Rashit Tunca Board

Tam Sürüm: Çekirdeği Yenenler ve Kurandaki Çekirdekli Sureler (Kar©glanin 16 Mayıs 2016 Vaazi)
Şu anda içeriğimizin sadeleştirilmiş bir sürümünü görüntülüyorsunuz. Tam sürümü görüntüleyin ve uygun biçimlendirmeyi kullanın.
Çekirdeği Yenenler ve Kur'an'daki Çekirdekli Sûreler

(Kar©glan'ın 16 Mayıs 2016 Vaazı)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يس

كٓـهٰيٰعٓصٓۜ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Yâsîn.

Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd.

Sadakallâhü'l-Azîm — Yâsîn Suresi, 1. ayet; Meryem Suresi, 1. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ أَرْسَلَتْ إِلَيْهِنَّ وَأَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَأً وَآتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِّنْهُنَّ سِكِّينًا وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ فَلَمَّا رَأَيْنَهُ أَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلّهِ مَا هَذَا بَشَرًا إِنْ هَذَا إِلاَّ مَلَكٌ كَرِيمٌ

Fe lemmâ semiat bi mekrihinne erselet ileyhinne ve a'tedet lehunne muttekeen ve âtet kulle vâhidetin minhünne sikkînen ve kâlet ihruc aleyhinne. Fe lemmâ raeynehû ekbernehû ve katta'ne eydiyehunne ve kulne hâşe lillâhi mâ hâzâ beşeren, in hâzâ illâ melekun kerîm.

Meali:

Kadın, onların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. Onlar için yaslanıp oturacakları bir yer hazırladı ve her birine birer bıçak verdi. Yusuf'a da, “Çık karşılarına.” dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce onu pek büyüttüler ve şaşkınlıktan ellerini kestiler. “Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir.” dediler.

Sadakallâhü'l-Azîm — Yûsuf Suresi, 31. ayet

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

“Miraç gecesinde Yusuf peygamberi gördüm. Baktım ki, bütün insanlara verilen güzelliğin yarısı ona verilmiştir.”

(Hadis-i Şerif, İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, 7/250)

“Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.

Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.”

Yolculuğumuza Başlıyoruz:

Geçen hafta ücretsiz indirme bağlantısını verdiğimiz Zikr-i Raşidî Evradı'nın içerisinde “Hâ-Mîm”, “Elif-Lâm-Mîm” gibi hurûf-ı mukattaa ile başlayan sûreler bulunmaktadır.

Bu sûrelerin başındaki harfleri ayrıca zikir olarak aldık. Fakat bu harflerin manasını bilmeyenler, “Bunları niçin çekiyoruz?” diye sorabilirler ve sormuşlardır.

El-Cevap:

Rabbim yeryüzünde bazı sebzeler, meyveler ve kuru yemişler yaratmıştır. Bunların bazılarının çekirdekleri de yenmektedir.

Mesela karpuzun kendisini yediğimiz gibi, çekirdeğini de yiyebiliriz. Kayısı çekirdeği, ceviz, badem ve ay çekirdeği gibi çekirdeği veya tohumu tüketilen birçok bitki vardır.

Buradan hareketle bir temsil yapabiliriz:

Bir çekirdeğin içinde, o bitkinin bütün özelliklerinin özüne dair bilgi ve potansiyel bulunmaktadır. Küçücük bir çekirdekten koskoca bir ağaç veya yeni bir bitki meydana gelebilmektedir.

İşte Kur'an-ı Kerim'de bazı sûrelerin başında bulunan hurûf-ı mukattaa da, bu vaazdaki anlayışımız içerisinde sûrenin bir çeşit “çekirdeği” gibi temsil edilmektedir.

Elbette hurûf-ı mukattaanın gerçek manasını Allah Teâlâ daha iyi bilir. Bu harflerin mahiyeti hakkında farklı tefsirler yapılmıştır.

Bizim burada yaptığımız ise bir temsil ve zikir anlayışıdır.

Mesela Yâsîn Suresi'ni bütünüyle okumaya gücü veya vakti olmayan bir kimse, zikir evradımızdaki uygulama içerisinde geçici olarak “Yâsîn” lafzını zikredebilir.

Nasıl üç karpuzu birden yemek mümkün olmayabilir fakat üç karpuz çekirdeği yenilebilirse, burada da uzun bir sureyi okumakla onun başındaki harfleri zikir olarak tekrar etmek arasında bir kolaylık ve temsil kurulmaktadır.

Bu, sûrenin tamamının okunmasıyla aynı sevabı kesin olarak verir şeklinde bir fıkıh hükmü değildir. Buradaki anlatım, zikir ehli için yapılan bir kolaylık ve temsilî açıklamadır.

Bu sebeple zikir evradımızda bazı yerlere gelindiğinde Yâsîn Suresi'nin tamamının veya ilk sayfasının okunması tavsiye edilmiş; bunu henüz bilmeyenlerin ise öğreninceye kadar geçici olarak “Yâsîn” lafzını birkaç defa söylemeleri uygun görülmüştür.

Diğer bazı sûrelerin başındaki “Elif-Lâm-Mîm”, “Tâ-Hâ”, “Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd” gibi hurûf-ı mukattaa için de aynı temsilî yaklaşım kullanılmıştır.

Not: Hurûf-ı mukattaanın gerçek ve kesin manasını Allah Teâlâ bilir. Buradaki “çekirdek” ifadesi, vaazda kullanılan bir temsil ve zikir açıklamasıdır.

---oOo---

Zıtların Birbirini Terbiye Etmesi

Allah Teâlâ'nın yaratmış olduğu varlıklarda çiftler, zıtlıklar ve birbirini tamamlayan unsurlar bulunduğunu görüyoruz.

Kur'an'da “zevc” kelimesiyle eşlerden ve çiftlerden söz edilir. Gece ve gündüz, acı ve tatlı, sıcak ve soğuk gibi birbirinin karşıtı veya tamamlayıcısı olan şeyler vardır.

Bir taraf aşırıya gittiğinde diğer taraf onun dengelenmesine vesile olabilir.

Bu sebeple insanın hayatında da bazı zorluklar ve karşıtlıklar, insanın olgunlaşmasına vesile olabilir.

Şeytan ve insan arasındaki mücadeleyi de bu açıdan düşündüğümüzde, insanın imtihan dünyasında karşılaştığı kötülükler sebebiyle iyiyi daha iyi tanıması ve tercih etmesi mümkün olabilir.

Burada anlatılanları, dinî açıdan kesin bir tarih anlatımı olarak değil, vaazın işarî ve temsilî açıklaması olarak değerlendirmek gerekir.

Âdem Aleyhisselâm ile Havvâ validemizin cennetten çıkarılışı konusunda Kur'an'ın bildirdiği esaslar bellidir. Şeytanın onları aldattığı, bunun sonucunda imtihan dünyasına gönderildikleri ve insanın dünya hayatındaki sorumluluğunun başladığı bilinmektedir.

Bunun ötesinde, şeytanın cennete nasıl girdiği veya yılan üzerinden nasıl hareket ettiği gibi ayrıntılar hakkında farklı rivayetler ve halk anlatımları bulunmaktadır. Bunları kesin dinî bilgi olarak kabul etmek yerine, ibret ve temsil yönüyle değerlendirmek gerekir.

İnsan hayatındaki her olaydan ibret alınabilir. Bazen insanın başına gelen bir sıkıntı, daha sonra onun için bir ders ve olgunlaşma vesilesi olabilir.

Nitekim Âşık Veysel'in meşhur sözüyle:

“Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece.”

İnsan da hayat yolculuğunda çeşitli aşamalardan geçer. Dünya hayatı bir imtihandır ve insanın asıl amacı Allah'ın rızasını kazanmaktır.

Sırat ve Yolculuk Temsili:

Ebû Vâiz ez-Zâhid'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Bana ulaşan bir haberde anlatıldığına göre sırat köprüsünün uzunluğu üç bin senelik yoldur. İlk bin senede insanlar ancak ona tırmanırlar. İkinci bin senede üzerindeki düzlükte ilerlerler. Üçüncü bin senede de aşağı inerler.”

Bu tür rivayetler, ahiret yolculuğunun uzunluğunu ve zorluğunu anlatan temsilî ifadeler olarak aktarılmıştır.

Buradan hareketle insanın dünyadaki hayatını da uzun bir yolculuk gibi düşünebiliriz.

İnsan topraktan yaratılmıştır ve sonunda yine toprağa dönecektir. Sonra Allah'ın kudretiyle yeniden diriltilecektir.

Bu noktada, insanın yaratılışı ile ilgili bazı biyolojik süreçleri ahiret hayatına doğrudan bağlamak doğru olmaz. Dünya hayatındaki üreme ve yaratılış süreçleri ile kıyamet ve yeniden diriliş, birbirinden ayrı konulardır.

Biz burada yalnızca şu ibreti çıkarabiliriz:

İnsan nereden geldiğini ve sonunda nereye döneceğini unutmamalıdır.

Âdem Aleyhisselâm ve Havvâ validemizin kıssası da insana, imtihan dünyasında günaha karşı dikkatli olması gerektiğini öğretmektedir.

Her şerde bir hikmet bulunabileceği gibi, insanın yaşadığı sıkıntılar da onun için bir ders ve terbiye vesilesi olabilir.

---oOo---

Hz. Yusuf Aleyhisselâm'ın Güzelliği ve Zıtların Birbirini Terbiye Etmesi

Başta yazdığımız ayette Hz. Yusuf Aleyhisselâm'ın güzelliğinden söz edilmektedir.

Kadınlar Yusuf Aleyhisselâm'ı görünce hayran kalmış ve şaşkınlıklarından ellerini kesmişlerdir.

Züleyha validemiz hakkındaki anlatımlarda da onun Yusuf Aleyhisselâm'a karşı duyduğu büyük hayranlık ve imtihan konusu işlenmektedir.

Buradan şu ibreti çıkarabiliriz:

İnsan bazen sahip olduğu makam, mal, güzellik veya güç sebebiyle kendisini üstün görebilir. Fakat Allah Teâlâ dilediği zaman insanın karşısına öyle bir imtihan çıkarır ki, kişi kendi acziyetini anlar.

Bu sebeple insan kendisini bulunmaz ve vazgeçilmez zannetmemelidir.

Firavun örneğinde de bunun en büyük misallerinden biri vardır. Firavun, kendisini üstün görmüş ve ilahlık iddiasında bulunmuştur. Fakat sonunda Allah'ın kudreti karşısında aciz olduğu ortaya çıkmıştır.

Hz. Yusuf Aleyhisselâm'ın kıssasında da güzellik, sabır, iffet, imtihan ve Allah'a teslimiyet gibi birçok ders bulunmaktadır.

Buradaki asıl mesele, insanların birbirine üstünlük taslaması değil; Allah'ın insanı farklı nimetlerle imtihan etmesidir.

Bir insan güzelliğiyle, bir başkası makamıyla, bir başkası malıyla, bir diğeri ilmiyle imtihan edilebilir.

Bu sebeple hiç kimse kendisini başkasından üstün görmemelidir.

Evlilik ve aile hayatında da insanın sınırlarını bilmesi, eşine sadakat göstermesi ve nefsine hâkim olması gerekir.

Züleyha kıssası üzerinden anlatılanları da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Burada amaç, insanların aile hayatını küçümsemek değil; insanın nefsinin ve arzularının da bir imtihan olduğunu hatırlatmaktır.

Mehdi, Muhammed ve Yusuf Kıssalarından Çıkarılacak Ders:

İnsanları makamları, soyları veya manevî sıfatları sebebiyle aşırı derecede yüceltmek doğru değildir.

Peygamberler Allah'ın seçilmiş kullarıdır. Onların makamı insan makamlarından farklıdır. Bununla birlikte onlar da dünya hayatında imtihanlardan geçirilmişlerdir.

Bu nedenle herhangi bir kimseyi, makamı ne olursa olsun, insanüstü bir varlık gibi görmek doğru değildir.

Her şeyi Allah'ın takdiri içinde değerlendirmek gerekir.

İnsan kendisini de başkasını da ölçüsüz biçimde yüceltmemeli; herkes için belirlenen sınır ve ölçü içerisinde hareket etmelidir.

Rabbim,

Bu kıssalardan ders ve ibret alan müminlerden eylesin.

Bizlere akıl, basiret, edep, iffet, sabır ve hikmet nasip eylesin.

Bizleri nefsimizin aşırılıklarından korusun. Bizleri ölçüyü kaçırmadan, hak ve hakikat üzere yaşayan kullarından eylesin.

Cemaatimizi, takipçilerimizi ve bütün mümin kardeşlerimizi muhafaza eylesin.

---oOo---

أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

“Allahım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!”

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhiru da'vâhum enil hamdülillâhi rabbil âlemîn. Âmin.

El-Fâtiha maassalavât.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbü ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 16 Mayıs 2016 Pazartesi

Original Kar © glan