![]() |
|
El insan ve Kainat Fıtrat Üzre Yaratılmıştır (Kar©glanin 2 Ocak 2016 Vaazi) - Yazdırılabilir Versiyon +- Rashit Tunca Board (https://rashittunca.com) +-- Forum: RASiT TUNCA (https://rashittunca.com/forumdisplay.php?fid=9) +--- Forum: RAŞiT TUNCA'NIN VAAZLARI (https://rashittunca.com/forumdisplay.php?fid=600) +---- Forum: 2016 VAAZLARI ARŞİVİ (https://rashittunca.com/forumdisplay.php?fid=610) +---- Konu: El insan ve Kainat Fıtrat Üzre Yaratılmıştır (Kar©glanin 2 Ocak 2016 Vaazi) (/showthread.php?tid=44403) |
El insan ve Kainat Fıtrat Üzre Yaratılmıştır (Kar©glanin 2 Ocak 2016 Vaazi) - Raşit Tunca - 10-26-2026 El, İnsan ve Kâinat Fıtrat Üzere Yaratılmıştır
(Kar©glan'ın 2 Ocak 2016 Vaazı) أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّي بَرِيءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ Sadakallahul Azîm — Şuarâ Suresi, 214-217. Ayetler فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا ۚ فِطْرَتَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا ۚ لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ۚ ذَٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ Sadakallahul Azîm — Rûm Suresi, 30. Ayet Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Ve enzir aşîratekel-akrabîn. Vahfıd cenâhake li-menittebeake minel-mü'minîn. Fe in asavke fe kul innî berîün mimmâ ta'melûn. Ve tevekkel alel-Azîzir-Rahîm. Sadakallahul Azîm — Şuarâ Suresi, 214-217. Ayetler Fe ekim vecheke lid-dîni hanîfen. Fıtratallâhilletî fataran-nâse aleyhâ. Lâ tebdîle li-halkıllâh. Zâliked-dînul-kayyimu ve lâkinne ekseran-nâsi lâ ya'lemûn. Sadakallahul Azîm — Rûm Suresi, 30. Ayet Meali: “Önce en yakın akrabalarını uyar. Sana uyan müminlere kol kanat ger. Eğer sana karşı gelirlerse, ‘Şüphesiz ben sizin yaptıklarınızdan uzağım.’ de. Azîz ve Rahîm olan Allah'a tevekkül et.” Şuarâ Suresi'nin ilgili ayetleri. “O halde sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah'ın yaratışında değişiklik yoktur. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmez.” Rûm Suresi, 30. Ayet Bizim Vaazdaki Yorumumuz: Allah, insanı ve kâinatı bir hikmet ve ölçü üzere yaratmıştır. Kâinatı büyük bir kitap olarak düşünürsek, insanı da bu büyük kitabın küçük bir nüshası gibi değerlendirebiliriz. Kur'an'da ne varsa, yaratılışın ve insanın hayatında da bunun çeşitli işaretleri ve karşılıkları bulunmaktadır. Allah'ın insanı belli bir fıtrat üzere yaratması da bu yaratılış hikmetinin bir parçasıdır. Tasavvuf geleneğinde söylenen “Nefsini bilen Rabbini bilir.” sözü de bu açıdan değerlendirilebilir. İnsan kendisini, yaratılışını, nefsini ve kendisine verilen kabiliyetleri doğru tanıdıkça Rabbine dair işaretleri daha iyi okuyabilir. Ancak burada önemli bir husus vardır: “Lâ mevcûde illâ Hû” ifadesi yanlış anlaşılmamalıdır. Bu tasavvufî ifade, yaratılmışların Allah olduğu anlamına gelmez. Allah yaratandır; insan, kâinat ve bütün varlıklar ise yaratılmıştır. Bütün sebepler ve varlıklar, Allah'ın yaratması ve kudretiyle varlıklarını sürdürürler. Kıyamet geldiğinde kâinatın düzeni sona erecek ve yaratılmış âlem başka bir safhaya geçecektir. Bu nedenle “Kâinat Allah'ın kendisidir.” şeklinde bir anlayış doğru değildir. Aynı şekilde “Ene'l-Hak” ifadesi de insanın literal anlamda Allah olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Tasavvufî ifadeler, kulun kendi bağımsızlığını görmeyip bütün kudret ve varlığın Allah'ın yaratmasıyla gerçekleştiğini idrak etmesi bağlamında değerlendirilmelidir. Bizlerden her biri, Allah'ın yeryüzündeki halifesi olarak yaratılmıştır. Ancak hiç kimse Allah'ın bütün sıfatlarını kuşatamaz. İnsanlarda Allah'ın bazı isim ve sıfatlarının tecellileri farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Nitekim Rabbimiz Şems Suresi'nde nefse fücurunu ve takvasını ilham ettiğini bildiriyor: “Fe elhemehâ fucûrahâ ve takvâhâ.” Yani insanın önünde hem iyiliğe hem kötülüğe yönelme imkânı vardır. Dünya sadece tek renkten oluşmamaktadır. Acı ve tatlı, gece ve gündüz, sıcak ve soğuk, uzun ve kısa, doğu ve batı gibi farklılıklar yaratılış düzeninin parçalarıdır. Bu farklılıkların tamamı, insanın kâinatı okuyabilmesi ve yaratılışın hikmetlerini anlayabilmesi için birer işaret olarak değerlendirilebilir. ---oOo--- Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular: “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” (Hadis-i Şerif — Buhârî, Cenâiz, 92; Ebû Dâvûd, Sünnet, 17; Tirmizî, Kader, 5) --O-- Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Buyurdular: “Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Hadis-i Şerif — Muvatta, Hüsnü'l-Hulk, 8) Salât ve Selâm: “Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm. İnneke hamîdun mecîd.” “Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle. İbrahim'e ve İbrahim'in âline salât ettiğin gibi. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin.” “Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm. İnneke hamîdun mecîd.” “Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in âline bereket ihsan et. İbrahim'e ve İbrahim'in âline bereket ihsan ettiğin gibi. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin.” Yolculuğumuza Başlıyoruz: أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا Sadakallahul Azîm — Şems Suresi, 7-9. Ayetler Ve nefsin ve mâ sevvâhâ. Fe elhemehâ fucûrahâ ve takvâhâ. Kad efleha men zekkâhâ. Meali: “Nefse ve onu şekillendirene; sonra ona kötülüğünü ve takvasını ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” Sadakallahul Azîm — Şems Suresi, 7-9. Ayetler Çok zamandır söylediğimiz bir husus var: Kâinatın bir haritası olarak insanı okumak mümkündür. İnsan, yaratılışındaki özellikler bakımından kâinatın birçok unsurunu kendisinde taşır. Ancak bu anlayışı, insanın Allah olduğu şeklinde anlamamak gerekir. İnsan Allah'ın yarattığı bir varlıktır. İnsan, Allah'ın bütün kudretine sahip değildir. Ancak Allah'ın bazı isim ve sıfatlarının tecellilerini üzerinde taşıyabilir. İnsan, Allah'ın yeryüzündeki halifesi olarak yaratılmıştır. Bu halifelik, insanın Allah olması değil; Allah'ın kendisine verdiği akıl, irade, kabiliyet ve sorumluluklarla yeryüzünde imar edici bir görev üstlenmesi anlamındadır. Kâmil İnsan Nedir? “Nefsini bilen Rabbini bilir.” sözündeki mananın açığa çıkması, tasavvufî açıdan kâmil insan anlayışına götüren önemli bir düşüncedir. İnsanlarda Allah'ın isim ve sıfatlarının tecellileri farklı derecelerde görülebilir. Kâmil insan ise nefsini terbiye etmiş, güzel ahlâkı benimsemiş, Allah'ın isimlerini ve sıfatlarını anlamaya çalışmış, bunların gereğini hayatında göstermeye gayret eden insandır. Sadece merhametli olmak insanı bütün yönleriyle kâmil hale getirmez. Kâmil insan; gerektiğinde adaletli, gerektiğinde merhametli, gerektiğinde kararlı, gerektiğinde bağışlayıcı olabilmelidir. Dünya yalnızca tek bir özelliğin hâkim olduğu bir yer değildir. Allah'ın yaratışında çok çeşitli canlılar ve farklı özellikler bulunmaktadır. Bu çeşitlilik, yaratılış düzeninin bir parçasıdır. Bunu anlatmak için güzel bir kıssa vardır: Bir gün kurt ile leylek dost olurlar. Kurt, leyleği misafir eder ve ona çorba ikram eder. Fakat kurt çorbayı geniş bir tabaktan rahatlıkla içerken, leyleğin uzun gagası bu kaba uygun olmadığı için leylek çorbayı içemez. Ertesi gün leylek de kurdu misafir eder. Çorbayı uzun ve dar bir kaba koyar. Leylek kendi gagasıyla rahatlıkla içerken, kurt bu kaptan çorbayı içemez. Böylece her ikisi de anlar ki, yaratılış özellikleri birbirinden farklıdır. İşte burada istidat ve fıtrat meselesi ortaya çıkar. Her varlığın kendisine göre bir yaratılış özelliği ve görevi vardır. Bu farklılıkları doğru okumak gerekir. Kâinattaki çeşitlilik, Allah'ın yaratmasının bir parçasıdır. İnsanlar arasında da farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıkları düşmanlık ve çatışma sebebi haline getirmek yerine, yaratılıştaki hikmeti anlamaya çalışmak gerekir. Bir çiçeğin, bir ağacın, bir hayvanın, bir böceğin ve hatta gözle görülmeyen canlıların bile ekosistemde farklı görevleri vardır. Örneğin bir karınca türünün yok olması bile tabiatın dengesinde bazı değişikliklere yol açabilir. Gece ve gündüzün birbirini takip etmesi, mevsimlerin değişmesi, sıcaklıkların farklılaşması ve canlıların birbirleriyle olan ilişkileri hep bir düzen içerisinde gerçekleşmektedir. Gece, kendi vaktinde gelir ve gündüzün yerini alır. Gündüz geldiğinde de gece geri çekilir. Bu düzen büyük bir kavga ve çatışma olmadan devam eder. Mevsimler de böyledir. Kışın ardından bahar, baharın ardından yaz, yazın ardından sonbahar ve tekrar kış gelir. Bu düzenin bozulması, hayatın genel dengesini de etkiler. Öyleyse tesadüf eseri ortaya çıkmış gibi görünen hiçbir varlığı küçümsememek gerekir. Her canlı, Allah'ın yaratmasıyla var olmuş ve kâinattaki düzen içerisinde bir yere sahip olmuştur. Fıtrat ve İnsan Hayatının Değeri Allah'ın yarattığı canlılar arasındaki dengeye bakarak insan hayatının değerini de anlamamız gerekir. Bir canlıya, bir bitkiye, bir bakteriye ve tabiatın en küçük parçalarına kadar yaratılışta bir düzen veren Allah'ın, insan hayatının gelişigüzel şekilde yok edilmesini razı görmeyeceğini düşünmek gerekir. İnsanlar arasındaki farklılıklar, birbirimizi öldürmemiz için bir sebep değildir. Müslüman, Hristiyan, Yahudi veya başka bir inanca mensup olsun; insan hayatının dokunulmazlığı ve haksız yere cana kıymamak, ilâhî ölçüler içerisinde önemli bir esastır. Nitekim Kur'an-ı Kerîm şöyle buyuruyor: أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَن قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَاءتْهُمْ رُسُلُنَا بِالبَيِّنَاتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم بَعْدَ ذَلِكَ فِي الأَرْضِ لَمُسْرِفُونَ Sadakallahul Azîm — Mâide Suresi, 32. Ayet Min ecli zâlike ketebnâ alâ benî İsrâîle ennehu men katele nefsen bi-gayri nefsin ev fesâdin fil-ardı fe-ke-ennemâ katelen-nâse cemîan. Ve men ahyâhâ fe-ke-ennemâ ahyen-nâse cemîan. Ve lekad câethum rusulunâ bil-beyyinâti sümme inne kesîran minhum ba'de zâlike fil-ardı le-müsrifûn. Meali: “İşte bundan dolayı İsrailoğullarına şöyle yazdık: Kim, bir cana karşılık veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın bir cana kıyarsa, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir canı kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık deliller getirdiler. Sonra da onlardan birçoğu bunun ardından yeryüzünde aşırı gidenler oldu.” Sadakallahul Azîm — Mâide Suresi, 32. Ayet أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَلَا تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ وَمَن قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِ سُلْطَانًا فَلاَ يُسْرِف فِّي الْقَتْلِ إِنَّهُ كَانَ مَنْصُورًا Sadakallahul Azîm — İsrâ Suresi, 33. Ayet Ve lâ taktulûn-nefsalletî harramallâhu illâ bil-hakk. Ve men kutile mazlûmen fe-kad cealnâ li-veliyyihî sultânen fe-lâ yusrif fil-katl. İnnehu kâne mensûrâ. Meali: “Allah'ın haram kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, onun velisine bir yetki vermişizdir. Ancak o da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.” Bu ayetler bize insan hayatının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Canlıların yaratılış özellikleri farklı olabilir. Bir yırtıcı hayvanın avlanması ile insanın haksız yere başka bir insanı öldürmesi aynı şey değildir. Hayvan, kendisine verilen fıtrî özellikler içerisinde hareket eder. İnsan ise akıl, irade ve sorumluluk sahibi bir varlıktır. Bu nedenle insan, sahip olduğu irade ve aklı doğru kullanmakla yükümlüdür. ---oOo--- Gaybı Bilmek ve Kehanet Meselesi İnsanların gelecekle ilgili kesin hükümler vermesi konusunda da dikkatli olmak gerekir. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ Sadakallahul Azîm — Neml Suresi, 65. Ayet “Kul: Göklerde ve yerde bulunan hiç kimse gaybı bilemez; ancak Allah bilir. Onlar ne zaman diriltileceklerini de bilemezler.” Bu ayet, gaybın mutlak bilgisinin Allah'a ait olduğunu bildirmektedir. Bu nedenle falcılık, kehanet ve geleceği kesin olarak bildiğini iddia etmek konusunda dikkatli olunmalıdır. İnsanların bilinçaltı üzerinde etkili olan telkinler de vardır. Bir insan kendisine sürekli olarak belirli bir düşünceyi telkin ederse, zaman içerisinde o düşünce davranışlarını etkileyebilir. Bilinçaltı Nedir, Nasıl Çalışır? Bilinçaltını kısaca örneklemek gerekirse, bir buzdağı düşünülebilir. Üstte görünen bölüm bilinçli zihne, suyun altında kalan büyük bölüm ise bilinçaltına benzetilir. İnsan yaşadığı olaylardan, gördüğü ve duyduğu şeylerden etkilenir. Özellikle çocukluk döneminde yaşanan tecrübeler, kişinin ilerleyen yıllardaki davranışlarını etkileyebilir. Çocuk, anne-babasının davranışlarını ve çevresindeki insanların olaylara verdikleri tepkileri gözlemleyerek birçok şeyi öğrenir. İlerleyen yaşlarda kişi, geçmişte yaşadığı bazı olayları ve duyguları farkında olmadan yeni olaylarla ilişkilendirebilir. Bir müzik parçasının insanda geçmişe ait bir duyguyu canlandırması veya belirli bir kokunun eski bir hatırayı ortaya çıkarması buna örnek gösterilebilir. Bu nedenle insanın zihnine yerleşen düşüncelere dikkat etmesi önemlidir. Bilinçaltı ve Telkin İnsan nasıl bir hayat yaşamak istediğini düşünürken kullandığı sözlere ve düşüncelere de dikkat etmelidir. Ancak burada bilinçaltına dair bütün iddiaları kesin bilimsel gerçekler olarak görmemek gerekir. Telkin ve düşüncenin insan davranışları üzerinde etkisi olabilir; fakat “Bilinçaltı söylenen her şeyi mutlaka gerçekleştirir.” şeklindeki kesin ifadeler bilimsel bir gerçek olarak kabul edilmemelidir. Bu konunun asıl önemli tarafı şudur: İnsan kendi zihnini sürekli olumsuz düşüncelerle beslemek yerine, hayırlı ve olumlu hedeflere yönelmeli; Allah'tan hayır istemeli ve bunun için fiilî olarak da gayret etmelidir. Manzara Resimleri ve Bilinçaltı İnsanlar manzara resimlerinden hoşlanabilir ve bunları huzur verici bulabilirler. Deniz, dağ, orman veya gökyüzü görüntüleri insanda sakinlik ve huzur duygusu meydana getirebilir. Fakat bir görüntünün herkes tarafından aynı şekilde algılanacağını söylemek doğru değildir. Bir resim, bir insanda huzur verirken başka bir insanda geçmişte yaşadığı farklı bir hatırayı çağrıştırabilir. Bu nedenle gördüğümüz her şeyin zihnimizde meydana getirdiği etkiye dikkat etmeli, özellikle korku, şiddet veya kötü davranışları sürekli besleyen görüntü ve düşüncelerden uzak durmaya çalışmalıyız. أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ Sadakallahul Azîm — Mâide Suresi, 90. Ayet Yâ eyyühellezîne âmenû innemel-hamru vel-meysiru vel-ensâbu vel-ezlâmu ricsun min ameliş-şeytâni fec-tenibûhu leallekum tuflihûn. Meali: “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” Sadakallahul Azîm — Mâide Suresi, 90. Ayet ---oOo--- Olgunlaşmak ve Fıtrat Bir başka önemli mesele de insanın olgunlaşma sürecidir. Tabiatta birçok şeyin olgunlaşması için zamana ihtiyaç vardır. Henüz yeterince olgunlaşmamış meyveler, uzak yerlere taşınabilmeleri için bazen erken toplanabilir. Muz, üzüm ve benzeri ürünlerde bunun örnekleri görülmektedir. İnsan için ise durum farklıdır. İnsan, yaşadığı tecrübelerle, eğitimle, bilgiyle, ahlâkla ve zaman içerisinde olgunlaşır. Henüz yeterli bilgi ve tecrübe kazanmadan “Ben her şeyi bilirim.” anlayışına kapılmak doğru değildir. İslâm tarihinde Hz. Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in kırk yaşında peygamberlikle görevlendirilmiş olması da insanın hayatındaki olgunlaşma sürecinin önemini düşünmemize vesile olabilir. Burada maksat, gençleri küçümsemek değildir. Gençlerin de çok değerli kabiliyetleri vardır. Ancak yaş, bilgi, tecrübe ve sorumluluk gibi unsurların her biri ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bir insanın küçük yaşta bazı şeyleri öğrenmesi, bütün yönleriyle olgunlaştığı anlamına gelmez. Olgunluk; yalnızca bilgi sahibi olmak değil, bilgiyi hikmetle kullanabilmek, nefsini kontrol edebilmek, insanlara karşı merhametli ve adaletli davranabilmek ve sorumluluk taşıyabilmektir. Bu sebeple Rabbimizden bizlere gerçek anlamda olgunlaşmayı, aklımızı ve ilmimizi doğru kullanmayı nasip etmesini dilemeliyiz. Rabbim sonumuzu hayır eylesin. Rabbim, bizleri fitne ve ayrılıklardan, nefsin ve şeytanın vesveselerinden muhafaza eylesin. Bizlere, yaratılışta koyduğu fıtrata uygun yaşamayı; insanlar arasında düşmanlık değil, adalet, merhamet ve hakkaniyet üzere hareket etmeyi nasip eylesin. Rabbim bizlere, “olmadan oldum” demek yerine sürekli öğrenmeyi, kendimizi geliştirmeyi ve nefsimizi terbiye etmeyi nasip eylesin. ---oOo--- Dua اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ “Allah'ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle.” وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ Ve âhiru da'vâhum enil-hamdü lillâhi Rabbil-âlemîn. Âmin. El-Fâtiha maassalavât. سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbü ileyk. --OoO-- Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca Schrems, 2 Ocak 2016 Cumartesi Original Kar © glan |