Rashit Tunca Board

Tam Sürüm: Allah ın Kullarını Siigaya Çekmesi Nedir? (Kar©glanin 21 Nisan 2016 Vaazi)
Şu anda içeriğimizin sadeleştirilmiş bir sürümünü görüntülüyorsunuz. Tam sürümü görüntüleyin ve uygun biçimlendirmeyi kullanın.
Allah'ın Kullarını Sîgaya (Sîga veya Sıbğatullah'a) Çekmesi Nedir?

(Kar©glan'ın 21 Nisan 2016 Vaazı)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

صِبْغَةَ اللّهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُ عَابِدونَ

Sadakallahul Azîm - Bakara Suresi, 138. Ayet

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Sıbğatallâh ve men ahsenu minallâhi sıbğaten ve nahnu lehu âbidûn.

Diyanet Meali:

“Biz, Allah'ın boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah'ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz O'na ibadet edenleriz.” deyin.

Tefsirî Manada Bizim Mealimiz:

Sıbğatullah ifadesini, bizim vaazımızdaki işarî anlayışla “Allah'ın kulunu kendi terbiyesinden geçirmesi” şeklinde anlayabiliriz.

“Sîga” kelimesi, Arapçada fiillerin çekimiyle de ilişkilidir. Mesela “yapmak” fiili; ben yaptım, sen yaptın, o yaptı, biz yaptık, siz yaptınız, onlar yaptılar şeklinde farklı şahıslara göre çekilir.

Buradan hareketle vaazımızda şöyle bir temsil yapılmaktadır:

Allah insanı terbiye ederken, insanı kendi yaptığı fiillerle yüzleştirir. Bugün “o yaptı” dediğimiz bir davranışı yarın kendimiz yapabiliriz. Bugün başkasının davranışını eleştirirken, yarın aynı davranışın içine düşebiliriz.

Mesela bir insanın başkasına bağırmasını eleştiririz. Fakat bir gün aynı şekilde biz de bağırmaya başlayabiliriz. O zaman insan kendi kendine sormalıdır:

“O davranış başkasında iken neden hoşuma gitmiyordu? Ben yaptığım zaman neden kendime yakıştırıyorum?”

İşte vaazımızdaki “sîgaya çekilmek” ifadesiyle anlatılmak istenen, insanın kendi fiilleriyle imtihan edilmesi ve yaptığı şeylerin hakikatini yaşayarak anlamasıdır.

Allah'tan daha güzel terbiye edici olur mu?

Bizler O'nun kullarıyız. O'nun yaratması ve takdiri içinde insan, kendi fiillerinin ve tercihlerinin sonuçlarıyla karşılaşır.

Buradaki tesbih benzetmesi de bu noktada önemlidir. Tesbihin kendi başına bir anlamı olmadığı gibi, onu dizen ve kullanan kimse vardır. Asıl mesele, insanın bu yaratılış ve terbiye düzeni içinde nerede bulunduğunu anlayabilmesidir.

Yani sen ne yaptın?

Sen konuştun, onlar konuştu.

Sen namaz kıldın, onlar namaz kıldı.

Sen zikrettin, onlar zikretti.

Sen baktın, onlar baktı.

İnsan kendisine dönüp “Ben bu tesbihin neresindeyim?” diye düşünmelidir.

Mesele budur.

Allah'ın boyasından başka bir renk mi vardır?

Âyetteki “Allah'ın boyası” ifadesini yalnızca maddi bir renk olarak anlamamak gerekir. Burada iman, fıtrat, kulluk ve Allah'ın terbiyesi kastedilmektedir.

“Allah'ın boyasıyla boyanın” ifadesini, Allah'ın emirlerine uymak ve O'nun sevdiği güzel ahlâkla ahlâklanmak şeklinde de anlayabiliriz.

Vaazımızdaki diğer bir işarî yaklaşım da “sîga”yı tesbihin dizilişine benzetmektir.

Allah'ın kitabındaki harflerin, kelimelerin ve sûrelerin kendi içinde bir tertibi vardır. Mesela Bakara Suresi, kendisine ait harf ve kelime düzeniyle okunur. Bu düzeni bozarak başka bir şekle dönüştürmek, artık aynı metni okumak olmaz.

Buradaki örneğimizin amacı, Kur'an'ın lafzının ve tertibinin önemini anlatmaktır.

Bir bilgisayar sisteminde kullanıcı adı ve şifre nasıl belirli bir düzene göre çalışıyorsa, insanın da Kur'an'ı okurken Allah'ın indirdiği lafız ve tertibe riayet etmesi gerekir.

Mesela “çiçek” kelimesi Türkçede “çiçek”, Almancada “Blume”, İngilizcede “flower” şeklinde ifade edilir. Anlam aynı varlığa işaret etse de belirli bir sistem içerisinde kullanıcı adı veya şifre olarak hangi ifade kayıtlıysa, o sistem o ifadeyi arar.

Vaazımızdaki bu temsilden hareketle, Kur'an'ın kendine mahsus lafzının ve tertibinin korunmasının önemini anlatıyoruz.

Fâtiha Suresi de “açılış” anlamına gelir. Namazın her rekâtında Fâtiha'nın okunması, kulun Rabbine yönelişinin ve Kur'an'a açılan kapının sürekli hatırlanması şeklinde işarî olarak düşünülebilir.

Sadakallahul Azîm - Bakara Suresi, 138. Ayet

---oOo---

Muâz bin Cebel (radıyallâhu anh) şöyle rivayet eder:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

“Her kim kardeşini işlediği günahtan dolayı ayıplarsa, kendisi o günahı işlemeden ölmez.”

(Hadis-i Şerif - Tirmizî, 2620)

Başka bir hadiste de şöyle geçmektedir:

Vâsile bin el-Eska' (radıyallâhu anh) şöyle dedi:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

“Kardeşinin başına gelene sevinme! Allah ona rahmet eder de, senin başına verir.”

(Hadis-i Şerif - Tirmizî, 2621)

Bu hadislerde bize verilen önemli derslerden biri şudur:

Bir insanın düştüğü hatayı küçümsememeli ve kendimizi ondan üstün görmemeliyiz. Çünkü insan, imtihanın hangi şekliyle karşılaşacağını bilemez.

“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.

Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”

Yolculuğumuza Başlıyoruz:

Allah elmayı yaratırken onun kendisine mahsus bir yaratılış düzeni vermiştir.

Burada DNA'yı “Allah'ın yaratılışındaki düzenin bir parçası” şeklinde düşünmek mümkündür. Fakat bunu, Kur'an'daki “Sıbğatullah” kelimesinin bilimsel olarak doğrudan DNA anlamına geldiği şeklinde kesin bir hüküm olarak değil, vaazımızdaki temsili bir anlatım olarak değerlendirmek gerekir.

Bir web sitesinin HTML, PHP ve CSS kodları nasıl belirli bir düzen içinde çalışıyorsa, canlıların genetik yapısında da son derece karmaşık bir düzen vardır.

CSS ile bir resmin sayfadaki yerini, büyüklüğünü veya görünüşünü belirli kurallara göre düzenlersiniz. Kodun belirli bir kısmını değiştirirseniz sayfanın görünüşü de değişebilir.

Bunu yalnızca bir temsil olarak ele alırsak, DNA'daki genetik bilginin canlıların gelişimindeki önemini anlatmak için güzel bir benzetme yapılabilir.

Allah'ın yaratışında her şeyin bir ölçüsü ve düzeni vardır.

Annem boncuk cüzdan örerken, örülecek model önce bir kâğıda çizilirdi. Daha sonra o modele uygun olarak boncukların hangi renk ve hangi sırayla dizileceği hesaplanırdı. Boncuklar önce ipe dizilir, sonra o düzene göre cüzdan örülürdü.

İşte vaazımızdaki temsil de buna benzer.

Allah'ın yaratışında da canlıların gelişmesini sağlayan çok büyük bir düzen vardır.

Geçen hafta verdiğimiz başka bir örnekte olduğu gibi, bir araba veya telefon fabrikasında parçalar ayrı ayrı hazırlanır. Fakat parçalar doğru yere ve doğru ölçüye göre takılmadığında ortaya düzgün çalışan bir ürün çıkmaz.

Buradan hareketle, “DNA” kavramını Allah'ın yaratışındaki düzenin bir işareti olarak değerlendirebiliriz.

Ancak burada önemli bir noktayı tekrar belirtelim:

Genetik yapı ile ilgili bilimsel gerçekleri, dinî bir hüküm veya kesin bir tefsir gibi sunmamak gerekir. Buradaki anlatımımız, Allah'ın yaratışındaki ölçüyü ve düzeni düşündürmek amacıyla yapılan bir temsildir.

İnsanın yaratılışında da gözün, kulağın, kalbin, beynin ve diğer organların birbirleriyle uyumlu şekilde gelişmesi son derece büyük bir yaratılış düzenidir.

Bu sebeple insan, Allah'ın yaratışındaki ölçü ve denge üzerinde düşünmelidir.

“Sıbğatullah”ı, vaazımızdaki işarî anlamıyla Allah'ın yaratışındaki ölçü, fıtrat ve kulluk terbiyesi olarak düşünebiliriz.

Allah'ın yaratışında bulunan bu düzeni anlamaya çalışmak, insanı Rabbine karşı hayrete, şükre ve tefekküre götürmelidir.

---oOo---

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

إِنَّ اللّهَ لاَ يَخْفَىَ عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الأَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَاء

İnnallâhe lâ yahfâ aleyhi şey'un fil ardı ve lâ fis semâ.

Meali:

“Şüphesiz yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.”

Âl-i İmrân Suresi, 5. Ayet

Daha önceki vaazlarımızda Hz. Eyyûb Aleyhisselâm'dan bahsetmiş ve onun yaşadığı imtihanları, dostluk ve çevre konusunda verilen temsillerle açıklamıştık.

Burada da aynı düşünceyi sürdürelim:

Allah'ın yerde ve gökte hiçbir şeyi gizli kalmaz. O, kullarının hâlini, niyetini, davranışını ve imtihanını bilir.

Bununla beraber Kur'an bize şöyle buyurur:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِينَ

Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe ve kûnû meassâdikîn.

“Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve doğrularla beraber olun.”

Tevbe Suresi, 119. Ayet

Allah müminlere doğrularla ve iyilerle beraber olmayı emretmektedir.

İnsan kiminle beraber olursa, onun davranışlarından etkilenebilir. Bu etki insanın manevi hayatında da görülebilir.

Allah'ın Sevmediği Davranışlar:

Allah aşırı gidenleri sevmez. (Bakara, 2/190; Mâide, 5/87; A'râf, 7/55)

Allah fesadı sevmez. (Bakara, 2/205)

Allah inkârda ısrar edenleri sevmez. (Bakara, 2/276)

Allah inkâr edenleri sevmez. (Âl-i İmrân, 3/32; Rûm, 30/45)

Allah zalimleri sevmez. (Âl-i İmrân, 3/57, 140; Şûrâ, 42/40)

Allah kendini beğenen ve övünüp duranları sevmez. (Nisâ, 4/36; Lokmân, 31/18; Hadîd, 57/23)

Allah hainlikte ısrar edenleri sevmez. (Nisâ, 4/107; Hac, 22/38)

Allah kötü sözün açıktan söylenmesini sevmez. (Nisâ, 4/148)

Allah fesat çıkaranları sevmez. (Mâide, 5/64; Kasas, 28/77)

Allah israf edenleri sevmez. (En'âm, 6/141; A'râf, 7/31)

Allah hainleri sevmez. (Enfâl, 8/58)

Allah kibirlileri sevmez. (Nahl, 16/23)

Allah şımaranları sevmez. (Kasas, 28/76)

Bu ayetlerden anlaşılacağı üzere, insanın hangi davranışları terk etmesi gerektiği ve hangi ahlâkı kazanması gerektiği Kur'an'da açıkça bildirilmektedir.

Hz. Eyyûb Aleyhisselâm ile ilgili önceki anlatımımızdaki temsilleri de bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Allah şöyle buyurur:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ

İnnallâhe lâ yuhıbbul-mufsidîn.

Meali:

“Muhakkak ki Allah, fesat çıkaranları sevmez.”

Kasas Suresi, 77. Ayet

İnsan, yaptığı tercihlerle kendi hayatını şekillendirir.

Allah mümin kullarına rahmetiyle muamele ettiği gibi, yarattığı bütün varlıklar üzerinde de kudret ve hikmetiyle tasarruf eder.

Bu noktada “her varlığın yaratılışında bir vazife ve denge vardır” şeklinde düşünebiliriz.

Mesela şeytanların hepsi insanlarla aynı şekilde davranıyor olsaydı, imtihanın mahiyeti farklı olurdu. Kur'an'ın anlattığı imtihan düzeninde ise insanın önünde çeşitli vesveseler, arzular ve sınanmalar bulunmaktadır.

Bu sebeple insan, kendisini kötülüğe çağıran şeylere karşı uyanık olmalıdır.

Bunu bir temsille açıklayabiliriz:

Traktör traktörlük yapmazsa tarlayı kim sürecek? Otobüs ve şoförleri görevini yapmazsa yolcuları kim taşıyacak?

Yaratılmışların her birinin farklı özellikleri ve görevleri vardır. İnsan ise kendisine verilen akıl, irade ve sorumlulukla imtihan edilmektedir.

Aynı şekilde demir elementinin oksijen ve nemle temas ettiğinde paslanması da Allah'ın yaratışındaki tabiat kanunlarından biridir. İnsan bu kanunları öğrendikçe, demiri korumak için boya veya başka yöntemler kullanır.

Buradan hareketle vaazımızdaki temsil şudur:

Nasıl demiri paslanmaktan korumak için yüzeyini koruyorsak, insan da kalbini ve ahlâkını kötü etkilerden korumaya çalışmalıdır.

İşte Kur'an bize şöyle buyuruyor:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

لَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

E lem a'hed ileykum yâ benî Âdeme en lâ ta'budû'ş-şeytân. İnnehu lekum aduvvun mubîn.

Meali:

“Ey Âdemoğulları! Ben size, ‘Şeytana kulluk etmeyin; çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır’ diye bildirmedim mi?”

Yâsîn Suresi, 60. Ayet

Burada insanın dikkat etmesi gereken nokta açıktır:

Şeytan insanın dostu değil, düşmanıdır. İnsan ise kendi iradesiyle onun vesvesesine uymamaya çalışmalıdır.

Bu nedenle insan, Kur'an'ı yalnızca okumakla kalmayıp anlamaya ve hayatında uygulamaya çalışmalıdır.

Allah'ın Müminlere Tavsiye Ettiği ve Sevdiği Davranışlar:

Allah ihsan sahiplerini sever. (Bakara, 2/195; Âl-i İmrân, 3/134, 148)

Allah çokça tövbe edenleri sever. (Bakara, 2/222)

Allah temizleri sever. (Bakara, 2/222; Tevbe, 9/108)

Allah takva sahiplerini sever. (Âl-i İmrân, 3/76; Tevbe, 9/4, 7)

Allah sabredenleri sever. (Âl-i İmrân, 3/146)

Allah tevekkül edenleri sever. (Âl-i İmrân, 3/159)

Allah adaletli olanları sever. (Mâide, 5/42; Hucurât, 49/9; Mümtehine, 60/8)

Allah kendi yolunda saf saf mücadele edenleri sever. (Saff, 61/4)

Allah'ın sevdiği topluluğun özellikleri de Mâide Suresi'nin 54. âyetinde açıklanmaktadır.

Allah'ın Kur'an'da özellikle övdüğü kimselerden biri ihsan sahipleridir. Bunun yanında adaletli olanlar, takva sahipleri, temizlenenler, tövbe edenler, sabredenler ve tevekkül edenler de övülmektedir.

Bütün bunlar bize şunu gösterir:

İnsan yalnızca kötülüklerden uzak durmakla yetinmemeli, aynı zamanda güzel ahlâkı da kazanmalıdır.

---oOo---

Vaazlarda bazen “şeytan Allah'ın kara köpeğidir” şeklinde bir temsil kullanılmaktadır. Bu, Kur'an'da geçen bir ifade değil, şeytanın insanı vesveseyle takip etmesini anlatmak için kullanılan bir benzetmedir.

Bu temsil üzerinden anlatılmak istenen şudur:

İnsan bazen namazında veya zikrinde hata yapabilir. Şüpheye düştüğünde vesveseyle mücadele ederken ibadetini gereksiz yere zorlaştırmamalıdır.

Namazda kaç rekât kıldığı konusunda şüpheye düşen kimse için fıkıhta sehiv secdesi gibi hükümler bulunmaktadır. Esas olan, insanın vesveseye kapılmadan ibadetini tamamlamasıdır.

Bu nedenle insan her hatada kendisini tekrar tekrar zorlayarak ibadetini içinden çıkılmaz hâle getirmemelidir.

Vesveseye Kapılmadan, Bildiğimiz Dinî Ölçülere Uyarak İbadetimizi Tamamlamak Gerekir.

Ey insan!

Sen bu dünyanın tek sahibi değilsin. Allah'ın yarattığı her varlığın yaratılışında bir hikmet ve düzen vardır.

Bir mikrop bile Allah'ın izni ve yaratması olmadan var olamaz. Onun varlığı, beslenmesi, çoğalması ve ömrü de Allah'ın koyduğu yaratılış düzeni içerisindedir.

Bu kadar büyük bir yaratılış düzenini gören insan, Allah'ın hiçbir şeyi boşuna yaratmadığını anlamaya çalışmalıdır.

Kur'an-ı Kerîm şöyle buyuruyor:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

لَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs-semâvâti vel-ard. Rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ. Sübhâneke fekınâ azâben-nâr.

Meali:

“Onlar ayakta dururken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler ve şöyle derler:

‘Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateşin azabından koru.’”

Âl-i İmrân Suresi, 191. Ayet

Rabbim, inanan mümin kullarına Allah'ın hiçbir şeyi boşuna yaratmadığını anlamayı, yaratılış üzerinde tefekkür etmeyi ve gördüğümüz her şeyden Rabbimizin kudretine ulaşmayı nasip eylesin.

---oOo---

أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقّاً وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ

“Allah'ım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!”

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhiru da'vâhum enil-hamdülillâhi rabbil-âlemîn. Âmin.

El-Fâtiha maassalavât.

سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik. Eşhedü en lâ ilâhe illâ ente. Estağfiruke ve etûbu ileyk.

---oOo---

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 21 Nisan 2016 Perşembe

Original Kar © glan