SİLSİLE-İ ÜLÂ: İSİMLERLE MUHAFAZA EDİLEN SOY ZİNCİRİ VE PEYGAMBERLER SİLSİLESİ
Raşidi Tarikatında Silsile-i Ülâ Anlayışı, Keşfî Tezim ve Tespit Metodu
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
أُولَٰئِكَ عَلَىٰ هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ ۖ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Okunuşu:
Ulâike alâ hüden min rabbihim ve ulâike humul-müflihûn.
Türkçe Meali:
“İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”
(Bakara Suresi, 2/5)
Giriş
Bu makalede ortaya koyduğum Silsile-i Ülâ anlayışı, benim keşfî bilgilerim, kanaatim ve bu yöndeki düşünce zincirimdir.
Ben bu tezi, Raşidi Tarikatında Silsile-i Ülâ'nın tespit edilmesi ve müntesiplerimin kendi Silsile-i Ülâ'larını araştırıp bulabilmeleri için ortaya koyuyorum.
Benim keşfî bilgim ve kanaatim şudur: İnsanların geçmişten bugüne taşıdıkları isimler, aile soy kütüğünün ve nesep zincirinin muhafaza edilmesinde önemli bir vasıtadır.
Özellikle eski Türk toplumlarındaki isim verme geleneğine baktığımızda, aile büyüklerinin isimlerinin çocuklara ve torunlara verilmesi, geçmişte yaşamış aile fertlerinin isimlerinin nesiller boyunca yaşamasını sağlamıştır.
Dedenin adı toruna verilir.
Büyük dedenin adı yeni nesilde yaşatılır.
Ninenin veya anneannenin adı çocuklara verilir.
Aile içerisinde sevilen ve sayılan büyüklerin isimleri yeni doğan çocuklara verilerek onların isimleri ve hatıraları yaşatılır.
Bu nedenle benim ortaya koyduğum Silsile-i Ülâ metodunda isimler son derece önemlidir.
Benim tezimin temelinde, isimlerin nesilden nesile aktarılması yoluyla geçmişteki aile büyüklerinin ve soy bağlantılarının izlerinin takip edilebileceği düşüncesi bulunmaktadır.
Türklerde İsim Verme Geleneği
Biz Türklerde eskiden çocuklara isim verilmesi bugünkü anlayıştan farklıydı.
Çocuğun ismi çoğu zaman aile büyükleri tarafından verilirdi.
Özellikle dede ve büyüklerin isimlerinin yaşatılması önemliydi.
Çocuk dedeye götürülür, ismini çoğu zaman dede koyardı.
Dedenin kendi ismini torununa vermesi veya ailedeki önemli bir büyüğün isminin yeni doğan çocuğa verilmesi, o ismin sonraki nesillerde de yaşamaya devam etmesini sağlardı.
Dedenin isminin çocuğa veya toruna verilmesi aile açısından önemli bir gelenekti.
Aynı şekilde ailedeki isimlerin yaşatılmaması bazı büyüklerin gönül koymasına, kırılmasına veya küsebilmesine dahi sebep olabilirdi.
Örneğin anne tarafından gelen bir aile büyüğünün isminin toruna verilmemesi, o aile büyüğünün kendisine değer verilmediğini düşünmesine sebep olabilirdi.
Bu nedenle isim vermek yalnızca çocuğa bir isim bulmak değildi.
İsim, aile büyüğünü yaşatmanın ve onun hatırasını gelecek nesle aktarmanın bir yoluydu.
Böylece bir dedenin adı, o kişi vefat ettikten sonra dahi çocuklarında ve torunlarında yaşamaya devam ediyordu.
İsimler bu şekilde nesilden nesile aktarıldığında, geçmişte yaşamış olan aile fertlerinin isimleri yeni nesillerde muhafaza edilmiş oluyordu.
Benim Silsile-i Ülâ anlayışımın temel dayanaklarından biri de bu isim verme geleneğidir.
On Dört Asırlık Zincirin İsimlerle Takibi
Benim bu konudaki keşfî kanaatimde yaklaşık on dört asırlık geçmişe ulaşmak için nesillerin isimlerini geriye doğru takip etmek önemlidir.
Yaklaşık olarak her neslin yüz yıl yaşadığı kabulü üzerinden düşünüldüğünde, on dört asırlık bir zaman dilimi yaklaşık on dört nesle karşılık gelir.
Bu nedenle Peygamber Efendimiz'e dayanan kutlu bir nesep zincirini araştırırken, yaklaşık on dört neslin isimlerinin tespit edilmesi önemli bir başlangıçtır.
Ailelerin yaşam süreleri ve nesiller arasındaki zaman elbette aynı değildir. Buradaki yüz yıllık hesap, benim Silsile-i Ülâ araştırmamda kullandığım yaklaşık hesaplama anlayışıdır.
Benim kanaatimce asıl önemli olan, isimlerin nesilden nesile nasıl aktarıldığını takip ederek mümkün olduğu kadar geriye ulaşmaktır.
Bir ailede isimler muhafaza edilmişse, geçmişteki büyüklerin isimleri yeni nesillerde yaşamaya devam etmiş olabilir.
Böylece isimler, on dört asırlık geçmişin araştırılmasında takip edilebilecek izler hâline gelmektedir.
Soy Kütüğü ve Peygamber Efendimiz'e Bağlanan Nesep
Benim Silsile-i Ülâ anlayışım yalnızca bir isim listesi değildir.
Ben bunu aynı zamanda aile soy kütüğümüzün ve ailemizin Peygamber Efendimiz'e bağlandığına inandığım kutlu nesep kolunun tespit edilmesi olarak görüyorum.
Benim keşfî bilgim, ailelerin nesep zincirlerinin Peygamber Efendimiz'e dayanan kutlu bir soya bağlanan kollarının isimler ve aile bağlantıları üzerinden takip edilebildiği yönündedir.
Bu nedenle aile içerisindeki isimler benim için önemlidir.
Bir isim hangi dededen gelmiştir?
Hangi büyükten alınmıştır?
Hangi nesilde tekrar edilmiştir?
Anne tarafından mı gelmektedir?
Baba tarafından mı gelmektedir?
Bunların tamamı birlikte değerlendirilir.
Hasan ve Hüseyin İsimleri Neden Önemlidir?
Benim Silsile-i Ülâ araştırmamda Hasan ve Hüseyin isimleri ayrıca önem taşımaktadır.
Çünkü benim keşfî kanaatimde bu isimler, Peygamber Efendimiz'in Ehl-i Beyt'ine bağlanan nesep kollarının tespitinde önemli isimlerdir.
Benim keşfî anlayışımda Hasan ismi Hz. Hasan'a bağlanan Şerifler koluyla, Hüseyin ismi ise Hz. Hüseyin'e bağlanan Seyyidler koluyla ilişkilidir.
Bu sebeple bir ailede Hasan veya Hüseyin isimlerinin bulunup bulunmadığına, bu isimlerin hangi aile büyüğünden geldiğine ve kaç nesildir devam ettiğine bakılır.
Bir ailenin içerisinde Hasan veya Hüseyin isminden hiçbir iz yokken, o ailenin kendisini Hasan veya Hüseyin soyundan gelen bir Seyyid veya Şerif olarak göstermesi, benim açımdan araştırılması gereken önemli bir durumdur.
Bir aile gerçekten belirli bir kutlu nesep zincirinden geldiğini söylüyorsa, benim kanaatimce o ailenin kendi isimlerinde de bunun izlerinin bulunması beklenir.
Hasan veya Hüseyin isimleri aile içerisinde nesiller boyunca yaşatılmışsa, bu isim zincirinin nereden geldiği araştırılmalıdır.
Hasan İsmi Üzerinden Silsile
Bir ailenin dedesinin adı Hasan olsun.
Dede, kendi çocuğuna veya torununa Hasan ismini vermiş olsun.
Daha sonraki nesilde de Hasan ismi tekrar yaşatılmış olsun.
Böylece:
Hasan → Hasan → Hasan → Hasan → Hasan
şeklinde bir isim zinciri meydana gelir.
Benim metodumda burada hangi Hasan'ın hangi Hasan'dan geldiği araştırılır.
Babanın adı nedir?
Dedenin adı nedir?
Büyük dedenin adı nedir?
Onun babasının adı nedir?
Bu isimler geriye doğru takip edilir.
İsim zinciri geriye doğru takip edildiğinde, aile içerisinde Hasan isminin nereden geldiği ve hangi nesilden itibaren yaşatıldığı ortaya çıkar.
Benim keşfî kanaatimde bu şekilde takip edilen Hasan zinciri, Hz. Hasan'a bağlanan Şerifler kolunun tespitinde kullanılan yollardan biridir.
Hüseyin İsmi Üzerinden Silsile
Aynı yöntem Hüseyin ismi için de uygulanır.
Bir ailede dede Hüseyin ise, onun çocuğuna veya torununa Hüseyin ismi verilmiş olabilir.
Sonraki nesilde de aynı isim tekrar yaşatılmış olabilir.
Böylece:
Hüseyin → Hüseyin → Hüseyin → Hüseyin → Hüseyin
şeklinde bir zincir oluşur.
Bu isimler geriye doğru takip edilir.
Hangi Hüseyin'in hangi Hüseyin'den geldiği araştırılır.
Aile büyüklerinden bilgi alınır.
Anne tarafı ve baba tarafı birbirinden ayrılır.
Benim keşfî kanaatimde bu şekilde takip edilen Hüseyin zinciri, Hz. Hüseyin'e bağlanan Seyyidler kolunun tespitinde kullanılan yollardan biridir.
Allah'ın Soy ve Silsile İzlerini Muhafaza Etmiş Olabileceği Kanaatim
Benim bu konudaki keşfî kanaatimden biri de şudur:
Allah, bazı soy ve nesep bağlantılarının izlerini insanların isimlerinde, ailelerinde, hafızalarında ve geleneklerinde muhafaza etmiş olabilir.
İnsanlar yüzyıllar boyunca dedelerinin isimlerini çocuklarına vermişlerdir.
Büyük dedelerin isimleri yaşatılmıştır.
Aile büyüklerinin isimleri kaybolmamıştır.
Böylece bir insanın adı, kendisinden yüzlerce yıl sonra yaşayan bir çocukta tekrar ortaya çıkabilmiştir.
Benim kanaatim, bu isimlerin bazı aile ve nesep izlerini muhafaza eden birer işaret olarak karşımıza çıkabileceğidir.
Bu nedenle Silsile-i Ülâ araştırmasında yalnızca yazılı kayıtlara değil, insanların isimlerine, aile hafızasına ve nesilden nesile aktarılan geleneklere de bakıyorum.
Genetik Miras, İman ve Manevî Miras
Benim Silsile-i Ülâ konusunda ortaya koyduğum keşfî bilgiler içerisinde önemli gördüğüm bir başka konu da genetik miras ile manevî miras arasındaki bağlantıdır.
İnsanların anne ve babalarından bazı fiziksel özellikleri, bazı hastalıklara yatkınlıkları ve çeşitli biyolojik özellikleri miras yoluyla alabildikleri bilinmektedir.
Bir ailede bulunan bazı özellikler çocuklarda, torunlarda ve daha sonraki nesillerde tekrar ortaya çıkabilmektedir.
Benim keşfî kanaatim ise maddî miras nesilden nesile aktarılabildiği gibi, insanın manevî ve ahlâkî mirasının da nesiller boyunca devam eden bir tarafının bulunduğudur.
Bir ailede belirli bir dua nesiller boyunca okunuyorsa, o dua yalnızca bir nesilde kalmaz.
Dede okur.
Baba okur.
Çocuk okur.
Torun okur.
Böylece dua nesilden nesile aktarılır.
Benim keşfî kanaatimde, nesiller boyunca devam eden bu duaların yalnızca sözleri değil, o duayla meydana gelen manevî hâl ve hikmet de aile içerisinde devam edebilir.
Aynı şekilde bir ailede Peygamber Efendimiz'in belirli bir sünneti nesiller boyunca yaşatılıyorsa, o sünnet de ailenin manevî mirasının bir parçası hâline gelir.
Bir nesil onu yaşar, sonraki nesil onu görür, daha sonraki nesil onu devam ettirir.
Benim tezime göre güzel ahlâk, dua sevgisi, sünnete bağlılık, merhamet, cömertlik, sabır, doğruluk ve Allah'a yönelme gibi özellikler de aile içerisinde nesiller boyunca devam eden bir miras hâline gelebilir.
Bu nedenle bazı ailelerde belirli güzel ahlâkların nesiller boyunca daha belirgin şekilde ortaya çıktığını düşünüyorum.
Maddî miras ile manevî mirasın birbirinden tamamen ayrı düşünülmemesi gerektiğine inanıyorum.
Kutsal Soy ve Kutsal Kan
Silsile-i Ülâ'ya bağlanmak istememizin sebeplerinden biri de budur.
Benim keşfî bilgime göre insanın kutsal bir soya bağlı olması yalnızca geçmişte yaşamış bir büyüğünün ismini bilmekten ibaret değildir.
Kutsal soy, beraberinde bir manevî miras da taşır.
Ben buna “kutsal kan ve kutsal soy” anlayışı içerisinde bakıyorum.
İnsan nasıl ki ailesinden çeşitli maddî özellikleri miras olarak alabiliyorsa, benim keşfî kanaatimde aileden gelen bazı manevî özelliklerin de insan üzerinde tesiri bulunmaktadır.
Bu sebeple Peygamber Efendimiz'e ve Ehl-i Beyt'e bağlanan kutlu bir nesep zincirinin araştırılması benim açımdan büyük önem taşımaktadır.
Çünkü insan yalnızca kimlerin torunu olduğunu değil, hangi manevî mirasın içerisinde bulunduğunu da bilmelidir.
İman ve Şüphe Meselesi
Benim keşfî kanaatimde iman meselesinde de bu manevî mirasın önemli bir yeri vardır.
Bir insanın iman etmeye daha kolay yönelmesi, Allah'a karşı sevgisinin güçlü olması, ibadete ve duaya meyletmesi benim açımdan yalnızca dışarıdan aldığı eğitimle açıklanabilecek bir mesele değildir.
İman da insanın manevî mirasının bir parçası olarak nesiller boyunca güçlenebilir.
Bunun karşı tarafında ise şüphe ve imansızlık da nesiller boyunca devam eden bir manevî miras hâline gelebilir.
Benim burada dikkat çektiğim nokta şudur:
Şüphe imanı zayıflatır.
Dinî hayatta şüphenin ne kadar önemli bir mesele olduğunu abdest üzerinden dahi görebiliriz.
Şüphe, abdesti bile etkileyen bir mesele olarak kabul edilirken, iman konusunda şüphenin hiçbir tesiri olmayacağını düşünmek bana göre mümkün değildir.
Bu sebeple benim keşfî kanaatimde iman nesiller boyunca güçlenebildiği gibi, şüphe ve manevî zayıflık da nesiller boyunca devam edebilir.
Kutlu soyda bulunan iman mirasının, o soydan gelen kişinin iman yolculuğunu daha kolay hâle getirebileceğine inanıyorum.
Benim önceki keşfî tespitlerimde, kutlu soya bağlı kişilerde iman etme ihtimalinin yaklaşık %80 oranında artabileceği yönünde bir kanaatim bulunmaktadır.
Bu benim Silsile-i Ülâ, kutsal soy ve manevî miras hakkındaki keşfî tezimdir.
Peygamberlerin Manevî Mirası
Benim bu düşünce zincirim yalnızca Hz. Muhammed Efendimiz'in soyuyla sınırlı değildir.
Peygamberlerin yaşadığı büyük manevî hadiselerin de onların silsilelerinde çeşitli izler bırakabileceğine inanıyorum.
Meselâ Peygamber Efendimiz'in Mi'rac hadisesi, Allah Teâlâ ile olan yakınlığın en büyük manevî hadiselerinden biridir.
Benim keşfî kanaatimde, kutlu nesep zincirinin bir yerinde Mi'rac'ın manevî mirasını taşıyan bir iz bulunabilir.
Ben bunu kendi ifade tarzımla “Mi'rac mirası” olarak değerlendiriyorum.
Aynı şekilde Hz. Musa'nın Allah Teâlâ ile kelâm etmesi de onun peygamberlik hayatındaki büyük manevî özelliklerden biridir.
Benim keşfî kanaatimde peygamberler zincirinde bulunan bazı manevî özellikler, nesiller boyunca farklı şekillerde iz bırakabilir.
Bu sebeple bir yerde Hz. Musa'nın ismiyle karşılaşılması, benim açımdan yalnızca bir isim meselesi değildir.
Orada Allah ile kelâm etme mirasının bir izi de bulunabilir.
Bir başka yerde Peygamber Efendimiz'in silsilesi bulunduğunda ise Mi'rac, Allah'a yakınlık, iman ve manevî yükseliş mirasının izleri bulunabilir.
Benim tezime göre peygamberler silsilesinde yalnızca isimler değil, o peygamberlerden kalan manevî mirasların da izleri takip edilebilir.
Silsile-i Ülâ'nın Peygamberler Kolu
Silsile-i Ülâ araştırması yalnızca Hasan ve Hüseyin isimleriyle sınırlı değildir.
Peygamber isimleri de araştırmanın önemli bir bölümüdür.
Eski toplumlarda çocuklara peygamberlerin isimleri verilmiştir.
Örneğin:
Âdem, Nuh, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Musa, Davud, Süleyman, İsa
gibi peygamber isimleri nesiller boyunca insanlarda yaşamıştır.
Benim keşfî kanaatimde bu isimlerin de aile ve çevre içerisinde nasıl devam ettiğinin araştırılması gerekir.
Bir peygamber ismi hangi aile büyüğünden gelmiştir?
Kaç nesildir devam etmektedir?
Anne tarafından mı gelmektedir?
Baba tarafından mı gelmektedir?
Yaşanılan çevrede aynı isimden kaç kişi bulunmaktadır?
Bunların hepsi araştırılır.
Benim Silsile-i Ülâ metodumda peygamber isimleri de geçmişe ulaşmak için takip edilen önemli isimlerdir.
RAŞİT TUNCA'NIN SİLSİLE-İ ÜLÂ'YI TESPİT METODU
“Silsile-i Ülâ”yı tespit etmek için ailecek bir yerde toplanılır.
1. Kalem ve kâğıt alınır ve yazılmaya başlanır.
Öncelikle aile içerisindeki isimler tespit edilir.
Evimizin sağ tarafına doğru gidildiğinde, en yakındaki Hasan veya Hüseyin isimli kim varsa tespit edilir.
Hasan ise benim keşfî kanaatimde üst kol, Peygamber Efendimiz'in Şerifler koludur ve birinci isim yazılır.
Hüseyin ise Seyyidler koludur ve birinci isim yazılır.
Sonra sağa veya sola doğru Hüseyin aranır.
En yakın Hüseyin'in sağda mı, solda mı olduğu tespit edilir.
Bunların akrabalık dereceleri araştırılır.
Anne tarafından akrabamız ise anne tarafından o kola bağlılık tespit edilir.
Baba tarafından akrabamız ise baba tarafından o kola bağlılık tespit edilir.
Böylece ilk yön tespit edilmiş olur.
Sonra evimizin arka tarafına doğru gidilir.
İlk peygamber isimli kim varsa tespit edilir.
Hangi peygamber isminin bulunduğu yazılır.
Böylece peygamberler kolunun araştırılması başlatılır.
Anne Tarafı ve Baba Tarafının Ayrılması
İlk önce evimizin sol tarafına doğru, annemiz tarafından akrabamız olan en yakın evden başlanır ve uzağa doğru devam edilir.
Bu başka bir şehre kadar da olabilir.
Şu isimler özellikle aranır:
Hasan, Hüseyin, Fatma, Ali, Osman, Ömer, Ebu Bekir, Ayşe, Hatice, Zeynep
Bunların yanında Ashab-ı Kiram'ın isimlerinden olan başka isimler de olabilir.
Ancak burada aile bağlantıları özellikle dikkate alınır.
Bu kimseler anne tarafından dedemizin babasına kadar akraba olanlardan takip edilir.
Sonra sağ tarafa doğru aynı işlem yapılır.
Bu defa baba tarafından akrabalar yazılır.
Böylece anne ve baba tarafındaki isim zincirleri birbirinden ayrılarak takip edilir.
Peygamber İsimlerinin Çevrede Araştırılması
Sonra evimizin arkasındaki komşularımızdan başlanır.
Arkadan sağdan sola doğru gidip sonra tekrar bize dönecek şekilde bir daire oluşturulur.
Bu daire içerisinde akrabamız olan veya olmayan, fakat tanıdığımız peygamber isimli kimselerin isimleri not edilir.
İlk önce doğrudan arkaya doğru düz bir çizgi gidilir.
İki tane aynı isim olanlar tespit edildiğinde, ilk yakındaki ele alınır.
İkinci aynı isme varıldığında artık sola doğru dönme noktasına geldiğimiz kabul edilir.
Bu yöntem yalnızca yaşadığımız köy veya şehir içerisinde uygulanır.
Peygamber isimlilerde bu şekilde hareket edilir ve dışarı çıkılmaz.
Not edilen isimlerde çift isimliler varsa, en yakın komşumuz olanlar esas alınarak düzenleme yapılır.
İşte bu, bizim Silsile-i Ülâ tespit metodumuzdur.
Müntesiplerime Silsile-i Ülâlarını Araştırmalarını Tavsiye Ediyorum
Ben bu tezi ve tespit metodunu yalnızca kendim için ortaya koymuyorum.
Raşidi Tarikatı'nın müntesiplerine de kendi Silsile-i Ülâ'larını araştırmalarını ve kendi ailelerinin isim zincirlerini tespit etmelerini tavsiye ediyorum.
Her müntesip ailesiyle birlikte bir araya gelmeli, kalem ve kâğıdını almalı ve kendi ailesindeki isimleri nesiller boyunca takip etmelidir.
Dede isimleri, büyük dede isimleri, nine ve anneanne isimleri, Hasan ve Hüseyin isimleri, Sahabe isimleri ve peygamber isimleri araştırılmalıdır.
Anne tarafı ve baba tarafı birbirinden ayrılmalı, akrabalık bağlantıları mümkün olduğu kadar geriye doğru takip edilmelidir.
Yaşanılan çevredeki isimler de benim yukarıda açıkladığım metoda göre değerlendirilmelidir.
Her müntesibimin kendi Silsile-i Ülâ'sını bulmaya çalışmasını, aile geçmişini araştırmasını ve nesilden nesile aktarılan isimleri kayıt altına almasını tavsiye ediyorum.
Çünkü insan kendi geçmişini araştırdığında yalnızca isimleri öğrenmiş olmaz.
Kendi ailesinin maddî ve manevî mirasını da daha iyi tanımış olur.
Silsile-i Ülâ'yı araştırmak, geçmişimizi tanımak ve geçmişten bize ulaşan manevî mirası keşfetmek için yapılan bir çalışmadır.
Karşı Tez Getirmek İsteyenlere
Ben burada kendi keşfî bilgilerimi, kanaatimi, tezimi ve Raşidi Tarikatındaki Silsile-i Ülâ tespit metodunu ortaya koyuyorum.
Bu benim görüşümdür.
Bu benim keşfî bilgimdir.
Bu benim düşünce ve keşif zincirimdir.
Kabul eden kabul eder, kabul etmeyen kabul etmez.
Benim tezime karşı çıkan kişi elbette kendi tezini ortaya koyabilir.
Ancak benim ortaya koyduğum yöntemin ne olduğunu değiştirmeden, karşı görüşünü kendi delilleriyle ortaya koymalıdır.
Ben kendi keşfî bilgilerim doğrultusunda Silsile-i Ülâ'yı bu şekilde açıklıyor ve Raşidi Tarikatında uygulanacak yöntemi bu anlayış üzerine kuruyorum.
Sonuç
Benim Silsile-i Ülâ anlayışımın temelinde şu düşünce bulunmaktadır:
İnsanlar geçmişlerini isimlerinde taşıyabilirler ve aile büyüklerinin isimleri nesiller boyunca yaşatılarak soy zincirinin izleri korunabilir.
Dedenin adı toruna verilir.
Büyük dedenin adı yeni nesilde yaşatılır.
Ninenin veya anneannenin adı çocuklarda yaşatılır.
Aile büyüklerinin isimleri nesiller boyunca tekrar edilir.
Böylece geçmişte yaşayan bir insanın adı, yüzyıllar sonra bile başka bir nesilde yaşamaya devam eder.
Hasan → Hasan → Hasan → Hasan
Hüseyin → Hüseyin → Hüseyin → Hüseyin
şeklindeki isim zincirleri benim için araştırılması gereken önemli zincirlerdir.
Yaklaşık on dört asırlık geçmiş düşünüldüğünde ve nesiller yaklaşık yüz yıllık dönemler üzerinden değerlendirildiğinde, yaklaşık on dört neslin geriye doğru takip edilmesi önemli bir araştırma başlangıcıdır.
Bunun yanında peygamber isimleri, Sahabe isimleri, aile büyüklerinin isimleri, anne ve baba tarafındaki akrabalıklar ve yaşanılan çevredeki isimler de birlikte değerlendirilir.
Benim keşfî kanaatim, ailelerin isimlerini ve soy kütüklerini takip ederek Peygamber Efendimiz'e dayanan kutlu nesep zincirlerinin izlerinin bulunabileceği yönündedir.
Bunun yanında benim tezime göre bu soylarla birlikte yalnızca kan bağı değil, nesilden nesile aktarılan iman, dua, sünnet, güzel ahlâk ve manevî miras da bulunmaktadır.
İnsan kendi Silsile-i Ülâ'sını araştırırken yalnızca kimlerin soyundan geldiğini değil, geçmiş nesillerden kendisine ulaşan maddî ve manevî mirası da araştırmalıdır.
Bu nedenle Silsile-i Ülâ benim için sıradan bir soy ağacı değildir.
Silsile-i Ülâ; aile soy kütüğünün, isimlerin, akrabalıkların, Hasan ve Hüseyin gibi Ehl-i Beyt isimlerinin, Sahabe isimlerinin, peygamber isimlerinin, duaların, sünnetlerin, güzel ahlâkın ve manevî mirasın nesiller boyunca takip edilmesiyle ortaya çıkarılan bir silsile tespit metodudur.
Benim keşfî bilgim, tezim, kanaatim ve düşünce zincirim bu yöndedir.
Raşidi Tarikatı'nın müntesiplerine tavsiyem; kendi aileleriyle bir araya gelerek bu metodu uygulamaları, kendi isim zincirlerini araştırmaları ve kendi Silsile-i Ülâ'larını bulmaya çalışmalarıdır.
RAŞİT TUNCA’NIN SİLSİLE-İ ÜLÂ’YA HEDİYE METODU
Vaktin müsait olduğu bir zamanda, senede bir defa tespit ettiğimiz Silsile-i Ülâ'daki isimlerin her birine ayrı ayrı 3 İhlas 1 Fatiha veya 3 Fatiha 7 İhlas okunarak hediye edilir.
SİLSİLE-İ ÜLÂ'YA BURÇLAR VE YILDIZ HARİTASI PERSPEKTİFİNDEN BİR BAKIŞ
Sevgili müntesiplerim ve bu tezi okuyan kardeşlerim,
Bu tezde ortaya koyduğum Silsile-i Ülâ anlayışını daha da derinleştirmek ve farklı bir perspektiften ele almak istiyorum. Bu, benim keşfî bilgim ve kanaatimdir; tıpkı tezin tamamında olduğu gibi, burada da kendi görüş ve düşünce zincirimi sizlerle paylaşıyorum.
Silsile-i Ülâ'yı araştırırken kullandığımız isim zincirleri ve soy kütüğü çalışması, aslında her bir insanın doğduğu anda sahip olduğu manevî enerji haritasını, yani 'yıldız haritasını' okumaya benzer. Bu hususu, burçlar ve doğum evi metaforu üzerinden açıklamak istiyorum.
1. Doğum Evi ve İlk Yıldız Haritamız
Her birimiz bu dünyaya bir enerji olarak geliriz. İşte bu enerji, bizim özümüzdeki yıldızdır. Tıpkı burçlar haritasında doğum evimizin esas alınması gibi, bizim Silsile-i Ülâ'mızın temeli de doğduğumuz ev değil, doğduktan sonra ilk kez götürüldüğümüz ve ait olduğumuz aile ocağının evidir.
Bir insan hastanede doğabilir, ancak onun 'doğum evi', onu kucaklayan, büyütecek olan ailenin evidir. O eve ilk adımını attığı an, hayatının temel enerji haritası çizilmeye başlanır. İşte bu başlangıç noktası, Silsile-i Ülâ araştırmamızdaki ilk adım gibidir: Hangi ailenin mensubu olduğumuz, o ailenin evine ilk girişimizle şekillenir. Yani doğduğumuz ev hastane değil, hangi ailenin mensubuysak o ailenin doğduktan sonra ilk eve getirildiği ev baz alınır ve yön tayini, doğum kapsamında o evin ana giriş kapısına doğru dönülür ve sağ ve sol buna göre belirlenir.
2. Yıldızlar, Burçlar ve İsimlerin Dili
Her insan bir enerji olarak dünyaya gelir. Bu enerji, o insanın manevî yıldızıdır. Kimimizin yıldızı çok parlak olabilir; bir doktor, hakim, alim veya mahallesinin sevilen "Ahmet Amca"sı olarak tanınır. Bu parlaklık, o kişinin manevî haritasındaki en güçlü burcu temsil eder.
Tıpkı burçlar haritasında gezegenlerin ve yıldızların evlerimize olan mesafeleri ve konumlarının kişiliğimizi ve kaderimizi şekillendirdiğine inanılması gibi, bizim Silsile-i Ülâ anlayışımızda da isimler bu yıldızların dilidir.
Doğduğumuz an, evimizin çevresindeki komşularımız, akrabalarımız, yani "manevî galaksimizdeki" diğer yıldızlar hangi konumdaydı? Hangisi sağımızda, hangisi solumuzda duruyordu? Bu, burç haritasındaki doğum evimizin etrafındaki gezegenlerin konumları gibidir. Ve bu konumlar, bize has özellikleri, yani "burç özelliklerimizi" ortaya çıkarır. İşte bu burçlar, haritamızdaki doğum evi yıldız haritamızın şeklini belirler. Yani evimizin etrafındaki komşularımız aslında o haritada yer almakta ve doğduğumuzda hangi yıldız hangi tarafımızda duruyordu, o tespit edilmiş olur. Ve böyle genel özellikler, burç özellikleri ortaya çıkmış olur.
3. İsimlerle Örülü Genetik ve Manevî Harita
İşte bu noktada Hasan yıldızı, Hüseyin yıldızı, Musa yıldızı, İsa yıldızı gibi kavramlar devreye girer. Bu isimler, sadece birer kimlik değil, aynı zamanda belirli bir genetik ve manevî ortaklığın, belirli "burç özelliklerinin" taşıyıcılarıdır.
Bir ailede Hasan isminin nesiller boyu yaşatılması, o ailenin yıldız haritasında Hz. Hasan'a bağlanan Şerifler kolunun, yani "Hasan burcunun" ne kadar baskın olduğunu gösterir. Aynı şekilde Hüseyin isminin yaşatılması, o ailede "Hüseyin burcunun" etkisini ve o kola aidiyeti işaret eder.
Benim metodumda, Silsile-i Ülâ'yı tespit ederken sağa ve sola bakmamız, doğduğumuz evin etrafındaki bu "yıldızların" konumlarını belirlemek içindir. Bu, tıpkı doğum haritasında doğu ve batı ufkunun belirlenmesi gibidir. Sağımızdaki Hasan veya Hüseyin, solumuzdaki peygamber isimleri, arkamızdaki sahabe isimleri... Hepsi, bizim doğum anımızdaki evrensel manevî konfigürasyonu, yani Silsile-i Ülâ haritamızı oluşturur.
4. Hayat Yolculuğu ve Yeni Yıldız Haritaları
Ancak hayat durağan değildir. Tıpkı burçlar haritasında ilerleme (progresyon) hesapları olduğu gibi, biz de doğduğumuz evden başka bir eve, başka bir köye, başka bir şehre veya ülkeye gidebiliriz. İşte bu, yeni bir yıldız haritasına, yeni bir Silsile-i Ülâ yorumuna ihtiyaç duyduğumuz noktadır.
Bir insan hayatının son döneminde farklı bir coğrafyada, farklı bir evde yaşamını sürdürüyorsa, o yeni evin ve çevresinin isimleri de onun manevî haritasının son halini belirler. Nasıl ki bir burç yorumunda yaşanılan şehir ve ev önemliyse, Silsile-i Ülâ araştırmasında da kişinin son durağındaki isimler ve bağlantılar, onun yolculuğunun tamamlayıcı halkalarıdır.
Dolayısıyla, Silsile-i Ülâ araştırması, bir insanın doğduğu andan itibaren etrafındaki "manevî yıldızları" ve bu yıldızların hayatı boyunca nasıl değiştiğini, nasıl yeni burçlar ve haritalar oluşturduğunu incelemektir.
YILDIZ DOĞUM HARİTASI ANLAYIŞI
Bu harita sistemi yalnızca burçlarla değil, insanın dünyaya geldiği doğum evi ve o evin çevresindeki yıldızların konumlarıyla da ilgilidir.
Burada “doğum evi” derken, kişinin doğduğu hastane veya doğum yapılan bina kastedilmemektedir. İnsan hastanede doğmuş olsa bile, esas alınacak yer, doğumdan sonra ailesi tarafından götürüldüğü ve aile olarak yaşadığı ilk evdir. Yani kişinin dünyaya geldikten sonra mensup olduğu ailenin yaşadığı ilk yuva, bu haritanın başlangıç noktası kabul edilir.
Bu başlangıç noktasında evin giriş kapısı ve evin yönü esas alınarak sağ ve sol taraflar belirlenir. Böylece insanın doğduğu dönemde, doğum evinin çevresinde bulunan yıldızların hangi yönde ve hangi tarafta bulunduğu tespit edilmeye çalışılır.
Bu anlayışta insan, dünyaya yalnızca fizikî bir beden olarak değil, aynı zamanda bir enerji olarak gelir. İşte bu enerji, kişinin “yıldızı” olarak düşünülebilir.
Ancak burada “yıldız” kelimesini yalnızca gökyüzündeki bir yıldız olarak düşünmemek gerekir. Bir insan da toplum içerisinde bir “yıldız” olabilir.
Mesela çok tanınmış bir doktor, hâkim, âlim, fakih, bakan veya başka bir alanda öne çıkmış bir kişi bir “yıldız” olabilir. Hatta toplum tarafından çok meşhur olmayan, fakat kendi mahallesinde herkes tarafından tanınan “Ahmet Amca” dahi kendi çevresinde bir yıldız konumunda bulunabilir.
Dolayısıyla bu sistemde insanların oluşturduğu sosyal çevre de bir bakıma insanın yıldız haritasının çevresinde yer alan yıldızlar gibi değerlendirilmektedir.
Doğum anında kişinin doğum evinin çevresinde hangi insanların, hangi ailelerin, hangi toplumsal unsurların ve hangi “yıldızların” bulunduğu tespit edildiğinde, bunların insan üzerindeki ortak özelliklerinin araştırılması mümkün olabilir.
Bu araştırma sonucunda belirli insanların veya insan topluluklarının ortak özelliklerinden hareketle burç özellikleri ortaya çıkarılabilir.
Örneğin Hasan yıldızı, Hüseyin yıldızı, Musa yıldızı veya İsa yıldızı gibi ifadeler, yalnızca belirli bir kişiyi değil, o isim veya şahsiyet etrafında ortaya çıkan ve ortaklaşan özellikleri araştırmak bakımından birer örnek teşkil edebilir.
Buradaki amaç, insanların ortak özelliklerini gözlemleyerek, bunların hangi yıldız veya yıldız gruplarıyla ilişkilendirilebileceğini araştırmaktır. Bir yıldızın veya bir yıldız grubunun temsil ettiği düşünülen özellikler, farklı insanlar üzerinde tekrar tekrar gözlemlendiğinde, zaman içerisinde bu özellikler arasında ortak noktalar bulunabilir.
Benim burada ortaya koyduğum düşünce, önceden belirlenmiş burç özelliklerini insana zorla uygulamak değil; insanları ve onların hayatlarını gözlemleyerek ortak özelliklerden hareketle bir yıldız haritası oluşturmaktır.
Yani yöntem, insandan yıldız özelliğine doğru giden bir araştırma yöntemidir. Önce insanlar, aileler, çevreler ve şahsiyetler incelenir; daha sonra bunlarda tekrar eden ortak özellikler tespit edilir. Bu ortak özelliklerin hangi yıldızlarla veya hangi yıldız gruplarıyla bağlantılı olabileceği araştırılır.
Bu bakımdan benim çalışmamı klasik anlamdaki “burç yorumu” şeklinde değerlendirmek doğru değildir. Benim ortaya koyduğum sistem, doğum yeri, doğum evi, evin yönü, çevrede bulunan insanlar ve yıldızlar ile insan karakteri arasındaki mümkün ilişkileri araştırmaya yönelik bir keşif ve gözlem metodudur.
Burada özellikle vurgulamak istediğim husus şudur:
BU ÇALIŞMA BENİM KENDİ ARAŞTIRMALARIM VE GÖZLEMLERİM SONUCUNDA ORTAYA KOYDUĞUM BİR GÖRÜŞTÜR.
Dolayısıyla okuyucunun benim söylediğim her şeyi olduğu gibi kabul etmesini istemiyorum. Bilakis, bu yöntemi bir başlangıç noktası olarak ele alıp, kendi çevresindeki insanları, aileleri, şahsiyetleri ve doğum evlerini araştırmasını; kendi gözlemlerini yapmasını ve elde ettiği sonuçları karşılaştırmasını tavsiye ediyorum.
Çünkü bir ilmin veya keşfin gelişebilmesi için yalnızca bir kişinin gözlemi yeterli olmayabilir. Farklı insanların farklı bölgelerde, farklı aileler üzerinde ve farklı doğum tarihleri üzerinden yapacakları araştırmalar, bu düşüncenin doğrulanmasına, geliştirilmesine veya eksiklerinin ortaya çıkarılmasına yardımcı olabilir.
Bu sebeple Yıldız Doğum Haritası olarak adlandırdığım bu sistemin, benim açımdan tamamlanmış ve son noktası konulmuş bir çalışma olarak değil, araştırılmaya ve geliştirilmeye açık bir keşif metodu olarak değerlendirilmesini uygun görüyorum.
Benim kanaatime göre insan ile içinde bulunduğu çevre arasında göz ardı edilemeyecek birtakım ilişkiler bulunmaktadır. İnsan doğduğu anda yalnızca gökyüzündeki yıldızlarla değil, aynı zamanda ailesiyle, eviyle, mahallesiyle, çevresindeki insanlarla ve içinde bulunduğu sosyal yapı ile de bir ilişki içerisinde dünyaya gelmektedir.
İşte bu sebeple insanın yıldız haritasının yalnızca gökyüzüne bakılarak değil, insanın dünyaya geldiği yuva ve o yuvanın çevresi de dikkate alınarak araştırılması gerektiğini düşünüyorum.
Bu çalışma ile ulaşmak istediğim asıl nokta, insanı yalnızca bir doğum tarihi ve burçtan ibaret görmek yerine, insanın doğduğu ortamı, ailesini, çevresini ve çevresindeki yıldızları birlikte değerlendiren daha geniş bir harita anlayışı ortaya koymaktır.
BENİM KEŞFİM VE GÖRÜŞÜM BUDUR.
Bu yolu takip edecek müteşebbislerin de kendi gözlemlerini yaparak, kendi çevrelerinde bulunan insanların ortak özelliklerini araştırmalarını ve elde ettikleri sonuçlardan hareketle bu sistemi daha da geliştirmelerini tavsiye ediyorum.
Çünkü belki de insanın yıldızını anlamanın yolu, yalnızca gökyüzündeki yıldızlara bakmaktan değil, insanın dünyaya gözlerini açtığı yuvaya ve o yuvanın etrafındaki insanlara bakmaktan da geçmektedir.
Sonuç Olarak
Benim keşfî bilgime göre, Silsile-i Ülâ sadece geçmişteki bir soy ağacı değil, aynı zamanda bir insanın doğumundan ölümüne kadar süren manevî yolculuğunun yıldız haritasıdır. İsimler, bu haritanın en temel ve en anlamlı sembolleridir. Doğum evimizle başlayıp, hayat yolculuğumuzda yeni evlerle devam eden bu harita, bizim kâinat içindeki manevî konumumuzu ve bağlantılarımızı gösterir.
Bu, benim bu konudaki keşfî tezim, kanaatim ve düşünce zincirimdir. Sizleri de kendi hayatınızın bu manevî yıldız haritasını, yani Silsile-i Ülâ'nızı keşfetmeye davet ediyorum.
Raşit Tunca
7 Eylül 2026
Schrems, Avusturya
Etiketler:
Raşidi Tarikatı, Silsile-i Ülâ, Silsileyi Ülâ Nedir, Silsile-i Ülâ Tezi, Silsile-i Ülâ Tespit Metodu, Soy Araştırması, Soy Kütüğü, Soy Ağacı, Türklerde İsim Verme Geleneği, Dede İsmi, Nine İsmi, Anneanne İsmi, Hasan İsmi, Hüseyin İsmi, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Ehl-i Beyt, Seyyidler, Şerifler, Sahabe İsimleri, Peygamber İsimleri, Peygamberler Silsilesi, Aile Silsilesi, Manevî Silsile, Silsile Araştırması, Nesep Araştırması, Genetik Miras, Manevî Miras, İman Mirası, Ahlâkî Miras, Dua ve Sünnet, Kutsal Soy, Kutsal Kan, Raşit Tunca
SON YENi KONULAR
FORUMA GiR
FORUMDA ARA
SUPPORT
Calendar
Members
Forum Team
Forum Statistics
