Konu Değerlendirmesi:
  • 2 Oy(lar) - 2 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
İmamdan Önce Davranmamak, İmamın Önüne Geçmeye Çalışmamak
#1
RasitTunca-4 
   

İmamdan Önce Davranmamak, İmamın Önüne Geçmeye Çalışmamak


İslam'da edep ve terbiye çok önemli bir meseledir.

Bir topluluk içerisinde herkesin bir yeri, bir görevi ve bir sorumluluğu vardır. Özellikle ibadetlerde, topluluğun düzenini sağlayan kimseye uymak ve onun önüne geçmemek, İslam'ın öğrettiği güzel edeplerden biridir.

Bunun birçok örneği vardır.

Mesela aile içerisinde eşlerden birisinin diğerini küçümsemesi, kendi bilgisini ve davranışlarını eşinin üzerine çıkarmaya çalışması doğru bir davranış değildir.

Aynı şekilde insanın ustasından, hocasından veya kendisinden önce öğrenmiş olduğu bir bilgiyi, ustasına karşı bir üstünlük vesilesi hâline getirmesi de güzel bir davranış değildir.

İnsan bir şey öğrendiğinde, o bilgiyi kendisine mal edip kibirlenmek yerine, kendisine öğreten kişiye karşı vefa ve edep göstermelidir.

Yine imkânı olmadığı hâlde kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmak, fakirken zenginmiş gibi davranmak da insanın kendisini kandırmasına sebep olabilir.

Atalarımız bu durumu anlatmak için şöyle güzel bir söz söylemişlerdir:

"Ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider sıçmaya."

Burada anlatılmak istenen, insanın kendi gerçek durumunu bilmesi ve olduğundan farklı görünmeye çalışmamasıdır.

Bir başka atasözümüzde de:

"Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler."

denilir.

Yani bir ortamda gerçekten bilgili ve ehil kimse bulunmadığında, az bilgili olan bir kişi bile çok bilgiliymiş gibi görülebilir.

Fakat insanın gerçekten bilgili olması başka, bilgiçlik taslaması başkadır.

Asıl fazilet, bildiğini göstermek değil, bildiğini edep ile kullanabilmektir.

Namazda İmamın Önüne Geçmemek

Bu konuya en güzel örneklerden biri namazdır.

Cemaatle namaz kılınırken imam öndedir ve cemaat imama uyar.

Cemaatin imamdan önce rükûya gitmesi, imamdan önce secdeye varması veya imamdan önce başını kaldırması doğru değildir.

Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Sizden biriniz, imamdan önce başını (rükû veya secdeden) kaldırdığı zaman, başını Allah Teâlâ'nın merkep başına veya suretini merkep suretine çevirmesinden korkmuyor mu?"

(Buhârî, Sahih, Ezân, 53; Müslim, Sahih, Salât, 114-116. Ayrıca bkz. Tirmizî, Sünen, Cum'a, 56; Ebû Dâvûd, Sünen, Salât, 75; Nesâî, Sünen, İmâmet, 38; İbn Mâce, Sünen, İkâme, 41)

Buradaki ifade son derece ağır bir uyarı içermektedir.

Fakat bu hadisi anlamaya çalışırken, maksadın cemaatin imamın hareketlerinden önce davranmaması gerektiğini öğretmek olduğunu görmek gerekir.

Yani imam rükûya gittiğinde cemaat de onun ardından rükûya gider.

İmam secde ettiğinde cemaat de onu takip eder.

İmam başını kaldırdığında cemaat de ardından başını kaldırır.

Böylece cemaat ile imam arasında bir düzen ve uyum meydana gelir.

İmamın Önüne Geçmek Neden Doğru Değildir?

Peygamber Efendimiz'in bu konudaki uyarılarının hikmetlerinden biri, cemaatin dağılmasını ve namazdaki düzenin bozulmasını önlemektir.

İmam bir hareketi başlatır.

Cemaat onu takip eder.

Burada çok ince bir terbiye vardır:

Önce imam, sonra cemaat.

Bu durum sadece beden hareketlerinde değil, hayatın birçok alanında da insana bir edep öğretmektedir.

Her zaman öne çıkmaya çalışmak, herkesin önüne geçmek, kendisini başkalarından üstün görmek insanın nefsinin hoşuna gidebilir.

Fakat güzel ahlâk, gerektiğinde geri durabilmeyi de bilmektir.

İnsan her bildiğini hemen ortaya koymak zorunda değildir.

Bazen susmak,

Bazen dinlemek,

Bazen beklemek,

Bazen de kendisinden önce gelen kimseye uymak büyük bir fazilettir.

Hz. İsa ve Hz. Mehdi Meselesi

İslam geleneğinde Hz. İsa ile Hz. Mehdi'nin ahir zamanda aynı dönemde bulunacaklarına dair rivayetler vardır.

Bu rivayetlerde Hz. İsa'nın Müslümanların imamına uyarak namaz kılacağı ifade edilmektedir.

Nitekim Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim'de yer alan rivayetlerde, Hz. İsa'nın nüzulünden sonra Müslümanların imamına uyacağı bildirilmektedir.

Bu konu İslam âlimleri tarafından çeşitli şekillerde açıklanmıştır.

(Buhârî, Enbiyâ, 49; Müslim, Îmân, 244-246)

İbn Hacer de Fethu'l-Bârî'de bu rivayetleri açıklamıştır.

(İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, 6/493-494)

Buradan benim üzerinde durmak istediğim nokta şudur:

Makamı ne kadar büyük olursa olsun insan, bulunduğu yerdeki düzeni ve edebi gözetmelidir.

Hz. İsa gibi büyük bir peygamberin bile ümmet-i Muhammed'in imamına uyarak namaz kılması şeklindeki rivayet, itaat, düzen, birlik ve edep bakımından üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir örnektir.

Mehdi'nin Zamanında İmamın Önüne Geçmemek

Benim burada dikkat çekmek istediğim mesele de budur.

Eğer ahir zamanda Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışı ve Müslümanların başına geçmesi gerçekleşecekse, onun yanında bulunan insanların da edep ve düzen içerisinde hareket etmeleri gerekir.

İnsan, kendisini sürekli öne çıkarmaya çalışmamalıdır.

"Ben daha iyi bilirim."

"Ben daha iyi yaparım."

"Ben senden üstünüm."

diyerek sürekli ön plana çıkmaya çalışmak, insanın nefsinden kaynaklanan bir davranış hâline gelebilir.

Hâlbuki hakikati arayan insanın hâli farklıdır.

O, gerektiğinde dinler.

Gerektiğinde susar.

Gerektiğinde bekler.

Gerektiğinde de kendisinden önce gelen kimseye uyar.

Bu sebeple imamın önüne geçmemek, yalnızca namazdaki bir hareket kuralı olarak değil, aynı zamanda insana edep ve nefis terbiyesi öğreten bir davranış olarak da düşünülebilir.

İftitah Tekbiri ve Namazdaki Uyum

Namaza başlarken alınan tekbire iftitah tekbiri denilir.

Rükûya ve secdeye geçerken alınan tekbirlerde de imam ile cemaatin uyum içinde hareket etmesi gerekir.

Mezhepler arasında bazı ayrıntı farklılıkları bulunmakla birlikte temel mesele açıktır:

Cemaat imamın önüne geçmez; imamı takip eder.

İmam namaza başladıktan sonra cemaat onun ardından namaza başlar.

İmam rükûya gittiğinde cemaat onu takip eder.

İmam secde ettiğinde cemaat onu takip eder.

İmamdan önce hareket etmek yerine, onun hareketini görüp ardından hareket etmek cemaatin edeplerindendir.

Burada çok güzel bir uyum ve ritim meydana gelir.

Bir kişi önden hareket ettiğinde bu uyum bozulur.

Tekbir ve "Allahu Ekber"

Buradan biraz farklı bir noktaya, benim daha önce üzerinde düşündüğüm ses, frekans ve tekrar meselesine geçmek istiyorum.

Dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi gece ve gündüzün meydana gelmesinde temel etkendir. Dünya'nın Güneş etrafındaki dolanımı ve ekseninin eğikliği ise mevsimlerin oluşumunda önemli rol oynar.

Dünyanın farklı bölgelerinde Güneş'in doğuş ve batış vakitleri birbirinden farklıdır.

Bu sebeple dünyanın farklı yerlerinde ezanlar gün boyunca farklı zamanlarda okunur.

Ezanın başlangıcında ve namazın çeşitli bölümlerinde ise:

"Allahu Ekber"

ifadesi tekrar edilir.

Ben burada bunu kendi düşüncem açısından bir ses ve süreklilik paradoksu olarak ele alıyorum.

Bir yerde "Allahu Ekber" denilirken başka bir yerde başka bir ezan okunabilir.

Bir yerde tekbir sesi yükselirken başka bir yerde namazın başka bir bölümü yaşanabilir.

Bu şekilde dünyanın farklı noktalarındaki ibadetleri zihnimizde bir araya getirdiğimizde, sanki bütün yeryüzü üzerinde kesintisiz bir "Allahu Ekber" zikri varmış gibi bir tasavvur meydana gelir.

Elbette bunu fiziksel anlamda dünyanın her noktasına ulaşan tek bir ses dalgası şeklinde düşünmemek gerekir.

Benim anlatmak istediğim daha çok zamanların birbirine eklenmesiyle meydana gelen sembolik sürekliliktir.

Turşuyu Kim Satacak?

Bu konuyu anlatırken aklıma Nasreddin Hoca'nın güzel bir fıkrası geliyor.

Geçim derdi bu ya…

Hoca da sıkıntıya düşmüş ve turşu satıp geçimini temin etmek istemiş.

Hanımının hazırladığı lahana turşusunu eşeğine yükleyip yola çıkmış.

Mahalle aralarında dolaşarak turşusunu satmaya başlamış.

Fakat ne zaman ağzını açıp:

"Turşu!"

diye bağıracak olsa eşeği de ağzını açıp:

"Aiiiii! Aiiiii!"

diye anırmaya başlarmış.

Hoca bir türlü kendi sesini duyuramamış.

Günlerden bir gün yine turşu satmaya çıkmış.

Sokağın başına gelmiş ve:

"Turşu…"

diye bağıracak olmuş.

Fakat eşek yine başlamış anırmaya.

Hoca'nın sabrı tükenmiş.

Eşeğin kulağına eğilip:

"Hey uzun kulak! Turşuyu sen mi satacaksın, ben mi?"

demiş.

Bu fıkranın içerisinde de güzel bir ders vardır:

Bir işi kimin yapacağı belli değilse, ortaya düzen yerine karmaşa çıkar.

İmamın olduğu yerde cemaat imamlık yapmaya çalışırsa, hocanın turşu satmaya çalıştığı yerde eşek bağırırsa, herkes aynı anda öne çıkmaya çalışırsa, ortaya uyum değil gürültü çıkar.

Paradoks Nedir?

Ben "paradoks" kelimesini ilk olarak yıllar önce yaşadığım bir olay üzerinden düşünmeye başladım.

Doğduğum memleket olan Afyon'un Sandıklı ilçesinde İmam Hatip Lisesi'nde okuyordum.

Allahualem, dördüncü sınıfta olabilirim.

Sandıklı'da pazartesi günleri halk pazarı kurulurdu.

Bir gün okulun öğle tatilinde pazara gittim.

Pazarda hurma satan bir adama rastladım.

O dönemlerde pazarcıların sattıkları malları yüksek sesle tekrar ederek tanıtmaları oldukça yaygındı.

Hurma satan adam da:

"Hurma, hurma, hurma, hurma…"

diye sürekli tekrar ediyordu.

Ben bu kelimeyi peş peşe duyduğumda kelimenin başlangıcı ile sonunun birbirine yaklaşması dikkatimi çekti.

"Hurma hurma hurma…" şeklinde devam eden tekrar, bir süre sonra:

"…mahurmahurmahur…"

gibi kulağa farklı bir biçimde gelmeye başlıyordu.

Ben yıllar sonra bunun üzerinde tekrar düşünmeye başladım.

Bir kelimenin sürekli tekrar edilmesiyle, başlangıç ve son kavramlarının zihinde birbirine yaklaşması bana bir devamlılık ve döngü fikrini düşündürdü.

Aynalar ve Sonsuzluk Hissi

Bunun bir başka örneği de aynadır.

Bir aynanın karşısına geçip elimizde başka bir ayna tuttuğumuzda, bir aynanın içerisinde diğer aynayı, onun içerisinde tekrar diğer görüntüyü görürüz.

Görüntüler küçülerek uzakta devam eder.

Baktığımızda sanki görüntünün sonunu bulamayacakmışız gibi bir sonsuzluk hissi oluşur.

Benim burada "paradoks" olarak ifade ettiğim şey, özellikle bu tür başlangıç ve sonun zihinsel olarak birbirine bağlandığı döngüsel görüntü ve tekrar düşüncesidir.

Kendi anlatımımla bunu şöyle tarif edebilirim:

"Başlangıcını veya sonunu zihnimizde belirleyemediğimiz, başlangıç ile sonun birbirine bağlanmasıyla sonsuz bir devamlılık hissi meydana getiren düşünce veya döngüye paradoks diyorum."

Bu benim kendi düşünsel tarifimdir; matematik ve felsefedeki teknik "paradoks" tanımları bundan daha farklı ve geniştir.

Allah Evveldir, Allah Âhirdir

Bütün bunları düşünürken insanın aklına Allah'ın isimlerinden ikisi gelir:

"El-Evvel"

ve

"El-Âhir".


Kur'an-ı Kerim'de:

"O, Evvel'dir, Âhir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır. O, her şeyi bilendir."

buyrulmaktadır.

(Hadîd, 57/3)

Allah'ın Evvel olması, O'ndan önce hiçbir şeyin bulunmaması;

Allah'ın Âhir olması ise O'ndan sonra hiçbir şeyin bulunmaması mânâsındadır.

Burada insanın zihni ister istemez başlangıç ve son kavramlarını düşünmeye başlar.

Bizim dünyamızda başlangıç ve son vardır.

Doğum vardır, ölüm vardır.

Gece vardır, gündüz vardır.

Başlangıç vardır, bitiş vardır.

Fakat Allah'ın varlığı başlangıç ve sonla sınırlı değildir.

Bu sebeple Allah'ın Ezelî ve Ebedî oluşu, insan aklının kavramakta zorlandığı sonsuzluk hakikatini bize hatırlatır.

Buradaki mesele artık sıradan bir fiziksel döngünün ötesine geçer.

İnsan, gördüğü küçük bir olaydan hareket ederek çok daha büyük bir hakikati düşünmeye başlayabilir.

Sonuç

Bütün bu anlatılanlardan benim çıkardığım ders şudur:

İnsan her zaman öne çıkmak zorunda değildir.

Bazen önde olmak gerekir.

Bazen de öndekine uymak gerekir.

Namazda imamın önüne geçilmez.

Bilgide hocanın önüne geçmekle üstün olunmaz.

Ailede eşini küçümsemekle değer kazanılmaz.

Toplumda bilgiçlik taslamakla âlim olunmaz.

İnsanın sahip olmadığı bir makamı varmış gibi göstermesi de onu gerçekten o makama ulaştırmaz.

Asıl büyüklük, edep sahibi olmaktır.

Asıl bilgi, bildiğini bilmek ve bilmediğini kabul etmektir.

Asıl olgunluk ise gerektiğinde:

"Ben bilmiyorum."

diyebilmektir.

Bu nedenle imamdan önce davranmamak, yalnızca namazdaki bir kural değil, insanın nefsine karşı da güzel bir eğitimdir.

Önce dinle.

Sonra anla.

Sonra hareket et.

Ve her şeyden önemlisi: Edebi elden bırakma.


Bu bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir.

Raşit Tunca

Schrems, 04.12.2022





Signing of Raşit Tunca

Raşit Tunca
Sevgiler Saygılarla Sunarım
Smileys-2
Yanıtla


Hızlı Erişim:


Bu Konuya Göz Atan Kullanıcılar: 1 Ziyaretçi(ler)