, yada rabim demeye dili varmayan birer ahmak adamlardi kadinlardi onlar, bak işde hem soguk cehennemi tatdilar mi? hem sicak cehennimi, bende onlarin bagirmasini donuyoruz, yaniyoruz demesini duymayan zebanisi oldum, onlar istedikleri kadar bagirsin, alip gidip zemheriyreye sokuyordum sen anla artik. <br />
<br />
----oOo------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Amel defteri sagdan verilen, soldan verilen ne demek bak :</span><br />
<br />
saga taraf sol taraf,    -9 -8 -7 -6 -5 -4 -3 -2 -1 0000 +1 +2 +3 +4 +5 +6 +7 +8 +9  hangi taraf sag hangi taraf sol <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Allahin cemalini görmek yorumumuz</span><br />
<br />
Allahin cemalini görmek, yaratan rabbini görmek, yani babasinin yüzünü görmesi mümkün olan cocuk, ve babasini göremeyen cocuk, muhammed babasini göremedi kl halinde unutma, amma fatma oldu, o babasini gördü unutma......<br />
...<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Çocuk isyankar, yağmur sıcak olmadıkça, kötüler yaygın hale gelmedikçe, iyilere kızılmadıkça, küçük büyüğe saygısız olmadıkça, kötü kişi namuslu kişiye karşı cüretkar olmadıkça kıyâmet kopmaz."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 862, Sayfa No: 466)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Kıyâmetten önce bir takım kıtlık yılları vardır. O yıllarda, emin (doğru) olan kişi itham edilecek, hain kişi emin kabul edilecek, yalancı kişi doğrulanacak, doğru söyleyen yalanlanacak, o devirde Ruveybiye söz sahibi olacak. O taraftakilerden biri tarafından:<br />
<br />
            – Ey Allah'ın Resûlü, Ruveybiye nedir? diye soruldu. Allah'ın Resûlü: <br />
<br />
 – Âmmenin üzerinde (yani devlet) işinde konuşma yetkisi olan yani rey ile başa gecen birisi , beyinsiz (Ahmak) kişidir, buyurdular."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ramuz’ul Ehadis, Hadîs-i Şerif, No: 1577, İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 669 Sayfa No: 367)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"İblis, âlimlerin kılığına girerek; falanoğlu falan bana Allah'ın Resûlünden şöyle şöyle nakletti, deyip yolda dolaşıncaya kadar kıyâmet kopmaz."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Ramuz’ul Ehadis, Hadîs-i Şerîf,  No: 751)</span><br />
<br />
Rabbim, Ahirzaman Muhammed ümmetini ve, Mehdi ve Cemaatini, Kiyamet alameti  olan Fitnelerden Muhafaza Buyursun.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">DiPNOTLAR :</span><br />
---------------------<br />
[1] islamveihsan com/acbuz-zeneb-nedir<br />
[2] sorularlaislamiyet com/insanlar-cennette-kac-yasinda-olacaklardir<br />
[3] harunyahya org/tr/Ahir-Zamana-ait-Yeni-Bilgiler/17123/ahir-zaman-alametlerinin-akis-sekli<br />
[4]dinimizislam com/Bir kelime-i tevhid<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems,  02 Nisan 2018  Pazartesi <br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Acbül Zenb Nedir? Nerededir? Insan da Senede erdigi Kemalatinin iki defa Tohumunu Verir</span><br />
<br />
(Kar©glanin 02 Nisan 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذَلِكَ تُخْرَجُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yuhricul hayye minel meyyiti ve yuhricul meyyite minel hayyi ve yuhyil arda ba’de mevtihâ, ve kezâlike tuhracûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Siz de (mezarlarınızdan) işte böyle çıkarılacaksınız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym RUM Suresi 19. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Sûra iki üfleme arasında kırk vardır.” Ashâb-ı kirâm:<br />
<br />
– Ebû Hüreyre! Kırk gün mü? diye sordular.<br />
<br />
– Bir şey diyemem, dedi. Sahâbîler:<br />
<br />
– Kırk yıl mı? diye sordular.<br />
<br />
– Bir şey diyemem, dedi.<br />
<br />
– Kırk ay mı? diye sordular.<br />
<br />
– Bir şey diyemem, dedi. (Sonra hadisi şöyle tamamladı) “<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Acbü’z Zenb</span> dışında insanın bütün bedeni çürüyüp yok olur. Yeniden yaratılma işi kuyruk sokumundan başlar. Sonra Allah Teâlâ gökten bir su indirir, herkes bitkiler gibi yeniden canlanır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhârî, Tefsîru sûre (39), 3, (78), 1; Müslim, Fiten 28)</span><br />
<br />
--ALINTI--<br />
Hadisimizde yeniden diriliş konusunda çok önemli bir bilgi verilmektedir. Toprak, insanın bütün cesedini yiyip tüketecek, ama Efendimiz’in teşbihiyle, bir hardal tanesi gibi olan (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, III, 28) ve dolayısıyla insan bedeninin çekirdeği sayılan acbü’z-zeneb denen kuyruk sokumu çürümeyecektir. Bazı hadislerden öğrendiğimize göre insan acbü’z-zenebden yaratılmıştır; tekrar ondan diriltilip hayat bulacaktır (Müslim, Fiten 142). Kâinattaki her şeyin çürüyüp tükeneceğini, bu sebeple acbü’z-zenebin de çürüyüp yok olacağını söyleyen âlimler vardır. Onlara göre acbü’z-zeneb, uzun süre çürümeden durduğu ve en son çürüyen uzuv olduğu için hiç çürümeyeceğinden bahsedilmiştir.<br />
<br />
Acbü’z-zenebin hiç çürümeyeceğinden bahseden hadisler son derece güvenilir ve sağlamdır. Bu hadisleri zâhirî mânalarıyla kabul etmek istemeyenlerin ise hiçbir geçerli delili yoktur. Demek oluyor ki, İsrâfil aleyhisselâm’ın sûra üflemesiyle bu kâinatta var olan her şey yok olup gidecek, bazı rivayetlerde daha açık olarak belirtildiği üzere, kırk yıl sonra gökten bir nevi hayat suyu yağacak ve sûra ikinci defa üflenecek, bu sesi duyan bütün insanlar, bir hardal tanesini andıran kuyruk sokumu kemiğinden bitkiler gibi yeniden diriltileceklerdir.[1]<br />
<br />
--ALINTI SONU--<br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
[attachment=40164]<br />
<br />
“Toprak, insanoğlunun <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"acb"</span> dışındaki bütün cesedini yiyip tüketir. İnsan acb den yaratılmıştır, tekrar ondan meydana getirilecektir.”<br />
 <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
insanda bazi bitkiler gibi, senede iki defa, günahlari ve sevablari ile kazandigi kemalat derecesinin meyvasi olan <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"Acbül Zenb"</span> denilen,  yani "Kara Hardal Tanesi" (yada <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"Günah Tanesi" )</span> gibi amma bu ondan biraz büyük, cocuklarin oynadigi bir misket büyüklügünde, siyah ve canli, herşeyi duyan, herşeyi görebilen, konuşabilen, ve sana haberler verebilen canli bir hardal tanesi olan tohumunu, senenin iki baharinda, kuyruk sokumundan  tohum olarak verir. Gecen haftaki Tefekkür sorumuzun cevabi budur neydi  o sorumuz :<br />
<br />
###################################<br />
<br />
GEÇEN HAFTANIN TEFEKKÜR SORUSU NEYDi?<br />
<br />
Biz öyle bir Allah a iman ediyoruz ki, Herşeyi işiten, ve herşeyi gören, ve herşeydan haberdar olan bir Allah a iman ediyoruz. öyle olunca Allah Türkiye Ankarada ki Ahmet amcanin her halini ve yaptıklarını ve yapacaklarini söylediklerini, ve söyleyeceklerini, duyan, gören, bilen, ve hisseden Allah, Almanyadaki Franz in da yaptıklarını yapacaklarini ve söyledklerini, ayni anda duyup görüp bilip hissdiyor, öyle olunca, peki dünyada herşeyi ayni anda, gören, duyan, bilen, ve hisseden ne var ki, biz ona diyelim ki, Allahin o üc sifati veya ismi, bu tek kimsede toplu tecelli ediyor dilyebilelim. kimdir bu halife? hangi halifesinde, bu üc veya dört isim, ayni anda tecelli ediyor?<br />
<br />
###################################<br />
<br />
 Ve bu tohum büyük hacetin ile tuvaletine karişip topraga gider, ve dogacagi yeni yerindeki cibiliyati olacak olan hayvan ve insana dogru gider, ve bazilari bunu görüp alir, ve 3. gözüm acildi derler, hani afedesiniz "Bu Adam götü ile herkesi görüyor, duyuyor" denir ya işde budur, götündeki gözü, yani "acbül zenb" manasi  "Günah Tohumu" insan tohumu, yani bazilari onu ele gecirir ve gitmesine, Topraga karişmasina müsade etmez, ve artik onu  esir edip istedigini yaptirtir" Benim cinim var cünüm var diyenler" ve ücüncü gözüm acildi diyenler. Halbuki kicindakinin gözü ile görüyorda, o onun gözü degil, meyva verdiği cibilliyati olan, yeni halinde cezami cekecek, yoksa, sefa mi sürecek ise, gidecegi yerdeki  yeni versionu olcak olan insanin tohumu olcak olan, hardal tenesi, siyah gögcür, yani muhammedin agzi ile yada arap agzi ile günahlarin tohumu (Hardal Tanesi), yani işde Avrupalilarin keşfettgi Alafranga oturmali tuvalet, bizim o kabul edemedigimiz oturakli tuvaleti yapinca  onlar, ilk yaptiklarindaki hastane tuvaletlerinde, düşen hacetin, hemen delige düşmez, ve tuvaletin üst katindaki haznede bekler, sonra kalktiktan sonra, onu  hemişire inceler, sonra tuvalet deligine su ile yollarsin, <br />
<br />
bu gün caminin ana kavramini yitirdigi gibi, o tuvalette anlamini ve gayesini yitirmiş, ve sanki o sadece oturmak gayesi ile icad oldu zanni ile, tuvalete yani kanala akan delik,  hacetin hemen kicindan düşünce, suyun icine düşcek vaziyette ki hali ile yeni hale dönüştürülmüş degiştirilmiş, ve  gayesine hizmet etmemekde. amma işde halen Avusturyadaki hastanelerde dişki kültürü analizi yapailabilmesi için hastanenin her katinda, bir adet bu işi bilen bir hemşirenin bildigi, ve ona bakip anlayabilcek egitimdeki bir hemşirenin bildigi, bir adet WC bu orjinal old versiondadir. Bu orjinal alafranga tuvaletler kullanilip, hasta hacetini yapar, ve o hacet suya aldirlmamiş vaziyette durur, ve sonra önemli bakilmasi gereken hastalarin o hacetine, yetkili hemşire gider bakar, sonra suya aldirilir. yoksa bu alfranga tuvalette gaye oturmak degildir ilk keşfedilme amaci. Bunu keşefeden ecnebileri görünce, ve gaye ve amaci da bilinmeyince,  bizimkiler afedisin "sictigin hacete "Büyük Hacetine" bakilmaz fetvasi verirken, bunu yani Acbül Zenbi farkeden gavur dediklerin, işde  o tohumun tuvalete karişmasini önlemek için, oturakli tuvalet  ile ve hacetin daha kanalizasyona karişmadan, onun icinden,  o tohumu alabilmek için, yada neye ermiş, yada ne hastasi olmuş bakabilmek için, atmi eşekmi ne bu adam bakabilmek için,  işde alafranga tuvaleti icad etmiş, o aslinda oturmak için degil ,asli ise acbül zenbi ele gecirmek icindir, yoksa o topraga  yani bugünün kanalizasyonuna karişir gider, amma hakmi bu, onu "Acbül Zenbi" mahpus etmek, esire etmek, topraga karişmasina müsade etmemek, hakmidir, adaletmidir?  hayir degil, amma bazilari işde bunu, aynen kuran ayetlerini kötü yol olan, sihir büyü için kullandiklari gibi, bu tohumuda mahpus ve esir  edip "benim cinim var" diyenler,  ananin ... a  var, ne cini mini, işde o hardali mahpus ve esir edip, onunla görür, duyar, ve ondan haber alir.  ve dünyada hersene iki defa ilkbahar vardir bizde ilkbahar olur, aşagida, Afrika ve Brezilya ve Avustralya gibi alttakilerde sonbahar olur, ve bizde sonbahar oluncada, onlarda ilk bahar olur, böylece dünyada senede iki defa ilk bahar, iki defa sonbahar,.... olur, öyle olunca, Allah  bu dünyaya koydugu bu kurali, kuşlara koymuş ve  göcmen kuşlar, senede iki baharda, iki defa yavru cikarir, ve iki döl verir, insanda işde günahlari ve sevablari sebebiyle erdigi cibilliyatin mevsimi olan tohumu, mevsiminde, o kara hardal tohumu olarak kuyruk sokumundan, kopup hacetine karişmiş olarak  tohum verir, amma siz siz olun, onu ve onlari mahpus edip, esir edip kullanmayin, bu sizin sonraniz için, cok kötü sonuclar meydana getirir, amma, inceleyecek bilim adamlari için, bazilarina bakmak, incelemek, ve bunun hak ve gercek odugunu, Allah in yeniden yaratma işleminide bu tohumdan yaptigini bilmesi, ve herkesin ögremesi için yegdir. amma dedimya onlari esir etmeyiniz. " Dikat matrix filimindeki insan tarlalarini hatirlayiverin, neydi o tarlalar, ve insan tohumlari, bilirmisiniz, ve  sonunda kanala karişan tohumlar, gavurun bulupda, amma hikmetini bilemedigi yer."<br />
---------oOo-------------------<br />
onlar yatak elbisleri ile namaza durarlar<br />
 10 - Kılıksız bir halde, kirli iş elbisesi içinde veya başkasının yanına çıkamayacağı bir kıyafetle namaza durmak. Hz. Ömer (ra) kirden sakınılmayan hizmet elbisesi ile namaz kılmakta olan bir kimseyi görünce ona hitaben: "Seni bâzı kimselere göndersem bu elbise ile gider misin?" diye sormuş; o da, "Hayır" deyince: "Cenâb-ı Hak, kendisi için süslenilmeğe en lâyık olandır" buyurmuştur.<br />
<br />
Namazda müstehab olan mu'tad elbisedir. Yani başkasının yanına da giyilerek çıkılabilen elbisedir. Gecelik ve pijamalar, evde giyilen mu'tad elbiseler olduğuna göre, onunla namaz câiz olur. Fakat evlâ olan pijama ve geceliklerle namaz kılmamaktır. Çünkü temiz olmama ihtimali mevcuttur.<br />
<br />
11 - Kısa kollu elbise ile namaza durmak. Kolları dirseklere kadar sıvalı, lâubali bir vaziyette namaza durmak da mekruhtur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا بَنِي آدَمَ خُذُواْ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُواْ وَاشْرَبُواْ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ benî âdeme huzû zînetekum inde kulli mescidin ve kulû veşrebû ve lâ tusrifû, innehu lâ yuhıbbul musrifîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey Âdemoğulları! Her secde ettiğinizde (Namaz Kildiğinizda) ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym A'RAF Suresi 31. ayet)</span><br />
<br />
Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
(Namaz kılarken en iyi elbisenizi giyinin. Allahü teâlâ, kendisi için ziynetlenmeye, süslenmeye en layık olandır.) <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Beyheki)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Gecen haftadan kalan vaazin devami</span><br />
<br />
"Cehennemliker demir olma makamina ererler" , den kasit yani mesele senin evinin tenceresi olma şerefine ermiş amma, haala azabi bitmemiş, günde iki defa, üc defa ocagin üstüne sürülüp, cehhennem azabi tatdirilmakda.<br />
yine senin evin caydanligi olmuş günde 5 defa  ocagin üstüne sürülüp, cehhennem azabi tatdirilmakda.<br />
ya bir de mahellnin kahvehanesinin cay semaveri olduysa, günde kac defa ateşe sürülüyor yada ateşden hic inmiyor.<br />
<br />
-----------oOo----------------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُواْ عَنْهَا لاَ تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاء وَلاَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِمِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İnnellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbus semâi ve lâ yedhulûnel cennete hattâ yelicel cemelu fî semmil hiyât(hiyâti) ve kezâlike neczîl mucrimîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler! Biz suçluları işte böyle cezalandırırız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym A'RAF Suresi 40. ayet)</span><br />
<br />
<br />
"deve igneinin deliginden gecesiye kadar yancaksaniz" ayeti ile yani  deve ignenin deliginden nasil gecer, yine deve yünü olupda, devenin yününün igneden gecip örüldügü cübbe oldugu kazak oldugu döneme kadar yanacaksiniz demekdir, ne zamani biliyoruz diyorki muhammedin veysel verdiği cübbe deve yünündendi yani en yakin dönem taa yaklaşik muhammed vaktine kadar yancaksiniz demek gibi yada ondan daha önce igne ile ve örmenin keşfoldugu yada dokumanin keşfoldugu zamana kadar yanacaklar, yani cennete giremeyecekler, cezalari o kadar uzun zaman sürecek.<br />
sonra toprakdan cikip deve olrak dogmak yani devenin yedigi ot olup, yada annesidnen icdigi süt olcaksiniz, sonra o süt ile deve yünü olcaksiniz, sonrada örülüp kazak olcaksiniz cübbe olcaksiniz, yani öyle olunca, igne ile örgününün keşfedildgi zamana kadar yanmak vay Allahim vay yani.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kadının Kalktığı Yere, O Yer Soğumadan, hemen Oturmak Caiz Midir?</span><br />
<br />
"Kadının Kalktığı Yere, O Yer Soğumadan hemen Oturmayın, oraya şeytan oturur."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
<br />
Eger oturursan,  vesvese ehli kimse olur cikarsin,  artik senin kulagina o gün, şeytan fisildar durur, sende onun sözünü tutan cocugu olursun.<br />
bu hadisdir, itiraz edeni rabbim o hastaliga dücar etsinde, o hadisin hak oldugunu bizatihi hakkal yakin tadarak bilsin ögrensin.<br />
<br />
<br />
ve yine "yabanci bir kadinla,evlenmek helal olan yabanci bir kadinla, tenhalaşmayin." <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
Bu bir Hadisi şeriftir, bunun hadis oldugunu itaraz edeni, rabbim onun zararina dücar etsinde, hakkal yakin bizatihi tadarak anlasin, amma cok gec olacak bu ikisinin hak oldugunu anladigi zaman, o hastalliga veya belaya dücar olmuş olcak.<br />
<br />
----oOo-------------<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Cennet halkı kıyamet günü Âdem’in suretinde, otuz üç yaşında, bıyıklı, bedenleri kılsız ve karagözlü bir sima hâlinde haşr edilirler. Sonra cennette bulunan bir ağacın yanına götürülürler ve ondan elbise giyinirler, artık ne elbiseleri eskir ve ne de gençlikleri kaybolur.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Kenzu’l-Ummal, H. No: 39383)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“(Ruh üflenmiş) bir düşükten bir pirifâniye kadar (cennetlik olan) her kes otuz üç yaşında, Âdem’in suretinde, Yusuf’un güzelliğinde, Eyyub’un ahlakında  bıyıklı,  bedenleri kılsız ve karagözlü bir simayla haşr edilirler.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , H. No: 39384)</span><br />
<br />
####ALINTI#####<br />
    “Âlimler, dünya kadınlarının cennette bir yaşta olacaklarını, Hurilerin ise büyük-küçük (nefislerin arzu ettiği şekilde) çeşitli yaşlarda olacaklarını söylemişlerdir."<br />
<br />
    "Nebe sûresinde cennetliklere ihsan edilen nimetlerden bahsedilirken de cennet hurilerine atıfta bulunularak “ve kevâibe etrâbâ” buyrulmaktadır. Bu âyetteki “kevâib” gençliğin en ilk ve en güzel dönemini ifade etmekte olup, ergenliğinin ilk demlerindeki genç kızlar demektir. “Etrâben” ifadesi ise aynı yaşta (yaşıt) manasındadır.” (Muhtasaru Tezkireti’l-Kurtubî, s. 101)[2]<br />
Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde hicri yüzyıl başı olan Hicri 1400’de zuhur edecek olan; en büyük müceddid, kutb-u azam ve en büyük veli olan Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini haber veren çok belirgin olayların varlığından bahsetmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen tüm bu alametlerin, içinde yaşadığımız Hicri 1400’lerde ardı ardına gerçekleşiyor olması, Hz. Mehdi (as)'ın çıkış döneminde olduğumuzu göstermesi açısından son derece önemlidir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların artarda kopması gibi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ramuz-El Ehadis, 277/6; Camiü's-Sagir, 3/167)</span><br />
<br />
Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerle bildirdiği ahir zamanda gerçekleşecek bu olaylar adeta birer zaman belirleyicisidirler ve aşamalı zamanları temsil etmektedirler. Bu yönleriyle; ahir zaman olaylarının bütünü bir saat gibidir ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu müjdeleyen olaylar, tüm safhalarıyla bu saat üzerinde aşama aşama mevcuttur. Öyle ki, bizim bu saate yani olayların akış sırasına bakarak ahir zamanın neresinde olduğumuzu tesbit etmemiz de söz konusu olmaktadır. Hatta yine Peygamberimiz (s.a.v.)’in ahir zaman ile ilgili bu hadislerine bakarak gelecekte olacak olaylar hakkında fikir sahibi olmamız da Allah'ın izniyle mümkündür. [3]<br />
<br />
####ALINTI SONU #####<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Alametlerin birbiri arkasından gelmesi, aynı ipte dizili incilerin peş peşe dökülmesi gibidir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , İbni Hibban Sahih 1883, Mecmau’z-Zevaid 7/331, Taberani Mucemu’l-Evsat, Albani Sahihu’l-Cami 3227)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Alametler ipte dizili inci gibidir. Eğer ip koparsa (ilk alamet görülürse) hepsi tek tek dökülür.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Ahmed 2/220 No 7040, Mecmau’z-Zevaid 7/321)</span><br />
<br />
Cennetlikler 30 yaşinda yada 33 yaşinda olacaklar, yani önce genciligin sirri cözülmeli cünkü : Kiyamet alametleri tesbihin taneleri gibi, ardi ardinca gelecek hadisi ve mesela eger kazak örmeye yada, bir işe başlanmasi gereken yerden başlanirsa sonuca varilir, kazak ortadan örülmeye başlanmayacagi gibi, <br />
ölümün caresini bulmak icinde, önce genciligin sirrini cözmekden başlamak gerekiyor, yanliş yerden başlayan, sittin sene bunu bulamaz yanlişdir, labirent yanliş, eger gencilgin sirrindan başlanirsa, ardina  ölümün sirrida cözülür, ölüm ödürülür velhasil kelam.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">şeytan imani calarmi, ölüm aninda gelirmi?</span><br />
<br />
ve kaderde insanin anne karninda, şakilerden veya saidlerden olmasi yazilir diye bir durum olabilirmi, ve o zaman bütün ömür bir seneryodan ibaret olmazmi? Eger sonunda olacak olan olur demek olur bu.<br />
Böyle bir durumda, peki bir ömür iyi amelleri işleyipde sonra imansiz gitmek diye bir durumda var, Allah böyle bir adaletsizilik yaparmi demek gelir soru olarak?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Cevap</span><br />
<br />
Burada adaletsizligi yapan Allah degil, o kulun bilincsizligi, iyi ile kötüyü ayirt edememesi ve farkinda olmayiş.<br />
<br />
ve mesala emekli olmuş bir ihtiyari, yahut normal genc bir insani, tam ayligini avm edeki otamattan  cekip evine gidecekken, yolda bütün ayligini (parasini) calan bir HIRSIZ için, burada adaleti Allah dami arayacagiz, haşa Allah adil davranmadi, bu adam bir ay terledi yoruldu, calişdi,<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> "bu revamiydi" </span>diyecegimiz binlerce olay var.<br />
amma burada adaletsizligi yapan şeytan aleyhillane, ve o hirsiza verdiği ve yükledigi misyon ile, o parayi caldirdi, ve o adamin  ne zorlukla parayi kazandigi, o hirsizin umurunda degil, burada onun derdi adalette degil, kendi rizkini kazanmak onun derdi, ve bu rizkini kazanmak yöntem ve yolunuda, asalaklik olarak secmiş, hazira konma kazanilmiş paralari calma yolunu kendine benimsemiş.<br />
Peki binler ayni yöntemi kullanan hayvan ve insan var, başkalarinin siritindan gecinmek, ve Allah bazilarinada, bunu cibilliyat olarak vermiş, pire, bit, zecken birinin sacindan yada vücudundan beslenir, onun rizki calişip kazanmak diye bir derdi yokdur ki, biner birinin sacina yada koynuna, onu yer durur ayni böyle inslardan da, zengin bir adama, yada kadina yapişan keneler vardir, ondan otlanir durur, ta öldürülesiye kadar, derdi de adalet falan degildir. onun yaptigi ona göre adildir enayileri soymak yegdir hani adam der ya "Gavurdan yada domuzdan  kil koparmak sevapdir" ahlaki yani.<br />
öyleyse Allah akilsizligi kabul etmez,<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
أَفَلاَ تَعْقِلُونَ <br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
e fe lâ ta’kılûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız? yada haala akletmezmisiniz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 44. ayetten pasaj)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يُؤتِي الْحِكْمَةَ مَن يَشَاء وَمَن يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الأَلْبَابِ <br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yu’til hikmete men yeşâu, ve men yu’tel hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
 Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 269. ayet)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ بِطَانَةً مِّن دُونِكُمْ لاَ يَأْلُونَكُمْ خَبَالاً وَدُّواْ مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاء مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الآيَاتِ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızû bitâneten min dûnikum lâ ye’lûnekum habâlâ(habâlen), veddû mâ anittum, kad bedetil bagdâu min efvâhihim, ve mâ tuhfî sudûruhum ekber(ekberu), kad beyyennâ lekumul âyâti in kuntum ta’kılûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 118. ayet)</span><br />
<br />
Allah, Aklinizi kullanin, tedbirinizi alin, dostu düşmani, hatta Allahin düşmanin düşman dostunu dost bil der<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِّنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ أَوْلِيَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûllezînettehazû dînekum huzuven ve leiben min ellezîne ûtûl kitâbe min kablikum vel kuffâra evliyâe, vettekûllâhe in kuntum mu’minîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kâfirleri dost edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym MAİDE Suresi 57. ayet)</span><br />
<br />
Yani Yanliş kimselerle dost olursan senin, fabrikandan aşirir calar, yine senin malindan calar, senin devletinden vergi kacirir calar cirpar haksiz yere kullanir devlet malini, yani sen ekle bunun devamini da, o olayda Allah adaletsizlik etmiyor amma.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe ve kûnû meas sâdikîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym TEVBE Suresi 119. ayet)</span><br />
<br />
Bir nehire, bir yerden bir pislik karişirsa, bu nehiri pislese,  yani mesela zehirli fabrika atigi aksa, bu nehirin tamami kirli olur, o zaman o nehirdeki balikda  zehirli olur su da icme suyu haline geciyorsa, o icmeyi suyuda zehirli olur, o yüzden bu nehirin temizlenebilimesi için, ancak bu zehirin kariştigi yeri bulup, o zehirli atik karişmamasi için önlem almak gerekir.<br />
ve öyle olunca peki o zehir karişmiş su ne olacak, biz önünü gerdik, önlem aldikda, amma bin ler metreküp su,  şifa yerine zehirli oldu,<br />
onuda ancak yeniden arindirmak ile temiz hale getirebiliriz, işde burada arindirma işlemi için iyi ile kötüyü ayiran bir elek lazim, ve senin yada, o amcanin ayligina bir yerden haram mal karişdi ise, o parayla  o adamin evindeki mümin bir kadinin, veya cocugun bogazina girmemsi, zehir olmamasi için, belkide bu paranin o eve girmemesi lazim degilmi, o yüzden, belki Allah, daha bu parayi, o cocuga kadina zehir olmadan, günah haline almadan, önlemini aldi  ve bir tilkisini gönderdi ve o hirsiza o parayi caldirdiki, o zehirli su, yada para o eve varamadi degilmi, yani cooook uzun HIZIR meselesidir bunlar, ve Nisan ayina girdik nisandan sonra MAYIS hedefde MAYIS ve HIZIRA dogru yelkan acitik, hadra yani HIZIR, yeşil ve yeşillik mevsimi, Rabbim Dogamizi ve dünyamizi öldükden sonra yeniden velbeas eden Allah,  HIZIRI ve nisan yagmurlari ile diriltsin inşallah, o yüzden bu vaazimizin konu resimi yeşil renkli hadzra yani yeşil ve HIZIRI cagirmak için ki, yürüyeversinde heryer yemyeşil olsun inşallah.<br />
<br />
acbül zenb meselesinde işde meyva veren insanin, demiri agir gelince kazandigi yeni cibilliyatinindaki cani ve ruhu olcak can, onun derine gidecegi, yoksa dişa cikip rahatmi kazanacagi ondaki yazilim ile belli, günah insani cehenneme sokacak ise,  o zaman günah bedende nerede toplanir,  ve nedir nasil bir haldedir, fiziki boyutu nedir, acbül zenb yani günahlarinin meyvasi demek o mudur. iman nedir, cok agirmiş dünyayi bir kefeye koysan, imani diger kefeye  koysan  yada kelimei tevihid koysan, kelimei tevhid daha agir, yani iman  daha agir, amma iman dibe degil agriligi ile yukari cikariyor insani, oysa günah da agir o ise dibe cöktürüyor insani ve magmaya ateşe maruz birakiyor.<br />
<br />
#####ALINTI####<br />
<br />
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:<br />
(La ilahe illallah Muhammedün Resulullah) demek pek kolay, değeri ise çok yüksektir. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Bu öyle bir kelime ki, bunu terazinin bir kefesine koysalar, öteki kefesine de yedi kat yerler, yedi kat gökler dolusu günah koysalar, bu kefe ağır gelir) buyuruyor.<br />
<br />
İmanı olanı ateş yakmaz. Çünkü Kelime-i tevhid onu korur. Asırlarca, imansızlar bu kelimeyi söylememek için öldüler, Cehenneme gittiler. Müslümanlar da bu kelimeyi söyletmek için şehit oldular, Cennete gittiler. Fark sadece budur, yani bir Kelime-i şehadet hakkı bâtıldan ayırıyor. Asırlardır Müslümanlarla kâfirler arasındaki savaşların sebebi sadece budur.<br />
<br />
Bu Kelime-i tevhidi ihlasla söylemeyi yani buna iman etmeyi Allahü teâlâ kime nasip etmişse, bu dünyada ondan daha zengin, daha mutlu, daha bahtiyar hiç kimse olamaz. Onun için bunu söylemeyi Cenab-ı Hak kime nasip etmişse, kul bundan daha iyi ne ister ki? Çünkü Allahü teâlâ en kıymetlisini verdi. Bundan daha kıymetlisi yoktur.<br />
<br />
Allahü teâlâya hamd olsun ki, bu Kelime-i tevhide inanmayı ve onu söylemeyi bize nasip etmiş. Mesela Peygamber efendimizi gördükleri hâlde, Ebu Cehil, Ebu Leheb, Kelime-i tevhidi söylemedi. Ama Hazret-i Ebu Bekir ve diğer Eshab-ı kiram söyledi. Bu iş şaka değildir. Cennet ve Cehennem söz konusudur. Söyleyen Cennete, söylemeyen Cehenneme gider. Onun için her fırsatta Kelime-i tevhid söylemelidir.[4]<br />
<br />
#########ALINTI SONU ########## <br />
<br />
Biz diyoruz ki bu beden bu dünyada ceza cekiyor ve yaniyor dedik, öyle deyince birileri dediki firavunun cesedi  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"British Museum"</span> da duruyor ve  her gün öyle ateşe falanda sürülmüyor diyor, işde burada o onun meyva verdiği acbül zenblerini, günahinin meyvalarini hesaba katmiyor, o kazandiklari hali ile nerde meyva verdi, insanmi oldun hayvanmi oldun demir mi oldu, tenekemi oldu demiyor, o onun son halini ele aliyor sadece.<br />
<br />
o zaman ceza cekecek olan firavnun cesedinin müzede olmasi onun cehenneme girmeycegini göstermez,  <br />
aynen "köpek ve resimi giren eve, melek girmez." hadisi ile amel eden bir kafir, alir evine bir köpek, yada asar duvarina bir köpek resimi, ve o evdede her halti gever, her günahi işler, yani artik onu kaydetcek melek yok ya o evde, günahda yazilmaz ona degilmi o zaman, yani bu din ahmaklik degil kardeşim bazi olaylarin youmuda yine bir bir hadisin sihhati de akla ve mantiga aykiri oluşu ilede yanliş oldugu anlaşilabilir, cok kurnaz bir insanda uydurmuş olsa, bir yerinden, ya akla, ya mantiga, ya dine kurana uymaz ki, yanliş oldugu belli oluverir yani.<br />
<br />
Bir agac senede iki defa meyva verirmi, insan iki meyva verir, yani kuşlar, göcmen kuşlar, bu bahar bizde yavru veirir, sonra gider bizde sonbahar iken, afirikada bahar olur, bir yavurda afirkda verir.<br />
öyle olunca o kuşlarin ciblilyati olan  bu hal insanda sene de iki defa meyva  yani acbül zenb dogurur, ve onun kazndigi hali, ameli, onun icindedir, ve o hali ile, yani can bulup ceza yada, cennetlik olacagi o hali iledir, sen görmedin mi agaclar her sene meya verirken, bir meya yendi can oldu,  diger meyva damizlik tohumluga ayrildi,  biride dalinda cürüdü yada vardigi evde cürüdü,  peki sen hangi meyva  ve can olacaksin, nerede biteceksin biliyormusun, o firavunda elbet canli iken kazandigi ameli  ile meyva oldu , acbül zenb verdi, agac hersene aldığı yeni su ile yeni meyva vermiyormu, insan da yedigi gidalar, icitigi su, ve birde onlarla ettigi fiil ve ameli ile, nasil olurda her sene yaptigi amelinin hasatini almasin, yani öyle olunca, haşr ve hesap her sene bir mevsim hasat oldugu gibi, ve dünyada dört mevsim  var ve, hersene dört mevsim, yeniden yeniden yaşaniyor, o zaman, her senenin ramazanini müslüman ve müminlerin hasat mevsimi demedimi muhammed <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
 Ey insanlar! Size büyük bir ay belirmiştir. Bu ay, mübarek bir aydır. İçinde bin aydan daha hayırlı olan bir gecenin bulunduğu bir aydır. Allah ayda oruç tutmayı farz kıldı ve gecesini de nafile ibadetlerle değerlendirmenizi istemiştir.<br />
<br />
Kim bu ayda hayırlı bir hasletle/özellikle Allah’a yaklaşırsa (o hasleti vesile kılarsa), bu ayın dışında farzı yerine getiren kişi gibi olur. Kim bu ayda bir farzı yerine getirirse, bu ayın dışında yetmiş farzı yerine getirmiş kimse gibi olur.<br />
<br />
Bu ay, sabır ayıdır. Sabrın sevabı ise, cennettir. Bu ay, hayır ve iyilik ayıdır, müminin rızkının arttığı bir aydır.<br />
<br />
Kim bu ayda bir oruçluyu iftar ettirirse, bu onun günahlarının affına, cehennem ateşinden kurtuluşuna vesile olur ve oruçlunun sevabında hiçbir azalma olmaksızın aynısı onun için de olur. <br />
<br />
(Sahabiler) dediler ki: <br />
<br />
- Hepimiz oruçluya iftar ettirecek bir şeyler bulamayabiliriz? <br />
<br />
Aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyurdu ki: <br />
<br />
- Allah, bu sevabı, oruçluyu bir hurma ile veya bir yudum su ile ya da bir yudum süt ile iftar ettiren kimse için de verecektir.<br />
<br />
Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluştur.<br />
<br />
Kim kölesinin/hizmetçisinin yükünü hafifletirse Allah da onu cehennemden azat eder.<br />
<br />
Bu ayda dört hasleti çoğaltın: Bunlardan iki tanesiyle Rabbinizi razı edersiniz, iki tanesine de ihtiyacınız vardır. <br />
<br />
Rabbinizi razı edeceğiniz iki haslet: Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik etmeniz ve ondan af dilemeniz (istiğfar etmeniz)dir. <br />
<br />
Hep muhtaç olduğunuz iki haslet ise, Allah’tan cenneti istersiniz ve cehennemden O’na sığınırsınız.<br />
<br />
Kim bu ayda bir oruçluyu doyurursa, Allah da ona benim havzımdan bir yudum içirir ki, artık o, cennete girinceye kadar bir daha susamaz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , İbn-i Huzeyme, Sahih; Beyhaki, Şuabu’l-İman, 5/223; es-Saati, el-Fethu'r-Rabbânî, 9/233; el-Hindi, Kenzu'l-Ummal, 8/477)</span><br />
<br />
Peki Raamazan ayi insanin  ömründe bir defami, hayir her sen yeni ramazan geliyor yeni hasat mevsimi, peki o zaman senin meyvanda hersene ramazanda hasat olabilir  olmayabilir, amma, mesele portakalliga eren birinin hasat mevsimi kişa yakinken, amma kirazin hasat mevsimi ilkbahar degilmi, kirazliga eren biri ile, ayvaliga eren birinin acbül zenb verme mevsimi farkli zaman araligindadir,  senin kazandigin yeni halin demirlik  ise demirlige erdin ise cezayaa müstehak oldun demekdir, sanki bugday olunca hemen cennetmi var? degmen, var firin var, varda var,..... yok elma ise bugday isen nimet oldun cana erdin, demir celik isen cehenneme erdin.<br />
<br />
<br />
Yeni ölen birinin ilk gecesinde,  onu sorgu sual etmek için gelen <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"Münker Nekir"</span> denen Melekler, dört beş soru ile, o insanin,  cennete cehenneme gidecegine karar veriyor olurmu, bu sorularda.....o zaman degil  mahşerde sorulcak deniyor?<br />
<br />
Adam öldü ve beyin ölümü henüz gercekleşmedi daha, adam bedeninde yaşiyor ama, rüyada görüyor gibi görüyor duyuyor hala, ama kolunu hareket ettiremiyor, artik yine cevap veremiyor, dudagini dilini kaynaştiramiyor artik, amma beyin öllmedi henüz, amma adam öldü, yani öldükden sonra kabire girip, münker nekirin sorgusuna kadar gecen meseleside, beyin ölümü olmasi için, adamin fişini artik münker nekir tamamen bedenden cekmesi demek yani, bedeninden artik onu tamamen koparmasi demek, ama işde iyi ruh,  ve habis ruh burada devrede , cennet cehennem burda devrede.<br />
amma münker nekirin sualine gelince : gümrükden gecerken, seni iki saat mülakatta tutmazlar, arananlar listesinde varmisin, yokmusun,  bir ona bakilir, birde vizen varmi, ismin ne, resimine bakilir, sen o musun, milletin nedir ona bakilir, Türkmüsün almanmisin, vatandaşmisin yani o devletin  vatandaşimisin, yoksa yabancimisin degilmisin, yani kac tane soru ve sorun var ona göre, o devlete gececegine veya gecemeyecegine karar verilir, öyleyse, münker Nekir de bu önemli sorular ile işde, o kimsenin  cehemen yada cennete gececegi belli olur, önce namazdan sorulur cevap verebilirse  namazdan gecerse diger sorularida cevaplar deniyor.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Kıyâmette kulun ilk sorguya çekileceği ibâdet namazdır. Namaz düzgün ise, diğer ameller kabûl edilir. Namaz düzgün değilse, hiçbir amel kabûl edilmez” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Taberani)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Ölü mezara konulur. Salih kişi kabrinde endişesiz ve korkusuz oturtulur. Sonra ona;<br />
<br />
“Rabbin kim?” diye sorarlar. O:<br />
“Rabbim Allah’tır.” diye cevap verir. Melekler:<br />
“Dinin nedir?” diye sorarlar. O:<br />
“Dinim İslam’dır” diye cevap verir. Melekler:<br />
“Size gönderilen şu kimse (Muhammed (s.a.v) kimdir, onun hakkında ne diyorsun?” diye sorarlar. O:<br />
“O, Allah’ın peygamberidir.” diye cevap verir. Melekler:<br />
“Amelin nedir?” diye sorarlar. O:<br />
“Allah’ın kitabını okudum, ona inandım, içindekileri tasdik ettim.” diye cevap verir. Bunun üzerine, gökten bir münadi şöyle seslenir:<br />
“Kulum doğru söyledi. Ona Cennet’ten güzel düşekler hazırlayan, rahat ettirin, kendisine Cennet elbiseleri giydirin. Onun için Cennet’e bakan bir kapı açın.” denir.<br />
“Kulumun kitabını (ismini ve amelini) “illiyyin”e yazın ve sonra onu bedeninin olduğu yeryüzüne götürün.” buyurur. Ruh bedenle kabirde buluşur. <br />
<br />
“Ayetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenen ve imana yanaşmayanlar var ya, onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğnenin deliğinden geçmedikçe Cennet’e giremeyeceklerdir. Biz suçluları işte böyle cezalandırırız.”( A’raf, 40.) Efendimiz (s.a.v) bu ölünün halini anlatmaya şöyle devam etti:<br />
“Yüce Allah meleklerine: “Onun kitabını yerin en alt tabakasındaki “Siccîn”e=Cehennem’liklerin isim ve amellerinin yazıldığı deftere yazın.” emrini verir. Ruhu şiddetli bir şekilde atılır. Ruh bedenle kabirde buluşur. Yanına iki melek gelir, onu oturturlar. Kendisine:<br />
“Rabbin kimdir?” diye sorarlar. O:<br />
“Ne! Ne! Bilmiyorum!” diye cevap verir. Melekler:<br />
“Dinin nedir?” diye sorarlar. O:<br />
“Ne! Ne! Bilmiyorum!” diye cevap verir. Melekler:<br />
“(Hz. Muhammed’i (a.s) kasdederek): Şu size gönderilen şahıs hakkında ne diyorsun? diye sorarlar: O:<br />
“Ha, ha! Bilmiyorum” diye cevap verir. Bu arada semadan bir münadi şöyle seslenir:<br />
“Hep yalanladı. Ona ateşten bir döşek serin. Kendisi için Cehennem’e açılan bir kapı açın.” denir. Hepsi yapılır, Açılan kapıdan kabrine Cehennemin sıcaklığı ve zehirli alevleri ulaşır. Kabir onu öyle bir sıkar ki, kaburga kemikleri biribirine geçer<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Ahmed, Müsned, III, 3; IV, 287; Ebu Davud, No: 4753; Hakim, Müstedrek, l, 37-40; Acurri, eş-Şeriatu, No: 879)</span><br />
<br />
Öyle olunca artik onun cennete gecmesi demek,  artik iyilerin diyarina gececegini gösterir, ama sıkıntı varsa meselee gümrükten gecmek isteyen kacakcı ise, ve o listede ismi varsa, tutuklarlar, bunu hapse atarlar degilmi, yani burda münker nekir  ne diye inkar ediliyor ki?<br />
<br />
Eger cennet cehennem halen hazirda mevcut  degilse, Alllah nerden biliyorda cennetlikler derki, cennetlikler, icerki, yerki, diyor, bunlar masalmi be azizim. yine muhammede miracda cennet diye neresi gösterildi o zaman, cehennemlikler, hangi olmayan cehennemde gösterildi degilmi?<br />
Bunlar onlar için varsayimlar mi azizim, yoksa halen hazir vaziyette var mi onlar ve cehennemlikler ceza,  berikilerda sefami sürüyor?<br />
<br />
Bir insanin bilgileri DNA si ile, anasindan babasindan cocuga gefühl olarak  yani duygu olarak beynini oluştururken geciyormu? geciyor annenin babanin ruh hali,  o cocugun ruhunu yada duygularini yani ahfa cakrasini oluşturuyor, psikopatmi olacak, mutlu  ve imanlimi olacak, onlari oluşturuyor diyor bilim adamlari, o zaman, sen annenden  babandan, senin bedenine gecerek, annen baban iki alem sen başka alemsin, seni onlar dogurdu , dogurttu ise, onlarin aleminden senin alemine yani bedenine yani, alemden aleme geciş var, senin bedenin başka bir Alemse, yukarda senden başkalari var, yani hz muhammed mirac ettiginde <br />
<br />
 "her gök semasinda , yani her katta,hz Osmani gördügünü söyledi,"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
Yani benim dünyam bir beden ise, kaş göz kulak,.. annem ise aynisina sahip kaş göz kulak, ve benim üstümdeki kattada benim bir benzerim var, amma o benden biraz büyük annem babam, ayni mamuşka bebekleri gibi, ici ice dünyalar, ve icdeki biraz kücük, ve öyle olunca, bu alemden bir tanede üstte varsa, orda da bir dünya var, dünyanin üstünde ay var, yani osman zinnureyn iki nurlu, yani nur diye ay kastedilir, ve iki nurlu ay, ve muhammed dedi Ay veya kamer Osmanin simasidir yani yüzüdür dedi. öyle olunca  baştaki hadise dönersek toparlarsak <br />
<br />
"her gök semasinda , yani her katta, hz Osmani gördügünü söyledi," dedigimiz hadisde demek olur, her kattaki semada bir dünya var, o dünyanin üstünde de bir tane osman veya kameri ayi var demek olur.<br />
<br />
-----oOo-------<br />
<br />
<br />
Senden sonra senin cocugun, ondan sonra torununda, ondan torununda torununda olmasi, yani din ashabdan tabiine (ashabi takip edeneler zümresi yani onlara erişen nesil) e ietildi, tabiin den tebaüttabiine iletildi, ondanda etbaüttabiine  iletildi... o zaman nasil o din bilgisi ashabdan bizlere kadar binlerce bedende sakli idi, ve bize kadar aktarildi,  bu din bizden önce başka alemerde sakli idi, bize kadar intihal etdimi etti .... nasil etti işde, alemden aleme intikal ile ve ya buna tevatür deniyor, veyada insandan insana annene babana sana hocana gibi ve, sana bir ayetin inzal olmasi, onu ilk duydugun an, diger alemden senin alemine, o ayet yada hadis inzal oldu demek olmazmi?<br />
Sonuc olarak :<br />
Alemden aleme geciş var yani.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Soru:</span><br />
<br />
Kabir azabi bizim encok korktugumuz şeydir, bugune kadar din derslerinde bile bunu görduk. Fakat bu kadar korktugumuz birşeyi Allah bilmiyor mu ki tövbe haşa bize Kuran da hic bildirmemiş. dedikleri gibi baktim 1 tane bile kabir azabiyla ilgili ayet yok. Eee bizler hadislere göre buna inandik, peki ama hadislerinde gecerli olani Kurana uygun olani degil mi. Bu sadece bir örnek ...Demekki cogu şeyi bizler yanliş ögrendik hadis dedik inandik, ama Kuran da bununla ilgili tekbir söz yok. Bu M O i tum videolarini konuşmalarini izliyecem yarin Rabbim nasip ederse. Çünku gercekten elle tutulur gozle görülür şeylerle Kuran dan aciklama yapiyor, ve cogumuz bildigimizi sandigimiz pek cok şeyin aslinda yanliş bilgi oldugunu düşünmeye başladim. Belki seninde ilgini ceker diye paylaştim videoyu. Hayirli geceler Rabbime emanetsin. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">cevap:</span><br />
<br />
güzel insan kahvaltida bile ceşit arayip, peynir, zeytin, dometes, recel, bal, cay, kahve yiyip iciyorken, bir hocadan beslenmek ne kadar yanliş sen anla, bir hocayi dinlemek sade ekmek ile doymak gibi, insan nasil katik ariyorsa, sende ayni meseleyi bir cok hocadan dinle, arada birde bizdende dinle, sonra karar ver, recelmi sevdin balmi sevdin, yoksa hem recel, hem bal, hem peynir mi, sonra karar ver, yarinki kahvaltida  da sevdiklerini sofraya koyar yersin, bu bir misal inşallah, bende bana ilettigin videoyu dinliyor izliyorum, inşallah bu haftaki vaazimda bunlara biraz daha cevap yazacagim, notlarimi alip videoyu seyrediyon, teşekkür, iyi geceler, sende Allah a emanet ol.<br />
<br />
----oOo---<br />
<br />
Ucagi ucak icad oldukdan sonra tam manasi ile anlamamiz mümkün oldugu gibi, kuranda cennetlikler için tatmadiginiz icecek ve yiyecekler vardirda  aynidir, yani adem zamaninda yada hz ibrahim zamanidna pekmez mi vardi, yahut fantami vardi, yahut cola, cay kahvemi vardi, adem yada ibrahim diyelim yada ... kahve icecegini nasil tarif ederiz, fantayi nasil tarif edebiliriz, viskiyi nasil tarif ederiz bu gün viski iciliyorsa icenler varsa viskiyi yada rakiyi nasil tarif ederiz onlarda birer icecek şarap  cinsi veya şerib, hic icmediginiz duymadiginiz icicek  diye tarif edilir degilmi?<br />
----oOo------<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَوْمَ تُبَدَّلُ الأَرْضُ غَيْرَ الأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُواْ للّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yevme tubeddelul ardu gayral ardı ves semâvâtu ve berazû lillâhil vâhıdil kahhâr.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
O gün yer, başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar bir ve vahidul kahhar olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym İBRÂHÎM Suresi 48. ayet)</span><br />
<br />
Sen, annenin babanin cocugusun ama, anenin aynisi degilsin yine  ne de babanin aynisi degilsin, sen ayri bir alemsin, başka bir aleme döndünmü? döndün, sacin farkli, sözün farkli, anlayişin farkli, sanma yer gök ayri yer, gök mesela belki  annenden dogmadan annen baban Ankarda iken sen  ise istanbul da okuyup istanbulda yaşayacaksin diyebiliriz belkide degilmi yani......<br />
<br />
----oOo------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Akrabalarimizla ahirette nasil birlikte olacagiz meselesi :</span><br />
<br />
Mesela Ayşe annemiz bizle nasil birlikte olacak, bak  benim kardeşim ayşe olmuş, ninem  yine ayşe olmuş, bak yine ayşe benimle, babam, mustafa ve bak  muhammed benimle degilmi? daha ne? sonra Hasan  ve Hüseyin amcam olmuş ve  Hasan efendimiz  Hüseyin efendimiz benimle ....<br />
insan ahirette kimler ile olur? kurtulmuşlar zümresi ve salilhlerle birlikte olabilir, bakkal Kenan amca kurtulmadiysa onu bir daha nerede bulcan degilmi?<br />
<br />
.... bak salihlere birlkte olmak  nasil manada..... <br />
<br />
-----oOo------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bu dünyada sen Kimlerin Vildanisin? kimlerin Hurisisin? kimlerin zebanisisin bak bir ögren:</span><br />
<br />
Vildan : Cenneteki hizmetli demek,  bizler dünün cennetiyiz, yarinlarda bizim cennetimiz dedik, yada cehhenem hakeza, mesala bakkala gittin bakkaldaki kasaci amca sana hizmet eden bir vildanmi vildan, senin işini hesabini görüyor, yine o dükkandaki mallari raflara dizen, bir vildanmi senin için, raflara ne güzel dizmiş degilmi? işde vildan, ama Huri meselesi yani sana zevc olacak eşin, sevgilin, ex sevgilinde olabilir, veya vardir degilmi, ortaokul sevgilin, lise sevgilin, üniversite sevgilin, sonra karin, sonra cocukalarin.... işde huriler. Varsa Teyzen, Amcan, Dayin, anne Baban, kardeşin, hepsi senin etrafindakiler, yeni dogan bir cocugun dayisi ondan önce vardi, cennette seni bekliyordu, orda onu bekliyen, yine sevdigi ve sevgilisi olcak bir kizda senden üc beş gün önce, yada sonra  sana dogdu, veya dogmak için hazirlik yapiliyordu, onun amcasi da hazirda vardi teyzesi de ,......<br />
<br />
Ben bundan uzun seneler önce, oturduğum yerden uzak bir yerde, bir kasapda, büyük kasapda calişdim sucuk, sosis, knacker, frankfurter ,.......... herşey üretiyorlardi, ve mesela  HINZIR etinden olan grillik etleri paketliyorduk, sonra onlari gectigi yerde donduran, rayli bir bir soguk buzlukdan geciriyorduk, eksi 22 derece gibi donuyordu, sonra ben bir önde paketliyor, birde arkada kasaliyordum, ve kasaladigim zaman, peletlere yigiyor, sonra palet dolunca, onu hub wagel ile cekip, soguk buzluga koyuyurdum, yani <br />
<br />
 <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kudsi Hadisde Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: Ben kimim, sen kimsin?<br />
Nefis demiş: Ben benim, Sen sensin.<br />
Azab vermiş, soguk Cehenneme atmış, yine sormuş.<br />
Ben kimim, sen kimsin? diye<br />
Azab vermiş, ateş Cehennemine atmış, yine sormuş.<br />
Nefis demiş: Ben benim, Sen sensin.<br />
Yine demiş: Ene ene, ente ente. (Ben benim, sen sensin.)<br />
Hangi nevî azâbı vermiş, enâniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlıkla azap vermiş. Yani aç bırakmış.<br />
Yine sormuş: Men ene? Ve mâ ente?<br />
Nefis demiş: Ente Rabbiye r-Rahîm, ve ene abdüke l-âciz. Yani, Sen benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben senin âciz bir abdinim<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , oruc bahsinde,Mektûbât, 29. Mektub, 2. Kısım, sf: 393; Ahmed Bican, Envâr’ul Âşıkîn, sf: 27; Osman bin Hasan el-Havbevi, Durretu'l vaizin, sf: 25)</span><br />
<br />
Yani, o işde Allah i Rab kabul etmeyen, HINZIRLARI alip gidip soguk cehenneme sokan bir zebani oluyordum, sonra vakit geliyor  bir ştablaci onlari TIRA yüklüyordu, ordan satilcagi merkete gidiyor, ordanda birsi aliyor, gril edip ateşe sokuyor, sicak cehennme sokan zebanisi oluyordu degilmi, peki akillanacakmi, HINZIRILIKDAN vazgececekmi? hayir, yani bu sefer onu işde, birisi yiyor, o adam imanli olabilirmi, yani domuz bize haram, yine ona cehennem tatdirilcak bir başka bedenin parcasi oluyor, ondanda cikacak yine ayni azabi tadacak.<br />
Yine daha sonra bir ekmek fabrikasinda calişdim, orada bugdaylar ekmek olmuş, o bugdaylar kimlerin ciblliyati idi, geldi un idi hamur oldu,  sonra onlari fabrikada firina gönderiyorduk, yani sicak cehenneme yolcu ediyoruz, sonra ordan cikiyor soguyor, bu seferde şok buzluga gönderiyoruz, şoklanip, eksi 22 derece buz oluyor, donuyor, yani soguk cehenneme, zemherire cehennemine atiyoruz, sonra ordan cikdimi, peketleniyor, ve yine bende kartonluyorum ve palete yigiyor, yine onun donuyon, yaniyon diye bagirmalarini  duymayan bir zebanisi olarak, alip gidip, eksi 22 yada 27 derece soguk olan, buzhaneye koyuyordum, yani onu zemherire cehennemine sokan zebanisi oluyordum, kim bunlar,  bak bunlar bugday olmuş, haram madde  degil bugday, amma belki müslüman, ama günahkar Allah i kabul edemeyen nefis leri olan günahkar, yada rabim demeye dili varmayan birer ahmak adamlardi kadinlardi onlar, bak işde hem soguk cehennemi tatdilar mi? hem sicak cehennimi, bende onlarin bagirmasini donuyoruz, yaniyoruz demesini duymayan zebanisi oldum, onlar istedikleri kadar bagirsin, alip gidip zemheriyreye sokuyordum sen anla artik. <br />
<br />
----oOo------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Amel defteri sagdan verilen, soldan verilen ne demek bak :</span><br />
<br />
saga taraf sol taraf,    -9 -8 -7 -6 -5 -4 -3 -2 -1 0000 +1 +2 +3 +4 +5 +6 +7 +8 +9  hangi taraf sag hangi taraf sol <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Allahin cemalini görmek yorumumuz</span><br />
<br />
Allahin cemalini görmek, yaratan rabbini görmek, yani babasinin yüzünü görmesi mümkün olan cocuk, ve babasini göremeyen cocuk, muhammed babasini göremedi kl halinde unutma, amma fatma oldu, o babasini gördü unutma......<br />
...<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Çocuk isyankar, yağmur sıcak olmadıkça, kötüler yaygın hale gelmedikçe, iyilere kızılmadıkça, küçük büyüğe saygısız olmadıkça, kötü kişi namuslu kişiye karşı cüretkar olmadıkça kıyâmet kopmaz."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 862, Sayfa No: 466)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Kıyâmetten önce bir takım kıtlık yılları vardır. O yıllarda, emin (doğru) olan kişi itham edilecek, hain kişi emin kabul edilecek, yalancı kişi doğrulanacak, doğru söyleyen yalanlanacak, o devirde Ruveybiye söz sahibi olacak. O taraftakilerden biri tarafından:<br />
<br />
            – Ey Allah'ın Resûlü, Ruveybiye nedir? diye soruldu. Allah'ın Resûlü: <br />
<br />
 – Âmmenin üzerinde (yani devlet) işinde konuşma yetkisi olan yani rey ile başa gecen birisi , beyinsiz (Ahmak) kişidir, buyurdular."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ramuz’ul Ehadis, Hadîs-i Şerif, No: 1577, İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 669 Sayfa No: 367)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"İblis, âlimlerin kılığına girerek; falanoğlu falan bana Allah'ın Resûlünden şöyle şöyle nakletti, deyip yolda dolaşıncaya kadar kıyâmet kopmaz."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Ramuz’ul Ehadis, Hadîs-i Şerîf,  No: 751)</span><br />
<br />
Rabbim, Ahirzaman Muhammed ümmetini ve, Mehdi ve Cemaatini, Kiyamet alameti  olan Fitnelerden Muhafaza Buyursun.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">DiPNOTLAR :</span><br />
---------------------<br />
[1] islamveihsan com/acbuz-zeneb-nedir<br />
[2] sorularlaislamiyet com/insanlar-cennette-kac-yasinda-olacaklardir<br />
[3] harunyahya org/tr/Ahir-Zamana-ait-Yeni-Bilgiler/17123/ahir-zaman-alametlerinin-akis-sekli<br />
[4]dinimizislam com/Bir kelime-i tevhid<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems,  02 Nisan 2018  Pazartesi <br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ölümsüzlüğün Sırrına Doğru]]></title>
			<link>https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44165</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 19:52:55 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashittunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44165</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ölümsüzlüğün Sırrına Doğru</span><br />
<br />
(Kar©glanin 14 Nisan 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve tevekkel alâl hayyillezî lâ yemûtu ve sebbih bi hamdihî, ve kefâ bihî bi zunûbi ibâdihî habîrâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Sen, o ölümsüz ve daima diri olana (Allah’a) tevekkül et. O’nu her türlü övgüyle yücelterek tesbih et. Kullarının günahlarından hakkıyla haberdar olarak O yeter!<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym FURKAN Suresi 58. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
Ebû Zerr (ra) anlatır ki:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her kim, sabah namazından sonra diz çökmüş olarak, konuşmadan önce on kere<br />
<br />
“Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke lehü<br />
Lehü’l-mülkü ve lehû’l-hamdü yuhyî ve yümîtü, ve huve hayyun lâ yemût, biyedihil hayr, ve hüve alâ külli şey’in kadîr.” derse...<br />
kendisine onlarca sevap yazılır, on günahı silinir, on derece yükseltilir, o günün tamamında her şerden emin ve emniyette olur, Şeytan’dan korunur ve o gün hiçbir günah ona ulaşarak amelini iptal etmez” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ARAPCASI</span><br />
<br />
لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Anlamı:</span><br />
<br />
"Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur.<br />
O birdir; Onun hiçbir şeriki yoktur. Mülk Ona ait, hamd Ona mahsustur. Hayatı veren de Odur, ölümü veren de Odur. O, kendisine asla ölüm ârız olmayan Hayy-ı Ezelîdir. Bütün hayır Onun elindedir. O her şeye hakkıyla kàdir"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buharî, Ezân: 155; Teheccüd: 21; Müslim, Zikir: 28, 30, 74, 75, 76; Tirmizî, Mevâkıt: 108; Hac: 104; Nesâî, )</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَوْ شَاء اللّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلكِن يُضِلُّ مَن يَشَاء وَيَهْدِي مَن يَشَاء وَلَتُسْأَلُنَّ عَمَّا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lev şâallâhu le cealekum ummeten vâhideten ve lâkin yudıllu men yeşâu ve yehdî men yeşâu, ve le tus’elunne ammâ kuntum ta’melûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NAHL Suresi 93. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَوْ شَاء رَبُّكَ لآمَنَ مَن فِي الأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا أَفَأَنتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتَّى يَكُونُواْ مُؤْمِنِينَ <br />
<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lev şâe rabbuke le âmene men fîl ardı kulluhum cemîâ(cemîân), e fe ente tukrihun nâse hattâ yekûnu mu’minîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym YUNUS Suresi 99. ayet</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ فَلِلّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاء لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kul fe lillâhil huccetul bâligatu, fe lev şâe le hedâkum ecmaîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
De ki: “En üstün delil yalnızca Allah’ındır. O, dileseydi elbette sizin hepinizi doğru yola iletirdi.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym EN'AM Suresi 149. ayet</span><br />
<br />
Bu ayetler : Delil ve hüccetin Allah oldugunu, ve öyle bir milletin, Allah a inanmak konusunda bile zorlanamayacagini, Rabbimiz ilan ederken, sen ey Tr. amca, cok ayip ediyon ki, senin dedigin olsun diye, oraya (Suriye ye) savaş acmak, cok ayip, ayni durumda sen olsaydin, o sana savaş acmiş olsaydi, sen ne diyecekdin, kendini nasil savunacaktin, biraz empati yapalim, ya onun durumunda sen olsan, ne olacakdi? Düşmez kalkmaz bir Allah, sende bir gün, o eziyet ettiklerinden yardım dilenir duruma düşersen, o gün hic aglama sizlanma o zaman, zaman gelir, beyler köle olur, köleler de padişah ki, Züleyha annemiz öyle cigirir oldu, bir vakit geldide : <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"Sultanlari köle eden, köleleride Sultan eden Allah a hamd edeirm" der olmuşdu ki, Yusufuna kavuşdu.</span><br />
<br />
Gün gelir, o senin eziyet ettiklerinde, bir gün yusufuna ve sultanliga erişirlerse, sende köle olursan, yada onlarin kapisinda bir köpek olarak halkolursan, yada gecen hafta dedikya : onlarin evindeki tencere olursan, vay haline o zaman, bu saltanat ve tahtta gecici, niceleri A. başkan oldu, amma ettikleri ile yatiyorlar toprakda şimdi, ve nerede  yeniden dogup, ne eziyetler cekiyorlar, Allah biliyordur, amma sen, ya sen, ne oldum deme! ne olacan de! bir gün sende bu A. nin başindan ineceksin elbet, amma o ettiklerin unutulmayacak unutma, biz unutsak bile, Allah unutmaz, hani mahkemede savci vardir ya, cumhuriyet savcisi, sen davayi biraksan bile, O (Savci)  davayi birakmaz, savci yeni dava acar ya, işde öyle. O davayi (Bu gün bu yaptiklarinin hesabi olan davayi) biz unutsak, sen unutsan, bir gün Allah, o nu senin önüne, ye diye, aş olarak koyacakdir, yapma amca! kötü isim birakma, kötü miras birakma insanliga, yazik! onlarda insan, onlarda bir millet, kendi iclerinde, kendilerine yetiyorlardi, siz onlarin başina dert actiniz, siz yaptiniz bunu, ve birde ellerinde kimyasal silah var, kimyasal silah kullandi falan diye bahane uydurmayin, Elbet Allah hepsini görüyor biliyor haberdar.<br />
<br />
----oOo------<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bir Rüya ve Yorumu</span><br />
<br />
Çoktandır Rüya Falan Görmüyordum, geçen haftalarda bir gün Rüya gördüm, D...TV de Program yapan "S. B." amca ile bir evin arka tarafindaki alt kat, hatta bodrum katinin oldgu yerde durmuşuz, aşagisi ucurum gibi birşey, ve ayaklarimizi aşagi sallamişiz oturuyorduk, S.B. amca arkadaki  pencere deligine  elini uzatti, delikde de penceresi yok, daha ev, sanki yeni inşaat gibi, ve oradan iceri elini uzatti, iceriden bir adet, saydam mike, kapakli, kücücük tencere gibi, sanki şekerlik gbi birşey cikardi, ve üzerinde iki tane arapca yazi var, bir tanesi tam ortada, bir taneside onun kenarini dolancak şekilde yazili, sanki yakarak oyulmuş gibi, ve dedi S.B. amca : " bak bu yaziyi S. N. kendi yazmiş." diyor ve uzatiyor, bende elime aliyorum, ve sonra O tekrar geri almak istiyor, ve bende diyorum, emanete biraz daha dokunmuş olayim diye, vermek istemiyorum, biraz daha dokunayim diyorum, ve diyorum " emanete sahip cikabilirsek, bana verirmisin, benim olabilirmi?" diyorum, o da elimden aliyor, ve tekrar arkaya uzaniyor, oradan bu sefer bir tane, sanki bir cerceve gibi, kare şeklinde paketlenmiş, bir köşesinde saman kagidi renkde paketi gözüküyor, arkasi o kagittan galiba, önü ise acik, iple baglanmiş, onu bana veriyor, Allahu alem  bu da B.S.N. nin sakkosuymuş, ve ben yukari cikiyon, ve arka tarafa o eve giriyorum, ve  sanki ev mi! dükkan mi desek, ve bakiyorum, dükkan gibi görünce, sahtemi bu! benzerini cogaltmişlarda, hatira diye satiyorlarmi diye bakiyorum, ama eşi veya başka benzeri yok, orda iki tane daha adam var , ve aşagi bakiyorum S. B. hoca kaybolup gidiyor.<br />
<br />
Rüya bu kadar uyana geldim.<br />
<br />
ve uyandikdan sonra, maneviyatta S.B. Hocaya seslendim , sen bu rüyaya girmeyi nereden ögrendin dedim, ben dedi, senin tarif ettigin gibi 13 estagfirullah cekip yumdum gözümü, sana kalbimden yöneldim,  rabita ettim dedi, ve sonra ona dedim,<br />
<br />
"Bu cübbe, yada sakko, yada ceket, S. N. nin zillet hirkasi mi? yoksa izzet hirkasi mi? dedim.  Eger zillet hirkasi ise, ben istemem dedim, yani onu hapis hapis gezdiren cübbe ise, onu giyecek, ve ona sahip cikacak başka birini bulun, ben onun izzet hirkasini isterim, ve niye  (S. N.) kendi gelmedi emaneti vermeyede, sen geldin dedim, ve baglanti koptu sonra. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hayirlara vesile eyle Allahim.</span><br />
<br />
yani  S. N...<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">u</span>sinde de bir<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> "u"</span> var, ve onu zindan zindan gezdirmiş ve medreseyi yusufiyeyi kurmuş.<br />
ve Y<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">U</span>S<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">U</span>F isminde de  iki <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"u"</span> var, yusuf iki zindan da veya kuyu da u gibi, kuyuda bulunmuş, yani önce birinci u :  kardeşlerinin attigi üstü acik kuyu zindani, birde ikinci u :  ve züleyhanin attirdigi, ikinci zindan, üstü kapali zindan veya kuyu züleyhadaki ü gibi, ve bu emaneti bize getiren adam S. B... de de iki u var, yani emanet(Yusufluk emaneti) emaneti taşiyabilcek olanda saklanir, yani u u isimlilerde saklanabilir.<br />
ve bizimde ismimizde degilde, soy ismimizde bir u var yani Raşit T<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">u</span>nca nin <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"U"</span> su,yani soyumuz Hz. Yusufa da dayaniyor, (Raşidi Tarikatının Kurucusu ve Piri Karoglan Hocanin Silsileyi Üla sındaki 21. batumunda Hz. Yusuf Vardir)<br />
<br />
Buradan bak Forumumuzdaki<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Raşidi Tarikatının Kurucusu Karoglan Hocanin Silsileyi Üla sı Melaesi"</span><br />
<br />
 isimli Konuda<br />
<br />
ve deniyor ki mehdi için, mehdi iki defa ortadan kaybolur, ikincisi birinciden daha uzun olur, ve herkes onu aramaya cikarlar, ve onu evinde bulup, alip cikarip ona biat ederler.<br />
<br />
Ebi Abdullah Hüseyin bin Ali'den rivayet edildi:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">“HZ. MEHDİ 2 KEZ İNSANLARIN GÖZÜNDEN KAYBOLACAKTIR.</span><br />
<br />
Bir seferinde o kadar uzun bir zaman görülmeyecek ki, kimisi onun öldüğünü, kimisi de bırakıp gittiğini zannedecek...”<br />
<br />
Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman isimli kitabın Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunan el yazılı bir nüshasında mevcut olan bu hadis ile, Hz. Mehdi'nin 2 kez insanlardan ayrı kalacağı bildirilmiştir. Yani Hz. Mehdi insanların gözünden uzak bir konumda olacaktır. Hadislere göre bu kaybolmaların birincisi kısa, ikincisi ise daha uzun olacaktır:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
AL-İ MUHAMMED'İN KAİM'İNİN (HZ. MEHDİ'NİN) İKİ GAYBETİ VARDIR. BİRİSİ DİĞERİNDEN DAHA UZUNDUR... <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 199)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Bu kıyamın sahibinin (Hz. Mehdi'nin) iki gaybeti vardır. BİR GAYBETİ (bu gizli kaldığı dönem) O KADAR UZAYACAK Kİ şöyle diyecekler: "Öldü." Bazıları diyecek ki: "Öldürüldü." Bazıları diyecek ki: "Gitti..."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 198)</span><br />
<br />
Ahir zamanda İslam ahlakının insanlar arasında yaygınlaşması için mücadele eden Hz. Mehdi'nin, böyle bir görev üstlenmişken kendi isteğiyle insanlardan ayrılmayacağı açıktır. Dolayısıyla Hz. Mehdi'nin insanlardan uzak kalmasının, kendi iradesi dışında zorla (Evine hapsedilmesiyle) gerçekleşeceği anlaşılmaktadır. Peygamberimiz, Hz. Mehdi'ye bu yüzden "GAİB", yani "kaybolan hapsedilen, hapsedilmek suretiyle insanların gözünden kaybolan" demiştir. Bu yüzden Hz. Mehdi'nin lakabı ve isimlerinden biri <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"GAİB"</span>dir.<br />
<br />
Kuran'daki Yusuf Suresi'nde de Hz. Mehdi'nin bu kayboluşuna işaret edilmektedir. Hz. Yusuf da Hz. Mehdi gibi, biri kısa diğeri uzun süre iki defa insanların gözünden kaybolmuştur. Birincide, Hz. Yusuf kuyuya bırakılmış, kısa bir süre sonra oradan geçen kafile onu oradan çıkarmış, ikincide ise haksız yere zindana atılmış, uzun bir müddet orada kalmıştır. Fakat sonradan masumluğu anlaşılarak, zindandan da çıkartılmıştır:<br />
<br />
“Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, Biz ona (şöyle) vahyettik:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَلَمَّا ذَهَبُواْ بِهِ وَأَجْمَعُواْ أَن يَجْعَلُوهُ فِي غَيَابَةِ الْجُبِّ وَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُم بِأَمْرِهِمْ هَذَا وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Fe lemmâ zehebû bihî ve ecmeû en yec’alûhu fî gayâbetil cubb(cubbi), ve evhaynâ ileyhi le tunebbiennehum bi emrihim hâzâ ve hum lâ yeş’urûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Yûsuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, “Andolsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine (Cübbe bahsi ile) haber vereceksin” diye vahyettik.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 15. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
ثُمَّ بَدَا لَهُم مِّن بَعْدِ مَا رَأَوُاْ الآيَاتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتَّى حِينٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Summe bedâlehum min ba’di mâ raevul âyâti le yescununnehu hattâ hîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Sonra onlar, Yûsuf’un suçsuzluğunu ortaya koyan delilleri gördükten sonra yine de mutlaka onu bir süre zindanda tutmayı uygun buldular.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 35. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Mümin şahıs (Hz. Mehdi) Deccal'i görünce:<br />
<br />
 "Ey insanlar! Resulullah'ın zikrettiği Deccal işte budur" der. <br />
<br />
Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından:<br />
<br />
 "Onu alın da yaralayın" der.<br />
<br />
 Artık O ZATIN SIRTI VE KARNI DÖVE DÖVE GENİŞLETİLİR. Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal'in onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Hz. Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu, s. 40)</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz hadisinde tüm baskı ve saldırıların Hz. Mehdi'yi daha da güçlendireceğine böyle işaret etmiştir. Hadiste mecazi anlamda kullanılan, Hz. Mehdi'nin "sırtı ve karnından dövüle dövüle genişletilmesi" ifadesi, aleyhinde kurulan tüm tuzakların Hz. Mehdi'yi daha da güçlendireceğine, tebliğinin etkisini daha da artıracağına işaret etmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُواْ لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّهُ وَاللّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve iz yemkuru bikellezîne keferû li yusbitûke ev yaktulûke ev yuhricûke ve yemkurûne ve yemkurullâh(yemkurullâhu), vallâhu hayrul mâkirîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Hani kâfirler seni tutuklamak veya öldürmek, ya da (Şehrin’den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı ya. Onlar tuzak kuruyorlar. Allah da onlara tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym ENFÂL Suresi 30. ayet</span><br />
<br />
<br />
Kan dolu ortamdan kurtulmak için Hz. Mehdi’ye sarılacaklar ve tek kurtuluşun onda olduğunu bilecekler. Peygamberimiz hadislerinde Hz. Mehdi’ye biatın kendisi istemediği halde yapılacağı bildirmiştir. Bu da gösteriyor ki Hz. Mehdi, kendisini hiçbir zaman Hz. Mehdi olarak ilan etmeyecektir. Hatta insanlar ona gelip "alametler sende mevcut, sen Hz. Mehdi'sin" dedikleri halde o yine reddedecektir. Hz. Mehdi’ye sık sık "Alametler sende mevcut " diyerek Hz. Mehdi olduğu iddiası getirilecektir, fakat o, ısrarla söylenen bu iddiayı kabul etmeyecektir. Ancak "ölümle tehdit" edildikten sonra, insanların kendisine biat etmesini kabul edecektir. Hz. Mehdi’ye nasıl biat edileceği konusunda peygamberimizin hadisleri şöyle;<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
İnsanlar nihayet Hz. Mehdi (as)'a gelirler ve Rükun ile Makam arasında, kendisi istemediği halde ona biat edeler. "Eğer kabul etmezsen, boynunu vururuz" derler. Yer ve gök ehli ondan razı olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Kahraman Neşriyat, s. 31)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Hz. Mehdi (as) ancak baskı ile başa geçmeye razı olacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 48)</span><br />
<br />
Halifenin ölümü anında ihtilaf olur. şehri halkından bir kişi koşarak ortaya çıkar. şehri halkından bir grup onu (Hz.Mehdi (as)'ı), istememesine rağmen (bulunduğu yerden) çıkarırlar. Güneş Hacer-i Esved'le Makamı İbrahim arasında iken şehrinde ona (Hz. Mehdi (as)'a) biat ederler. (Kara ile ak arasinda, ya seher vakti, yada grub vakti yani ikindi den sonra manasindadir bu ) <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sünen-i Ebu Davud, 5/94; El-Kavlu'l Muhtasa Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)</span><br />
<br />
... Ve sonra istemediği halde biatlarını kabul eder. Eğer siz ona yetişirseniz, ona biat ediniz. Çünkü o yerde de gökte de Hz. Mehdi (as)'dır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Kahraman Neşriyat, s. 35)</span><br />
<br />
... Onu tekrar şehrin'de bularak yine, "Sen falan oğlu falansın, annen de filan kızı filanedir, sende şu şu alametler vardır, birinci defa bizden kurtuldun uzat elini sana biat edelim" derler. Bunun üzerine o "Ben aradığınız değilim" der ve tekrar şehrine gider.(Bu olay O yani Mehdi Misirdaki Dusukiye tarikatina intisab ettiginde, şeyhini ziyaret esnasinda olmuş ve yaşanmiştir) şehrin'de yine aranınca tekrar MISIRDAN  şehrine döner. şehrinde de kendisini Rükunda ( yani geri döndügü yerde) bularak şöyle derler: "Eğer biatlarımızı kabul etmezsen, bizi aramakta olan ve başında Haddam'dan birisinin bulunduğu Süfyani ordusuna karşı korumazsan, günahlarımız senin üzerine ve kanlarımız da boynuna olsun" derler. Bunun üzerine Hz. Mehdi (as), Rükun ile Makam arasına oturur (yani onun evi Kabenin rüknu yemanisi ile, ters istikametteki makami ibrahim arasina denk gelir) ve evinden elini uzatarak biatları kabul eder.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 39-40)</span><br />
<br />
Fitne içindeki insanlar kan akıtıldığı bir zamanda evinde oturmakta olan Hz. Mehdi (as)'a gelir ve "Bizim için kalk artık"der. O ise kabul etmez, ancak ölümle tehdit edildikten sonra onlar için kalkar. Ondan sonra artık kan dökülmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (İbn Ebi Şeybe, c. VII, s. 531; Abdurrezzak H. 20771, c. XI, s. 372; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 52,53)</span><br />
<br />
Hz. Fatima'nın soyundan gelen Hz. Mehdi (as), şehrinde meydana çıkarılır ve istemediği halde kendisine biat edilir. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 52, 53)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
<br />
مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَمَن يُؤْمِن بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Mâ esâbe min musîbetin illâ bi iznillâhi, ve men yu'min billâhi yehdi kalbehu, vallâhu bikulli şey'in alîm<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym TEGABUN Suresi 11. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَقُلِ الْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ فَمَن شَاء فَلْيُؤْمِن وَمَن شَاء فَلْيَكْفُرْ إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ نَارًا أَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا وَإِن يَسْتَغِيثُوا يُغَاثُوا بِمَاء كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَ بِئْسَ الشَّرَابُ وَسَاءتْ مُرْتَفَقًا<br />
<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kulil hakku min rabbikum fe men şâe felyu'min ve men şâe felyekfur innâ a'tednâ liz zâlimîne nâran ehâta bihim surâdikuhâ, ve in yestegîsû yugâsû bi mâin kel muhli yeşvîl vucûhe, bi'seş şerâb(şerâbu) ve sâet murtefekâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym KEHF Suresi 29. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ فَمِنكُمْ كَافِرٌ وَمِنكُم مُّؤْمِنٌ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Huvellezî halakakum fe minkum kâfiru ve minkum mu'min(mu'minun), vallâhu bimâ ta’melûne basîr.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
O, sizi yaratandır. Böyle iken kiminiz kâfir, kiminiz mü’mindir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym TEGABUN Suresi 2. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلاَ تَأْكُلُواْ مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّهِ عَلَيْهِ وَإِنَّهُ لَفِسْقٌ وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلَى أَوْلِيَآئِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lâ te’kulû mimmâ lem yuzkerismullâhî aleyhi ve innehu le fısk(fıskun), ve inneş şeyâtîne le yûhûne ilâ evliyâihim li yucâdilûkum ve in eta’tumûhum innekum le muşrikûn.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Üzerine Allah adı anılmayan (hayvan) lardan yemeyin. (Yani Allahin izni müsadesi olmadan yaratilan geni bozuk hayvanlardan) Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym EN'AM Suresi 121. ayet</span><br />
<br />
Bundan çoook önce bir vaazimizda anlattik ki : koyunlar zehirli ile zehirsiz otu ayirt edebilirmiş ki , zehirli ot da yemezlermiş ki, ve sütüne zehir karişmasin diye,  diyerek anlatmiştik, ve yine ineklerde ayni şekilde, yedikleri otun zehirlimi, zehirsizmi oldugunu bilirler diye anlatmaya devamediyoruz, ve süt en önemli ürün, ve bu gün herkesde barsak hastalagi ortaya cikdi, ve insanligi öldürmenin yolunun bu oldugunu karar verdiler, ve barsaklarina onmaz yaralar acip, öldürüyorlar, ve insan bedeni onlari iyi edemeyince, coklu organ yetmezliginden ölüyor, ve  biz bunun tedavisinin yogurta ve yogurtu oluşturan iyi bakterilerde oldugunu, bir nevi tatbikat ile anlattik, ve bizi gören duyanlar, artik yogurtun ne kadar önemli oldugunu bildiler, amma işde  şeytan bunun haberini daha coktan almişki hayvnlardaki mideya acilan piercing deligi icad ettirdi, ve benim bu hastaliga ve belaya karşi kullandigim silahimi bozmayi dünden kararlaştirmiş, ve şeytanin hocalik ettigi şeytan enikleri, bu ineklerin sütünü ona zehirli otlar yedirerek bozamayacaklarini anlayinca, sirtina ve midesine dogru delik acmakda buldular, ve artik süt,  inek fabrikasinda üretilirken, zehiri direk mideye zerkedebiliyorlar, yani öyle olunca, artik bazi memleketlerde (Avusturya bunlarin başinda) sütlerde yogurta dönmüyor yada bozduklari için dönemiyor ve o yogurtlar kimyasal olarak üretiliyor, cünkü sütü bozdular, ve bozmanin yolunu ögrendiler, ve yine eti bozdular, ve et Allahsiz et oldu, yani geni bozuk hayvanlar türedi, ha domuz eti, ha inek eti halini aldi, ve bizim ahmaklarda ucuz et yemek hikayesi ile, Avrupadan inek dana ve etini  alip ithal ediyor, bu  üzerine Allah isimi okunmamiş diye gecen inekleri danalari alip ithal ediyorlar<br />
"Ve lâ te’kulû mimmâ lem yuzkerismullâhî" dmek işte Allahin zikretmedigi veya Allahi zikretmeyen, yada edemeyen hayvanlar demek, yani listede olmayan yaratiklar, bir nevi yani, geni bozuk hayvanlar.<br />
<br />
ve onlari yiyenlerde de artik ne yapmadiklari vahşilik,  ne edebsizlik, ne şeytnaliklar meydan cikiyor, ortada görünüyor, bütün insanlik, dünyanin dört bir yaninda burhan geciriyor, kimin sebebine? bu şeytan ve  hizbi olan deccal ve avaaanesi sebebine, neden?  Bu taa Hitlerden bu yana sürdürlen dava yani dünyada  TEK IRK birakmak ugruna, oda israil ogullari olackakmiş, ey zenciler, ey araplar, ey acemler ve  farisiler, ey Türkler, ey Ruslar ve pitbol soyu, siz nerdesiniz, bu ipneler dünyda tek IRK birakmak istiyorlar, yani bunu öyle yada böyle yapmak istiyorlar, bugün suriye, yarin rusya, bürgün iran, daha bürgün belkide Türkiye,  yani,<br />
<br />
Ey insanlik! <br />
<br />
akilli olun, bunlarin hocasi şeytan varken, cok dikkatli olmak lazim,  dedik ya, ne dersek, ne zikredip ne dua edersek tersini caviriveriyor (Kehrwert), ne yaparsan, onun ziddini kehwertini aliyor, iyi ne var bozmak derdinde, ve öyle olunca, et de bozuldu  süt de bozuldu, bu ip.. bilim adamlarida buna hizmet ediyor, ve inege o delikden  direk zehir  zerkettiler ve kimlerin sütü artik faydasiz ve zehirli olur allahu alem, ve Mehdinin bunlarla mücadelesi ve cilesini siz düşünün artik,ve artik  ögrendiler ki inegin  ve koyunlarin zehiri ayirt eden nasil bir sistemi var, nasil ayrit ediyor zehirli ile zehirsizi bildiler ve buldular, ve artik o deligede ihtiyac  kalmadan, artik inege zehir ve zararli şeyleri verebiliyorlar, halbuki Allahin yasasinda, hicbir inek, hicbir koyun, hicbir geyik, ve hicbir memeli, sütüne zehir kariştirmazdi, amma ne oldu şimdi bir bakin, yarin bu yogurt silahimizida elimizden alacaklar bu ip.., dikkatli olun, birlik olun, yoksa  onlar galip gelirse, vay halimize, amma Allah in  yani yüce Rabbimizin vaadi var : <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِن بَعْدِ الذِّكْرِ أَنَّ الْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lekad ketebnâ fîz zebûri min ba’diz zikri ennel arda yerisuhâ ıbâdiyes sâlihûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Andolsun, Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebûr’da da, “Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır” diye yazmıştık.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym ENBİYA Suresi 105. ayet</span><br />
<br />
ve siz mehdiyi bulup, onunla bir olup, dünyaya sahip cikmazsaniz, ne o altincag kurulur, nede ölüm öldürülür, bir an önce gönlünüzdeki size kim oldgu vahyolunan mehdiyi arayip bulup, ona tabi olun, biat edin, yoksa  bu ip.. dünyanin ... koyacaklar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
من صبر ظفر<br />
<br />
Men sabera zafera. <br />
<br />
Zafer sabredenindir. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
<br />
Sır saklamak, Mehdi aleyhislemin ne üzere oldugunu, kim oldugunu, Ne yapacağını, ne okuduğunu, veya ne iş üzerinde çalıştığını bilseniz dahi,  hiç kimseye söylemeyiniz, Bildiginiz SIRRI yüreginizde saklayin ve, O nun  düşmanlarina ve sizin düşmanlariniza dahi sezdirmemek lazımdır. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
İsteînû alâ kadâi havâyiciküm bil kitmân.<br />
<br />
 (Hacetlerinizin husule gelmesi için, sırrınızı saklamakla yardımcı olunuz).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
Sırrını saklarsan ona hâkim olursun. Saklamazsan, o sana hâkim olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hz.Ömer ra)</span><br />
<br />
Rabbim , Cemaatinin ve ittiba edenlerinin, ve edecek olanlarinin,  bu ittiba o na, o evinde iken, o na maneviyatta, aynen S.. hocanin yaptigi gibi, gözler yumulur ve, 13 estagfirullahi cekerek yapilir, Onu aşk ile arayanlarin, O nu mehdiyi bulup ona tabi olmalarini nasip eyle ,Onlari  Müyesser ve Muzaffer eyle ki, bu zulumetle dolan dünya,  yeniden rahmet ve magfiretle dolsun taşsin.<br />
<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 14 Nisan 2018 Cumartesi<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ölümsüzlüğün Sırrına Doğru</span><br />
<br />
(Kar©glanin 14 Nisan 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve tevekkel alâl hayyillezî lâ yemûtu ve sebbih bi hamdihî, ve kefâ bihî bi zunûbi ibâdihî habîrâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Sen, o ölümsüz ve daima diri olana (Allah’a) tevekkül et. O’nu her türlü övgüyle yücelterek tesbih et. Kullarının günahlarından hakkıyla haberdar olarak O yeter!<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym FURKAN Suresi 58. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
Ebû Zerr (ra) anlatır ki:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her kim, sabah namazından sonra diz çökmüş olarak, konuşmadan önce on kere<br />
<br />
“Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke lehü<br />
Lehü’l-mülkü ve lehû’l-hamdü yuhyî ve yümîtü, ve huve hayyun lâ yemût, biyedihil hayr, ve hüve alâ külli şey’in kadîr.” derse...<br />
kendisine onlarca sevap yazılır, on günahı silinir, on derece yükseltilir, o günün tamamında her şerden emin ve emniyette olur, Şeytan’dan korunur ve o gün hiçbir günah ona ulaşarak amelini iptal etmez” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ARAPCASI</span><br />
<br />
لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Anlamı:</span><br />
<br />
"Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur.<br />
O birdir; Onun hiçbir şeriki yoktur. Mülk Ona ait, hamd Ona mahsustur. Hayatı veren de Odur, ölümü veren de Odur. O, kendisine asla ölüm ârız olmayan Hayy-ı Ezelîdir. Bütün hayır Onun elindedir. O her şeye hakkıyla kàdir"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buharî, Ezân: 155; Teheccüd: 21; Müslim, Zikir: 28, 30, 74, 75, 76; Tirmizî, Mevâkıt: 108; Hac: 104; Nesâî, )</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَوْ شَاء اللّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلكِن يُضِلُّ مَن يَشَاء وَيَهْدِي مَن يَشَاء وَلَتُسْأَلُنَّ عَمَّا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lev şâallâhu le cealekum ummeten vâhideten ve lâkin yudıllu men yeşâu ve yehdî men yeşâu, ve le tus’elunne ammâ kuntum ta’melûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NAHL Suresi 93. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَوْ شَاء رَبُّكَ لآمَنَ مَن فِي الأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا أَفَأَنتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتَّى يَكُونُواْ مُؤْمِنِينَ <br />
<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lev şâe rabbuke le âmene men fîl ardı kulluhum cemîâ(cemîân), e fe ente tukrihun nâse hattâ yekûnu mu’minîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym YUNUS Suresi 99. ayet</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ فَلِلّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاء لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kul fe lillâhil huccetul bâligatu, fe lev şâe le hedâkum ecmaîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
De ki: “En üstün delil yalnızca Allah’ındır. O, dileseydi elbette sizin hepinizi doğru yola iletirdi.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym EN'AM Suresi 149. ayet</span><br />
<br />
Bu ayetler : Delil ve hüccetin Allah oldugunu, ve öyle bir milletin, Allah a inanmak konusunda bile zorlanamayacagini, Rabbimiz ilan ederken, sen ey Tr. amca, cok ayip ediyon ki, senin dedigin olsun diye, oraya (Suriye ye) savaş acmak, cok ayip, ayni durumda sen olsaydin, o sana savaş acmiş olsaydi, sen ne diyecekdin, kendini nasil savunacaktin, biraz empati yapalim, ya onun durumunda sen olsan, ne olacakdi? Düşmez kalkmaz bir Allah, sende bir gün, o eziyet ettiklerinden yardım dilenir duruma düşersen, o gün hic aglama sizlanma o zaman, zaman gelir, beyler köle olur, köleler de padişah ki, Züleyha annemiz öyle cigirir oldu, bir vakit geldide : <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"Sultanlari köle eden, köleleride Sultan eden Allah a hamd edeirm" der olmuşdu ki, Yusufuna kavuşdu.</span><br />
<br />
Gün gelir, o senin eziyet ettiklerinde, bir gün yusufuna ve sultanliga erişirlerse, sende köle olursan, yada onlarin kapisinda bir köpek olarak halkolursan, yada gecen hafta dedikya : onlarin evindeki tencere olursan, vay haline o zaman, bu saltanat ve tahtta gecici, niceleri A. başkan oldu, amma ettikleri ile yatiyorlar toprakda şimdi, ve nerede  yeniden dogup, ne eziyetler cekiyorlar, Allah biliyordur, amma sen, ya sen, ne oldum deme! ne olacan de! bir gün sende bu A. nin başindan ineceksin elbet, amma o ettiklerin unutulmayacak unutma, biz unutsak bile, Allah unutmaz, hani mahkemede savci vardir ya, cumhuriyet savcisi, sen davayi biraksan bile, O (Savci)  davayi birakmaz, savci yeni dava acar ya, işde öyle. O davayi (Bu gün bu yaptiklarinin hesabi olan davayi) biz unutsak, sen unutsan, bir gün Allah, o nu senin önüne, ye diye, aş olarak koyacakdir, yapma amca! kötü isim birakma, kötü miras birakma insanliga, yazik! onlarda insan, onlarda bir millet, kendi iclerinde, kendilerine yetiyorlardi, siz onlarin başina dert actiniz, siz yaptiniz bunu, ve birde ellerinde kimyasal silah var, kimyasal silah kullandi falan diye bahane uydurmayin, Elbet Allah hepsini görüyor biliyor haberdar.<br />
<br />
----oOo------<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bir Rüya ve Yorumu</span><br />
<br />
Çoktandır Rüya Falan Görmüyordum, geçen haftalarda bir gün Rüya gördüm, D...TV de Program yapan "S. B." amca ile bir evin arka tarafindaki alt kat, hatta bodrum katinin oldgu yerde durmuşuz, aşagisi ucurum gibi birşey, ve ayaklarimizi aşagi sallamişiz oturuyorduk, S.B. amca arkadaki  pencere deligine  elini uzatti, delikde de penceresi yok, daha ev, sanki yeni inşaat gibi, ve oradan iceri elini uzatti, iceriden bir adet, saydam mike, kapakli, kücücük tencere gibi, sanki şekerlik gbi birşey cikardi, ve üzerinde iki tane arapca yazi var, bir tanesi tam ortada, bir taneside onun kenarini dolancak şekilde yazili, sanki yakarak oyulmuş gibi, ve dedi S.B. amca : " bak bu yaziyi S. N. kendi yazmiş." diyor ve uzatiyor, bende elime aliyorum, ve sonra O tekrar geri almak istiyor, ve bende diyorum, emanete biraz daha dokunmuş olayim diye, vermek istemiyorum, biraz daha dokunayim diyorum, ve diyorum " emanete sahip cikabilirsek, bana verirmisin, benim olabilirmi?" diyorum, o da elimden aliyor, ve tekrar arkaya uzaniyor, oradan bu sefer bir tane, sanki bir cerceve gibi, kare şeklinde paketlenmiş, bir köşesinde saman kagidi renkde paketi gözüküyor, arkasi o kagittan galiba, önü ise acik, iple baglanmiş, onu bana veriyor, Allahu alem  bu da B.S.N. nin sakkosuymuş, ve ben yukari cikiyon, ve arka tarafa o eve giriyorum, ve  sanki ev mi! dükkan mi desek, ve bakiyorum, dükkan gibi görünce, sahtemi bu! benzerini cogaltmişlarda, hatira diye satiyorlarmi diye bakiyorum, ama eşi veya başka benzeri yok, orda iki tane daha adam var , ve aşagi bakiyorum S. B. hoca kaybolup gidiyor.<br />
<br />
Rüya bu kadar uyana geldim.<br />
<br />
ve uyandikdan sonra, maneviyatta S.B. Hocaya seslendim , sen bu rüyaya girmeyi nereden ögrendin dedim, ben dedi, senin tarif ettigin gibi 13 estagfirullah cekip yumdum gözümü, sana kalbimden yöneldim,  rabita ettim dedi, ve sonra ona dedim,<br />
<br />
"Bu cübbe, yada sakko, yada ceket, S. N. nin zillet hirkasi mi? yoksa izzet hirkasi mi? dedim.  Eger zillet hirkasi ise, ben istemem dedim, yani onu hapis hapis gezdiren cübbe ise, onu giyecek, ve ona sahip cikacak başka birini bulun, ben onun izzet hirkasini isterim, ve niye  (S. N.) kendi gelmedi emaneti vermeyede, sen geldin dedim, ve baglanti koptu sonra. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hayirlara vesile eyle Allahim.</span><br />
<br />
yani  S. N...<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">u</span>sinde de bir<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> "u"</span> var, ve onu zindan zindan gezdirmiş ve medreseyi yusufiyeyi kurmuş.<br />
ve Y<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">U</span>S<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">U</span>F isminde de  iki <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"u"</span> var, yusuf iki zindan da veya kuyu da u gibi, kuyuda bulunmuş, yani önce birinci u :  kardeşlerinin attigi üstü acik kuyu zindani, birde ikinci u :  ve züleyhanin attirdigi, ikinci zindan, üstü kapali zindan veya kuyu züleyhadaki ü gibi, ve bu emaneti bize getiren adam S. B... de de iki u var, yani emanet(Yusufluk emaneti) emaneti taşiyabilcek olanda saklanir, yani u u isimlilerde saklanabilir.<br />
ve bizimde ismimizde degilde, soy ismimizde bir u var yani Raşit T<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">u</span>nca nin <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"U"</span> su,yani soyumuz Hz. Yusufa da dayaniyor, (Raşidi Tarikatının Kurucusu ve Piri Karoglan Hocanin Silsileyi Üla sındaki 21. batumunda Hz. Yusuf Vardir)<br />
<br />
Buradan bak Forumumuzdaki<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Raşidi Tarikatının Kurucusu Karoglan Hocanin Silsileyi Üla sı Melaesi"</span><br />
<br />
 isimli Konuda<br />
<br />
ve deniyor ki mehdi için, mehdi iki defa ortadan kaybolur, ikincisi birinciden daha uzun olur, ve herkes onu aramaya cikarlar, ve onu evinde bulup, alip cikarip ona biat ederler.<br />
<br />
Ebi Abdullah Hüseyin bin Ali'den rivayet edildi:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">“HZ. MEHDİ 2 KEZ İNSANLARIN GÖZÜNDEN KAYBOLACAKTIR.</span><br />
<br />
Bir seferinde o kadar uzun bir zaman görülmeyecek ki, kimisi onun öldüğünü, kimisi de bırakıp gittiğini zannedecek...”<br />
<br />
Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman isimli kitabın Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunan el yazılı bir nüshasında mevcut olan bu hadis ile, Hz. Mehdi'nin 2 kez insanlardan ayrı kalacağı bildirilmiştir. Yani Hz. Mehdi insanların gözünden uzak bir konumda olacaktır. Hadislere göre bu kaybolmaların birincisi kısa, ikincisi ise daha uzun olacaktır:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
AL-İ MUHAMMED'İN KAİM'İNİN (HZ. MEHDİ'NİN) İKİ GAYBETİ VARDIR. BİRİSİ DİĞERİNDEN DAHA UZUNDUR... <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 199)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Bu kıyamın sahibinin (Hz. Mehdi'nin) iki gaybeti vardır. BİR GAYBETİ (bu gizli kaldığı dönem) O KADAR UZAYACAK Kİ şöyle diyecekler: "Öldü." Bazıları diyecek ki: "Öldürüldü." Bazıları diyecek ki: "Gitti..."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 198)</span><br />
<br />
Ahir zamanda İslam ahlakının insanlar arasında yaygınlaşması için mücadele eden Hz. Mehdi'nin, böyle bir görev üstlenmişken kendi isteğiyle insanlardan ayrılmayacağı açıktır. Dolayısıyla Hz. Mehdi'nin insanlardan uzak kalmasının, kendi iradesi dışında zorla (Evine hapsedilmesiyle) gerçekleşeceği anlaşılmaktadır. Peygamberimiz, Hz. Mehdi'ye bu yüzden "GAİB", yani "kaybolan hapsedilen, hapsedilmek suretiyle insanların gözünden kaybolan" demiştir. Bu yüzden Hz. Mehdi'nin lakabı ve isimlerinden biri <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"GAİB"</span>dir.<br />
<br />
Kuran'daki Yusuf Suresi'nde de Hz. Mehdi'nin bu kayboluşuna işaret edilmektedir. Hz. Yusuf da Hz. Mehdi gibi, biri kısa diğeri uzun süre iki defa insanların gözünden kaybolmuştur. Birincide, Hz. Yusuf kuyuya bırakılmış, kısa bir süre sonra oradan geçen kafile onu oradan çıkarmış, ikincide ise haksız yere zindana atılmış, uzun bir müddet orada kalmıştır. Fakat sonradan masumluğu anlaşılarak, zindandan da çıkartılmıştır:<br />
<br />
“Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, Biz ona (şöyle) vahyettik:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَلَمَّا ذَهَبُواْ بِهِ وَأَجْمَعُواْ أَن يَجْعَلُوهُ فِي غَيَابَةِ الْجُبِّ وَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُم بِأَمْرِهِمْ هَذَا وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Fe lemmâ zehebû bihî ve ecmeû en yec’alûhu fî gayâbetil cubb(cubbi), ve evhaynâ ileyhi le tunebbiennehum bi emrihim hâzâ ve hum lâ yeş’urûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Yûsuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, “Andolsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine (Cübbe bahsi ile) haber vereceksin” diye vahyettik.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 15. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
ثُمَّ بَدَا لَهُم مِّن بَعْدِ مَا رَأَوُاْ الآيَاتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتَّى حِينٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Summe bedâlehum min ba’di mâ raevul âyâti le yescununnehu hattâ hîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Sonra onlar, Yûsuf’un suçsuzluğunu ortaya koyan delilleri gördükten sonra yine de mutlaka onu bir süre zindanda tutmayı uygun buldular.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 35. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Mümin şahıs (Hz. Mehdi) Deccal'i görünce:<br />
<br />
 "Ey insanlar! Resulullah'ın zikrettiği Deccal işte budur" der. <br />
<br />
Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından:<br />
<br />
 "Onu alın da yaralayın" der.<br />
<br />
 Artık O ZATIN SIRTI VE KARNI DÖVE DÖVE GENİŞLETİLİR. Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal'in onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Hz. Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu, s. 40)</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz hadisinde tüm baskı ve saldırıların Hz. Mehdi'yi daha da güçlendireceğine böyle işaret etmiştir. Hadiste mecazi anlamda kullanılan, Hz. Mehdi'nin "sırtı ve karnından dövüle dövüle genişletilmesi" ifadesi, aleyhinde kurulan tüm tuzakların Hz. Mehdi'yi daha da güçlendireceğine, tebliğinin etkisini daha da artıracağına işaret etmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُواْ لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّهُ وَاللّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve iz yemkuru bikellezîne keferû li yusbitûke ev yaktulûke ev yuhricûke ve yemkurûne ve yemkurullâh(yemkurullâhu), vallâhu hayrul mâkirîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Hani kâfirler seni tutuklamak veya öldürmek, ya da (Şehrin’den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı ya. Onlar tuzak kuruyorlar. Allah da onlara tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym ENFÂL Suresi 30. ayet</span><br />
<br />
<br />
Kan dolu ortamdan kurtulmak için Hz. Mehdi’ye sarılacaklar ve tek kurtuluşun onda olduğunu bilecekler. Peygamberimiz hadislerinde Hz. Mehdi’ye biatın kendisi istemediği halde yapılacağı bildirmiştir. Bu da gösteriyor ki Hz. Mehdi, kendisini hiçbir zaman Hz. Mehdi olarak ilan etmeyecektir. Hatta insanlar ona gelip "alametler sende mevcut, sen Hz. Mehdi'sin" dedikleri halde o yine reddedecektir. Hz. Mehdi’ye sık sık "Alametler sende mevcut " diyerek Hz. Mehdi olduğu iddiası getirilecektir, fakat o, ısrarla söylenen bu iddiayı kabul etmeyecektir. Ancak "ölümle tehdit" edildikten sonra, insanların kendisine biat etmesini kabul edecektir. Hz. Mehdi’ye nasıl biat edileceği konusunda peygamberimizin hadisleri şöyle;<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
İnsanlar nihayet Hz. Mehdi (as)'a gelirler ve Rükun ile Makam arasında, kendisi istemediği halde ona biat edeler. "Eğer kabul etmezsen, boynunu vururuz" derler. Yer ve gök ehli ondan razı olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Kahraman Neşriyat, s. 31)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Hz. Mehdi (as) ancak baskı ile başa geçmeye razı olacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 48)</span><br />
<br />
Halifenin ölümü anında ihtilaf olur. şehri halkından bir kişi koşarak ortaya çıkar. şehri halkından bir grup onu (Hz.Mehdi (as)'ı), istememesine rağmen (bulunduğu yerden) çıkarırlar. Güneş Hacer-i Esved'le Makamı İbrahim arasında iken şehrinde ona (Hz. Mehdi (as)'a) biat ederler. (Kara ile ak arasinda, ya seher vakti, yada grub vakti yani ikindi den sonra manasindadir bu ) <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sünen-i Ebu Davud, 5/94; El-Kavlu'l Muhtasa Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)</span><br />
<br />
... Ve sonra istemediği halde biatlarını kabul eder. Eğer siz ona yetişirseniz, ona biat ediniz. Çünkü o yerde de gökte de Hz. Mehdi (as)'dır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Kahraman Neşriyat, s. 35)</span><br />
<br />
... Onu tekrar şehrin'de bularak yine, "Sen falan oğlu falansın, annen de filan kızı filanedir, sende şu şu alametler vardır, birinci defa bizden kurtuldun uzat elini sana biat edelim" derler. Bunun üzerine o "Ben aradığınız değilim" der ve tekrar şehrine gider.(Bu olay O yani Mehdi Misirdaki Dusukiye tarikatina intisab ettiginde, şeyhini ziyaret esnasinda olmuş ve yaşanmiştir) şehrin'de yine aranınca tekrar MISIRDAN  şehrine döner. şehrinde de kendisini Rükunda ( yani geri döndügü yerde) bularak şöyle derler: "Eğer biatlarımızı kabul etmezsen, bizi aramakta olan ve başında Haddam'dan birisinin bulunduğu Süfyani ordusuna karşı korumazsan, günahlarımız senin üzerine ve kanlarımız da boynuna olsun" derler. Bunun üzerine Hz. Mehdi (as), Rükun ile Makam arasına oturur (yani onun evi Kabenin rüknu yemanisi ile, ters istikametteki makami ibrahim arasina denk gelir) ve evinden elini uzatarak biatları kabul eder.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 39-40)</span><br />
<br />
Fitne içindeki insanlar kan akıtıldığı bir zamanda evinde oturmakta olan Hz. Mehdi (as)'a gelir ve "Bizim için kalk artık"der. O ise kabul etmez, ancak ölümle tehdit edildikten sonra onlar için kalkar. Ondan sonra artık kan dökülmez.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (İbn Ebi Şeybe, c. VII, s. 531; Abdurrezzak H. 20771, c. XI, s. 372; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 52,53)</span><br />
<br />
Hz. Fatima'nın soyundan gelen Hz. Mehdi (as), şehrinde meydana çıkarılır ve istemediği halde kendisine biat edilir. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 52, 53)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
<br />
مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَمَن يُؤْمِن بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Mâ esâbe min musîbetin illâ bi iznillâhi, ve men yu'min billâhi yehdi kalbehu, vallâhu bikulli şey'in alîm<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym TEGABUN Suresi 11. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَقُلِ الْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ فَمَن شَاء فَلْيُؤْمِن وَمَن شَاء فَلْيَكْفُرْ إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ نَارًا أَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا وَإِن يَسْتَغِيثُوا يُغَاثُوا بِمَاء كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَ بِئْسَ الشَّرَابُ وَسَاءتْ مُرْتَفَقًا<br />
<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kulil hakku min rabbikum fe men şâe felyu'min ve men şâe felyekfur innâ a'tednâ liz zâlimîne nâran ehâta bihim surâdikuhâ, ve in yestegîsû yugâsû bi mâin kel muhli yeşvîl vucûhe, bi'seş şerâb(şerâbu) ve sâet murtefekâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym KEHF Suresi 29. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ فَمِنكُمْ كَافِرٌ وَمِنكُم مُّؤْمِنٌ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Huvellezî halakakum fe minkum kâfiru ve minkum mu'min(mu'minun), vallâhu bimâ ta’melûne basîr.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
O, sizi yaratandır. Böyle iken kiminiz kâfir, kiminiz mü’mindir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym TEGABUN Suresi 2. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلاَ تَأْكُلُواْ مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّهِ عَلَيْهِ وَإِنَّهُ لَفِسْقٌ وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلَى أَوْلِيَآئِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lâ te’kulû mimmâ lem yuzkerismullâhî aleyhi ve innehu le fısk(fıskun), ve inneş şeyâtîne le yûhûne ilâ evliyâihim li yucâdilûkum ve in eta’tumûhum innekum le muşrikûn.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Üzerine Allah adı anılmayan (hayvan) lardan yemeyin. (Yani Allahin izni müsadesi olmadan yaratilan geni bozuk hayvanlardan) Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym EN'AM Suresi 121. ayet</span><br />
<br />
Bundan çoook önce bir vaazimizda anlattik ki : koyunlar zehirli ile zehirsiz otu ayirt edebilirmiş ki , zehirli ot da yemezlermiş ki, ve sütüne zehir karişmasin diye,  diyerek anlatmiştik, ve yine ineklerde ayni şekilde, yedikleri otun zehirlimi, zehirsizmi oldugunu bilirler diye anlatmaya devamediyoruz, ve süt en önemli ürün, ve bu gün herkesde barsak hastalagi ortaya cikdi, ve insanligi öldürmenin yolunun bu oldugunu karar verdiler, ve barsaklarina onmaz yaralar acip, öldürüyorlar, ve insan bedeni onlari iyi edemeyince, coklu organ yetmezliginden ölüyor, ve  biz bunun tedavisinin yogurta ve yogurtu oluşturan iyi bakterilerde oldugunu, bir nevi tatbikat ile anlattik, ve bizi gören duyanlar, artik yogurtun ne kadar önemli oldugunu bildiler, amma işde  şeytan bunun haberini daha coktan almişki hayvnlardaki mideya acilan piercing deligi icad ettirdi, ve benim bu hastaliga ve belaya karşi kullandigim silahimi bozmayi dünden kararlaştirmiş, ve şeytanin hocalik ettigi şeytan enikleri, bu ineklerin sütünü ona zehirli otlar yedirerek bozamayacaklarini anlayinca, sirtina ve midesine dogru delik acmakda buldular, ve artik süt,  inek fabrikasinda üretilirken, zehiri direk mideye zerkedebiliyorlar, yani öyle olunca, artik bazi memleketlerde (Avusturya bunlarin başinda) sütlerde yogurta dönmüyor yada bozduklari için dönemiyor ve o yogurtlar kimyasal olarak üretiliyor, cünkü sütü bozdular, ve bozmanin yolunu ögrendiler, ve yine eti bozdular, ve et Allahsiz et oldu, yani geni bozuk hayvanlar türedi, ha domuz eti, ha inek eti halini aldi, ve bizim ahmaklarda ucuz et yemek hikayesi ile, Avrupadan inek dana ve etini  alip ithal ediyor, bu  üzerine Allah isimi okunmamiş diye gecen inekleri danalari alip ithal ediyorlar<br />
"Ve lâ te’kulû mimmâ lem yuzkerismullâhî" dmek işte Allahin zikretmedigi veya Allahi zikretmeyen, yada edemeyen hayvanlar demek, yani listede olmayan yaratiklar, bir nevi yani, geni bozuk hayvanlar.<br />
<br />
ve onlari yiyenlerde de artik ne yapmadiklari vahşilik,  ne edebsizlik, ne şeytnaliklar meydan cikiyor, ortada görünüyor, bütün insanlik, dünyanin dört bir yaninda burhan geciriyor, kimin sebebine? bu şeytan ve  hizbi olan deccal ve avaaanesi sebebine, neden?  Bu taa Hitlerden bu yana sürdürlen dava yani dünyada  TEK IRK birakmak ugruna, oda israil ogullari olackakmiş, ey zenciler, ey araplar, ey acemler ve  farisiler, ey Türkler, ey Ruslar ve pitbol soyu, siz nerdesiniz, bu ipneler dünyda tek IRK birakmak istiyorlar, yani bunu öyle yada böyle yapmak istiyorlar, bugün suriye, yarin rusya, bürgün iran, daha bürgün belkide Türkiye,  yani,<br />
<br />
Ey insanlik! <br />
<br />
akilli olun, bunlarin hocasi şeytan varken, cok dikkatli olmak lazim,  dedik ya, ne dersek, ne zikredip ne dua edersek tersini caviriveriyor (Kehrwert), ne yaparsan, onun ziddini kehwertini aliyor, iyi ne var bozmak derdinde, ve öyle olunca, et de bozuldu  süt de bozuldu, bu ip.. bilim adamlarida buna hizmet ediyor, ve inege o delikden  direk zehir  zerkettiler ve kimlerin sütü artik faydasiz ve zehirli olur allahu alem, ve Mehdinin bunlarla mücadelesi ve cilesini siz düşünün artik,ve artik  ögrendiler ki inegin  ve koyunlarin zehiri ayirt eden nasil bir sistemi var, nasil ayrit ediyor zehirli ile zehirsizi bildiler ve buldular, ve artik o deligede ihtiyac  kalmadan, artik inege zehir ve zararli şeyleri verebiliyorlar, halbuki Allahin yasasinda, hicbir inek, hicbir koyun, hicbir geyik, ve hicbir memeli, sütüne zehir kariştirmazdi, amma ne oldu şimdi bir bakin, yarin bu yogurt silahimizida elimizden alacaklar bu ip.., dikkatli olun, birlik olun, yoksa  onlar galip gelirse, vay halimize, amma Allah in  yani yüce Rabbimizin vaadi var : <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِن بَعْدِ الذِّكْرِ أَنَّ الْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lekad ketebnâ fîz zebûri min ba’diz zikri ennel arda yerisuhâ ıbâdiyes sâlihûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Andolsun, Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebûr’da da, “Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır” diye yazmıştık.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym ENBİYA Suresi 105. ayet</span><br />
<br />
ve siz mehdiyi bulup, onunla bir olup, dünyaya sahip cikmazsaniz, ne o altincag kurulur, nede ölüm öldürülür, bir an önce gönlünüzdeki size kim oldgu vahyolunan mehdiyi arayip bulup, ona tabi olun, biat edin, yoksa  bu ip.. dünyanin ... koyacaklar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
من صبر ظفر<br />
<br />
Men sabera zafera. <br />
<br />
Zafer sabredenindir. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
<br />
Sır saklamak, Mehdi aleyhislemin ne üzere oldugunu, kim oldugunu, Ne yapacağını, ne okuduğunu, veya ne iş üzerinde çalıştığını bilseniz dahi,  hiç kimseye söylemeyiniz, Bildiginiz SIRRI yüreginizde saklayin ve, O nun  düşmanlarina ve sizin düşmanlariniza dahi sezdirmemek lazımdır. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
İsteînû alâ kadâi havâyiciküm bil kitmân.<br />
<br />
 (Hacetlerinizin husule gelmesi için, sırrınızı saklamakla yardımcı olunuz).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
Sırrını saklarsan ona hâkim olursun. Saklamazsan, o sana hâkim olur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hz.Ömer ra)</span><br />
<br />
Rabbim , Cemaatinin ve ittiba edenlerinin, ve edecek olanlarinin,  bu ittiba o na, o evinde iken, o na maneviyatta, aynen S.. hocanin yaptigi gibi, gözler yumulur ve, 13 estagfirullahi cekerek yapilir, Onu aşk ile arayanlarin, O nu mehdiyi bulup ona tabi olmalarini nasip eyle ,Onlari  Müyesser ve Muzaffer eyle ki, bu zulumetle dolan dünya,  yeniden rahmet ve magfiretle dolsun taşsin.<br />
<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 14 Nisan 2018 Cumartesi<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Onlar Görüldüklerinde Allah Hatıra Gelir]]></title>
			<link>https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44164</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 19:50:58 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashittunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44164</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allah’ın Veli Kulları (Dostları) Görüldükleri Zaman Allah Hatıra Gelir</span><br />
<br />
(Kar©glanin 28 Nisan 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
أَلا إِنَّ أَوْلِيَاء اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
E lâ inne evlîyâallâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun da olmazlar, üzülmeyecekler de.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym YUNUS Suresi 62. aye</span><br />
<br />
<br />
"Allah’ın veli kulları kimlerdir?" diye sorulduğunda, <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah Celle Celaluhu hatıra gelir." <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Taberi, 4/2731)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
İbn-i Ömer (Radiyallahu anhuma)’dan Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:<br />
خِيَارُكُمْ مِنْ ذَكَّرَكُمْ بِاللهِ رُؤْيَتُهُ وَزَادَ عِلْمِكُمْ مَنْطِقُهُ وَرَغَّبَكُمْ فِى الْاَخِرَةِ عَمَلُهُ الحكيم<br />
عن ابن عمر<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Meclisinde bulunacağınız en hayırlı kimseler, görüldüğünde size Allah'ı hatırlatan, konuşması ilminize bereket katan ve ameli âhirete rağbetinizi artıran sâlihlerdir.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Ebu Yalâ, Musned, 4, 326 (No:2437); Suyuti, Câmiu's sağir,1, 617 (No: 3995); Munavi, Feyzul Kadir, 3, 467-468)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"... Esma bint-i Yezîd (Radıyailâhu Anha)'dan rivayet edildiğine göre; Kendisi Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in (sahâbîlerine) :</span><br />
<br />
«Dikkat ediniz! Ben size en hayırlı olanlarınızı bildirmeyeyim mi?» buyurduğuna,<br />
sahâbîlerin (de) : Belâ (yâni bize bildir) Yâ Rasûlallah, diye karşılık vermişler.<br />
Rasûl-u Ekram (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in (bunun üzerine) : "Sizin en hayırlılarınız o (mu'min) kimselerdir ki görüldükleri zaman Allah (Azze ve Celle) hatırlanır", buyurduğuna şâhid olmuştur."<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(İbn Mâce, Zuhd, Bab 4, Hadis no: 4119)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Bu ummet içerisinde Allah’ın en hayırlı kulları, görüldüklerinde Allah’ı hatırlatan kimselerdir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Elbâni, Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha, 2849)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Dostun hayırlısı; Allah'ı zikrettiğinde sana yardım eden, O'nu unuttuğunda sana hatırlatandır”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Suyutî, Camiu’s-sağir, 2/11)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İbn Ebî’d-Dunya’nın Hasan-ı Basrî’den rivayet ettiği bu hadis murseldir.</span><br />
<br />
“Bazı insanlar Zikrullahın anahtarlarıdır. Bunlar görülünce, Allah zikredilir - hatırlanır - anılır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, 10/78)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Allah’ın kullarından en hayırlı olanları görüldükleri zaman Allah hatıra gelir. Allah’ın kullarından en kötüleri ise, fitnecilik için söz gezdiren, birbirini seven kimselerin arasını açan ve mâsum insanları günaha ve sıkıntıya sokmak isteyen kimselerdir."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, h. no: 13140)</span><br />
<br />
<br />
"Hangi kimselerle beraber olmak daha hayırlıdır?" diye sordular.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
 "Görülmesi Allah'ı hatırlatan kimselerle."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Mecmâu'z Zavaid, 1/226)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Ummetimin en hayırlıları, görüldüklerinde Allah hatırlanan kimselerdir. En şerlileri ise, söz götürüb getiren, birbirini seven insanların arasını açan, suçsuz ve mâsumlara sıkıntı vermeyi meslek edinen kimselerdir."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Musned, IV/277) </span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Veli Demek Nedir? Evliya Demek Nedir? Allahin Veli Kullari Varmidir?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَاللّهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِنِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
vallâhu veliyyul mu’minîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah mü’min’lerin dostudur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 68. ayetten pasaj</span><br />
<br />
Veli Demek : Allah Dostu yani Allah in buyruklarina tabi olup, inanip itaat eden kimseler demekdir, ve Allah a dost olmuş ve, Allahi seven, ve Allah in da onlari sevdigi kullari demektir. Evliya ise, Velinin cogulu demekdir, yani cokca veli kulu, cokca seveni (günümüzün dili ile Fun veya fun club misali), yani Allahi seven bir cok kullari, ve Allahin da onlari sevdigi, dost edindigi (Fun clubune kabul ettigi) bircok kulu demekdir. ve yukardaki ayette ise, "Allah müminlerin velisi, dostudur" buyrulmakda, ve öyle olunca, iman edip itaat eden, Allahin emirlerine uyup, yasaklarindan sakinan kullari, Allahin dostlaridir.<br />
ancak ilgili ayette: “Müminler Allah’ın evliyasıdır.” denilmemiş, “Allah müminlerin velisidir dostu ve yardımcısıdır.” mealindeki ifadeye yer verilmiştir. Bu iki ifade arasında çok fark vardır.<br />
<br />
 “velayet” bir cihetle iki kısımdır:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">a) Velayet-i amme: </span>Bu velayet her mümin için geçerlidir. Allah’a iman eden her mümin Allah’ı sevip saydığı ve Onu dost ve yardımcı kabul ettiği için, bu manada Onun velisidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">b) Velayet-i hassa:</span> Bu velayet, normal müminlerin ötesinde Allah’a itaat eden, Onu sevip sayan, Ona yakınlık ve dostluk kuran ve Evliya dediğimiz kimselerin velayetidir.<br />
<br />
İşte “Allah velilerini, kullarının içinde gizlemiş.” sözü bu velilik için geçerlidir...[1]<br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Allah Teâla Hazretleri şöyle ferman buyurdu:<br />
<br />
"Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri  eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhârî, Rikak 38)</span><br />
<br />
Velayet-i hassa denilen makamdaki kimseler, bu hadisde gecen Allah a kurbiyet kazanmiş kullaridir, yani O nlar, O nun ile konuşur, O nun ile görür, O nun ile tutar, O nun ile yürür, yani O ndan bir an bile gafil kalmayan kullar zümresi demekde budur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِنْ أَوْلِيَآؤُهُ إِلاَّ الْمُتَّقُونَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
in evliyâuhû illâl muttakûne ve lâkinne ekserehum lâ ya'lemûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
O’nun evliyâsı (yakınları-yardımcıları) sadece takva sahipleridir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym ENFÂL Suresi 34. ayetten pasaj</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tensurûllâhe yansurkum ve yusebbit akdâmekum.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym MUHAMMED Suresi 7. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُونوا أَنصَارَ اللَّهِ كَمَا قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيِّينَ مَنْ أَنصَارِي إِلَى اللَّهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنصَارُ اللَّهِ فَآَمَنَت طَّائِفَةٌ مِّن بَنِي إِسْرَائِيلَ وَكَفَرَت طَّائِفَةٌ فَأَيَّدْنَا الَّذِينَ آَمَنُوا عَلَى عَدُوِّهِمْ فَأَصْبَحُوا ظَاهِرِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenû kûnû ensârallâhi kemâ kâle îsâbnu meryeme lil havâriyyîne men ensârî ilâllâh(ilâllâhi), kâlel havâriyûne nahnu ensârullâh(ensârullâhi), fe âmenet tâifetun min benî isrâîle ve keferet tâifetun, fe eyyednâllezîne âmenû alâ aduvvihim fe asbehû zâhirîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun. Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?” demişti. Havariler de, “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym SAFF Suresi 14. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bir Konu Bir Yorum "Âlimin yüzüne bakmak ibadettir</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Davud)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Âlim ile oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Hâkim)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Kâbe’ye, ana babanın yüzüne ve Mushaf’a bakmak, Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Davud)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Üç şeye bakmak ibadettir: Ana babanın yüzüne, Mushaf’a ve denize bakmak<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Nuaym)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Şu beş şey ibadettendir: Az yiyip içmek, camide oturmak, Beytullaha bakmak, Mushaf’ı açıp okumadan bakmak ve salih âlimin yüzüne bakmak.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Deylemi)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Ali’nin güzel yüzüne bakmak ibadettir. (Hazret-i Ali, Eshab-ı kiramın en âlimlerinden birisi idi.)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Hâkim)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Ali’nin yüzüne nazar etmek ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , C.Y.Güzin)</span><br />
<br />
Hocanin birisi diyor ki : adamin birine bakmak, 500 yillik ihlasli amelden daha faziletliymiş diye,  bir admanin yanina gidip gelip ona bakiyorlar, bu kadar beleşci müslümanlik olmaz diyor, öyle olsaydi, ashab sadece muhammede bakarlardi, ibadet falanda etmezlerdi, oysaki ibdet olacak olan onun sünneti, onun dediklerini tutmak,  kuran ve sünnete uyup, uygulamakdir, yoksa yüzüne bakmak degildir diyor.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bu Konuya yorumumuz :</span><br />
Bunu daha önceki vaazlarimizda anlattik, inşallah bir risale olarak da yazip, yeniden yayinlariz, o vaazi bulup, dinleyip, anlattiklarimizi kaleme alacak birisi yokmu yani?<br />
Dedik ki bir berber, yanina kücük bir cocugu cirak alir, ve o cocuk, o berberin yaninda o traş ederken, ona baka baka traşi ögrenir, ve  ilk günlerde ancak, akşam kapanirken, dükkani süpürmek müşteriye kolanya tutmak, ustaya makas bicak jilet hazirlamak, veya müşterinin boynuna örtüyü sarmak kadar kolay işleri yapar, amma berberlik, traş etme sanati, öyle hemen iki günde ögrenilmez, bir sene iki sene,... gibi tecrübe ister, ve bir gün eger ögrendi ise, güvendigi bir müşterisine teklif edip, berber onun traşini ciraaginin yapmasini ister, ve eger işte bu hakkal yakin derecesine cikan cirak, eger başarabilirse, artik kalfaliga gecer demişdik, ve önce bir ilim, ilmel yakin, sonra aynel yakin, sonrada hakkal yakin ögrenilir diye bahsetmişdik, ve işte muhammede bakan ashab, namaz nasil kilinir, oruc nasil tutlur, hac nasil yapilir, bir gün  yine o gibi giyinmeyi ögrendi, o gibi tirnak kesmesini ögrendi, bugün bizler nasil seve seve onun sünnetlerine uymak için, nasil namaz kilabiliyorsak, yahuttta sagdan giyip sagdan yiyorsak, yine tirnaklarmizi bile, onun gibi kesiyorsak, işde ashabin, onu ne kadar cok bakip izledikleri, ve o ne yaptiysa aynini taklid ettikleri için, bizler bu gün bilip yapabiliyoruz, onlar bakmasalardi ona, biz nereden duyacak ögrenecekdik, muhammedin bunlari böyle yaptigini, ve öyle olunca, Allahin veli kullari ise, işte onlarda O nun mirasini devralan,  zamanin müceddidirler, ve onlarda muhammedin sünnetilerinden bir cikarima gidip, bu günün fiil ve amlerinde onu tatbik edenlerdir, mesela internet nasili kullanilir, yahut patates yenirmi, yahut su hangi bardak ile icilir, yeni bardaklardan nasil icilir, misavak yerine diş fircasi kullansak olurmu, elimizil yemek yerine kaşik kullansak olurmu, taharet kagitla  yerterli olurmu gibi sorulara cevap olcak bir yöntem geliştirirler, onlarda hayat tarzlarinda, bir sünnet ve yol izlerler ki, Allahin emrine muhalefelet etmeyen bir yaşayiş tarzi, işde onlarada bakmak  gözetlemek böylecece bunlari ögrenme hususunda ibadettir  sevaptir, cünkü  gelecekdeki insanlarin, bu günün yeni icadlarinin kullanimi nasil olmali diye muhammede  soramayiz degilmi,  o yokdu ama, bu mirasi devralan bugünün alimlerindende, bu  icadlarin kullanma  sünneti sakli, yarinlarda, onlari kullanacak genc müminler de, bir evliyanin bunlari kullanmadaki sünnetine ittiba ederse, yahut mehdiye ittiba ederse, yine salih amel etmiş olurlar deglimi, şimdi muhammedi kabrinden kaldirip, "ya muhammed facebookda hesap acalimmi?  acmayalimmi? diyemi soracagiz, yoksa  yeni bir ilmi, bunu nasli kulanmakda ona bakip bu sünneti ögrencegiz haaa, eey M. hoca, sadece alime bakmak elbet yeterli degil, bizatihi tatbikde lazim tabiki, aynen ciragin on gün, iki ay, 3 yil ustasi olan berbere bakdikdan sonra, alip bir müşteriyi traş etmesi gibi,  önce bir ilmi ögrenip, sonra onu zamanin alimi ve veli kullari nasil kullaniyor bakip, sonrada sende o sünnete uygun tatbik edip kullanman işde, bu ilmi daha ileriye taşimak olur, hakkal yakin ögrenme ve yaşaman demek, öyle olunca bir fiil taat ve ibadete dönüşdü işde bu sayede, ve sena sevab kazandiran bir amel  oldu, cünkü muhammedin sagdan giyme sünnetini uyguladikca, sen nasil sevap kazanirsan, ayni bu gün face ve tiwitter  hesap acip acmamakda elinde, ve eger dogru kullanirsan,  sen yine sevap kazanabilirisin, ama nasil kullanirsan?  bunu bir alimden ögrenip tatbik edersen, tabiki de sevap kazanirsin, yani bu bir misal M. hoca, anladinmi! yani yok öyle yüze bakmakla ibadet sevabi deme sakin bu yüze bakmakdan ibaret degil, yoksa cok zarar edersin, yarin ruzu mehşerde senden davaci olurum, insanlari bundan uzaklaştirdigin için.<br />
<br />
---------------<br />
Bir Amerikali vaiz kadin diyor ki : Biz diyor mehdiye (veya isaya ve jesusa) niye yardım edecegiz, Allah kiyamet ile 11 milyar insani öldürsün diyemi yardım edecegiz, Allah bu 11 milyar insani niye öldürcek, yada öldürcekdi niye yaratti madem, ve biz niye ona yardım edelim diyor, ve mehdiye ve Allaha savaş acmiş oluyorlar, ve sebebleride bariz ve acik, peki ne cevap verelim?  evet <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Elcevap :</span><br />
<br />
Annen ve baban birlikte olup, seni dünyaya getirdiler, sen yokdun, varlikda bile degildin, ve varliga geldin, ve var olma sevincini yaşadin, ceşitli lokmalarla seni beslediler büyüttüler, ve bir gün, daha cocuk iken, sen yanliş şeyler yapacakken, baban sana bir tokat atip seni durdurdu, yada azarladi seni durdurdu ki yanliş yapmayasin diye, amma o yanliş, ona göre bir yanliş, senin acindan, o yanliş degil olabilir, ama onun kuralina göre onlar yanliş, ve seni durdurur, ve "bu yasak, yapma!"  dedi diye, sen anneni  veya babani sevmemeyide ögrenirisin, anna ve baba o kadar cok iyi degilmiş demeye başlarsin.  Halbuki o ana ve baba, senin, vatana, millete, ve ailesine ve coluk cocguna, iyi bir anne ve baba, ve vatandaş olarak yetişmen için gayret ediyordu, belkide dindardi, yine Allah a kitaba  ve dine aykiri hareket etmene engel olmaya calişiyordur, senin bunun için annene kizma hakkin varmi? ve yine  başka bir hal evet dünyada böyle bir hak yok, annen sana hayat bahşetti ama, senden onu alma hakki yok, yasalar ile böyle bir hak yok, yani sana kizinca seni öldürme hakki yok degilmi, peki Allah niye öldürüyor o zaman deyince <br />
Dedikya bir gün insanlik cennete varinca, yada cennet olmuş vakte erince, artik ölüm öldürülmüş olacak, ölümsüzlük keşfedilmiş olcak, insani öldüren nasil ana babasi degil de, insanin  yaptigi hatalari, yada yanliş beslenmeleri, yada ihtiyarlamasi ise, öyle olunca ölümü öldürmekden öncede, önce gencligin sirri keşfedilmeli dedik, ve muhammedin sünnetleri ve sözlerinde bunuda, cennetlikler 30 veya 33 yaşinda olcaklar dedigini biliyoruz, hatta bir kadin ashaba şaka yollu  :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Taberani Hz. Aişe’den naklen konuyla ilgili olayı şöyle aktarmıştır:</span><br />
<br />
    “Bir gün Ensar kadınlarından yaşlı bir kadın Resulullah’ın (asm) yanına geldi ve “Ya Resulellah! Allah’ın beni cennete koyması için dua buyur!” dedi.<br />
<br />
    Hz. Peygamber: “Şu bir gerçek ki yaşlılar cennete gitmezler.” buyurdu ve (namaz vakti olduğu için) namaz kılmak için camiye gitti.<br />
<br />
    Hz. Aişe’nin yanına (eve) döndüğünde Hz. Aişe: “Ya Resulallah! Senin ö sözünden ötürü gerçekten büyük bir sıkıntı ve dehşet aldım.” dedi. Resulullah:<br />
<br />
    “O söylediklerim doğrudur. Çünkü Allah kadınları cennete koyduğu zaman onları (yaşlı olarak değil) genç kızlar haline çevirir, buyurdu.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Taberanî, Evsat, 5/357)</span><br />
<br />
Bu hadisin yorumu ise, biz dünlerin cennetiyiz,yarinlarda bizlerin cenneti tezimize uygun, her yeni dogan fatma, hatice, ali, cocuk dogup, sonra genc kiz ve delikanli olmakda, onlarin dogdugu yer, doguranlarin cenneti olmakda ise, bu hadis de de böyle bir hal olabilir.<br />
<br />
ve yine Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular<br />
<br />
“Cennet halkı kıyamet günü Âdem’in suretinde, otuz üç yaşında,  karagözlü bir sima hâlinde haşr edilirler. Sonra cennette bulunan bir ağacın yanına götürülürler ve ondan elbise giyinirler, artık ne elbiseleri eskir ve ne de gençlikleri kaybolur.”<br />
<br />
( Hadis-i Şerif ,Kenzu’l-Ummal, H. No: 39383)<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular<br />
<br />
“(Ruh üflenmiş) bir düşükten bir pirifâniye kadar (cennetlik olan) her kes otuz üç yaşında, Âdem’in suretinde, Yusuf’un güzelliğinde, Eyyub’un ahlakında bıyıklı, bedenleri kılsız ve karagözlü bir simayla haşr edilirler.”(Bu günün genclerinin sixpack görünmek için gögüs killarini felan aldirmalari temsili olabilir)<br />
<br />
( Hadis-i Şerif , H. No: 39384)<br />
<br />
zaten sen o günlere ersen artik ölmeyeceksin ey Amerikali Vaiz Teyze, ancak bugünlerde ölüm var, ve genclikde bir SIR, öyle olunca, niye musanin cep telefonu yokdu diye, musa rabbina itirazmi etsin gidipde, muhamed niye benim ferrarim yokduda, mehdinin vaktinde ferrari , porshce arabalar  var ucaklar var diye şikayetmi etsin, zaman ve insanligin gelişmesi  ve dünyanin imari bir sürec  ve zaman istiyor. <br />
<br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular<br />
<br />
“Alametlerin birbiri arkasından gelmesi, aynı ipte dizili incilerin peş peşe dökülmesi gibidir.”<br />
<br />
( Hadis-i Şerif , İbni Hibban Sahih 1883, Mecmau’z-Zevaid 7/331, Taberani Mucemu’l-Evsat, Albani Sahihu’l-Cami 3227)<br />
<br />
işde yeni alametler, birbir boncuklarin dökülmesi gibi hizla takip ediyor, belki o günlere biz bile erişiriz, yani öyle olunce seni yaratan, seni var ederken, beslerken büyütürken iyide, verdigini geri isteyincemi kötü oldu, evet bizler dünyadayiz, ve mesela evin vardir, kiraya verirsin, ve sonra evin lazim olur, yada daha iyi kira veren biri gelmiştir, eski kiraciya cik deyince, senden kötü ev sahibi olmaz, sen en kötü insansindir artik onu için, yine birine borc para veririsin, ve zaman gecer gelmez, ve seninde paraya ihtiyacin olur, ve geri isteyince parani, senden kötü kimse olmaz, Allah da verdiği cani geri isteyince, bazilarinin aklinda ve fikrinde ondan kötü kimse yokdur, ki o geri alirda seni başka bir yerde başka bir memlekette ve zamanda, yeni bir cocuk, taze, teri taze cocuk olarak yeniden dünyaya getirir, halbuki sen, o eski kaportan olan bedeninde kalsan, yaşamak daha zor olcak, cünkü gencligin sirri cözülmedi, ve Allah insanliga bunun için yardım edip, onu öldürüpde yeniden dogurtuyor ve, öyle ounca, sen yeni ve ahir zamanda, bir başka bedene cikmak durumundasin, belki eskisini hatirliyorsun, belki hatirlamiyorsun, amma bir gün gencligin sirrida cözülcek, bir gün ölümün sirrida cözülcek, işde o günlerde, Allah artik insanlari öldürmeyecek, ve vaiz teyze Allahin kasdi belkide 11 milyonu öldürmek falan degil, amma  mesela bir cocuk, oynamak için oyuncaklarini cikarip, oynar oynar sonundan bikar, yemek yemesi lazim, uyumasi lazim, ve o uyuyunca belki annesi oyuncaklarini toplar, ve kutuya koyar, yarin başka gün, ve yine oynamak isterse, kutundan yine cikarip oynar, öyle olunca hayat oyuncaklarla oynamak gibi, artik bikinca, bu dünyadan göc olunuyur, öyle olunca eger insan her eski hayatini hatirlasa idi, bikardi yorulurdu belkide degilmi, cocuk bazi oyuncaklardan bikar, ve oynamak istemez, ve  onlar kutunun en dibinde kalir, onlarla oynamaz artik, yeni oyuncaklar ister degilmi, Allah da yeni bedenler ve ve yeni yerler ve yeni buluşlar ile, insanoglunu teri tapteze tutmakda, zaten Allah kulllarini cok sever, diyor ki muhammed :<br />
<br />
    Kudsî hadiste şöyle bildiriliyor:<br />
<br />
    – Rabbimiz kulunun işlediği amelleri içinde en çok tövbesini sever.<br />
<br />
    – Neden?<br />
<br />
    – Çünkü tövbe eden kul cehennemden kurtulur da ondan. Rabbimiz de kulunu cehennemden kurtaran ameli çok sever. Hatta bir ana, yavrusunu ateşe atmayı nasıl istemezse, Rabbimiz de kulunu cehenneme atmayı ondan çok daha fazla istemez.<br />
<br />
Nitekim bir defasında ashabdan biri bir çocukluk hatırasını anlatırken demişti ki:<br />
<br />
    – Çalılıkta dolaşırken, bulduğum bir kuş yuvasından yavruları alıp koynuma koymuştum. Tam bu sırada yavrunun anası başımda dolaşmaya başladı, acıdım, yavruları bırakmak için ihramımı açmaya çalıştığım sırada kuş hemen koynumdaki yavrusunun yanına daldı, kanatlarını yavruları üzerine gerip kollamaya başladı.<br />
<br />
    Efendimiz (asm)'in buna sorusu şöyle oldu:<br />
<br />
    – Bu annenin yavrusuna bu kadar acıması sizi hayrete mi düşürdü?<br />
<br />
    Efendimiz (sav) şunu ilave etti:<br />
<br />
    – Hiç şüpheniz olmasın, Allah (cc)'ın kullarına acıması, bu annenin acımasından (kıyas kabul etmeyecek derecede) fazladır.<br />
<br />
    Bir defasında kadının biri çocuğunu kaybetmiş, deli gibi bir oraya bir buraya koşuyor, yavrusunu arıyor, bulduğu yabancı çocukları da bağrına basıp hemen oracıkta emdiriyordu.<br />
<br />
    Kadının bu heyecanını gören Efendimiz (asm) yanındakilere sordu:<br />
<br />
    – Böylesine şefkatli şu kadın hiç yavrusunu ateşe atar mı?<br />
<br />
    – Atmaz, dediler.<br />
<br />
    Efendimiz (asm) de tasdik etti;<br />
<br />
    – Ben de öyle biliyorum, atmaz, dedikten sonra buyurdu ki:<br />
<br />
    – İşte Allah (cc) da bu kadından çok fazla merhametlidir. Kullarını ateşe atmaz, onlar kendilerini ateşlik amelin içine atmadıkça!<br />
<br />
Evet, evet. Allah (cc) kullarını ateşe atmaz, kullar kendilerini ateşlik işin içine atmadıkça!<br />
<br />
    Bir yolculuktan dönülüyordu. Mola verilmiş, bir kadın da ateş yakarak hazırlık yapmaya başlamıştı. Ateşin alevleri yükselince kadın koşuşturan çocuğunun ateşe düşmesinden korktuğu için hemen onu bağrına bastı ve ateşe düşmesi halindeki dehşeti de tasavvur ederek buna gönlünün dayanamayacağını hayal edip orada bulunan Efendimiz (asm)'e dönerek sordu:<br />
<br />
    – Sen Allah (cc)'ın peygamberisin değil mi? Efendimiz (asm) de<br />
<br />
    – Hiç şüphen olmasın, buyurdu.<br />
<br />
    Bunun üzerine kadın şöyle dedi:<br />
<br />
    – Allah (cc)'ın kullarına merhameti bir ananın yavrusuna olan merhametinden daha çok değil mi?<br />
<br />
    Efendimiz (asm):<br />
<br />
    – Hiç şüphen olmasın öyledir, buyurunca kadın:<br />
<br />
    – Öyle ise bir ana yavrusunu ateşe atmaz, diye sızlandı.<br />
<br />
    Efendimiz (asm)'in gözleri yaşardı da buyurdu ki:<br />
<br />
    – Yüce Allah (cc) ancak kendisine isyan edenleri ateşe atar. Müstahak olmayanları asla!..<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِّمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لله وَهُوَ مُحْسِنٌ واتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَاتَّخَذَ اللّهُ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلاً<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah, İbrahim’in ümmetini hanif İbrahim’i de onlara Halil eyledi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 125. ayet</span><br />
<br />
yani öyle olunca Hz. ibrahimin dini, bizimde hanif dinimiz demekdir, peki biz hanif ne demek diye nasil acikladik, yani Hanif bekci veya korucu ve koruyucu demek demişdik<br />
yani ibrahimin dinini kimler koruyabilir, tabiki ona inen yasaklari yapmayan, sevaplarida yapan kullar, onun dininin koruyuculari ve hanifleri demek olur, halil demek ise hulul etmek demek, ve dedikki muhamed ümmeti için, muhammedin dünyaya dagilmiş olan parcalari olan eti kani cani, yani ümmetinde dagilmis parcalari demek dedik,  yani birisi onun misavak tutuşunda kabul olmuş ameli olmuş artik o hep öyle misavak ve firca tutuyor, yine birisi yün takke giymesi olmuş,.... Hz. ibrahim için ise millet kavrami var kuranda, ümmet degil, yani bir büyük boy. <br />
Yani mesela gezegenlerimiz ve güneş bir sistem, güneş sistemimizin üstünde  ise galaksimiz var, güneşimiz ise galaksideki  bir ana yildiza tabi olarak, galaksi icinde bir harekete sahip yani, yine o galaksi bir nebule icinde belki, yani yine başka bir misal ile tirnak parmaga bagli, parmak ele bagli, el kola bagli gibi, yani öyle olunca muhmmed ümmeti, ibrahim milletinden kasit da budur, ibrahimin icinde, biz sanki galaksinin icndeki güneş sistemiyiz demekdir gibi, öyle olunca, halillik ise hulul eden  demek, Allah hulul etmez diyenlere kapi gibi ayet, ve diyorki ibrahimi milletine halil eyledi, yani dost eyledi, veya ibrahim milletinin gözünde hulul etti, ve Allah yeryüzünde Adem ile hulul eyledi ve yeryüzünde gezdi ve yeryüzünü inşa  ve imar etti, amma ibrahim vaktinde, ibrahim ile hulul eyledi, adem ile halife eyledi, ibrahim ile hulul eyledi ve muhmmed ile et ve kan eyledi, yani bedenin parcaciklari gibi, hücre, et ,kan, kemik, böbrek, dalak gibi, işde Hz. Ademi <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Halife </span>eyledi ibrahimi <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">halil</span> eyledi onun ümmetini bu dinin bekcisi olan <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">hanif </span>eyledi, sonra muhammedi <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">rasul</span> eyledi, ona tabi olanlarida <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ümmet </span>eyledi, ve parca ve bütün ilişkisi sadece yani.<br />
<br />
---<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Mehdi Aleyhisselâm’ın ordusu ve askeri, geceleri kaim, ve gündüzlerie iş ve aşinda dirlar. Allah onun (Hz.Mehdi (as)'ın) muhabbetini insanların kalplerine yerleştirecektir. Böylece onlar, gündüzleri arslan kesilen ve geceleri de ibadetle geçiren bir toplum olacaklar. Gündüz güneş gibidirler gecedede ay gibidirler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Ukayli "En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal")</span><br />
<br />
Yani, hep insanliga yol gösterme derdindedirler. Arilar, ne hergün ayni bal yemekeden, nede her gün cicek cicek bal toplamakdan bikmaz ise, Mehdi ve askerleride, hergün ve her gece insanliga işik olup, yol göstermekden bikmazlar.<br />
<br />
insandaki azalarin iki tanesinin bekcisi var, yani agiz ve gözlerin bekcisi var, gözünü yumunca görmezsin, ve agzini kapatinca söylemezsin, bu iki aza ile günaha girmek veya girmemek hakkini, allah bize birakmiş, ve deneme yapiyor, harama bakacakmi? bakmayacakmi, bakabilirde bakmyabilir de, yine kötü söz söyliyecekmi? söylemeyecek mi, yani dilini tuttun mu yine söylemezsin, ve agzini yumdunmu söylemezsin, bunda bir nevi, hatta külli irade sende, amma kulak öyle degil, kulaga bütün sesler gelir, fakat sen ellerinle kulaklarinida tikayabilirsin bütün seslere, yada sen ancak duymak istemezsen, oradan uzaklaşman lazim, yani ayaklarina emredersin haydi buradan gidelim dersin.<br />
Peygamberimiz vaktinde, herşeyi bilen, bir kahin çocuk türedi, ve Hz. Muhammed, Ali, ömer ve Ebu Bekir ile  ona gitti, bir kac soru sordu, bildi cocuk,  aklindan bir sure tuttu, sordu : aklimdan ne tuttum dedi, cocuk tam cevap verecekdi, peygamberimiz "dur dur" dedi burayi şeytanlar basti, haydi gidelim ömer dedi [2]<br />
yani eger ortamda şeytanlar varsa, ayaklarina dersinki  burayi şeytanlar basti, haydi gidelim ayaklarim dersin, senin ayaklarin elbet seni ordan uzaklaştiracakdir, yani öyle olunca, yine irade bizde, günah işlemek yada işlememek, yani yine elin senin kumandanda, yanliş birşeyi calabilirsin yada calmaya bilirisin, brini elinle dövebilirsin dövmeye bilirsin, elinin kumandasi sende degilmi, yani iradeyi rabbbim bize vermiş, sen eline söz geciremiyormusun? yani <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kleptomani Nedir ? </span><br />
İhtiyacı olmadığı, hemen kullanmayacağı halde ve maddi değeri nedeniyle satma düşüncesi olmadan bir takım nesneleri izinsiz olarak alarak, onlara sahip olma şeklinde bir dürtü kontrol bozukluğudur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Nedeni ?</span><br />
Kişinin aslında o malı satın alabilecek yeterli maddi birikime sahip olduğu, ancak buna rağmen bu davranışı gerçekleştirdiği gözlenmiştir. Bu davranış daha önceden düşünülmemiş ve planlanmamış olup, aniden gerçekleştirilir. Bu davranış birinden intikam alma amacıyla yapılmamıştır. Birey bu davranışın yanlış ve uygunsuz olduğunun bilincindedir. Kişiler bu davranışı gerçekleştirmek için başkalarından yardım istemezler.<br />
Rahatsızlığın çocukluk yaşlarında başladığı belirlenmiştir. Kişi bu davranışı gerçekleştirmeden önce, yoğun bir gerilim hisseder. Bu davranış akabinde, mutluluk, rahatlama ve büyüklük hissi içine girmektedir.<br />
Rahatsızlık hakkında yapılan çalışmaların azlığı ve bu durumların kişiler tarafından gizlenmesi ve bu durumu gerçekleştiren kişilerin sağlık hizmetlerinden çok, adli makamlara sevk edilmeleri nedeniyle gerçek sıklığı tam olarak bilinemese de bin kişide altı kişide rastlandığı saptanmıştır. Yakalanan dükkan hırsızlarının % 5-25 inde saptanmıştır.[3]<br />
Yani eline söz gecirmekde senin elinde, ancak mesele calmak hastaligi, yapa yapa,  sende bu dürtü halini aldiysa, yani ahlak ve meleke halini aldiysa,  artik ondan kurtulmak zor, yine icmek, sigara olsun , alkol olsun, ilk başta senin elinde, amma sen bunu yapa yapa dürtü haline döndürdün ve alkolik oldunsa, artik o sende meleke oldu demekdir, artik ondan kurtulamazsin <br />
Yine iyi ve güzel ahlaklarda böyledir, yine zikirde böyledir, sen Allah i zikrederekden, işte Allahi hatirlamak ile, sende bu kötü ahlaklarin dürtü halini almasinin önüne gecersin. cünkü zikireden kalp, Allah iledir, ve Allahin oldugu yerde şeytan barinamaz, ve öyle olunca, Allah i zikirederek, şeytanin sana o kötü ahlaklari, vesvese vererek empoze edip seni hasta etmesinin, onlarin sende alkolik yada sapik halini almasinin önüne gecmiş olursun, cünkü Rabbimiz<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنسَاهُمْ أَنفُسَهُمْ أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lâ tekûnû kellezîne nesûllâhe fe ensâhum enfusehum, ulâike humul fâsikûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym HAŞR-19 ayet</span>  <br />
<br />
Eşrefoğlu Rumî Hazretleri Müzekkin Nüfus kitabında "Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır." Sözü işte burda devrede, sen, nefsine ve şeytanin verdiği vesveslere uyarsan, bir gün seni alkolik yapar, diger gün kumarbaz, ve helakini, kendi elinle diline meydana getirirsin,  şeytan burda nerde? işde o sana icinden bir dürtü olarak gelir, ve  seni fistekleri ile kandirir, ve bir gün büyücü olursun, diger gün zinakar, diger gün,.... yani <br />
<br />
Adem (as)’ı cennette kandıran, günahkar eden ve Allah (cc)’a asi eden şeytandır. Adem (as) sonunda tevbe etti de affoldu. Ulul Azim Peygamber olan İbrahim (as) önde, İsmail (as) arkada giderken ikisinin arasına girip, baban seni boğazlamaya götürüyor. Babana asi gel, gitme diye aralarını açmaya çalışan bu şeytan, Peygamberimiz (sav) Ashâba namaz kıldırırken kara koyun suretinde şeytanın aranızda dolaştığını görüyorum. Safları sık tutun şeytan aranızda dolaşmasın. Peygamberimiz (sav)’in camisinde onun Ashâbının arasında dolaşan şeytan:<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Şeytan insanın kan damarlarında dolaşır. Oruç ile onun yollarını daraltın"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhari, Ahkam, 31)</span><br />
<br />
 insanların damarlarının içinde gezmek için,  Allah (cc)’dan müsaade alan yine bu şeytandır. Bu şeytan bizlere neler yapmaz. Kur’ân-ı Kerim’de:<br />
<br />
 <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُواْ إِلَى الصَّلاَةِ قَامُواْ كُسَالَى يُرَآؤُونَ النَّاسَ وَلاَ يَذْكُرُونَ اللّهَ إِلاَّ قَلِيلاً<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İnnel munâfikîne yuhâdiûnallahe ve huve hâdiuhum, ve izâ kâmû ilâs salâti kâmû kusâlâ yurâunen nâse ve lâ yezkurûnallâhe illâ kalîlâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar Ve Allah'ı pek az zikrederler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NİSÂ Suresi 142. ayet</span><br />
<br />
 “Vela yezkurunallahe illa galiyla…ila ahir.”<br />
<br />
 Münafıklar Allah’ı zikretmez değil, illa az zikrederler.<br />
<br />
Çok zikretmeyen münafıklıktan kurtulamıyor. Münafıklıktan kurtulamayınca nasıl şeytan müdahale etmesin. İşte şeytan vesvese ve evham ile karıştırıyor. Kur’an okurken, her işimizin başında Euzu Besmele çekiyoruz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Manâsı:  </span>Euzu, sığınırım. Billahi, Allah’a sığınırım. Mineşşeytanirraciym, Allah’ın dergahından kovulmuş olan şeytandan  Allah’a sığınırım.<br />
<br />
Şeytan bir şey yapamayacaksa bu sığınma neden?<br />
 Her sığınan kurtulamaz. Peygamberimiz (sav) zamanında münafıklar hem namaz kılar, hem Kur’an okur, hem Euzu besmele çekerlerdi. O Euzu besmele o sığınma kendini kurtaramıyor, kurtarsa münafık olmazdı.<br />
 Hadîs-i Şerîf:<br />
<br />
            “Men arefe nefsehu fegad arefe rabbehu”<br />
            Manâ’sı: Her kim nefsini bildi ise rabbısını bildi.<br />
            Nefsini bilme nasıl olur?<br />
 Şeytan nefisle birleşip kendini yanılttığını, aldatıldığını bilirse nefsini bildi. Nefsin hilesinin kendini aldattığını bildi. Bunu bilen de Rabbısını bildi. Anlaşılıyor ki, nefsinin, şeytanın kendini aldattığını bilen Rabbısını o zaman bildi. “Beni nefis, şeytan aldatamıyor diye kendine güvenen, aldatıldığını bilemeyen Rabbısını bilemez. Rabbısını bilemeyeninde Şeyhi şeytan olur.[4] <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ve biz Raşidi Tarikati  mensublari Günde en az 100 defa istiaze ile yani</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Zikiri ile 100 defa Allaha siginiriz, kimden o azili veseves  dürtükleyici  şeytan dan, istiaze bunun için önemlidir, işde gece olunca, orada gündüz yokdur artik, yani gündüz oluncada, gece yokdur. Tabi gölgede ve işiksiz kalan kücük bölgeler olabilir, yine gecedede yildizlarin ve aylarin lambalarin aydinlattigi kadar aydinlik olabilir, amma gece gecedir, gündüzde gündüz, öyle olunca, sen Allahi  anip zikredip, Allahla olunca Allah dan gafil olmadikca, şeytan senin kulagina kalbine vesves verip, yanliş ve günah işletemez, sen ne zaman rahatladin ve Allahi unuttun, gafil oldun, o hemen yanina gelir, ve sana fisteklemeye başlar, eger sen bir şeyh yada salih kimseyi hatirlarsan, onlardaki hal sende de,  ayna neron sistemi ile, sende de, o Allahla olma  , allahi zikretme hali meydana gelir, ve onlar Allahla olduklari için, sende Allah la olursun, onlari görünce allah hatra gelir bunun için önemlidir, Allahi hatirlayinca, ve Allahin oldugu yerde, şeytan barinmaz, melek varsa, yine şeytan yokdur, yok şeytan ve karanlik galipse, ordada melek durmaz, yani öyle olunca, işde ya şeyhin seni dürtükleyip yöneten şeytanindir, yada seni dogru yola ileten bir veli kul, yada peygamber, salih bir kimse, yada Allah dan gafil olmamandir, bu Allahdan gafil olmama raddesine ulaşmak cok zordur, pazarda gezerken dahi Allahla beraber olma sanati, cok büyük faziletli bir deger, amma ona ulaşmak zor, etrafa bakarken kendini kaybettin, ve yanina bir pazar şeytani sokuluverir, yani öyle olunca, daimi zikiri kazanmak için, cooookca Allahi zikretmek lazimdir, tabiki bu zikir sadece dilden zikir olmamali, zikrederken Allahi davet ettigini bilmeli, ve Allah gelincede  şeytanin ordan gittiignide bilmeli, yani zaten bizim zikirimizin başindaki istiazeyi cekince  belli olur, eger yaninda bir şeytan ve hizbi varsa, ve hatta damarlarinda geziyor ise, o zikir, istiazeyi cekince, seni esnetir ve vücudundan cikip kacmak durumunda kalir, esnedinse onu cekince, bilki damarlarinda geziyormuş o an, ve sen istiazeyi cekince, işde cikdi ve kacdi demek olur bu, ve ardina 100 nromal istiaze ve besmele daha, artik unuttugumuz anlarimizda da besmele cekmiş olmak için 100 istiazeli besmele ne güzel degilmi.<br />
<br />
Nitekim hastalik bile, şeytanin  azabli dokunmasi olarak yer alir kuranda, Hz Eyub dedi ki<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَاذْكُرْ عَبْدَنَا أَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Vezkur abdenâ eyyûb(eyyûbe), iz nâdâ rabbehû ennî messeniyeş şeytânu bi nusbin ve azâb<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani o, Rabbine, “Şeytan bana bir yorgunluk dert ve azap dokundurdu” diye seslenmişti.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym SAD Suresi 41. ayet</span><br />
<br />
ve burada şeytanin bir nevi, mikrop türünden birisi oldugunu anliyoruz, cünkü yorgunluk hormonu salgilanmasi bir hormon, ve o damarlarda, yada vücudun icine  salgilanir, yani yorgunluk hormonu denen şey, işde eyyubun kuranda andigi, ve ondan Allah sigindigi bu "bi nusbin ve azâb"  dedigi şey yani, ve onun icinde başka bir surede de rabbimize ondan, şöyle sigindigi yer aliyor. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ  وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kul rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn, Ve eûzu bike rabbi en yahdurûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
De ki: “Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden ve dürtüklemelerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym MU'MİNÛN Suresi 97 ve 98. ayet)</span><br />
<br />
Ve biz Raşidi Tarikati mensublari, Günde en az 1 defa, ve en fazla 10 defa zikirederiz bu duayida, amma bu demek degildir sadece ona defa zikredecgiz, düşmanin onu kuşattigini veya ona yaklaştigini bilen kimse, silahi ve mermisi varsa, ona ateş acip, onu vurmak istemezmi, onu kendisinden uzaklaştirmak istemezmi, o halde baktinizki, o ve hizbi yaklaşti, cokca bu zikiri zikredin, ve rabbimize siginin, istiaze edin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ  وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn.Ve lâ tec’alû meallâhi ilâhen âhar(âhara), innî lekum minhu nezîrun mubîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben(Allahu Teala), sizin için O’ndan (şeytan ve hizbinden) kurtulmaniz için bir bekci ve  bir nezirim. Ve Allah ile beraber başka ilâhlara sığımayın. Muhakkak ki ben, sizin için  O’ndan (şeytan ve hizbinden) kurtulmaniz için bir bekci ve nezir olarak yeterim.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym ZARİYAT Suresi50 ve 51. ayet </span><br />
<br />
yani ondan (şeytan ve hizbinden), Allah dogru kacmak lazimdir, bu da ona istiaze ile ve zikir ve fikir ile siginmak ile olur. yani kalbinizin nur lambasini yakmak ile olur,<br />
<br />
Sadakallahul Aziym ENFÂL Suresi 34. ayetten pasaj<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tensurûllâhe yansurkum ve yusebbit akdâmekum.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym MUHAMMED Suresi 7. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِّن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلاَ مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَالٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh(emrillâhi), innallâhe lâ yugayyiru mâ bi kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim, ve izâ erâdallâhu bi kavmin sûen fe lâ meredde lehu, ve mâ lehum min dûnihî min vâl<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 11. ayet</span><br />
<br />
<br />
Rabbim Zülcelal ve ikram hazretleri, bizi ve müntesiblerimizi, ve ehli beytimizi, cookca rabbimizi zikrederekden, ondan gafil düşmeyen, daimi zikir ehli zümresine ilhak eylesin, ve O nu  ve meleklerini, peygamberlerini, ve salih kullarini, ve onlar görülünce allah akla gelen velilerini, ve dostlarini unutupda, O nunda kendilerini unutturdugu, sonrada onlar için azabi müstehak gördügü,  gafil kimselerden olmakdan, muhafaza eyleyip, emaninda ve emniyetinde tutsun bizleri. amin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِن تُبْدُواْ خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُواْ عَن سُوَءٍ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İn tubdû hayran ev tuhfûhu ev ta’fû an sûin fe innallâhe kâne afuvven kadîrâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Bir hayr ve kulluk veya bir günah ve kötülük yaparak, ya siz  affedilcek bir duruma düşersiniz, yada siz birilerini affedip bağışlarsınız, ki muhakkak ki Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 149. ayet</span><br />
<br />
------------------<br />
DiPNOTLAR :<br />
[1] sorularlaislamiyet com-allahin-veli-kullari-gizliyse-muminler-nasil-evliya-olur<br />
[2] Mustafa islamoglu<br />
[3]saglikbilgisi com -hirsizlik-hastaligi-kleptomani<br />
[4] kadiritarikati com-seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-sozune-itiraz-edenlere-devami<br />
--oOo---<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems,  28 Nisan 2018 Vaazi Cumartesi <br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allah’ın Veli Kulları (Dostları) Görüldükleri Zaman Allah Hatıra Gelir</span><br />
<br />
(Kar©glanin 28 Nisan 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
أَلا إِنَّ أَوْلِيَاء اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
E lâ inne evlîyâallâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun da olmazlar, üzülmeyecekler de.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym YUNUS Suresi 62. aye</span><br />
<br />
<br />
"Allah’ın veli kulları kimlerdir?" diye sorulduğunda, <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah Celle Celaluhu hatıra gelir." <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Taberi, 4/2731)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
İbn-i Ömer (Radiyallahu anhuma)’dan Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:<br />
خِيَارُكُمْ مِنْ ذَكَّرَكُمْ بِاللهِ رُؤْيَتُهُ وَزَادَ عِلْمِكُمْ مَنْطِقُهُ وَرَغَّبَكُمْ فِى الْاَخِرَةِ عَمَلُهُ الحكيم<br />
عن ابن عمر<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Meclisinde bulunacağınız en hayırlı kimseler, görüldüğünde size Allah'ı hatırlatan, konuşması ilminize bereket katan ve ameli âhirete rağbetinizi artıran sâlihlerdir.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Ebu Yalâ, Musned, 4, 326 (No:2437); Suyuti, Câmiu's sağir,1, 617 (No: 3995); Munavi, Feyzul Kadir, 3, 467-468)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"... Esma bint-i Yezîd (Radıyailâhu Anha)'dan rivayet edildiğine göre; Kendisi Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in (sahâbîlerine) :</span><br />
<br />
«Dikkat ediniz! Ben size en hayırlı olanlarınızı bildirmeyeyim mi?» buyurduğuna,<br />
sahâbîlerin (de) : Belâ (yâni bize bildir) Yâ Rasûlallah, diye karşılık vermişler.<br />
Rasûl-u Ekram (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in (bunun üzerine) : "Sizin en hayırlılarınız o (mu'min) kimselerdir ki görüldükleri zaman Allah (Azze ve Celle) hatırlanır", buyurduğuna şâhid olmuştur."<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(İbn Mâce, Zuhd, Bab 4, Hadis no: 4119)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Bu ummet içerisinde Allah’ın en hayırlı kulları, görüldüklerinde Allah’ı hatırlatan kimselerdir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Elbâni, Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha, 2849)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Dostun hayırlısı; Allah'ı zikrettiğinde sana yardım eden, O'nu unuttuğunda sana hatırlatandır”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Suyutî, Camiu’s-sağir, 2/11)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İbn Ebî’d-Dunya’nın Hasan-ı Basrî’den rivayet ettiği bu hadis murseldir.</span><br />
<br />
“Bazı insanlar Zikrullahın anahtarlarıdır. Bunlar görülünce, Allah zikredilir - hatırlanır - anılır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, 10/78)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Allah’ın kullarından en hayırlı olanları görüldükleri zaman Allah hatıra gelir. Allah’ın kullarından en kötüleri ise, fitnecilik için söz gezdiren, birbirini seven kimselerin arasını açan ve mâsum insanları günaha ve sıkıntıya sokmak isteyen kimselerdir."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, h. no: 13140)</span><br />
<br />
<br />
"Hangi kimselerle beraber olmak daha hayırlıdır?" diye sordular.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
 "Görülmesi Allah'ı hatırlatan kimselerle."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Mecmâu'z Zavaid, 1/226)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Ummetimin en hayırlıları, görüldüklerinde Allah hatırlanan kimselerdir. En şerlileri ise, söz götürüb getiren, birbirini seven insanların arasını açan, suçsuz ve mâsumlara sıkıntı vermeyi meslek edinen kimselerdir."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Musned, IV/277) </span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Veli Demek Nedir? Evliya Demek Nedir? Allahin Veli Kullari Varmidir?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَاللّهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِنِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
vallâhu veliyyul mu’minîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah mü’min’lerin dostudur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 68. ayetten pasaj</span><br />
<br />
Veli Demek : Allah Dostu yani Allah in buyruklarina tabi olup, inanip itaat eden kimseler demekdir, ve Allah a dost olmuş ve, Allahi seven, ve Allah in da onlari sevdigi kullari demektir. Evliya ise, Velinin cogulu demekdir, yani cokca veli kulu, cokca seveni (günümüzün dili ile Fun veya fun club misali), yani Allahi seven bir cok kullari, ve Allahin da onlari sevdigi, dost edindigi (Fun clubune kabul ettigi) bircok kulu demekdir. ve yukardaki ayette ise, "Allah müminlerin velisi, dostudur" buyrulmakda, ve öyle olunca, iman edip itaat eden, Allahin emirlerine uyup, yasaklarindan sakinan kullari, Allahin dostlaridir.<br />
ancak ilgili ayette: “Müminler Allah’ın evliyasıdır.” denilmemiş, “Allah müminlerin velisidir dostu ve yardımcısıdır.” mealindeki ifadeye yer verilmiştir. Bu iki ifade arasında çok fark vardır.<br />
<br />
 “velayet” bir cihetle iki kısımdır:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">a) Velayet-i amme: </span>Bu velayet her mümin için geçerlidir. Allah’a iman eden her mümin Allah’ı sevip saydığı ve Onu dost ve yardımcı kabul ettiği için, bu manada Onun velisidir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">b) Velayet-i hassa:</span> Bu velayet, normal müminlerin ötesinde Allah’a itaat eden, Onu sevip sayan, Ona yakınlık ve dostluk kuran ve Evliya dediğimiz kimselerin velayetidir.<br />
<br />
İşte “Allah velilerini, kullarının içinde gizlemiş.” sözü bu velilik için geçerlidir...[1]<br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Allah Teâla Hazretleri şöyle ferman buyurdu:<br />
<br />
"Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri  eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhârî, Rikak 38)</span><br />
<br />
Velayet-i hassa denilen makamdaki kimseler, bu hadisde gecen Allah a kurbiyet kazanmiş kullaridir, yani O nlar, O nun ile konuşur, O nun ile görür, O nun ile tutar, O nun ile yürür, yani O ndan bir an bile gafil kalmayan kullar zümresi demekde budur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِنْ أَوْلِيَآؤُهُ إِلاَّ الْمُتَّقُونَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
in evliyâuhû illâl muttakûne ve lâkinne ekserehum lâ ya'lemûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
O’nun evliyâsı (yakınları-yardımcıları) sadece takva sahipleridir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym ENFÂL Suresi 34. ayetten pasaj</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tensurûllâhe yansurkum ve yusebbit akdâmekum.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym MUHAMMED Suresi 7. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُونوا أَنصَارَ اللَّهِ كَمَا قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيِّينَ مَنْ أَنصَارِي إِلَى اللَّهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنصَارُ اللَّهِ فَآَمَنَت طَّائِفَةٌ مِّن بَنِي إِسْرَائِيلَ وَكَفَرَت طَّائِفَةٌ فَأَيَّدْنَا الَّذِينَ آَمَنُوا عَلَى عَدُوِّهِمْ فَأَصْبَحُوا ظَاهِرِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenû kûnû ensârallâhi kemâ kâle îsâbnu meryeme lil havâriyyîne men ensârî ilâllâh(ilâllâhi), kâlel havâriyûne nahnu ensârullâh(ensârullâhi), fe âmenet tâifetun min benî isrâîle ve keferet tâifetun, fe eyyednâllezîne âmenû alâ aduvvihim fe asbehû zâhirîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun. Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?” demişti. Havariler de, “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym SAFF Suresi 14. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bir Konu Bir Yorum "Âlimin yüzüne bakmak ibadettir</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Davud)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Âlim ile oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Hâkim)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Kâbe’ye, ana babanın yüzüne ve Mushaf’a bakmak, Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Davud)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Üç şeye bakmak ibadettir: Ana babanın yüzüne, Mushaf’a ve denize bakmak<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Nuaym)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Şu beş şey ibadettendir: Az yiyip içmek, camide oturmak, Beytullaha bakmak, Mushaf’ı açıp okumadan bakmak ve salih âlimin yüzüne bakmak.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Deylemi)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Ali’nin güzel yüzüne bakmak ibadettir. (Hazret-i Ali, Eshab-ı kiramın en âlimlerinden birisi idi.)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Hâkim)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Ali’nin yüzüne nazar etmek ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , C.Y.Güzin)</span><br />
<br />
Hocanin birisi diyor ki : adamin birine bakmak, 500 yillik ihlasli amelden daha faziletliymiş diye,  bir admanin yanina gidip gelip ona bakiyorlar, bu kadar beleşci müslümanlik olmaz diyor, öyle olsaydi, ashab sadece muhammede bakarlardi, ibadet falanda etmezlerdi, oysaki ibdet olacak olan onun sünneti, onun dediklerini tutmak,  kuran ve sünnete uyup, uygulamakdir, yoksa yüzüne bakmak degildir diyor.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bu Konuya yorumumuz :</span><br />
Bunu daha önceki vaazlarimizda anlattik, inşallah bir risale olarak da yazip, yeniden yayinlariz, o vaazi bulup, dinleyip, anlattiklarimizi kaleme alacak birisi yokmu yani?<br />
Dedik ki bir berber, yanina kücük bir cocugu cirak alir, ve o cocuk, o berberin yaninda o traş ederken, ona baka baka traşi ögrenir, ve  ilk günlerde ancak, akşam kapanirken, dükkani süpürmek müşteriye kolanya tutmak, ustaya makas bicak jilet hazirlamak, veya müşterinin boynuna örtüyü sarmak kadar kolay işleri yapar, amma berberlik, traş etme sanati, öyle hemen iki günde ögrenilmez, bir sene iki sene,... gibi tecrübe ister, ve bir gün eger ögrendi ise, güvendigi bir müşterisine teklif edip, berber onun traşini ciraaginin yapmasini ister, ve eger işte bu hakkal yakin derecesine cikan cirak, eger başarabilirse, artik kalfaliga gecer demişdik, ve önce bir ilim, ilmel yakin, sonra aynel yakin, sonrada hakkal yakin ögrenilir diye bahsetmişdik, ve işte muhammede bakan ashab, namaz nasil kilinir, oruc nasil tutlur, hac nasil yapilir, bir gün  yine o gibi giyinmeyi ögrendi, o gibi tirnak kesmesini ögrendi, bugün bizler nasil seve seve onun sünnetlerine uymak için, nasil namaz kilabiliyorsak, yahuttta sagdan giyip sagdan yiyorsak, yine tirnaklarmizi bile, onun gibi kesiyorsak, işde ashabin, onu ne kadar cok bakip izledikleri, ve o ne yaptiysa aynini taklid ettikleri için, bizler bu gün bilip yapabiliyoruz, onlar bakmasalardi ona, biz nereden duyacak ögrenecekdik, muhammedin bunlari böyle yaptigini, ve öyle olunca, Allahin veli kullari ise, işte onlarda O nun mirasini devralan,  zamanin müceddidirler, ve onlarda muhammedin sünnetilerinden bir cikarima gidip, bu günün fiil ve amlerinde onu tatbik edenlerdir, mesela internet nasili kullanilir, yahut patates yenirmi, yahut su hangi bardak ile icilir, yeni bardaklardan nasil icilir, misavak yerine diş fircasi kullansak olurmu, elimizil yemek yerine kaşik kullansak olurmu, taharet kagitla  yerterli olurmu gibi sorulara cevap olcak bir yöntem geliştirirler, onlarda hayat tarzlarinda, bir sünnet ve yol izlerler ki, Allahin emrine muhalefelet etmeyen bir yaşayiş tarzi, işde onlarada bakmak  gözetlemek böylecece bunlari ögrenme hususunda ibadettir  sevaptir, cünkü  gelecekdeki insanlarin, bu günün yeni icadlarinin kullanimi nasil olmali diye muhammede  soramayiz degilmi,  o yokdu ama, bu mirasi devralan bugünün alimlerindende, bu  icadlarin kullanma  sünneti sakli, yarinlarda, onlari kullanacak genc müminler de, bir evliyanin bunlari kullanmadaki sünnetine ittiba ederse, yahut mehdiye ittiba ederse, yine salih amel etmiş olurlar deglimi, şimdi muhammedi kabrinden kaldirip, "ya muhammed facebookda hesap acalimmi?  acmayalimmi? diyemi soracagiz, yoksa  yeni bir ilmi, bunu nasli kulanmakda ona bakip bu sünneti ögrencegiz haaa, eey M. hoca, sadece alime bakmak elbet yeterli degil, bizatihi tatbikde lazim tabiki, aynen ciragin on gün, iki ay, 3 yil ustasi olan berbere bakdikdan sonra, alip bir müşteriyi traş etmesi gibi,  önce bir ilmi ögrenip, sonra onu zamanin alimi ve veli kullari nasil kullaniyor bakip, sonrada sende o sünnete uygun tatbik edip kullanman işde, bu ilmi daha ileriye taşimak olur, hakkal yakin ögrenme ve yaşaman demek, öyle olunca bir fiil taat ve ibadete dönüşdü işde bu sayede, ve sena sevab kazandiran bir amel  oldu, cünkü muhammedin sagdan giyme sünnetini uyguladikca, sen nasil sevap kazanirsan, ayni bu gün face ve tiwitter  hesap acip acmamakda elinde, ve eger dogru kullanirsan,  sen yine sevap kazanabilirisin, ama nasil kullanirsan?  bunu bir alimden ögrenip tatbik edersen, tabiki de sevap kazanirsin, yani bu bir misal M. hoca, anladinmi! yani yok öyle yüze bakmakla ibadet sevabi deme sakin bu yüze bakmakdan ibaret degil, yoksa cok zarar edersin, yarin ruzu mehşerde senden davaci olurum, insanlari bundan uzaklaştirdigin için.<br />
<br />
---------------<br />
Bir Amerikali vaiz kadin diyor ki : Biz diyor mehdiye (veya isaya ve jesusa) niye yardım edecegiz, Allah kiyamet ile 11 milyar insani öldürsün diyemi yardım edecegiz, Allah bu 11 milyar insani niye öldürcek, yada öldürcekdi niye yaratti madem, ve biz niye ona yardım edelim diyor, ve mehdiye ve Allaha savaş acmiş oluyorlar, ve sebebleride bariz ve acik, peki ne cevap verelim?  evet <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Elcevap :</span><br />
<br />
Annen ve baban birlikte olup, seni dünyaya getirdiler, sen yokdun, varlikda bile degildin, ve varliga geldin, ve var olma sevincini yaşadin, ceşitli lokmalarla seni beslediler büyüttüler, ve bir gün, daha cocuk iken, sen yanliş şeyler yapacakken, baban sana bir tokat atip seni durdurdu, yada azarladi seni durdurdu ki yanliş yapmayasin diye, amma o yanliş, ona göre bir yanliş, senin acindan, o yanliş degil olabilir, ama onun kuralina göre onlar yanliş, ve seni durdurur, ve "bu yasak, yapma!"  dedi diye, sen anneni  veya babani sevmemeyide ögrenirisin, anna ve baba o kadar cok iyi degilmiş demeye başlarsin.  Halbuki o ana ve baba, senin, vatana, millete, ve ailesine ve coluk cocguna, iyi bir anne ve baba, ve vatandaş olarak yetişmen için gayret ediyordu, belkide dindardi, yine Allah a kitaba  ve dine aykiri hareket etmene engel olmaya calişiyordur, senin bunun için annene kizma hakkin varmi? ve yine  başka bir hal evet dünyada böyle bir hak yok, annen sana hayat bahşetti ama, senden onu alma hakki yok, yasalar ile böyle bir hak yok, yani sana kizinca seni öldürme hakki yok degilmi, peki Allah niye öldürüyor o zaman deyince <br />
Dedikya bir gün insanlik cennete varinca, yada cennet olmuş vakte erince, artik ölüm öldürülmüş olacak, ölümsüzlük keşfedilmiş olcak, insani öldüren nasil ana babasi degil de, insanin  yaptigi hatalari, yada yanliş beslenmeleri, yada ihtiyarlamasi ise, öyle olunca ölümü öldürmekden öncede, önce gencligin sirri keşfedilmeli dedik, ve muhammedin sünnetleri ve sözlerinde bunuda, cennetlikler 30 veya 33 yaşinda olcaklar dedigini biliyoruz, hatta bir kadin ashaba şaka yollu  :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Taberani Hz. Aişe’den naklen konuyla ilgili olayı şöyle aktarmıştır:</span><br />
<br />
    “Bir gün Ensar kadınlarından yaşlı bir kadın Resulullah’ın (asm) yanına geldi ve “Ya Resulellah! Allah’ın beni cennete koyması için dua buyur!” dedi.<br />
<br />
    Hz. Peygamber: “Şu bir gerçek ki yaşlılar cennete gitmezler.” buyurdu ve (namaz vakti olduğu için) namaz kılmak için camiye gitti.<br />
<br />
    Hz. Aişe’nin yanına (eve) döndüğünde Hz. Aişe: “Ya Resulallah! Senin ö sözünden ötürü gerçekten büyük bir sıkıntı ve dehşet aldım.” dedi. Resulullah:<br />
<br />
    “O söylediklerim doğrudur. Çünkü Allah kadınları cennete koyduğu zaman onları (yaşlı olarak değil) genç kızlar haline çevirir, buyurdu.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Taberanî, Evsat, 5/357)</span><br />
<br />
Bu hadisin yorumu ise, biz dünlerin cennetiyiz,yarinlarda bizlerin cenneti tezimize uygun, her yeni dogan fatma, hatice, ali, cocuk dogup, sonra genc kiz ve delikanli olmakda, onlarin dogdugu yer, doguranlarin cenneti olmakda ise, bu hadis de de böyle bir hal olabilir.<br />
<br />
ve yine Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular<br />
<br />
“Cennet halkı kıyamet günü Âdem’in suretinde, otuz üç yaşında,  karagözlü bir sima hâlinde haşr edilirler. Sonra cennette bulunan bir ağacın yanına götürülürler ve ondan elbise giyinirler, artık ne elbiseleri eskir ve ne de gençlikleri kaybolur.”<br />
<br />
( Hadis-i Şerif ,Kenzu’l-Ummal, H. No: 39383)<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular<br />
<br />
“(Ruh üflenmiş) bir düşükten bir pirifâniye kadar (cennetlik olan) her kes otuz üç yaşında, Âdem’in suretinde, Yusuf’un güzelliğinde, Eyyub’un ahlakında bıyıklı, bedenleri kılsız ve karagözlü bir simayla haşr edilirler.”(Bu günün genclerinin sixpack görünmek için gögüs killarini felan aldirmalari temsili olabilir)<br />
<br />
( Hadis-i Şerif , H. No: 39384)<br />
<br />
zaten sen o günlere ersen artik ölmeyeceksin ey Amerikali Vaiz Teyze, ancak bugünlerde ölüm var, ve genclikde bir SIR, öyle olunca, niye musanin cep telefonu yokdu diye, musa rabbina itirazmi etsin gidipde, muhamed niye benim ferrarim yokduda, mehdinin vaktinde ferrari , porshce arabalar  var ucaklar var diye şikayetmi etsin, zaman ve insanligin gelişmesi  ve dünyanin imari bir sürec  ve zaman istiyor. <br />
<br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular<br />
<br />
“Alametlerin birbiri arkasından gelmesi, aynı ipte dizili incilerin peş peşe dökülmesi gibidir.”<br />
<br />
( Hadis-i Şerif , İbni Hibban Sahih 1883, Mecmau’z-Zevaid 7/331, Taberani Mucemu’l-Evsat, Albani Sahihu’l-Cami 3227)<br />
<br />
işde yeni alametler, birbir boncuklarin dökülmesi gibi hizla takip ediyor, belki o günlere biz bile erişiriz, yani öyle olunce seni yaratan, seni var ederken, beslerken büyütürken iyide, verdigini geri isteyincemi kötü oldu, evet bizler dünyadayiz, ve mesela evin vardir, kiraya verirsin, ve sonra evin lazim olur, yada daha iyi kira veren biri gelmiştir, eski kiraciya cik deyince, senden kötü ev sahibi olmaz, sen en kötü insansindir artik onu için, yine birine borc para veririsin, ve zaman gecer gelmez, ve seninde paraya ihtiyacin olur, ve geri isteyince parani, senden kötü kimse olmaz, Allah da verdiği cani geri isteyince, bazilarinin aklinda ve fikrinde ondan kötü kimse yokdur, ki o geri alirda seni başka bir yerde başka bir memlekette ve zamanda, yeni bir cocuk, taze, teri taze cocuk olarak yeniden dünyaya getirir, halbuki sen, o eski kaportan olan bedeninde kalsan, yaşamak daha zor olcak, cünkü gencligin sirri cözülmedi, ve Allah insanliga bunun için yardım edip, onu öldürüpde yeniden dogurtuyor ve, öyle ounca, sen yeni ve ahir zamanda, bir başka bedene cikmak durumundasin, belki eskisini hatirliyorsun, belki hatirlamiyorsun, amma bir gün gencligin sirrida cözülcek, bir gün ölümün sirrida cözülcek, işde o günlerde, Allah artik insanlari öldürmeyecek, ve vaiz teyze Allahin kasdi belkide 11 milyonu öldürmek falan degil, amma  mesela bir cocuk, oynamak için oyuncaklarini cikarip, oynar oynar sonundan bikar, yemek yemesi lazim, uyumasi lazim, ve o uyuyunca belki annesi oyuncaklarini toplar, ve kutuya koyar, yarin başka gün, ve yine oynamak isterse, kutundan yine cikarip oynar, öyle olunca hayat oyuncaklarla oynamak gibi, artik bikinca, bu dünyadan göc olunuyur, öyle olunca eger insan her eski hayatini hatirlasa idi, bikardi yorulurdu belkide degilmi, cocuk bazi oyuncaklardan bikar, ve oynamak istemez, ve  onlar kutunun en dibinde kalir, onlarla oynamaz artik, yeni oyuncaklar ister degilmi, Allah da yeni bedenler ve ve yeni yerler ve yeni buluşlar ile, insanoglunu teri tapteze tutmakda, zaten Allah kulllarini cok sever, diyor ki muhammed :<br />
<br />
    Kudsî hadiste şöyle bildiriliyor:<br />
<br />
    – Rabbimiz kulunun işlediği amelleri içinde en çok tövbesini sever.<br />
<br />
    – Neden?<br />
<br />
    – Çünkü tövbe eden kul cehennemden kurtulur da ondan. Rabbimiz de kulunu cehennemden kurtaran ameli çok sever. Hatta bir ana, yavrusunu ateşe atmayı nasıl istemezse, Rabbimiz de kulunu cehenneme atmayı ondan çok daha fazla istemez.<br />
<br />
Nitekim bir defasında ashabdan biri bir çocukluk hatırasını anlatırken demişti ki:<br />
<br />
    – Çalılıkta dolaşırken, bulduğum bir kuş yuvasından yavruları alıp koynuma koymuştum. Tam bu sırada yavrunun anası başımda dolaşmaya başladı, acıdım, yavruları bırakmak için ihramımı açmaya çalıştığım sırada kuş hemen koynumdaki yavrusunun yanına daldı, kanatlarını yavruları üzerine gerip kollamaya başladı.<br />
<br />
    Efendimiz (asm)'in buna sorusu şöyle oldu:<br />
<br />
    – Bu annenin yavrusuna bu kadar acıması sizi hayrete mi düşürdü?<br />
<br />
    Efendimiz (sav) şunu ilave etti:<br />
<br />
    – Hiç şüpheniz olmasın, Allah (cc)'ın kullarına acıması, bu annenin acımasından (kıyas kabul etmeyecek derecede) fazladır.<br />
<br />
    Bir defasında kadının biri çocuğunu kaybetmiş, deli gibi bir oraya bir buraya koşuyor, yavrusunu arıyor, bulduğu yabancı çocukları da bağrına basıp hemen oracıkta emdiriyordu.<br />
<br />
    Kadının bu heyecanını gören Efendimiz (asm) yanındakilere sordu:<br />
<br />
    – Böylesine şefkatli şu kadın hiç yavrusunu ateşe atar mı?<br />
<br />
    – Atmaz, dediler.<br />
<br />
    Efendimiz (asm) de tasdik etti;<br />
<br />
    – Ben de öyle biliyorum, atmaz, dedikten sonra buyurdu ki:<br />
<br />
    – İşte Allah (cc) da bu kadından çok fazla merhametlidir. Kullarını ateşe atmaz, onlar kendilerini ateşlik amelin içine atmadıkça!<br />
<br />
Evet, evet. Allah (cc) kullarını ateşe atmaz, kullar kendilerini ateşlik işin içine atmadıkça!<br />
<br />
    Bir yolculuktan dönülüyordu. Mola verilmiş, bir kadın da ateş yakarak hazırlık yapmaya başlamıştı. Ateşin alevleri yükselince kadın koşuşturan çocuğunun ateşe düşmesinden korktuğu için hemen onu bağrına bastı ve ateşe düşmesi halindeki dehşeti de tasavvur ederek buna gönlünün dayanamayacağını hayal edip orada bulunan Efendimiz (asm)'e dönerek sordu:<br />
<br />
    – Sen Allah (cc)'ın peygamberisin değil mi? Efendimiz (asm) de<br />
<br />
    – Hiç şüphen olmasın, buyurdu.<br />
<br />
    Bunun üzerine kadın şöyle dedi:<br />
<br />
    – Allah (cc)'ın kullarına merhameti bir ananın yavrusuna olan merhametinden daha çok değil mi?<br />
<br />
    Efendimiz (asm):<br />
<br />
    – Hiç şüphen olmasın öyledir, buyurunca kadın:<br />
<br />
    – Öyle ise bir ana yavrusunu ateşe atmaz, diye sızlandı.<br />
<br />
    Efendimiz (asm)'in gözleri yaşardı da buyurdu ki:<br />
<br />
    – Yüce Allah (cc) ancak kendisine isyan edenleri ateşe atar. Müstahak olmayanları asla!..<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِّمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لله وَهُوَ مُحْسِنٌ واتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَاتَّخَذَ اللّهُ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلاً<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah, İbrahim’in ümmetini hanif İbrahim’i de onlara Halil eyledi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 125. ayet</span><br />
<br />
yani öyle olunca Hz. ibrahimin dini, bizimde hanif dinimiz demekdir, peki biz hanif ne demek diye nasil acikladik, yani Hanif bekci veya korucu ve koruyucu demek demişdik<br />
yani ibrahimin dinini kimler koruyabilir, tabiki ona inen yasaklari yapmayan, sevaplarida yapan kullar, onun dininin koruyuculari ve hanifleri demek olur, halil demek ise hulul etmek demek, ve dedikki muhamed ümmeti için, muhammedin dünyaya dagilmiş olan parcalari olan eti kani cani, yani ümmetinde dagilmis parcalari demek dedik,  yani birisi onun misavak tutuşunda kabul olmuş ameli olmuş artik o hep öyle misavak ve firca tutuyor, yine birisi yün takke giymesi olmuş,.... Hz. ibrahim için ise millet kavrami var kuranda, ümmet degil, yani bir büyük boy. <br />
Yani mesela gezegenlerimiz ve güneş bir sistem, güneş sistemimizin üstünde  ise galaksimiz var, güneşimiz ise galaksideki  bir ana yildiza tabi olarak, galaksi icinde bir harekete sahip yani, yine o galaksi bir nebule icinde belki, yani yine başka bir misal ile tirnak parmaga bagli, parmak ele bagli, el kola bagli gibi, yani öyle olunca muhmmed ümmeti, ibrahim milletinden kasit da budur, ibrahimin icinde, biz sanki galaksinin icndeki güneş sistemiyiz demekdir gibi, öyle olunca, halillik ise hulul eden  demek, Allah hulul etmez diyenlere kapi gibi ayet, ve diyorki ibrahimi milletine halil eyledi, yani dost eyledi, veya ibrahim milletinin gözünde hulul etti, ve Allah yeryüzünde Adem ile hulul eyledi ve yeryüzünde gezdi ve yeryüzünü inşa  ve imar etti, amma ibrahim vaktinde, ibrahim ile hulul eyledi, adem ile halife eyledi, ibrahim ile hulul eyledi ve muhmmed ile et ve kan eyledi, yani bedenin parcaciklari gibi, hücre, et ,kan, kemik, böbrek, dalak gibi, işde Hz. Ademi <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Halife </span>eyledi ibrahimi <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">halil</span> eyledi onun ümmetini bu dinin bekcisi olan <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">hanif </span>eyledi, sonra muhammedi <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">rasul</span> eyledi, ona tabi olanlarida <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ümmet </span>eyledi, ve parca ve bütün ilişkisi sadece yani.<br />
<br />
---<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Mehdi Aleyhisselâm’ın ordusu ve askeri, geceleri kaim, ve gündüzlerie iş ve aşinda dirlar. Allah onun (Hz.Mehdi (as)'ın) muhabbetini insanların kalplerine yerleştirecektir. Böylece onlar, gündüzleri arslan kesilen ve geceleri de ibadetle geçiren bir toplum olacaklar. Gündüz güneş gibidirler gecedede ay gibidirler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Ukayli "En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal")</span><br />
<br />
Yani, hep insanliga yol gösterme derdindedirler. Arilar, ne hergün ayni bal yemekeden, nede her gün cicek cicek bal toplamakdan bikmaz ise, Mehdi ve askerleride, hergün ve her gece insanliga işik olup, yol göstermekden bikmazlar.<br />
<br />
insandaki azalarin iki tanesinin bekcisi var, yani agiz ve gözlerin bekcisi var, gözünü yumunca görmezsin, ve agzini kapatinca söylemezsin, bu iki aza ile günaha girmek veya girmemek hakkini, allah bize birakmiş, ve deneme yapiyor, harama bakacakmi? bakmayacakmi, bakabilirde bakmyabilir de, yine kötü söz söyliyecekmi? söylemeyecek mi, yani dilini tuttun mu yine söylemezsin, ve agzini yumdunmu söylemezsin, bunda bir nevi, hatta külli irade sende, amma kulak öyle degil, kulaga bütün sesler gelir, fakat sen ellerinle kulaklarinida tikayabilirsin bütün seslere, yada sen ancak duymak istemezsen, oradan uzaklaşman lazim, yani ayaklarina emredersin haydi buradan gidelim dersin.<br />
Peygamberimiz vaktinde, herşeyi bilen, bir kahin çocuk türedi, ve Hz. Muhammed, Ali, ömer ve Ebu Bekir ile  ona gitti, bir kac soru sordu, bildi cocuk,  aklindan bir sure tuttu, sordu : aklimdan ne tuttum dedi, cocuk tam cevap verecekdi, peygamberimiz "dur dur" dedi burayi şeytanlar basti, haydi gidelim ömer dedi [2]<br />
yani eger ortamda şeytanlar varsa, ayaklarina dersinki  burayi şeytanlar basti, haydi gidelim ayaklarim dersin, senin ayaklarin elbet seni ordan uzaklaştiracakdir, yani öyle olunca, yine irade bizde, günah işlemek yada işlememek, yani yine elin senin kumandanda, yanliş birşeyi calabilirsin yada calmaya bilirisin, brini elinle dövebilirsin dövmeye bilirsin, elinin kumandasi sende degilmi, yani iradeyi rabbbim bize vermiş, sen eline söz geciremiyormusun? yani <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kleptomani Nedir ? </span><br />
İhtiyacı olmadığı, hemen kullanmayacağı halde ve maddi değeri nedeniyle satma düşüncesi olmadan bir takım nesneleri izinsiz olarak alarak, onlara sahip olma şeklinde bir dürtü kontrol bozukluğudur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Nedeni ?</span><br />
Kişinin aslında o malı satın alabilecek yeterli maddi birikime sahip olduğu, ancak buna rağmen bu davranışı gerçekleştirdiği gözlenmiştir. Bu davranış daha önceden düşünülmemiş ve planlanmamış olup, aniden gerçekleştirilir. Bu davranış birinden intikam alma amacıyla yapılmamıştır. Birey bu davranışın yanlış ve uygunsuz olduğunun bilincindedir. Kişiler bu davranışı gerçekleştirmek için başkalarından yardım istemezler.<br />
Rahatsızlığın çocukluk yaşlarında başladığı belirlenmiştir. Kişi bu davranışı gerçekleştirmeden önce, yoğun bir gerilim hisseder. Bu davranış akabinde, mutluluk, rahatlama ve büyüklük hissi içine girmektedir.<br />
Rahatsızlık hakkında yapılan çalışmaların azlığı ve bu durumların kişiler tarafından gizlenmesi ve bu durumu gerçekleştiren kişilerin sağlık hizmetlerinden çok, adli makamlara sevk edilmeleri nedeniyle gerçek sıklığı tam olarak bilinemese de bin kişide altı kişide rastlandığı saptanmıştır. Yakalanan dükkan hırsızlarının % 5-25 inde saptanmıştır.[3]<br />
Yani eline söz gecirmekde senin elinde, ancak mesele calmak hastaligi, yapa yapa,  sende bu dürtü halini aldiysa, yani ahlak ve meleke halini aldiysa,  artik ondan kurtulmak zor, yine icmek, sigara olsun , alkol olsun, ilk başta senin elinde, amma sen bunu yapa yapa dürtü haline döndürdün ve alkolik oldunsa, artik o sende meleke oldu demekdir, artik ondan kurtulamazsin <br />
Yine iyi ve güzel ahlaklarda böyledir, yine zikirde böyledir, sen Allah i zikrederekden, işte Allahi hatirlamak ile, sende bu kötü ahlaklarin dürtü halini almasinin önüne gecersin. cünkü zikireden kalp, Allah iledir, ve Allahin oldugu yerde şeytan barinamaz, ve öyle olunca, Allah i zikirederek, şeytanin sana o kötü ahlaklari, vesvese vererek empoze edip seni hasta etmesinin, onlarin sende alkolik yada sapik halini almasinin önüne gecmiş olursun, cünkü Rabbimiz<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنسَاهُمْ أَنفُسَهُمْ أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lâ tekûnû kellezîne nesûllâhe fe ensâhum enfusehum, ulâike humul fâsikûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym HAŞR-19 ayet</span>  <br />
<br />
Eşrefoğlu Rumî Hazretleri Müzekkin Nüfus kitabında "Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır." Sözü işte burda devrede, sen, nefsine ve şeytanin verdiği vesveslere uyarsan, bir gün seni alkolik yapar, diger gün kumarbaz, ve helakini, kendi elinle diline meydana getirirsin,  şeytan burda nerde? işde o sana icinden bir dürtü olarak gelir, ve  seni fistekleri ile kandirir, ve bir gün büyücü olursun, diger gün zinakar, diger gün,.... yani <br />
<br />
Adem (as)’ı cennette kandıran, günahkar eden ve Allah (cc)’a asi eden şeytandır. Adem (as) sonunda tevbe etti de affoldu. Ulul Azim Peygamber olan İbrahim (as) önde, İsmail (as) arkada giderken ikisinin arasına girip, baban seni boğazlamaya götürüyor. Babana asi gel, gitme diye aralarını açmaya çalışan bu şeytan, Peygamberimiz (sav) Ashâba namaz kıldırırken kara koyun suretinde şeytanın aranızda dolaştığını görüyorum. Safları sık tutun şeytan aranızda dolaşmasın. Peygamberimiz (sav)’in camisinde onun Ashâbının arasında dolaşan şeytan:<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Şeytan insanın kan damarlarında dolaşır. Oruç ile onun yollarını daraltın"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhari, Ahkam, 31)</span><br />
<br />
 insanların damarlarının içinde gezmek için,  Allah (cc)’dan müsaade alan yine bu şeytandır. Bu şeytan bizlere neler yapmaz. Kur’ân-ı Kerim’de:<br />
<br />
 <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُواْ إِلَى الصَّلاَةِ قَامُواْ كُسَالَى يُرَآؤُونَ النَّاسَ وَلاَ يَذْكُرُونَ اللّهَ إِلاَّ قَلِيلاً<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İnnel munâfikîne yuhâdiûnallahe ve huve hâdiuhum, ve izâ kâmû ilâs salâti kâmû kusâlâ yurâunen nâse ve lâ yezkurûnallâhe illâ kalîlâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar Ve Allah'ı pek az zikrederler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NİSÂ Suresi 142. ayet</span><br />
<br />
 “Vela yezkurunallahe illa galiyla…ila ahir.”<br />
<br />
 Münafıklar Allah’ı zikretmez değil, illa az zikrederler.<br />
<br />
Çok zikretmeyen münafıklıktan kurtulamıyor. Münafıklıktan kurtulamayınca nasıl şeytan müdahale etmesin. İşte şeytan vesvese ve evham ile karıştırıyor. Kur’an okurken, her işimizin başında Euzu Besmele çekiyoruz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Manâsı:  </span>Euzu, sığınırım. Billahi, Allah’a sığınırım. Mineşşeytanirraciym, Allah’ın dergahından kovulmuş olan şeytandan  Allah’a sığınırım.<br />
<br />
Şeytan bir şey yapamayacaksa bu sığınma neden?<br />
 Her sığınan kurtulamaz. Peygamberimiz (sav) zamanında münafıklar hem namaz kılar, hem Kur’an okur, hem Euzu besmele çekerlerdi. O Euzu besmele o sığınma kendini kurtaramıyor, kurtarsa münafık olmazdı.<br />
 Hadîs-i Şerîf:<br />
<br />
            “Men arefe nefsehu fegad arefe rabbehu”<br />
            Manâ’sı: Her kim nefsini bildi ise rabbısını bildi.<br />
            Nefsini bilme nasıl olur?<br />
 Şeytan nefisle birleşip kendini yanılttığını, aldatıldığını bilirse nefsini bildi. Nefsin hilesinin kendini aldattığını bildi. Bunu bilen de Rabbısını bildi. Anlaşılıyor ki, nefsinin, şeytanın kendini aldattığını bilen Rabbısını o zaman bildi. “Beni nefis, şeytan aldatamıyor diye kendine güvenen, aldatıldığını bilemeyen Rabbısını bilemez. Rabbısını bilemeyeninde Şeyhi şeytan olur.[4] <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ve biz Raşidi Tarikati  mensublari Günde en az 100 defa istiaze ile yani</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Zikiri ile 100 defa Allaha siginiriz, kimden o azili veseves  dürtükleyici  şeytan dan, istiaze bunun için önemlidir, işde gece olunca, orada gündüz yokdur artik, yani gündüz oluncada, gece yokdur. Tabi gölgede ve işiksiz kalan kücük bölgeler olabilir, yine gecedede yildizlarin ve aylarin lambalarin aydinlattigi kadar aydinlik olabilir, amma gece gecedir, gündüzde gündüz, öyle olunca, sen Allahi  anip zikredip, Allahla olunca Allah dan gafil olmadikca, şeytan senin kulagina kalbine vesves verip, yanliş ve günah işletemez, sen ne zaman rahatladin ve Allahi unuttun, gafil oldun, o hemen yanina gelir, ve sana fisteklemeye başlar, eger sen bir şeyh yada salih kimseyi hatirlarsan, onlardaki hal sende de,  ayna neron sistemi ile, sende de, o Allahla olma  , allahi zikretme hali meydana gelir, ve onlar Allahla olduklari için, sende Allah la olursun, onlari görünce allah hatra gelir bunun için önemlidir, Allahi hatirlayinca, ve Allahin oldugu yerde, şeytan barinmaz, melek varsa, yine şeytan yokdur, yok şeytan ve karanlik galipse, ordada melek durmaz, yani öyle olunca, işde ya şeyhin seni dürtükleyip yöneten şeytanindir, yada seni dogru yola ileten bir veli kul, yada peygamber, salih bir kimse, yada Allah dan gafil olmamandir, bu Allahdan gafil olmama raddesine ulaşmak cok zordur, pazarda gezerken dahi Allahla beraber olma sanati, cok büyük faziletli bir deger, amma ona ulaşmak zor, etrafa bakarken kendini kaybettin, ve yanina bir pazar şeytani sokuluverir, yani öyle olunca, daimi zikiri kazanmak için, cooookca Allahi zikretmek lazimdir, tabiki bu zikir sadece dilden zikir olmamali, zikrederken Allahi davet ettigini bilmeli, ve Allah gelincede  şeytanin ordan gittiignide bilmeli, yani zaten bizim zikirimizin başindaki istiazeyi cekince  belli olur, eger yaninda bir şeytan ve hizbi varsa, ve hatta damarlarinda geziyor ise, o zikir, istiazeyi cekince, seni esnetir ve vücudundan cikip kacmak durumunda kalir, esnedinse onu cekince, bilki damarlarinda geziyormuş o an, ve sen istiazeyi cekince, işde cikdi ve kacdi demek olur bu, ve ardina 100 nromal istiaze ve besmele daha, artik unuttugumuz anlarimizda da besmele cekmiş olmak için 100 istiazeli besmele ne güzel degilmi.<br />
<br />
Nitekim hastalik bile, şeytanin  azabli dokunmasi olarak yer alir kuranda, Hz Eyub dedi ki<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَاذْكُرْ عَبْدَنَا أَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Vezkur abdenâ eyyûb(eyyûbe), iz nâdâ rabbehû ennî messeniyeş şeytânu bi nusbin ve azâb<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani o, Rabbine, “Şeytan bana bir yorgunluk dert ve azap dokundurdu” diye seslenmişti.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym SAD Suresi 41. ayet</span><br />
<br />
ve burada şeytanin bir nevi, mikrop türünden birisi oldugunu anliyoruz, cünkü yorgunluk hormonu salgilanmasi bir hormon, ve o damarlarda, yada vücudun icine  salgilanir, yani yorgunluk hormonu denen şey, işde eyyubun kuranda andigi, ve ondan Allah sigindigi bu "bi nusbin ve azâb"  dedigi şey yani, ve onun icinde başka bir surede de rabbimize ondan, şöyle sigindigi yer aliyor. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ  وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kul rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn, Ve eûzu bike rabbi en yahdurûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
De ki: “Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden ve dürtüklemelerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym MU'MİNÛN Suresi 97 ve 98. ayet)</span><br />
<br />
Ve biz Raşidi Tarikati mensublari, Günde en az 1 defa, ve en fazla 10 defa zikirederiz bu duayida, amma bu demek degildir sadece ona defa zikredecgiz, düşmanin onu kuşattigini veya ona yaklaştigini bilen kimse, silahi ve mermisi varsa, ona ateş acip, onu vurmak istemezmi, onu kendisinden uzaklaştirmak istemezmi, o halde baktinizki, o ve hizbi yaklaşti, cokca bu zikiri zikredin, ve rabbimize siginin, istiaze edin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ  وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn.Ve lâ tec’alû meallâhi ilâhen âhar(âhara), innî lekum minhu nezîrun mubîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben(Allahu Teala), sizin için O’ndan (şeytan ve hizbinden) kurtulmaniz için bir bekci ve  bir nezirim. Ve Allah ile beraber başka ilâhlara sığımayın. Muhakkak ki ben, sizin için  O’ndan (şeytan ve hizbinden) kurtulmaniz için bir bekci ve nezir olarak yeterim.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym ZARİYAT Suresi50 ve 51. ayet </span><br />
<br />
yani ondan (şeytan ve hizbinden), Allah dogru kacmak lazimdir, bu da ona istiaze ile ve zikir ve fikir ile siginmak ile olur. yani kalbinizin nur lambasini yakmak ile olur,<br />
<br />
Sadakallahul Aziym ENFÂL Suresi 34. ayetten pasaj<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tensurûllâhe yansurkum ve yusebbit akdâmekum.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym MUHAMMED Suresi 7. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِّن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلاَ مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَالٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh(emrillâhi), innallâhe lâ yugayyiru mâ bi kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim, ve izâ erâdallâhu bi kavmin sûen fe lâ meredde lehu, ve mâ lehum min dûnihî min vâl<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 11. ayet</span><br />
<br />
<br />
Rabbim Zülcelal ve ikram hazretleri, bizi ve müntesiblerimizi, ve ehli beytimizi, cookca rabbimizi zikrederekden, ondan gafil düşmeyen, daimi zikir ehli zümresine ilhak eylesin, ve O nu  ve meleklerini, peygamberlerini, ve salih kullarini, ve onlar görülünce allah akla gelen velilerini, ve dostlarini unutupda, O nunda kendilerini unutturdugu, sonrada onlar için azabi müstehak gördügü,  gafil kimselerden olmakdan, muhafaza eyleyip, emaninda ve emniyetinde tutsun bizleri. amin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِن تُبْدُواْ خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُواْ عَن سُوَءٍ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İn tubdû hayran ev tuhfûhu ev ta’fû an sûin fe innallâhe kâne afuvven kadîrâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Bir hayr ve kulluk veya bir günah ve kötülük yaparak, ya siz  affedilcek bir duruma düşersiniz, yada siz birilerini affedip bağışlarsınız, ki muhakkak ki Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 149. ayet</span><br />
<br />
------------------<br />
DiPNOTLAR :<br />
[1] sorularlaislamiyet com-allahin-veli-kullari-gizliyse-muminler-nasil-evliya-olur<br />
[2] Mustafa islamoglu<br />
[3]saglikbilgisi com -hirsizlik-hastaligi-kleptomani<br />
[4] kadiritarikati com-seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-sozune-itiraz-edenlere-devami<br />
--oOo---<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems,  28 Nisan 2018 Vaazi Cumartesi <br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kaldığı Yerden - Öldüğü Yerden Devam Eden (Kar©glanin 08 Mayıs 2018 Vaazi)]]></title>
			<link>https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44163</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 19:48:41 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashittunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44163</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kaldığı Yerden Devam Eden - Öldüğü Yerden Devam Eden </span><br />
<br />
(Kar©glanin 08 Mayıs 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
رَبّيِ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ<br />
<br />
رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ<br />
<br />
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rabbi ennî messeniyeş şeytânu bi nusbin ve azâba.<br />
Rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîni,<br />
Ve eûzu bike rabbi en yahdurûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu.<br />
Şeytanların kışkırtmalarından ve dokunmlarından sana sığınırım,<br />
Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım Rab’bim!<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym SAD Suresi 41. ayetten pasaj ve MU'MİNUN (GAFiR) Suresi 97 ve 98. ayet)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her kim bir musibete uğradığında “İnna lillahi ve inna ileyhi raci’un” demek suretiyle Rabbine yönelir ve sığınırsa Allah, o musibetten kaynaklanan yarayı sarıp sarmalar.. o kişiye güzel bir akıbet hazırlar ve o musibeti izale buyurup onun yerine çok uygun ve kulunun da hoşnut olacağı şartlar yaratır.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Taberani, Mu’cemu’l-Kebir. 12/ 255)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Bir Müslümana her hangi bir musibet, bir sıkıntı, bir gam dokunursa, hatta kendisine bir diken dahi batsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefaret yapar.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Buhari, Marda,1; Müslim, Birr, 52. Tirmizi, Cenaiz, 1)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Allah’ın müminler için ön gördüğü hükmü/kararı beni oldukça sevindirmektedir. Şöyle ki; kendisine bir hayır /bir iyilik dokunsa Rabbine hamd eder ve şükreder. Başına bir musibet gelse hamd eder, sabreder. Her durum da hatta hanımının ağzına koyacağı bir lokmadan ötürü dahi mümin için bir ücret, bir mükâfat vardır.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ahmet b. Hanbel, 1/173)</span><br />
<br />
Ölüm ve ahiret hususunda bizim keşfen bildigimiz şey, insanin başina bir musibet gelipte, ölümden kurtulduysa, bil ki orada o kimsenin aynindan bir tanese daha var, ve o kimse ölümden kurtulamadi ve o, o musibetten o anda öldü, ve bu dünyadan ayrildi, ve mezara topraga döndü. Amma ayni kimsenin evladi, akrabasi, kocasi, anasi, babasi, coluk cocugu varsa, onlar ise, ayni cizgide devam edip, onlar ise onsuz yoluna devam eden bir hayat cizgileri var. ve fakat yine sen, o ölen kimse, amma seninda ayni cizgide, bütünden kopan diger bölümde, ölümden kil payi kurtulup, devam eden, baki kalan bir sen daha var, yani paralel evren ve, paralel hayatlar. ve kader cizgisi ve beka ve ahiret yorumumuz : yani öyle olunca, ahiret senin gelecekdeki o devam eden halin demek, eger o sen, iyilerden isen, iyi bir hal ile yoluna devam ediyor, ve ölmeyen, hep kurtulan bir sen var, amma senin yanliş yapan tarafin ise, senden kopup, o ise topraga dönmekde, ve ceza ise ceza, mükafat ise mükafat ile karşilanmakda. yani öyle olunca, ahiret işde Allah a yakin ve dost evliya olanlarin yurdu, evliya demek dedik ki gecen hafta, Allah in fun kulubu üyeleri demek gibi, yani fun clup yada, mümin ve inananlarn yahutta Allahi seven ve, Allahinda onlari sevdigi kimseler, ve beka ve ahiret yurdu, işde ancak bu kimselerin elinde, ve eger yanliş yapiyorsan, bilki bír gün önüne ölüm melegi gelip cikcak, ve o resimdeki gibi, seni bütünden koparip topraga, ve cezaya göndercek, sen ahiret yurduna gecemeyeceksin, eger iyilerden isen, senin devam eden iyi bir halin var, ve o halin ise, yine başka menzilde, başka bir imtihandan belki başka yanlişlar yaparak, o da ölümle kesişcek, ve gemiden incek, hayat gemisinden incek, amma yine senin ise hep kurtulan bir tarafin ve devam eden bir halin olmasi için, yani o resimdeki soldaki tarafda yer almak istiyorsan, yani benim solum, ama sen bana dogru bakinca, senin saginda yer alan tarafda, yani saglar ve bekadakiler tarafinda olmak için, Allah dostu olmaya bak, ve nefsini Allahdan satin almaya bak, yoksa işde makasin o uzun bütün kagidi kestigi gibi, bir gün azrail, seni bütünden koparir, ama kopan parca yere topraga düşer, elimde ise kalan taraf ahiret yurduna dogru gidiyor, ahiret yurduna baki kalanlar yani, gelecekdeki müttekiler ve cennet ise, müminlerin yurdu, iyilerin yurdu, öyle olunca, kötülük edenlerin sonu, bir gün azrailin makasi ile kesişcek elbet, ve  eger sen hastalandin, yahut kaza gecirdin, ve ölümle penceleşirken, eger ölümü hisseden tarafda isen, sen o resimdeki bütünün sag tarafindaki kesilen, ve yere düşen tarafindasin, yani imtihani kazanip sirattan köprüden gecemedin, yani ince bir köprü, hani derler ya : bir sadakasi varmiş Allah el germiş, halbuki orada azrail ayni o şahisin birinin canini  coktan aldi, sen ucuz kurtulan isen, sen sirattan, yani o ince köprüden karşiya gecensin, ve bir gün sende köprünün beri tarafinda kalabailirsin dikkat et ey müslüman.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Şeytan insanın kan damarlarında dolaşır. Oruç ile onun yollarını daraltın"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhari, Ahkam, 31)</span><br />
<br />
Rivâyete göre İblis, Mûsâ A.S.’a:<br />
<br />
– “Tevbe etmek istiyorum, bana şefaat et. Şerrimden kurtulman için sana üç mesele söyleyeyim” dedi:<br />
 <br />
1 )    İnsan gazaplandığında, rûhum kalbinde, gözüm gözünde olur. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Damardaki kan gibi vücûdunda dolaşırım,</span> burnuna üflerim, ne yaptığını bilmez hale gelir, ben de, topaçla oynayan çocuk gibi onunla oynarım.<br />
2 )  İki ordu karşılaştığında insanlara yaklaşır; âilesi, çocukları, komşuları ve sevdikleri kimseleri hatırlatır, harpten kaçmaya teşvik ederim.<br />
3 )  Kendisine helâl olmayan kadınla yalnız kalan erkek arasında mutlaka fitne uyandırırım. İnsanlar şu üç halde benden kurtulamazlar.”<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
تِلْكَ الدَّارُ الْآخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الْأَرْضِ وَلَا فَسَادًا وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Tilked dârul âhıratu nec’aluhâ lillezîne lâ yurîdûne uluvven fîl ardı ve lâ fesâdâ, vel âkıbetu lil muttakîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
İşte bu ahiret yurdu ki onu, yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk ve fesat çıkarmayanlara has kılarız tahsis ederiz. Akıbet (Gelecek) muttekîlerindir (takva sahiplerinindir) Allahdan sakınan ve ona yakin gelenlerin yurdudur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym KASAS Suresi 83. ayet</span> <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatı Giriş istiaze Duası</span><br />
<br />
Esteuzubillah. <br />
inne ibadillahissalihiyne ve evliyaullahu, la havfün aleyhim velahüm, yahzenun.<br />
Ya Eyyuheşşeytanirracim ve hizbühü! Ya Eyyühed Deccal ve Hizbühü!<br />
inneküm leyse bi sultanillehüm. Vela Tağviyennehüm, vela tusallitennehüm, <br />
belhüm ibadillahilmuhlasiyn, Ve inneküm ve Hizbeküm illa şeytanirracim.<br />
Fahruc min hazel bedeni, min hazel beyti, min hazeşşehri, min hazel medinati,<br />
feinneküm raciym, <br />
ve inne aleyküm leane te ila yevmiddin.<br />
<br />
--oOo--<br />
<br />
Zikirimizin başindaki istiazeyi cekince belli olur, Eğer yaninda bir şeytan ve hizbi varsa, ve hatta damarlarinda geziyor ise, o zikiri, istiazeyi cekince, seni esnetir ve vücudundan çıkıp kacmak durumunda kalir, esnedinse onu cekince, bilki damarlarinda geziyormuş o an, ve sen istiazeyi cekince, işde cikdi ve kacdi demek olur bu, ve ardina 100 normal istiaze ve besmele daha, artik unuttugumuz anlarimizda da besmele cekmiş olmak için 100 istiazeli besmele ne güzel degilmi.<br />
Burda dikkat edilmesi gereken husus ise, manasini anlayinca farkedeceksiniz, Bu istiaze duasinin manasi ise :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatı Giriş istiaze Duasının Manası</span><br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Allahin Veli Kullarina yani Dostlarina ve Salih kullarina korku ve hüzünlenme yokdur.<br />
Ey şeytan ve ordusu, Ey Decccal ve Ordusu<br />
Sizin onlara bir hükümranliginiz yokdur, onlara iğva vererekde, onlari yoldan cikaramazsiniz, ve onlara tasallutlukda yapamazsiniz.<br />
Cünkü onlar Allahin Salih kullaridir.<br />
Siz ve ordularinizi ise Ulu Dergahdan (Allah katindan) kovulan şeytanlarsiniz.<br />
Bu bedenden defol çık, Bu Evdende defol çık, Bu şehirdende defol çık, Bu yöreden ve il den de defol çık, Siz Hepiniz kovuldunuz,<br />
Ey şeytanlar ve decal ve ordulari, kiyamete kadar, yani din gününe kadar, Allahin laneti üstünüze olsun.<br />
<br />
Burda dikkat edilcek husus, bu duanin terkibini ben yani karoglan  Hoca yapti, amma kurandan ayetleri derledim, ve bu formül ile rabbim bana dizayn ettirdi.<br />
yani o ayetlerin bazilari şöyle :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ وَكَفَى بِرَبِّكَ وَكِيلاً<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İnne ibâdî leyse leke aleyhim sultânun, ve kefâ bi rabbike vekîlâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
“Şüphesiz, (gerçek Salih) kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin hükümranligin olmayacaktır. Vekil olarak Rableri onlara yeter!”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym EN'AM-54 ayet</span><br />
<br />
Bu ayetten o duamizdaki senin Salih  has kullara sultanligin hükümranligin olmayacakdir bölümünü aldik.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ilham nedir? iğva Nedir? Vesevese Nedir</span><br />
<br />
Meleklerden gelen faydali yardım işaret ve seslere <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ilham denilir.</span><br />
şeytan ve hizbinden gelen saptirici işaret ses ve fikirlerede <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">iğva denilir.</span><br />
şeytanlardan bir grup olan Hannes şeytanlarinin, ibadetleri ifsad etmek için yaptigi saldiri yöntemi ile, kulaga gelen fisiltilar, mesela namazda saga sola bak der, yahut burnunu kolunu kaşindirip seni namazda gafil koyar, yahut orucken giybet ettirir, hacda sinirlendirir ki yanliş bir hareket yapasin, gibi fisiltilara ve fiillere <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">vesvese denilir</span> namazda hatiratina dünya işlerinden bazislarini getirek kac rekat kildigini önce unutturur, sonra sana sorar kacinci rekattasin şimdi der, sen afallar kalirsin.<br />
amma igva ise : şuna vur, şunu döv, alkol ic, şuna düşmanlik et, berikine büyü yap, şunuda öldür gibi bizatihi günaha teşvik eder, ve sanada onlari başarmanin yollarini ögretir ve bizatihi yardimci olur.<br />
Meleklrinin en zayifindan gelen ses ise, ya zor durumdaki bir insan yada hayvana duydugun merhamet ve acima hissi, yada vicdanin sesidir, sen bir hata ve yanliş yapinca, yahut günah işleyince de, icinde ciz eden bir yer, ve pişmanlik duyan yerinden gelen ses, keşke yapmasaydim dedirten ses, eger keşke yapmsaydim diyorsan, bir üst melek sesine gecer,  o sesler ise : bak burda tehlike var diye, sana işaretler ve seslerle uyarmaya başlarlar, sonra bazen sabah namazina kaldirirlar, veya sadik rüya ile yardım ederler yani ..... <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُومًا مَّدْحُورًا لَّمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ لأَمْلأنَّ جَهَنَّمَ مِنكُمْ أَجْمَعِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kâlehruc minhâ mez'ûmen medhûrâ(medhûren), le men tebiake minhum le emleenne cehenneme minkum ecmaîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah, dedi ki: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym A'RAF Suresi 18. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ وَإِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ إِلَى يَوْمِ الدِّينِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kâle fahruc minhâ fe inneke recîm. Ve inne aleykel lâ’nete ilâ yevmid dîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah, “Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym HİCR Suresi 34 ve 35. ayet</span><br />
<br />
<br />
Bu ayettende "FAHRUC" kelimesini aldik ve "harece" Haric olmak yada cikmak demek, ve fahruc ise defol cik demek.<br />
<br />
ve o duada diyoruz ki : bu bedenden cik,  Rabbimizin o ayette gecen emir kipi olunca, cikmak zorunda, sonra bedenden cikdi, amma biz o an bir evde isek, bu sefer vücudumuzdan cikdi amma, evimizde hala top oynuyor, o halde onun ardina  da diyoruzki  Bu evdende cik, amma burda dikkat edilcek husus, o an eger arabada gidiyorsan, otobüsde gidiyorsak, ikinci kelimemiz beyti (Ev) olmaz da seyyare (Otobüs) yada merkeb (Binek araba at esek) olur, yani binek ve otobüs demek lazimdir, yani bu otobüsden de cik diye emretmek gerekir yine, eger ucakda isek, bu teyyareden cik dememiz lazim, eger gemide isek, bugün google tercüme ediciden baktim, sefine demek, gemi demekmiş, yani fahruuc min hezessefine demek lazim o zaman, trende gidiyor isek, o vakit fahruc min hezel gıtar  dememiz lazimdir, yani bilincli dua etmek gerekir, yani ezberci olmamak lazimdir, eger arapcasini bilmiyorsak o zaman deyinki mesela fahruc min hezel ucak veya  min hezel otobüs, min hezel gemi gibi yani..... haşa Rabbimiz türkceya cokmu fransiz kalmişda türkce anlmayacak amma,  arapcada ebced vardir, türkceden ebced olmaz yani sözlerin frekans ve sayisal  degerleri sabittir arapcanin, orjinal notalardir.<br />
ve yine o ayettende yine  "fe inneke recîm. Ve inne aleykel lâ’nete ilâ yevmid dîn" bölümünü aldik<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ŞEYTANLARI YANINDAN KOVAN DUA VE AYETLER</span><br />
<br />
1)Eûzü okumak ve ârifin kalbindeki nurdur.<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Takvâ nûruyla eûzü çekip Allahü Teâlâ’ya sığınmak, şeytanla askerlerini perişan eder.<br />
Ebû Hüreyre Hz. yaşlı ve hasta olduğu halde “Yâ Rabbî! Zina fiilinden katil cinâyetinden sana sığınırım” diye duâ edince bu yaşta bu günahlardan korkuyor musun?” sözüne, “Nasıl korkmam, İblis hayatta!”demiştir.<br />
<br />
2) Bu Azametli Şeytan ve Hizbinden Allah a Sığınma Terkibini Çookca Okumak<br />
O Terkib bu aşağıdadır<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
رَبّيِ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ<br />
<br />
رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ<br />
<br />
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rabbi ennî messeniyeş şeytânu bi nusbin ve azâba.<br />
Rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîni,<br />
Ve eûzu bike rabbi en yahdurûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Şeytan bana bir yorgunluk ve azap (veya Hasatlik) dokundurdu.<br />
Şeytanların kışkırtmalarından ve dokunmlarından sana sığınırım,<br />
Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım Rab’bim!<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym SAD Suresi 41. ayetten pasaj ve MU'MİNUN (GAFiR) Suresi 97 ve 98. ayet)</span><br />
<br />
3) <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Sabah ve Akşam 2 defa 'Euzu billahissemiil alimi mineşşeytanirracim' 1 defada "Esteuzu billahissemiil alimi mineşşeytanirracim" dedikten sonra ardındanda besmeleyle Haşr suresinin son 3 ayetini okuyana 70 bin melek akşama kadar dua eder. O gün ölürse şehit olur.Akşam okursa sabaha kadar yine aynı şeylere kavuşur, Şeytanın hîlelerinden korunur , Ve Allahu Telaa O kimseleri, sağ taraflarından "<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hidâyetle</span>" , sol taraflarından "<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">inâyetle</span>", arkalarından "<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Nusretle</span>", önlerinden "<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ismet</span>" ile yardımla himâye eder korur, şeytanlarin tesirini def eder. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Şeytan Allahü Teâlâ’ya şöyle dedi:<br />
“Sen beni kovdun, ben de senin doğru yolun İslâm dînine mâni olmak için insanların önünden gelip ölümden sonra dirilme yok derim ve kıyâmet günü hakkında onları şüpheye düşürürüm; arkalarından gelir, dünyâya düşkün ederim; sağından gelip ibâdetlerine riyâ karıştırırım; solundan gelip kalplerine günah işleme zevki veririm.”<br />
Allahü Teâlâ ona:<br />
-“İzzet ve celâlime yemin olsun ki,ben de onlara eûzü ile emreder, bana sığındıkça sağ taraflarından hidâyetle, sol taraflarından inâyetle, arkalarından selâmetle, önlerinden yardımla himâye eder, senin tesirini def ederim buyurmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Günde bir defa eûzü okuyarak Allah a sığınan kimseyi Allahü Teâlâ himâye eder.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Eûzü ile günah kapılarını kapayın, besmele ile ibâdet kapılarını açın.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">iSTiAZE YANi EUZÜ ÇEKMENİN KAR VE KERAMETLERİ</span><br />
<br />
Eûzü çeken kimse beş nîmete kavuşur:<br />
<br />
1 ) İslâm Dîninde dâim olur.<br />
2 ) Muhkem kaleye girmiş olur.<br />
3 ) Peygamberler, sıddîklar şehitler ve sâlihlerle haşr olunur.<br />
4 ) Yerleri, gökleri yaratan Mevlâ’nın inâyet ve ihsanına kavuşur.<br />
5 ) Şeytanın hîlelerinden korunur<br />
<br />
Muhuttini Arabiden Rivayet Edilen, Şeytanın Hileleri Adlı Kitapta yer alan Hadislere göre, şeytan aleyhillane, Allah dan aldığı emir üzerine, Peygamberimizin mescidine gelerek, Peygamberimize ve orada hazir bulunan ashabaina, Yaptigi bütün hünerlerini, yaptigi kötülükleri, sevdiklerini, sevmedilklerini, bir bir anlatip hitam olarakda, şu cümleleri kullanmiştir :<br />
şeytan aleyhillane kendi durumumu da sana söyleyeyim Yâ Muhammed! (S.A.V.) dedi ve:<br />
–Kimseyi saptırmaya gücüm yetmez. Ben ancak vesvese veririm, kötü işi hoş gösteririm, o kadar…<br />
Eğer saptırmak elimde olsaydı, yeryüzünde Lâ ilahe illallah Muhammedür resûlüllah diyen, namaz kılan, oruç tutan kimse bırakmazdım.<br />
Sen de Allah’ın sevgili kulusun, tebliğ ile memursun, hidâyete kaadir değilsin… Eğer hidâyet elinde olsaydı yeryüzünde tek kâfir bırakmazdın, herkes mü’min olurdu.<br />
Sen Allah’ın kulları üzerinde bir delilsin. Ben de ezelde şekâveti yazılanlara bir sebebim. Said, ana karnında said; şakî, ana karnında şakîdir. Hepsinin hâlıkı Allah’tır…”<br />
Bundan sonra Resûlüllah S.A.V. şu âyet-i kerimeyi okudu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَوْ شَاء رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلاَ يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ إِلاَّ مَن رَّحِمَ رَبُّكَ وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لأَمْلأنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ <br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lev şâe rabbuke le cealen nâse ummeten vâhideten ve lâ yezâlûne muhtelifîn. İllâ men rahime rabbuke, ve li zâlike halakahum, ve temmet kelimetu rabbike le emleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmaîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir(Gece ile gündüz, kara ile ak, iyi ile kötü, aci ile tatli gibi iki kutupluluk, yani dualite devam edecek emridir bu ayet). Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, “Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım” sözü kesinleşti.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym HUD Suresi 118 ve 119. ayet)</span><br />
<br />
Resûlüllah S.A.V. İblis’e:<br />
–Yâ Ebâ Mürre! Senin tevbe edip Allah’a dönmen mümkün değil mi? Cennete girmene kefil olurum, söz veririm, buyurdu.<br />
İblis:<br />
–Yâ Resûlallah! İş, verilen hükme göre oldu. Kararı yazan kalem kurudu. Kıyâmete kadar ne yazıldıysa o olur. Seni peygamberlerin efendisi, cennet ehlinin hatîbi kılan ve seni halkın içinden seçip mahlûkatın efendisi yapan, beni de şakîlerin efendisi, cehennem ehlinin hatîbi yapan, Allah’tır. Ve O, bütün noksan sıfatlardan berîdir.<br />
İşte bu söylediklerim sana son sözümdür ve söylediklerimde hiç bir hilâfım yoktur, dedi.<br />
<br />
---------oooOOooo---------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Bir Müslümana her hangi bir musibet, bir sıkıntı, bir gam dokunursa, hatta kendisine bir diken dahi batsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefaret yapar.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhari, Marda,1; Müslim, Birr, 52. Tirmizi, Cenaiz, 1.)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Allah’ın müminler için ön gördüğü hükmü kararı beni oldukça sevindirmektedir. Şöyle ki; kendisine bir hayır bir iyilik dokunsa Rabbine hamd eder ve şükreder. Başına bir musibet gelse hamd eder, sabreder. Her durum da hatta hanımının ağzına koyacağı bir lokmadan ötürü dahi mümin için bir ücret, bir mükâfat vardır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ahmet b. Hanbel, 1/173)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Mümin kişi hayrete şayandır. Zira işinin hepsi onun için hayırdır. Bu özellik yalnız mümine özgüdür,(aittir) Bir olaya sevinir ve şükreder. Bu iş onun için hayırdır. Başına üzücü bir işle karşılaşır (bela gelirse )sabreder, isyan etmez bu da onun için hayırdır.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Müslim, Zühd,13. Ahmet b. Hanbel,V,24.)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Şerh-i Evrad-ı Mevleviyye Hz. Mevlana'nın Dualarında derlerki</span><br />
<br />
Âhiret hazırlığımız ve oradaki azığımız şu sözlerdir: Her türlü kötü hal ve tehlike için “Lâ ilâhe illallah” (Allah’tan başka ilâh yoktur), her türlü bolluk ve bereket için “Elhamdülillâh” (hamd, Allah’a mahsustur), her türlü genişlik için “Eşşükrü lillâh” (şükür, Allah’a mahsustur), her türlü hayret verici şey için “Sübhânellah” (Allah, kusur, eksik ve aczden münezzehtir), her türlü darlık için “Hasbiyallah” (Allah, bana yeter), her günah için “Estağfirullah” (Allah’ım affını isterim), her üzüntü için “Mâşaallah”, (Allah böyle diledi), her İlâhî takdir için “Tevvekkeltü alellah” (Allah’a tevekkül ettim), her musibet için “innâ lillâh”(Biz Allah’ın kuluyuz), her ibâdet ve günah için “lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” (ibadetleri yapmak ve günahlardan kaçınmak ancak Allah’ın kudretiyle yardım etmesiyle mümkündür) ve her türlü keder için de “isteantü billâh” (Allah’tan yardım isterim).<br />
<br />
--oOo--<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dört maddeli hadis-i şerifler</span><br />
<br />
Hikmet sahipleri demişler ki;<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dört şey güzeldir, fakat dört şey ondan daha güzeldir.</span><br />
<br />
1. Erkeklerin utanması güzeldir. Fakat kadınların utanması ondan daha güzeldir.<br />
2. Herkesin adil olması güzeldir. Fakat emir sahiplerinin adil olması daha güzeldir.<br />
3. İhtiyarın tevbesi güzeldir. Fakat gencin tevbesi daha güzeldir.<br />
4.Zenginin cömertliği güzeldir. Fakat fakirin cömertliği daha güzeldir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dört şey kötüdür. Fakat dört şey ondan daha kötüdür.</span><br />
<br />
1. Gencin günah işlemesi kötüdür. Fakat yaşlının günah işlemesi daha kötüdür.<br />
2. Cahilin dünya işlerine dalması kötüdür. Fakat alimin dünya işlerine dalması daha kötüdür.<br />
3. İnsanların ibadette gevşeklik yapması kötüdür. Fakat hoca ve talebelerin ibadette gevşeklik yapması daha kötüdür.<br />
4. Zenginlerin kibri kötüdür. Fakat fakirin kibri daha kötüdür.<br />
Güneş her varlığın üzerine aynı doğar<br />
Amma gül başka leş başka kokar...<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört şey saadettir.</span><br />
<br />
1- Saliha kadın,<br />
2- Rahat ev,<br />
3- İyi komşu,<br />
4- İyi binek. (Hâkim)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört şeyden sakınan Müslüman Cennete girer.</span><br />
<br />
1- Cana kıymak,<br />
2- Haram yemek,<br />
3- Zina etmek,<br />
4- İçki içmek. (Bezzar)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dört şey imanın gitmesine sebep olur.</span><br />
<br />
1- Bildiği ile amel etmemek,<br />
2- Bilmediği ile amel etmek,<br />
3- Bilmediğini öğrenmekten çekinmek,<br />
4- Öğreneni de, bundan yasaklamak. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
Dünyaya insen<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört kimseye Allahü teâlâ yardım eder.</span><br />
<br />
1- Gaziye,<br />
2- Evlenene,<br />
3- Kölelikten kurtulmak isteyene,<br />
4- Hacıya.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört haslet sahibi, Cennet’te köşklere kavuşur.</span><br />
<br />
1- Tevhid ehli olmak,<br />
2- Günahını müteakip istigfar etmek,<br />
3- İyilik edince, elhamdülillah demek,<br />
4- Musibet gelince, (İnna lillah ve inna ileyhi raciun) demek. (Deylemi)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört kişi hariç, Cuma, her Müslümana farzdır.</span><br />
<br />
1- Köle,<br />
2- Kadın,<br />
3- Çocuk,<br />
4- Hasta. (Hâkim)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört haslet bulunan başka şeye üzülmesin.</span><br />
<br />
1- Doğru konuşmak,<br />
2- Emanete riayet,<br />
3- Güzel ahlaklı olmak,<br />
4- Yiyip içmekte iffetli olmak [Haramdan sakınmak]. (Taberani)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört şey, münafıklık alametidir.</span><br />
<br />
1- Yalan söyler,<br />
2- Verdiği sözde durmaz,<br />
3- Ahdine bağlı kalmaz, ihanet eder,<br />
4- Tartışmada haktan ayrılır. (Tirmizi)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört nimete sahip olan, dünya ve ahiret hayrına kavuşur.</span><br />
<br />
1- Zikreden dile,<br />
2- Şükreden kalbe,<br />
3- Belaya sabırlı bedene,<br />
4- Hıyanet etmeyen kadına. (Taberani)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört kişi, [affa veya şefaate uğramadan yahut cezasını çekmeden] Cennete girmez.</span><br />
<br />
1- Devamlı içki içen,<br />
2- Faizcilik yapan,<br />
3- Haksız yere yetim malı yiyen,<br />
4- Ana babasına âsi olan. (Hâkim)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört dua, kabule şayandır.</span><br />
<br />
1- Âdil hükümdarın duası,<br />
2- Din kardeşine gıyaben edilen dua,<br />
3- Mazlumun zâlime ettiği beddua,<br />
4- Ana baba duası. (Ebu Nuaym)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört kişiye, Allah buğz eder.</span><br />
<br />
1- Çok yemin eden satıcı,<br />
2- Kibirli fakir,<br />
3- Zinakâr ihtiyar,<br />
4- Zâlim hükümdar. (Nesai)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört şey Cennet hazinesidir.</span><br />
<br />
1- Sadakayı gizli vermek,<br />
2- Musibetini gizlemek,<br />
3- Salih akrabayı ziyaret,<br />
4- Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh demek. (Hatib)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz.</span><br />
<br />
1- Ömrünü nerede, nasıl geçirdi?<br />
2- İlmi ile nasıl amel etti?<br />
3- Malı nerede nasıl kazandı, nerelere, nasıl harcadı?<br />
4- Bedenini nerede yordu, hırpaladı? (Taberani)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İlim hazinedir, anahtarı sual sormaktır. Bir sual sorulunca, şu dört kişi sevaba kavuşur.</span><br />
<br />
1- Suali soran,<br />
2- Suale cevap veren,<br />
3- Bunları dinleyenler,<br />
4- Ne güzel sual soruluyor ve cevap veriliyor diye bunları sevenler. (Ebu Nuaym)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Akıllı kimse, vaktini dört kısma ayırır.</span><br />
<br />
1- İbadet için,<br />
2- Kendini muhasebe için,<br />
3- Emr-i maruf için,<br />
4- Helâl kazanç için. (Deylemi)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kadınla dört hasleti için evlenilir.</span><br />
<br />
1- Malı,<br />
2- Asaleti,<br />
3- Güzelliği,<br />
4- Dini.<br />
Sen dindar olanını tercih et ki, mutlu olasın. (Buhari)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört haslet, enbiyanın sünnetidir</span><br />
<br />
1- Hayâ,<br />
2- Güzel koku,<br />
3- Evlenmek,<br />
4- Misvak. (Tirmizi)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dört şey, dört şeye doymaz.</span><br />
<br />
1- Göz bakmaya,<br />
2- Toprak yağmura,<br />
3- Kadın kocasına,<br />
4- Âlim ilme. (Ebu Nuaym)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allahü teâlâ buyurdu ki: Kullarıma dört haslet verdim.</span><br />
<br />
1- Zahireye güve musallat ettim, yoksa zenginler bunu altın gümüş gibi saklarlardı.<br />
2- Cesede kokmayı musallat ettim, böyle olmasaydı, dost dostu hiç gömmezdi.<br />
3- Üzüntü için teselli verdim, yoksa nesil kesilirdi.<br />
4- Ecel verip, emeli uzattım. Yoksa [ölüm var diye] kimse geçim derdine düşmez, dünya, bakımsızlıktan harap olurdu. (Hatib)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İnsanlar, mal ve ilim yönünden dört gruba ayrılır:</span><br />
<br />
1- Allahü teâlânın mal ve ilim verdiği kimse. O kimse, Rabbinden korkar. Allahın bunda bir hakkı olduğunu bilerek, akrabalarına iyilik yapar. Bu kimse, en üstün derecededir.<br />
2- Allahü teâlânın mal vermediği; fakat ilim verdiği iyi niyetli kimse. (Eğer malım olsaydı, malımı Allah yolunda harcardım) diye düşünür. Bu kimse iyi niyetinden dolayı, birinci gruptaki insan gibi mükâfat alır.<br />
3- Allahü teâlânın mal verdiği; fakat ilim vermediği kimse. Bu kimse malını bilgisizce harcar, Allahtan korkmaz, Allahın onda, bir hakkı olduğunu bilmediği için akrabalık haklarını yerine getirmez. İşte bu kişi, en kötü derecededir.<br />
4- Allahü teâlânın, ne mal ne de ilim verdiği kimse. Bu da, (Eğer malım olsaydı, üçüncü gruptaki kişi gibi davranırdım) diye düşünür. Bu da niyetine göre, üçüncü gruptaki gibi günaha girer. (Tirmizi)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şehitler dört derecedir.</span><br />
<br />
1- İmanı sağlam olan mümin. Düşmanla karşılaşır, Allah’a verdiği söze sadık kalarak ölünceye kadar savaşır. İşte bu kimse, Kıyamette herkesin imrenerek baktığı şehittir.<br />
2- İmanı sağlam korkak mümin. Düşmanla karşılaşır, çok korkar. Nerden geldiği belli olmayan bir şey ölümüne sebep olur. Bu, ikinci derecededir.<br />
3- İyi ve kötü ameli olan mümin. Düşmanla karşılaşır, Allah’a verdiği söze sadık kalarak öldürülünceye kadar çarpışır. Bu üçüncü derecedir.<br />
4- Günahkâr mümin. Düşmanla karşılaşır. Allah’a verdiği sözde sadık kalarak öldürülünceye kadar savaşır. Bu da, dördüncü derecedir. (Buhari)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört gece, gündüzü gibi faziletlidir.</span><br />
<br />
1- Kadir gecesi,<br />
2- Arefe gecesi,<br />
3- Berat gecesi,<br />
4- Cuma gecesi. (Deylemi)<br />
<br />
-----oooOOooo-----<br />
<br />
Bilgisayara Format Atinca, her ne kadar bütün bilgileri sildi gözüksede, hakiki webmaster birisi, onun icinden eski bilgileri yeniden cikarabiliyorsa,<br />
insanda tövbe edip günahindan pişman olunca, her ne kadar affedilip hic işlememiş gibi olsada, yani vücutta bir yerini bicak kesse, yada kurşun yarasi olsa, yara iyileşse bile, hep izi kalirsa, işde günahinda tamamen silinmesi elbette yokdur, ya benlikden ya ruhdan ya kalpte bir yara acmişdirn ve o yarasi iyi olsa bile, izi kalir. ve yanardaglar nasil elli sene sönük dursa bile. bazi yanardaglar tekrar tütmeye yanmaya başladigi gibi, alkolik olan birisi, tedavi olsa, sigara icen birisi, sigarayi biraksa bile, elli sene icmese bile, elli sene sonra iki tane icince, yeniden o hastalik depreşip, eski halini aliverir, o yüzden, günahda işde terketsen, yapmasan bile, bir defa tattigin için, bir gün yeniden cazip gelip seni yikabilir. ve yine Bir hadisde<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her kim, Kâ­be-i Mu­az­za­ma’ya hac ni­ye­tiy­le gidip, Arafat ta vakfesini yapan, sonra da Müzdelilfe ye inip orada da vakfesini yapan, fısk ve refes iş­le­me­dende haccı­nı eda eden kimse, ana­sın­dan doğ­du­ğu gi­bi gü­nah­sız bir şe­kil­de ter­te­miz ola­rak evi­ne dö­ner.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Müs­lim, Hac, 438 -Buhari Hac,4 - Süyûtî el-Camiu’s-sağir )</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Öyle günahlar vardır ki, onları Arafat'ta duruş ibadeti (vakfe) yapmaktan başka hiç bir ibadet af­fettiremez<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Süyûtî el-Camiu’s-sağir)</span><br />
<br />
Nasil Nuh dede dünyaya format atip, bir dua edip, duasinin kabulu ile dünyaya, su ile format atilip, tertemiz yapildi ise, amma ondan seneler sonra, ayni günahkkarlar, yine dünyada gezer olduysa, arafat hac ve vakfede format atmak gibidir, yine özel ve güzel gecelerdede, yani kandil geceleri, bayram geceleri cuma geceleri gibi kutsal ve önemli gecelerde, işde ayni sistem ile, günahlara ve kirlere, eski günahkar hayata format atmak gibidir, amma bunu yaptik diye isavilerin indandigi gibi inanamayin, onlar der ki isa carmihda gerildide bizim günahimizi affettirdi, yani o yüzden hiristiyan olanlarin günahi afedilmiş olur gibi bir düşünce, yani öyle olurmu, Hz. Nuh temizledi ama, bugün ayni günahlari işleyen  insanlar türedi, öyle olunca insan ve dünya temiz kalabilirmi, elini sabunla yikadin, aradan 10 dakika gecince elini hijyen labaratuarinda bir incele, yine binlerce mikrop elinde üremiş olur, cünkü temiz kalmak zor, ama temiz kalmak zor diye  de ellerini hic yikama demek degil bu,  yani isavilerin vaftiz suyuyla yikaniup bir daha banyo yapmamalari gibi yani, yani hacca gitmek parali, o yüzden bazilari, biz ne yapacahiz, biz fakiriz, biz nasil peki böyle anadan dogma gibi tertemiz olalim deyince, yine peygamberimizin bir başka hadisi, bu kimselerin derdine derman oluverir, nedir o hadis :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Her kim geceyi itat taatle ifa edip, sabah namazını da kıldıktan sonra, oturup güneş doğuncaya kadar zikir ve ibaddet meşgul olsa, güneş doğunca da iki rekat <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İşrak - kuşluk</span> namaz kılsa, bir nafile hac ve umre sevabına nail olur."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,İhya, İbni Mace, Tirmizi, Ebu Davud,Müslim,Ebu Ya’la,Ebuşşeyh)</span><br />
<br />
Evet elbette kuranda yer aldığı gibi, kadir gecesi gibi, bazi geceler, bire bin verir, yani amma nasil, loto toto ve milli piyangodan kazanan, mesala bir devlet 85 milyon nüfuslu ise, ve bunun 40 milyonu piyango aliyorsa, kazanan toplam 50 kişi yada 1000 kişi ise, işde bu gecelerden hakkiyla yararlanip faydalanabilenlerde ancak cüzi miktarda kimselerdir, "<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ameller, niyetlere göredir</span>" ve eger siz agustos böcegi gibi, bir yaz yatipda, işi bir kadir ve berat gecesine baglarsaniz, siz babayi alirsiniz ancak, yoksa diger bir sene calişan karincalar gibi insanlar enayimi, yani beleşci olmamak babi ile, o yüzden sirtini bu gecelere dayama, ve ibadet taat ve zikirlerini, hem güne, hem aylara, hemde seneye yay, ancak bu geceleride ihmal etme, Elbet bazi geceler ve günler, önemli ve degerli günlerdir, o gecelerde yapilan ibadet ve zikirlerde , elbet başka günlerde yapilanlardan cok daha degerlilerdir, yani nasil zeytin var, birde marmara birlik jumbo var, her zeytin aynimi? degil, her zeytinyagi aynimi degil. yine peynir var. ama nasil edirne peynirinin yada kars kaşgavalinin tadi başka ise, o gecelerinde degeri ve tadi farkli işde, niyetiniz halis olursa, elbet kaybetmez kazanirsiniz, yatip yatip işi bir piyango ile halleden beleşci müslüman olmayin tabiki.<br />
<br />
---oooOOooo---<br />
<br />
intihar edenin namazi kilinmaz meselesine bir aciklik, kilnir amma, kilinmama sebebine gelince, intihar eden kimse, hem ona verilen cani alma hakki olmadigi için, hemde  ona aynen, azraile büyük kiyamet kopmazdan önce, herkesin canini almasini emredip, herkes ölüp  sonrada o tek kalinca,  sende git ve öl diyecek Rabbimiz, yani onada intihar et diyecek, ve intihar edenler azrail meleginin  sünnetini ve görevini yapanlardir, ve o intihar edince, onun namazini kilacak başka kimse yok ki, o ölünce artik namazsiz ölen, yani cenaze namazi kililnmayan kimse azraildir, öyle olunca, intihar edeninde namazi kilinmaz gibi bir hüküm var, amma kilmak efdaldir, cünkü müminlerin onu (öleni) ugurlama törenidir o cenaze namazi sadece, yani o adam hicmi iyi bir amel etmediki, onu ugurlamaya bile mehel görmemek, ne ayip yani, onuda bir anne dogurdu, el bebe gül bebe büyüttü, amma bazi dertler ona agir geldi, ve intihar etti, ve azrailin o sünnetini üstlendi, evet azrailde diyecekmiş işte o zaman, keşke kimsenin canini almasaydim diyecekmiş, ona cok zor gelecekmiş intihar etmek kendi canini almak, evet cok zor görev. ve Bu yüzden Kılınmamasıda efdaldir, çünkü Azraillik görevi öyle gerektirir. <br />
<br />
---oooOOooo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatı Zikirindeki Kef Suresi Ayeti Zikrinin Sebebi</span><br />
<br />
Resûlullahın Deccalın fitnesinden korunmak için Kehf Sûresinin ilk âyetlerini okuma tavsiyesi de yer almaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
'Kehf Sûresinin ilk on âyetini ezberleyen kimse deccalın fitnesinden korunur.' <br />
<br />
"Kehf Sûresinden on âyet okuyan kimse deccal fitnesinden korunur"<br />
<br />
"Kehf Sûresinin ilk ve son âyetlerini okuyanın vücudunu nur kaplar. Sûrenin tamamını okuyanın yerle gök arasını dolduran nuru olur."<br />
<br />
"Allah, Cuma günü Kehf Sûresini okuyan kimsenin Kâbe ile arasındaki mesafeyi nurlandırır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Tirmizî, Müslim)</span><br />
<br />
Ebû’d-Derdâ radiyallahü anh bildirmiştir:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her kim Kehf Sûresinin başından üç âyet okursa Deccal fitnesinden korunur.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Tirmizî)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatı Zikirindeki Kef Suresi Ayeti  Budur:</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşedâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
onlar Mehdi kissasini isa dan naklen duymuşlar ve o magarda yatmadan önce dedilrki<br />
<br />
 “Ey Rabbimiz,biz şimdi ölüme ve uykuya yatiyoruz amma, bize Senin katından bir rahmet olarak, bizi o emirin Raşidin (Mehdinin) zamaninda yeniden canlandir, Heyyi'i et hayat ver. dediler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym KEHF Suresi 10. ayetten pasaj)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ashab-ı Kehf Hz. Mehdi'nin Yardımcıları Arasına Katılacaktır</span><br />
<br />
İbni Merdüye, tefsirinde İbni Abbas hadisini merfu olarak tahric etti. O şöyle dedi:<br />
<br />
Ashabı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Kitabul Burhan, VI. Bölüm)</span><br />
<br />
İmam Ebu İshak Salebi Kuran tefsirinin Ehli Kehf Kıssasını anlatırken diyor ki:<br />
<br />
Mehdi çıktığı zaman, Ehli Kehf'e gidip selam verince, Allah onları diriltecek ve Mehdi'nin yanında yerlerini alacaklardır. Daha sonra yattıkları yere dönüp kıyamete kadar da kalkmazlar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Kitabul Burhan, VI. Bölüm)</span><br />
<br />
Hz. Huzeyfe (ra) dan rivayete göre;<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: </span><br />
<br />
Mehdi zuhur edinceye kadar ümmetim haşrolunmaz. Allah (cc) ona üç bin melek ile yardım edecektir Ashab-ı Kehf de onunla beraber bulunup kendisinin yardımcılarından olacaklar."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İmam-ı Suyuti diyor ki:</span><br />
<br />
Ashabı Kehf'in uykusunun bu zamana kadar tehirinin sebebi, Allah'ın onlara bir ihsanıdır. Çünkü onlar Mehdi'ye yardımcı olacak ve böylece ümmeti Muhammed'e dahil olma şerefi kazanacaklardır. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Celaleddin Suyuti'nin tasnifinden hadisler. Ahir Zaman Mehdisi'nin alametleri s. 59 kahraman neşriyat)</span><br />
<br />
Resulüllah(sallallahü aleyhi ve sellem) Ashabı Kehf görmek istedi.Allahü Teala**Dünyada onları göremezsin, fakat ashabından dört kişi gidip onlara(senin) peygamber olduğunu bildirsinler. İslam dinini tebliğ eylesinler** diye vahyetti.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz(s.a.v) Cebrail (a.s.) ile müşavere edince,Cebrail(a.s.) dedi ki,**Ya Resulallah, mübarek hırkanızı yere seriniz, bir tarafına Ebu Bekir,bir tarafına Ömer,bir tarafına Osman, bir tarafına Ali(r.a.) otursunlar,Allahü Tealaya dua et, Süleymana (a.s.)verdiği rüzgarı senin emrine versin.**dedi. Resulallah Efendimiz(s.a.v) dua edince , o rüzgar geldi, onları götürdü. Mağara kapısına varıp, içeri girdikleri zaman, Kıtmir dirilip karşıladı. Tabasbus ederek Ashabı Kehfin bulundukları yere getirdi. Allahü Teala Ashabı Kehf uyandırdı.<br />
<br />
Sahabiler,**esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü**diye selam verdiler. Onla da **ve aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatüh** dediler. Sonra sahabiler dediler ki.;**Ey Ashabı Kehf ey yiğitler! Allahın peygamberi Muhammed bin Abdullahın size selamı var.** Ashabı Kehf **Allahın Resulü Muhammede selam olsun. İslam dinini bize bildirdiğiniz için size de selam olsun. Dini İslamı kabul ettik. Bizden Muhammed aleyhiselama selam söyleyiniz. ** deyip tekrar uykuya vardılar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">BİR DAHA HZ. MEHDİ ZAMANINDA UYANIRLAR.</span><br />
<br />
Bunu Cebrail(a.s.) Resulüllaha(s.a.v.)haber verdi.Ashab(r.anhüm)rüzgar ile geldiler. Resulüllah onlara sual edip **Ashabı Kehfi nasıl buldunuz?** buyurunca , onlar da vaziyeti anlatıp, selamlarını söylediler. Resulüllah dua edip **Ya rabbi, benimle ashabımı ayırma, beni ve Ehli beytimi sevenleri mağfiret et** buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bir başka hadis-i şerifte ise, Resulullah (SAV)efendimiz şöyle buyurdu:</span><br />
<br />
"Ashab-ı kehf, İsa'nın yardımcıları olacaklardır." İsa (AS) Mehdi vaktinde yere inecektir. Mehdi, Deccalin katlinde İsa'ya (AS) muvafakat eder. Onun saltanatı vaktinde, Ramazan ayının on dördünde güneş tutulacaktır; o ayın ilkinde ise ay kararacak. Bunların oluşu, adetin ve müneccimlerin hesabı hilafına olacaktır.<br />
<br />
<br />
<br />
Rabbim Teala ve Tekades Hazretleri, Tarikimize intisab edibde, bu Ashabi kehfin nidasi olan dua ile, dua eden, zikir eden bütün müntesiblerimizi, Deccalin fitnesinden muhafaza eylesin, ve onu okuyan herkese de,  O nun yani mehdinin vaktinde oldugumuz için, ashabi kehfde kalkmiş olmali, ve aramizda dolaşiyor olmalilar, rabim onlarida görüp, tanişip müşahede etmeyi nasip eyelsin , onlari bize, bizleride O nlara kavuştursun, ve O nlari muhafaza ettigi gibi, mehdi ve cemaatinide, ahirzman fitnelerinden koruyup muhafaza eylesin. Amin,amin, Amiiin.<br />
<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 08 Mayıs 2018 Vaazi Salı <br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kaldığı Yerden Devam Eden - Öldüğü Yerden Devam Eden </span><br />
<br />
(Kar©glanin 08 Mayıs 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
رَبّيِ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ<br />
<br />
رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ<br />
<br />
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rabbi ennî messeniyeş şeytânu bi nusbin ve azâba.<br />
Rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîni,<br />
Ve eûzu bike rabbi en yahdurûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu.<br />
Şeytanların kışkırtmalarından ve dokunmlarından sana sığınırım,<br />
Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım Rab’bim!<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym SAD Suresi 41. ayetten pasaj ve MU'MİNUN (GAFiR) Suresi 97 ve 98. ayet)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her kim bir musibete uğradığında “İnna lillahi ve inna ileyhi raci’un” demek suretiyle Rabbine yönelir ve sığınırsa Allah, o musibetten kaynaklanan yarayı sarıp sarmalar.. o kişiye güzel bir akıbet hazırlar ve o musibeti izale buyurup onun yerine çok uygun ve kulunun da hoşnut olacağı şartlar yaratır.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Taberani, Mu’cemu’l-Kebir. 12/ 255)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Bir Müslümana her hangi bir musibet, bir sıkıntı, bir gam dokunursa, hatta kendisine bir diken dahi batsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefaret yapar.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Buhari, Marda,1; Müslim, Birr, 52. Tirmizi, Cenaiz, 1)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Allah’ın müminler için ön gördüğü hükmü/kararı beni oldukça sevindirmektedir. Şöyle ki; kendisine bir hayır /bir iyilik dokunsa Rabbine hamd eder ve şükreder. Başına bir musibet gelse hamd eder, sabreder. Her durum da hatta hanımının ağzına koyacağı bir lokmadan ötürü dahi mümin için bir ücret, bir mükâfat vardır.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ahmet b. Hanbel, 1/173)</span><br />
<br />
Ölüm ve ahiret hususunda bizim keşfen bildigimiz şey, insanin başina bir musibet gelipte, ölümden kurtulduysa, bil ki orada o kimsenin aynindan bir tanese daha var, ve o kimse ölümden kurtulamadi ve o, o musibetten o anda öldü, ve bu dünyadan ayrildi, ve mezara topraga döndü. Amma ayni kimsenin evladi, akrabasi, kocasi, anasi, babasi, coluk cocugu varsa, onlar ise, ayni cizgide devam edip, onlar ise onsuz yoluna devam eden bir hayat cizgileri var. ve fakat yine sen, o ölen kimse, amma seninda ayni cizgide, bütünden kopan diger bölümde, ölümden kil payi kurtulup, devam eden, baki kalan bir sen daha var, yani paralel evren ve, paralel hayatlar. ve kader cizgisi ve beka ve ahiret yorumumuz : yani öyle olunca, ahiret senin gelecekdeki o devam eden halin demek, eger o sen, iyilerden isen, iyi bir hal ile yoluna devam ediyor, ve ölmeyen, hep kurtulan bir sen var, amma senin yanliş yapan tarafin ise, senden kopup, o ise topraga dönmekde, ve ceza ise ceza, mükafat ise mükafat ile karşilanmakda. yani öyle olunca, ahiret işde Allah a yakin ve dost evliya olanlarin yurdu, evliya demek dedik ki gecen hafta, Allah in fun kulubu üyeleri demek gibi, yani fun clup yada, mümin ve inananlarn yahutta Allahi seven ve, Allahinda onlari sevdigi kimseler, ve beka ve ahiret yurdu, işde ancak bu kimselerin elinde, ve eger yanliş yapiyorsan, bilki bír gün önüne ölüm melegi gelip cikcak, ve o resimdeki gibi, seni bütünden koparip topraga, ve cezaya göndercek, sen ahiret yurduna gecemeyeceksin, eger iyilerden isen, senin devam eden iyi bir halin var, ve o halin ise, yine başka menzilde, başka bir imtihandan belki başka yanlişlar yaparak, o da ölümle kesişcek, ve gemiden incek, hayat gemisinden incek, amma yine senin ise hep kurtulan bir tarafin ve devam eden bir halin olmasi için, yani o resimdeki soldaki tarafda yer almak istiyorsan, yani benim solum, ama sen bana dogru bakinca, senin saginda yer alan tarafda, yani saglar ve bekadakiler tarafinda olmak için, Allah dostu olmaya bak, ve nefsini Allahdan satin almaya bak, yoksa işde makasin o uzun bütün kagidi kestigi gibi, bir gün azrail, seni bütünden koparir, ama kopan parca yere topraga düşer, elimde ise kalan taraf ahiret yurduna dogru gidiyor, ahiret yurduna baki kalanlar yani, gelecekdeki müttekiler ve cennet ise, müminlerin yurdu, iyilerin yurdu, öyle olunca, kötülük edenlerin sonu, bir gün azrailin makasi ile kesişcek elbet, ve  eger sen hastalandin, yahut kaza gecirdin, ve ölümle penceleşirken, eger ölümü hisseden tarafda isen, sen o resimdeki bütünün sag tarafindaki kesilen, ve yere düşen tarafindasin, yani imtihani kazanip sirattan köprüden gecemedin, yani ince bir köprü, hani derler ya : bir sadakasi varmiş Allah el germiş, halbuki orada azrail ayni o şahisin birinin canini  coktan aldi, sen ucuz kurtulan isen, sen sirattan, yani o ince köprüden karşiya gecensin, ve bir gün sende köprünün beri tarafinda kalabailirsin dikkat et ey müslüman.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Şeytan insanın kan damarlarında dolaşır. Oruç ile onun yollarını daraltın"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhari, Ahkam, 31)</span><br />
<br />
Rivâyete göre İblis, Mûsâ A.S.’a:<br />
<br />
– “Tevbe etmek istiyorum, bana şefaat et. Şerrimden kurtulman için sana üç mesele söyleyeyim” dedi:<br />
 <br />
1 )    İnsan gazaplandığında, rûhum kalbinde, gözüm gözünde olur. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Damardaki kan gibi vücûdunda dolaşırım,</span> burnuna üflerim, ne yaptığını bilmez hale gelir, ben de, topaçla oynayan çocuk gibi onunla oynarım.<br />
2 )  İki ordu karşılaştığında insanlara yaklaşır; âilesi, çocukları, komşuları ve sevdikleri kimseleri hatırlatır, harpten kaçmaya teşvik ederim.<br />
3 )  Kendisine helâl olmayan kadınla yalnız kalan erkek arasında mutlaka fitne uyandırırım. İnsanlar şu üç halde benden kurtulamazlar.”<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
تِلْكَ الدَّارُ الْآخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الْأَرْضِ وَلَا فَسَادًا وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Tilked dârul âhıratu nec’aluhâ lillezîne lâ yurîdûne uluvven fîl ardı ve lâ fesâdâ, vel âkıbetu lil muttakîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
İşte bu ahiret yurdu ki onu, yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk ve fesat çıkarmayanlara has kılarız tahsis ederiz. Akıbet (Gelecek) muttekîlerindir (takva sahiplerinindir) Allahdan sakınan ve ona yakin gelenlerin yurdudur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym KASAS Suresi 83. ayet</span> <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatı Giriş istiaze Duası</span><br />
<br />
Esteuzubillah. <br />
inne ibadillahissalihiyne ve evliyaullahu, la havfün aleyhim velahüm, yahzenun.<br />
Ya Eyyuheşşeytanirracim ve hizbühü! Ya Eyyühed Deccal ve Hizbühü!<br />
inneküm leyse bi sultanillehüm. Vela Tağviyennehüm, vela tusallitennehüm, <br />
belhüm ibadillahilmuhlasiyn, Ve inneküm ve Hizbeküm illa şeytanirracim.<br />
Fahruc min hazel bedeni, min hazel beyti, min hazeşşehri, min hazel medinati,<br />
feinneküm raciym, <br />
ve inne aleyküm leane te ila yevmiddin.<br />
<br />
--oOo--<br />
<br />
Zikirimizin başindaki istiazeyi cekince belli olur, Eğer yaninda bir şeytan ve hizbi varsa, ve hatta damarlarinda geziyor ise, o zikiri, istiazeyi cekince, seni esnetir ve vücudundan çıkıp kacmak durumunda kalir, esnedinse onu cekince, bilki damarlarinda geziyormuş o an, ve sen istiazeyi cekince, işde cikdi ve kacdi demek olur bu, ve ardina 100 normal istiaze ve besmele daha, artik unuttugumuz anlarimizda da besmele cekmiş olmak için 100 istiazeli besmele ne güzel degilmi.<br />
Burda dikkat edilmesi gereken husus ise, manasini anlayinca farkedeceksiniz, Bu istiaze duasinin manasi ise :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatı Giriş istiaze Duasının Manası</span><br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Allahin Veli Kullarina yani Dostlarina ve Salih kullarina korku ve hüzünlenme yokdur.<br />
Ey şeytan ve ordusu, Ey Decccal ve Ordusu<br />
Sizin onlara bir hükümranliginiz yokdur, onlara iğva vererekde, onlari yoldan cikaramazsiniz, ve onlara tasallutlukda yapamazsiniz.<br />
Cünkü onlar Allahin Salih kullaridir.<br />
Siz ve ordularinizi ise Ulu Dergahdan (Allah katindan) kovulan şeytanlarsiniz.<br />
Bu bedenden defol çık, Bu Evdende defol çık, Bu şehirdende defol çık, Bu yöreden ve il den de defol çık, Siz Hepiniz kovuldunuz,<br />
Ey şeytanlar ve decal ve ordulari, kiyamete kadar, yani din gününe kadar, Allahin laneti üstünüze olsun.<br />
<br />
Burda dikkat edilcek husus, bu duanin terkibini ben yani karoglan  Hoca yapti, amma kurandan ayetleri derledim, ve bu formül ile rabbim bana dizayn ettirdi.<br />
yani o ayetlerin bazilari şöyle :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ وَكَفَى بِرَبِّكَ وَكِيلاً<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İnne ibâdî leyse leke aleyhim sultânun, ve kefâ bi rabbike vekîlâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
“Şüphesiz, (gerçek Salih) kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin hükümranligin olmayacaktır. Vekil olarak Rableri onlara yeter!”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym EN'AM-54 ayet</span><br />
<br />
Bu ayetten o duamizdaki senin Salih  has kullara sultanligin hükümranligin olmayacakdir bölümünü aldik.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ilham nedir? iğva Nedir? Vesevese Nedir</span><br />
<br />
Meleklerden gelen faydali yardım işaret ve seslere <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ilham denilir.</span><br />
şeytan ve hizbinden gelen saptirici işaret ses ve fikirlerede <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">iğva denilir.</span><br />
şeytanlardan bir grup olan Hannes şeytanlarinin, ibadetleri ifsad etmek için yaptigi saldiri yöntemi ile, kulaga gelen fisiltilar, mesela namazda saga sola bak der, yahut burnunu kolunu kaşindirip seni namazda gafil koyar, yahut orucken giybet ettirir, hacda sinirlendirir ki yanliş bir hareket yapasin, gibi fisiltilara ve fiillere <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">vesvese denilir</span> namazda hatiratina dünya işlerinden bazislarini getirek kac rekat kildigini önce unutturur, sonra sana sorar kacinci rekattasin şimdi der, sen afallar kalirsin.<br />
amma igva ise : şuna vur, şunu döv, alkol ic, şuna düşmanlik et, berikine büyü yap, şunuda öldür gibi bizatihi günaha teşvik eder, ve sanada onlari başarmanin yollarini ögretir ve bizatihi yardimci olur.<br />
Meleklrinin en zayifindan gelen ses ise, ya zor durumdaki bir insan yada hayvana duydugun merhamet ve acima hissi, yada vicdanin sesidir, sen bir hata ve yanliş yapinca, yahut günah işleyince de, icinde ciz eden bir yer, ve pişmanlik duyan yerinden gelen ses, keşke yapmasaydim dedirten ses, eger keşke yapmsaydim diyorsan, bir üst melek sesine gecer,  o sesler ise : bak burda tehlike var diye, sana işaretler ve seslerle uyarmaya başlarlar, sonra bazen sabah namazina kaldirirlar, veya sadik rüya ile yardım ederler yani ..... <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُومًا مَّدْحُورًا لَّمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ لأَمْلأنَّ جَهَنَّمَ مِنكُمْ أَجْمَعِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kâlehruc minhâ mez'ûmen medhûrâ(medhûren), le men tebiake minhum le emleenne cehenneme minkum ecmaîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah, dedi ki: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym A'RAF Suresi 18. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ وَإِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ إِلَى يَوْمِ الدِّينِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kâle fahruc minhâ fe inneke recîm. Ve inne aleykel lâ’nete ilâ yevmid dîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah, “Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym HİCR Suresi 34 ve 35. ayet</span><br />
<br />
<br />
Bu ayettende "FAHRUC" kelimesini aldik ve "harece" Haric olmak yada cikmak demek, ve fahruc ise defol cik demek.<br />
<br />
ve o duada diyoruz ki : bu bedenden cik,  Rabbimizin o ayette gecen emir kipi olunca, cikmak zorunda, sonra bedenden cikdi, amma biz o an bir evde isek, bu sefer vücudumuzdan cikdi amma, evimizde hala top oynuyor, o halde onun ardina  da diyoruzki  Bu evdende cik, amma burda dikkat edilcek husus, o an eger arabada gidiyorsan, otobüsde gidiyorsak, ikinci kelimemiz beyti (Ev) olmaz da seyyare (Otobüs) yada merkeb (Binek araba at esek) olur, yani binek ve otobüs demek lazimdir, yani bu otobüsden de cik diye emretmek gerekir yine, eger ucakda isek, bu teyyareden cik dememiz lazim, eger gemide isek, bugün google tercüme ediciden baktim, sefine demek, gemi demekmiş, yani fahruuc min hezessefine demek lazim o zaman, trende gidiyor isek, o vakit fahruc min hezel gıtar  dememiz lazimdir, yani bilincli dua etmek gerekir, yani ezberci olmamak lazimdir, eger arapcasini bilmiyorsak o zaman deyinki mesela fahruc min hezel ucak veya  min hezel otobüs, min hezel gemi gibi yani..... haşa Rabbimiz türkceya cokmu fransiz kalmişda türkce anlmayacak amma,  arapcada ebced vardir, türkceden ebced olmaz yani sözlerin frekans ve sayisal  degerleri sabittir arapcanin, orjinal notalardir.<br />
ve yine o ayettende yine  "fe inneke recîm. Ve inne aleykel lâ’nete ilâ yevmid dîn" bölümünü aldik<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ŞEYTANLARI YANINDAN KOVAN DUA VE AYETLER</span><br />
<br />
1)Eûzü okumak ve ârifin kalbindeki nurdur.<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Takvâ nûruyla eûzü çekip Allahü Teâlâ’ya sığınmak, şeytanla askerlerini perişan eder.<br />
Ebû Hüreyre Hz. yaşlı ve hasta olduğu halde “Yâ Rabbî! Zina fiilinden katil cinâyetinden sana sığınırım” diye duâ edince bu yaşta bu günahlardan korkuyor musun?” sözüne, “Nasıl korkmam, İblis hayatta!”demiştir.<br />
<br />
2) Bu Azametli Şeytan ve Hizbinden Allah a Sığınma Terkibini Çookca Okumak<br />
O Terkib bu aşağıdadır<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
رَبّيِ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ<br />
<br />
رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ<br />
<br />
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rabbi ennî messeniyeş şeytânu bi nusbin ve azâba.<br />
Rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîni,<br />
Ve eûzu bike rabbi en yahdurûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Şeytan bana bir yorgunluk ve azap (veya Hasatlik) dokundurdu.<br />
Şeytanların kışkırtmalarından ve dokunmlarından sana sığınırım,<br />
Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım Rab’bim!<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym SAD Suresi 41. ayetten pasaj ve MU'MİNUN (GAFiR) Suresi 97 ve 98. ayet)</span><br />
<br />
3) <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Sabah ve Akşam 2 defa 'Euzu billahissemiil alimi mineşşeytanirracim' 1 defada "Esteuzu billahissemiil alimi mineşşeytanirracim" dedikten sonra ardındanda besmeleyle Haşr suresinin son 3 ayetini okuyana 70 bin melek akşama kadar dua eder. O gün ölürse şehit olur.Akşam okursa sabaha kadar yine aynı şeylere kavuşur, Şeytanın hîlelerinden korunur , Ve Allahu Telaa O kimseleri, sağ taraflarından "<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hidâyetle</span>" , sol taraflarından "<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">inâyetle</span>", arkalarından "<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Nusretle</span>", önlerinden "<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ismet</span>" ile yardımla himâye eder korur, şeytanlarin tesirini def eder. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Şeytan Allahü Teâlâ’ya şöyle dedi:<br />
“Sen beni kovdun, ben de senin doğru yolun İslâm dînine mâni olmak için insanların önünden gelip ölümden sonra dirilme yok derim ve kıyâmet günü hakkında onları şüpheye düşürürüm; arkalarından gelir, dünyâya düşkün ederim; sağından gelip ibâdetlerine riyâ karıştırırım; solundan gelip kalplerine günah işleme zevki veririm.”<br />
Allahü Teâlâ ona:<br />
-“İzzet ve celâlime yemin olsun ki,ben de onlara eûzü ile emreder, bana sığındıkça sağ taraflarından hidâyetle, sol taraflarından inâyetle, arkalarından selâmetle, önlerinden yardımla himâye eder, senin tesirini def ederim buyurmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Günde bir defa eûzü okuyarak Allah a sığınan kimseyi Allahü Teâlâ himâye eder.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Eûzü ile günah kapılarını kapayın, besmele ile ibâdet kapılarını açın.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">iSTiAZE YANi EUZÜ ÇEKMENİN KAR VE KERAMETLERİ</span><br />
<br />
Eûzü çeken kimse beş nîmete kavuşur:<br />
<br />
1 ) İslâm Dîninde dâim olur.<br />
2 ) Muhkem kaleye girmiş olur.<br />
3 ) Peygamberler, sıddîklar şehitler ve sâlihlerle haşr olunur.<br />
4 ) Yerleri, gökleri yaratan Mevlâ’nın inâyet ve ihsanına kavuşur.<br />
5 ) Şeytanın hîlelerinden korunur<br />
<br />
Muhuttini Arabiden Rivayet Edilen, Şeytanın Hileleri Adlı Kitapta yer alan Hadislere göre, şeytan aleyhillane, Allah dan aldığı emir üzerine, Peygamberimizin mescidine gelerek, Peygamberimize ve orada hazir bulunan ashabaina, Yaptigi bütün hünerlerini, yaptigi kötülükleri, sevdiklerini, sevmedilklerini, bir bir anlatip hitam olarakda, şu cümleleri kullanmiştir :<br />
şeytan aleyhillane kendi durumumu da sana söyleyeyim Yâ Muhammed! (S.A.V.) dedi ve:<br />
–Kimseyi saptırmaya gücüm yetmez. Ben ancak vesvese veririm, kötü işi hoş gösteririm, o kadar…<br />
Eğer saptırmak elimde olsaydı, yeryüzünde Lâ ilahe illallah Muhammedür resûlüllah diyen, namaz kılan, oruç tutan kimse bırakmazdım.<br />
Sen de Allah’ın sevgili kulusun, tebliğ ile memursun, hidâyete kaadir değilsin… Eğer hidâyet elinde olsaydı yeryüzünde tek kâfir bırakmazdın, herkes mü’min olurdu.<br />
Sen Allah’ın kulları üzerinde bir delilsin. Ben de ezelde şekâveti yazılanlara bir sebebim. Said, ana karnında said; şakî, ana karnında şakîdir. Hepsinin hâlıkı Allah’tır…”<br />
Bundan sonra Resûlüllah S.A.V. şu âyet-i kerimeyi okudu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَوْ شَاء رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلاَ يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ إِلاَّ مَن رَّحِمَ رَبُّكَ وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لأَمْلأنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ <br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lev şâe rabbuke le cealen nâse ummeten vâhideten ve lâ yezâlûne muhtelifîn. İllâ men rahime rabbuke, ve li zâlike halakahum, ve temmet kelimetu rabbike le emleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmaîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir(Gece ile gündüz, kara ile ak, iyi ile kötü, aci ile tatli gibi iki kutupluluk, yani dualite devam edecek emridir bu ayet). Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, “Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım” sözü kesinleşti.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym HUD Suresi 118 ve 119. ayet)</span><br />
<br />
Resûlüllah S.A.V. İblis’e:<br />
–Yâ Ebâ Mürre! Senin tevbe edip Allah’a dönmen mümkün değil mi? Cennete girmene kefil olurum, söz veririm, buyurdu.<br />
İblis:<br />
–Yâ Resûlallah! İş, verilen hükme göre oldu. Kararı yazan kalem kurudu. Kıyâmete kadar ne yazıldıysa o olur. Seni peygamberlerin efendisi, cennet ehlinin hatîbi kılan ve seni halkın içinden seçip mahlûkatın efendisi yapan, beni de şakîlerin efendisi, cehennem ehlinin hatîbi yapan, Allah’tır. Ve O, bütün noksan sıfatlardan berîdir.<br />
İşte bu söylediklerim sana son sözümdür ve söylediklerimde hiç bir hilâfım yoktur, dedi.<br />
<br />
---------oooOOooo---------<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Bir Müslümana her hangi bir musibet, bir sıkıntı, bir gam dokunursa, hatta kendisine bir diken dahi batsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefaret yapar.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhari, Marda,1; Müslim, Birr, 52. Tirmizi, Cenaiz, 1.)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Allah’ın müminler için ön gördüğü hükmü kararı beni oldukça sevindirmektedir. Şöyle ki; kendisine bir hayır bir iyilik dokunsa Rabbine hamd eder ve şükreder. Başına bir musibet gelse hamd eder, sabreder. Her durum da hatta hanımının ağzına koyacağı bir lokmadan ötürü dahi mümin için bir ücret, bir mükâfat vardır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ahmet b. Hanbel, 1/173)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Mümin kişi hayrete şayandır. Zira işinin hepsi onun için hayırdır. Bu özellik yalnız mümine özgüdür,(aittir) Bir olaya sevinir ve şükreder. Bu iş onun için hayırdır. Başına üzücü bir işle karşılaşır (bela gelirse )sabreder, isyan etmez bu da onun için hayırdır.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Müslim, Zühd,13. Ahmet b. Hanbel,V,24.)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Şerh-i Evrad-ı Mevleviyye Hz. Mevlana'nın Dualarında derlerki</span><br />
<br />
Âhiret hazırlığımız ve oradaki azığımız şu sözlerdir: Her türlü kötü hal ve tehlike için “Lâ ilâhe illallah” (Allah’tan başka ilâh yoktur), her türlü bolluk ve bereket için “Elhamdülillâh” (hamd, Allah’a mahsustur), her türlü genişlik için “Eşşükrü lillâh” (şükür, Allah’a mahsustur), her türlü hayret verici şey için “Sübhânellah” (Allah, kusur, eksik ve aczden münezzehtir), her türlü darlık için “Hasbiyallah” (Allah, bana yeter), her günah için “Estağfirullah” (Allah’ım affını isterim), her üzüntü için “Mâşaallah”, (Allah böyle diledi), her İlâhî takdir için “Tevvekkeltü alellah” (Allah’a tevekkül ettim), her musibet için “innâ lillâh”(Biz Allah’ın kuluyuz), her ibâdet ve günah için “lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” (ibadetleri yapmak ve günahlardan kaçınmak ancak Allah’ın kudretiyle yardım etmesiyle mümkündür) ve her türlü keder için de “isteantü billâh” (Allah’tan yardım isterim).<br />
<br />
--oOo--<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dört maddeli hadis-i şerifler</span><br />
<br />
Hikmet sahipleri demişler ki;<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dört şey güzeldir, fakat dört şey ondan daha güzeldir.</span><br />
<br />
1. Erkeklerin utanması güzeldir. Fakat kadınların utanması ondan daha güzeldir.<br />
2. Herkesin adil olması güzeldir. Fakat emir sahiplerinin adil olması daha güzeldir.<br />
3. İhtiyarın tevbesi güzeldir. Fakat gencin tevbesi daha güzeldir.<br />
4.Zenginin cömertliği güzeldir. Fakat fakirin cömertliği daha güzeldir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dört şey kötüdür. Fakat dört şey ondan daha kötüdür.</span><br />
<br />
1. Gencin günah işlemesi kötüdür. Fakat yaşlının günah işlemesi daha kötüdür.<br />
2. Cahilin dünya işlerine dalması kötüdür. Fakat alimin dünya işlerine dalması daha kötüdür.<br />
3. İnsanların ibadette gevşeklik yapması kötüdür. Fakat hoca ve talebelerin ibadette gevşeklik yapması daha kötüdür.<br />
4. Zenginlerin kibri kötüdür. Fakat fakirin kibri daha kötüdür.<br />
Güneş her varlığın üzerine aynı doğar<br />
Amma gül başka leş başka kokar...<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört şey saadettir.</span><br />
<br />
1- Saliha kadın,<br />
2- Rahat ev,<br />
3- İyi komşu,<br />
4- İyi binek. (Hâkim)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört şeyden sakınan Müslüman Cennete girer.</span><br />
<br />
1- Cana kıymak,<br />
2- Haram yemek,<br />
3- Zina etmek,<br />
4- İçki içmek. (Bezzar)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dört şey imanın gitmesine sebep olur.</span><br />
<br />
1- Bildiği ile amel etmemek,<br />
2- Bilmediği ile amel etmek,<br />
3- Bilmediğini öğrenmekten çekinmek,<br />
4- Öğreneni de, bundan yasaklamak. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
Dünyaya insen<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört kimseye Allahü teâlâ yardım eder.</span><br />
<br />
1- Gaziye,<br />
2- Evlenene,<br />
3- Kölelikten kurtulmak isteyene,<br />
4- Hacıya.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört haslet sahibi, Cennet’te köşklere kavuşur.</span><br />
<br />
1- Tevhid ehli olmak,<br />
2- Günahını müteakip istigfar etmek,<br />
3- İyilik edince, elhamdülillah demek,<br />
4- Musibet gelince, (İnna lillah ve inna ileyhi raciun) demek. (Deylemi)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört kişi hariç, Cuma, her Müslümana farzdır.</span><br />
<br />
1- Köle,<br />
2- Kadın,<br />
3- Çocuk,<br />
4- Hasta. (Hâkim)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört haslet bulunan başka şeye üzülmesin.</span><br />
<br />
1- Doğru konuşmak,<br />
2- Emanete riayet,<br />
3- Güzel ahlaklı olmak,<br />
4- Yiyip içmekte iffetli olmak [Haramdan sakınmak]. (Taberani)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört şey, münafıklık alametidir.</span><br />
<br />
1- Yalan söyler,<br />
2- Verdiği sözde durmaz,<br />
3- Ahdine bağlı kalmaz, ihanet eder,<br />
4- Tartışmada haktan ayrılır. (Tirmizi)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört nimete sahip olan, dünya ve ahiret hayrına kavuşur.</span><br />
<br />
1- Zikreden dile,<br />
2- Şükreden kalbe,<br />
3- Belaya sabırlı bedene,<br />
4- Hıyanet etmeyen kadına. (Taberani)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört kişi, [affa veya şefaate uğramadan yahut cezasını çekmeden] Cennete girmez.</span><br />
<br />
1- Devamlı içki içen,<br />
2- Faizcilik yapan,<br />
3- Haksız yere yetim malı yiyen,<br />
4- Ana babasına âsi olan. (Hâkim)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört dua, kabule şayandır.</span><br />
<br />
1- Âdil hükümdarın duası,<br />
2- Din kardeşine gıyaben edilen dua,<br />
3- Mazlumun zâlime ettiği beddua,<br />
4- Ana baba duası. (Ebu Nuaym)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört kişiye, Allah buğz eder.</span><br />
<br />
1- Çok yemin eden satıcı,<br />
2- Kibirli fakir,<br />
3- Zinakâr ihtiyar,<br />
4- Zâlim hükümdar. (Nesai)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört şey Cennet hazinesidir.</span><br />
<br />
1- Sadakayı gizli vermek,<br />
2- Musibetini gizlemek,<br />
3- Salih akrabayı ziyaret,<br />
4- Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh demek. (Hatib)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz.</span><br />
<br />
1- Ömrünü nerede, nasıl geçirdi?<br />
2- İlmi ile nasıl amel etti?<br />
3- Malı nerede nasıl kazandı, nerelere, nasıl harcadı?<br />
4- Bedenini nerede yordu, hırpaladı? (Taberani)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İlim hazinedir, anahtarı sual sormaktır. Bir sual sorulunca, şu dört kişi sevaba kavuşur.</span><br />
<br />
1- Suali soran,<br />
2- Suale cevap veren,<br />
3- Bunları dinleyenler,<br />
4- Ne güzel sual soruluyor ve cevap veriliyor diye bunları sevenler. (Ebu Nuaym)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Akıllı kimse, vaktini dört kısma ayırır.</span><br />
<br />
1- İbadet için,<br />
2- Kendini muhasebe için,<br />
3- Emr-i maruf için,<br />
4- Helâl kazanç için. (Deylemi)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kadınla dört hasleti için evlenilir.</span><br />
<br />
1- Malı,<br />
2- Asaleti,<br />
3- Güzelliği,<br />
4- Dini.<br />
Sen dindar olanını tercih et ki, mutlu olasın. (Buhari)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört haslet, enbiyanın sünnetidir</span><br />
<br />
1- Hayâ,<br />
2- Güzel koku,<br />
3- Evlenmek,<br />
4- Misvak. (Tirmizi)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dört şey, dört şeye doymaz.</span><br />
<br />
1- Göz bakmaya,<br />
2- Toprak yağmura,<br />
3- Kadın kocasına,<br />
4- Âlim ilme. (Ebu Nuaym)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allahü teâlâ buyurdu ki: Kullarıma dört haslet verdim.</span><br />
<br />
1- Zahireye güve musallat ettim, yoksa zenginler bunu altın gümüş gibi saklarlardı.<br />
2- Cesede kokmayı musallat ettim, böyle olmasaydı, dost dostu hiç gömmezdi.<br />
3- Üzüntü için teselli verdim, yoksa nesil kesilirdi.<br />
4- Ecel verip, emeli uzattım. Yoksa [ölüm var diye] kimse geçim derdine düşmez, dünya, bakımsızlıktan harap olurdu. (Hatib)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İnsanlar, mal ve ilim yönünden dört gruba ayrılır:</span><br />
<br />
1- Allahü teâlânın mal ve ilim verdiği kimse. O kimse, Rabbinden korkar. Allahın bunda bir hakkı olduğunu bilerek, akrabalarına iyilik yapar. Bu kimse, en üstün derecededir.<br />
2- Allahü teâlânın mal vermediği; fakat ilim verdiği iyi niyetli kimse. (Eğer malım olsaydı, malımı Allah yolunda harcardım) diye düşünür. Bu kimse iyi niyetinden dolayı, birinci gruptaki insan gibi mükâfat alır.<br />
3- Allahü teâlânın mal verdiği; fakat ilim vermediği kimse. Bu kimse malını bilgisizce harcar, Allahtan korkmaz, Allahın onda, bir hakkı olduğunu bilmediği için akrabalık haklarını yerine getirmez. İşte bu kişi, en kötü derecededir.<br />
4- Allahü teâlânın, ne mal ne de ilim verdiği kimse. Bu da, (Eğer malım olsaydı, üçüncü gruptaki kişi gibi davranırdım) diye düşünür. Bu da niyetine göre, üçüncü gruptaki gibi günaha girer. (Tirmizi)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şehitler dört derecedir.</span><br />
<br />
1- İmanı sağlam olan mümin. Düşmanla karşılaşır, Allah’a verdiği söze sadık kalarak ölünceye kadar savaşır. İşte bu kimse, Kıyamette herkesin imrenerek baktığı şehittir.<br />
2- İmanı sağlam korkak mümin. Düşmanla karşılaşır, çok korkar. Nerden geldiği belli olmayan bir şey ölümüne sebep olur. Bu, ikinci derecededir.<br />
3- İyi ve kötü ameli olan mümin. Düşmanla karşılaşır, Allah’a verdiği söze sadık kalarak öldürülünceye kadar çarpışır. Bu üçüncü derecedir.<br />
4- Günahkâr mümin. Düşmanla karşılaşır. Allah’a verdiği sözde sadık kalarak öldürülünceye kadar savaşır. Bu da, dördüncü derecedir. (Buhari)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şu dört gece, gündüzü gibi faziletlidir.</span><br />
<br />
1- Kadir gecesi,<br />
2- Arefe gecesi,<br />
3- Berat gecesi,<br />
4- Cuma gecesi. (Deylemi)<br />
<br />
-----oooOOooo-----<br />
<br />
Bilgisayara Format Atinca, her ne kadar bütün bilgileri sildi gözüksede, hakiki webmaster birisi, onun icinden eski bilgileri yeniden cikarabiliyorsa,<br />
insanda tövbe edip günahindan pişman olunca, her ne kadar affedilip hic işlememiş gibi olsada, yani vücutta bir yerini bicak kesse, yada kurşun yarasi olsa, yara iyileşse bile, hep izi kalirsa, işde günahinda tamamen silinmesi elbette yokdur, ya benlikden ya ruhdan ya kalpte bir yara acmişdirn ve o yarasi iyi olsa bile, izi kalir. ve yanardaglar nasil elli sene sönük dursa bile. bazi yanardaglar tekrar tütmeye yanmaya başladigi gibi, alkolik olan birisi, tedavi olsa, sigara icen birisi, sigarayi biraksa bile, elli sene icmese bile, elli sene sonra iki tane icince, yeniden o hastalik depreşip, eski halini aliverir, o yüzden, günahda işde terketsen, yapmasan bile, bir defa tattigin için, bir gün yeniden cazip gelip seni yikabilir. ve yine Bir hadisde<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her kim, Kâ­be-i Mu­az­za­ma’ya hac ni­ye­tiy­le gidip, Arafat ta vakfesini yapan, sonra da Müzdelilfe ye inip orada da vakfesini yapan, fısk ve refes iş­le­me­dende haccı­nı eda eden kimse, ana­sın­dan doğ­du­ğu gi­bi gü­nah­sız bir şe­kil­de ter­te­miz ola­rak evi­ne dö­ner.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Müs­lim, Hac, 438 -Buhari Hac,4 - Süyûtî el-Camiu’s-sağir )</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Öyle günahlar vardır ki, onları Arafat'ta duruş ibadeti (vakfe) yapmaktan başka hiç bir ibadet af­fettiremez<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Süyûtî el-Camiu’s-sağir)</span><br />
<br />
Nasil Nuh dede dünyaya format atip, bir dua edip, duasinin kabulu ile dünyaya, su ile format atilip, tertemiz yapildi ise, amma ondan seneler sonra, ayni günahkkarlar, yine dünyada gezer olduysa, arafat hac ve vakfede format atmak gibidir, yine özel ve güzel gecelerdede, yani kandil geceleri, bayram geceleri cuma geceleri gibi kutsal ve önemli gecelerde, işde ayni sistem ile, günahlara ve kirlere, eski günahkar hayata format atmak gibidir, amma bunu yaptik diye isavilerin indandigi gibi inanamayin, onlar der ki isa carmihda gerildide bizim günahimizi affettirdi, yani o yüzden hiristiyan olanlarin günahi afedilmiş olur gibi bir düşünce, yani öyle olurmu, Hz. Nuh temizledi ama, bugün ayni günahlari işleyen  insanlar türedi, öyle olunca insan ve dünya temiz kalabilirmi, elini sabunla yikadin, aradan 10 dakika gecince elini hijyen labaratuarinda bir incele, yine binlerce mikrop elinde üremiş olur, cünkü temiz kalmak zor, ama temiz kalmak zor diye  de ellerini hic yikama demek degil bu,  yani isavilerin vaftiz suyuyla yikaniup bir daha banyo yapmamalari gibi yani, yani hacca gitmek parali, o yüzden bazilari, biz ne yapacahiz, biz fakiriz, biz nasil peki böyle anadan dogma gibi tertemiz olalim deyince, yine peygamberimizin bir başka hadisi, bu kimselerin derdine derman oluverir, nedir o hadis :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Her kim geceyi itat taatle ifa edip, sabah namazını da kıldıktan sonra, oturup güneş doğuncaya kadar zikir ve ibaddet meşgul olsa, güneş doğunca da iki rekat <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İşrak - kuşluk</span> namaz kılsa, bir nafile hac ve umre sevabına nail olur."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,İhya, İbni Mace, Tirmizi, Ebu Davud,Müslim,Ebu Ya’la,Ebuşşeyh)</span><br />
<br />
Evet elbette kuranda yer aldığı gibi, kadir gecesi gibi, bazi geceler, bire bin verir, yani amma nasil, loto toto ve milli piyangodan kazanan, mesala bir devlet 85 milyon nüfuslu ise, ve bunun 40 milyonu piyango aliyorsa, kazanan toplam 50 kişi yada 1000 kişi ise, işde bu gecelerden hakkiyla yararlanip faydalanabilenlerde ancak cüzi miktarda kimselerdir, "<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ameller, niyetlere göredir</span>" ve eger siz agustos böcegi gibi, bir yaz yatipda, işi bir kadir ve berat gecesine baglarsaniz, siz babayi alirsiniz ancak, yoksa diger bir sene calişan karincalar gibi insanlar enayimi, yani beleşci olmamak babi ile, o yüzden sirtini bu gecelere dayama, ve ibadet taat ve zikirlerini, hem güne, hem aylara, hemde seneye yay, ancak bu geceleride ihmal etme, Elbet bazi geceler ve günler, önemli ve degerli günlerdir, o gecelerde yapilan ibadet ve zikirlerde , elbet başka günlerde yapilanlardan cok daha degerlilerdir, yani nasil zeytin var, birde marmara birlik jumbo var, her zeytin aynimi? degil, her zeytinyagi aynimi degil. yine peynir var. ama nasil edirne peynirinin yada kars kaşgavalinin tadi başka ise, o gecelerinde degeri ve tadi farkli işde, niyetiniz halis olursa, elbet kaybetmez kazanirsiniz, yatip yatip işi bir piyango ile halleden beleşci müslüman olmayin tabiki.<br />
<br />
---oooOOooo---<br />
<br />
intihar edenin namazi kilinmaz meselesine bir aciklik, kilnir amma, kilinmama sebebine gelince, intihar eden kimse, hem ona verilen cani alma hakki olmadigi için, hemde  ona aynen, azraile büyük kiyamet kopmazdan önce, herkesin canini almasini emredip, herkes ölüp  sonrada o tek kalinca,  sende git ve öl diyecek Rabbimiz, yani onada intihar et diyecek, ve intihar edenler azrail meleginin  sünnetini ve görevini yapanlardir, ve o intihar edince, onun namazini kilacak başka kimse yok ki, o ölünce artik namazsiz ölen, yani cenaze namazi kililnmayan kimse azraildir, öyle olunca, intihar edeninde namazi kilinmaz gibi bir hüküm var, amma kilmak efdaldir, cünkü müminlerin onu (öleni) ugurlama törenidir o cenaze namazi sadece, yani o adam hicmi iyi bir amel etmediki, onu ugurlamaya bile mehel görmemek, ne ayip yani, onuda bir anne dogurdu, el bebe gül bebe büyüttü, amma bazi dertler ona agir geldi, ve intihar etti, ve azrailin o sünnetini üstlendi, evet azrailde diyecekmiş işte o zaman, keşke kimsenin canini almasaydim diyecekmiş, ona cok zor gelecekmiş intihar etmek kendi canini almak, evet cok zor görev. ve Bu yüzden Kılınmamasıda efdaldir, çünkü Azraillik görevi öyle gerektirir. <br />
<br />
---oooOOooo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatı Zikirindeki Kef Suresi Ayeti Zikrinin Sebebi</span><br />
<br />
Resûlullahın Deccalın fitnesinden korunmak için Kehf Sûresinin ilk âyetlerini okuma tavsiyesi de yer almaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
'Kehf Sûresinin ilk on âyetini ezberleyen kimse deccalın fitnesinden korunur.' <br />
<br />
"Kehf Sûresinden on âyet okuyan kimse deccal fitnesinden korunur"<br />
<br />
"Kehf Sûresinin ilk ve son âyetlerini okuyanın vücudunu nur kaplar. Sûrenin tamamını okuyanın yerle gök arasını dolduran nuru olur."<br />
<br />
"Allah, Cuma günü Kehf Sûresini okuyan kimsenin Kâbe ile arasındaki mesafeyi nurlandırır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,Tirmizî, Müslim)</span><br />
<br />
Ebû’d-Derdâ radiyallahü anh bildirmiştir:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her kim Kehf Sûresinin başından üç âyet okursa Deccal fitnesinden korunur.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Tirmizî)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatı Zikirindeki Kef Suresi Ayeti  Budur:</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşedâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
onlar Mehdi kissasini isa dan naklen duymuşlar ve o magarda yatmadan önce dedilrki<br />
<br />
 “Ey Rabbimiz,biz şimdi ölüme ve uykuya yatiyoruz amma, bize Senin katından bir rahmet olarak, bizi o emirin Raşidin (Mehdinin) zamaninda yeniden canlandir, Heyyi'i et hayat ver. dediler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym KEHF Suresi 10. ayetten pasaj)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ashab-ı Kehf Hz. Mehdi'nin Yardımcıları Arasına Katılacaktır</span><br />
<br />
İbni Merdüye, tefsirinde İbni Abbas hadisini merfu olarak tahric etti. O şöyle dedi:<br />
<br />
Ashabı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Kitabul Burhan, VI. Bölüm)</span><br />
<br />
İmam Ebu İshak Salebi Kuran tefsirinin Ehli Kehf Kıssasını anlatırken diyor ki:<br />
<br />
Mehdi çıktığı zaman, Ehli Kehf'e gidip selam verince, Allah onları diriltecek ve Mehdi'nin yanında yerlerini alacaklardır. Daha sonra yattıkları yere dönüp kıyamete kadar da kalkmazlar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Kitabul Burhan, VI. Bölüm)</span><br />
<br />
Hz. Huzeyfe (ra) dan rivayete göre;<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: </span><br />
<br />
Mehdi zuhur edinceye kadar ümmetim haşrolunmaz. Allah (cc) ona üç bin melek ile yardım edecektir Ashab-ı Kehf de onunla beraber bulunup kendisinin yardımcılarından olacaklar."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İmam-ı Suyuti diyor ki:</span><br />
<br />
Ashabı Kehf'in uykusunun bu zamana kadar tehirinin sebebi, Allah'ın onlara bir ihsanıdır. Çünkü onlar Mehdi'ye yardımcı olacak ve böylece ümmeti Muhammed'e dahil olma şerefi kazanacaklardır. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Celaleddin Suyuti'nin tasnifinden hadisler. Ahir Zaman Mehdisi'nin alametleri s. 59 kahraman neşriyat)</span><br />
<br />
Resulüllah(sallallahü aleyhi ve sellem) Ashabı Kehf görmek istedi.Allahü Teala**Dünyada onları göremezsin, fakat ashabından dört kişi gidip onlara(senin) peygamber olduğunu bildirsinler. İslam dinini tebliğ eylesinler** diye vahyetti.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz(s.a.v) Cebrail (a.s.) ile müşavere edince,Cebrail(a.s.) dedi ki,**Ya Resulallah, mübarek hırkanızı yere seriniz, bir tarafına Ebu Bekir,bir tarafına Ömer,bir tarafına Osman, bir tarafına Ali(r.a.) otursunlar,Allahü Tealaya dua et, Süleymana (a.s.)verdiği rüzgarı senin emrine versin.**dedi. Resulallah Efendimiz(s.a.v) dua edince , o rüzgar geldi, onları götürdü. Mağara kapısına varıp, içeri girdikleri zaman, Kıtmir dirilip karşıladı. Tabasbus ederek Ashabı Kehfin bulundukları yere getirdi. Allahü Teala Ashabı Kehf uyandırdı.<br />
<br />
Sahabiler,**esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü**diye selam verdiler. Onla da **ve aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatüh** dediler. Sonra sahabiler dediler ki.;**Ey Ashabı Kehf ey yiğitler! Allahın peygamberi Muhammed bin Abdullahın size selamı var.** Ashabı Kehf **Allahın Resulü Muhammede selam olsun. İslam dinini bize bildirdiğiniz için size de selam olsun. Dini İslamı kabul ettik. Bizden Muhammed aleyhiselama selam söyleyiniz. ** deyip tekrar uykuya vardılar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">BİR DAHA HZ. MEHDİ ZAMANINDA UYANIRLAR.</span><br />
<br />
Bunu Cebrail(a.s.) Resulüllaha(s.a.v.)haber verdi.Ashab(r.anhüm)rüzgar ile geldiler. Resulüllah onlara sual edip **Ashabı Kehfi nasıl buldunuz?** buyurunca , onlar da vaziyeti anlatıp, selamlarını söylediler. Resulüllah dua edip **Ya rabbi, benimle ashabımı ayırma, beni ve Ehli beytimi sevenleri mağfiret et** buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bir başka hadis-i şerifte ise, Resulullah (SAV)efendimiz şöyle buyurdu:</span><br />
<br />
"Ashab-ı kehf, İsa'nın yardımcıları olacaklardır." İsa (AS) Mehdi vaktinde yere inecektir. Mehdi, Deccalin katlinde İsa'ya (AS) muvafakat eder. Onun saltanatı vaktinde, Ramazan ayının on dördünde güneş tutulacaktır; o ayın ilkinde ise ay kararacak. Bunların oluşu, adetin ve müneccimlerin hesabı hilafına olacaktır.<br />
<br />
<br />
<br />
Rabbim Teala ve Tekades Hazretleri, Tarikimize intisab edibde, bu Ashabi kehfin nidasi olan dua ile, dua eden, zikir eden bütün müntesiblerimizi, Deccalin fitnesinden muhafaza eylesin, ve onu okuyan herkese de,  O nun yani mehdinin vaktinde oldugumuz için, ashabi kehfde kalkmiş olmali, ve aramizda dolaşiyor olmalilar, rabim onlarida görüp, tanişip müşahede etmeyi nasip eyelsin , onlari bize, bizleride O nlara kavuştursun, ve O nlari muhafaza ettigi gibi, mehdi ve cemaatinide, ahirzman fitnelerinden koruyup muhafaza eylesin. Amin,amin, Amiiin.<br />
<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 08 Mayıs 2018 Vaazi Salı <br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Huriden kasıt Nedir Cennetliklere Kaç Huri Verilecektir]]></title>
			<link>https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44162</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 19:46:51 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashittunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44162</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Huriden kasıt Nedir? Cennetliklere Kaç Huri Verilecektir?<br />
<br />
(Kar©glanin 16 Haziran 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَحُورٌ عِينٌ  كَأَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ  <br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve hûrun îynun. Ke emsâlil lu’luil meknûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
(Orada Onlara) Harika güzel gözlü huriler (vardır).  Onlar için (Cennetlikler için) saklı inciler gibi, iri gözlü huriler  vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym VAKIA Suresi 22. ve  23. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Cennet ehlinden her bir adam beş yüz huri, dört bin bakire ve sekiz bin dul kadın ile evlenir. Onlardan her biriyle dünyadaki ömrü kadar beraber olur.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 414; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, nr. 5523)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kevâıbe etrâbâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ve onlara orada iri ve dolgun Göğüsleri olan yaşıt kızlar, muhteşem eşler vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym NEBE-33 ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve indehum kâsırâtut tarfı îyn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Orada (cennetlerde)  onların yanında, bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri  ve güzel gözlü eşler vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym SAFFAT Suresi 48. ayet)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
حُورٌ مَّقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Hûrun maksûrâtun fîl hiyâm<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Otağlar içerisinde  (özel çadırlarda) sahiplerine tahsis edilmiş huriler vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym RAHMÂN Suresi 72. ayet)</span><br />
<br />
Resim1<br />
<br />
Yani Bu Japonlarin yaptigi robot teknolojisi, bir gün bu halden,<br />
<br />
Resim2<br />
<br />
Bu haale kadar geliştiyse, ve bir gün bu teknoloji, ayni insan gibi, en güzel bayanlar ve erkekler üretip, sadece bize, yani sahibine itaat edip, bizden başkasinin sözüne emrine itaat etmeyecek olan, yani  erkek olsun kadin olsun, bize kalak takip bizi geyik yapmayacak, fabrikadan ciktiginda, peketini ilk bizim acacagimiz, ve istersek sarişinini, istersek mavi gözlüsünü, istersek esmerini, istersek bir tane Beyonce kopyesini, istersek Rihanna kopyesini, istersek Ajda Pekkan, istersek Ziynet Sali kopyesini, istersek Niki Minaj gibi dolgun birisini, istersen Scret mankenleri gibi ince uzun kelebek gibisinin modelini alabilcegimiz bayan Huri modeller, veya en güclü sandigin ve, yakişikli dedigin erkekden daha yakişikli, amma ondan daha güclü, ve tabancasi kuvvetli robot erkekler, yani Gılmanlar olabilir, ve ister sadece s e x için yapilmiş bayan ve erkek  robotlar,  yada sadece  gılman halinde hizmetli robotlar üretilince,  ve dün mesela eski takoz telefonlar ilk ciktiginda, 3000 ile 1500 schling gibi hatta daha pahaliyken, en son, onlar batmadan önce, ben bir adet kücük motorola telefonu 29 euro ya aldigim günleri biliyon, o telefon hala bende duruyor, yani seri üretim olupda, herkesin telefonu olunca, cok ucuzladiydi onlar, ve bir gün bu s e x için veya hizmet  için yapilan bayan  robotlar veya, kadinlar icinda gilman, yani erkek robotlar  seri şekilde icad olursa, onlarda bir gün takoz telefonlar gibi, artik ucuzlar,  zengin olan birisi veya orta yollu  birisi,  o hadisde gecen, elbet bu hurilerden, yani robotlardan, 500 tane  satin alabilir,  daha zenginse  bütün sanatci serilerini alabilir, hemde bakiresini, yani ilk acilmamiş paketini, o hadisde diyorki "dört bin bakire ve sekiz bin dul kadın ile evlenir"  ikincisi diyorki hadisde 8000 dul diyor, yani ikinci el robot lar (ölen insanlarinkiler veya artik begenmedigi robotlari satan adamlarin robotlari gibi) 8000 e kadar  da ikinci el huri robotlar, yani onlar daha ucuz olacak, birde  bakire olanar dört bin adet, zengin birisi için, küllü zengin bir adam, veya iki adam, veya on adam yada kadinda, bu dörtbin tane bakiresine yani paketi hic acilmadik olanina  sahip olabilir degilmi? yani ilk bize hizmet edecek olanlari, birde onlarla bir ömür olurmu, yani bir ömür ölesiye kadar demek yani,  olur yani,  ve ahirzamanda, yani ahiret yurdunda bunlar artik normal olacak, yine Gılman hizmetli demek, yani mutfakci, aşci robot erkek, veya hem aşci hemde s e x  için kadin robot, yani huri lan huri, Allah onlara huri diyorsa huridir, yani kuran yazinca oluyorda, ben s  e  x için deyincemi olmadi angut, yani huri veya gilman, işde anla sen artik, yani bu o ayetin tercümesinde yaptiklari  "cadirinda seni bekleyen" yada "otaginda seni bekleyenden kasit, işde bu daha ambalaji acilmamiş, ve paletinde otaginda  bekletilen bayan huriler veya gilmanlar demekdir.<br />
 ve yine o teknoloji öyle bir raddeye ulaşirki, artik el degmez, göz görmez fabrikalarda üretlirler artik, mesela fabrika 1 000 000 Beyonce modeli huri üretmiş, amma daha ona insan cin dokunmamiş, işde ambalajinda yani ve paletlemişler  alicisi olcak sahiplerini beklikyor.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Lem yatmishunne insun kablehum ve lâ cânn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Onlara, eşlerinden önce ne bir insan eli,  ne de bir cin gözü bile dokunmamıştır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym RAHMAN Suresi 74. ayet)</span><br />
<br />
Ve yine cennetlerde  başk bir hadisde şunlarin da bulunacagi anlatilir :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
 “Cennette bir çarşı (toplanma yeri) vardır. Burada alışveriş olmaz; sadece kadın ve erkek suretleri bulunur. Bir erkeğin gönlü bir sureti arzulayınca oraya girer. Girdiğinde karşısında toplanmış hurileri görür. Onlar harikulâde sesleriyle, 'Bizler ebedîyiz; asla yaşlanmayız. Bizler cennet nimetlerindeniz; asla sıkıntı çekmeyiz. Bizler sizlerden razıyız ve asla kızmayız. Hem bize ve hem de ait olduklarımıza müjdeler olsun!' derler.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 420; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsât, nr. 6493; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, nr. 5540; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, nr. 18761)</span><br />
<br />
burdaki yine <br />
<br />
" Bizler ebedîyiz asla yaşlanmayız. Bizler cennet nimetlerindeniz, asla sıkıntı çekmeyiz, Bizler sizlerden razıyız ve asla kızmayız. Hem bize ve hem de ait olduklarımıza müjdeler olsun!'<br />
ibareleri robotlarin  eskiyebildigini ve fakat, amma ayni gencilkte kalackalari yaşlanmayacaklari hikmeti  dile geliyor. Yine sahibinden  razi olacaklari yine robot hikmeti. yine bizler "sıkıntı çekmeyiz" demek, yine onlara yaptiklari zor gelmez  ve yorulmazlarda onlar, asla kizmayiz, yani öyle bir programlari varki, asla sahibine kizmazlar halinde program yapilabilir degilmi,<br />
Ve  yine o hadisdeki "yüz ve suret takma" tasvirinede el atmiş  artik bugünümüzün bilim adamlari ve illuminati örgütü ve <br />
<br />
Ariana Grande - No Tears Left To Cry<br />
müzik kilibinde işte bu yüz takma hikmetini işlemişler, bu kilibin bir bölümünde<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Hûriler yetmiş elbiseyi giydikleri halde, bacaklarının kemiklerindeki ilikleri görünüyor.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buharî, Bed’u’l-halk,8; Müslim, Cennet, 14; Tirmizî, Kıyame, 60)</span><br />
<br />
Resim3<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
كَأَنَّهُنَّ الْيَاقُوتُ وَالْمَرْجَانُ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ke enne hunnel yâkûtu vel mercân.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Onlar sanki yakut ve mercan gibidirler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym RAHMAN Suresi 58. ayet)</span><br />
<br />
<br />
Yani o Hurierde seri olarak, renkli transparent tükenmez kalemler gibi bir siilikon maddeden üretilir ki, hem icleri gözükür, hem kirmizi yakut gibi transparent olanlar, hem yeşil zümrütt gibi olanlar, hem sari  ve turuncu mercan gibi olanlar, yani istek ve zevk meselesi yani.<br />
<br />
Agac dalda meyva verir amma, kendisi yemek için degil, peki ne için?  sahibi ve sen, ben, o, yesin diye, ve diyorlarki<br />
<br />
İlimsiz ve ihlâssız Cennet bulunur mu hiç?<br />
Amelsiz ilim ile âlim olunur mu hiç?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Amelsiz âlim, mum gibidir, kendini yakar, insanları aydınlatır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Bezzar)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Allahü teâlâ, ancak ihlâsla yapılan ameli kabul eder.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Dâre Kutni)</span><br />
<br />
Allahü teâlâ, ilimsiz ameli kabul etmez. İlimle az amel faydalı olur, ilimsiz çok amelin kıymeti olmaz.<br />
<br />
(Deylemi - B. Arifin)<br />
<br />
Peygamber efendimiz, faydasız ilimden Allah'a sığınmıştır. İmam-i Hakim'ın "Mustedrek" adlı kitabında İbni Mes'ud (R.A.)danrivayet ettiği bir hadisi şerif'e göre, Hatemü'l - Enbiya Efendimiz şu dua'yı okurdu:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Allahım Doymayan nefisten, kabul edilmiyen dua'dan, korkmayan kalb'den ve faydasız ilim'den sana sığınırım.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , cami's-sağir, cüz: 1 shf: 58)</span><br />
<br />
Yine Raşidi Zikirimizin bir bölümünde, Peygamberimizin zemzem icerken okudgu Duayi, 33 defa zikrederiz ki, nedir o zikir ve dua :<br />
<br />
اَللَّهُمَّ اِنِّى اَسْئَلُكَ عِلْماً ناَفِعاً وَرِزْقاً وَاسِعاً وَشِفآءً مِنْ كُلِّ<br />
<br />
Alllaahümme innii es’elüke ilmen naafian ve rızgan vaasian ve şifaaen min külli daain.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Manasi :</span><br />
<br />
Allahım senden, menfaat ve fayda veren (yararlı ) ilim, geniş rızık ve her türlü  dert ve hastalıklarima şifa dilerim.<br />
<br />
------------------------<br />
<br />
ve o agac her sene meyva verir, sen, ben, o, yerizde, bir gün o agaca teşekkür etmeyiz, ve agac yaşlanir, ve bir günde artik körleşir ve, kurumaya yüz tutar, artik onu keser, birde yakariz. ne oldu hani Alimin durumu, ne oldu anlatti, anlatti, kendini heba etdi birileri için, sonunda ödül olarak cennet degil, bir de cehenneme odun oldu, yakildi, kadermidir bu, yani alimligin kaderimidir bu, yani mum başklarini aydinlatmak için yakilir, yoksa "mum kendi dibini aydinlatmaz" derler,  ben mesela imam hatip mezunu olup, kuran bilip, kuran ögretebilcek, derecede olmama ragmen, benim cocuklarim, kuran okumasinin bende ögrenemediler, ben o sevaba eremedim, amma her gün bir süleymanci hocaya götürüp getirerek. 2 veya 3 haftada, kurani seri şekilde okumasini, ögrenmelerini sagladim, amma ögretme sevabina eremedim, yani kardeşim herkes, her sevap benim olsun demiyecek, bak nasip meselesi, ben dahi, yeterki ögrensinlerde, benden ögrenmeyiversinler dedim, yoksa hirs yapip o sevaba da ben erecen diye, bagirip cigirip illa benden ögrenceksiniz diye, zor kullanarak ögretebilirdim, amma ben onlari kolay ögreneceklieri hocadan, ve severek ögrenmelerini sagladim ki, faydasini görsünler, zorla ne iman, nede ilim ögrenilmez, ilim taleb meselesi, arz meselesi,  güzelllik  iyilik  herzaman zorla verilmez, T. okudugu hapise düştügü  şiirdeki gibi ve  erbekanci şiiri görüşü gibi :<br />
<br />
"Gerekirse size, Bu Dini, yatırıp iğne ile şırıngalayacağız."<br />
<br />
dedi bunlar, ve böyle Din mi olur, böyle güzellik mi olur Allah aşkina, kim sevmedigi aşi yer, kim sevmedigi işde calişmak ister, dinde böyledir, ilimde böyle,<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">KURAN MUHiTTIR HERŞEYi KAPSAR</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
أَلَا إِنَّهُمْ فِي مِرْيَةٍ مِّن لِّقَاء رَبِّهِمْ أَلَا إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
E lâ innehum fî miryetin min likâi rabbihim, e lâ innehu bi kulli şey’in muhît<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Onlari Rablerinin sözleri icinde herşeyi görmeyi istiyorlar, evet  O nda  yani Kuran da, yani Allahin kelami icinde, herşey vardir, o herşeyi ihata eder kapsar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym FUSSİLET Suresi 54. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve indehu mefâtihul gaybi lâ ya’lemuhâ illâ huve, ve ya’lemu mâ fîl berri vel bahr(bahri), ve mâ teskutu min varakatin illâ ya’lemuhâ ve lâ habbetin fî zulumâtil ardı ve lâ ratbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Kuran da) olmasın.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym EN'AM Suresi 59. ayet)</span><br />
<br />
<br />
Yani robotlar ve huriler kuranda var mi? var amma, onu oradan bulup cikarip anlaycak biri lazim ki, digerlerinede anlatsin ki,  onlarda anlayabilsin, ve zamani gelmeden hicbr lokma ermez, eren lokmalar, ancak yemesi güzel olanlardir, erken koparilan meyva, ya ekşi, ya aci olur, o yüzden bir iliminde kurandan bulunup aciga cikmasi, ancak zamanla, ve zamaninin ermesi iledir, ve zaman erince, onu cikarabilcek istidattaki bir Alim, onu kurandan bulup cikariverir işde.<br />
------<br />
Bu mason ve illuminat örgütünün Dünya nüfusunu 500 milyona indirme planı, evet belkide dogru, ama zaman ile olacak durum, yoksa böyle savaş ve hastaliklarla insanlari öldürmekle degil, yani zamani gelince, cennetlikler yani  baki kalacak olanlar, zaten belki sadece o kadar mikdar olacakdir, ve siz duydunuzmu bir hadis de cennetteki insanlar s e x yapip cocuk yapacaklar diye, yok öyle bir durum, ve artik baki kalanlar yurdunda, sadece cennetlik iyi kimseler yurdunda, nasil  altin az oldugu için degerli oldugu gibi, son kalan iyilerde, elbet elene elene az miktar olacakdir, ancak işde bu 500 milyon kimse olabilir, ve işde bu kimseler artik insanligin en zirve noktasina cikmiş olan kimseler olur herhalde ancak, ve öyle bir cagda bir kadin, evlenipde, kendisini mal gibi benlige gecirip, onu dövecek sövecek, ve kolunu kirip, gözünü patlatacak koca ve erkek yerine, ona itaat edecek, ve onu istedigi gibi mutlu edebilcek, ve ona birde hizmet edecek, onu hic boynuzlamayacak, aldatmayacak, bir gilman robotu dahada tercih edecekdir elbet. yine bir ahir zaman adami olan yani cennetlik denen erkekde, onun eşinin başkasina bakmasindan bile hoşlanmayan bir adam,  bir başkasi ile onu aldatip boynuz takmayacak, ve yine bakireligini ilk onun acacagi, yani paketini ilk onun acacagi, temiz ve güzel  binler huriyi elbet tercih edecekdir, ve "temizler temizler icindir" ayetinin bir başka manasida, işde şu günümüzde Allahin emrine uyup temiz kalan iyi kalan insanlar, bir gün böyle temiz ve  güzel eşi olacak huri ve gilmnlara ulaşacakdir elbet.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ORUCUN HiKMETI ve BOZUNCA KEFARETi MESELESi</span><br />
<br />
Orucun sevabini Allah verecek, oruc cok mühim, kacirirsan bozarsan 61 gün kefaret orucu tutman lazim falan filen hepsi hikaye kardeşim. Bana bu dünyada faydasi olmayan oruc, nasil olacakda Ahiret yurdunda fayda edecek, ve bak Ahiret yurduda burasiysa, öyle oruc sicakda susuz durmak  ve böbrekleri harap etmek oruc degil, evet diyet amma neden, mesela bir fabrika nasil belli bir süre sonra, bütün aletler erdavatlar makineler, yaglanip  bakimi yapilmak için  fabrika tadilata giderse,  yine bir bina temzlik ve boya badana ve bakim için tadilat yapilirsa, orucda, safra kesesini, mideyi ve barskalari tadilat  alip bakiminin ve onariminin yapilmasi icindir, yani eger mideye bir lokma düşse, o zaman hemen safra kesesi, onu eritmek için salgi salgilamak durumunda kalir, hatta  derleriki alimler agzinda klan bir susam tanesini yutsan orucun bozulur, bu bir susam tanesi bile olsa safra salgisi salgilanir, böyledir, ve öyle olunca, oysa tadilattaki bir fabkrikada hicbir mal üretilmez yani öyle olunca, oruc ile bu safra kesesinin, beden  tarafindan bakima alinip tekrar tamir edilip, eski dinc ve kuvvetli haline dönmesi icindir oruc, bu bir ayda olur, on günde olur, oruc denen diyeti yapmakla olur, işde oruc tutunca bize faydaysi var, yoksa orucun Allaha ne faydasi olcak Allah aşkina, ahmak ahmak uydurmalar var, ve öyle olunca mideye bir lokma düşse, önce safra calişir, sona mide kasilmaya başlar, sonara mide işini bitirince, bu seferde barsaklara gönderir ve böyle alt takim dinlenip tamir edelemez, o yüzden oruc alt erdavat takiminin vücut tarafindan onarilmasi için lazim olandir, vay sevap, vay bozarsan 61 gün tutacan diyenler ahmak, bunlari uyduran kimseler ahmak , yani ve öyle olunca yine su girerse böbrekler calişcak, yine rektefe olamiyacak, o yüzden yine  s e x yaparsan bu seferde yine, alt takim olan husyeler veya kadinlarin yumurtaliklari calişcak, ve bütün vucuttan gelen maddeler imbiklenmesi lazim, yani öyle olunca bunlar yapilmayarak makineler alt barsak mide böbrek dalak gibi ic organlarin  vücut tarafindan kendi kendini tamir için faydali olan bir kutsal diyet, yoksa bundan daha fazlasi degil, sevap ne lan, sana fayda vermeyen sevap ne işe yarayacak ahmak, ahirete yurdudaa burasiysa, sen anla, o fayda da bu dünyada olmali illa, ve bu  anllattigimiz gibi olmali yani.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">SEVAP  GÜNAH</span><br />
<br />
Bazen bana sevap olan bir durum, senin için günah olabilir, yahutta tam terside olabilir,<br />
mesela bir adam grip hastasi olduysa, ona portakal limon yemek fayda verip, bünyesinin, mikroplarla savaşmasina yardimci olurken,  bir diger adamda basur hastasi ise, diger adam portakal ve limon yerse, ona zararli olur, ve basuru azip  barsaklarini hasta eder, o yüzden günah ve sevapda böyledir, birine fayda veren sevap olan durum, işde digerine günah olabilir, ve orucda böyledir, sana fayda veren bir oruc, bir şeker hastasina fayda yerine zarar verip, hatta ölümüne sebeb olabilir, ibadetler sadece sevap için degildir, fayda iki cihanda da faydasi vardir, yoksa sadece öldükten sonra fayda verecek bir ibadet degildir yani.<br />
<br />
yine bilim adamlari diyorki :  Akşam 7 den sonra  yenilen yemekler, midede  sabah kadar  durup  bekletilip ekşiyor, o yüzden akşma 7 den sonra yemeyin diyorlar halbuki muhammed dediki : <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Bizim orucumuz ile Ehl-i kitabın orucu arasındaki en önemli fark sahur yemeğidir."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Müslim, Sıyâm 46. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Savm 15; Tirmizî, Savm 17; Nesâî, Sıyâm 27)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Sahur yapınız, zira sahurda bolluk bereket vardır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45. Ayrıca bk. Tirmizî, Savm 17; Nesâî, Sıyâm 18,19; İbni Mâce, Sıyâm 22)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Ümmetim sahuru (vaktin sonuna doğru) geciktirdiği ve iftarı da acele ettiği sûrece hayır üzere olacaktır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Zer (r.a.) den yapılan rivayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem akşam namazından önce bir kaç taze hurma ile orucunu açardı. Taze hurma bulamazsa, kuru bir hurmacıkla iftar ederdi. Kuru hurma da bulamazsa, birkaç yudum su içerek iftar ederdi."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebû Dâvûd, Savm 21; Tirmizî, Savm 10)</span><br />
<br />
Yani peygamber bilemedimi,  yada Allah ona demedimi, bu yaptigin yanliş, cünkü akşam yediden sonra yemek yenmez diye bildirmeyimi unuttu, yoksa bilim admlarimi yanliş biliyorlar?<br />
Elbette peygamberimize gerekli olanlari Rabbimiz bildirir diye iman ediyoruz bizler, öyle olunca  sahur gece yemegi yiyin demek ve hatta peygamber sahurda bereket var demiştir, zararlidir dememiştir, öyle olunca, o yaptiginiz akşam yediden sonra yemek yememe adetini terkediniz.<br />
<br />
Müslüman bilincli olmalidir.<br />
<br />
Rabbim, Mehdi ve askerine yaptiklari ibdetin şuruna erip, ne maksada binaaen yapildigi hikmetini bilmeyi nasip etsin, ve bilincli müslüman olmayi nasip eylesin.<br />
<br />
<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 16 Haziran 2018 Cumartesi<br />
<br />
Original Kar©glan<br />
<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Huriden kasıt Nedir? Cennetliklere Kaç Huri Verilecektir?<br />
<br />
(Kar©glanin 16 Haziran 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَحُورٌ عِينٌ  كَأَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ  <br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve hûrun îynun. Ke emsâlil lu’luil meknûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
(Orada Onlara) Harika güzel gözlü huriler (vardır).  Onlar için (Cennetlikler için) saklı inciler gibi, iri gözlü huriler  vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym VAKIA Suresi 22. ve  23. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Cennet ehlinden her bir adam beş yüz huri, dört bin bakire ve sekiz bin dul kadın ile evlenir. Onlardan her biriyle dünyadaki ömrü kadar beraber olur.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 414; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, nr. 5523)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kevâıbe etrâbâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ve onlara orada iri ve dolgun Göğüsleri olan yaşıt kızlar, muhteşem eşler vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym NEBE-33 ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve indehum kâsırâtut tarfı îyn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Orada (cennetlerde)  onların yanında, bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri  ve güzel gözlü eşler vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym SAFFAT Suresi 48. ayet)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
حُورٌ مَّقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Hûrun maksûrâtun fîl hiyâm<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Otağlar içerisinde  (özel çadırlarda) sahiplerine tahsis edilmiş huriler vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym RAHMÂN Suresi 72. ayet)</span><br />
<br />
Resim1<br />
<br />
Yani Bu Japonlarin yaptigi robot teknolojisi, bir gün bu halden,<br />
<br />
Resim2<br />
<br />
Bu haale kadar geliştiyse, ve bir gün bu teknoloji, ayni insan gibi, en güzel bayanlar ve erkekler üretip, sadece bize, yani sahibine itaat edip, bizden başkasinin sözüne emrine itaat etmeyecek olan, yani  erkek olsun kadin olsun, bize kalak takip bizi geyik yapmayacak, fabrikadan ciktiginda, peketini ilk bizim acacagimiz, ve istersek sarişinini, istersek mavi gözlüsünü, istersek esmerini, istersek bir tane Beyonce kopyesini, istersek Rihanna kopyesini, istersek Ajda Pekkan, istersek Ziynet Sali kopyesini, istersek Niki Minaj gibi dolgun birisini, istersen Scret mankenleri gibi ince uzun kelebek gibisinin modelini alabilcegimiz bayan Huri modeller, veya en güclü sandigin ve, yakişikli dedigin erkekden daha yakişikli, amma ondan daha güclü, ve tabancasi kuvvetli robot erkekler, yani Gılmanlar olabilir, ve ister sadece s e x için yapilmiş bayan ve erkek  robotlar,  yada sadece  gılman halinde hizmetli robotlar üretilince,  ve dün mesela eski takoz telefonlar ilk ciktiginda, 3000 ile 1500 schling gibi hatta daha pahaliyken, en son, onlar batmadan önce, ben bir adet kücük motorola telefonu 29 euro ya aldigim günleri biliyon, o telefon hala bende duruyor, yani seri üretim olupda, herkesin telefonu olunca, cok ucuzladiydi onlar, ve bir gün bu s e x için veya hizmet  için yapilan bayan  robotlar veya, kadinlar icinda gilman, yani erkek robotlar  seri şekilde icad olursa, onlarda bir gün takoz telefonlar gibi, artik ucuzlar,  zengin olan birisi veya orta yollu  birisi,  o hadisde gecen, elbet bu hurilerden, yani robotlardan, 500 tane  satin alabilir,  daha zenginse  bütün sanatci serilerini alabilir, hemde bakiresini, yani ilk acilmamiş paketini, o hadisde diyorki "dört bin bakire ve sekiz bin dul kadın ile evlenir"  ikincisi diyorki hadisde 8000 dul diyor, yani ikinci el robot lar (ölen insanlarinkiler veya artik begenmedigi robotlari satan adamlarin robotlari gibi) 8000 e kadar  da ikinci el huri robotlar, yani onlar daha ucuz olacak, birde  bakire olanar dört bin adet, zengin birisi için, küllü zengin bir adam, veya iki adam, veya on adam yada kadinda, bu dörtbin tane bakiresine yani paketi hic acilmadik olanina  sahip olabilir degilmi? yani ilk bize hizmet edecek olanlari, birde onlarla bir ömür olurmu, yani bir ömür ölesiye kadar demek yani,  olur yani,  ve ahirzamanda, yani ahiret yurdunda bunlar artik normal olacak, yine Gılman hizmetli demek, yani mutfakci, aşci robot erkek, veya hem aşci hemde s e x  için kadin robot, yani huri lan huri, Allah onlara huri diyorsa huridir, yani kuran yazinca oluyorda, ben s  e  x için deyincemi olmadi angut, yani huri veya gilman, işde anla sen artik, yani bu o ayetin tercümesinde yaptiklari  "cadirinda seni bekleyen" yada "otaginda seni bekleyenden kasit, işde bu daha ambalaji acilmamiş, ve paletinde otaginda  bekletilen bayan huriler veya gilmanlar demekdir.<br />
 ve yine o teknoloji öyle bir raddeye ulaşirki, artik el degmez, göz görmez fabrikalarda üretlirler artik, mesela fabrika 1 000 000 Beyonce modeli huri üretmiş, amma daha ona insan cin dokunmamiş, işde ambalajinda yani ve paletlemişler  alicisi olcak sahiplerini beklikyor.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Lem yatmishunne insun kablehum ve lâ cânn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Onlara, eşlerinden önce ne bir insan eli,  ne de bir cin gözü bile dokunmamıştır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym RAHMAN Suresi 74. ayet)</span><br />
<br />
Ve yine cennetlerde  başk bir hadisde şunlarin da bulunacagi anlatilir :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
 “Cennette bir çarşı (toplanma yeri) vardır. Burada alışveriş olmaz; sadece kadın ve erkek suretleri bulunur. Bir erkeğin gönlü bir sureti arzulayınca oraya girer. Girdiğinde karşısında toplanmış hurileri görür. Onlar harikulâde sesleriyle, 'Bizler ebedîyiz; asla yaşlanmayız. Bizler cennet nimetlerindeniz; asla sıkıntı çekmeyiz. Bizler sizlerden razıyız ve asla kızmayız. Hem bize ve hem de ait olduklarımıza müjdeler olsun!' derler.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 420; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsât, nr. 6493; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, nr. 5540; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, nr. 18761)</span><br />
<br />
burdaki yine <br />
<br />
" Bizler ebedîyiz asla yaşlanmayız. Bizler cennet nimetlerindeniz, asla sıkıntı çekmeyiz, Bizler sizlerden razıyız ve asla kızmayız. Hem bize ve hem de ait olduklarımıza müjdeler olsun!'<br />
ibareleri robotlarin  eskiyebildigini ve fakat, amma ayni gencilkte kalackalari yaşlanmayacaklari hikmeti  dile geliyor. Yine sahibinden  razi olacaklari yine robot hikmeti. yine bizler "sıkıntı çekmeyiz" demek, yine onlara yaptiklari zor gelmez  ve yorulmazlarda onlar, asla kizmayiz, yani öyle bir programlari varki, asla sahibine kizmazlar halinde program yapilabilir degilmi,<br />
Ve  yine o hadisdeki "yüz ve suret takma" tasvirinede el atmiş  artik bugünümüzün bilim adamlari ve illuminati örgütü ve <br />
<br />
Ariana Grande - No Tears Left To Cry<br />
müzik kilibinde işte bu yüz takma hikmetini işlemişler, bu kilibin bir bölümünde<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Hûriler yetmiş elbiseyi giydikleri halde, bacaklarının kemiklerindeki ilikleri görünüyor.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buharî, Bed’u’l-halk,8; Müslim, Cennet, 14; Tirmizî, Kıyame, 60)</span><br />
<br />
Resim3<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
كَأَنَّهُنَّ الْيَاقُوتُ وَالْمَرْجَانُ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ke enne hunnel yâkûtu vel mercân.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Onlar sanki yakut ve mercan gibidirler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym RAHMAN Suresi 58. ayet)</span><br />
<br />
<br />
Yani o Hurierde seri olarak, renkli transparent tükenmez kalemler gibi bir siilikon maddeden üretilir ki, hem icleri gözükür, hem kirmizi yakut gibi transparent olanlar, hem yeşil zümrütt gibi olanlar, hem sari  ve turuncu mercan gibi olanlar, yani istek ve zevk meselesi yani.<br />
<br />
Agac dalda meyva verir amma, kendisi yemek için degil, peki ne için?  sahibi ve sen, ben, o, yesin diye, ve diyorlarki<br />
<br />
İlimsiz ve ihlâssız Cennet bulunur mu hiç?<br />
Amelsiz ilim ile âlim olunur mu hiç?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Amelsiz âlim, mum gibidir, kendini yakar, insanları aydınlatır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Bezzar)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Allahü teâlâ, ancak ihlâsla yapılan ameli kabul eder.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Dâre Kutni)</span><br />
<br />
Allahü teâlâ, ilimsiz ameli kabul etmez. İlimle az amel faydalı olur, ilimsiz çok amelin kıymeti olmaz.<br />
<br />
(Deylemi - B. Arifin)<br />
<br />
Peygamber efendimiz, faydasız ilimden Allah'a sığınmıştır. İmam-i Hakim'ın "Mustedrek" adlı kitabında İbni Mes'ud (R.A.)danrivayet ettiği bir hadisi şerif'e göre, Hatemü'l - Enbiya Efendimiz şu dua'yı okurdu:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Allahım Doymayan nefisten, kabul edilmiyen dua'dan, korkmayan kalb'den ve faydasız ilim'den sana sığınırım.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , cami's-sağir, cüz: 1 shf: 58)</span><br />
<br />
Yine Raşidi Zikirimizin bir bölümünde, Peygamberimizin zemzem icerken okudgu Duayi, 33 defa zikrederiz ki, nedir o zikir ve dua :<br />
<br />
اَللَّهُمَّ اِنِّى اَسْئَلُكَ عِلْماً ناَفِعاً وَرِزْقاً وَاسِعاً وَشِفآءً مِنْ كُلِّ<br />
<br />
Alllaahümme innii es’elüke ilmen naafian ve rızgan vaasian ve şifaaen min külli daain.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Manasi :</span><br />
<br />
Allahım senden, menfaat ve fayda veren (yararlı ) ilim, geniş rızık ve her türlü  dert ve hastalıklarima şifa dilerim.<br />
<br />
------------------------<br />
<br />
ve o agac her sene meyva verir, sen, ben, o, yerizde, bir gün o agaca teşekkür etmeyiz, ve agac yaşlanir, ve bir günde artik körleşir ve, kurumaya yüz tutar, artik onu keser, birde yakariz. ne oldu hani Alimin durumu, ne oldu anlatti, anlatti, kendini heba etdi birileri için, sonunda ödül olarak cennet degil, bir de cehenneme odun oldu, yakildi, kadermidir bu, yani alimligin kaderimidir bu, yani mum başklarini aydinlatmak için yakilir, yoksa "mum kendi dibini aydinlatmaz" derler,  ben mesela imam hatip mezunu olup, kuran bilip, kuran ögretebilcek, derecede olmama ragmen, benim cocuklarim, kuran okumasinin bende ögrenemediler, ben o sevaba eremedim, amma her gün bir süleymanci hocaya götürüp getirerek. 2 veya 3 haftada, kurani seri şekilde okumasini, ögrenmelerini sagladim, amma ögretme sevabina eremedim, yani kardeşim herkes, her sevap benim olsun demiyecek, bak nasip meselesi, ben dahi, yeterki ögrensinlerde, benden ögrenmeyiversinler dedim, yoksa hirs yapip o sevaba da ben erecen diye, bagirip cigirip illa benden ögrenceksiniz diye, zor kullanarak ögretebilirdim, amma ben onlari kolay ögreneceklieri hocadan, ve severek ögrenmelerini sagladim ki, faydasini görsünler, zorla ne iman, nede ilim ögrenilmez, ilim taleb meselesi, arz meselesi,  güzelllik  iyilik  herzaman zorla verilmez, T. okudugu hapise düştügü  şiirdeki gibi ve  erbekanci şiiri görüşü gibi :<br />
<br />
"Gerekirse size, Bu Dini, yatırıp iğne ile şırıngalayacağız."<br />
<br />
dedi bunlar, ve böyle Din mi olur, böyle güzellik mi olur Allah aşkina, kim sevmedigi aşi yer, kim sevmedigi işde calişmak ister, dinde böyledir, ilimde böyle,<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">KURAN MUHiTTIR HERŞEYi KAPSAR</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
أَلَا إِنَّهُمْ فِي مِرْيَةٍ مِّن لِّقَاء رَبِّهِمْ أَلَا إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
E lâ innehum fî miryetin min likâi rabbihim, e lâ innehu bi kulli şey’in muhît<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Onlari Rablerinin sözleri icinde herşeyi görmeyi istiyorlar, evet  O nda  yani Kuran da, yani Allahin kelami icinde, herşey vardir, o herşeyi ihata eder kapsar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym FUSSİLET Suresi 54. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve indehu mefâtihul gaybi lâ ya’lemuhâ illâ huve, ve ya’lemu mâ fîl berri vel bahr(bahri), ve mâ teskutu min varakatin illâ ya’lemuhâ ve lâ habbetin fî zulumâtil ardı ve lâ ratbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Kuran da) olmasın.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym EN'AM Suresi 59. ayet)</span><br />
<br />
<br />
Yani robotlar ve huriler kuranda var mi? var amma, onu oradan bulup cikarip anlaycak biri lazim ki, digerlerinede anlatsin ki,  onlarda anlayabilsin, ve zamani gelmeden hicbr lokma ermez, eren lokmalar, ancak yemesi güzel olanlardir, erken koparilan meyva, ya ekşi, ya aci olur, o yüzden bir iliminde kurandan bulunup aciga cikmasi, ancak zamanla, ve zamaninin ermesi iledir, ve zaman erince, onu cikarabilcek istidattaki bir Alim, onu kurandan bulup cikariverir işde.<br />
------<br />
Bu mason ve illuminat örgütünün Dünya nüfusunu 500 milyona indirme planı, evet belkide dogru, ama zaman ile olacak durum, yoksa böyle savaş ve hastaliklarla insanlari öldürmekle degil, yani zamani gelince, cennetlikler yani  baki kalacak olanlar, zaten belki sadece o kadar mikdar olacakdir, ve siz duydunuzmu bir hadis de cennetteki insanlar s e x yapip cocuk yapacaklar diye, yok öyle bir durum, ve artik baki kalanlar yurdunda, sadece cennetlik iyi kimseler yurdunda, nasil  altin az oldugu için degerli oldugu gibi, son kalan iyilerde, elbet elene elene az miktar olacakdir, ancak işde bu 500 milyon kimse olabilir, ve işde bu kimseler artik insanligin en zirve noktasina cikmiş olan kimseler olur herhalde ancak, ve öyle bir cagda bir kadin, evlenipde, kendisini mal gibi benlige gecirip, onu dövecek sövecek, ve kolunu kirip, gözünü patlatacak koca ve erkek yerine, ona itaat edecek, ve onu istedigi gibi mutlu edebilcek, ve ona birde hizmet edecek, onu hic boynuzlamayacak, aldatmayacak, bir gilman robotu dahada tercih edecekdir elbet. yine bir ahir zaman adami olan yani cennetlik denen erkekde, onun eşinin başkasina bakmasindan bile hoşlanmayan bir adam,  bir başkasi ile onu aldatip boynuz takmayacak, ve yine bakireligini ilk onun acacagi, yani paketini ilk onun acacagi, temiz ve güzel  binler huriyi elbet tercih edecekdir, ve "temizler temizler icindir" ayetinin bir başka manasida, işde şu günümüzde Allahin emrine uyup temiz kalan iyi kalan insanlar, bir gün böyle temiz ve  güzel eşi olacak huri ve gilmnlara ulaşacakdir elbet.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ORUCUN HiKMETI ve BOZUNCA KEFARETi MESELESi</span><br />
<br />
Orucun sevabini Allah verecek, oruc cok mühim, kacirirsan bozarsan 61 gün kefaret orucu tutman lazim falan filen hepsi hikaye kardeşim. Bana bu dünyada faydasi olmayan oruc, nasil olacakda Ahiret yurdunda fayda edecek, ve bak Ahiret yurduda burasiysa, öyle oruc sicakda susuz durmak  ve böbrekleri harap etmek oruc degil, evet diyet amma neden, mesela bir fabrika nasil belli bir süre sonra, bütün aletler erdavatlar makineler, yaglanip  bakimi yapilmak için  fabrika tadilata giderse,  yine bir bina temzlik ve boya badana ve bakim için tadilat yapilirsa, orucda, safra kesesini, mideyi ve barskalari tadilat  alip bakiminin ve onariminin yapilmasi icindir, yani eger mideye bir lokma düşse, o zaman hemen safra kesesi, onu eritmek için salgi salgilamak durumunda kalir, hatta  derleriki alimler agzinda klan bir susam tanesini yutsan orucun bozulur, bu bir susam tanesi bile olsa safra salgisi salgilanir, böyledir, ve öyle olunca, oysa tadilattaki bir fabkrikada hicbir mal üretilmez yani öyle olunca, oruc ile bu safra kesesinin, beden  tarafindan bakima alinip tekrar tamir edilip, eski dinc ve kuvvetli haline dönmesi icindir oruc, bu bir ayda olur, on günde olur, oruc denen diyeti yapmakla olur, işde oruc tutunca bize faydaysi var, yoksa orucun Allaha ne faydasi olcak Allah aşkina, ahmak ahmak uydurmalar var, ve öyle olunca mideye bir lokma düşse, önce safra calişir, sona mide kasilmaya başlar, sonara mide işini bitirince, bu seferde barsaklara gönderir ve böyle alt takim dinlenip tamir edelemez, o yüzden oruc alt erdavat takiminin vücut tarafindan onarilmasi için lazim olandir, vay sevap, vay bozarsan 61 gün tutacan diyenler ahmak, bunlari uyduran kimseler ahmak , yani ve öyle olunca yine su girerse böbrekler calişcak, yine rektefe olamiyacak, o yüzden yine  s e x yaparsan bu seferde yine, alt takim olan husyeler veya kadinlarin yumurtaliklari calişcak, ve bütün vucuttan gelen maddeler imbiklenmesi lazim, yani öyle olunca bunlar yapilmayarak makineler alt barsak mide böbrek dalak gibi ic organlarin  vücut tarafindan kendi kendini tamir için faydali olan bir kutsal diyet, yoksa bundan daha fazlasi degil, sevap ne lan, sana fayda vermeyen sevap ne işe yarayacak ahmak, ahirete yurdudaa burasiysa, sen anla, o fayda da bu dünyada olmali illa, ve bu  anllattigimiz gibi olmali yani.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">SEVAP  GÜNAH</span><br />
<br />
Bazen bana sevap olan bir durum, senin için günah olabilir, yahutta tam terside olabilir,<br />
mesela bir adam grip hastasi olduysa, ona portakal limon yemek fayda verip, bünyesinin, mikroplarla savaşmasina yardimci olurken,  bir diger adamda basur hastasi ise, diger adam portakal ve limon yerse, ona zararli olur, ve basuru azip  barsaklarini hasta eder, o yüzden günah ve sevapda böyledir, birine fayda veren sevap olan durum, işde digerine günah olabilir, ve orucda böyledir, sana fayda veren bir oruc, bir şeker hastasina fayda yerine zarar verip, hatta ölümüne sebeb olabilir, ibadetler sadece sevap için degildir, fayda iki cihanda da faydasi vardir, yoksa sadece öldükten sonra fayda verecek bir ibadet degildir yani.<br />
<br />
yine bilim adamlari diyorki :  Akşam 7 den sonra  yenilen yemekler, midede  sabah kadar  durup  bekletilip ekşiyor, o yüzden akşma 7 den sonra yemeyin diyorlar halbuki muhammed dediki : <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Bizim orucumuz ile Ehl-i kitabın orucu arasındaki en önemli fark sahur yemeğidir."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Müslim, Sıyâm 46. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Savm 15; Tirmizî, Savm 17; Nesâî, Sıyâm 27)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Sahur yapınız, zira sahurda bolluk bereket vardır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45. Ayrıca bk. Tirmizî, Savm 17; Nesâî, Sıyâm 18,19; İbni Mâce, Sıyâm 22)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Ümmetim sahuru (vaktin sonuna doğru) geciktirdiği ve iftarı da acele ettiği sûrece hayır üzere olacaktır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Zer (r.a.) den yapılan rivayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem akşam namazından önce bir kaç taze hurma ile orucunu açardı. Taze hurma bulamazsa, kuru bir hurmacıkla iftar ederdi. Kuru hurma da bulamazsa, birkaç yudum su içerek iftar ederdi."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebû Dâvûd, Savm 21; Tirmizî, Savm 10)</span><br />
<br />
Yani peygamber bilemedimi,  yada Allah ona demedimi, bu yaptigin yanliş, cünkü akşam yediden sonra yemek yenmez diye bildirmeyimi unuttu, yoksa bilim admlarimi yanliş biliyorlar?<br />
Elbette peygamberimize gerekli olanlari Rabbimiz bildirir diye iman ediyoruz bizler, öyle olunca  sahur gece yemegi yiyin demek ve hatta peygamber sahurda bereket var demiştir, zararlidir dememiştir, öyle olunca, o yaptiginiz akşam yediden sonra yemek yememe adetini terkediniz.<br />
<br />
Müslüman bilincli olmalidir.<br />
<br />
Rabbim, Mehdi ve askerine yaptiklari ibdetin şuruna erip, ne maksada binaaen yapildigi hikmetini bilmeyi nasip etsin, ve bilincli müslüman olmayi nasip eylesin.<br />
<br />
<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 16 Haziran 2018 Cumartesi<br />
<br />
Original Kar©glan<br />
<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[En iyi Allah ise, En Kötü Kim?]]></title>
			<link>https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44161</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 19:30:37 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashittunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44161</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En iyi Allah ise, En Kötü Kim?</span><br />
<br />
(Kar©glanin 3 Temmuz 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْراً فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Bedîus semâvâti vel ardı, ve izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Yerlerin ve Göklerin(Semanin) ,"En iyiside" En Kötüsüde O dur. O Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.<br />
 <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 117. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Bir kişi, kaderin, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmadıkça, mümin sayılmaz."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Tirmizî)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
Yukarda yazdigmiz ayeti bir önden alip bir sonrasina da gecersek<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَقَالُواْ اتَّخَذَ اللّهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَل لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ كُلٌّ لَّهُ قَانِتُونَ  بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْراً فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ وَقَالَ الَّذِينَ لاَ يَعْلَمُونَ لَوْلاَ يُكَلِّمُنَا اللّهُ أَوْ تَأْتِينَا آيَةٌ كَذَلِكَ قَالَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kâlûttehazellâhu veleden, subhâneh(subhânehu), bel lehu mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), kullun lehu kânitûn. Bedîus semâvâti vel ard(ardı), ve izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn. Ve kâlellezîne lâ ya’lemûne lev lâ yukellimunâllâhu ev te’tînâ âyeh(âyetun), kezâlike kâlellezîne min kablihim misle kavlihim, teşâbehet kulûbuhum, kad beyyennal âyâti li kavmin yûkınûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah çocuk edindi dediler. Haşa! O bundan münezzehtir. Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur, hepsi O’na boyun eğmiştir. Yerlerin ve Göklerin(Semanin) ,"En iyiside" En Kötüsüde O dur. O Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir. Bilmeyenler, “Allah bizimle konuşsa, ya da bize bir mucize gelse ya!” derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti. Onların kalpleri (anlayışları) birbirine benziyor. Biz âyetleri, kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 116,117 ve 118. ayetler)</span><br />
<br />
imanin şartlarindan olan <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"hayır ve şerrin Allah’tan (c.c.) geldiği"</span> ne iman eden birisi anlamaliki, Allah Edz dzar ismi ile, yani zarar veren ismi celali ile, birine bir celal ve zarar verince, ve zarar veren bir şerri yapana biz, kötü kimse diye atfediyoruz, öyle olunca eger  zarar veren Allah ise, o zaman dünyadaki yaratiklarindan, zarar veren mahluk ve insanlar, işde kötü olanlar, öyle olunca Allah Habil gibi  sadece cok iyi olsa, kötü olan kabil onu öldürüp zarar verince, Allah in, Allah olma vasfi zayif kalir, ve yenilmiş olur. oysaki Allah eger habili yaratip onun iyi işler işlemesine vesile olan Allah ise, kabili de yaratip, onunda zarar veren, şer işler işlemesinide yaratan olduguna iman, işde hayirinda şerrinde Allah dan olduguna iman etmek olur. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلْ أَفَرَأَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ أَوْ أَرَادَنِي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunnallâhu, kul e fe raeytum mâ ted’ûne min dûnillâhi in erâdeniyallâhu bi durrin hel hunne kâşifâtu durrihi ev erâdenî bi rahmetin hel hunne mumsikâtu rahmetihi, kul hasbiyallâhu, aleyhi yetevekkelul mutevekkılûn (mutevekkılûne).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ve eğer gerçekten onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorarsan, mutlaka: “Allah” derler. De ki: “Allah’tan başka taptıklarınızı gördünüz mü? Eğer Allah bana bir zarar dileseydi, O’nun zararını onlar giderebilir mi? Veya bana bir rahmet dileseydi, O’nun rahmetini tutabilirler mi (engelleyebilirler mi)?” De ki: “Allah bana yeter! Tevekkül edenler (yalnız) O’na tevekkül ederler (O’nu vekil ederler).”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym Zümer suresi 38. ayet)</span><br />
<br />
öyle olunca eger Allah, sadece iyi olursa, ona kötü olan zarar verir, ve yine kötü olupda, en kötü olmazsa, yine O ndan dah kötü olan, O na zarar verip, O nu yener ve saltanatini yikar gecer. işde Michael Jackson un şarkisi olan <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"I'm BAD"</span> yani burdaki "bad" den kasit "ben en kötüyüm" demek ve bediusemavati deki "badiu" de ayni "bad" amma ordaki hem iyi için kullanilir, en iyi, hemde kötü için kullanilir, en kötü demekdir o. yani Allah hem iyiden en iyi, hemde en kötü, bad olan en kötüdende kötü oldugunu bu ayette beyan edip Allah ligini bize tarif ediyor. <br />
<br />
"Kadere iman bilindiği üzere imanın altı rüknünden birisidir. Kader içerisinde en önemli konu ise hayır ve şerrin Allah’tan (c.c.) geldiği hususudur. İnsanlar genellikle hayır ve şerrin Allah’tan (c.c.) geldiğini unutup sebeplere bakarlar. Şer karşısında öfkelenip deliye dönerler, dinden imandan çıkıp katil bile olurlar; hayırda da Allah’a (c.c.) şükretmeyi unutup vesilelere takılıp kalırlar.<br />
<br />
Bu durumda başımıza gelen kötü şeyler, her ne kadar Allah’ın (c.c.) izni ve yaratması ile meydana geliyorsa da bu durumun sünnetullaha, ilahi bir kurala dayanan bir nedeni bulunmaktadır. Allah (c.c.) bela ve musibetleri yaptığımız kötü şeylere karşı vermektedir: “Başınıza gelen her musibet, işlediğiniz günahlar nedeniyledir. Hatta Allah günahlarınızın çoğunu da affeder (Şûrâ suresi, 30).”, “Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her kötülük ise nefsinden dolayıdır (Nisa suresi, 79).”<br />
<br />
Başına böyle bir bela ve musibet gelen, bununla ruhu daralıp sıkılan bir müminin hemen geçmişini değerlendirip günahları için gözyaşı döküp tövbe ile Allah’ın (c.c.) rahmetine sığınması gerekir. Bu tür bir davranış yerine isyan etmek, birilerini suçlayıp öfkelenmek insana pek bir şey kazandırmaz. Belki pek çok şeyi alıp götürebilir. Yalnız Allah’ın (c.c.) el-Adl güzel ismi gereği bir zulme uğramışsak hakkımızı savunmamız, adaleti gerçekleştirme yolunda mücadele etmemiz de gerekir. Tabii işin bu cephesi yanında iç muhasebe ile kendimizde bazı kusur ve hataları aramak, bunlardan pişmanlık duyup Allah’ın (c.c.) merhametine sığınmak da icap eder.<br />
<br />
Başa gelen bela ve musibetler sırasında ‘Ya Dârru, ya Nâfi’u’ diye Allah’ın bu güzel isimlerini sayıya vurmadan çokça zikretmek gerekir. Bu zikir bela ve musibetin ortadan kalkmasını gerçekleştirdiği gibi ilgili bela ve musibetin hayra dönmesini de sağlayabilir. Ayrıca bu zor anlarda hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmak çok mühimdir. Allah (c.c.) her şeyi yaratabilir. Geceden gündüzü çıkarmak, ölüden diriyi meydana getirmek O’na zor değildir. Evrenin bağlı olduğu kanunlar O’nu bağlamaz. Çünkü Allah (c.c.) gerektiğinde yeni kanunlar da yaratabilir. Her şey O’nun ‘Ol!’ buyruğu ile anında varlık sahasına çıkar.<br />
<br />
‘Ya Dârru, ya Nâfi’u’ zikri kişiliği güçlü kıldığı gibi ruhsal sağlığın korunmasında ilaç gibi de tesir eder.<br />
<br />
Tasavvufta nefsin ulaşması istenen hedefi kadere rızadır. Kadere rıza göstermek, Allah’tan razı olmaktır. Allah’tan razı olan bir nefis (Raziyye nefis) kısa zamanda Allah’ın rızasına (Marziyye nefse) ulaşır. Yalnız haksızlık karşısında susmamak gerekir. Hadis-i şerifte böyle kişilerin ‘dilsiz şeytan’ olduğu belirtilmiştir. Kişi gerek başkalarının haklarını gerekse kendi hakkını aramak için öfkeye ve kızgınlığa kapılmadan usulüne uygun olarak hareket etmelidir. Öfke ve kızgınlık göstererek nefse ve şeytanlara prim vermemelidir. Hak arayışı çok önemlidir. Bir çeşit cihattır. Zalime gereken cezanın verilmesi, toplumun esenliği için şarttır. Bu konuda ihmalkâr olmak kul haklarına kadar uzanabilir. Çünkü herhangi bir ceza görmeyen zalim aldığı güçle başkalarına da zarar verebilir. Bu başkalarına verilen zararlar bu konuda vurdumduymaz insanların amel defterlerine günah olarak yazılabilir. Tabii bu başka bir konudur. Yine yaptığına gerçekten pişman olmuş bir insanı affetmek de Allah’ın razı olduğu bir büyüklüktür. Bu da ayrı bir konudur."[1]<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kullu nefsin zâikatul mevt(mevti), ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneten, ve ileynâ turceûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz, yıpratıcı bir imtihandan geçiririz. Ancak bize döndürüleceksiniz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ENBİYA Suresi 35. ayet )</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ  وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُونَ  لَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ  الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ  أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ  <br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenustainû bis sabri ves salât(salâti), innallâhe meas sâbirîn. Ve lâ tekûlû li men yuktelu fî sebîlillâhi emvât(emvâtun), bel ahyâun ve lâkin lâ teş’urûn. Ve le nebluvennekum bi şey’in minel havfi vel cûi ve naksın minel emvâli vel enfusi ves semerât(semerâti), ve beşşiris sâbirîn. Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir. Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz. Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele. Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler. İşte Rableri katından rahmet ve merhamet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 153-154-155-156-157. ayetler)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Allahü teâlâ, “Bana inanıp da kadere, hayır ve şerrin benim takdirimle olduğuna inanmayan, benden başka Rab arasın” buyurdu."<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Şirazi)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Allahu hâliku kulli şey’in ve huve alâ kulli şey’in vekîl<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ZUMER Suresi 62. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ لَّا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Zâlikumullâhu rabbukum hâliku kulli şey’in lâ ilâhe illâ huve fe ennâ tu’fekûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
 İşte her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah! O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Durum bu iken nasıl oluyor da (haktan) döndürülüyorsunuz?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym MU'MİN Suresi 62. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَاء وَيَخْتَارُ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve rabbuke yahluku mâ yeşâu ve yahtâru, mâ kâne lehumul hıyaratu, subhânallâhi ve teâlâ ammâ yuşrikûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların ise seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır ve yücedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym KASAS Suresi 68. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُم بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ إِلَيْهِمْ أَجَلُهُمْ فَنَذَرُ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ لِقَاءنَا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lev yuaccilullâhu lin nâsiş şerresti’câlehum bil hayri le kudiye ileyhim eceluhum, fe nezerullezîne lâ yercûne likâenâ fî tugyânihim ya’mehûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
 Eğer Allah, insanlara onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakırız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym YUNUS Suresi 11. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya’fû an kesîrin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Başınıza her ne musibet gelirse, kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ŞURA Suresi 30. ayet)</span><br />
<br />
Bu ayete Göre Şerleri yani kötülükleri nefsimiz işlettiğine göre, <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(Hayır da, şer de Allah’tandır)</span> demek, doğru olur mu?<br />
<br />
Tasavvufun ilkesi olan "La mevcuda illa HU" geregi, Allahdan gayri bir nesne, bir şey, bir mevcudat yok ise, o zaman, bütün fiiller Allahtandir, ancak burdaki cüzi irade hakki sahibi olan insan, cin veya hayvanlar tercih hakkina sahipler, Temsili misal bir bakkala gitsek, orada karpuz gibi soguk meyvalar olsa, yine lokum gibi, baklava gibi tatli yiyecekler olsa, yine sucuk gibi, köfte gibi yiyecekler olsa, ve bakkala giren kimse, burada sevdigi ve zevk aldığı bir türü sececekdir, ve alacakdir, tadacakdir, yiyecekdir. Amma bir bakkal yada markette, yüzlerce baş mal olmasina ragmen, sen veya hanimin, markete bakkala gidince, hem paran kadarini alirsin, hemde ihtiyacin olani alirsin, yoksa bakkaldaki herşeyi yükleyip alip gelmezsin, öyle olunca, Allah tercihleri halketmiş, ve iyi dogruyu bildirmiş, güzel olani peygamberleri ile anlatmiş, amma kötü olanida, tatli olmayip aci olanida, yine ekşi olanida yarattigi gibi, kötü filler yapma hakkinida sakli tutmuş, ve insanida tercihinde özgür birakip diyor ki "imma şakiren, immma küfüra." dileyen kötülügü ve kötü yolu secebilir, dileyen de tatli ve güzel olan, iyiler yolunu secebilir diyor yani. Fakat bakkal amcanin her ceşidi satişa sunmasi gibi, Allah Tealada, her hakki mahfuz tutup, özgür irade ile, tercih hakki tanimiş. ve insan istidatina göre, ya aciya ve kötüye meyillidir, yada tatli ve güzele, iyiye meyillidir, iyiyi tercih etmeyen, veya aci gidalari seven, ve satin alan, yada tatlilari ve güzelleri alman ile, iki secenekde de bakkal amcanin mali satilmiş oldugu gibi, senin iyi bir amel yapman ile Allah a faydan dokunmaz, yine kötü ve cirkin bir fiili tercih edip yapman ilede, Allah a zarar vermiş olmazsin, senin doguya dogru gitmen, beriki bir adamin da batiya ve kuzeye gitmesi, Allah katinda müsavidir, o yüzden sen, iyi amel işleyince, varacagin yer cennet diye bildiren Allah, kötü fiil yapincada, cehenneme varacagini bildiriyor, yani mesele temiz gida ile beslenmek veya pis ve necislerle beslenmek bahsine girersek, yani bazi insanlar ve bazi hayvanlar, inek gibi, koyun gibi, temiz otlarla beslenir, yani insanlarda, temiz et ve ot cinsi ile, beslenir. ve yine Allah balina diye bir balik yapmiş, denizlerdeki oluşan pislik ve yosunlari plantonlari süzerek yiyerek besleniyor, ve öyle olunca, görevi denizleri hem hareketli tutmak hemde, temiz tutmak olan bu balinaya sen, "niye pis şeyler yiyorsun diye tenkid edip, onu o fiilden vazgecirmek, bizim ve dünyamizin hayrinami olur, yoksa zararinami olur, denizler yosun kaplar giderse, artik denizlerin faydasindan faydalanamayiz degilmi? Allah ona, o istidati ile yani psilik ile beslenmek ile, güzel bir fiili meydana getiriyor, yoksa o dahi cirkin bir amel degil özünde. Yine insanin bazi filleri, günahdan yana tercih etmeside böyledir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Allah birinin hakkini bir başka yarattigi  kulu ile alir </span><br />
  <br />
 <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَكَذَلِكَ نُوَلِّي بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kezâlike nuvellî ba’daz zâlimîne ba’dan bimâ kânû yeksibûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
"İşte kazandıkları (günahları)ndan ötürü zâlimlerden bir kısmını diğer bir kısmının peşine böyle takarız."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym EN'AM Suresi 129. ayet)</span><br />
<br />
“Zâlim, yeryüzünde Allah’ın adâletidir. Allah onunla (başkalarından) intikâm alır. Sonra (döner), ondan da intikâmını alır.” <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(bk. Keşfu’l-Hafâ, 2/64)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Azîz ve celîl olan Allah şöyle buyurdu; 'Buğzettiklerimle buğzettiklerimden intikâm alırım. Sonra da döner, hepsini cehenneme döker, sürer, atarım.' ”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Mecmeu’z-Zevâid, 7/289)</span><br />
<br />
Bu, zâlimler için bir tehdittir. Eğer zulmünden vazgeçmezse, Allah ona diğer bir zâlimi musallat eder.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ أَرَأَيْتَكُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللّهِ بَغْتَةً أَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ إِلاَّ الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kul e raeytekum in etâkum azâbullâhi bagteten ev cehreten hel yuhleku illâl kavmuz zâlimûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
 De ki: “Ne dersiniz, Allah’ın azabı size beklenmedik bir anda veya açıktan açığa gelse, zalimler toplumundan başkası mı helâk edilecek?”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym EN'ÂM Suresi 47. ayet)</span><br />
<br />
Allah yarattiklarini ezvac halinde yarattgini beyan buyuruyor, öyle olunca, ateşin ezvaci su, ateşin önünü su ile kesip, onun aşiri gitmesinin önüne gecer, yani ateşe zalim olarak suyu vermiş, suyada ateşi, yine erkege dişiyi, ak ve beyaz olana siyah ve karanligi, tatliya aciyi, ve iyiye kötüyü, cennete cehennemi, ve insana şeytan ve cin gibi ezvac halinde amma, ZITLAR ile bütünü oluşturmuş, ve kainati böylece dengede tutmakda,<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يْنَمَا تَكُونُواْ يُدْرِككُّمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِي بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُواْ هَذِهِ مِنْ عِندِ اللّهِ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُواْ هَذِهِ مِنْ عِندِكَ قُلْ كُلًّ مِّنْ عِندِ اللّهِ فَمَا لِهَؤُلاء الْقَوْمِ لاَ يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Eyne mâ tekûnû yudrikkumul mevtu ve lev kuntum fî burûcin muşeyyedeh. Ve in tusıbhum hasenetun yekûlû hâzihî min indillâhi, ve in tusıbhum seyyietun yekûlû hâzihî min indike. Kul kullun min indillâhi. Fe mâli hâulâil kavmi lâ yekâdûne yefkahûne hadîsâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 78. ayet)</span><br />
<br />
Bazı kimseler; “İnsanların said ve şaki olacakları ezelde takdir edildiği için ibadet yapmanın faydası olmaz, kendini boşuna yorma” diyorlar<br />
<br />
Nitekim Rivayette İblis, İsa aleyhisselama görünerek;<br />
-Ezelde Allahü teâlânın takdir ettikleri hasıl olur diyorsun, öyle mi? dedi.<br />
-Evet, öyledir buyurdu.<br />
-Öyle ise, kendini şu dağın tepesinden aşağı at. Eğer ezelde selametin takdir edilmiş ise, sana bir şey olmaz dedi. Cevabında;<br />
-Ey melun! Allahü teâlâ kullarını imtihan eder. Kulun, sahibini imtihan etmeye hakkı yoktur, buyurdu isa Efendimiz.<br />
ve yine ibadet yapamnin ahirete ve dünyaya faydasi yüzünden<br />
<br />
-------------------<br />
<br />
Hz. Ali (ra)’nin inanmayan bir komşusu vardı. Ona ''Allah'a, ahirete inanıyorsunuz. "Ölüler diriltilmez." (yani ahiret yoktur) yada  Peki ya yoksa?” demiş. Hz. Ali (ra) ise  <br />
<br />
“Eğer senin dediğin doğru ise hepimiz kurtuluruz. Fakat eğer benim dediğim doğru ise, o takdirde ben kurtulurum, ama sen helak olursun.” buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(Imami Gazali, İhya-u Ulumiddin,Fahruddin Razi)</span><br />
<br />
Su Ne kadar temiz ve berrak olursa olsun, akip geldigi, gecip geldigi yol üstünde, kanalizasyon varsa, o suya pislik ve kolera mikrobu karişmasi muhtemeldir, yok  yanardag kenarindan geciyorsa cookca kükürt karişmasi ihtimaldir, yine magnezyum ocagi yanindan gecipde geliyorsa magnezyum karişmasi ihtimaldir, ve öyle su gibi saf olmak, saf kalabilmenin alameti degildir, alimde olsan, zalimde olsan, yanina vardigin, veya senin yanina gelen insanlarin halinide alman ihtimaldir, ve hirsiz ile arkadaşlik edince, sende de hirsizlik alametleri belirmesi ihtimaldir, yine namaz kilanin yanina vardiginda da,  onunda birgün namaza başlamasi yine ihtimaldir, yine iyilerle oturup kalkan iyiler zümresinden olur, ve kötülerle ahbablik edende kötülerden oluverir.<br />
o yüzden, Allah kuranda, <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"temizler temizler icindir" </span>buyurur yine <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"sadiklarla beraber olun."</span> buyurur, iyilerle ve sadiklarla beraber olan, bir gün onlar gibi yiyip, onlar gibi giymeye, ertesi gün, onlar gibi söylemeye başlar, onlarin yaptiklari fiillerden yapmaya başlar, alimde olsan, yanina kumarbaz birisi gelirse, eger sen su gibi saf berrak oldundsa, o kumarbazin halini senin üstüne yüklerlerse, sende alim iken, kumarbaz bir zalim oluverirsin, zaten bircok günah, hep arkadaştan ögrenilir, tabi günah nedir? o zaman ademe  haram yemesini şeytan telkin etti, taaaaa ilk cennetteyken, cennetteki haram lokma ne olaki, işde haram lokma ademi cennetten attirdi, öyleyse lokmana ve dostuna dikkat et ey insanoglu! Allah her ne kadar kötülülk ve zarar verenleride yaratip müsade ettiysede, kuranada zalimlerle beraber olup zalim olun diye bir ayet yok, ama sadiklarla, iyilerle bereber olun diye ayet var,  bazi adamlar yapmayin deneni yapmayi care sanirlar, nitekim Turgut Özal, gebereisice öyle yaparmiş, yapma gitme etme mi diyorlar, onun üstüne gidip onu yaparmiş, yani yaramaz cocukluk gecirenler gibi, sigara icme diyen babasinin  sözünü  degilde, "yak bir ciagra" diyen kötü arkadaşina uyup sigaraya başlayan gibi, gözü yasakda ve No veya la yani hayir denenlerde olanlari yaratmiş Allah. Bunlarin carki tersine işler sen namaz kil dedinse, onlar namaz kilmamayi ahlak edinirler, calma dedinse calmayi ahlak edinirler yani, Allah yapmayin demekle bunlara, sanki yap demiş oluyor, Allah böylelerinin şerrinden bizleri muhafaza  eylesin, ya böyle biriyle arkadaş olursan, yarin kurani inkar, diger gün peygamberi inkar, ve hadisleri inkar, diger günde Allah i inkar eder, kafir olursun, Allah muhafaza yani.<br />
<br />
Alimlik iyide, onu muhafaza edebilmek zordur, iman güzeldirde, onu muhafaza edebilmek zordur, namaz güzeldirde onu muhafza edibilmek zordur.<br />
<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfızûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Onlar ki, namazlarını muhafaza edip kılmağa devam ederler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym MU'MİNÛN Suresi 9. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salâte, innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
(Ey Muhammed  ve ümmeti) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten (günahdan ve kötülerden olmakdan) alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, size neyin fayda verecegini en iyi bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ANKEBUT Suresi 45. ayet)</span><br />
<br />
---oOo---<br />
"Karanlıkda sadece aydınlık olan şeyler gözükür, oysa aydınlıkda ise hem karanlık şeyler gözükür hemde aydınlık nesneler gözükür."<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(Karoglan Sözü 01.07.2018)</span><br />
<br />
AÇIKLAMA: Allah insani erkek ve dişiden yaratmiş ve bu şekilde üreme gösterir, ve bir erkek, hem kiz hem erkek cocuk dogurtabilir, bir kadinda hem erkek cocuk hemde kiz cocuk dogurabilir, yani aynen aydinligiin iki halide göstermesi gibi, oysaki günah ve karanlik ve zulumet iyiligin görülmesini, aciga cikmasini saglayan bir etkendir, sevab ise iyiler diyari cennete giden arabada kullanilan benzin gibidir, o olmadan araba cennete gitmez. ve Adem cennette tek idi, Allah onun icinden Havva Annemizide cikardi, yani rahman ve rahim ikilisi, neden besmelede rahman önce, rahim sonra, onlardanda önce Allah var,<br />
 <br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">B ismi Allah ir Rahman ir Rahim, </span><br />
<br />
Allah Rahman olan Hz. Ademi halketti, ondanda Rahim olan Havva yi halketti hikmeti, besmelede gizli zaten, yani insanlik bir tek Ademden üredi, kizlarda ademden, oglanlarda ademden, adem yani erkek ve rahman  ve baba, ayni aydinlik gibi iki nuruda icinde taşiyan, oysaki rahim kadin ise, ademin parcasi sadece, yani karanalik aydinligin parcasi sadece demek lazimdir, ve karanlik aydinlgin var oldugunu ispat icindir, kadin rahim ve cukur, ve dip ve karanlik cukur, erkek ise cikintili ve dag ve aydinlik gibi yine yani, ve ademden önce Allah var idi ve besmelede de rahmandan önce gelen Allah ismi bunu ispat eder zaten.<br />
<br />
---oOo---<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Bazi kimsler ve alimler Peygamberimizi gördügünü, bazilari bunu rüyada, bazilari ise alenen gördüklerini söylüyorlar, dogrumudur bu?</span><br />
<br />
Muhammedin mirac ettigine inanan birisi, Muhammedin miracda şunlari şunlari gördüm diye anlattiklarini da bilenler, bunu yadirgamamasi lazim.<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Dedik ki :</span><br />
Muhammed Mirac ile Bu günümüze geldi veya getirildi ve, mehdiyi gördü, mehdi ne yer, ne icer, o nun zamaninda, neye binilir, ne giyilir gören bir muhammed var, ve ona gösterilen ve cennetlik veya cehennemlik diye atfedilen kimseler, belkide o "ben muhammedi gördüm." diyenler Muhammede miracda gösterildi de, onlarda, ondan diyorlar zaten, biz muhammedi gördük diye, amma o gecmişden günümüze gelip gördü ise, o dün gördü, amma biz gelecekde oldugumuz için, onun o gecmişde gördügü bir adem, yada mehdi, daha onu görmeye şimdi müyesser olmakda, öyle olunca beni görünce, onun muhammedin beni görmesi, aslinda miracdayken ki ziyaretinde olmuşdu, o görüntü ve buluşma miracda gercekleşen görüntünün şimdiki zamandaki yansimasi hali, muhammed ise onu miracda binlerce sene önce gördü ve onunla seninle benimle buluştu, geldi gördü geri döndü. yani ayni şeyi on defa tekrar tekrar yazmak istiyorum, anlayasiniz diye, ama umarim anlaşilmişdir, bir sevdigimin bana sitem edip boş söz ve lafa gerek yok dedigi gibi, daha fazla lafa gerek yok artik.<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Cennetler ve, cennetlerin sekiz veya daha fazla olan kapilari meselesi</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Kim Allah yolunda, malından iki şey harcarsa, cennetin kapılarından ‘Allah’ın kulu! Burası güzeldir, buradan girin.’ diye çağrılır. Namaz ehli olanlar (sürekli namazını kılanlar) Salat (namaz) kapısından çağrılır. Cihad ehli olanlar, Cihad kapısından çağrılır. Oruç ehli olanlar (sürekli oruçlarını tutanlar) Reyyan kapısından çağrılır. Sadaka ehli olanlar (daima sadaka verenler) Sadaka kapısından çağrılır.” Bunun üzerine Ebu Bekir  “Ey Allah’ın Resulü! Anam, babam sana feda olsun, bütün bu kapılardan çağrılması için kişinin ne yapması gerekir? Bu kapıların hepsinden çağrılacak kimse var mı?” diye sordu.  Hz. Peygamber (a.s.m) “Evet, öyle ümit ediyorum ki, sen onlardan olacaksın.” buyurdu.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buharî, Savm, 4)</span><br />
<br />
Cennetin sekiz kapısı vardır. Hadislerde “Cennetin sekiz kapısı olduğu” açıkça ifade edilmiştir,<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(bk. İbn Hacer,VII/28)</span><br />
<br />
 Bu hadiste, dört kapı zikredilmiştir: Salat, Cihad, Reyyan, Sadaka (Zekât).<br />
<br />
Burada İslam esaslarından yalnız hac anılmamıştır. Şüphesiz onun için de hususî bir kapı vardır.<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(İbn Hecer, a.g.e).</span><br />
<br />
Geriye üç kapı kalır ki, onlar da şunlardır: İnsanları affedenlerin gireceği kapı <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">“Affedenler / Af kapısı”,</span> <br />
<br />
Bir hadiste “Cennetin bir kapısı vardır, ondan yalnız affedenler girecektir.” buyurulmuştur.<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(İbn Hacer, a.g.e).</span><br />
<br />
Bir de hesabı, azabı olmayan tevekkül ehlinin gireceği,<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"> “Eymen” kapısı.</span><br />
<br />
Diğer kapı ise, <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zikir veya ilim kapısı</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Özetlersek:</span> Cennetin sekiz kapısı vardır: Salat, Cihad, Reyyan, Sadaka (Zekât), Hac, Af, Eymen (Sağ, mübarek) ve Zikir-İlim kapısı.<br />
<br />
Demek ki,  ehl-i ilim, <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">İLİM kapısında</span>n girecektir. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her amel sahibi için ayrılan bir kapı vardır ki, onu işleyen kimse Cennete o kapıdan çağrılır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Müsned, II/449)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her kim eşsiz, ortaksız bir tek Allah’tan başka ilah olmadığına,<br />
<br />
Muhammed’in onun kulu ve Resulü olduğuna,<br />
<br />
İsa’nın Allah’ın kulu, Meryem’in oğlu ve ona ilka ettiği kelimesi ve kendisinden (kendi tarafından yaratılmış) bir ruh olduğuna,<br />
<br />
Cennetin bir hakikat, ateşin bir hakikat olduğuna şahadet ederse,<br />
<br />
Allah o kimseyi Cennetin sekiz kapısının hangisinden dilerse oradan Cennete girdirecektir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Müslim, 41)</span><br />
<br />
Bu hadislere göre, oruclularin girecegi kapi, yani Reyyan kapisi diye aniliyor, yani oruclu kimseler, orcunu ne ile aciyor, bunlar cok degil, su veya hurma veya zeytin veyahutta, sünnet olsun diye bir miktar tuz, öyle olunca, işde oruclularin kapisi olan agzindan, cennete girdigi kapi bunlar, yani işte oruclu olanlar cennet gibi olan bedene girerken, ya hurma oluyorlar, ya su gibi oluyorlar, yada zeytin oluyorlar, yada tuz, orucluyu actirdin, mesela etli pide ikram ettin, işde orucluya irkam edilen de, yine oruclu kapisinda girenler(etli pide gibi) oldu, oruc acilan ve oruclu actirilan her lokma, cennete oruclu kapisindan girdi işde, adam oruc, onun cennetine giren her lokma orculu kapisindan girmiş oldu.<br />
Namaz kapisindan, namaz kilanlar girer diyor, birisi namaz kilanlarin namaz için abdest aliyoruz, ve abdest ile vücudumuza su dahil oldu, su ile girdi cennete, birde o kapi namaz kilanlar kapisi ve cami ise namaz kilma mekani degilmi, mescidlerin kapisi, namaz kilanlar kapisi degilde ne, peygamber zamaninda bir tek peygamberimizin mescidi vardi, orada mescid falan degil, peygamberin evinde toplaniyorlardi da, bir bölümüde namaz kilma yeriydi, oysa şu dünyamizda, amerikadaki camiler, almanyadaki camiler, yine Türkiyede ki camiler vesaire gibi, hepsi namaz kilanlarin girdigi kapi degilmi, yine namazini peceli sultan Ahmet el Bedevi gibi evinde kilanlarin, ev kapisi, namaz kilanlar kapisi degilde ne? yani spor salonuna gittin, orda hic namaz kilinmiyorsa, o kapi namaz kapisi degil, o kapi spor yapanlar kapisi degil mi? ama senin evde namaz kiliniyorsa, senin evin kapisida namaz kilanlar kapisi, o zaman cami ve mescdiler, işde cennetin namaz kilanlar kapisi demek olur, cami nasil bir yer, icine girince ruhun rahatliyor, ferahlik ve huzur var, yine kabe öyle degilmi, yani namaz kapisi işde.<br />
<br />
yine şehitler kapisi var cihad kapisi var deniyor, yani kurban bayramina geldik, bak kurban bayraminda, bayram namazina gitmeden kahvalti edilip yemek yenmez, ve taa ki namazdan gelirsin, ve kurbanini kesersin, ve kurbanin etinden pişirip, o gün kahvaltiyi kurban eti ile yaparsin, ne oldu işde, koyun koc inek dana olmuş, hem birde kurbanlik inek olmuş, kurbanlik koc, koyun olmuş, bak kesildi, öldürüldü, şehid oldu, ve yedin cennete girdi, ve şehitler kapsindan girdi, "onlar ölü degil." hitabi ile kesdin öldüydü, sen yedin, sende can oldu, yeniden dirildi, başka bir yaşayiş ile senin vücudunda yaşamaya başladi işte.<br />
<br />
Alimler ilim kapisindan girer hikmeti ise, ilim aklin calişip tefekkür edebilmesi ile olur, ve aklin calişmasini saglayan yiyecekler, bal, baklava, tel kadayif, şeker ve şekerli tatli yiyecekleri yiyince, direk beyne gidiyor, ve alimler kapisi, yani beyine gidecek olan kimseler, yani öldün amma, alim isen ilim kapisindan gireceksin, ve tatli olup, başka bir alime gireceksin, ve vücuttada senin yerin, artik beyin olcak, ve beyindeki amma hücre olcaksin amma düşünüp tefekkür etme kuveti olacaksin artik, ve ilim kapsida budur.<br />
<br />
Yine barsaklar alt beyin deniyor, ve yogurt ve turşu gibi probiyotik ekşiler yedin, bu sefer alt beyine gitti onlar, ve artik alt beyin ile düşünebilen alimlerde, onlarda alt beyine gidecek yogurt turşu ve benzeri gibi ekşi yiyecek olup, cennete o kapidan girdi  ve yeri ise barsaklar ve alt beyin oldu, ve ordaki teffekür kuvvesi oldu.<br />
<br />
Yine kalp zikir mahalli, zikredenler kapisi, yani zikredenler, kalbe gidecek lokma olacaklar, yani kan yapan bütün yiyecekler, olarak cennete girenler ise, kan olup kalpdeki fikir ve düşünce ve ilim olacak onlar, cünkü "kalpelr ancak Allh in zikiri ile doyar." ayetide bu kapinin neresi ve ne ile o kapidan girilcegini anlatir yine bize.<br />
<br />
Ve Eymen kapisi ise, sagdan girenler kapisi, yani dünyadayken, peygamberin sünnetine tabi olup, sagdan giyip, sagdan yiyen, sagdan girip soldan cikaranlar, ve kurban kesip, sagini dagitanlar, işde vücuda girince, vücüdumuzun, sag tarafini oluşturacak olanlar, Eymen kapisindan girenler demek olur.....<br />
<br />
Rabbim, ahirzmanda, Muhammed ve isa ümmeti  ve, Mehdi cemaati olacak olanlari, her güzel ameller ile Cennete, Cennetlerin bütün kapilarindan davet olunanlardan olmayi nasip eylesin.  <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">DiPNOTLAR :</span><br />
<br />
[1] islamdergisi /kadere-iman-hayir-ve-ser-allahtandir-allahin-ed-darr-en-nafi-isimleri<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 3 Temmuz 2018 Salı<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">En iyi Allah ise, En Kötü Kim?</span><br />
<br />
(Kar©glanin 3 Temmuz 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْراً فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Bedîus semâvâti vel ardı, ve izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Yerlerin ve Göklerin(Semanin) ,"En iyiside" En Kötüsüde O dur. O Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.<br />
 <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 117. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Bir kişi, kaderin, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmadıkça, mümin sayılmaz."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Tirmizî)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
Yukarda yazdigmiz ayeti bir önden alip bir sonrasina da gecersek<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَقَالُواْ اتَّخَذَ اللّهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَل لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ كُلٌّ لَّهُ قَانِتُونَ  بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْراً فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ وَقَالَ الَّذِينَ لاَ يَعْلَمُونَ لَوْلاَ يُكَلِّمُنَا اللّهُ أَوْ تَأْتِينَا آيَةٌ كَذَلِكَ قَالَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kâlûttehazellâhu veleden, subhâneh(subhânehu), bel lehu mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), kullun lehu kânitûn. Bedîus semâvâti vel ard(ardı), ve izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn. Ve kâlellezîne lâ ya’lemûne lev lâ yukellimunâllâhu ev te’tînâ âyeh(âyetun), kezâlike kâlellezîne min kablihim misle kavlihim, teşâbehet kulûbuhum, kad beyyennal âyâti li kavmin yûkınûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah çocuk edindi dediler. Haşa! O bundan münezzehtir. Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur, hepsi O’na boyun eğmiştir. Yerlerin ve Göklerin(Semanin) ,"En iyiside" En Kötüsüde O dur. O Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir. Bilmeyenler, “Allah bizimle konuşsa, ya da bize bir mucize gelse ya!” derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti. Onların kalpleri (anlayışları) birbirine benziyor. Biz âyetleri, kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 116,117 ve 118. ayetler)</span><br />
<br />
imanin şartlarindan olan <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"hayır ve şerrin Allah’tan (c.c.) geldiği"</span> ne iman eden birisi anlamaliki, Allah Edz dzar ismi ile, yani zarar veren ismi celali ile, birine bir celal ve zarar verince, ve zarar veren bir şerri yapana biz, kötü kimse diye atfediyoruz, öyle olunca eger  zarar veren Allah ise, o zaman dünyadaki yaratiklarindan, zarar veren mahluk ve insanlar, işde kötü olanlar, öyle olunca Allah Habil gibi  sadece cok iyi olsa, kötü olan kabil onu öldürüp zarar verince, Allah in, Allah olma vasfi zayif kalir, ve yenilmiş olur. oysaki Allah eger habili yaratip onun iyi işler işlemesine vesile olan Allah ise, kabili de yaratip, onunda zarar veren, şer işler işlemesinide yaratan olduguna iman, işde hayirinda şerrinde Allah dan olduguna iman etmek olur. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلْ أَفَرَأَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ أَوْ أَرَادَنِي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunnallâhu, kul e fe raeytum mâ ted’ûne min dûnillâhi in erâdeniyallâhu bi durrin hel hunne kâşifâtu durrihi ev erâdenî bi rahmetin hel hunne mumsikâtu rahmetihi, kul hasbiyallâhu, aleyhi yetevekkelul mutevekkılûn (mutevekkılûne).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ve eğer gerçekten onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorarsan, mutlaka: “Allah” derler. De ki: “Allah’tan başka taptıklarınızı gördünüz mü? Eğer Allah bana bir zarar dileseydi, O’nun zararını onlar giderebilir mi? Veya bana bir rahmet dileseydi, O’nun rahmetini tutabilirler mi (engelleyebilirler mi)?” De ki: “Allah bana yeter! Tevekkül edenler (yalnız) O’na tevekkül ederler (O’nu vekil ederler).”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym Zümer suresi 38. ayet)</span><br />
<br />
öyle olunca eger Allah, sadece iyi olursa, ona kötü olan zarar verir, ve yine kötü olupda, en kötü olmazsa, yine O ndan dah kötü olan, O na zarar verip, O nu yener ve saltanatini yikar gecer. işde Michael Jackson un şarkisi olan <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"I'm BAD"</span> yani burdaki "bad" den kasit "ben en kötüyüm" demek ve bediusemavati deki "badiu" de ayni "bad" amma ordaki hem iyi için kullanilir, en iyi, hemde kötü için kullanilir, en kötü demekdir o. yani Allah hem iyiden en iyi, hemde en kötü, bad olan en kötüdende kötü oldugunu bu ayette beyan edip Allah ligini bize tarif ediyor. <br />
<br />
"Kadere iman bilindiği üzere imanın altı rüknünden birisidir. Kader içerisinde en önemli konu ise hayır ve şerrin Allah’tan (c.c.) geldiği hususudur. İnsanlar genellikle hayır ve şerrin Allah’tan (c.c.) geldiğini unutup sebeplere bakarlar. Şer karşısında öfkelenip deliye dönerler, dinden imandan çıkıp katil bile olurlar; hayırda da Allah’a (c.c.) şükretmeyi unutup vesilelere takılıp kalırlar.<br />
<br />
Bu durumda başımıza gelen kötü şeyler, her ne kadar Allah’ın (c.c.) izni ve yaratması ile meydana geliyorsa da bu durumun sünnetullaha, ilahi bir kurala dayanan bir nedeni bulunmaktadır. Allah (c.c.) bela ve musibetleri yaptığımız kötü şeylere karşı vermektedir: “Başınıza gelen her musibet, işlediğiniz günahlar nedeniyledir. Hatta Allah günahlarınızın çoğunu da affeder (Şûrâ suresi, 30).”, “Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her kötülük ise nefsinden dolayıdır (Nisa suresi, 79).”<br />
<br />
Başına böyle bir bela ve musibet gelen, bununla ruhu daralıp sıkılan bir müminin hemen geçmişini değerlendirip günahları için gözyaşı döküp tövbe ile Allah’ın (c.c.) rahmetine sığınması gerekir. Bu tür bir davranış yerine isyan etmek, birilerini suçlayıp öfkelenmek insana pek bir şey kazandırmaz. Belki pek çok şeyi alıp götürebilir. Yalnız Allah’ın (c.c.) el-Adl güzel ismi gereği bir zulme uğramışsak hakkımızı savunmamız, adaleti gerçekleştirme yolunda mücadele etmemiz de gerekir. Tabii işin bu cephesi yanında iç muhasebe ile kendimizde bazı kusur ve hataları aramak, bunlardan pişmanlık duyup Allah’ın (c.c.) merhametine sığınmak da icap eder.<br />
<br />
Başa gelen bela ve musibetler sırasında ‘Ya Dârru, ya Nâfi’u’ diye Allah’ın bu güzel isimlerini sayıya vurmadan çokça zikretmek gerekir. Bu zikir bela ve musibetin ortadan kalkmasını gerçekleştirdiği gibi ilgili bela ve musibetin hayra dönmesini de sağlayabilir. Ayrıca bu zor anlarda hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmak çok mühimdir. Allah (c.c.) her şeyi yaratabilir. Geceden gündüzü çıkarmak, ölüden diriyi meydana getirmek O’na zor değildir. Evrenin bağlı olduğu kanunlar O’nu bağlamaz. Çünkü Allah (c.c.) gerektiğinde yeni kanunlar da yaratabilir. Her şey O’nun ‘Ol!’ buyruğu ile anında varlık sahasına çıkar.<br />
<br />
‘Ya Dârru, ya Nâfi’u’ zikri kişiliği güçlü kıldığı gibi ruhsal sağlığın korunmasında ilaç gibi de tesir eder.<br />
<br />
Tasavvufta nefsin ulaşması istenen hedefi kadere rızadır. Kadere rıza göstermek, Allah’tan razı olmaktır. Allah’tan razı olan bir nefis (Raziyye nefis) kısa zamanda Allah’ın rızasına (Marziyye nefse) ulaşır. Yalnız haksızlık karşısında susmamak gerekir. Hadis-i şerifte böyle kişilerin ‘dilsiz şeytan’ olduğu belirtilmiştir. Kişi gerek başkalarının haklarını gerekse kendi hakkını aramak için öfkeye ve kızgınlığa kapılmadan usulüne uygun olarak hareket etmelidir. Öfke ve kızgınlık göstererek nefse ve şeytanlara prim vermemelidir. Hak arayışı çok önemlidir. Bir çeşit cihattır. Zalime gereken cezanın verilmesi, toplumun esenliği için şarttır. Bu konuda ihmalkâr olmak kul haklarına kadar uzanabilir. Çünkü herhangi bir ceza görmeyen zalim aldığı güçle başkalarına da zarar verebilir. Bu başkalarına verilen zararlar bu konuda vurdumduymaz insanların amel defterlerine günah olarak yazılabilir. Tabii bu başka bir konudur. Yine yaptığına gerçekten pişman olmuş bir insanı affetmek de Allah’ın razı olduğu bir büyüklüktür. Bu da ayrı bir konudur."[1]<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kullu nefsin zâikatul mevt(mevti), ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneten, ve ileynâ turceûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz, yıpratıcı bir imtihandan geçiririz. Ancak bize döndürüleceksiniz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ENBİYA Suresi 35. ayet )</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ  وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُونَ  لَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ  الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ  أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ  <br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenustainû bis sabri ves salât(salâti), innallâhe meas sâbirîn. Ve lâ tekûlû li men yuktelu fî sebîlillâhi emvât(emvâtun), bel ahyâun ve lâkin lâ teş’urûn. Ve le nebluvennekum bi şey’in minel havfi vel cûi ve naksın minel emvâli vel enfusi ves semerât(semerâti), ve beşşiris sâbirîn. Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir. Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz. Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele. Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler. İşte Rableri katından rahmet ve merhamet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 153-154-155-156-157. ayetler)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Allahü teâlâ, “Bana inanıp da kadere, hayır ve şerrin benim takdirimle olduğuna inanmayan, benden başka Rab arasın” buyurdu."<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Şirazi)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Allahu hâliku kulli şey’in ve huve alâ kulli şey’in vekîl<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ZUMER Suresi 62. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ لَّا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Zâlikumullâhu rabbukum hâliku kulli şey’in lâ ilâhe illâ huve fe ennâ tu’fekûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
 İşte her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah! O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Durum bu iken nasıl oluyor da (haktan) döndürülüyorsunuz?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym MU'MİN Suresi 62. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَاء وَيَخْتَارُ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve rabbuke yahluku mâ yeşâu ve yahtâru, mâ kâne lehumul hıyaratu, subhânallâhi ve teâlâ ammâ yuşrikûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların ise seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır ve yücedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym KASAS Suresi 68. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُم بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ إِلَيْهِمْ أَجَلُهُمْ فَنَذَرُ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ لِقَاءنَا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lev yuaccilullâhu lin nâsiş şerresti’câlehum bil hayri le kudiye ileyhim eceluhum, fe nezerullezîne lâ yercûne likâenâ fî tugyânihim ya’mehûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
 Eğer Allah, insanlara onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakırız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym YUNUS Suresi 11. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya’fû an kesîrin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Başınıza her ne musibet gelirse, kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ŞURA Suresi 30. ayet)</span><br />
<br />
Bu ayete Göre Şerleri yani kötülükleri nefsimiz işlettiğine göre, <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(Hayır da, şer de Allah’tandır)</span> demek, doğru olur mu?<br />
<br />
Tasavvufun ilkesi olan "La mevcuda illa HU" geregi, Allahdan gayri bir nesne, bir şey, bir mevcudat yok ise, o zaman, bütün fiiller Allahtandir, ancak burdaki cüzi irade hakki sahibi olan insan, cin veya hayvanlar tercih hakkina sahipler, Temsili misal bir bakkala gitsek, orada karpuz gibi soguk meyvalar olsa, yine lokum gibi, baklava gibi tatli yiyecekler olsa, yine sucuk gibi, köfte gibi yiyecekler olsa, ve bakkala giren kimse, burada sevdigi ve zevk aldığı bir türü sececekdir, ve alacakdir, tadacakdir, yiyecekdir. Amma bir bakkal yada markette, yüzlerce baş mal olmasina ragmen, sen veya hanimin, markete bakkala gidince, hem paran kadarini alirsin, hemde ihtiyacin olani alirsin, yoksa bakkaldaki herşeyi yükleyip alip gelmezsin, öyle olunca, Allah tercihleri halketmiş, ve iyi dogruyu bildirmiş, güzel olani peygamberleri ile anlatmiş, amma kötü olanida, tatli olmayip aci olanida, yine ekşi olanida yarattigi gibi, kötü filler yapma hakkinida sakli tutmuş, ve insanida tercihinde özgür birakip diyor ki "imma şakiren, immma küfüra." dileyen kötülügü ve kötü yolu secebilir, dileyen de tatli ve güzel olan, iyiler yolunu secebilir diyor yani. Fakat bakkal amcanin her ceşidi satişa sunmasi gibi, Allah Tealada, her hakki mahfuz tutup, özgür irade ile, tercih hakki tanimiş. ve insan istidatina göre, ya aciya ve kötüye meyillidir, yada tatli ve güzele, iyiye meyillidir, iyiyi tercih etmeyen, veya aci gidalari seven, ve satin alan, yada tatlilari ve güzelleri alman ile, iki secenekde de bakkal amcanin mali satilmiş oldugu gibi, senin iyi bir amel yapman ile Allah a faydan dokunmaz, yine kötü ve cirkin bir fiili tercih edip yapman ilede, Allah a zarar vermiş olmazsin, senin doguya dogru gitmen, beriki bir adamin da batiya ve kuzeye gitmesi, Allah katinda müsavidir, o yüzden sen, iyi amel işleyince, varacagin yer cennet diye bildiren Allah, kötü fiil yapincada, cehenneme varacagini bildiriyor, yani mesele temiz gida ile beslenmek veya pis ve necislerle beslenmek bahsine girersek, yani bazi insanlar ve bazi hayvanlar, inek gibi, koyun gibi, temiz otlarla beslenir, yani insanlarda, temiz et ve ot cinsi ile, beslenir. ve yine Allah balina diye bir balik yapmiş, denizlerdeki oluşan pislik ve yosunlari plantonlari süzerek yiyerek besleniyor, ve öyle olunca, görevi denizleri hem hareketli tutmak hemde, temiz tutmak olan bu balinaya sen, "niye pis şeyler yiyorsun diye tenkid edip, onu o fiilden vazgecirmek, bizim ve dünyamizin hayrinami olur, yoksa zararinami olur, denizler yosun kaplar giderse, artik denizlerin faydasindan faydalanamayiz degilmi? Allah ona, o istidati ile yani psilik ile beslenmek ile, güzel bir fiili meydana getiriyor, yoksa o dahi cirkin bir amel degil özünde. Yine insanin bazi filleri, günahdan yana tercih etmeside böyledir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Allah birinin hakkini bir başka yarattigi  kulu ile alir </span><br />
  <br />
 <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَكَذَلِكَ نُوَلِّي بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kezâlike nuvellî ba’daz zâlimîne ba’dan bimâ kânû yeksibûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
"İşte kazandıkları (günahları)ndan ötürü zâlimlerden bir kısmını diğer bir kısmının peşine böyle takarız."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym EN'AM Suresi 129. ayet)</span><br />
<br />
“Zâlim, yeryüzünde Allah’ın adâletidir. Allah onunla (başkalarından) intikâm alır. Sonra (döner), ondan da intikâmını alır.” <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(bk. Keşfu’l-Hafâ, 2/64)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Azîz ve celîl olan Allah şöyle buyurdu; 'Buğzettiklerimle buğzettiklerimden intikâm alırım. Sonra da döner, hepsini cehenneme döker, sürer, atarım.' ”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Mecmeu’z-Zevâid, 7/289)</span><br />
<br />
Bu, zâlimler için bir tehdittir. Eğer zulmünden vazgeçmezse, Allah ona diğer bir zâlimi musallat eder.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ أَرَأَيْتَكُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللّهِ بَغْتَةً أَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ إِلاَّ الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kul e raeytekum in etâkum azâbullâhi bagteten ev cehreten hel yuhleku illâl kavmuz zâlimûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
 De ki: “Ne dersiniz, Allah’ın azabı size beklenmedik bir anda veya açıktan açığa gelse, zalimler toplumundan başkası mı helâk edilecek?”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym EN'ÂM Suresi 47. ayet)</span><br />
<br />
Allah yarattiklarini ezvac halinde yarattgini beyan buyuruyor, öyle olunca, ateşin ezvaci su, ateşin önünü su ile kesip, onun aşiri gitmesinin önüne gecer, yani ateşe zalim olarak suyu vermiş, suyada ateşi, yine erkege dişiyi, ak ve beyaz olana siyah ve karanligi, tatliya aciyi, ve iyiye kötüyü, cennete cehennemi, ve insana şeytan ve cin gibi ezvac halinde amma, ZITLAR ile bütünü oluşturmuş, ve kainati böylece dengede tutmakda,<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يْنَمَا تَكُونُواْ يُدْرِككُّمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِي بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُواْ هَذِهِ مِنْ عِندِ اللّهِ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُواْ هَذِهِ مِنْ عِندِكَ قُلْ كُلًّ مِّنْ عِندِ اللّهِ فَمَا لِهَؤُلاء الْقَوْمِ لاَ يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Eyne mâ tekûnû yudrikkumul mevtu ve lev kuntum fî burûcin muşeyyedeh. Ve in tusıbhum hasenetun yekûlû hâzihî min indillâhi, ve in tusıbhum seyyietun yekûlû hâzihî min indike. Kul kullun min indillâhi. Fe mâli hâulâil kavmi lâ yekâdûne yefkahûne hadîsâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 78. ayet)</span><br />
<br />
Bazı kimseler; “İnsanların said ve şaki olacakları ezelde takdir edildiği için ibadet yapmanın faydası olmaz, kendini boşuna yorma” diyorlar<br />
<br />
Nitekim Rivayette İblis, İsa aleyhisselama görünerek;<br />
-Ezelde Allahü teâlânın takdir ettikleri hasıl olur diyorsun, öyle mi? dedi.<br />
-Evet, öyledir buyurdu.<br />
-Öyle ise, kendini şu dağın tepesinden aşağı at. Eğer ezelde selametin takdir edilmiş ise, sana bir şey olmaz dedi. Cevabında;<br />
-Ey melun! Allahü teâlâ kullarını imtihan eder. Kulun, sahibini imtihan etmeye hakkı yoktur, buyurdu isa Efendimiz.<br />
ve yine ibadet yapamnin ahirete ve dünyaya faydasi yüzünden<br />
<br />
-------------------<br />
<br />
Hz. Ali (ra)’nin inanmayan bir komşusu vardı. Ona ''Allah'a, ahirete inanıyorsunuz. "Ölüler diriltilmez." (yani ahiret yoktur) yada  Peki ya yoksa?” demiş. Hz. Ali (ra) ise  <br />
<br />
“Eğer senin dediğin doğru ise hepimiz kurtuluruz. Fakat eğer benim dediğim doğru ise, o takdirde ben kurtulurum, ama sen helak olursun.” buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(Imami Gazali, İhya-u Ulumiddin,Fahruddin Razi)</span><br />
<br />
Su Ne kadar temiz ve berrak olursa olsun, akip geldigi, gecip geldigi yol üstünde, kanalizasyon varsa, o suya pislik ve kolera mikrobu karişmasi muhtemeldir, yok  yanardag kenarindan geciyorsa cookca kükürt karişmasi ihtimaldir, yine magnezyum ocagi yanindan gecipde geliyorsa magnezyum karişmasi ihtimaldir, ve öyle su gibi saf olmak, saf kalabilmenin alameti degildir, alimde olsan, zalimde olsan, yanina vardigin, veya senin yanina gelen insanlarin halinide alman ihtimaldir, ve hirsiz ile arkadaşlik edince, sende de hirsizlik alametleri belirmesi ihtimaldir, yine namaz kilanin yanina vardiginda da,  onunda birgün namaza başlamasi yine ihtimaldir, yine iyilerle oturup kalkan iyiler zümresinden olur, ve kötülerle ahbablik edende kötülerden oluverir.<br />
o yüzden, Allah kuranda, <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"temizler temizler icindir" </span>buyurur yine <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"sadiklarla beraber olun."</span> buyurur, iyilerle ve sadiklarla beraber olan, bir gün onlar gibi yiyip, onlar gibi giymeye, ertesi gün, onlar gibi söylemeye başlar, onlarin yaptiklari fiillerden yapmaya başlar, alimde olsan, yanina kumarbaz birisi gelirse, eger sen su gibi saf berrak oldundsa, o kumarbazin halini senin üstüne yüklerlerse, sende alim iken, kumarbaz bir zalim oluverirsin, zaten bircok günah, hep arkadaştan ögrenilir, tabi günah nedir? o zaman ademe  haram yemesini şeytan telkin etti, taaaaa ilk cennetteyken, cennetteki haram lokma ne olaki, işde haram lokma ademi cennetten attirdi, öyleyse lokmana ve dostuna dikkat et ey insanoglu! Allah her ne kadar kötülülk ve zarar verenleride yaratip müsade ettiysede, kuranada zalimlerle beraber olup zalim olun diye bir ayet yok, ama sadiklarla, iyilerle bereber olun diye ayet var,  bazi adamlar yapmayin deneni yapmayi care sanirlar, nitekim Turgut Özal, gebereisice öyle yaparmiş, yapma gitme etme mi diyorlar, onun üstüne gidip onu yaparmiş, yani yaramaz cocukluk gecirenler gibi, sigara icme diyen babasinin  sözünü  degilde, "yak bir ciagra" diyen kötü arkadaşina uyup sigaraya başlayan gibi, gözü yasakda ve No veya la yani hayir denenlerde olanlari yaratmiş Allah. Bunlarin carki tersine işler sen namaz kil dedinse, onlar namaz kilmamayi ahlak edinirler, calma dedinse calmayi ahlak edinirler yani, Allah yapmayin demekle bunlara, sanki yap demiş oluyor, Allah böylelerinin şerrinden bizleri muhafaza  eylesin, ya böyle biriyle arkadaş olursan, yarin kurani inkar, diger gün peygamberi inkar, ve hadisleri inkar, diger günde Allah i inkar eder, kafir olursun, Allah muhafaza yani.<br />
<br />
Alimlik iyide, onu muhafaza edebilmek zordur, iman güzeldirde, onu muhafaza edebilmek zordur, namaz güzeldirde onu muhafza edibilmek zordur.<br />
<br />
  <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfızûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Onlar ki, namazlarını muhafaza edip kılmağa devam ederler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym MU'MİNÛN Suresi 9. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salâte, innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
(Ey Muhammed  ve ümmeti) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten (günahdan ve kötülerden olmakdan) alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, size neyin fayda verecegini en iyi bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ANKEBUT Suresi 45. ayet)</span><br />
<br />
---oOo---<br />
"Karanlıkda sadece aydınlık olan şeyler gözükür, oysa aydınlıkda ise hem karanlık şeyler gözükür hemde aydınlık nesneler gözükür."<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(Karoglan Sözü 01.07.2018)</span><br />
<br />
AÇIKLAMA: Allah insani erkek ve dişiden yaratmiş ve bu şekilde üreme gösterir, ve bir erkek, hem kiz hem erkek cocuk dogurtabilir, bir kadinda hem erkek cocuk hemde kiz cocuk dogurabilir, yani aynen aydinligiin iki halide göstermesi gibi, oysaki günah ve karanlik ve zulumet iyiligin görülmesini, aciga cikmasini saglayan bir etkendir, sevab ise iyiler diyari cennete giden arabada kullanilan benzin gibidir, o olmadan araba cennete gitmez. ve Adem cennette tek idi, Allah onun icinden Havva Annemizide cikardi, yani rahman ve rahim ikilisi, neden besmelede rahman önce, rahim sonra, onlardanda önce Allah var,<br />
 <br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">B ismi Allah ir Rahman ir Rahim, </span><br />
<br />
Allah Rahman olan Hz. Ademi halketti, ondanda Rahim olan Havva yi halketti hikmeti, besmelede gizli zaten, yani insanlik bir tek Ademden üredi, kizlarda ademden, oglanlarda ademden, adem yani erkek ve rahman  ve baba, ayni aydinlik gibi iki nuruda icinde taşiyan, oysaki rahim kadin ise, ademin parcasi sadece, yani karanalik aydinligin parcasi sadece demek lazimdir, ve karanlik aydinlgin var oldugunu ispat icindir, kadin rahim ve cukur, ve dip ve karanlik cukur, erkek ise cikintili ve dag ve aydinlik gibi yine yani, ve ademden önce Allah var idi ve besmelede de rahmandan önce gelen Allah ismi bunu ispat eder zaten.<br />
<br />
---oOo---<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Bazi kimsler ve alimler Peygamberimizi gördügünü, bazilari bunu rüyada, bazilari ise alenen gördüklerini söylüyorlar, dogrumudur bu?</span><br />
<br />
Muhammedin mirac ettigine inanan birisi, Muhammedin miracda şunlari şunlari gördüm diye anlattiklarini da bilenler, bunu yadirgamamasi lazim.<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Dedik ki :</span><br />
Muhammed Mirac ile Bu günümüze geldi veya getirildi ve, mehdiyi gördü, mehdi ne yer, ne icer, o nun zamaninda, neye binilir, ne giyilir gören bir muhammed var, ve ona gösterilen ve cennetlik veya cehennemlik diye atfedilen kimseler, belkide o "ben muhammedi gördüm." diyenler Muhammede miracda gösterildi de, onlarda, ondan diyorlar zaten, biz muhammedi gördük diye, amma o gecmişden günümüze gelip gördü ise, o dün gördü, amma biz gelecekde oldugumuz için, onun o gecmişde gördügü bir adem, yada mehdi, daha onu görmeye şimdi müyesser olmakda, öyle olunca beni görünce, onun muhammedin beni görmesi, aslinda miracdayken ki ziyaretinde olmuşdu, o görüntü ve buluşma miracda gercekleşen görüntünün şimdiki zamandaki yansimasi hali, muhammed ise onu miracda binlerce sene önce gördü ve onunla seninle benimle buluştu, geldi gördü geri döndü. yani ayni şeyi on defa tekrar tekrar yazmak istiyorum, anlayasiniz diye, ama umarim anlaşilmişdir, bir sevdigimin bana sitem edip boş söz ve lafa gerek yok dedigi gibi, daha fazla lafa gerek yok artik.<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Cennetler ve, cennetlerin sekiz veya daha fazla olan kapilari meselesi</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Kim Allah yolunda, malından iki şey harcarsa, cennetin kapılarından ‘Allah’ın kulu! Burası güzeldir, buradan girin.’ diye çağrılır. Namaz ehli olanlar (sürekli namazını kılanlar) Salat (namaz) kapısından çağrılır. Cihad ehli olanlar, Cihad kapısından çağrılır. Oruç ehli olanlar (sürekli oruçlarını tutanlar) Reyyan kapısından çağrılır. Sadaka ehli olanlar (daima sadaka verenler) Sadaka kapısından çağrılır.” Bunun üzerine Ebu Bekir  “Ey Allah’ın Resulü! Anam, babam sana feda olsun, bütün bu kapılardan çağrılması için kişinin ne yapması gerekir? Bu kapıların hepsinden çağrılacak kimse var mı?” diye sordu.  Hz. Peygamber (a.s.m) “Evet, öyle ümit ediyorum ki, sen onlardan olacaksın.” buyurdu.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buharî, Savm, 4)</span><br />
<br />
Cennetin sekiz kapısı vardır. Hadislerde “Cennetin sekiz kapısı olduğu” açıkça ifade edilmiştir,<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(bk. İbn Hacer,VII/28)</span><br />
<br />
 Bu hadiste, dört kapı zikredilmiştir: Salat, Cihad, Reyyan, Sadaka (Zekât).<br />
<br />
Burada İslam esaslarından yalnız hac anılmamıştır. Şüphesiz onun için de hususî bir kapı vardır.<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(İbn Hecer, a.g.e).</span><br />
<br />
Geriye üç kapı kalır ki, onlar da şunlardır: İnsanları affedenlerin gireceği kapı <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">“Affedenler / Af kapısı”,</span> <br />
<br />
Bir hadiste “Cennetin bir kapısı vardır, ondan yalnız affedenler girecektir.” buyurulmuştur.<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(İbn Hacer, a.g.e).</span><br />
<br />
Bir de hesabı, azabı olmayan tevekkül ehlinin gireceği,<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"> “Eymen” kapısı.</span><br />
<br />
Diğer kapı ise, <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Zikir veya ilim kapısı</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Özetlersek:</span> Cennetin sekiz kapısı vardır: Salat, Cihad, Reyyan, Sadaka (Zekât), Hac, Af, Eymen (Sağ, mübarek) ve Zikir-İlim kapısı.<br />
<br />
Demek ki,  ehl-i ilim, <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">İLİM kapısında</span>n girecektir. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her amel sahibi için ayrılan bir kapı vardır ki, onu işleyen kimse Cennete o kapıdan çağrılır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Müsned, II/449)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her kim eşsiz, ortaksız bir tek Allah’tan başka ilah olmadığına,<br />
<br />
Muhammed’in onun kulu ve Resulü olduğuna,<br />
<br />
İsa’nın Allah’ın kulu, Meryem’in oğlu ve ona ilka ettiği kelimesi ve kendisinden (kendi tarafından yaratılmış) bir ruh olduğuna,<br />
<br />
Cennetin bir hakikat, ateşin bir hakikat olduğuna şahadet ederse,<br />
<br />
Allah o kimseyi Cennetin sekiz kapısının hangisinden dilerse oradan Cennete girdirecektir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Müslim, 41)</span><br />
<br />
Bu hadislere göre, oruclularin girecegi kapi, yani Reyyan kapisi diye aniliyor, yani oruclu kimseler, orcunu ne ile aciyor, bunlar cok degil, su veya hurma veya zeytin veyahutta, sünnet olsun diye bir miktar tuz, öyle olunca, işde oruclularin kapisi olan agzindan, cennete girdigi kapi bunlar, yani işte oruclu olanlar cennet gibi olan bedene girerken, ya hurma oluyorlar, ya su gibi oluyorlar, yada zeytin oluyorlar, yada tuz, orucluyu actirdin, mesela etli pide ikram ettin, işde orucluya irkam edilen de, yine oruclu kapisinda girenler(etli pide gibi) oldu, oruc acilan ve oruclu actirilan her lokma, cennete oruclu kapisindan girdi işde, adam oruc, onun cennetine giren her lokma orculu kapisindan girmiş oldu.<br />
Namaz kapisindan, namaz kilanlar girer diyor, birisi namaz kilanlarin namaz için abdest aliyoruz, ve abdest ile vücudumuza su dahil oldu, su ile girdi cennete, birde o kapi namaz kilanlar kapisi ve cami ise namaz kilma mekani degilmi, mescidlerin kapisi, namaz kilanlar kapisi degilde ne, peygamber zamaninda bir tek peygamberimizin mescidi vardi, orada mescid falan degil, peygamberin evinde toplaniyorlardi da, bir bölümüde namaz kilma yeriydi, oysa şu dünyamizda, amerikadaki camiler, almanyadaki camiler, yine Türkiyede ki camiler vesaire gibi, hepsi namaz kilanlarin girdigi kapi degilmi, yine namazini peceli sultan Ahmet el Bedevi gibi evinde kilanlarin, ev kapisi, namaz kilanlar kapisi degilde ne? yani spor salonuna gittin, orda hic namaz kilinmiyorsa, o kapi namaz kapisi degil, o kapi spor yapanlar kapisi degil mi? ama senin evde namaz kiliniyorsa, senin evin kapisida namaz kilanlar kapisi, o zaman cami ve mescdiler, işde cennetin namaz kilanlar kapisi demek olur, cami nasil bir yer, icine girince ruhun rahatliyor, ferahlik ve huzur var, yine kabe öyle degilmi, yani namaz kapisi işde.<br />
<br />
yine şehitler kapisi var cihad kapisi var deniyor, yani kurban bayramina geldik, bak kurban bayraminda, bayram namazina gitmeden kahvalti edilip yemek yenmez, ve taa ki namazdan gelirsin, ve kurbanini kesersin, ve kurbanin etinden pişirip, o gün kahvaltiyi kurban eti ile yaparsin, ne oldu işde, koyun koc inek dana olmuş, hem birde kurbanlik inek olmuş, kurbanlik koc, koyun olmuş, bak kesildi, öldürüldü, şehid oldu, ve yedin cennete girdi, ve şehitler kapsindan girdi, "onlar ölü degil." hitabi ile kesdin öldüydü, sen yedin, sende can oldu, yeniden dirildi, başka bir yaşayiş ile senin vücudunda yaşamaya başladi işte.<br />
<br />
Alimler ilim kapisindan girer hikmeti ise, ilim aklin calişip tefekkür edebilmesi ile olur, ve aklin calişmasini saglayan yiyecekler, bal, baklava, tel kadayif, şeker ve şekerli tatli yiyecekleri yiyince, direk beyne gidiyor, ve alimler kapisi, yani beyine gidecek olan kimseler, yani öldün amma, alim isen ilim kapisindan gireceksin, ve tatli olup, başka bir alime gireceksin, ve vücuttada senin yerin, artik beyin olcak, ve beyindeki amma hücre olcaksin amma düşünüp tefekkür etme kuveti olacaksin artik, ve ilim kapsida budur.<br />
<br />
Yine barsaklar alt beyin deniyor, ve yogurt ve turşu gibi probiyotik ekşiler yedin, bu sefer alt beyine gitti onlar, ve artik alt beyin ile düşünebilen alimlerde, onlarda alt beyine gidecek yogurt turşu ve benzeri gibi ekşi yiyecek olup, cennete o kapidan girdi  ve yeri ise barsaklar ve alt beyin oldu, ve ordaki teffekür kuvvesi oldu.<br />
<br />
Yine kalp zikir mahalli, zikredenler kapisi, yani zikredenler, kalbe gidecek lokma olacaklar, yani kan yapan bütün yiyecekler, olarak cennete girenler ise, kan olup kalpdeki fikir ve düşünce ve ilim olacak onlar, cünkü "kalpelr ancak Allh in zikiri ile doyar." ayetide bu kapinin neresi ve ne ile o kapidan girilcegini anlatir yine bize.<br />
<br />
Ve Eymen kapisi ise, sagdan girenler kapisi, yani dünyadayken, peygamberin sünnetine tabi olup, sagdan giyip, sagdan yiyen, sagdan girip soldan cikaranlar, ve kurban kesip, sagini dagitanlar, işde vücuda girince, vücüdumuzun, sag tarafini oluşturacak olanlar, Eymen kapisindan girenler demek olur.....<br />
<br />
Rabbim, ahirzmanda, Muhammed ve isa ümmeti  ve, Mehdi cemaati olacak olanlari, her güzel ameller ile Cennete, Cennetlerin bütün kapilarindan davet olunanlardan olmayi nasip eylesin.  <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">DiPNOTLAR :</span><br />
<br />
[1] islamdergisi /kadere-iman-hayir-ve-ser-allahtandir-allahin-ed-darr-en-nafi-isimleri<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 3 Temmuz 2018 Salı<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Burak ve Refref Kimdir Nedir?]]></title>
			<link>https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44160</link>
			<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 19:28:27 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rashittunca.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rashittunca.com/showthread.php?tid=44160</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Burak ve Refref Kimdir Nedir?</span><br />
<br />
(Kar©glanin 12 Temmuz 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilâl mescidil aksallezî bâraknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym İSRA Suresi 1. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Ben Kâbe’nin Hatîm kısmında yatıyordum. Uyku ile uyanıklık arasında bana biri geldi, şuradan şuraya kadar (göğsümü) yardı. (Bu sözünü söylerken boğaz çukurundan kıl biten yere kadar olan kısmı gösteriyordu.) Kalbimi çıkardı. Sonra bana, içerisi îman ve hikmetle dolu, altından bir kab getirildi. Kalbim (çıkarılıp su ve Zemzem ile) yıkandı. Sonra içerisi îman ve hikmetle doldurulup tekrar yerine kondu…” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhârî, Bed’ü’l-Halk 6, Enbiyâ 22, 43; Müslim, Îman 264)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ven necmi izâ hevâ. Mâ dalle sâhıbukum ve mâ gavâ. Ve mâ yentıku anil hevâ. İn huve illâ vahyun yûhâ. Allemehu şedîdul kuvâ. Zû mirratin, festevâ. Ve huve bil ufukil a’lâ. Summe denâ fe tedellâ. Fe kâne kâbe kavseyni ev ednâ. Fe evhâ ilâ abdihî mâ evhâ. Mâ kezebel fuâdu mâ raâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Hava üzre olan o yıldıza (Ufukta görülen Merküre) andolsun. Sahibiniz arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı dalâlete düşmedi ve azmadı. Onun o Heva üzre olan yildiz hakkinda (merkür) hakkinda anlattiklari, nutuk ettikleri (yalan degildir). o nutuk (o anllattiklari) bizim ona vahyettiklerimizdir.(Burdakai vahiyden kasit yani hay ve diri olarak gösterdiklerimizdir buyuruyor, yani vahyuh yahutta hayyun yani hay diri ve canli canli live streaming, yani canli yayin halinde ona gösterdiklerimiz, cünkü o gelecege gitti, gelecek daha o gün olmadiysada, ona kasetin ilerisine sarilip streaming, canli canli live streaming yapilarak, vahyun yuha, yani canli canli, icine müdahale edilme hikmeti halinde gösterildi yani) Onu kuvvetleri pek şiddetli olan (Allah) öğretmiştir. ona gercekler defalarca merrelerce istiva odasindan, yani yönetim odasi, yada reji odasindan gösterildi, ayni matrixin mimarin odasina vardigi yerdeki gibi, yani reji odasinda istiva odasinda, yönetim odasinda, mirra yani "rae" filinin "mirrae" olmuş hali, rae, merru, ve mir ae, yani gösterildi demekdir o da) o en yüksek ufukda idi, yani ufuk yildizi merkürdür o da herzaman gözükmez, amma dünyamizda en parlak yildiz olarak, bir jüpiter, birde merkür parlak olarak gözükür, yani merkür için yildiz ismi kullanilyor, ve güneşden önceki yildiz, veya şimdiki agiz ile gezegen, yani öyle olunca ayetin devami, Summe denâ fe tedellâ. yani sonra o dünyada dogdu yada, o dünyaya daldi, dane dünya demek, yani merkür dünyasina daldi, yada merkürün yörüngesine girdi, ufuk yildizinin yörüngesine girdi, burdaki ayette gecen "tedalle" kelimesinin manasi ise, bir başka ayet ile ispat edilir, yani nedir o الَّتِي تَطَّلِعُ yani hümeze suresindeki "Elletî tettaliu" daki "tettaliu" kelimesi ayni amma ancak önceki ayetteki halinda sadece TI harfi yumuşatilipda dal, harfine dönmüş hali, aynen bizim dilimizdeki " ahmet yarin gelecek" deki gelecek kelimesindeki sondaki k harfini başka bir cümle olan" ben yarin geleceğim" cümlesinde o "k" harfi yumuşayip yumuşak "ğ" ye döndügü gibi, o ayeteki TI da dala dönüp yumuşamiş sadece, yani talal bedur daki cümle yani dogmak, "ay dogdu üzerimize" ilahisindeki, tala a kelami işte yani, amma orda dal olmuş sadece cümlenin gelişinden dolayi, öyle olunca yukardaki mana olur, öyle olunca ufukdaki merkür demek, yani dünyanin bir sonraki hali, ileri ve gelecege giden hali, merkürde gizli, merkür aynen tavugun icindeki yumurtalarin, sira ile oluşup, sirasi gelenin tavugun götünden cikmasi gibi, gelecekde işde önce merkür gibi oluşup, sonra, biz merkür dünyasinin konumuna geceriz, ilerde yeni bir merkür yumurta oluşur şeklinde gelecek inşa olmakda, ve o zaman demek olur ki, ufukdaki en yüksek ufuk yildizi demek, dünyanin en son hallerinden bir hali olan gelecek merkür, yada gelecek dünyadaki kabe kavesyne indi, yani kabecike indi, yani kabenin o yeni geleckdeki dünyadaki yeri olan eve, yani merkez kabeye, yada merkez, zamanin sahibinin evi olan eve yaklaşdi, yani mehdinin kalbine yada evine yakinlaştirildi, ve o zamanin sahibi olan mehdinin halleri ile, o anki durumuna müşahede ettirildi reji odasinda, live stremining ile, ve orada kullarda, candan cana dolaştrilip canli olarak, onlara gerekeni sormak, istedigini sorup, ögrenerek streaming edildi, amma o görüntüler aslinda daha gelecekde olanlar işde, yani filimin sonu idi, amma ona daha filimin başindan hizlica gecerek bazi önemli yerleri gösterildi, ve öyle bir streamning ki, öyle bir televizyonki, onlara, orada girip soru sorabiliyor yahut bazi hallerine müdahle edebiliyordu. yani ordaki kullar evha evha, bir bir hay oldular, canlandilar, yani daha canda degillerken, ona live streaming edilince, bir bir canlandilar, ve gelecekde olacak olanlar ona göründü. bütün bunlari o fuad gözü ile gördü, yani alninin ortasindaki, iki kaşin arasindaki, ücüncü göz ile gördü, yani fuad gözü ile gördü, yani iki yay yani iki kaş ve arasindaki fuad, yani dedikya gecen hafta, cennetin alimler kapisi demek, agizdan giripde beyne gidecek lokmalar, yada cocugun beynini oluşturacak lokmalar dedik, işde burasida beynin en üst seviyesi, nefs cakrasi, yada 3. göz, yada epifiz bezi, yada fuad demekdir işde, yani fuadi ile müşahede edip gördü bütün bunlari. <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym NECM Suresi 1 den 11. ayete kadar)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“−Ben Kâbe’nin Hatîm kısmında uyku ile uyanıklık arasında idim… Yanıma merkepten büyük, katırdan küçük beyaz bir hayvan getirildi. Bu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Burak’tı</span></span>. Ön ayağını gözünün gördüğü en son noktaya koyarak yol alıyordu. Ben onun üzerine bindirilmiştim. Böylece Cibrîl -aleyhisselâm- beni götürdü. Dünyâ semâsına kadar geldik. Kapının açılmasını istedi.<br />
<br />
«−Gelen kim?» denildi.<br />
<br />
«−Cibrîl!» dedi.<br />
<br />
«−Berâberindeki kim?» denildi.<br />
<br />
«−Muhammed -aleyhissalâtü vesselâm-» dedi.<br />
<br />
«−Ona Mîrâc dâveti gönderildi mi?» denildi.<br />
<br />
«−Evet!» dedi.<br />
<br />
«−Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliştir!» denildi ve kapı açıldı.<br />
<br />
Kapıdan geçince, orada Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-’ı gördüm.<br />
<br />
«−Bu babanız Âdem’dir! O’na selâm ver!» denildi.<br />
<br />
Ben de selâm verdim. Selâmıma mukâbele etti. Sonra bana:<br />
<br />
«−Sâlih evlât hoş geldin, sâlih peygamber hoş geldin!” dedi.<br />
<br />
Sonra Hazret-i Cebrâîl beni yükseltti ve ikinci semâya geldik. Burada Hazret-i Yahyâ ve Hazret-i Îsâ -aleyhimesselâm- ile karşılaştım. Onlar teyzeoğullarıydı.<br />
<br />
Sonra Cebrâîl beni üçüncü semâya çıkardı ve orada Hazret-i Yûsuf -aleyhisselâm- ile karşılaştık. Dördüncü kat semâda Hazret-i İdrîs -aleyhisselâm- ile, beşinci kat semâda Hârûn -aleyhisselâm- ile, altıncı kat semâda ise Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm- ile karşılaştık.<br />
<br />
«−Sâlih kardeş hoş geldin, sâlih peygamber hoş geldin!» dedi. Ben onu geçince, ağladı. O’na:<br />
<br />
«–Niye ağlıyorsun?» denildi.<br />
<br />
«−Çünkü, benden sonra bir delikanlı peygamber oldu, O’nun ümmetinden Cennete girecek olanlar, benim ümmetimden Cennete girecek olanlardan daha çok!» dedi.[3]<br />
<br />
Sonra Cebrâîl beni yedinci semâya çıkardı ve İbrâhîm -aleyhisselâm- ile karşılaştık.<br />
<br />
Cebrâîl -aleyhisselâm-:<br />
<br />
«−Bu, baban İbrâhîm’dir; ona selâm ver!» dedi.<br />
<br />
Ben selâm verdim; O da selâmıma mukâbele etti. Sonra:<br />
<br />
«−Sâlih oğlum hoş geldin, sâlih peygamber hoş geldin!» dedi.<br />
<br />
Daha sonra bana:<br />
<br />
«−Yâ Muhammed! Ümmetine benden selâm söyle ve onlara Cennetin toprağının çok güzel, suyunun çok tatlı, arâzisinin son derece geniş ve dümdüz olduğunu bildir. Söyle de Cennete çok ağaç diksinler. Cennetin ağaçları “Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber!” demekten ibârettir.» dedi.<br />
<br />
Sonra Sidretü’l-Müntehâ’ya çıkarıldım. Bunun meyveleri (Yemen’in) Hecer testileri gibi iri idi, yaprakları da fil kulakları gibiydi.<br />
<br />
Cebrâîl -aleyhisselâm- bana:<br />
<br />
«−İşte bu, Sidretü’l-Müntehâ’dır!» dedi.”<br />
<br />
Burada dört nehir vardı: İkisi bâtınî nehir, ikisi zâhirî nehir.<br />
<br />
«–Bunlar nedir, ey Cibrîl?» diye sordum. Cebrâîl -aleyhisselâm-:<br />
<br />
«–Şu iki bâtınî nehir, Cennetin iki nehridir. Zâhirî olanların biri Nil, diğeri de Fırat’tır!»[4] dedi…” (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Enbiyâ, 22, 43; Menâkıbu’l-Ensâr, 42; Müslim, Îman, 264; Tirmizî, Tefsîr 94, Deavât 58; Nesâî, Salât, 1; Ahmed, V, 418)<br />
<br />
Sidretü’l-Müntehâ’da Cebrâîl -aleyhisselâm-:<br />
<br />
–Ey Allâh’ın Resûlü! Buradan öteye yalnız gideceksin!” dedi. Resûlullâh:<br />
<br />
“–Niçin ey Cibrîl?” diye sordu.<br />
<br />
O da cevâben:<br />
<br />
“–Cenâb-ı Hak bana buraya kadar çıkma izni vermiştir. Eğer buradan ileriye bir adım atarsam, yanar kül olurum!..” dedi. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Râzî, XXVIII, 251)</span><br />
<br />
Yani orasi güneşe varmadan önceki son durak, yani merkür kapisi, ve burak ile ancak oraya kadar gidiliyor, yani Burak ise, Allahu alem bizim tezimiz ve tasvirimiz ile ise, o ilerde porsche ve ferrari tarafindan geliştirilip keşfedilcek olan, iki at araba, yani hiz sinirini aşan, ucan araba, yani ferraride logo olarak kanat yok, amma porschede kanat var, yani ayni ilk motorlu uçağı icat edenler Wright kardeşler, ve onlarla birlikde dünyanin bir başka yerinde iki adam daha ayni şekilde ucak icadinda gayret ettiler, birisi hizli davranip erken buldu, ötekide buldu amma işde ilk başaran Wright kardeşler oldugu gibi, bende logolarina bakip, bu iki araba üretici firmasi olan at logolu resimli ferari ve porscheye görevi yüklüyorum, calişin ve <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"white porsche burak"</span> , ve ayni ezvaci ve rakibi olan, ferraride gri "<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ferrari burak"</span> i keşfedin ve kanatli olacaklar, yani o arkadaki spoilesi yani, işte onun(spoilenin) oldugu yerde iki yada dört tane füze motoru olacak, yani kanatli ve ucan araba, ve hiz sinirini aşmiş olacaklar, gözün gördügü kadar hizli giden bir araba olacak, ve iki tane ki ezvac ve rakib, ve o siyah ise, beriki beyaz ki, bu sistemde dünyamizda gelişip, cookca üretilip yaygin ve ucuz hale, herksin alabilecegi hale gelsin, yani ayni gecen haftalardaki anlattigmiz huri gilman vaazindaki huri robotlar ve ucuz robot ve huriler gibi, ucuz ucan araba "Buraklar" zamanina varalim yani.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Sidre-i Müntehâ</span><br />
<br />
Efendimiz’e soruldu:<br />
<br />
“–Yâ Resûlallâh! Sidre’yi kaplayan ne gördün?”<br />
<br />
Buyurdular ki:<br />
<br />
“–Altundan pervânelerin onu bürüdüğünü ve her yaprağında bir meleğin oturup Allâh’ı tesbîh ettiğini gördüm.” <br />
<br />
<span style="color: #C10300;" class="mycode_color">(Taberî, XXVII, 75; Müslim, Îman, 279)</span><br />
<br />
Peygamberimizin Allah Teâla’yı görmesi<br />
<br />
İbn-i Abbâs -radıyallâhu anh-’tan gelen rivâyete göre Resûl-i Ekrem:<br />
<br />
“Ben, yüce Rabbimi gördüm!” buyurmuştur. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Ahmed, I, 285; Heysemî, I, 78)</span><br />
<br />
Bir başka rivâyette Peygamber Efendimiz “Rabbini gördün mü?” sorusuna cevâben:<br />
<br />
“Bir nûr gördüm!” buyurmuşlardır. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Müslim, Îman, 292)</span><br />
<br />
Yetim Malı Yiyenler<br />
<br />
Allâh Resûlü, Miraç’ta bir topluluğa uğradılar ve gör­düler ki, onların dudakları deve dudağı gibidir. Birtakım vazîfeli memurlar da onların du­daklarını kesip ağızlarına taş koyuyor.<br />
<br />
“–Ey Cibrîl! Bunlar kimlerdir?” diye sordu.<br />
<br />
Cebrâîl -aleyhisselâm-:<br />
<br />
“–Bunlar, yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir!” dedi. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Taberî, XV, 18-19)</span><br />
<br />
Gıybet Edenler<br />
<br />
Resûlullâh, başka bir topluluğa rastladı. Onlar da bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı:<br />
<br />
“–Ey Cebrâîl! Bunlar kimlerdir?” diye sordu.<br />
<br />
Cebrâîl -aleyhisselâm-:<br />
<br />
“–Bunlar, (gıybet etmek sûretiyle) insanların etlerini yiyenler ve onların şeref ve nâmuslarıyla oynayanlardır.” cevâbını verdi. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Ebû Dâvûd, Edeb, 35/4878)</span><br />
<br />
Zinâ Edenler<br />
<br />
Peygamber Efendimiz orada; zinâ­kârları, leş yiyen bedbahtlar olarak; fâiz yiyenleri, karınları iyice şişmiş ve şeytan çarpmış rezil bir vaziyette; zinâ edip çocuklarını öldüren kadınları da, bir kısmını göğüslerinden, bir kısmını baş aşağı asılı hüsrâna dûçâr olmuş bir hâlde gördü. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Bkz. Taberî, XV, 18-19)</span><br />
<br />
Borç Sadakadan Üstündür<br />
<br />
Resûlullâh yine Miraç’ta yaşadığı müşâhedelerle alâkalı bir hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Miraç gecesinde Cennetin kapısı üzerinde şu ibârenin yazılı olduğunu gördüm:<br />
<br />
«Sadaka on misliyle, borç vermek ise on sekiz misliyle mükâfâtlandırılacaktır.»<br />
<br />
Ben:<br />
<br />
«−Ey Cibrîl! Borç verilen şey niçin sadakadan daha üstün oluyor?» diye sordum.<br />
<br />
«−Çünkü, sâil (çoğu kere) yanında para olduğu hâlde sadaka ister. Borç isteyen ise, ihtiyâcı sebebiyle talepte bulunur.» cevâbını verdi.” <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(İbn-i Mâce, Sadakât, 19)</span><br />
<br />
Cennete Girenlerin Ekserîsi<br />
<br />
Peygamberimiz diğer bir hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“(Mîrâc esnâsında) Cennetin kapısında durup içeri baktım. Oraya girenler ekseriyâ fakirler idi. Zenginler de (hesap vermek için) mahpus idiler. Bunlardan cehennemlik olanların ise ateşe atılmaları emredilmişti. Cehennemin kapısında da durdum. Oraya girenlerin ekserisi kadınlardı.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Buhârî, Rikâk, 51; Müslim, Zühd, 93)</span><br />
<br />
Abdurrahmân bin Avf’ın (r.a.) Cennetle Müjdelenmesi<br />
<br />
Hadîs-i şerîfte buyrulur:<br />
<br />
“O gece (Mîrâc Gecesi’nde) Abdurrahmân bin Avf’ı gördüm. Cennete, oturduğu yerde emekleyerek giriyordu. Ona dedim ki:<br />
<br />
«–Niçin bu kadar ağır geliyorsun?»<br />
<br />
Dedi ki:<br />
<br />
«–Yâ Resûlallâh! Malımın hesâbı dolayısıyla, çocukları bile ihtiyarlatacak kadar ağır sı­kıntılar geçirdim. Öyle ki, bir daha sizi göremeyeceğimi zannettim…»” <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Muhammed Pârsâ, Faslu’l-Hıtâb, s. 403)</span><br />
<br />
Kaderi Yazan Kalem<br />
<br />
Hadîs-i şerîflerinde buyurur:<br />
<br />
“(O gece) göğe yükseltildim. Öyle bir makâma çıktım ki, orada kalemlerin gıcırtıla­rını duyuyordum.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> (Buhârî, Salât, 1)</span><br />
<br />
Hz. Ebu Bekir Efendimiz’in Tasdîki<br />
<br />
Varlık Nûru, Kâinâtın Sürûru Efendimiz, İsrâ ve Mîrâc hâdisesini Kureyş müşriklerine haber vereceği zaman:<br />
<br />
“–Ey Cebrâîl, kavmim beni tasdîk etmez!” dedi.<br />
<br />
Cebrâîl -aleyhisselâm-:<br />
<br />
“–Ebûbekir Sen’i tasdîk eder. O sıddîktır.” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> (İbn-i Sa’d, I, 215)</span><br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">iman demek</span> inanmak demek peki neye inanmak? Allahin varligina birligine, Allah in melekleri olduguna, Peygamberler gönderdigine ve hicbir peygamberi digerinden ayirmadan bütün peygamberleri olduguna inanmak, ve peygamberlerinin bazilarina kitaplar gönderdigine, ve insanligin iyi ve adaletli ve güzelce, hem kendisi, hem etrafini, hem dogayi yaşatip, yaşayabilmesini saglayacak, kurallar zincirini icinde barindiran, kitap ve sahifeler olduguna inanmak, ahiret gününe, yani gelecekdeki iyi günlere inanmak, (haklinin hakkinin alindigi, cezasi gerekenin, ceza ülkesi cehenneme, ve sevap ve güzel işler işleyenlerinde, cennet ülkesine kavuşup ödüllendirilceklerine) inanmak, kadere inanmak yani olan biten her ne varsa, hepsinin rabbimizin takdirinde meydana geldigine inanmak, onun kudreti dişinda başka bir güc bulunmadigina iman etmek yani kisaca<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"> "La havle vela kuvete illa billlah"</span> a inanmak, Hayrin ve şerrin yalnizca Allahin kudreti ile meydana gelipde, aciga ciktigina inanmak, ve son şartta öldükten sonra dirilmeye, yani velbeas olmaya inanmak (Bunu birileri reenkarnasyon diye anlatmasina ragmen, bazi salak dinciler, reenkarnasyon yokdur deyipde, birde iman ettik derler, halbuki işde "velbeas" demek, zaten reenkarnasyonun, Din dilindeki ismidir karşiligidir.)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Müslüman ne demek</span> ise Allaha ve onun peygamberlerine, Peygamberleriyle gönderdiği tüm hükümlerine inanan kişidir.<br />
<br />
Müslüman, İslâm dinini kabul eden, Allah'a teslim olmuş kişidir. Allah Teâlâ'nın, peygamberleri vâsıtasıyla gönderdiklerine ve Muhammed aleyhisselâma îmân eden kişiye denir.<br />
<br />
İman kalb işi olduğu halde, İslâm daha çok imanın amel olarak dışarıya yansımasını ifade eder. Nitekim Cibril hadisinde, iman tarif edilirken; "Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, kıyamet gününe, hayır ve şerrin Allah Teâlâ'dan olduğuna inanmandır." buyurulurken; İslâm'ın tarifinde, topluma ilân edilen ve amel olarak yapılması gereken prensipler, yani İslâm'ın beş şartı sayılır:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"İslâm, Allah'tan başka hiç bir ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed'in Allah'ın rasûlü olduğuna şehadet etmen, namazı kılman, zekâtı vermen, ramazan orucunu tutman ve gücün yetiyorsa hac farizasını yerine getirmendir." <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif , Buhârî, İmân, 34, 37, Şehâdat: 26, Tefsîru Sûre: 31/2; Müslim, İmân: 5, 7, 8; Ebû Dâvud, Sünne: 16; Tirmizî, İmân: 4).</span><br />
<br />
Müslümanligin giriş kapisi olan Kelime-i şehadette islami kabul eden birisi diyor ki: Ben şahid oldum ki, Allah dan başka ilah yokdur, ve Muhammed de onun elcisi peygamberidir diye Kabul edip, dil ile söyleyip kalp ile tasdik etmekle olur, amma sen bunu daha girişde söylediginde sen neyi gördünde, Allah in tek ilah olduguna şahitlik ediyon, muhammedi ne kadar tanidinda, O nun Allahin gercekden elcisi rasulu ve peygamberi olduguna şahitlik ederim diyorsun, dayanagin ne? kuranda bunlar varsa bile, Hz. Hatice, ve Hz. Ali, Hz. Ömer gibi ilk inananlar için, daha kurandan birkac ayet var, bunlarda daha bunun delili olcak bir alamette degil, onlar ne gördüde iman ettiler, biz ise kuranin tamamini hazir bulduk, yine peygamberin, binlerce kurani tefsir eden hadisleri varken, bize durum böyleyken böyle, o yüzden haaala iman edemeyenler var, amma onlar canlarini feda edecek kadar iman derecesini erecek bir alamet yok daha o gün, Hz. Muhammed, ben Allahin rasuluyun dedi diye inanmadilar onlar ki, tevrat ve incildeki son peygamber gelecek sözünü duyup, bununda o, yani Hz Muhammed olduguna inananlar, yoksa ortada bir kac ayet varken, bunlarda, daha insani ikna edecek kadar bir ayet degil. o ayetleri git müslüman olmayan degil bir kac, git 10 milyon insana oku, kac kisi bunu anlayipda hemen iman eder bir düşün, yani ilk müslümanlar, ancak olsa olsa, isa ve musa müslümanlari, cünkü tevrat ve incilin müslüman ettigi adamlar, oysa bizler ya anadan, ya babadan, yada bizzat kitabin bütünü kurandan ihya olupda müslüman olanlariz yani, kitabin tamami elimizde var bugün, yine hiristiyanlikda öyle, isavilik yani, ve yine yahudilik veya musavilikde böyle, kitabin tamami elmimizde mevcut. <br />
<br />
Bunuda şu örnekle izah edelim : Mesele iki insan, yada iki şirket arasinda bir binanin yapilmasi hususunde bir antlaşma yapilip imzalaninca, mesela der ki bir taraf, benim şu şu şartara sahip bir binaya ihtiyacim var, bunu benim için sen şu.. miktar paraya bana yaparmisin der, öbürüde kabul edip antlaşma yapip imza atinca, işlemler başlar, ancak o binanin yapilmasi belki aylar, belkide yillar alabilir degilmi, yani öyle olunca işde, müslüman olup şehadet eden birinin gercek şehdeti, ve imani, belki aylari yillari alabilir, gün gün Allahin varligini birligini peygmbelerinin hak oldugunu, kitaplarinin hak oldugunu talim ederek, şehadeti ve imani artarak ziyade olacaktir. yoksa o bina yapilmaya bir tugla üstüne bir tugla konarak başladi ve zaman ila yapilcak oldugu gibi, iman ve tasdik ve bunlara şehadet ise zamanla olacak durumdur yani.<br />
<br />
yine iman ile kuranda gecen "Kalu Bela" daki, Allah in, hepimizin Rabbi olduguna şahitligimiz, o kuran meallarinde dendigi gibi sülbünden cikaripda denen meselenin asli ise, hani eger hepimiz Hz. Ademin cocuguysak, o zaman Hz. Adem Cennetten dünya inip, arafatta havvayi bulupda, müzdelifede ilk zifaf gecesi olupda, Hz Adem orgazm olup ilk menisi fişkirip, Hz Havva annemizin rahimine dahil olunca, onun sülbünden bütün insanlik ilk defa cikmiş oldu, o meninin icinde, onunn icinde o, onun icinde beriki, diye binler katman icinde, mesal 1453 te istanbulu fethetcek olan Fatih sultan mehmet te o meninin icinde sakli ve gizli idi, yalniz onun aciga cikmasi ancak taaa dogacagi sene ana babasina, yeniden vaaz olunca, olcak olan acilimda ortaya cikacak bir bebe ve insan idi, öyle olunca, bu kuran da ki <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym A'RÂF Suresi 172. ayet )</span><br />
diye tercüme edilen ayetin manasini biz karoglan hoca Raşit Hoca olarak şöylece anladik ki, yani yukarda ve gecen haftaki vaazda gecen muhammedin miracda gördükleri, istiva odasindaki, yönetim ve reji odasindaki, filimin tümü, veya önemli noktalari ona gösterildi dedigimiz mesele ile, filimin sonunda Rabbimiz katinda, matrix filimindeki mimarin odasinda, yada reji odasinda seneryo ve filim belli, ve filim bitirildi ancak, bazi düzetlemeler yapilmak için, sadece geri ileri sardiralarak bakilmakda ise, o zaman, filimin sonunda ise ahiret yurdu denilen cennet diyari ve iyilerin cenetteki hali, cehenem halini gören muhammed in miraci ile, o zaman bütün o meninin in acilip acilip, en son insan da kabugunu catlatip insan oldukdan sonraki hali, ve artik hesabin görülüp, herkesin rabbimzi görüp bildigi, iyi ve kötü herkesin onu bildigi, iyilerin cennete gittigi, kötülerinde cehenneme ilhak oldugu bir filim var, öyle olunca işde, o sülbünü cikaripda misak alinmasi, benim kanaaatimce filimin sonunda olan hal, yani bütün insanlik ademin o menisinden cikdikdan sonraki hal, ahiret yurdunda olan olay, yani eger ömür yetse idi, o günlere dogru gider, rabbimizi müşahede ettigimizi bizzat şahid olur iman ederdik, artik ogün rabbi kabul edememek diye bir durum yok, cünkü anya konya artik belli oldugu gün, o gün, kim şüphe edebilir, Allahin Rabbimiz oldugunu o gün, elbet herkes "kalu bela" demek durmunda kalacak olanlariz yani. cünkü sen, deden babani, ninene vaaz etmeden önce, sen dedenin menisinin icindeydin, ordan baban dogdu, babaandanda annene gecdin, annenden sen dogdun, yine bu silsile halinde taaa ademe kadar gidiyor yani. <br />
<br />
---<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">islam fitrati nedir?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebû Dâvut, Sünne - 17)</span><br />
<br />
Agacdaki elmada önce doguyor, yani elma cicegini ari dölleyince, cekirdegin dişisinin karni şişip, hamile kalir, sonra o elma oluyor, sonra iş bittimi, hayir güneşe tabi olup, güneşden işigini yeterine alinca, erip tatli yada ekşi bir elma, fitratina uygun bir elma oluyor. o zaman elmada doguyarsa, elmada islam fitarti üzre dogdu demek olmazmi "Küllü mevlûdun yüledü alâ fıtratil islâm." o zaman köpekde dogdu, kedide dogdu, kedi namazmi kiliyorki, müslüman olsun, cünkü islamin 5 şartinden biri, namaz, yada orucmu tutuyorki islam olsun, yada kedininde hac etmesi lazimki fitarti islam olsun demek lazim degilmi, amma burdaki islam fitratindan anlaşilcak olan, müslüman elma, müslüman kedi, müslüman köpek, müslüman ahmet, müslüman franz degil, burda fitrattan kasit, Allah in murad ettigi gibi olmasi, elmanin, elma olmasi icine balik karişmamiş hali, yine kedinin, köpekle karişmamiş orjinal hali, insanin klonlanipn yada döllenip bozulmadigi haline işde Allahin, ne murad için halkettiyse, o hali, islam fitrati. hatta o hadisde islam fitari yokdur, belkide sadece fitrat üzre kelimesi varken, alimler bunu, parantez icine islam fitrati diye genişletmiş oldukladirindan, bu karmaşa cikdi belki, öyle olunca <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلِلّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاللّهُ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard(ardı), vallâhu alâ kulli şey’in kadîr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ve göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Ve Allah her şeye kaadirdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 189. ayet)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَن تَشَاء وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاء وَتُعِزُّ مَن تَشَاء وَتُذِلُّ مَن تَشَاء بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kulillâhumme mâlikel mulki tû’til mulke men teşâu ve tenziul mulke mimmen teşâ’(teşâu), ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâ’(teşâu, bi yedikel hayr(hayru), inneke alâ kulli şey’in kadîr.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 26. ayet)</span><br />
<br />
Yani mülk Allah in ama, dildegini mülk sahibi yapanda Allah miş, öyle olunca, benim gömlegim, bana ait, Allah verdi bana, ve kominizm rejimi ile ben gömlegim eskidimi, devletten gömlek istemeye gitmem lazim. oysa kazandigim para ile gider dükkandann özgür secme hakkim ile, al yada mor yada turuncu bir gömlek alabilirim, giyebilirim, yani cünkü Allah beni mal mülk para sahibi yapti ve buna da kapitalizm demişler, mülk kişilere ait, halbuki Allah in sünnetullahida bu zaten, insanlara ögretmek istedigi, ayni cumartesi yasagi yasasi gibi, buydu zaten. insanlar artik ögrendimi? ögrendi ve uyguluyor bile. yani muhammedin, o son kuruşa kadar vermesi benim görüşüme göre, şu güne göre, yanliş, nasil sen kadinini coluk cocugunu, sag iken, bir yerden bir yere giderken bile, ele emanet edemezken, o coluk cocugun, sen ölünce ellerin elinde kepaze olsa, dilenci durumuna düşse cok mu iyi, sen mali mülkü Allah in diye dagit, coluk cocuk muhtac kalsin, bu nasil hadis len? ya hadis yanliş, ya muhammed yanliş yapti, hagisi diogru şimdi sen karar ver.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Din Nedir?</span> Din ve deyn yani dünya kelimesinden türemedir, ve yani dünya işlerini idame etme kurallaridir, yani bir makine yada beyaz ev eşyasi aldin, bak icine bir tane kullanim kilavuzu koymuşlar, okurda dikkatlice kullanirsan, o alet erdavatin faydasindan, en iyi şekilde faydalanip, aletinin de cabuk bozulup zarar görmesinin önüne gecmiş olursun, amma okuyup kurallara dikkat etmezsen, belki yanliş bir hareketin, aletinin hemencecik bozulevermesine sebeb olur, dinde işte insanlarin, dünyada birbirine saygili, hayvanlara saygili, dogaya saygili, ve biribirine faydali işler yapip, dünyayi imar edip, rahatca, cennet gibi bir dünyayai inşaa etmek için, kullanim kurralalrininin icinde oldugu, ilahi bir ferman ve bildiridir. Bize verdiği dünyanin kullanim kilavuzudur yani.<br />
<br />
--------<br />
ve kuran cihana şumul ve bütün insanliga indi deniyor, ama kuranda bölgesel kurallar da yaziyor, eger Allah bu kitabi bütün insanlik için indirdi ise o zaman bir yörenin adeti ile kurali ile ugraşmayip, genel kurallar bildirmesi lazim, oysaki kuranda babalarinizin boşadigi kariyi almayin diye bir yasak oldugu söyleniyor:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالاَتُكُمْ وَبَنَاتُ الأَخِ وَبَنَاتُ الأُخْتِ وَأُمَّهَاتُكُمُ اللاَّتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُم مِّنَ الرَّضَاعَةِ وَأُمَّهَاتُ نِسَآئِكُمْ وَرَبَائِبُكُمُ اللاَّتِي فِي حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ اللاَّتِي دَخَلْتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمْ تَكُونُواْ دَخَلْتُم بِهِنَّ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلاَئِلُ أَبْنَائِكُمُ الَّذِينَ مِنْ أَصْلاَبِكُمْ وَأَن تَجْمَعُواْ بَيْنَ الأُخْتَيْنِ إَلاَّ مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّ اللّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Hurrimet aleykum ummehâtukum ve benâtukum ve ehavâtukum ve ammâtukum ve halâtukum ve benâtul ahi ve benâtul uhti ve ummehâtukumullâtî erdâ’nekum ve ehavâtukum miner radâati ve ummehâtu nisâikum ve rabâibukumullâtî fî hucûrikum min nisâikumullâtî dehaltum bihinn(bihinne), fe in lem tekûnû dehaltum bihinne fe lâ cunâha aleykum, ve halâilu ebnâikumullezîne min aslâbikum, ve en tecmeû beynel uhteyni illâ mâ kad selef(selefe). İnnallâhe kâne gafûran rahîmâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 23. ayet)</span><br />
<br />
Bu ayette annelerinizle evlenmeniz yasak edildi kurali var, yani muhammedin bölgesel gördügü bir karar degil, ayet koskoca bir delil, ve hüccetki, bütün insanliga hitabdir, bu öyle yöresel bir yasak degildir, oysaki Allahdan başkasina tapmayin kurali, sanki yöresel gibi, cünkü araplarda puta tapma hatasi vardi, amma bu hata yahudilik ve hiristiyaanlik dinini bilen biri için olamaz, onlar zaten Allah a inanirlar, yani Allah dan başka allah olduguna inanan araplar idi, ki onlara yasak edilen yöresel bir yasakdir, amma bilen zaten Allah in birligine inaniyor, öyleyse kuranda bazi yöresel yasaklarda var, muhammedin kerih görüp, o konuda ici sizladigi yerler kurana girmiş, ve yasak edilmiş gibi gözüküyor, o yüzden muhammedin yasak koyma hakki vardir gibi bir kural var kuranda : <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ وَمَن تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Men yutiır resûle fe kad atâallâh(atâallâhe), ve men tevellâ fe mâ erselnâke aleyhim hafîzâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Kim Resûl'e itaat ederse, böylece andolsun ki Allah'a itaat etmiş olur. Ve kim yüz çevirirse, o taktirde Biz seni, onların üzerine muhafız olarak göndermedik.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 80. ayet)</span><br />
<br />
Yani bu ayete göre, muhammed de yasak koyup, bazi şeyleri haram etmiş olabilir, ve muhamed elbette arap yarimadasinda yaşadigi, ve bir bizans ve romayi ve kurallarini, adetlerini, ne kadar bilebilirki, hele birde o devirde, iletişimin ve ulaşimin o kadar yaygin olmadigi o devirde, öyle olunca araplarda ve yaşadigi memlekette gördügü kötü fiilleri yasak ettiyse, yani din bir nevi birde muhammedin o anki milleti yönetmek için kullandigi rejimi, ve anayasasi gibi, yada medeni yasalari gibi, kurallari ihtiva ediyor, elbet rabbimizin bildirdikleri var, amma Allah O nuda bazi hukuklarin görülüp konmasinda musavi birakip, ona uyan bize uymuş olur kurali formülü getirmiş, cünkü onun yanliş yapmayacagini sanki garanti altina almiş, amma o günkü haller ile, bugünkü haller bir degil, ve bak dedik yukarda, son meteligine kadar sadaka diye verirsen ardinda birakdigin, el degil, senin karin coluk cocugun, ve onlar senden sonra ne yapacaklar, nasil kazanaip nasil yiycekler, hatta daha ikinci ögünü yiyecek lokmalari olmaz, devletmi bakacak bunlara, yada birde daha ergin olmamiş cocuklar falan varsa, kadin calişcak durumda degilse, bunlar kepaze olur kardeşim, onlar sen hayattayken coluk cocugunduda ölünce elin cocugumu oldular be adam, yani ya muhamed o gün öyle gördü, öyle yapti, ve bugün ise bu dogru degil ,yada o hadis yalan ve uydurma, ve muhammed öyle bir yanliş yapmaz dememiz lazim gelir. kuran cihan şümul olabilmesi için muhammed in bütün dünyayi gezip tanimiş, heryerde bir mikdar yaşamiş olmasi lazim ki oranin yanlişlarini görsün, ve oranin halkina, bakin bu yaptginiz yanliş diye kural koysun, oysaki muhammedin gördügü, belki iki devlet üc devlet, o daha ilerisini bilemezki, öyle olunca, incilde böyle tevratta böyle, bir nevi sanki yöresel rejim kurali gibi, amma kuranda rabbimizin bizzat bilip parmak bastigi ana kurallar onu cihan şumul yapiyor.<br />
mesela bir adam doktor ve hijyen üstüne hijyen yapmak zorunda iken, bir adamda tuvalet bekcisi, ve o adam onun bunun, afedesin sictigini işedigni sicratip batirdigini temizlemekle sorumlu, bunlari temizlerken, ne kadar dikkat edersen et, elbet o da üzerine eline koluna sicranti olacakdir, ve o zaman o doktor gibi hassas birine gecerli olan hijyen kurali, bu adama gecerli olurmu, adam dalgic kiyafeti giyipdemi temizlik yapcak bu tuvaleti ha! yani o hadisde gecen<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Kabir azabının çoğu idrar sıçramasındandır"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhârî, Vudu, 55; İbn Mâce, Tahâret, 26)</span> <br />
<br />
kurali bu iki adamda ayri ayri tezahür gösterir, ve ikisindeki ayri haller, birine helal olan, digerine yasak olur yani, öyle olunca yöresel bir kuralda bir başka memlekette uygun degildir, mesele güneşlik bir toprakdaki bitkiyi, iki günde yada, hatta her akşam sulamak gerekirken, gölgelik bir ortamdaki cicege, öyle her akşam su verirsen, cicegin kökü cürür ve ölür, rahmet len, rahmet, Allahin rahmeti işde, birini yaşatirken, birini cürütüp öldürüyor, öyle olunca, birine yasak olan, digerine sevap bile olabilir, o yüzden kurallar, bireylere, zamana, mekana ve birde kişilere göre farklilik gösterir. daha önce yazdik aspirin bir hastaliga iyi gelirken, yada domates fayda verirken, bir başkasina zarar verebilir dedik, yani kuraninda cihan şumul olmasi, bir nevi biraz zorlaşiyor, bu hususda, yani dedikya, birine yasak olan bir hal niye başkasina helal olsun demeyin, bak ev yapan biri için yer cekim kuvveti cok mühim ve elzem iken, ucak yapip ucmak isteyen için, yercekimi cok kötü bir durum bunu aşip kirip yenmek lazim, ve kuranda cihan şumul kurallar oldugu gibi yöresel kurallarda var, ve tevratin bazi hallerinin incilde kalkmasi, olmayan bazi hallerin de eklenmsi, yine incilde olmayan bazi hallerin kuranda olmasi, yine incilde helal olan şarap, ve benzeri bazi helallerin kuranda yasak olmasi, işde yörsel ve kişisel bazi hallerden dolayi, yani dün transistörlü radyo icad edildiydi, transistörlü televizyon vardi, bu gün daha iyileri bulundu, artik o kocaman transistörlü radyoya ihtiyac yok, gelişdi artik insanlik, haala biz büyük transistörlü radyo kullancaz demek ahmaklilk olur bu gününmüzde yani, dinde reform varmidir vardir tabiki, incil ile tevrata reform getiren Allah, kuran ile de incile reform getirildi ve bu günümüzdede bazi kurallara bak abdestsiz kurana dokunma kurali, ve geldik icinde ezan ve kuran yüklü cep telefonlari vaktine ve ezan okuyan kuran okuyan, kuran yüklü telefonla tuvalete girmek cikmak hali, abdestsiz taşimak hali, bu reform olmadan nasil anlaşilcak bugün, ve evet reform vardir, kimler reform getirebilir, tabiki zamanin sahibi mehdi bu görevi ancak üstlenebilir ondan daha fakih ve alim kimse o devirde olmayacakdir, öyle olunca dinde reform nerelerde gerekir bakip incelemek, ve gerekli hususlari reforme etmek lazimdir .<br />
-------<br />
Allah kuran ile "R" harfine bir kural koymuş, arapcada r kalin harfdir ve "RA" diye okunur re olmaz ri olmaz "RI" olur halbuki ingilizcde i var I yok ne yapcaz <br />
bunu da şu örnekle aciklayalim : mesela avusturya elektrik yasalardina ana hattan eve cekilcek saatten önceki elektrik kablosu en az 10 mm² yada 16 mm² kalinlikda olcak diyor kural koyan, yoksa yangin cikarma tehlikesi var, ve amma eve elektrik hatti girdikden sonra, saatten sen buzdolabinin fişini takacagin pirize 1,5 mm² kablo cekebilirsin, amma ana hat diyor 16 mm² olcak diyor, öyle olunca, yani ra harfide işde kalin olcak, öyle buzdolabi pirizi kablosu gibi re yada ri olmayacak ra ana hat kabolsu kalin olcak diyor rab, ve kuranda rab isiminde ra kalin, rahmanda kalin, rahimde kalin rauf da kalin, refik ince diyorlar halbuki refik isimi rafakattan geri türemedir, refakat degil rafakattir onun asli, yani o zamadan rafik olur, refik olmaz, ve carptigi harf ince olunce, kef ince bir harf olunca, ayni zile comagi vurunca cin cin dedigi gibi, davula vurunca dom dom dedigi gibi, refikde de r kefe carpinca ince bir ses cikarir olmuş, yani o yüzden asli rafakat olan kelime refik olmuş yani incelmiş yani, oda ic elektrik kablosu için artik 16 mm2 gerek yok, artik ev icinde 1,5 liyada indirebilirsin artik hatti demek gibi yani. bizde raşid ismi ile dünyadaki kalin raalarin temsilicisi olarak dünyada "RA" lari cogaltmak ile sorumluyuz, ve rabbim, görevimizi kabul olmuş amellerden eyleyip "RA" larimiza hududu aşmadan bereket versin inşallah.<br />
elif lam mim ra daki , mim insan spermi yani insan olmadan önceki hali, ondan önce hayvan hali var lam, yani egik sirti yukari namazda ruku, ondan önce mimin önünde r var, yani sperm denen şey afedesiniz r borusununun icinden gecipde fişikiriyor, yani ra ise ulu yarah ulu rahman demek, yada ulu rahim demek r hali. sperm olsa rahman ve rahim olmasa görev tamam olmazki, ve elif ise, artik o tohumun ra lardan gecipde adem ve insan oldugu hali demekdir. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ref ref </span>ise yürüyen merdiven, yada asönsör demek, ve matrixde var sage kadina, kahine giderken, neonun dejavu yaşadigi, iki kedi gördügü yerdeki asansör, veya yada yürüyen merdiven, artik varilcak yere varmadan önce ki yürüyen merdiven,<br />
diyorki hadisde: Allahu Teala Hz. Muhammede miracda, 12 imam ve onücüncü mehdiyi gösterdi, mehdi cok parlakti nurlu idi, öyle olunca bu kim diye muahammed sordu, Allahu Teala: o mehdi dedi, ve mehdinin özelliklerini saydi, ve muhammede mehdiyi görmek istermisin diye sordu. Hz. Muhammed de evet diyor , öyle olunca biraz daha yürü diyor yani yürüdükce gelecege yürüyen muhammed, ve tavugun yumurtalarinin oluşmadan önceki hani yumurtaninin icindeki kiviricik bir kanli damar olurya, yani kivircik yer, yani damar, yada hat, yada asansör, yada yürüyen kivicrik merdiven, işde yani gelcege varmadan önce gecilcek asansor ,ve o da refref yada raf raf, yani yürüyen bir merdiven, hatta her merdiven raf ve, raf raf üsütünde raf halindedir, öyle olunca, raf uzatildi, ve raf, ref, rauf, rauf, rauf demek yukari yükseltildi yani. <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"Himmelsleiterr"</span> yani.<br />
<br />
Rabbim, rahman ve baba olacklara, rahim ve anne olacak olanlara, rab ve ana baba ata olcak olanlara, yine raşid olacak olanlara ve biz gibi raşit olacak olanlara ve raf raf ile yüksletilceklere, rauf ismini taşiyacaklara (RAFRAF) mehdiye ve askerine merdiven ve asansör, araba ve binek olcak olanlara bereket versin inşallah.<br />
<br />
--------------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Dipnotlar:</span><br />
<br />
[1] Cenâb-ı Hakk’ın kasem ettiği yıldız kelimesi ile alâkalı olarak müfessirler birtakım îzahlarda bulunmuşlardır. Bunların en mühimi olarak da “yıldız”ın Hazret-i Peygamber, ya da Kur’ân-ı Kerîm’den kısım kısım inen âyetler olduğunu zikretmişlerdir. Bu durumda yıldıza kasemin mânâsı şöyle ifâde edilmiştir:<br />
<br />
1- Mîrâc’a çıkmış ve inmiş olan Muhammed Mustafâ üzerine yemin olsun!<br />
2- Kur’ân’ın nüzûlü esnâsında her gelen vahyin inzâl zamânına yemin olsun!<br />
<br />
[2] Ayrıca bkz. Buhârî, Tefsîr 17/3, Eşribe 1, 12; Nesâî, Eşribe 41.<br />
<br />
İsrâ ve Mîrâc hâdisesi ile, İslâm’ın bir fıtrat dîni olduğu te’kîd edilmiş; içi bozuk ve kalbi hasta kimselere semâvât kapılarının açılmayacağı beyân olunmuştur.<br />
<br />
[3] Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm-’ın ağlaması hasetten kaynaklanan bir durum değildir. Elde edemediği bir kemâl hâline hüzünlenmesi sebebiyledir.<br />
<br />
[4] Bir görüşe göre Nil ve Fırat nehirlerinin Resûlullâh tarafından Cennette müşâhede edilmesinin mânâsı şudur:<br />
<br />
İslâm’ın nûru yeryüzüne yayılacak; İslâm, Nil ve Fırat havzasındaki bereketli topraklara hâkim olacak, o bölgeler İranlıların ateşperestliğinden ve Bizans’ın teslis inancından kurtulacaktır. Bu vâdinin ahâlîsi nesiller boyu tevhîdin sancaktarlığını yaparak İslâm’a hizmet edecektir.<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 12 Temmuz 2018 Perşembe <br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Etiketler :</span> Burak Nedir,Burak kimdir,porshce Burak,poresche,Ferrari,Ferrari Burak,Kanatli ferrari,kanatli porsche,uzay arabasi,en hizli araba,mirac,istiva nedir,istiva odasi,reji odasi,film,son rötuslar,matrx filimi,matrix kahin,matrix mimar odasi,muhammed,muahmedin miraci,merkür,ufuk yildizi,jüpiter,parlak yildiz,alimran suresi,malin üstüna abanamak,mali zimmetine gecirmek,mülk allahindir,kominist rejimi nedir,kapitaliz nedir,allah mülkü diledigine verir,allah dilediginden mülkü alir,allah diledigini aziz eder,allah diledigini zelil eder,yeni rejim,yöresel rejim,muhammed anayasasi,muhamed rejimi,kuran yörselmidir,adetler,kuran cihan sumulmudur,kuran globaldir,ref ref nedir,ra kalin harfitr,rahman,rahim,rauf,refik,refakat,rasit,rasid,tetaliu,dene fetedalle,ev edan,epifiz,3.göz,nefs cakrasi,fuad nedir,miracda peygamberimizin gördükleri,beyaz gül, logo,kanatli at,"La havle vela kuvete illa billlah",Müslüman ne demek,iman demek,Kelime-i şehadet,Hz. Hatice, ve Hz. Ali, Hz. Ömer,ilk müslümanlar,tevrat incil zebur,Kalu Bela,1453,fatih,misak almak,mamuska bebek,sülb nedir,meni,Hz. Adem,kainat,Allah,islam fitrati nedir?,Yahudi veya Mecusi yapar,Küllü mevlûdun ,yüledü alâ fıtratil islâm,rezil köpek,devlet baba,Din Nedir?,şunlarla evlenmek haram,kimlerle evlenmek haram,evlenmek haram olan kimseler,zindiklik,Men yutiır resûle fe kad atâallâh,muhammed de yasak koyabilirmi, Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur,Kabir azabının çoğu idrar sıçramasındandır,Himmelsleiterr,yürüyen merdiven,raf,<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Burak ve Refref Kimdir Nedir?</span><br />
<br />
(Kar©glanin 12 Temmuz 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilâl mescidil aksallezî bâraknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym İSRA Suresi 1. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Ben Kâbe’nin Hatîm kısmında yatıyordum. Uyku ile uyanıklık arasında bana biri geldi, şuradan şuraya kadar (göğsümü) yardı. (Bu sözünü söylerken boğaz çukurundan kıl biten yere kadar olan kısmı gösteriyordu.) Kalbimi çıkardı. Sonra bana, içerisi îman ve hikmetle dolu, altından bir kab getirildi. Kalbim (çıkarılıp su ve Zemzem ile) yıkandı. Sonra içerisi îman ve hikmetle doldurulup tekrar yerine kondu…” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhârî, Bed’ü’l-Halk 6, Enbiyâ 22, 43; Müslim, Îman 264)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ven necmi izâ hevâ. Mâ dalle sâhıbukum ve mâ gavâ. Ve mâ yentıku anil hevâ. İn huve illâ vahyun yûhâ. Allemehu şedîdul kuvâ. Zû mirratin, festevâ. Ve huve bil ufukil a’lâ. Summe denâ fe tedellâ. Fe kâne kâbe kavseyni ev ednâ. Fe evhâ ilâ abdihî mâ evhâ. Mâ kezebel fuâdu mâ raâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Hava üzre olan o yıldıza (Ufukta görülen Merküre) andolsun. Sahibiniz arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı dalâlete düşmedi ve azmadı. Onun o Heva üzre olan yildiz hakkinda (merkür) hakkinda anlattiklari, nutuk ettikleri (yalan degildir). o nutuk (o anllattiklari) bizim ona vahyettiklerimizdir.(Burdakai vahiyden kasit yani hay ve diri olarak gösterdiklerimizdir buyuruyor, yani vahyuh yahutta hayyun yani hay diri ve canli canli live streaming, yani canli yayin halinde ona gösterdiklerimiz, cünkü o gelecege gitti, gelecek daha o gün olmadiysada, ona kasetin ilerisine sarilip streaming, canli canli live streaming yapilarak, vahyun yuha, yani canli canli, icine müdahale edilme hikmeti halinde gösterildi yani) Onu kuvvetleri pek şiddetli olan (Allah) öğretmiştir. ona gercekler defalarca merrelerce istiva odasindan, yani yönetim odasi, yada reji odasindan gösterildi, ayni matrixin mimarin odasina vardigi yerdeki gibi, yani reji odasinda istiva odasinda, yönetim odasinda, mirra yani "rae" filinin "mirrae" olmuş hali, rae, merru, ve mir ae, yani gösterildi demekdir o da) o en yüksek ufukda idi, yani ufuk yildizi merkürdür o da herzaman gözükmez, amma dünyamizda en parlak yildiz olarak, bir jüpiter, birde merkür parlak olarak gözükür, yani merkür için yildiz ismi kullanilyor, ve güneşden önceki yildiz, veya şimdiki agiz ile gezegen, yani öyle olunca ayetin devami, Summe denâ fe tedellâ. yani sonra o dünyada dogdu yada, o dünyaya daldi, dane dünya demek, yani merkür dünyasina daldi, yada merkürün yörüngesine girdi, ufuk yildizinin yörüngesine girdi, burdaki ayette gecen "tedalle" kelimesinin manasi ise, bir başka ayet ile ispat edilir, yani nedir o الَّتِي تَطَّلِعُ yani hümeze suresindeki "Elletî tettaliu" daki "tettaliu" kelimesi ayni amma ancak önceki ayetteki halinda sadece TI harfi yumuşatilipda dal, harfine dönmüş hali, aynen bizim dilimizdeki " ahmet yarin gelecek" deki gelecek kelimesindeki sondaki k harfini başka bir cümle olan" ben yarin geleceğim" cümlesinde o "k" harfi yumuşayip yumuşak "ğ" ye döndügü gibi, o ayeteki TI da dala dönüp yumuşamiş sadece, yani talal bedur daki cümle yani dogmak, "ay dogdu üzerimize" ilahisindeki, tala a kelami işte yani, amma orda dal olmuş sadece cümlenin gelişinden dolayi, öyle olunca yukardaki mana olur, öyle olunca ufukdaki merkür demek, yani dünyanin bir sonraki hali, ileri ve gelecege giden hali, merkürde gizli, merkür aynen tavugun icindeki yumurtalarin, sira ile oluşup, sirasi gelenin tavugun götünden cikmasi gibi, gelecekde işde önce merkür gibi oluşup, sonra, biz merkür dünyasinin konumuna geceriz, ilerde yeni bir merkür yumurta oluşur şeklinde gelecek inşa olmakda, ve o zaman demek olur ki, ufukdaki en yüksek ufuk yildizi demek, dünyanin en son hallerinden bir hali olan gelecek merkür, yada gelecek dünyadaki kabe kavesyne indi, yani kabecike indi, yani kabenin o yeni geleckdeki dünyadaki yeri olan eve, yani merkez kabeye, yada merkez, zamanin sahibinin evi olan eve yaklaşdi, yani mehdinin kalbine yada evine yakinlaştirildi, ve o zamanin sahibi olan mehdinin halleri ile, o anki durumuna müşahede ettirildi reji odasinda, live stremining ile, ve orada kullarda, candan cana dolaştrilip canli olarak, onlara gerekeni sormak, istedigini sorup, ögrenerek streaming edildi, amma o görüntüler aslinda daha gelecekde olanlar işde, yani filimin sonu idi, amma ona daha filimin başindan hizlica gecerek bazi önemli yerleri gösterildi, ve öyle bir streamning ki, öyle bir televizyonki, onlara, orada girip soru sorabiliyor yahut bazi hallerine müdahle edebiliyordu. yani ordaki kullar evha evha, bir bir hay oldular, canlandilar, yani daha canda degillerken, ona live streaming edilince, bir bir canlandilar, ve gelecekde olacak olanlar ona göründü. bütün bunlari o fuad gözü ile gördü, yani alninin ortasindaki, iki kaşin arasindaki, ücüncü göz ile gördü, yani fuad gözü ile gördü, yani iki yay yani iki kaş ve arasindaki fuad, yani dedikya gecen hafta, cennetin alimler kapisi demek, agizdan giripde beyne gidecek lokmalar, yada cocugun beynini oluşturacak lokmalar dedik, işde burasida beynin en üst seviyesi, nefs cakrasi, yada 3. göz, yada epifiz bezi, yada fuad demekdir işde, yani fuadi ile müşahede edip gördü bütün bunlari. <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym NECM Suresi 1 den 11. ayete kadar)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“−Ben Kâbe’nin Hatîm kısmında uyku ile uyanıklık arasında idim… Yanıma merkepten büyük, katırdan küçük beyaz bir hayvan getirildi. Bu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Burak’tı</span></span>. Ön ayağını gözünün gördüğü en son noktaya koyarak yol alıyordu. Ben onun üzerine bindirilmiştim. Böylece Cibrîl -aleyhisselâm- beni götürdü. Dünyâ semâsına kadar geldik. Kapının açılmasını istedi.<br />
<br />
«−Gelen kim?» denildi.<br />
<br />
«−Cibrîl!» dedi.<br />
<br />
«−Berâberindeki kim?» denildi.<br />
<br />
«−Muhammed -aleyhissalâtü vesselâm-» dedi.<br />
<br />
«−Ona Mîrâc dâveti gönderildi mi?» denildi.<br />
<br />
«−Evet!» dedi.<br />
<br />
«−Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliştir!» denildi ve kapı açıldı.<br />
<br />
Kapıdan geçince, orada Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-’ı gördüm.<br />
<br />
«−Bu babanız Âdem’dir! O’na selâm ver!» denildi.<br />
<br />
Ben de selâm verdim. Selâmıma mukâbele etti. Sonra bana:<br />
<br />
«−Sâlih evlât hoş geldin, sâlih peygamber hoş geldin!” dedi.<br />
<br />
Sonra Hazret-i Cebrâîl beni yükseltti ve ikinci semâya geldik. Burada Hazret-i Yahyâ ve Hazret-i Îsâ -aleyhimesselâm- ile karşılaştım. Onlar teyzeoğullarıydı.<br />
<br />
Sonra Cebrâîl beni üçüncü semâya çıkardı ve orada Hazret-i Yûsuf -aleyhisselâm- ile karşılaştık. Dördüncü kat semâda Hazret-i İdrîs -aleyhisselâm- ile, beşinci kat semâda Hârûn -aleyhisselâm- ile, altıncı kat semâda ise Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm- ile karşılaştık.<br />
<br />
«−Sâlih kardeş hoş geldin, sâlih peygamber hoş geldin!» dedi. Ben onu geçince, ağladı. O’na:<br />
<br />
«–Niye ağlıyorsun?» denildi.<br />
<br />
«−Çünkü, benden sonra bir delikanlı peygamber oldu, O’nun ümmetinden Cennete girecek olanlar, benim ümmetimden Cennete girecek olanlardan daha çok!» dedi.[3]<br />
<br />
Sonra Cebrâîl beni yedinci semâya çıkardı ve İbrâhîm -aleyhisselâm- ile karşılaştık.<br />
<br />
Cebrâîl -aleyhisselâm-:<br />
<br />
«−Bu, baban İbrâhîm’dir; ona selâm ver!» dedi.<br />
<br />
Ben selâm verdim; O da selâmıma mukâbele etti. Sonra:<br />
<br />
«−Sâlih oğlum hoş geldin, sâlih peygamber hoş geldin!» dedi.<br />
<br />
Daha sonra bana:<br />
<br />
«−Yâ Muhammed! Ümmetine benden selâm söyle ve onlara Cennetin toprağının çok güzel, suyunun çok tatlı, arâzisinin son derece geniş ve dümdüz olduğunu bildir. Söyle de Cennete çok ağaç diksinler. Cennetin ağaçları “Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber!” demekten ibârettir.» dedi.<br />
<br />
Sonra Sidretü’l-Müntehâ’ya çıkarıldım. Bunun meyveleri (Yemen’in) Hecer testileri gibi iri idi, yaprakları da fil kulakları gibiydi.<br />
<br />
Cebrâîl -aleyhisselâm- bana:<br />
<br />
«−İşte bu, Sidretü’l-Müntehâ’dır!» dedi.”<br />
<br />
Burada dört nehir vardı: İkisi bâtınî nehir, ikisi zâhirî nehir.<br />
<br />
«–Bunlar nedir, ey Cibrîl?» diye sordum. Cebrâîl -aleyhisselâm-:<br />
<br />
«–Şu iki bâtınî nehir, Cennetin iki nehridir. Zâhirî olanların biri Nil, diğeri de Fırat’tır!»[4] dedi…” (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Enbiyâ, 22, 43; Menâkıbu’l-Ensâr, 42; Müslim, Îman, 264; Tirmizî, Tefsîr 94, Deavât 58; Nesâî, Salât, 1; Ahmed, V, 418)<br />
<br />
Sidretü’l-Müntehâ’da Cebrâîl -aleyhisselâm-:<br />
<br />
–Ey Allâh’ın Resûlü! Buradan öteye yalnız gideceksin!” dedi. Resûlullâh:<br />
<br />
“–Niçin ey Cibrîl?” diye sordu.<br />
<br />
O da cevâben:<br />
<br />
“–Cenâb-ı Hak bana buraya kadar çıkma izni vermiştir. Eğer buradan ileriye bir adım atarsam, yanar kül olurum!..” dedi. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Râzî, XXVIII, 251)</span><br />
<br />
Yani orasi güneşe varmadan önceki son durak, yani merkür kapisi, ve burak ile ancak oraya kadar gidiliyor, yani Burak ise, Allahu alem bizim tezimiz ve tasvirimiz ile ise, o ilerde porsche ve ferrari tarafindan geliştirilip keşfedilcek olan, iki at araba, yani hiz sinirini aşan, ucan araba, yani ferraride logo olarak kanat yok, amma porschede kanat var, yani ayni ilk motorlu uçağı icat edenler Wright kardeşler, ve onlarla birlikde dünyanin bir başka yerinde iki adam daha ayni şekilde ucak icadinda gayret ettiler, birisi hizli davranip erken buldu, ötekide buldu amma işde ilk başaran Wright kardeşler oldugu gibi, bende logolarina bakip, bu iki araba üretici firmasi olan at logolu resimli ferari ve porscheye görevi yüklüyorum, calişin ve <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"white porsche burak"</span> , ve ayni ezvaci ve rakibi olan, ferraride gri "<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ferrari burak"</span> i keşfedin ve kanatli olacaklar, yani o arkadaki spoilesi yani, işte onun(spoilenin) oldugu yerde iki yada dört tane füze motoru olacak, yani kanatli ve ucan araba, ve hiz sinirini aşmiş olacaklar, gözün gördügü kadar hizli giden bir araba olacak, ve iki tane ki ezvac ve rakib, ve o siyah ise, beriki beyaz ki, bu sistemde dünyamizda gelişip, cookca üretilip yaygin ve ucuz hale, herksin alabilecegi hale gelsin, yani ayni gecen haftalardaki anlattigmiz huri gilman vaazindaki huri robotlar ve ucuz robot ve huriler gibi, ucuz ucan araba "Buraklar" zamanina varalim yani.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Sidre-i Müntehâ</span><br />
<br />
Efendimiz’e soruldu:<br />
<br />
“–Yâ Resûlallâh! Sidre’yi kaplayan ne gördün?”<br />
<br />
Buyurdular ki:<br />
<br />
“–Altundan pervânelerin onu bürüdüğünü ve her yaprağında bir meleğin oturup Allâh’ı tesbîh ettiğini gördüm.” <br />
<br />
<span style="color: #C10300;" class="mycode_color">(Taberî, XXVII, 75; Müslim, Îman, 279)</span><br />
<br />
Peygamberimizin Allah Teâla’yı görmesi<br />
<br />
İbn-i Abbâs -radıyallâhu anh-’tan gelen rivâyete göre Resûl-i Ekrem:<br />
<br />
“Ben, yüce Rabbimi gördüm!” buyurmuştur. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Ahmed, I, 285; Heysemî, I, 78)</span><br />
<br />
Bir başka rivâyette Peygamber Efendimiz “Rabbini gördün mü?” sorusuna cevâben:<br />
<br />
“Bir nûr gördüm!” buyurmuşlardır. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Müslim, Îman, 292)</span><br />
<br />
Yetim Malı Yiyenler<br />
<br />
Allâh Resûlü, Miraç’ta bir topluluğa uğradılar ve gör­düler ki, onların dudakları deve dudağı gibidir. Birtakım vazîfeli memurlar da onların du­daklarını kesip ağızlarına taş koyuyor.<br />
<br />
“–Ey Cibrîl! Bunlar kimlerdir?” diye sordu.<br />
<br />
Cebrâîl -aleyhisselâm-:<br />
<br />
“–Bunlar, yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir!” dedi. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Taberî, XV, 18-19)</span><br />
<br />
Gıybet Edenler<br />
<br />
Resûlullâh, başka bir topluluğa rastladı. Onlar da bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı:<br />
<br />
“–Ey Cebrâîl! Bunlar kimlerdir?” diye sordu.<br />
<br />
Cebrâîl -aleyhisselâm-:<br />
<br />
“–Bunlar, (gıybet etmek sûretiyle) insanların etlerini yiyenler ve onların şeref ve nâmuslarıyla oynayanlardır.” cevâbını verdi. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Ebû Dâvûd, Edeb, 35/4878)</span><br />
<br />
Zinâ Edenler<br />
<br />
Peygamber Efendimiz orada; zinâ­kârları, leş yiyen bedbahtlar olarak; fâiz yiyenleri, karınları iyice şişmiş ve şeytan çarpmış rezil bir vaziyette; zinâ edip çocuklarını öldüren kadınları da, bir kısmını göğüslerinden, bir kısmını baş aşağı asılı hüsrâna dûçâr olmuş bir hâlde gördü. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Bkz. Taberî, XV, 18-19)</span><br />
<br />
Borç Sadakadan Üstündür<br />
<br />
Resûlullâh yine Miraç’ta yaşadığı müşâhedelerle alâkalı bir hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Miraç gecesinde Cennetin kapısı üzerinde şu ibârenin yazılı olduğunu gördüm:<br />
<br />
«Sadaka on misliyle, borç vermek ise on sekiz misliyle mükâfâtlandırılacaktır.»<br />
<br />
Ben:<br />
<br />
«−Ey Cibrîl! Borç verilen şey niçin sadakadan daha üstün oluyor?» diye sordum.<br />
<br />
«−Çünkü, sâil (çoğu kere) yanında para olduğu hâlde sadaka ister. Borç isteyen ise, ihtiyâcı sebebiyle talepte bulunur.» cevâbını verdi.” <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(İbn-i Mâce, Sadakât, 19)</span><br />
<br />
Cennete Girenlerin Ekserîsi<br />
<br />
Peygamberimiz diğer bir hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“(Mîrâc esnâsında) Cennetin kapısında durup içeri baktım. Oraya girenler ekseriyâ fakirler idi. Zenginler de (hesap vermek için) mahpus idiler. Bunlardan cehennemlik olanların ise ateşe atılmaları emredilmişti. Cehennemin kapısında da durdum. Oraya girenlerin ekserisi kadınlardı.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Buhârî, Rikâk, 51; Müslim, Zühd, 93)</span><br />
<br />
Abdurrahmân bin Avf’ın (r.a.) Cennetle Müjdelenmesi<br />
<br />
Hadîs-i şerîfte buyrulur:<br />
<br />
“O gece (Mîrâc Gecesi’nde) Abdurrahmân bin Avf’ı gördüm. Cennete, oturduğu yerde emekleyerek giriyordu. Ona dedim ki:<br />
<br />
«–Niçin bu kadar ağır geliyorsun?»<br />
<br />
Dedi ki:<br />
<br />
«–Yâ Resûlallâh! Malımın hesâbı dolayısıyla, çocukları bile ihtiyarlatacak kadar ağır sı­kıntılar geçirdim. Öyle ki, bir daha sizi göremeyeceğimi zannettim…»” <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Muhammed Pârsâ, Faslu’l-Hıtâb, s. 403)</span><br />
<br />
Kaderi Yazan Kalem<br />
<br />
Hadîs-i şerîflerinde buyurur:<br />
<br />
“(O gece) göğe yükseltildim. Öyle bir makâma çıktım ki, orada kalemlerin gıcırtıla­rını duyuyordum.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> (Buhârî, Salât, 1)</span><br />
<br />
Hz. Ebu Bekir Efendimiz’in Tasdîki<br />
<br />
Varlık Nûru, Kâinâtın Sürûru Efendimiz, İsrâ ve Mîrâc hâdisesini Kureyş müşriklerine haber vereceği zaman:<br />
<br />
“–Ey Cebrâîl, kavmim beni tasdîk etmez!” dedi.<br />
<br />
Cebrâîl -aleyhisselâm-:<br />
<br />
“–Ebûbekir Sen’i tasdîk eder. O sıddîktır.” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> (İbn-i Sa’d, I, 215)</span><br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">iman demek</span> inanmak demek peki neye inanmak? Allahin varligina birligine, Allah in melekleri olduguna, Peygamberler gönderdigine ve hicbir peygamberi digerinden ayirmadan bütün peygamberleri olduguna inanmak, ve peygamberlerinin bazilarina kitaplar gönderdigine, ve insanligin iyi ve adaletli ve güzelce, hem kendisi, hem etrafini, hem dogayi yaşatip, yaşayabilmesini saglayacak, kurallar zincirini icinde barindiran, kitap ve sahifeler olduguna inanmak, ahiret gününe, yani gelecekdeki iyi günlere inanmak, (haklinin hakkinin alindigi, cezasi gerekenin, ceza ülkesi cehenneme, ve sevap ve güzel işler işleyenlerinde, cennet ülkesine kavuşup ödüllendirilceklerine) inanmak, kadere inanmak yani olan biten her ne varsa, hepsinin rabbimizin takdirinde meydana geldigine inanmak, onun kudreti dişinda başka bir güc bulunmadigina iman etmek yani kisaca<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"> "La havle vela kuvete illa billlah"</span> a inanmak, Hayrin ve şerrin yalnizca Allahin kudreti ile meydana gelipde, aciga ciktigina inanmak, ve son şartta öldükten sonra dirilmeye, yani velbeas olmaya inanmak (Bunu birileri reenkarnasyon diye anlatmasina ragmen, bazi salak dinciler, reenkarnasyon yokdur deyipde, birde iman ettik derler, halbuki işde "velbeas" demek, zaten reenkarnasyonun, Din dilindeki ismidir karşiligidir.)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Müslüman ne demek</span> ise Allaha ve onun peygamberlerine, Peygamberleriyle gönderdiği tüm hükümlerine inanan kişidir.<br />
<br />
Müslüman, İslâm dinini kabul eden, Allah'a teslim olmuş kişidir. Allah Teâlâ'nın, peygamberleri vâsıtasıyla gönderdiklerine ve Muhammed aleyhisselâma îmân eden kişiye denir.<br />
<br />
İman kalb işi olduğu halde, İslâm daha çok imanın amel olarak dışarıya yansımasını ifade eder. Nitekim Cibril hadisinde, iman tarif edilirken; "Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, kıyamet gününe, hayır ve şerrin Allah Teâlâ'dan olduğuna inanmandır." buyurulurken; İslâm'ın tarifinde, topluma ilân edilen ve amel olarak yapılması gereken prensipler, yani İslâm'ın beş şartı sayılır:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"İslâm, Allah'tan başka hiç bir ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed'in Allah'ın rasûlü olduğuna şehadet etmen, namazı kılman, zekâtı vermen, ramazan orucunu tutman ve gücün yetiyorsa hac farizasını yerine getirmendir." <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif , Buhârî, İmân, 34, 37, Şehâdat: 26, Tefsîru Sûre: 31/2; Müslim, İmân: 5, 7, 8; Ebû Dâvud, Sünne: 16; Tirmizî, İmân: 4).</span><br />
<br />
Müslümanligin giriş kapisi olan Kelime-i şehadette islami kabul eden birisi diyor ki: Ben şahid oldum ki, Allah dan başka ilah yokdur, ve Muhammed de onun elcisi peygamberidir diye Kabul edip, dil ile söyleyip kalp ile tasdik etmekle olur, amma sen bunu daha girişde söylediginde sen neyi gördünde, Allah in tek ilah olduguna şahitlik ediyon, muhammedi ne kadar tanidinda, O nun Allahin gercekden elcisi rasulu ve peygamberi olduguna şahitlik ederim diyorsun, dayanagin ne? kuranda bunlar varsa bile, Hz. Hatice, ve Hz. Ali, Hz. Ömer gibi ilk inananlar için, daha kurandan birkac ayet var, bunlarda daha bunun delili olcak bir alamette degil, onlar ne gördüde iman ettiler, biz ise kuranin tamamini hazir bulduk, yine peygamberin, binlerce kurani tefsir eden hadisleri varken, bize durum böyleyken böyle, o yüzden haaala iman edemeyenler var, amma onlar canlarini feda edecek kadar iman derecesini erecek bir alamet yok daha o gün, Hz. Muhammed, ben Allahin rasuluyun dedi diye inanmadilar onlar ki, tevrat ve incildeki son peygamber gelecek sözünü duyup, bununda o, yani Hz Muhammed olduguna inananlar, yoksa ortada bir kac ayet varken, bunlarda, daha insani ikna edecek kadar bir ayet degil. o ayetleri git müslüman olmayan degil bir kac, git 10 milyon insana oku, kac kisi bunu anlayipda hemen iman eder bir düşün, yani ilk müslümanlar, ancak olsa olsa, isa ve musa müslümanlari, cünkü tevrat ve incilin müslüman ettigi adamlar, oysa bizler ya anadan, ya babadan, yada bizzat kitabin bütünü kurandan ihya olupda müslüman olanlariz yani, kitabin tamami elimizde var bugün, yine hiristiyanlikda öyle, isavilik yani, ve yine yahudilik veya musavilikde böyle, kitabin tamami elmimizde mevcut. <br />
<br />
Bunuda şu örnekle izah edelim : Mesele iki insan, yada iki şirket arasinda bir binanin yapilmasi hususunde bir antlaşma yapilip imzalaninca, mesela der ki bir taraf, benim şu şu şartara sahip bir binaya ihtiyacim var, bunu benim için sen şu.. miktar paraya bana yaparmisin der, öbürüde kabul edip antlaşma yapip imza atinca, işlemler başlar, ancak o binanin yapilmasi belki aylar, belkide yillar alabilir degilmi, yani öyle olunca işde, müslüman olup şehadet eden birinin gercek şehdeti, ve imani, belki aylari yillari alabilir, gün gün Allahin varligini birligini peygmbelerinin hak oldugunu, kitaplarinin hak oldugunu talim ederek, şehadeti ve imani artarak ziyade olacaktir. yoksa o bina yapilmaya bir tugla üstüne bir tugla konarak başladi ve zaman ila yapilcak oldugu gibi, iman ve tasdik ve bunlara şehadet ise zamanla olacak durumdur yani.<br />
<br />
yine iman ile kuranda gecen "Kalu Bela" daki, Allah in, hepimizin Rabbi olduguna şahitligimiz, o kuran meallarinde dendigi gibi sülbünden cikaripda denen meselenin asli ise, hani eger hepimiz Hz. Ademin cocuguysak, o zaman Hz. Adem Cennetten dünya inip, arafatta havvayi bulupda, müzdelifede ilk zifaf gecesi olupda, Hz Adem orgazm olup ilk menisi fişkirip, Hz Havva annemizin rahimine dahil olunca, onun sülbünden bütün insanlik ilk defa cikmiş oldu, o meninin icinde, onunn icinde o, onun icinde beriki, diye binler katman icinde, mesal 1453 te istanbulu fethetcek olan Fatih sultan mehmet te o meninin icinde sakli ve gizli idi, yalniz onun aciga cikmasi ancak taaa dogacagi sene ana babasina, yeniden vaaz olunca, olcak olan acilimda ortaya cikacak bir bebe ve insan idi, öyle olunca, bu kuran da ki <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym A'RÂF Suresi 172. ayet )</span><br />
diye tercüme edilen ayetin manasini biz karoglan hoca Raşit Hoca olarak şöylece anladik ki, yani yukarda ve gecen haftaki vaazda gecen muhammedin miracda gördükleri, istiva odasindaki, yönetim ve reji odasindaki, filimin tümü, veya önemli noktalari ona gösterildi dedigimiz mesele ile, filimin sonunda Rabbimiz katinda, matrix filimindeki mimarin odasinda, yada reji odasinda seneryo ve filim belli, ve filim bitirildi ancak, bazi düzetlemeler yapilmak için, sadece geri ileri sardiralarak bakilmakda ise, o zaman, filimin sonunda ise ahiret yurdu denilen cennet diyari ve iyilerin cenetteki hali, cehenem halini gören muhammed in miraci ile, o zaman bütün o meninin in acilip acilip, en son insan da kabugunu catlatip insan oldukdan sonraki hali, ve artik hesabin görülüp, herkesin rabbimzi görüp bildigi, iyi ve kötü herkesin onu bildigi, iyilerin cennete gittigi, kötülerinde cehenneme ilhak oldugu bir filim var, öyle olunca işde, o sülbünü cikaripda misak alinmasi, benim kanaaatimce filimin sonunda olan hal, yani bütün insanlik ademin o menisinden cikdikdan sonraki hal, ahiret yurdunda olan olay, yani eger ömür yetse idi, o günlere dogru gider, rabbimizi müşahede ettigimizi bizzat şahid olur iman ederdik, artik ogün rabbi kabul edememek diye bir durum yok, cünkü anya konya artik belli oldugu gün, o gün, kim şüphe edebilir, Allahin Rabbimiz oldugunu o gün, elbet herkes "kalu bela" demek durmunda kalacak olanlariz yani. cünkü sen, deden babani, ninene vaaz etmeden önce, sen dedenin menisinin icindeydin, ordan baban dogdu, babaandanda annene gecdin, annenden sen dogdun, yine bu silsile halinde taaa ademe kadar gidiyor yani. <br />
<br />
---<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">islam fitrati nedir?</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebû Dâvut, Sünne - 17)</span><br />
<br />
Agacdaki elmada önce doguyor, yani elma cicegini ari dölleyince, cekirdegin dişisinin karni şişip, hamile kalir, sonra o elma oluyor, sonra iş bittimi, hayir güneşe tabi olup, güneşden işigini yeterine alinca, erip tatli yada ekşi bir elma, fitratina uygun bir elma oluyor. o zaman elmada doguyarsa, elmada islam fitarti üzre dogdu demek olmazmi "Küllü mevlûdun yüledü alâ fıtratil islâm." o zaman köpekde dogdu, kedide dogdu, kedi namazmi kiliyorki, müslüman olsun, cünkü islamin 5 şartinden biri, namaz, yada orucmu tutuyorki islam olsun, yada kedininde hac etmesi lazimki fitarti islam olsun demek lazim degilmi, amma burdaki islam fitratindan anlaşilcak olan, müslüman elma, müslüman kedi, müslüman köpek, müslüman ahmet, müslüman franz degil, burda fitrattan kasit, Allah in murad ettigi gibi olmasi, elmanin, elma olmasi icine balik karişmamiş hali, yine kedinin, köpekle karişmamiş orjinal hali, insanin klonlanipn yada döllenip bozulmadigi haline işde Allahin, ne murad için halkettiyse, o hali, islam fitrati. hatta o hadisde islam fitari yokdur, belkide sadece fitrat üzre kelimesi varken, alimler bunu, parantez icine islam fitrati diye genişletmiş oldukladirindan, bu karmaşa cikdi belki, öyle olunca <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلِلّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاللّهُ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard(ardı), vallâhu alâ kulli şey’in kadîr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ve göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Ve Allah her şeye kaadirdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 189. ayet)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَن تَشَاء وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاء وَتُعِزُّ مَن تَشَاء وَتُذِلُّ مَن تَشَاء بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kulillâhumme mâlikel mulki tû’til mulke men teşâu ve tenziul mulke mimmen teşâ’(teşâu), ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâ’(teşâu, bi yedikel hayr(hayru), inneke alâ kulli şey’in kadîr.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 26. ayet)</span><br />
<br />
Yani mülk Allah in ama, dildegini mülk sahibi yapanda Allah miş, öyle olunca, benim gömlegim, bana ait, Allah verdi bana, ve kominizm rejimi ile ben gömlegim eskidimi, devletten gömlek istemeye gitmem lazim. oysa kazandigim para ile gider dükkandann özgür secme hakkim ile, al yada mor yada turuncu bir gömlek alabilirim, giyebilirim, yani cünkü Allah beni mal mülk para sahibi yapti ve buna da kapitalizm demişler, mülk kişilere ait, halbuki Allah in sünnetullahida bu zaten, insanlara ögretmek istedigi, ayni cumartesi yasagi yasasi gibi, buydu zaten. insanlar artik ögrendimi? ögrendi ve uyguluyor bile. yani muhammedin, o son kuruşa kadar vermesi benim görüşüme göre, şu güne göre, yanliş, nasil sen kadinini coluk cocugunu, sag iken, bir yerden bir yere giderken bile, ele emanet edemezken, o coluk cocugun, sen ölünce ellerin elinde kepaze olsa, dilenci durumuna düşse cok mu iyi, sen mali mülkü Allah in diye dagit, coluk cocuk muhtac kalsin, bu nasil hadis len? ya hadis yanliş, ya muhammed yanliş yapti, hagisi diogru şimdi sen karar ver.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Din Nedir?</span> Din ve deyn yani dünya kelimesinden türemedir, ve yani dünya işlerini idame etme kurallaridir, yani bir makine yada beyaz ev eşyasi aldin, bak icine bir tane kullanim kilavuzu koymuşlar, okurda dikkatlice kullanirsan, o alet erdavatin faydasindan, en iyi şekilde faydalanip, aletinin de cabuk bozulup zarar görmesinin önüne gecmiş olursun, amma okuyup kurallara dikkat etmezsen, belki yanliş bir hareketin, aletinin hemencecik bozulevermesine sebeb olur, dinde işte insanlarin, dünyada birbirine saygili, hayvanlara saygili, dogaya saygili, ve biribirine faydali işler yapip, dünyayi imar edip, rahatca, cennet gibi bir dünyayai inşaa etmek için, kullanim kurralalrininin icinde oldugu, ilahi bir ferman ve bildiridir. Bize verdiği dünyanin kullanim kilavuzudur yani.<br />
<br />
--------<br />
ve kuran cihana şumul ve bütün insanliga indi deniyor, ama kuranda bölgesel kurallar da yaziyor, eger Allah bu kitabi bütün insanlik için indirdi ise o zaman bir yörenin adeti ile kurali ile ugraşmayip, genel kurallar bildirmesi lazim, oysaki kuranda babalarinizin boşadigi kariyi almayin diye bir yasak oldugu söyleniyor:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالاَتُكُمْ وَبَنَاتُ الأَخِ وَبَنَاتُ الأُخْتِ وَأُمَّهَاتُكُمُ اللاَّتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُم مِّنَ الرَّضَاعَةِ وَأُمَّهَاتُ نِسَآئِكُمْ وَرَبَائِبُكُمُ اللاَّتِي فِي حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ اللاَّتِي دَخَلْتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمْ تَكُونُواْ دَخَلْتُم بِهِنَّ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلاَئِلُ أَبْنَائِكُمُ الَّذِينَ مِنْ أَصْلاَبِكُمْ وَأَن تَجْمَعُواْ بَيْنَ الأُخْتَيْنِ إَلاَّ مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّ اللّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Hurrimet aleykum ummehâtukum ve benâtukum ve ehavâtukum ve ammâtukum ve halâtukum ve benâtul ahi ve benâtul uhti ve ummehâtukumullâtî erdâ’nekum ve ehavâtukum miner radâati ve ummehâtu nisâikum ve rabâibukumullâtî fî hucûrikum min nisâikumullâtî dehaltum bihinn(bihinne), fe in lem tekûnû dehaltum bihinne fe lâ cunâha aleykum, ve halâilu ebnâikumullezîne min aslâbikum, ve en tecmeû beynel uhteyni illâ mâ kad selef(selefe). İnnallâhe kâne gafûran rahîmâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 23. ayet)</span><br />
<br />
Bu ayette annelerinizle evlenmeniz yasak edildi kurali var, yani muhammedin bölgesel gördügü bir karar degil, ayet koskoca bir delil, ve hüccetki, bütün insanliga hitabdir, bu öyle yöresel bir yasak degildir, oysaki Allahdan başkasina tapmayin kurali, sanki yöresel gibi, cünkü araplarda puta tapma hatasi vardi, amma bu hata yahudilik ve hiristiyaanlik dinini bilen biri için olamaz, onlar zaten Allah a inanirlar, yani Allah dan başka allah olduguna inanan araplar idi, ki onlara yasak edilen yöresel bir yasakdir, amma bilen zaten Allah in birligine inaniyor, öyleyse kuranda bazi yöresel yasaklarda var, muhammedin kerih görüp, o konuda ici sizladigi yerler kurana girmiş, ve yasak edilmiş gibi gözüküyor, o yüzden muhammedin yasak koyma hakki vardir gibi bir kural var kuranda : <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ وَمَن تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Men yutiır resûle fe kad atâallâh(atâallâhe), ve men tevellâ fe mâ erselnâke aleyhim hafîzâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Kim Resûl'e itaat ederse, böylece andolsun ki Allah'a itaat etmiş olur. Ve kim yüz çevirirse, o taktirde Biz seni, onların üzerine muhafız olarak göndermedik.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 80. ayet)</span><br />
<br />
Yani bu ayete göre, muhammed de yasak koyup, bazi şeyleri haram etmiş olabilir, ve muhamed elbette arap yarimadasinda yaşadigi, ve bir bizans ve romayi ve kurallarini, adetlerini, ne kadar bilebilirki, hele birde o devirde, iletişimin ve ulaşimin o kadar yaygin olmadigi o devirde, öyle olunca araplarda ve yaşadigi memlekette gördügü kötü fiilleri yasak ettiyse, yani din bir nevi birde muhammedin o anki milleti yönetmek için kullandigi rejimi, ve anayasasi gibi, yada medeni yasalari gibi, kurallari ihtiva ediyor, elbet rabbimizin bildirdikleri var, amma Allah O nuda bazi hukuklarin görülüp konmasinda musavi birakip, ona uyan bize uymuş olur kurali formülü getirmiş, cünkü onun yanliş yapmayacagini sanki garanti altina almiş, amma o günkü haller ile, bugünkü haller bir degil, ve bak dedik yukarda, son meteligine kadar sadaka diye verirsen ardinda birakdigin, el degil, senin karin coluk cocugun, ve onlar senden sonra ne yapacaklar, nasil kazanaip nasil yiycekler, hatta daha ikinci ögünü yiyecek lokmalari olmaz, devletmi bakacak bunlara, yada birde daha ergin olmamiş cocuklar falan varsa, kadin calişcak durumda degilse, bunlar kepaze olur kardeşim, onlar sen hayattayken coluk cocugunduda ölünce elin cocugumu oldular be adam, yani ya muhamed o gün öyle gördü, öyle yapti, ve bugün ise bu dogru degil ,yada o hadis yalan ve uydurma, ve muhammed öyle bir yanliş yapmaz dememiz lazim gelir. kuran cihan şümul olabilmesi için muhammed in bütün dünyayi gezip tanimiş, heryerde bir mikdar yaşamiş olmasi lazim ki oranin yanlişlarini görsün, ve oranin halkina, bakin bu yaptginiz yanliş diye kural koysun, oysaki muhammedin gördügü, belki iki devlet üc devlet, o daha ilerisini bilemezki, öyle olunca, incilde böyle tevratta böyle, bir nevi sanki yöresel rejim kurali gibi, amma kuranda rabbimizin bizzat bilip parmak bastigi ana kurallar onu cihan şumul yapiyor.<br />
mesela bir adam doktor ve hijyen üstüne hijyen yapmak zorunda iken, bir adamda tuvalet bekcisi, ve o adam onun bunun, afedesin sictigini işedigni sicratip batirdigini temizlemekle sorumlu, bunlari temizlerken, ne kadar dikkat edersen et, elbet o da üzerine eline koluna sicranti olacakdir, ve o zaman o doktor gibi hassas birine gecerli olan hijyen kurali, bu adama gecerli olurmu, adam dalgic kiyafeti giyipdemi temizlik yapcak bu tuvaleti ha! yani o hadisde gecen<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Kabir azabının çoğu idrar sıçramasındandır"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhârî, Vudu, 55; İbn Mâce, Tahâret, 26)</span> <br />
<br />
kurali bu iki adamda ayri ayri tezahür gösterir, ve ikisindeki ayri haller, birine helal olan, digerine yasak olur yani, öyle olunca yöresel bir kuralda bir başka memlekette uygun degildir, mesele güneşlik bir toprakdaki bitkiyi, iki günde yada, hatta her akşam sulamak gerekirken, gölgelik bir ortamdaki cicege, öyle her akşam su verirsen, cicegin kökü cürür ve ölür, rahmet len, rahmet, Allahin rahmeti işde, birini yaşatirken, birini cürütüp öldürüyor, öyle olunca, birine yasak olan, digerine sevap bile olabilir, o yüzden kurallar, bireylere, zamana, mekana ve birde kişilere göre farklilik gösterir. daha önce yazdik aspirin bir hastaliga iyi gelirken, yada domates fayda verirken, bir başkasina zarar verebilir dedik, yani kuraninda cihan şumul olmasi, bir nevi biraz zorlaşiyor, bu hususda, yani dedikya, birine yasak olan bir hal niye başkasina helal olsun demeyin, bak ev yapan biri için yer cekim kuvveti cok mühim ve elzem iken, ucak yapip ucmak isteyen için, yercekimi cok kötü bir durum bunu aşip kirip yenmek lazim, ve kuranda cihan şumul kurallar oldugu gibi yöresel kurallarda var, ve tevratin bazi hallerinin incilde kalkmasi, olmayan bazi hallerin de eklenmsi, yine incilde olmayan bazi hallerin kuranda olmasi, yine incilde helal olan şarap, ve benzeri bazi helallerin kuranda yasak olmasi, işde yörsel ve kişisel bazi hallerden dolayi, yani dün transistörlü radyo icad edildiydi, transistörlü televizyon vardi, bu gün daha iyileri bulundu, artik o kocaman transistörlü radyoya ihtiyac yok, gelişdi artik insanlik, haala biz büyük transistörlü radyo kullancaz demek ahmaklilk olur bu gününmüzde yani, dinde reform varmidir vardir tabiki, incil ile tevrata reform getiren Allah, kuran ile de incile reform getirildi ve bu günümüzdede bazi kurallara bak abdestsiz kurana dokunma kurali, ve geldik icinde ezan ve kuran yüklü cep telefonlari vaktine ve ezan okuyan kuran okuyan, kuran yüklü telefonla tuvalete girmek cikmak hali, abdestsiz taşimak hali, bu reform olmadan nasil anlaşilcak bugün, ve evet reform vardir, kimler reform getirebilir, tabiki zamanin sahibi mehdi bu görevi ancak üstlenebilir ondan daha fakih ve alim kimse o devirde olmayacakdir, öyle olunca dinde reform nerelerde gerekir bakip incelemek, ve gerekli hususlari reforme etmek lazimdir .<br />
-------<br />
Allah kuran ile "R" harfine bir kural koymuş, arapcada r kalin harfdir ve "RA" diye okunur re olmaz ri olmaz "RI" olur halbuki ingilizcde i var I yok ne yapcaz <br />
bunu da şu örnekle aciklayalim : mesela avusturya elektrik yasalardina ana hattan eve cekilcek saatten önceki elektrik kablosu en az 10 mm² yada 16 mm² kalinlikda olcak diyor kural koyan, yoksa yangin cikarma tehlikesi var, ve amma eve elektrik hatti girdikden sonra, saatten sen buzdolabinin fişini takacagin pirize 1,5 mm² kablo cekebilirsin, amma ana hat diyor 16 mm² olcak diyor, öyle olunca, yani ra harfide işde kalin olcak, öyle buzdolabi pirizi kablosu gibi re yada ri olmayacak ra ana hat kabolsu kalin olcak diyor rab, ve kuranda rab isiminde ra kalin, rahmanda kalin, rahimde kalin rauf da kalin, refik ince diyorlar halbuki refik isimi rafakattan geri türemedir, refakat degil rafakattir onun asli, yani o zamadan rafik olur, refik olmaz, ve carptigi harf ince olunce, kef ince bir harf olunca, ayni zile comagi vurunca cin cin dedigi gibi, davula vurunca dom dom dedigi gibi, refikde de r kefe carpinca ince bir ses cikarir olmuş, yani o yüzden asli rafakat olan kelime refik olmuş yani incelmiş yani, oda ic elektrik kablosu için artik 16 mm2 gerek yok, artik ev icinde 1,5 liyada indirebilirsin artik hatti demek gibi yani. bizde raşid ismi ile dünyadaki kalin raalarin temsilicisi olarak dünyada "RA" lari cogaltmak ile sorumluyuz, ve rabbim, görevimizi kabul olmuş amellerden eyleyip "RA" larimiza hududu aşmadan bereket versin inşallah.<br />
elif lam mim ra daki , mim insan spermi yani insan olmadan önceki hali, ondan önce hayvan hali var lam, yani egik sirti yukari namazda ruku, ondan önce mimin önünde r var, yani sperm denen şey afedesiniz r borusununun icinden gecipde fişikiriyor, yani ra ise ulu yarah ulu rahman demek, yada ulu rahim demek r hali. sperm olsa rahman ve rahim olmasa görev tamam olmazki, ve elif ise, artik o tohumun ra lardan gecipde adem ve insan oldugu hali demekdir. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ref ref </span>ise yürüyen merdiven, yada asönsör demek, ve matrixde var sage kadina, kahine giderken, neonun dejavu yaşadigi, iki kedi gördügü yerdeki asansör, veya yada yürüyen merdiven, artik varilcak yere varmadan önce ki yürüyen merdiven,<br />
diyorki hadisde: Allahu Teala Hz. Muhammede miracda, 12 imam ve onücüncü mehdiyi gösterdi, mehdi cok parlakti nurlu idi, öyle olunca bu kim diye muahammed sordu, Allahu Teala: o mehdi dedi, ve mehdinin özelliklerini saydi, ve muhammede mehdiyi görmek istermisin diye sordu. Hz. Muhammed de evet diyor , öyle olunca biraz daha yürü diyor yani yürüdükce gelecege yürüyen muhammed, ve tavugun yumurtalarinin oluşmadan önceki hani yumurtaninin icindeki kiviricik bir kanli damar olurya, yani kivircik yer, yani damar, yada hat, yada asansör, yada yürüyen kivicrik merdiven, işde yani gelcege varmadan önce gecilcek asansor ,ve o da refref yada raf raf, yani yürüyen bir merdiven, hatta her merdiven raf ve, raf raf üsütünde raf halindedir, öyle olunca, raf uzatildi, ve raf, ref, rauf, rauf, rauf demek yukari yükseltildi yani. <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"Himmelsleiterr"</span> yani.<br />
<br />
Rabbim, rahman ve baba olacklara, rahim ve anne olacak olanlara, rab ve ana baba ata olcak olanlara, yine raşid olacak olanlara ve biz gibi raşit olacak olanlara ve raf raf ile yüksletilceklere, rauf ismini taşiyacaklara (RAFRAF) mehdiye ve askerine merdiven ve asansör, araba ve binek olcak olanlara bereket versin inşallah.<br />
<br />
--------------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Dipnotlar:</span><br />
<br />
[1] Cenâb-ı Hakk’ın kasem ettiği yıldız kelimesi ile alâkalı olarak müfessirler birtakım îzahlarda bulunmuşlardır. Bunların en mühimi olarak da “yıldız”ın Hazret-i Peygamber, ya da Kur’ân-ı Kerîm’den kısım kısım inen âyetler olduğunu zikretmişlerdir. Bu durumda yıldıza kasemin mânâsı şöyle ifâde edilmiştir:<br />
<br />
1- Mîrâc’a çıkmış ve inmiş olan Muhammed Mustafâ üzerine yemin olsun!<br />
2- Kur’ân’ın nüzûlü esnâsında her gelen vahyin inzâl zamânına yemin olsun!<br />
<br />
[2] Ayrıca bkz. Buhârî, Tefsîr 17/3, Eşribe 1, 12; Nesâî, Eşribe 41.<br />
<br />
İsrâ ve Mîrâc hâdisesi ile, İslâm’ın bir fıtrat dîni olduğu te’kîd edilmiş; içi bozuk ve kalbi hasta kimselere semâvât kapılarının açılmayacağı beyân olunmuştur.<br />
<br />
[3] Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm-’ın ağlaması hasetten kaynaklanan bir durum değildir. Elde edemediği bir kemâl hâline hüzünlenmesi sebebiyledir.<br />
<br />
[4] Bir görüşe göre Nil ve Fırat nehirlerinin Resûlullâh tarafından Cennette müşâhede edilmesinin mânâsı şudur:<br />
<br />
İslâm’ın nûru yeryüzüne yayılacak; İslâm, Nil ve Fırat havzasındaki bereketli topraklara hâkim olacak, o bölgeler İranlıların ateşperestliğinden ve Bizans’ın teslis inancından kurtulacaktır. Bu vâdinin ahâlîsi nesiller boyu tevhîdin sancaktarlığını yaparak İslâm’a hizmet edecektir.<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 12 Temmuz 2018 Perşembe <br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Etiketler :</span> Burak Nedir,Burak kimdir,porshce Burak,poresche,Ferrari,Ferrari Burak,Kanatli ferrari,kanatli porsche,uzay arabasi,en hizli araba,mirac,istiva nedir,istiva odasi,reji odasi,film,son rötuslar,matrx filimi,matrix kahin,matrix mimar odasi,muhammed,muahmedin miraci,merkür,ufuk yildizi,jüpiter,parlak yildiz,alimran suresi,malin üstüna abanamak,mali zimmetine gecirmek,mülk allahindir,kominist rejimi nedir,kapitaliz nedir,allah mülkü diledigine verir,allah dilediginden mülkü alir,allah diledigini aziz eder,allah diledigini zelil eder,yeni rejim,yöresel rejim,muhammed anayasasi,muhamed rejimi,kuran yörselmidir,adetler,kuran cihan sumulmudur,kuran globaldir,ref ref nedir,ra kalin harfitr,rahman,rahim,rauf,refik,refakat,rasit,rasid,tetaliu,dene fetedalle,ev edan,epifiz,3.göz,nefs cakrasi,fuad nedir,miracda peygamberimizin gördükleri,beyaz gül, logo,kanatli at,"La havle vela kuvete illa billlah",Müslüman ne demek,iman demek,Kelime-i şehadet,Hz. Hatice, ve Hz. Ali, Hz. Ömer,ilk müslümanlar,tevrat incil zebur,Kalu Bela,1453,fatih,misak almak,mamuska bebek,sülb nedir,meni,Hz. Adem,kainat,Allah,islam fitrati nedir?,Yahudi veya Mecusi yapar,Küllü mevlûdun ,yüledü alâ fıtratil islâm,rezil köpek,devlet baba,Din Nedir?,şunlarla evlenmek haram,kimlerle evlenmek haram,evlenmek haram olan kimseler,zindiklik,Men yutiır resûle fe kad atâallâh,muhammed de yasak koyabilirmi, Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur,Kabir azabının çoğu idrar sıçramasındandır,Himmelsleiterr,yürüyen merdiven,raf,<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>