Rashit Tunca Board
Fatma Kızım Üç Yerde Kimseyi Hatırlamam Nefsini Rabbinden Satın Al - Yazdırılabilir Versiyon

+- Rashit Tunca Board (https://rashittunca.com)
+-- Forum: RASiT TUNCA (https://rashittunca.com/forumdisplay.php?fid=9)
+--- Forum: KAROGLAN RAŞiT TUNCA (https://rashittunca.com/forumdisplay.php?fid=220)
+---- Forum: Raşit Tunca Makaleleri (https://rashittunca.com/forumdisplay.php?fid=595)
+---- Konu: Fatma Kızım Üç Yerde Kimseyi Hatırlamam Nefsini Rabbinden Satın Al (/showthread.php?tid=43956)



Fatma Kızım Üç Yerde Kimseyi Hatırlamam Nefsini Rabbinden Satın Al - Raşit Tunca - 09-06-2026

   

ÜÇ YERDE KİMSE KİMSEYİ HATIRLAMAZ HADİSİ VE ŞEFAAT GERÇEĞİ

İnsan dünyada kendisini ailesiyle, dostlarıyla, yakınlarıyla ve sevdikleriyle güvende hissedebilir. Fakat kıyamet günü geldiğinde insanın karşılaşacağı hesap, dünyadaki hiçbir yakınlığa benzemez.

O gün herkes kendi hesabının derdine düşecektir.

Bu konuda Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) bizlere çok önemli bir uyarısı vardır:

“Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz.”

Bu hadis-i şerif, insanın kıyamet gününde kendi ameli ve hesabıyla ne kadar ciddi bir şekilde karşı karşıya kalacağını anlatmaktadır.

ÜÇ YERDE KİMSE KİMSEYİ HATIRLAMAZ

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz:

1. Mîzanın yanında; tartısının ağır mı, hafif mi olduğunu öğreninceye kadar.

2. Sahifelerin uçuştuğu zaman; amel defterinin nereye düşeceğini, sağına mı, soluna mı, yoksa arkasına mı verileceğini öğreninceye kadar.

3. Sırat'ın yanında; cehennemin iki yakası üzerine kurulduğunda, onu geçinceye kadar.”


(Ebû Dâvûd, Kitâbü's-Sünne, 4755)

Burada anlatılmak istenen, kıyamet gününün dehşeti içerisinde insanın kendi akıbetiyle meşgul olacağıdır.

Dünyada insan:

“Benim babam şudur.”

“Ben falancanın oğluyum.”

“Ben filan kişinin talebesiyim.”

“Ben filan mürşidin müridiyim.”

“Ben Peygamberin ümmetindenim.”

diyerek kendisine bir güven duygusu oluşturabilir.

Fakat kıyamet gününde asıl mesele, kişinin Allah'a karşı kulluk vazifesini nasıl yerine getirdiğidir.

MÎZAN VE AMELLERİN TARTILMASI

Mîzan, İslam inancında âhirete imanla ilgili önemli meselelerden biridir.

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

“Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Artık hiçbir kimse hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacaktır. Yapılan şey bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa onu getiririz. Hesap görücü olarak biz yeteriz.”

(Enbiyâ, 47)

Bu ayet, kıyamet günü yapılan amellerin karşılığının görüleceğini bildirmektedir.

İşte insan, Mîzanın başında kendi hesabının ne durumda olduğunu beklerken, başkasının hesabıyla meşgul olacak durumda olmayacaktır.

Çünkü o gün insanın en büyük meselesi, kendi kurtuluşudur.

AMEL DEFTERİ SAĞDAN MI, SOLDAN MI?

Kıyamet gününde insanların amel defterlerinin kendilerine verileceği ve bunun onların akıbetleri açısından büyük önem taşıyacağı Kur'an-ı Kerim'de bildirilmiştir.

İnsan kendi amel defterinin nasıl verileceğini beklerken, artık dünyadaki makamının, soyunun, servetinin ve şöhretinin hiçbir anlamı kalmayacaktır.

İnsanın yanında götürebileceği şey, dünyada yaptığı amelleridir.

SIRAT'IN ÜZERİNDE

Hadis-i şerifte bildirilen üçüncü yer ise Sırat'ın yanıdır.

Cehennem üzerine kurulacağı bildirilen Sırat'tan geçiş sırasında insan yine kendi akıbetiyle meşgul olacaktır.

İşte hadis-i şerifte geçen üç büyük makam:

Mîzan,

Amel defterinin verilmesi,

Sırat.


Bu üçü, insanın kıyamet günündeki büyük imtihanını ve kendi hesabıyla baş başa kalacağı anları hatırlatmaktadır.

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN KIZI FATIMA'YA UYARISI

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), en yakın akrabalarını dahi Allah'a kulluk konusunda uyarmıştır.

Kur'an-ı Kerim'de:

“En yakın akrabalarını uyar.”

buyurulmuştur.

(Şuarâ, 214)

Bu ilahî emir doğrultusunda Peygamber Efendimiz, kendi ailesini ve yakınlarını da uyarmıştır.

Bu uyarının en önemli mesajlarından biri şudur:

Hiç kimse soyuna, nesebine, makamına veya bir başkasına güvenerek Allah'a karşı kulluk sorumluluğunu terk etmemelidir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yakınlarına hitaben, kişinin kendi nefsini Allah'a karşı sorumluluklarını yerine getirerek kurtarması gerektiğini hatırlatmıştır.

Bu anlamdaki rivayetlerde Hz. Fatıma'ya da özel olarak:

“Ey Muhammed'in kızı Fatıma! Nefsini Allah'tan satın almaya bak; zira ahirette senin adına bir şey yapamam.”

buyurduğu aktarılmıştır.

(Müslim, Îmân, 89)

Buradaki maksat, Peygamber Efendimiz'in şefaatinin olmayacağını bildirmek değildir.

Tam tersine, insanın önce kendi kulluk vazifesini yerine getirmesi ve Peygamber yakınlığına güvenerek ibadetlerini terk etmemesi gerektiğini öğretmektir.

PEYGAMBER EFENDİMİZ AKRABALARINI NEDEN UYARDI?

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendi akrabalarını dahi uyarmıştır.

Hatta Hz. Safiyye'ye ve Hz. Fatıma'ya da Allah'a karşı kulluk vazifelerini yerine getirmelerini hatırlatmıştır.

Bunun çok önemli bir hikmeti vardır:

Allah katında insanı kurtaracak olan sadece soy ve nesep değildir; iman, kulluk, salih amel ve Allah'ın rahmetidir.

Bir insan:

“Ben falancanın çocuğuyum.”

“Ben falanca mürşidin müridiyim.”

“Ben falanca âlimin talebesiyim.”

diyerek kendi sorumluluğunu başkasının üzerine bırakamaz.

Çünkü herkes kendi kulluğundan sorumludur.

PEKİ ŞEFAAT VAR MIDIR?

Burada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır:

Eğer kıyamet günü herkes kendi hesabıyla meşgul olacaksa, şefaat nasıl olacaktır?

Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde şefaat konusu açıkça ele alınmıştır.

Kur'an'da:

“O'nun izni olmadan katında kim şefaat edebilir?”

buyurulmaktadır.

(Bakara, 255)

Bu ayet bize çok önemli bir ölçü vermektedir:

Şefaat vardır; fakat şefaat Allah'ın iznine bağlıdır.

Hiç kimse Allah'ın hükmüne rağmen veya Allah'tan bağımsız olarak kendi başına şefaat edemez.

Kur'an'da ayrıca:

“O gün Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.”

buyurulmaktadır.

(Tâhâ, 109)

Yine:

“Onlar, Allah'ın razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler.”

buyurulmaktadır.

(Enbiyâ, 28)

Bütün bunlar bize şefaatin Allah'ın iznine ve rızasına bağlı olduğunu göstermektedir.

ŞEFAAT, ALLAH'IN HÜKMÜNE KARŞI DEĞİLDİR

Şefaat, Allah'ın hükmüne müdahale etmek değildir.

Allah Teâlâ dilediği kuluna şefaat etme izni verebilir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) başta olmak üzere, Allah'ın izin verdiği kimselerin şefaat etmesi İslam inancında Allah'ın rahmetinin bir tecellisi olarak anlaşılmıştır.

Fakat burada çok önemli bir denge vardır:

Şefaat ümidi vardır diye kulluk terk edilemez.

İnsan:

“Nasıl olsa falanca bana şefaat eder.”

diyerek namazını, orucunu, tövbesini, zikrini ve Allah'a karşı diğer sorumluluklarını terk edemez.

Peygamber Efendimiz'in kendi kızı Hz. Fatıma'yı dahi uyarmasının hikmeti budur.

“NEFSİNİ ALLAH'TAN SATIN AL” NE DEMEKTİR?

“Nefsini Allah'tan satın almak” ifadesini anlamanın en güzel yollarından biri, insanın kendisini Allah'a kulluk yoluna adamasıdır.

Kul:

imanını korumalı,

ibadetlerini yerine getirmeli,

haramlardan sakınmalı,

helallere dikkat etmeli,

nefsini terbiye etmeli,

tövbe etmeli,

Allah'ı zikretmeli,

güzel ahlâka yönelmeli

ve ölüm gelmeden önce kendisini hesaba çekmelidir.


Çünkü ahiret hazırlığı ölümden sonra değil, ölümden önce yapılır.

SOY, NESİP VE MANEVÎ BAĞ TEK BAŞINA YETERLİ Mİ?

İnsanların büyük zatlara, âlimlere, mürşitlere ve salih kimselere sevgi ve hürmet beslemesi güzel bir şey olabilir.

Fakat bu sevgi, kişinin kendi kulluk vazifesini terk etmesine sebep olmamalıdır.

Bir kimse:

“Ben falanca mürşidin dervişiyim.”

“Ben falanca büyük zatın neslindenim.”

“Ben filan zatın talebesiyim.”

diyerek namazı, orucu, zikri, güzel ahlâkı ve şeriatın emirlerini ihmal ederse, bu sözlerin kendisini kurtaracağını düşünmemelidir.

Asıl mesele, insanın bağlı olduğunu söylediği yolun gereğini gerçekten yaşayıp yaşamadığıdır.

Nitekim tasavvuf geleneğinde de zühd, takva, güzel ahlâk ve salih amel üzerinde önemle durulmuştur.

Bu konuda şu anlamlı söz aktarılır:

“Gurrab gibi ötme ile,
Tembel tembel yatma ile,
Helal haram yutma ile,
Cennet cemal bulunur mu?”


Yani sadece sözle, iddia ile veya bir isme bağlanmakla hedefe ulaşılmaz.

Amel gerekir, samimiyet gerekir, kulluk gerekir.

HZ. MEVLÂNÂ'NIN OĞLUNA NASİHATİ

Hz. Mevlânâ'ya nispet edilen bazı menkıbelerde, oğlu Emir Âlim Çelebi'nin ibadetleri konusunda kendisine nasihat ettiği anlatılır.

Bu anlatılarda Hz. Mevlânâ'nın oğluna verdiği temel mesaj şudur:

“Bana güvenme; Allah'a kulluk etmeye çalış.”

Bu anlayış, Peygamber Efendimiz'in yakınlarına yaptığı uyarıyla aynı temel noktaya işaret eder:

İnsan, Allah'a karşı kendi sorumluluğunu yerine getirmelidir.

Soyun, nesebin, makamın veya bir büyüğe olan yakınlığın tek başına yeterli olmadığı anlatılmaktadır.

İnsanın gerçek üstünlüğü Allah'a kulluk ve takva ile ilgilidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN AİLESİNDEKİ HAŞYET

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hayatına baktığımızda, O'nun Allah'a karşı ne kadar derin bir haşyet ve kulluk içerisinde olduğunu görürüz.

Namazı, duası, zikri, gözyaşı ve Allah'a yönelişi, ümmetine de büyük bir örnek olmuştur.

Bu sebeple Peygamber Efendimiz'in ailesinde de Allah'a karşı kulluk, ibadet, takva ve ahiret bilinci önemli bir yer tutmuştur.

Peygamber Efendimiz sadece sözleriyle değil, yaşantısıyla da ümmetine kulluğun nasıl olması gerektiğini öğretmiştir.

ŞEFAAT ÜMİT, KULLUK SORUMLULUKTUR

Burada iki meseleyi birbirinden ayırmak gerekir:

Şefaat ümidi vardır.

Kulluk sorumluluğu vardır.

Bunlar birbirine zıt değildir.

Mümin Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.

Aynı zamanda günahlarına güvenip kulluğu da terk etmez.

Ne yalnızca kendi ameline güvenmeli, ne de şefaat ümidiyle ameli terk etmelidir.

Çünkü nihai hüküm Allah'ındır.

Cennet de O'nun emrindedir, cehennem de O'nun emrindedir.

Şefaat de O'nun izniyledir.

Rahmet de O'nundur.

Bağışlama da O'nundur.

SONUÇ OLARAK

“Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz” hadis-i şerifi, insanı ümitsizliğe düşürmek için değil, dünyadayken kendisine gelmesi ve ahiret için hazırlık yapması için büyük bir ikazdır.

Dünyada insanın yanında ailesi, dostları, malı, makamı ve itibarı olabilir.

Fakat kıyamet gününde insan kendi hesabıyla karşı karşıya kalacaktır.

Bu nedenle insan, daha dünyadayken nefsini Allah'a teslim etmeli, kulluk vazifesini yerine getirmeli ve ahiret hazırlığını yapmalıdır.

Şefaat haktır; fakat şefaat Allah'ın iznine bağlıdır.

Peygamber Efendimiz'in şefaati bir rahmet ve büyük bir ümit kapısıdır.

Fakat bu ümit, insanı tembelliğe değil, daha güzel kulluğa sevk etmelidir.

Çünkü Peygamber Efendimiz'in kendi ailesine yaptığı uyarının özü şudur:

“Bana güvenerek kulluğunu terk etme; Rabbine karşı vazifeni yerine getir.”

İnsan dünyadayken kendisini hesaba çekmelidir.

Bugün amel defterimizi kendimiz okuyabiliyorken, yarın onun nereden verileceğini beklememeliyiz.

Bugün Mîzan kurulmamışken amellerimizi düzeltmeliyiz.

Bugün Sırat'ın başında değilken yolumuzu düzeltmeliyiz.

Çünkü kıyamet günü geldiğinde artık imtihan sona ermiş, hesap başlamış olacaktır.

Rabbim bizleri dünyada iken nefsini Allah'a teslim eden, kulluk vazifesini yerine getiren, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) sünnetine ve güzel ahlâkına sarılan, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyen ve ahirette şefaatine nail olan kullarından eylesin.

Âmin.

---

Derleme Makalelerim

Raşit Tunca

Schrems, 31.12.2022