Dün, 03:48 AM
Zamanın Ruhu Nedir? Ve Bu Zamanın Ruhu Kimdir?
(Kar©glan'ın 5 Mart 2016 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً
Sadakallahul Azîm – İsrâ Suresi, 85. Ayet
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Ve yes'elûneke anir-rûh. Kulir-rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtüm minel-ilmi illâ kalîlâ.
Meali:
“Sana ruh hakkında soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size ise pek az bilgi verilmiştir.”
Sadakallahul Azîm – İsrâ Suresi, 85. Ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem
Yahudilerden bir grup Peygamber Efendimiz'e ruh hakkında soru sormayı konuştu. Bunun üzerine Resûlullah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'e ruh hakkında soru sordular. Bir müddet sessiz kaldıktan sonra kendisine vahyedilen şu ayeti okudu:
“Sana ruh hakkında soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size pek az bilgi verilmiştir.”
Rivayet eden: İbn Mes'ud Radıyallâhu Anh.
Kaynaklar: Buhârî, İlim 47; Tefsîr, Benî İsrâil 13; İ'tisâm 3; Tevhîd 28-29. Müslim, Münâfikûn 32 (2794). Tirmizî, Tefsîr 3140.
İbn Abbas Radıyallâhu Anh'a ruh sorulduğunda şöyle cevap verdi:
“Ruh, Rabbimin emrindendir. Siz bu meseleye tam olarak ulaşamazsınız. Bu konuda Allah'ın söylediğinden ve Peygamber'in bildirdiğinden fazlasını söylemeyin. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.”
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
اللَّهُ يَتَوَفَّى الْأَنفُسَ حِينَ مَوْتِهَا وَالَّتِي لَمْ تَمُتْ فِي مَنَامِهَا فَيُمْسِكُ الَّتِي قَضَى عَلَيْهَا الْمَوْتَ وَيُرْسِلُ الْأُخْرَى إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Allâhu yeteveffel enfuse hîne mevtihâ velletî lem temut fî menâmihâ, fe yumsikulletî kadâ aleyhâl mevte ve yursilul uhrâ ilâ ecelin musemmâ. İnne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn.
Sadakallahul Azîm – Zümer Suresi, 42. Ayet
Meali:
“Allah, ölen insanların ruhlarını öldüklerinde alır; ölmeyenlerin ruhlarını da uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini ise belirlenmiş bir süreye kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.”
Sadakallahul Azîm – Zümer Suresi, 42. Ayet
“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”
Yolculuğumuza Başlıyoruz
Hadis-i Şeriflerde Ruh
“Ruhlar toplu cemaatlerdir. Onlardan birbirleriyle tanışanlar kaynaşır, tanışmayanlar ise ayrılırlar.”
(Buhârî, Enbiyâ 1; Müslim, Birr 159)
Bir diğer hadis-i şerifte insanın anne rahmindeki yaratılış safhalarından bahsedilir. Kırk günlük dönemlerden sonra alaka ve mudğa safhalarının geldiği, ardından meleğin gönderilerek bazı hususların yazılmasının emredildiği ve ruh üflenmesinden söz edilir.
(Buhârî, Enbiyâ 1, Kader 1, Tevhîd 28; Müslim, Kader 1; Ebû Dâvûd, Sünnet 16; Tirmizî, Kader 4; İbn Mâce, Mukaddime 10; Ahmed b. Hanbel, I/382)
Bir başka rivayette müminin ruhunun ölümünden sonra karşılanmasından ve göğe yükseltilmesinden bahsedilir. Kötü kişinin ruhu hakkında da farklı bir şekilde muamele edildiği anlatılır.
(Müslim, Cennet 75, hadis no: 2872)
Yine bir hadis-i şerifte kişinin ölümünden sonra kendisine varacağı yerin gösterilmesinden söz edilir.
(Tirmizî, Cenâiz 70)
Bedir Savaşı'nda öldürülen Kureyşlilerin cesetleri bir kuyuya bırakıldığında Peygamber Efendimiz onlara hitap etmiş, Hz. Ömer Radıyallâhu Anh bunun üzerine nasıl hitap ettiğini sormuştur. Resûlullah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem ise onların kendisinin söylediklerini işitme bakımından yaşayanlardan farklı olmadığını, ancak cevap veremediklerini bildirmiştir.
(Müslim, Cennet 76-77; Buhârî, Cenâiz)
Allah'ın Rasûlü Sallallâhü Aleyhi ve Sellem, kabristandan geçerken selâm vermeyi de öğretmiştir:
“Esselâmü aleyküm dâre kavmin mü'minîn.”
“Selâm size ey müminler yurdunun sakinleri.”
(Müslim, Cenâiz 102; Ebû Dâvûd, Cenâiz 79; Nesâî, Tahâret 109; İbn Mâce, Cenâiz 36)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا
Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Meali:
“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene andolsun.”
Şems Suresi, 7. Ayet
---oOo---
ALINTI
Biz peygamberlerin ve imamların bedenlerini görmedik. Fakat onlar hakkında sahip olduğumuz bilgiler, yalnızca bedenlerinin özelliklerinden ibaret değildir. Onları tanımamızda ruhani vasıfları da önemlidir.
İki kardeş birbirine son derece benzediği hâlde karakterleri ve ruh hâlleri birbirinden çok farklı olabilir.
İnsanın dış görünüşü ile ruh hâli arasında bazı benzerlikler bulunduğu düşünülmüş ve feraset sahiplerinin insanın hâllerini bedenindeki bazı işaretlerden anlamaya çalıştıkları ifade edilmiştir.
Meleklerin ve cinlerin bedenlerinin insan bedeninden farklı olduğu, buna rağmen birbirlerinden ayırt edilebildikleri de tasavvufî eserlerde anlatılmaktadır.
ALINTI SONU
Daha önceki sohbetlerimizde “Ruh Babası” şeklinde ifade ettiğimiz bir kavramdan bahsetmiştik.
Buradaki “Ruh Babası” ifadesini, doğrudan biyolojik veya tıbbi bir görevli olarak değil, vaazımızdaki tasavvufî ve işarî bir temsil olarak anlamak gerekir.
Bu temsil içerisinde, anne karnındaki çocuğun yaratılışının çeşitli safhaları üzerinde düşünülmekte ve insanın bedenî özellikleriyle ruhî yönü arasında manevi bir bağ kurulmaktadır.
İnsan bedeninin oluşumunda anne ve babanın biyolojik katkıları olduğu gibi, insanın karakterinin ve hayatının oluşumunda da çevre, eğitim, aile, genetik özellikler ve kişinin kendi tercihleri etkili olur.
Vaazdaki “ruh babaları” kavramı ise bu çok yönlü oluşumu manevî bir dille açıklamaya çalışan sembolik bir anlatımdır.
Bu sebeple saç, diş, göz, kulak, karakter veya başka organların ayrı ayrı görünmez varlıklar tarafından yapıldığı şeklindeki ifadeleri tıbbi bir bilgi olarak değil, vaazın işarî anlatımı olarak değerlendirmek gerekir.
İnsan ve Yaratılış Üzerine
İnsanın yaratılışı hakkında düşünürken, her şeyi Allah'ın yaratması gerçeğini unutmamak gerekir.
Anne rahmi yaratılışın önemli bir safhasıdır. Baba ve annenin biyolojik katkıları, beslenme, genetik yapı ve doğumdan sonraki eğitim ve çevre, insanın hayatında etkili olur.
Tasavvufî açıdan ise bunların tamamının üzerinde Allah'ın yaratma kudreti ve hikmeti vardır.
Bu nedenle insan kendisini sadece maddî bedeninden ibaret görmemeli; ruhunu, nefsini, aklını ve sorumluluğunu da düşünmelidir.
---oOo---
Rivayet Olarak Aktarılan Bir Söz
Vaazlarda ve bazı tasavvufî eserlerde Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'e nispet edilen çeşitli rivayetler aktarılmaktadır.
Bunlardan birinde “latif bir cevher” şeklinde başlayan ve Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali'nin yanı sıra çeşitli sembollerle bağlantılar kuran bir anlatım bulunmaktadır.
Bu rivayetin sıhhatini kesin bir hadis olarak kabul etmek yerine, burada geçtiği şekliyle tasavvufî bir anlatım olarak değerlendirmek daha doğru olur.
Aynı şekilde “Pirinci dökmeden yiyin” şeklindeki söz de burada sembolik bir anlam içerisinde ele alınmaktadır.
Vaazdaki yorumda pirinç, dişler ve Hz. Ali'nin “Esedullah” oluşu arasında sembolik bağlantılar kurulmaktadır.
Bu tür bağlantılar tasavvufî işaret ve temsil olarak anlaşılmalı, Kur'an'ın veya sahih hadislerin kesin tefsiri olarak sunulmamalıdır.
---oOo---
İnsan, Hayvanlar ve Yaratılış Üzerine
İnsan ile hayvanlar arasındaki benzerlikler üzerinden insanın yaratılışı hakkında farklı görüşler ortaya atılmıştır.
Bu konuda benim burada vurgulamak istediğim nokta şudur:
İnsan sadece fiziksel özellikleriyle değerlendirilmemelidir.
İnsanın aklı, iradesi, sorumluluğu, ahlâkı ve manevî yönü vardır.
Hayvanlardaki bazı özellikleri insanın organları ve karakterleriyle sembolik olarak ilişkilendirmek mümkündür. Örneğin bazı hayvanların çevikliği, gücü, görüşü veya başka özellikleri insan için temsilî bir ders olarak ele alınabilir.
Fakat bu sembolleri biyolojik gerçeklik gibi değerlendirmemek gerekir.
İnsanın yaratılışı Allah'ın kudreti içerisindedir.
---oOo---
Âdem Aleyhisselâm ve Yeryüzündeki Hayat
İnsanların yeryüzündeki ilk dönemleri hakkında konuşurken, bugünkü hayat şartlarını geçmişe aynen taşımamak gerekir.
İlk insanların hayatında tabiatla mücadele, barınma, yiyecek bulma ve korunma gibi meseleler vardı.
Hayvanların farklı iklimlerde farklı özellikler geliştirmesi de yaratılışta gözlemlenen bir durumdur.
Ancak insanın yaratılışını yalnızca dış görünüş üzerinden değerlendirmek yeterli değildir.
Hz. Âdem Aleyhisselâm'ın yeryüzündeki hayatını düşünürken, insanın öğrenen, taklit eden, araştıran ve ihtiyaçlarına göre araçlar geliştiren bir varlık olduğunu da görürüz.
İnsan zaman içerisinde barınmayı, avlanmayı, üretmeyi, giyinmeyi ve çeşitli araçlar kullanmayı öğrenmiştir.
Buradan alınacak ders şudur:
İnsan, kendisine verilen akıl ve irade sayesinde dünyayı öğrenir ve imar eder.
---oOo---
[attachment=38469]
Nefs-i Kâmil – Nefs-i Kâmile Nedir?
Tasavvuf derslerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Daha önce Râzıye ve Marzıyye makamlarından bahsetmiş, ardından Mürşid-i Kâmil, Nefs-i Kâmil ve Nefs-i Kâmile konularına gelmiştik.
Öncelikle nefis, vücut denilen aracı kullanan sürücüye, yani şoföre benzetilebilir.
İnsan bu beden ve nefisle yaptığı işlerden sorumlu olduğu için nefsin terbiye edilmesi gerekir.
Yabani bir atın eğitilip binilebilir hâle getirilmesi gibi, insanın nefsi de terbiye edilmelidir.
İslâm'ın emirleri bu terbiyenin önemli bir parçasıdır.
Namaz, oruç, helal ve haram hassasiyeti insana iradesini kullanmayı öğretir.
Oruç ile insan, helal olan bazı şeylerden bile belirli bir süre uzak durmayı öğrenir. Böylece nefis üzerinde irade ve kontrol kazanır.
İnsan haram karşısında da aynı şekilde “fren yapmayı”, yani nefsinin arzusunu durdurmayı öğrenir.
Nefis terbiye oldukça insanın makamı da yükselir.
Nefs-i Kâmil – Nefs-i Kâmile Nedir Denilince
Nefs-i Marzıyye makamına ulaşmış ve Allah'ın razı olduğu kulluk anlayışını öğrenmiş olan kişi, Allah'ın isim ve sıfatları üzerinde tefekkür ederek kemale doğru yolculuğuna devam eder.
Önce Rahmân ismini anlamaya çalışır.
Rahmân ismini anlamak, babalık ve sorumluluk gibi kavramlar üzerinden temsil edilebilir.
İnsan bazen sahip olduğu bir nimetin kıymetini, o nimeti kaybettiğinde daha iyi anlayabilir.
Babalığı anlamak için babalık sorumluluğunu; anneliği anlamak için annelik sorumluluğunu düşünmek gerekir.
Zıtların ve farklılıkların kıymeti bazen yokluklarıyla anlaşılır.
Bir insanın hayatında anne, baba, evlat, aile, sağlık ve benzeri nimetlerin kıymeti, onların yokluğunda daha açık şekilde anlaşılabilir.
Bundan sonra El-Alîm ismini düşünür.
İlmin önemini anlayan kişi, bilgisizliğin insanı nasıl zor durumda bıraktığını da anlar.
Daha sonra El-Hakîm ismi üzerinde tefekkür edilir.
Hâkimlik, adalet ve hikmet kavramları üzerinden insanın nasıl hükmetmesi gerektiği öğrenilir.
Bir insan kendisine verilen yetkiyi adalet için kullanırsa kemale doğru ilerler. Fakat hakkı çiğner ve zulmederse kendi makamının hakkını verememiş olur.
Yine Er-Raşîd ismi üzerinde düşünüldüğünde, doğru yolu göstermek ve insanlara rehberlik etmek sorumluluğu ortaya çıkar.
İlim sahibi olan kişinin öğrendiğini başkalarına aktarması, ilminin hakkını vermesinin bir parçasıdır.
İnsanlara öğretmek, yetiştirmek ve rehberlik etmek de büyük bir sorumluluktur.
Böylece insan Allah'ın isimleri üzerinde tefekkür ederek hayatın farklı alanlarında yeni dersler öğrenir.
Bu yolculuğun sonu yoktur.
Allah'ın isimleri ve sıfatları üzerinde tefekkür eden insan, her gün yeni bir anlam ve yeni bir hikmet keşfedebilir.
Nefsin terbiyesi de böyle bir yolculuktur.
Nefs-i Kâmil ve Nefs-i Kâmile Üzerine İşarî Anlatım
Vaazdaki anlatımda Nefs-i Kâmil ve Nefs-i Kâmile, erkeklik-dişilik, Rahmân-Rahîm, çıkıntı ve girinti gibi semboller üzerinden açıklanmaktadır.
Bunları biyolojik bir dönüşüm veya insanın başka bir bedende yeniden doğması şeklinde değil, tasavvufî bir temsil olarak anlamak gerekir.
İnsan bazı dersleri öğrenir, bazı derslerde zorlanır. Hayatında karşılaştığı imtihanlar da ona eksiklerini fark ettirebilir.
Temizlik konusunda ders alması gerekiyorsa temizlikle; adalet konusunda ders alması gerekiyorsa adaletle; merhamet konusunda ders alması gerekiyorsa merhametle imtihan olabilir.
Buradaki “yeniden doğmak” ifadesi de manevî yenilenme ve yeni bir anlayış kazanma şeklinde anlaşılabilir.
Allah'ın isimlerini öğrenmek, yalnızca isimleri ezberlemek değil; o isimlerin gerektirdiği ahlâkı ve kulluk şuurunu hayatımıza taşımaktır.
Esmaü'l-Hüsnâ'yı öğrenmek de bu açıdan insanın Allah'ı tanımasına ve kulluğunu güzelleştirmesine vesile olur.
Rabbim hepimizi bilgisizlikten, kibirden, nefsin aldatmasından ve hakikati yanlış anlamaktan muhafaza eylesin.
Bu makama ulaşanların makamı mübarek olsun.
[attachment=38468]
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
E lem a'hed ileyküm yâ benî Âdeme en lâ ta'büdüş-şeytân, innehû leküm adüvvün mübîn.
Sadakallahul Azîm – Yâsîn Suresi, 60. Ayet
Meali:
“Ey Âdemoğulları! Ben size, ‘Şeytana kulluk etmeyin; çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır’ diye emretmedim mi?”
Sadakallahul Azîm – Yâsîn Suresi, 60. Ayet
---oOo---
Sinüs, Kosinüs ve Tangent Üzerinden Temsilî Anlatım
Daha önceki vaazlarımızda bazı matematik kavramlarını varlıkların konumlarını anlatmak için temsil olarak kullanmıştık.
Sinüs ve kosinüs, geometrik olarak açıların ve oranların hesaplanmasında kullanılan matematiksel kavramlardır.
Tanjant ve kotanjant da matematikte açı ve oranlarla ilgili kavramlardır.
Vaazdaki anlatımda bu kavramlar dünya üzerinde, dünya çevresinde ve dünya dışında düşünülen varlıkları sembolik olarak sınıflandırmak için kullanılmaktadır.
Burada önemli olan şudur:
Bu anlatım matematiksel veya fiziksel bir sınıflandırma değildir. Sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjant kavramlarının melekleri, cinleri veya şeytanları fiziksel olarak sınıflandırdığı şeklinde bilimsel bir sonuç çıkarılamaz.
Bunlar vaazdaki tefekkür ve temsil dili içerisinde kullanılmaktadır.
Şeytan ve İnsan
Kur'an-ı Kerim'de şeytanın insan için apaçık bir düşman olduğu bildirilmiştir.
Bu düşmanlığı, insanın nefsine vesvese vermesi, kötülüğü güzel göstermesi ve insanı Allah'ın yolundan uzaklaştırmaya çalışması şeklinde anlamak gerekir.
İnsan bazen kötülüğü kendi iradesiyle işler, bazen de nefsinin ve şeytanın vesvesesine uyar.
Bu nedenle insanın en büyük mücadelesi kendi nefsiyle ve onu kötülüğe çağıran vesveselerle mücadelesidir.
Şeytanı radyoaktif bir varlık, fiziksel bir enerji dalgası veya uzaydan gelen bir canlı olarak değerlendirmek Kur'an'ın bize verdiği temel bilginin ötesine geçer.
Bizim için asıl önemli olan, şeytanın insanı hakikatten uzaklaştıran vesvesesine karşı uyanık olmaktır.
Kötülük bir insandan başka bir insana geçebilir; fakat bunun sebebini mutlaka görünmez bir varlığın o kişinin bedenine girmesi şeklinde açıklamak gerekmez.
İnsan kötü bir örneği taklit edebilir, kötü bir çevrenin etkisinde kalabilir veya kendi iradesiyle kötülüğü seçebilir.
Bundan dolayı insanın sorumluluğu devam eder.
Pekmez ve Tahin Temsili
Pekmez ile tahini karıştırdığımızda yeni bir karışım ortaya çıkar. Fakat onu meydana getiren unsurlar tamamen ortadan kalkmaz.
İnsan da anne ve babanın biyolojik katkılarıyla dünyaya gelir. Beslenme, genetik yapı, çevre ve eğitim onun gelişiminde etkili olur.
Tasavvufî açıdan ise insanın bütün bu sebeplerin üzerinde Allah'ın yaratmasıyla var olduğunu düşünürüz.
Vaazdaki “ruh babaları” kavramı da insanın farklı özelliklerini sembolik olarak açıklamak için kullanılan bir kavramdır.
İnsanın aklı, karakteri, yetenekleri, davranışları ve hayatındaki yönelişleri üzerinde aile, çevre, eğitim, yaratılış özellikleri ve kendi iradesi birlikte etkili olur.
Bu sebeple insanın kötülüğünü veya iyiliğini tek bir görünmez varlığa bağlamak yerine, insanın kendi sorumluluğunu da unutmamak gerekir.
---oOo---
Zamanın Ruhuna Gelince
Zamanın ruhu kavramı üzerinde düşündüğümüzde, her çağın kendine özgü bir imtihanı, anlayışı ve ihtiyacı olduğunu görürüz.
Vaazdaki işarî anlatımda “zamanın ruhu” Mehdi Aleyhisselâm kavramıyla ilişkilendirilmektedir.
Bu yaklaşım, kıyamet ve ahir zaman anlayışı içerisinde yapılan tasavvufî bir yorumdur.
Allah'ın güzel isimlerinin insanda kemal bulması ise insanın o isimlerin anlamlarını öğrenmesi ve hayatında güzel ahlâka dönüştürmesi şeklinde anlaşılabilir.
Bir insan bir isim üzerinde mahir olabilir; bir başkası birkaç isim üzerinde daha fazla tefekkür edebilir.
Fakat Esmâü'l-Hüsnâ'nın tamamını bilmek ve anlamak insan için büyük bir manevî yolculuktur.
Bu nedenle zamanın ruhunu anlamak, yalnızca gelecekte ortaya çıkacak bir kişiyi beklemekten ibaret değildir.
Asıl mesele, içinde yaşadığımız zamanın imtihanlarını anlamak ve Allah'ın razı olacağı şekilde yaşamaktır.
Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed.
---oOo---
Rabbim, şeytanın ve nefsimizin şerrinden beni ve cemaatimi muhafaza eylesin.
Bizleri hakikati arayan, ilmi doğru kullanan, Allah'ın dostlarına hürmet eden ve insanlara zarar vermekten sakınan kullarından eylesin.
Bizi süflî hâllerden uzaklaştırıp, meleklerin temsil ettiği hayır, rahmet ve nur yolunda desteklesin.
---oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ
“Allah'ım! Bizlere hakkı hak olarak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl olarak gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle.”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil-hamdü lillâhi Rabbil âlemîn. Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik. Eşhedü en lâ ilâhe illâ ente. Estağfiruke ve etûbü ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 5 Mart 2016
Original Kar © glan
(Kar©glan'ın 5 Mart 2016 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً
Sadakallahul Azîm – İsrâ Suresi, 85. Ayet
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Ve yes'elûneke anir-rûh. Kulir-rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtüm minel-ilmi illâ kalîlâ.
Meali:
“Sana ruh hakkında soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size ise pek az bilgi verilmiştir.”
Sadakallahul Azîm – İsrâ Suresi, 85. Ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem
Yahudilerden bir grup Peygamber Efendimiz'e ruh hakkında soru sormayı konuştu. Bunun üzerine Resûlullah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'e ruh hakkında soru sordular. Bir müddet sessiz kaldıktan sonra kendisine vahyedilen şu ayeti okudu:
“Sana ruh hakkında soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size pek az bilgi verilmiştir.”
Rivayet eden: İbn Mes'ud Radıyallâhu Anh.
Kaynaklar: Buhârî, İlim 47; Tefsîr, Benî İsrâil 13; İ'tisâm 3; Tevhîd 28-29. Müslim, Münâfikûn 32 (2794). Tirmizî, Tefsîr 3140.
İbn Abbas Radıyallâhu Anh'a ruh sorulduğunda şöyle cevap verdi:
“Ruh, Rabbimin emrindendir. Siz bu meseleye tam olarak ulaşamazsınız. Bu konuda Allah'ın söylediğinden ve Peygamber'in bildirdiğinden fazlasını söylemeyin. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.”
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
اللَّهُ يَتَوَفَّى الْأَنفُسَ حِينَ مَوْتِهَا وَالَّتِي لَمْ تَمُتْ فِي مَنَامِهَا فَيُمْسِكُ الَّتِي قَضَى عَلَيْهَا الْمَوْتَ وَيُرْسِلُ الْأُخْرَى إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Allâhu yeteveffel enfuse hîne mevtihâ velletî lem temut fî menâmihâ, fe yumsikulletî kadâ aleyhâl mevte ve yursilul uhrâ ilâ ecelin musemmâ. İnne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn.
Sadakallahul Azîm – Zümer Suresi, 42. Ayet
Meali:
“Allah, ölen insanların ruhlarını öldüklerinde alır; ölmeyenlerin ruhlarını da uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini ise belirlenmiş bir süreye kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.”
Sadakallahul Azîm – Zümer Suresi, 42. Ayet
“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”
Yolculuğumuza Başlıyoruz
Hadis-i Şeriflerde Ruh
“Ruhlar toplu cemaatlerdir. Onlardan birbirleriyle tanışanlar kaynaşır, tanışmayanlar ise ayrılırlar.”
(Buhârî, Enbiyâ 1; Müslim, Birr 159)
Bir diğer hadis-i şerifte insanın anne rahmindeki yaratılış safhalarından bahsedilir. Kırk günlük dönemlerden sonra alaka ve mudğa safhalarının geldiği, ardından meleğin gönderilerek bazı hususların yazılmasının emredildiği ve ruh üflenmesinden söz edilir.
(Buhârî, Enbiyâ 1, Kader 1, Tevhîd 28; Müslim, Kader 1; Ebû Dâvûd, Sünnet 16; Tirmizî, Kader 4; İbn Mâce, Mukaddime 10; Ahmed b. Hanbel, I/382)
Bir başka rivayette müminin ruhunun ölümünden sonra karşılanmasından ve göğe yükseltilmesinden bahsedilir. Kötü kişinin ruhu hakkında da farklı bir şekilde muamele edildiği anlatılır.
(Müslim, Cennet 75, hadis no: 2872)
Yine bir hadis-i şerifte kişinin ölümünden sonra kendisine varacağı yerin gösterilmesinden söz edilir.
(Tirmizî, Cenâiz 70)
Bedir Savaşı'nda öldürülen Kureyşlilerin cesetleri bir kuyuya bırakıldığında Peygamber Efendimiz onlara hitap etmiş, Hz. Ömer Radıyallâhu Anh bunun üzerine nasıl hitap ettiğini sormuştur. Resûlullah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem ise onların kendisinin söylediklerini işitme bakımından yaşayanlardan farklı olmadığını, ancak cevap veremediklerini bildirmiştir.
(Müslim, Cennet 76-77; Buhârî, Cenâiz)
Allah'ın Rasûlü Sallallâhü Aleyhi ve Sellem, kabristandan geçerken selâm vermeyi de öğretmiştir:
“Esselâmü aleyküm dâre kavmin mü'minîn.”
“Selâm size ey müminler yurdunun sakinleri.”
(Müslim, Cenâiz 102; Ebû Dâvûd, Cenâiz 79; Nesâî, Tahâret 109; İbn Mâce, Cenâiz 36)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا
Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Meali:
“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene andolsun.”
Şems Suresi, 7. Ayet
---oOo---
ALINTI
Biz peygamberlerin ve imamların bedenlerini görmedik. Fakat onlar hakkında sahip olduğumuz bilgiler, yalnızca bedenlerinin özelliklerinden ibaret değildir. Onları tanımamızda ruhani vasıfları da önemlidir.
İki kardeş birbirine son derece benzediği hâlde karakterleri ve ruh hâlleri birbirinden çok farklı olabilir.
İnsanın dış görünüşü ile ruh hâli arasında bazı benzerlikler bulunduğu düşünülmüş ve feraset sahiplerinin insanın hâllerini bedenindeki bazı işaretlerden anlamaya çalıştıkları ifade edilmiştir.
Meleklerin ve cinlerin bedenlerinin insan bedeninden farklı olduğu, buna rağmen birbirlerinden ayırt edilebildikleri de tasavvufî eserlerde anlatılmaktadır.
ALINTI SONU
Daha önceki sohbetlerimizde “Ruh Babası” şeklinde ifade ettiğimiz bir kavramdan bahsetmiştik.
Buradaki “Ruh Babası” ifadesini, doğrudan biyolojik veya tıbbi bir görevli olarak değil, vaazımızdaki tasavvufî ve işarî bir temsil olarak anlamak gerekir.
Bu temsil içerisinde, anne karnındaki çocuğun yaratılışının çeşitli safhaları üzerinde düşünülmekte ve insanın bedenî özellikleriyle ruhî yönü arasında manevi bir bağ kurulmaktadır.
İnsan bedeninin oluşumunda anne ve babanın biyolojik katkıları olduğu gibi, insanın karakterinin ve hayatının oluşumunda da çevre, eğitim, aile, genetik özellikler ve kişinin kendi tercihleri etkili olur.
Vaazdaki “ruh babaları” kavramı ise bu çok yönlü oluşumu manevî bir dille açıklamaya çalışan sembolik bir anlatımdır.
Bu sebeple saç, diş, göz, kulak, karakter veya başka organların ayrı ayrı görünmez varlıklar tarafından yapıldığı şeklindeki ifadeleri tıbbi bir bilgi olarak değil, vaazın işarî anlatımı olarak değerlendirmek gerekir.
İnsan ve Yaratılış Üzerine
İnsanın yaratılışı hakkında düşünürken, her şeyi Allah'ın yaratması gerçeğini unutmamak gerekir.
Anne rahmi yaratılışın önemli bir safhasıdır. Baba ve annenin biyolojik katkıları, beslenme, genetik yapı ve doğumdan sonraki eğitim ve çevre, insanın hayatında etkili olur.
Tasavvufî açıdan ise bunların tamamının üzerinde Allah'ın yaratma kudreti ve hikmeti vardır.
Bu nedenle insan kendisini sadece maddî bedeninden ibaret görmemeli; ruhunu, nefsini, aklını ve sorumluluğunu da düşünmelidir.
---oOo---
Rivayet Olarak Aktarılan Bir Söz
Vaazlarda ve bazı tasavvufî eserlerde Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'e nispet edilen çeşitli rivayetler aktarılmaktadır.
Bunlardan birinde “latif bir cevher” şeklinde başlayan ve Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali'nin yanı sıra çeşitli sembollerle bağlantılar kuran bir anlatım bulunmaktadır.
Bu rivayetin sıhhatini kesin bir hadis olarak kabul etmek yerine, burada geçtiği şekliyle tasavvufî bir anlatım olarak değerlendirmek daha doğru olur.
Aynı şekilde “Pirinci dökmeden yiyin” şeklindeki söz de burada sembolik bir anlam içerisinde ele alınmaktadır.
Vaazdaki yorumda pirinç, dişler ve Hz. Ali'nin “Esedullah” oluşu arasında sembolik bağlantılar kurulmaktadır.
Bu tür bağlantılar tasavvufî işaret ve temsil olarak anlaşılmalı, Kur'an'ın veya sahih hadislerin kesin tefsiri olarak sunulmamalıdır.
---oOo---
İnsan, Hayvanlar ve Yaratılış Üzerine
İnsan ile hayvanlar arasındaki benzerlikler üzerinden insanın yaratılışı hakkında farklı görüşler ortaya atılmıştır.
Bu konuda benim burada vurgulamak istediğim nokta şudur:
İnsan sadece fiziksel özellikleriyle değerlendirilmemelidir.
İnsanın aklı, iradesi, sorumluluğu, ahlâkı ve manevî yönü vardır.
Hayvanlardaki bazı özellikleri insanın organları ve karakterleriyle sembolik olarak ilişkilendirmek mümkündür. Örneğin bazı hayvanların çevikliği, gücü, görüşü veya başka özellikleri insan için temsilî bir ders olarak ele alınabilir.
Fakat bu sembolleri biyolojik gerçeklik gibi değerlendirmemek gerekir.
İnsanın yaratılışı Allah'ın kudreti içerisindedir.
---oOo---
Âdem Aleyhisselâm ve Yeryüzündeki Hayat
İnsanların yeryüzündeki ilk dönemleri hakkında konuşurken, bugünkü hayat şartlarını geçmişe aynen taşımamak gerekir.
İlk insanların hayatında tabiatla mücadele, barınma, yiyecek bulma ve korunma gibi meseleler vardı.
Hayvanların farklı iklimlerde farklı özellikler geliştirmesi de yaratılışta gözlemlenen bir durumdur.
Ancak insanın yaratılışını yalnızca dış görünüş üzerinden değerlendirmek yeterli değildir.
Hz. Âdem Aleyhisselâm'ın yeryüzündeki hayatını düşünürken, insanın öğrenen, taklit eden, araştıran ve ihtiyaçlarına göre araçlar geliştiren bir varlık olduğunu da görürüz.
İnsan zaman içerisinde barınmayı, avlanmayı, üretmeyi, giyinmeyi ve çeşitli araçlar kullanmayı öğrenmiştir.
Buradan alınacak ders şudur:
İnsan, kendisine verilen akıl ve irade sayesinde dünyayı öğrenir ve imar eder.
---oOo---
[attachment=38469]
Nefs-i Kâmil – Nefs-i Kâmile Nedir?
Tasavvuf derslerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Daha önce Râzıye ve Marzıyye makamlarından bahsetmiş, ardından Mürşid-i Kâmil, Nefs-i Kâmil ve Nefs-i Kâmile konularına gelmiştik.
Öncelikle nefis, vücut denilen aracı kullanan sürücüye, yani şoföre benzetilebilir.
İnsan bu beden ve nefisle yaptığı işlerden sorumlu olduğu için nefsin terbiye edilmesi gerekir.
Yabani bir atın eğitilip binilebilir hâle getirilmesi gibi, insanın nefsi de terbiye edilmelidir.
İslâm'ın emirleri bu terbiyenin önemli bir parçasıdır.
Namaz, oruç, helal ve haram hassasiyeti insana iradesini kullanmayı öğretir.
Oruç ile insan, helal olan bazı şeylerden bile belirli bir süre uzak durmayı öğrenir. Böylece nefis üzerinde irade ve kontrol kazanır.
İnsan haram karşısında da aynı şekilde “fren yapmayı”, yani nefsinin arzusunu durdurmayı öğrenir.
Nefis terbiye oldukça insanın makamı da yükselir.
Nefs-i Kâmil – Nefs-i Kâmile Nedir Denilince
Nefs-i Marzıyye makamına ulaşmış ve Allah'ın razı olduğu kulluk anlayışını öğrenmiş olan kişi, Allah'ın isim ve sıfatları üzerinde tefekkür ederek kemale doğru yolculuğuna devam eder.
Önce Rahmân ismini anlamaya çalışır.
Rahmân ismini anlamak, babalık ve sorumluluk gibi kavramlar üzerinden temsil edilebilir.
İnsan bazen sahip olduğu bir nimetin kıymetini, o nimeti kaybettiğinde daha iyi anlayabilir.
Babalığı anlamak için babalık sorumluluğunu; anneliği anlamak için annelik sorumluluğunu düşünmek gerekir.
Zıtların ve farklılıkların kıymeti bazen yokluklarıyla anlaşılır.
Bir insanın hayatında anne, baba, evlat, aile, sağlık ve benzeri nimetlerin kıymeti, onların yokluğunda daha açık şekilde anlaşılabilir.
Bundan sonra El-Alîm ismini düşünür.
İlmin önemini anlayan kişi, bilgisizliğin insanı nasıl zor durumda bıraktığını da anlar.
Daha sonra El-Hakîm ismi üzerinde tefekkür edilir.
Hâkimlik, adalet ve hikmet kavramları üzerinden insanın nasıl hükmetmesi gerektiği öğrenilir.
Bir insan kendisine verilen yetkiyi adalet için kullanırsa kemale doğru ilerler. Fakat hakkı çiğner ve zulmederse kendi makamının hakkını verememiş olur.
Yine Er-Raşîd ismi üzerinde düşünüldüğünde, doğru yolu göstermek ve insanlara rehberlik etmek sorumluluğu ortaya çıkar.
İlim sahibi olan kişinin öğrendiğini başkalarına aktarması, ilminin hakkını vermesinin bir parçasıdır.
İnsanlara öğretmek, yetiştirmek ve rehberlik etmek de büyük bir sorumluluktur.
Böylece insan Allah'ın isimleri üzerinde tefekkür ederek hayatın farklı alanlarında yeni dersler öğrenir.
Bu yolculuğun sonu yoktur.
Allah'ın isimleri ve sıfatları üzerinde tefekkür eden insan, her gün yeni bir anlam ve yeni bir hikmet keşfedebilir.
Nefsin terbiyesi de böyle bir yolculuktur.
Nefs-i Kâmil ve Nefs-i Kâmile Üzerine İşarî Anlatım
Vaazdaki anlatımda Nefs-i Kâmil ve Nefs-i Kâmile, erkeklik-dişilik, Rahmân-Rahîm, çıkıntı ve girinti gibi semboller üzerinden açıklanmaktadır.
Bunları biyolojik bir dönüşüm veya insanın başka bir bedende yeniden doğması şeklinde değil, tasavvufî bir temsil olarak anlamak gerekir.
İnsan bazı dersleri öğrenir, bazı derslerde zorlanır. Hayatında karşılaştığı imtihanlar da ona eksiklerini fark ettirebilir.
Temizlik konusunda ders alması gerekiyorsa temizlikle; adalet konusunda ders alması gerekiyorsa adaletle; merhamet konusunda ders alması gerekiyorsa merhametle imtihan olabilir.
Buradaki “yeniden doğmak” ifadesi de manevî yenilenme ve yeni bir anlayış kazanma şeklinde anlaşılabilir.
Allah'ın isimlerini öğrenmek, yalnızca isimleri ezberlemek değil; o isimlerin gerektirdiği ahlâkı ve kulluk şuurunu hayatımıza taşımaktır.
Esmaü'l-Hüsnâ'yı öğrenmek de bu açıdan insanın Allah'ı tanımasına ve kulluğunu güzelleştirmesine vesile olur.
Rabbim hepimizi bilgisizlikten, kibirden, nefsin aldatmasından ve hakikati yanlış anlamaktan muhafaza eylesin.
Bu makama ulaşanların makamı mübarek olsun.
[attachment=38468]
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
E lem a'hed ileyküm yâ benî Âdeme en lâ ta'büdüş-şeytân, innehû leküm adüvvün mübîn.
Sadakallahul Azîm – Yâsîn Suresi, 60. Ayet
Meali:
“Ey Âdemoğulları! Ben size, ‘Şeytana kulluk etmeyin; çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır’ diye emretmedim mi?”
Sadakallahul Azîm – Yâsîn Suresi, 60. Ayet
---oOo---
Sinüs, Kosinüs ve Tangent Üzerinden Temsilî Anlatım
Daha önceki vaazlarımızda bazı matematik kavramlarını varlıkların konumlarını anlatmak için temsil olarak kullanmıştık.
Sinüs ve kosinüs, geometrik olarak açıların ve oranların hesaplanmasında kullanılan matematiksel kavramlardır.
Tanjant ve kotanjant da matematikte açı ve oranlarla ilgili kavramlardır.
Vaazdaki anlatımda bu kavramlar dünya üzerinde, dünya çevresinde ve dünya dışında düşünülen varlıkları sembolik olarak sınıflandırmak için kullanılmaktadır.
Burada önemli olan şudur:
Bu anlatım matematiksel veya fiziksel bir sınıflandırma değildir. Sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjant kavramlarının melekleri, cinleri veya şeytanları fiziksel olarak sınıflandırdığı şeklinde bilimsel bir sonuç çıkarılamaz.
Bunlar vaazdaki tefekkür ve temsil dili içerisinde kullanılmaktadır.
Şeytan ve İnsan
Kur'an-ı Kerim'de şeytanın insan için apaçık bir düşman olduğu bildirilmiştir.
Bu düşmanlığı, insanın nefsine vesvese vermesi, kötülüğü güzel göstermesi ve insanı Allah'ın yolundan uzaklaştırmaya çalışması şeklinde anlamak gerekir.
İnsan bazen kötülüğü kendi iradesiyle işler, bazen de nefsinin ve şeytanın vesvesesine uyar.
Bu nedenle insanın en büyük mücadelesi kendi nefsiyle ve onu kötülüğe çağıran vesveselerle mücadelesidir.
Şeytanı radyoaktif bir varlık, fiziksel bir enerji dalgası veya uzaydan gelen bir canlı olarak değerlendirmek Kur'an'ın bize verdiği temel bilginin ötesine geçer.
Bizim için asıl önemli olan, şeytanın insanı hakikatten uzaklaştıran vesvesesine karşı uyanık olmaktır.
Kötülük bir insandan başka bir insana geçebilir; fakat bunun sebebini mutlaka görünmez bir varlığın o kişinin bedenine girmesi şeklinde açıklamak gerekmez.
İnsan kötü bir örneği taklit edebilir, kötü bir çevrenin etkisinde kalabilir veya kendi iradesiyle kötülüğü seçebilir.
Bundan dolayı insanın sorumluluğu devam eder.
Pekmez ve Tahin Temsili
Pekmez ile tahini karıştırdığımızda yeni bir karışım ortaya çıkar. Fakat onu meydana getiren unsurlar tamamen ortadan kalkmaz.
İnsan da anne ve babanın biyolojik katkılarıyla dünyaya gelir. Beslenme, genetik yapı, çevre ve eğitim onun gelişiminde etkili olur.
Tasavvufî açıdan ise insanın bütün bu sebeplerin üzerinde Allah'ın yaratmasıyla var olduğunu düşünürüz.
Vaazdaki “ruh babaları” kavramı da insanın farklı özelliklerini sembolik olarak açıklamak için kullanılan bir kavramdır.
İnsanın aklı, karakteri, yetenekleri, davranışları ve hayatındaki yönelişleri üzerinde aile, çevre, eğitim, yaratılış özellikleri ve kendi iradesi birlikte etkili olur.
Bu sebeple insanın kötülüğünü veya iyiliğini tek bir görünmez varlığa bağlamak yerine, insanın kendi sorumluluğunu da unutmamak gerekir.
---oOo---
Zamanın Ruhuna Gelince
Zamanın ruhu kavramı üzerinde düşündüğümüzde, her çağın kendine özgü bir imtihanı, anlayışı ve ihtiyacı olduğunu görürüz.
Vaazdaki işarî anlatımda “zamanın ruhu” Mehdi Aleyhisselâm kavramıyla ilişkilendirilmektedir.
Bu yaklaşım, kıyamet ve ahir zaman anlayışı içerisinde yapılan tasavvufî bir yorumdur.
Allah'ın güzel isimlerinin insanda kemal bulması ise insanın o isimlerin anlamlarını öğrenmesi ve hayatında güzel ahlâka dönüştürmesi şeklinde anlaşılabilir.
Bir insan bir isim üzerinde mahir olabilir; bir başkası birkaç isim üzerinde daha fazla tefekkür edebilir.
Fakat Esmâü'l-Hüsnâ'nın tamamını bilmek ve anlamak insan için büyük bir manevî yolculuktur.
Bu nedenle zamanın ruhunu anlamak, yalnızca gelecekte ortaya çıkacak bir kişiyi beklemekten ibaret değildir.
Asıl mesele, içinde yaşadığımız zamanın imtihanlarını anlamak ve Allah'ın razı olacağı şekilde yaşamaktır.
Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed.
---oOo---
Rabbim, şeytanın ve nefsimizin şerrinden beni ve cemaatimi muhafaza eylesin.
Bizleri hakikati arayan, ilmi doğru kullanan, Allah'ın dostlarına hürmet eden ve insanlara zarar vermekten sakınan kullarından eylesin.
Bizi süflî hâllerden uzaklaştırıp, meleklerin temsil ettiği hayır, rahmet ve nur yolunda desteklesin.
---oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ
“Allah'ım! Bizlere hakkı hak olarak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl olarak gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle.”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil-hamdü lillâhi Rabbil âlemîn. Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik. Eşhedü en lâ ilâhe illâ ente. Estağfiruke ve etûbü ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 5 Mart 2016
Original Kar © glan