Rashit Tunca Board

Tam Sürüm: Hakikat ve Marifet Nedir Ihsan Makami (Kar©glanin 14 Mart 2016 Vaazi)
Şu anda içeriğimizin sadeleştirilmiş bir sürümünü görüntülüyorsunuz. Tam sürümü görüntüleyin ve uygun biçimlendirmeyi kullanın.
Hakikat ve Marifet Nedir? – İhsan Makamı – Zirve 1 Kişiliktir ve Orası Keyif Yeri Değildir

(Kar©glan'ın 14 Mart 2016 Vaazı)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

Sadakallahul Azîm – Bakara Suresi, 31. Ayet

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve alleme Âdemel esmâe küllehâ sümme aradahüm alel melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâülâi in küntüm sâdikîn.

Meali:

“Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, ‘Eğer doğru söyleyenler iseniz, bunların isimlerini bana bildirin.’ dedi.”

Sadakallahul Azîm – Bakara Suresi, 31. Ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

عَلَّمَنِي رَبِّي

Allemenî rabbî

Meali:

“Rabbim bana öğretti.”

Sadakallahul Azîm – Yusuf Suresi, 37. Ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ

Ve mimmen halaknâ ümmetün yehdûne bil-hakkı ve bihî ya'dilûn.

Meali:

“Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.”

Sadakallahul Azîm – A'râf Suresi, 181. Ayet

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

“Dünyada da muhakkak bir cennet vardır. Onu bulan kimsede cennet arzusu kalmaz. O cennet mârifetullahtır.”

(Hadis-i Şerif)

Resûlullah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz Ebu Hüreyre Radıyallâhu Anh'den rivayet edilen bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

“Allah-u Teâlâ bu ümmete, her yüzyıl başında dinini yenileyecek bir müceddid gönderir.”

(Ebu Dâvud: 4391)

“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.

Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”

Yolculuğumuza Başlıyoruz:

Top, atışın veya vuruşun hızına göre yükselir, zirveye ulaşır ve sonra tekrar aşağı iner. Yani zirve, orada oturup kalmak için değildir. İhsan makamı da böyle anlaşılmalıdır; insan o makamı bir oturma ve keyif yeri hâline getirmez.

Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem, Mi'rac hadisesinde en yüksek makamlara ulaştıktan sonra tekrar ümmetinin arasına döndü. Buradan bizim için önemli bir ders vardır: Manevî yükseliş, insanın dünyadan ve insanlardan tamamen kopması anlamına gelmez. Hakikate ulaşan kişi, elde ettiği marifeti insanlara fayda sağlayacak şekilde yaşar ve anlatır.

Koca dünya sanki bize şöyle sesleniyor:

“Ne ana gördüm, ne baba, ne evlat gördüm, ne koca; ama yine de yaşadım, doya doya.”

İmza: Hoşça kal, yalan dünya.

Dünya yaşlanır, insan yaşlanır, beden eskir. İnsan gençliğinde kuvvetli, sağlıklı ve dinç olabilir; fakat zaman geçtikçe bedenin gücü azalır. Akıl ve şuur yerinde olsa bile bedenin kaportası eskir.

Hangi yiğiti toprak yutmadı? Hangi ceylan gözler toprağa karışmadı? Hangi en güzel yemek sonunda bedenden ayrılıp toprağa dönüşmedi?

İnsan, bu dünyanın geçici olduğunu unutmamalıdır.

Tasavvuf açısından bakıldığında, doğum ve ölüm arasında insanın geçirdiği hayat bir seyir ve yolculuk olarak düşünülebilir. Seyr-i sülûk de insanın nefsinden başlayarak hakikate doğru yaptığı manevî yolculuğu ifade eder.

Bir insan sadece dış görünüşe, bedensel güce veya dünya nimetlerine güvenerek hakikate ulaşamaz. Hakikati arayan kişinin kendi nefsini tanıması, Rabbini tanımaya yönelmesi ve bu yolculukta ilim, edep ve irşad ile ilerlemesi gerekir.

Gerçek mürşid-i kâmil, insanı kendisine bağımlı hâle getiren değil; hakikati, marifeti, edebi ve Allah'a kulluğu öğreten kişidir.

Mürşidin yanında bulunmak, sadece hizmet etmek veya dış görünüşte bazı görevleri yerine getirmek değildir. Asıl maksat, insanın nefsini terbiye etmesi, ilim öğrenmesi ve Seyr-i Sülûk yolunda ilerlemesidir.

Cennet ve Gençlik Üzerine Aktarılan Rivayetler

Hz. Enes'ten yapılan rivayete göre Peygamberimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Cennet halkı kıyamet günü Âdem'in suretinde, otuz üç yaşında, bedenleri kılsız ve genç bir hâlde haşredilirler. Sonra cennette bulunan bir ağacın yanına götürülürler ve ondan elbise giyinirler. Artık ne elbiseleri eskir ne de gençlikleri kaybolur.”

(Kenzu'l-Ummal, H. No: 39383)

Diğer bir rivayette ise şu ifadeler aktarılır:

“Cennetlik olanlar otuz üç yaşında, Âdem'in suretinde, Yusuf'un güzelliğinde, Eyyub'un ahlakında, bedenleri kılsız ve genç bir sima ile haşredilirler.”

(Kenzu'l-Ummal, H. No: 39384)

Bu rivayetler vaazımızda gençlik ve insanın yaratılışındaki güzellik açısından ele alınmaktadır.

Burada anlatılanları, kesin bir “gençlik iksiri” veya tıbbi bir formül olarak değil, insanın yaratılışındaki gençlik, sağlık ve yenilenme sırrına işaret eden bir temsil olarak değerlendirmek gerekir.

İnsan ne yiyorsa bedeninin oluşumunda onun izleri vardır. Topraktan gelen nimetleri yer, onlar bedene dönüşür ve sonunda insanın hayatının bir parçası hâline gelir.

Bu açıdan baktığımızda, insanın yaratılışı ile toprak, gıda, beden ve ruh arasındaki ilişki üzerinde düşünmek mümkündür.

Vaazdaki işarî anlatımda, insanın yaşlanma ve yenilenme sırrının Rahmân ve Rahîm isimlerinin tecellileriyle bağlantılı olarak düşünülmesi teklif edilmektedir. Bu, tıbbi bir bilgi değil, tefekkür ve temsilî bir anlatımdır.

İnsan kendi yaratılışını anlamaya çalışırken sadece dış görünüşe değil, yaratılışın ardındaki hikmete de bakmalıdır.

Aynel-yakîn, hakkal-yakîn ve hissel-yakîn gibi kavramlarla ifade edilen bilgi derecelerinin her biri, insanın hakikati farklı yönlerden idrak etmesini anlatır.

Gençlik ve Yenilenme Konusundaki İşarî Anlatım

İnsan bedeninin gençliği, sağlığı ve yenilenmesi üzerine düşünmek elbette değerlidir. Ancak burada anlatılan “gençlik iksiri”ni keşfedilmiş veya kesin olarak bulunacak bir madde şeklinde sunmamak gerekir.

Asıl mesele, insanın kendi yaratılışını ve Allah'ın ona verdiği nimetleri anlamasıdır.

Rahmân ve Rahîm isimlerini düşünmek, insanın yaratılışındaki merhamet, düzen ve hikmeti anlamaya vesile olabilir.

---oOo---

Evrim Konusuna Dair Açıklama

Geçen vaazımızdaki evrim konusuna da atıfta bulunarak şu noktayı ifade edelim:

Hayvanlarla insan arasındaki farkları yalnızca dış görünüş üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Maymunların insanlar tarafından eğitilmesi, onların insan hâline dönüşeceği anlamına gelmez.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Bir canlı türünün eğitilmesi ile biyolojik evrim aynı şey değildir.

Bu vaazdaki yaklaşımımız, insanın yaratılışını yalnızca maddî benzerlikler üzerinden açıklamanın yeterli olmayacağı yönündedir.

İnsanın aklı, iradesi, sorumluluğu ve manevî yönü de hesaba katılmalıdır.

---oOo---

İhsan Makamı

Tasavvufta nefsin mertebeleri konusunda Nefs-i Kâmil ve Kâmile makamlarından, ardından da Mürşid-i Kâmil'den bahsetmiştik.

Mürşid-i Kâmil; kemal ilmini öğreten, insanlara Seyr-i Sülûk yolunu talim ettiren ve onları manevî olgunluğa yönlendiren öğretmen olarak anlaşılabilir.

Şimdi ise ondan sonraki makam ve mertebe olarak İhsan Makamı üzerinde duralım.

Bu soruyu Cebrâil Aleyhisselâm'ın Peygamber Efendimiz'e sorduğu meşhur hadis üzerinden ele alalım.

HADİS-İ ŞERİF

Ebû Hüreyre Radıyallâhu Anh şöyle demiştir:

Bir gün Resûlullah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem insanların arasında otururken bir kişi geldi ve:

“İman nedir?” diye sordu.

Resûlullah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem:

“Allah'a, meleklerine, Allah'a kavuşmaya, peygamberlerine ve öldükten sonra dirilmeye iman etmendir.” buyurdu.

“İslâm nedir?” diye sordu.

“Allah'a ibadet edip O'na hiçbir şeyi ortak koşmamak, namazı kılmak, farz olan zekâtı vermek ve Ramazan orucunu tutmaktır.” buyurdu.

“İhsan nedir?” diye sordu.

Şöyle buyurdu:

“Allah'a, O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Sen O'nu görmüyorsan da şüphesiz O seni görmektedir.”

HADİS-İ ŞERİF

Kar©glan'ın Dilinden İhsan Makamı Nedir?

Evet, Peygamber Efendimiz ihsanı, Allah'a O'nu görüyormuş gibi ibadet etmek şeklinde tarif ediyor.

Mi'rac hadisesi de bu açıdan bizim için büyük bir tefekkür kapısıdır. Peygamber Efendimiz manevî olarak yükseldi, sonra tekrar ümmetinin arasına döndü ve insanları irşad etmeye devam etti.

Buradan çıkaracağımız ders şudur:

İnsan manevî bir makama ulaştığında orada kendisini üstün görüp dünyadan kopmamalıdır. Aksine elde ettiği ilim, marifet ve hâli insanlara faydalı olacak şekilde kullanmalıdır.

İhsan makamı, insanın her an aynı derecede ve sürekli bir keşif hâlinde bulunması demek değildir.

İnsan bazen yüksek bir tefekkür hâline ulaşır, sonra tekrar günlük hayatına döner. Önemli olan, o tefekkürden aldığı dersi hayatına taşıyabilmesidir.

Zirve 1 Kişiliktir

Zirve bir kişiliktir kardeşim.

Zirvenin sahibi zirvedeyken, oraya başka bir makam sahibi oturamaz.

Fakat burada “zirve”yi dünya makamı veya insanları yönetme makamı olarak değil, manevî bir temsil olarak anlamak gerekir.

Bir insanın manevî olarak yükselmesi, altındaki basamakları yok etmesi anlamına gelmez.

Tam tersine, yukarı çıkan kişi kendisinin de bir zamanlar geçtiği basamakları korumalıdır. Çünkü kendisinden sonra gelecek insanların da o basamaklara ihtiyacı vardır.

Bir kule düşünün.

Bir kişi en üst noktaya çıkabilir. Fakat kulenin altındaki temel ve basamaklar sağlam değilse, en üstte bulunan kişi de orada uzun süre kalamaz.

Bu nedenle mürşid ile mürid arasındaki ilişkide de makamların birbirine karıştırılmaması gerekir.

Mürid mürşidini sever, sayar ve ondan istifade eder; fakat mürşidi ilahlaştırmaz. Mürşid de kendisini Allah'ın yerine koymaz.

İhsan makamının en önemli edebi budur.

---oOo---

İhsan Makamında Görmek ve Görülmek

İhsan makamında insan her an Allah'ı gördüğünü iddia etmez.

Hadiste bize öğretilen şudur:

“Allah'a, O'nu görüyormuşsun gibi ibadet et. Sen O'nu görmüyorsan da O seni görüyor.”

Ben bunu şöyle anlayabilirim:

Karşındaki insanda Allah'ın yarattığı bir kul olduğunu görür ve ona buna göre muamele edersin.

Mesela karşındaki kişi hâkim ise, sen onun şahsını ilahlaştırmazsın. Fakat onun Allah'ın “el-Hakîm” isminin yaratılmış bir kul üzerindeki sınırlı bir tecellisi olduğunu düşünerek adalet ve edep içinde davranırsın.

Hâkim de karar verirken sadece kendi nefsine göre değil, Allah'ın adaletini düşünerek hükmetmeye çalışırsa, her iki taraf da ihsan şuuru içerisinde hareket etmiş olur.

Fakat insan her an aynı tefekkür hâlinde bulunamaz.

Bir saat önce yüksek bir tefekkür içerisinde olan insan, bir saat sonra gaflete düşebilir. İnsan beşerdir; hata edebilir, unutabilir, nefsine uyabilir.

Bunun için hiçbir insanı hatasız ve kusursuz görmek doğru değildir.

Hz. Âdem Aleyhisselâm bile insan olmanın gereği olarak bir imtihan yaşamış ve hata etmiştir. Dolayısıyla bir mürşidi veya salihi aşırı derecede yüceltip onun hata etmeyeceğini düşünmek de doğru değildir.

Mürşid-i Kâmil'e hürmet edilir; fakat Allah'a ait sıfatlar hiçbir kula verilmez.

Şeyh de insandır, mürid de insandır.

Bir insanı aşırı derecede yüceltmek, onun hatalarını görmez hâle gelmek ve yanlışını doğru kabul etmek manevî açıdan tehlikelidir.

Atalarımız bunu biraz mizahî fakat düşündürücü bir sözle ifade etmişler:

“Gönül düşmüş bir boka, o da ona mis gibi kokar.”

Buradan alınacak ders şudur:

İnsan sevdiği kişiyi değerlendirirken nefsinin ve sevgisinin etkisi altında kalmamalıdır.

Allah'ım! Bizi, hata yapan insanları yanlışlarını görmeden yüceltenlerden eyleme.

Şeytanın yanlışları güzel gösteren vesvesesinden bizi muhafaza eyle.

Bize hakkı hak olarak gösterip ona uymayı, bâtılı bâtıl olarak gösterip ondan uzak durmayı nasip eyle.

Bir kulun makamını överken onu Allah'ın makamına çıkarmaktan, kendi nefsimizi de başkalarından üstün görmekten bizleri muhafaza eyle.

---oOo---

أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ

“Allah'ım! Bizlere hakkı hak olarak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl olarak gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle.”

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhiru da'vâhum enil-hamdü lillâhi Rabbil âlemîn. Âmin.

El-Fâtiha maassalavât.

سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik. Eşhedü en lâ ilâhe illâ ente. Estağfiruke ve etûbü ileyk.

---oOo---

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 14 Mart 2016

Original Kar © glan