Dün, 03:42 AM
Ay Takvimi ve Güneş Takvimi
(Kar©glan'ın 23 Mart 2016 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
أَلَا إِنَّ أَوْلِيَاءَ اللَّهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Sadakallahul Azîm - YÛNUS Suresi, 62. ayet
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
E lâ inne evliyâallâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn.
Meali:
"Bilesiniz ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir."
Sadakallahul Azîm - YÛNUS Suresi, 62. ayet
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
كَتَبَ اللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا وَرُسُلِي إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ
Keteballâhu le-aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz.
Sadakallahul Azîm - MÜCÂDELE Suresi, 21. ayet
Meali:
"Allah, 'Andolsun, ben ve peygamberlerim mutlaka galip geleceğiz.' diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, mutlak galiptir."
Sadakallahul Azîm - MÜCÂDELE Suresi, 21. ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Mehdi, tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hükmedecektir."
(El-Kavlü'l-Muhtasar fî Alâmâti'l-Mehdiyyi'l-Muntazar, s. 29)
"Tüm olarak yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi Zülkarneyn ve Süleyman müminlerden, diğer ikisi Nemrud ve Buhtunnasr kâfirlerdendir. Yere beşinci olarak Ehl-i Beytimden biri sahip olacak; yani Mehdi."
(Mektûbât-ı Rabbânî, 2/1163)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular:
"Allah Teâlâ buyurdu ki: Benim dostlarımdan birisine düşmanlık eden kimseye karşı harp ilan ederim."
(Hadîs-i Şerîf)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular:
"Allah Teâlâ buyurmuştur: Her kim sevdiğim kuluma düşmanlık ederse, Ben de ona harp ilan ederim."
(Hadîs-i Şerîf)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
Yolculuğumuza Başlıyoruz:
ALINTI
MEVDÛDÎ'DEN
"Fakat şu bir gerçek ki, Allah'ın hâkimiyetini bütün dünyada tesis eden bir müceddid gelecektir. İster çok yakında, isterse çok sonraları olsun, fark etmez. O, Peygamberimizin hadislerinde tanımlanmış olan İmam Mehdi'dir. Onunla ilgili bazı işaretler de yine Peygamberimiz tarafından açıklanmıştır.
Bu işaretler, Müslim, Tirmizî, İbn Mâce ve diğer bazı hadis kitaplarında yer alan rivayetlerde açıklanmıştır.
İmam Mehdi geldiği zamanın şartlarını bilen, yönetim kabiliyeti yüksek ve çağının meselelerini anlayan bir lider olacaktır.
Mehdi geldiği zaman, Müslümanların düşünce ve inançlarında bulunan cahiliye anlayışlarını temizlemeye çalışacak ve İslâm'ı en saf şekliyle ortaya koyacaktır. İslâm'ın bütün alanlarda yaşanması için gayret edecektir.
Mehdi'nin hak davası için yapacağı çalışmaların, İslâm'ın dünyada yayılmasına ve adalet anlayışının güçlenmesine vesile olacağı ifade edilmektedir.
Bir Müslüman olarak İslâm'ın hâkimiyetini görmenin özlemi içerisinde olabiliriz. Bunu görüp görmememizden daha önemli olan, hak ve adalet için gayret etmektir.
Böyle bir liderin geleceğine dair inancı, yalnızca insanların zihnindeki tasavvurlarla sınırlamamak gerekir."
(Mevdûdî, "İslâm'da İhya Hareketleri", s. 52-55)
ALINTI SONU
Öncelikle en son vaazımızla bu vaazımızı birbirine bağlayalım ki zincir kopmasın.
Basamaklar ve Yükselmek
Biz yukarı doğru yükselirken, üzerinde yükseldiğimiz alt basamakları söküp atacak değiliz. Çünkü insanın çıktığı basamakları unutmaması gerekir.
İnsan bazen bir üst makama veya bir üst anlayışa ulaşabilir. Fakat kendisini oraya taşıyan önceki tecrübeleri ve insanları küçümsememelidir.
Bunu bir zeytin ağacı örneğiyle düşünelim.
Zeytin ağacının dallarında meyveler oluşur. Hasat zamanı geldiğinde ağacın dalları sallanarak olgunlaşmış zeytinlerin dökülmesi sağlanabilir.
Bu örneği insanın manevi yolculuğuna benzetebiliriz.
Bazen insanın bulunduğu çevre veya bağlı olduğu anlayış bir imtihan geçirir. Böyle zamanlarda kimlerin samimi, kimlerin ise sadece menfaat veya alışkanlık sebebiyle orada bulunduğu ortaya çıkabilir.
Fakat burada amaç insanları kırmak veya düşman edinmek değil, hakikati ve samimiyeti ortaya çıkarmaktır.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Allah Teâlâ buyurmuştur: Her kim sevdiğim kuluma düşmanlık ederse, Ben de ona harp ilan ederim."
(Hadîs-i Şerîf)
Bu sebeple Allah'ın kullarına karşı düşmanlık etmekten sakınmak gerekir.
İnsanları bir imtihandan geçirirken bile ölçümüz adalet ve güzel ahlâk olmalıdır.
Bazen bir topluluk içerisinde sarsıntılar meydana gelir. Bu sarsıntılar sonucunda kimlerin samimi olduğu, kimlerin ise sadece dış görünüşte bağlı bulunduğu anlaşılabilir.
Ancak geride kalanları küçümsemek de doğru değildir. Her insanın kendi yolculuğu ve kendi imtihanı vardır.
Miraç ve Basamakların Temsili
Miraç hadisesiyle ilgili anlatımlarda, Peygamber Efendimizin Burak'a bindiği ve yolculuğun gerçekleştiği aktarılır.
Vaazımızdaki işarî yorumda ise bu olay, insanın kendi sınırlarını aşarak Allah'a yönelmesi ve yükselmesi için bir temsil olarak ele alınmaktadır.
Buradaki "basamak" anlayışı da önemlidir.
İnsan bir üst basamağa çıkarken alt basamağı yok etmemelidir. Çünkü gerektiğinde o basamak, kendisinden sonra gelecek olanlara destek olabilir.
Bu sebeple tasavvuf yolunda yetişen bir kimsenin kendisinden önce gelenleri küçümsememesi, kendisinden sonra gelenlere ise basamak ve destek olması gerekir.
Nakşibendî gelenekte anlatılan "müridimizi omuzlarımızda taşırız" anlayışı da bu açıdan, mürşidin talebesine destek olması şeklinde düşünülebilir.
Yükselen insan, geride bıraktığı kapıları da tamamen kapatmamalıdır. Çünkü insanın hayatında bir gün tekrar geriye dönüp o tecrübelerden istifade etmesi mümkündür.
---oOo---
Ölüden Diri, Diriden Ölü Çıkması ve Çekirdek Temsili
Allah, ölüden diriyi; diriden de ölüyü çıkarandır.
Bir tohumu toprağa ektiğimizde, sanki ölü gibi görünen o tohumdan yeni bir filiz çıkar. Filiz büyür, ağaç olur ve meyve verir.
Meyvenin içerisinde de yeni bir çekirdek bulunur.
Meyve daldan kopup zamanla yok olsa bile, çekirdeğin içerisinde yeni bir ağacın oluşmasına vesile olacak potansiyel bulunur.
Bu, Allah'ın yaratmasındaki devamlılığı gösteren güzel bir temsildir.
Âlem ve kâinatı büyük bir ağaç gibi, dünyayı onun meyvesi gibi, insanı da onun içindeki çekirdek gibi düşünürsek; insanın yaratılışında büyük bir tefekkür ve keşif alanı bulunduğunu söyleyebiliriz.
Buradaki "iç içe âlemler" ve "çoklu evren" ifadelerini de bilimsel bir teori olarak değil, vaazımızdaki işarî bir temsil olarak değerlendirmek gerekir.
İnsan kendi içine ve çevresindeki yaratılışa baktıkça Allah'ın kudretini ve yaratışındaki hikmeti daha iyi tefekkür edebilir.
Ay Takvimi ve Güneş Takvimi
Müslümanların ibadet hayatında hicrî-kamerî takvimin önemli bir yeri vardır. Ramazan, hac, bayramlar ve diğer bazı dinî zamanlar ayın hareketlerine göre belirlenir.
Güneş takvimi ise güneşin yıllık hareketleri esas alınarak oluşturulur.
Bu iki takvimin farklı oluşu, aslında insanın zamanı farklı ölçülerle değerlendirebilmesine güzel bir örnektir.
Ay takvimi yaklaşık 354 günlük bir yıl esasına dayanırken, güneş yılı yaklaşık 365 gündür. Bu sebeple Ramazan ve diğer hicrî aylar güneş takvimine göre her yıl yaklaşık on gün daha erken gelir.
Dolayısıyla Ramazan'ın bazı yıllarda kışa, bazı yıllarda ilkbahara, bazı yıllarda yaza veya sonbahara gelmesi bundan kaynaklanır.
Bu farklılığı, vaazımızdaki "çarkların birbirine bağlılığı" şeklindeki işarî temsil ile de anlatabiliriz.
Ay, dünya ve güneş birbirinden farklı hareketlere sahip sistemlerdir. İnsan da bu hareketleri gözlemleyerek zamanı anlamlandırmıştır.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Hilali görmedikçe oruca başlamayın. Hilali görmedikçe orucu sona erdirmeyin. Şayet hava kapalı olursa ayı otuza tamamlayın."
(Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed)
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ
Şehru ramadânellezî unzile fîhil-kur'ânu huden lin-nâsi ve beyyinâtin minel-hudâ vel-furkân.
BAKARA Suresi, 185. ayet
Meali:
"Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayıran apaçık delilleri içeren Kur'an'ın indirildiği aydır."
BAKARA Suresi, 185. ayet
Buradaki "hüdâ" ve "furkan" kavramlarını, insanı doğruya yönelten ve hak ile bâtılı ayırmasına yardımcı olan ilahî rehberlik şeklinde anlayabiliriz.
Vaazımızdaki işarî yorumda ise Kur'an, hidayet ve furkan kavramları birbiriyle bağlantılı olarak ele alınmaktadır.
Bu yorum, ayetin zahirî anlamının yerine geçen bir tefsir değil; tasavvufî bir tefekkür biçimidir.
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ وَمَا أَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ أَمْرٍ
KADR Suresi, 1-4. ayetler
İnnâ enzelnâhu fî leyletil-kadr.
Ve mâ edrâke mâ leyletul-kadr.
Leyletul-kadri hayrun min elfi şehr.
Tenezzelul melâiketu ver-rûhu fîhâ bi-izni rabbihim min kulli emr.
Meali:
"Şüphesiz, Biz onu Kadir Gecesi'nde indirdik.
Kadir Gecesi'nin ne olduğunu sen ne bileceksin?
Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır.
Melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle her türlü iş için o gecede iner."
KADR Suresi, 1-4. ayetler
Kadir Gecesi'nin bin aydan hayırlı olması, Kur'an'ın ve vahyin değerini ortaya koyan çok önemli bir ifadedir.
Vaazımızda bu ayetler üzerinden zaman, takvim, ay ve insanın manevi yolculuğu arasında çeşitli sembolik bağlantılar kurulmaktadır.
Ancak "elfi şehr" ifadesini Almancadaki bir kelime üzerinden "on bir ay" şeklinde açıklamak doğru değildir. Buradaki "bin ay" ifadesi Kur'an'ın açık anlamıdır.
Kadir Gecesi'nin Ramazan ayında aranması da Peygamber Efendimizin sünnetiyle sabittir.
Kadın, Toprak ve Dünya Temsili
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
نِسَاؤُكُمْ حَرْثٌ لَّكُمْ فَأْتُواْ حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ وَقَدِّمُواْ لِأَنفُسِكُمْ وَاتَّقُواْ اللَّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّكُم مُّلَاقُوهُ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
Nisâukum harsun lekum fe'tû harsekum ennâ şi'tum ve kaddimû li-enfusikum vettekullâhe va'lemû ennekum mulâkûhu ve beşşiril-mü'minîn.
BAKARA Suresi, 223. ayet
Meali:
"Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza dilediğiniz şekilde varın. Kendiniz için önceden hazırlık yapın. Allah'a karşı gelmekten sakının ve O'nun huzuruna varacağınızı bilin. Müminleri müjdele."
BAKARA Suresi, 223. ayet
Bu ayetteki "tarla" ifadesi, aile ve neslin devamı bağlamında anlaşılmalıdır.
Vaazımızda ise toprak, kadın, dünya ve insanın yaratılışı arasında sembolik bir bağlantı kurulmaktadır.
"Toprak" temsilini, insanın yetişmesi ve neslin devamı açısından düşünmek mümkündür. Ancak bu tür benzetmeleri ayetin kesin tefsiri olarak değil, işarî bir anlatım olarak görmek gerekir.
Geçen vaazımızda söylediğimiz "koca karı dünya" ifadesini de bu bağlamda değerlendirebiliriz.
Dünya insanın imtihan alanıdır. İnsan bu dünyada yaşar, çalışır, evlenir, neslini devam ettirir ve sonunda Rabbine döner.
Cennet ve İnsan Temsili
Geçen vaazımızda aktardığımız rivayetlerden birinde cennet ehlinin gençlik ve güzellik içerisinde haşredileceği anlatılmaktadır.
Hz. Enes'ten Yapılan Rivayet:
"Peygamberimiz şöyle buyurdu:
Cennet halkı kıyamet günü Âdem'in suretinde, otuz üç yaşında, bedenleri kılsız ve karagözlü bir sima hâlinde haşredilirler. Sonra cennette bulunan bir ağacın yanına götürülürler ve ondan elbise giyinirler. Artık ne elbiseleri eskir ne de gençlikleri kaybolur."
(Kenzü'l-Ummâl, H. No: 39383)
Vaazımızda bu rivayet, insanın yaratılışındaki mükemmellik ve ahir zaman insanının temsilî özellikleri üzerinden yorumlanmıştır.
Ancak burada geçen sembolleri kesin bir kozmoloji veya astronomi bilgisi olarak değerlendirmemek gerekir.
---oOo---
Mehdi, Deccal ve Zıtlıkların Temsili
Vaazımızın bu bölümünde Mehdi ve Deccal kavramları, iyilik ve kötülük, aydınlık ve karanlık, bahar ve kış gibi zıtlıklar üzerinden sembolik olarak ele alınmaktadır.
Bu anlatımda Mehdi, hak, adalet, hidayet ve aydınlığı; Deccal ise fitne, sapma, karanlık ve bozulmayı temsil eden bir karşıtlık olarak düşünülmektedir.
Bu tür bir anlatım, "zıtlıklar arasında bir denge ve imtihan vardır" şeklinde anlaşılabilir.
Kâinatın düzeni içerisinde gece ve gündüz, sıcak ve soğuk, yaz ve kış gibi farklılıklar bulunmaktadır. İnsan da bu farklılıklar üzerinden tefekkür eder.
Ancak hava olaylarının veya mevsimlerin belirli bir şahıs tarafından "frekans" yoluyla değiştirildiğini bilimsel bir gerçek olarak kabul etmek doğru değildir.
Buradaki "çark" ve "frekans" ifadeleri, vaazımızdaki işarî anlatımın bir parçasıdır.
İnsan kendi zamanını ve kendi sorumluluğunu bilmelidir. Başkasının hakkına müdahale etmeden, kendi görevini yerine getirmeli ve Allah'ın yaratmış olduğu düzen içerisinde adaletli davranmalıdır.
Böyle baktığımızda, zıtlıklar birbirini yok etmek için değil, insanın imtihanını ve tefekkürünü anlamlı kılmak için birer temsil hâline gelir.
---oOo---
Zirveye Çıkmak ve Geridekileri Unutmamak
Zirve bir kişilik olabilir; fakat zirveye çıkan insan, geride kalanları unutmamalıdır.
Kartalların yükseklerde tek başına uçması gibi bir temsil kullanılabilir. Ancak insan, yalnızca yükselmekle değil, yükseldiği yerde başkalarına da faydalı olmakla değer kazanır.
Bir insanın veya bir toplumun büyük hedefler peşinde koşarken kendi halkını, ailesini ve temel değerlerini unutmaması gerekir.
İnsan yükselirken geride bıraktığı basamakları kırmamalıdır.
Çünkü bugün çıktığımız basamak, yarın bizim için tekrar gerekli olabilir. Aynı şekilde bizden sonra gelen bir insanın da yükselmesine vesile olabilir.
Bu sebeple:
"Çıkarken bastığın basamakları kırma. Kapattığın kapıları da öfkeyle çarpma. Bir gün geri dönmen gerekebilir."
Bu, bu vaazın önemli derslerinden biridir.
İnsan zirveye çıkarken tevazuyu kaybetmemeli, kendisini yetiştirenleri küçümsememeli ve geride bıraktığı insanları ezmemelidir.
---oOo---
Sonuç
Rabbim bizleri zirveye çıkmak için altındakileri çiğneyenlerden eylemesin.
İnsana yükselirken nasıl davranması gerektiğini ve bir gün yeniden aşağıya dönmesi gerektiğini unutturmasın.
Ey insan!
Yükselirken geride bıraktığın basamakları unutma.
Sana yardım edenleri küçümseme.
Kapattığın kapıları öfkeyle kapatma.
Çünkü bir gün o kapılardan tekrar geçmen gerekebilir.
Rabbim bizlere doğrularla beraber olmayı, hak ile bâtılı birbirinden ayırmayı ve her zaman adalet üzere yaşamayı nasip etsin.
---oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ
"Allah'ım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!"
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil hamdu lillâhi rabbil âlemîn.
Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbü ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 23 Mart 2016 Çarşamba
Original Kar©glan
(Kar©glan'ın 23 Mart 2016 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
أَلَا إِنَّ أَوْلِيَاءَ اللَّهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Sadakallahul Azîm - YÛNUS Suresi, 62. ayet
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
E lâ inne evliyâallâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn.
Meali:
"Bilesiniz ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir."
Sadakallahul Azîm - YÛNUS Suresi, 62. ayet
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
كَتَبَ اللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا وَرُسُلِي إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ
Keteballâhu le-aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz.
Sadakallahul Azîm - MÜCÂDELE Suresi, 21. ayet
Meali:
"Allah, 'Andolsun, ben ve peygamberlerim mutlaka galip geleceğiz.' diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, mutlak galiptir."
Sadakallahul Azîm - MÜCÂDELE Suresi, 21. ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Mehdi, tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hükmedecektir."
(El-Kavlü'l-Muhtasar fî Alâmâti'l-Mehdiyyi'l-Muntazar, s. 29)
"Tüm olarak yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi Zülkarneyn ve Süleyman müminlerden, diğer ikisi Nemrud ve Buhtunnasr kâfirlerdendir. Yere beşinci olarak Ehl-i Beytimden biri sahip olacak; yani Mehdi."
(Mektûbât-ı Rabbânî, 2/1163)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular:
"Allah Teâlâ buyurdu ki: Benim dostlarımdan birisine düşmanlık eden kimseye karşı harp ilan ederim."
(Hadîs-i Şerîf)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular:
"Allah Teâlâ buyurmuştur: Her kim sevdiğim kuluma düşmanlık ederse, Ben de ona harp ilan ederim."
(Hadîs-i Şerîf)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
Yolculuğumuza Başlıyoruz:
ALINTI
MEVDÛDÎ'DEN
"Fakat şu bir gerçek ki, Allah'ın hâkimiyetini bütün dünyada tesis eden bir müceddid gelecektir. İster çok yakında, isterse çok sonraları olsun, fark etmez. O, Peygamberimizin hadislerinde tanımlanmış olan İmam Mehdi'dir. Onunla ilgili bazı işaretler de yine Peygamberimiz tarafından açıklanmıştır.
Bu işaretler, Müslim, Tirmizî, İbn Mâce ve diğer bazı hadis kitaplarında yer alan rivayetlerde açıklanmıştır.
İmam Mehdi geldiği zamanın şartlarını bilen, yönetim kabiliyeti yüksek ve çağının meselelerini anlayan bir lider olacaktır.
Mehdi geldiği zaman, Müslümanların düşünce ve inançlarında bulunan cahiliye anlayışlarını temizlemeye çalışacak ve İslâm'ı en saf şekliyle ortaya koyacaktır. İslâm'ın bütün alanlarda yaşanması için gayret edecektir.
Mehdi'nin hak davası için yapacağı çalışmaların, İslâm'ın dünyada yayılmasına ve adalet anlayışının güçlenmesine vesile olacağı ifade edilmektedir.
Bir Müslüman olarak İslâm'ın hâkimiyetini görmenin özlemi içerisinde olabiliriz. Bunu görüp görmememizden daha önemli olan, hak ve adalet için gayret etmektir.
Böyle bir liderin geleceğine dair inancı, yalnızca insanların zihnindeki tasavvurlarla sınırlamamak gerekir."
(Mevdûdî, "İslâm'da İhya Hareketleri", s. 52-55)
ALINTI SONU
Öncelikle en son vaazımızla bu vaazımızı birbirine bağlayalım ki zincir kopmasın.
Basamaklar ve Yükselmek
Biz yukarı doğru yükselirken, üzerinde yükseldiğimiz alt basamakları söküp atacak değiliz. Çünkü insanın çıktığı basamakları unutmaması gerekir.
İnsan bazen bir üst makama veya bir üst anlayışa ulaşabilir. Fakat kendisini oraya taşıyan önceki tecrübeleri ve insanları küçümsememelidir.
Bunu bir zeytin ağacı örneğiyle düşünelim.
Zeytin ağacının dallarında meyveler oluşur. Hasat zamanı geldiğinde ağacın dalları sallanarak olgunlaşmış zeytinlerin dökülmesi sağlanabilir.
Bu örneği insanın manevi yolculuğuna benzetebiliriz.
Bazen insanın bulunduğu çevre veya bağlı olduğu anlayış bir imtihan geçirir. Böyle zamanlarda kimlerin samimi, kimlerin ise sadece menfaat veya alışkanlık sebebiyle orada bulunduğu ortaya çıkabilir.
Fakat burada amaç insanları kırmak veya düşman edinmek değil, hakikati ve samimiyeti ortaya çıkarmaktır.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Allah Teâlâ buyurmuştur: Her kim sevdiğim kuluma düşmanlık ederse, Ben de ona harp ilan ederim."
(Hadîs-i Şerîf)
Bu sebeple Allah'ın kullarına karşı düşmanlık etmekten sakınmak gerekir.
İnsanları bir imtihandan geçirirken bile ölçümüz adalet ve güzel ahlâk olmalıdır.
Bazen bir topluluk içerisinde sarsıntılar meydana gelir. Bu sarsıntılar sonucunda kimlerin samimi olduğu, kimlerin ise sadece dış görünüşte bağlı bulunduğu anlaşılabilir.
Ancak geride kalanları küçümsemek de doğru değildir. Her insanın kendi yolculuğu ve kendi imtihanı vardır.
Miraç ve Basamakların Temsili
Miraç hadisesiyle ilgili anlatımlarda, Peygamber Efendimizin Burak'a bindiği ve yolculuğun gerçekleştiği aktarılır.
Vaazımızdaki işarî yorumda ise bu olay, insanın kendi sınırlarını aşarak Allah'a yönelmesi ve yükselmesi için bir temsil olarak ele alınmaktadır.
Buradaki "basamak" anlayışı da önemlidir.
İnsan bir üst basamağa çıkarken alt basamağı yok etmemelidir. Çünkü gerektiğinde o basamak, kendisinden sonra gelecek olanlara destek olabilir.
Bu sebeple tasavvuf yolunda yetişen bir kimsenin kendisinden önce gelenleri küçümsememesi, kendisinden sonra gelenlere ise basamak ve destek olması gerekir.
Nakşibendî gelenekte anlatılan "müridimizi omuzlarımızda taşırız" anlayışı da bu açıdan, mürşidin talebesine destek olması şeklinde düşünülebilir.
Yükselen insan, geride bıraktığı kapıları da tamamen kapatmamalıdır. Çünkü insanın hayatında bir gün tekrar geriye dönüp o tecrübelerden istifade etmesi mümkündür.
---oOo---
Ölüden Diri, Diriden Ölü Çıkması ve Çekirdek Temsili
Allah, ölüden diriyi; diriden de ölüyü çıkarandır.
Bir tohumu toprağa ektiğimizde, sanki ölü gibi görünen o tohumdan yeni bir filiz çıkar. Filiz büyür, ağaç olur ve meyve verir.
Meyvenin içerisinde de yeni bir çekirdek bulunur.
Meyve daldan kopup zamanla yok olsa bile, çekirdeğin içerisinde yeni bir ağacın oluşmasına vesile olacak potansiyel bulunur.
Bu, Allah'ın yaratmasındaki devamlılığı gösteren güzel bir temsildir.
Âlem ve kâinatı büyük bir ağaç gibi, dünyayı onun meyvesi gibi, insanı da onun içindeki çekirdek gibi düşünürsek; insanın yaratılışında büyük bir tefekkür ve keşif alanı bulunduğunu söyleyebiliriz.
Buradaki "iç içe âlemler" ve "çoklu evren" ifadelerini de bilimsel bir teori olarak değil, vaazımızdaki işarî bir temsil olarak değerlendirmek gerekir.
İnsan kendi içine ve çevresindeki yaratılışa baktıkça Allah'ın kudretini ve yaratışındaki hikmeti daha iyi tefekkür edebilir.
Ay Takvimi ve Güneş Takvimi
Müslümanların ibadet hayatında hicrî-kamerî takvimin önemli bir yeri vardır. Ramazan, hac, bayramlar ve diğer bazı dinî zamanlar ayın hareketlerine göre belirlenir.
Güneş takvimi ise güneşin yıllık hareketleri esas alınarak oluşturulur.
Bu iki takvimin farklı oluşu, aslında insanın zamanı farklı ölçülerle değerlendirebilmesine güzel bir örnektir.
Ay takvimi yaklaşık 354 günlük bir yıl esasına dayanırken, güneş yılı yaklaşık 365 gündür. Bu sebeple Ramazan ve diğer hicrî aylar güneş takvimine göre her yıl yaklaşık on gün daha erken gelir.
Dolayısıyla Ramazan'ın bazı yıllarda kışa, bazı yıllarda ilkbahara, bazı yıllarda yaza veya sonbahara gelmesi bundan kaynaklanır.
Bu farklılığı, vaazımızdaki "çarkların birbirine bağlılığı" şeklindeki işarî temsil ile de anlatabiliriz.
Ay, dünya ve güneş birbirinden farklı hareketlere sahip sistemlerdir. İnsan da bu hareketleri gözlemleyerek zamanı anlamlandırmıştır.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Hilali görmedikçe oruca başlamayın. Hilali görmedikçe orucu sona erdirmeyin. Şayet hava kapalı olursa ayı otuza tamamlayın."
(Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed)
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ
Şehru ramadânellezî unzile fîhil-kur'ânu huden lin-nâsi ve beyyinâtin minel-hudâ vel-furkân.
BAKARA Suresi, 185. ayet
Meali:
"Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayıran apaçık delilleri içeren Kur'an'ın indirildiği aydır."
BAKARA Suresi, 185. ayet
Buradaki "hüdâ" ve "furkan" kavramlarını, insanı doğruya yönelten ve hak ile bâtılı ayırmasına yardımcı olan ilahî rehberlik şeklinde anlayabiliriz.
Vaazımızdaki işarî yorumda ise Kur'an, hidayet ve furkan kavramları birbiriyle bağlantılı olarak ele alınmaktadır.
Bu yorum, ayetin zahirî anlamının yerine geçen bir tefsir değil; tasavvufî bir tefekkür biçimidir.
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ وَمَا أَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ أَمْرٍ
KADR Suresi, 1-4. ayetler
İnnâ enzelnâhu fî leyletil-kadr.
Ve mâ edrâke mâ leyletul-kadr.
Leyletul-kadri hayrun min elfi şehr.
Tenezzelul melâiketu ver-rûhu fîhâ bi-izni rabbihim min kulli emr.
Meali:
"Şüphesiz, Biz onu Kadir Gecesi'nde indirdik.
Kadir Gecesi'nin ne olduğunu sen ne bileceksin?
Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır.
Melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle her türlü iş için o gecede iner."
KADR Suresi, 1-4. ayetler
Kadir Gecesi'nin bin aydan hayırlı olması, Kur'an'ın ve vahyin değerini ortaya koyan çok önemli bir ifadedir.
Vaazımızda bu ayetler üzerinden zaman, takvim, ay ve insanın manevi yolculuğu arasında çeşitli sembolik bağlantılar kurulmaktadır.
Ancak "elfi şehr" ifadesini Almancadaki bir kelime üzerinden "on bir ay" şeklinde açıklamak doğru değildir. Buradaki "bin ay" ifadesi Kur'an'ın açık anlamıdır.
Kadir Gecesi'nin Ramazan ayında aranması da Peygamber Efendimizin sünnetiyle sabittir.
Kadın, Toprak ve Dünya Temsili
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
نِسَاؤُكُمْ حَرْثٌ لَّكُمْ فَأْتُواْ حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ وَقَدِّمُواْ لِأَنفُسِكُمْ وَاتَّقُواْ اللَّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّكُم مُّلَاقُوهُ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
Nisâukum harsun lekum fe'tû harsekum ennâ şi'tum ve kaddimû li-enfusikum vettekullâhe va'lemû ennekum mulâkûhu ve beşşiril-mü'minîn.
BAKARA Suresi, 223. ayet
Meali:
"Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza dilediğiniz şekilde varın. Kendiniz için önceden hazırlık yapın. Allah'a karşı gelmekten sakının ve O'nun huzuruna varacağınızı bilin. Müminleri müjdele."
BAKARA Suresi, 223. ayet
Bu ayetteki "tarla" ifadesi, aile ve neslin devamı bağlamında anlaşılmalıdır.
Vaazımızda ise toprak, kadın, dünya ve insanın yaratılışı arasında sembolik bir bağlantı kurulmaktadır.
"Toprak" temsilini, insanın yetişmesi ve neslin devamı açısından düşünmek mümkündür. Ancak bu tür benzetmeleri ayetin kesin tefsiri olarak değil, işarî bir anlatım olarak görmek gerekir.
Geçen vaazımızda söylediğimiz "koca karı dünya" ifadesini de bu bağlamda değerlendirebiliriz.
Dünya insanın imtihan alanıdır. İnsan bu dünyada yaşar, çalışır, evlenir, neslini devam ettirir ve sonunda Rabbine döner.
Cennet ve İnsan Temsili
Geçen vaazımızda aktardığımız rivayetlerden birinde cennet ehlinin gençlik ve güzellik içerisinde haşredileceği anlatılmaktadır.
Hz. Enes'ten Yapılan Rivayet:
"Peygamberimiz şöyle buyurdu:
Cennet halkı kıyamet günü Âdem'in suretinde, otuz üç yaşında, bedenleri kılsız ve karagözlü bir sima hâlinde haşredilirler. Sonra cennette bulunan bir ağacın yanına götürülürler ve ondan elbise giyinirler. Artık ne elbiseleri eskir ne de gençlikleri kaybolur."
(Kenzü'l-Ummâl, H. No: 39383)
Vaazımızda bu rivayet, insanın yaratılışındaki mükemmellik ve ahir zaman insanının temsilî özellikleri üzerinden yorumlanmıştır.
Ancak burada geçen sembolleri kesin bir kozmoloji veya astronomi bilgisi olarak değerlendirmemek gerekir.
---oOo---
Mehdi, Deccal ve Zıtlıkların Temsili
Vaazımızın bu bölümünde Mehdi ve Deccal kavramları, iyilik ve kötülük, aydınlık ve karanlık, bahar ve kış gibi zıtlıklar üzerinden sembolik olarak ele alınmaktadır.
Bu anlatımda Mehdi, hak, adalet, hidayet ve aydınlığı; Deccal ise fitne, sapma, karanlık ve bozulmayı temsil eden bir karşıtlık olarak düşünülmektedir.
Bu tür bir anlatım, "zıtlıklar arasında bir denge ve imtihan vardır" şeklinde anlaşılabilir.
Kâinatın düzeni içerisinde gece ve gündüz, sıcak ve soğuk, yaz ve kış gibi farklılıklar bulunmaktadır. İnsan da bu farklılıklar üzerinden tefekkür eder.
Ancak hava olaylarının veya mevsimlerin belirli bir şahıs tarafından "frekans" yoluyla değiştirildiğini bilimsel bir gerçek olarak kabul etmek doğru değildir.
Buradaki "çark" ve "frekans" ifadeleri, vaazımızdaki işarî anlatımın bir parçasıdır.
İnsan kendi zamanını ve kendi sorumluluğunu bilmelidir. Başkasının hakkına müdahale etmeden, kendi görevini yerine getirmeli ve Allah'ın yaratmış olduğu düzen içerisinde adaletli davranmalıdır.
Böyle baktığımızda, zıtlıklar birbirini yok etmek için değil, insanın imtihanını ve tefekkürünü anlamlı kılmak için birer temsil hâline gelir.
---oOo---
Zirveye Çıkmak ve Geridekileri Unutmamak
Zirve bir kişilik olabilir; fakat zirveye çıkan insan, geride kalanları unutmamalıdır.
Kartalların yükseklerde tek başına uçması gibi bir temsil kullanılabilir. Ancak insan, yalnızca yükselmekle değil, yükseldiği yerde başkalarına da faydalı olmakla değer kazanır.
Bir insanın veya bir toplumun büyük hedefler peşinde koşarken kendi halkını, ailesini ve temel değerlerini unutmaması gerekir.
İnsan yükselirken geride bıraktığı basamakları kırmamalıdır.
Çünkü bugün çıktığımız basamak, yarın bizim için tekrar gerekli olabilir. Aynı şekilde bizden sonra gelen bir insanın da yükselmesine vesile olabilir.
Bu sebeple:
"Çıkarken bastığın basamakları kırma. Kapattığın kapıları da öfkeyle çarpma. Bir gün geri dönmen gerekebilir."
Bu, bu vaazın önemli derslerinden biridir.
İnsan zirveye çıkarken tevazuyu kaybetmemeli, kendisini yetiştirenleri küçümsememeli ve geride bıraktığı insanları ezmemelidir.
---oOo---
Sonuç
Rabbim bizleri zirveye çıkmak için altındakileri çiğneyenlerden eylemesin.
İnsana yükselirken nasıl davranması gerektiğini ve bir gün yeniden aşağıya dönmesi gerektiğini unutturmasın.
Ey insan!
Yükselirken geride bıraktığın basamakları unutma.
Sana yardım edenleri küçümseme.
Kapattığın kapıları öfkeyle kapatma.
Çünkü bir gün o kapılardan tekrar geçmen gerekebilir.
Rabbim bizlere doğrularla beraber olmayı, hak ile bâtılı birbirinden ayırmayı ve her zaman adalet üzere yaşamayı nasip etsin.
---oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ
"Allah'ım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!"
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil hamdu lillâhi rabbil âlemîn.
Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbü ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 23 Mart 2016 Çarşamba
Original Kar©glan