Rashit Tunca Board

Tam Sürüm: Ahmaklık Hastalığı (Kar©glanin 1 Haziran 2016 Vaazi)
Şu anda içeriğimizin sadeleştirilmiş bir sürümünü görüntülüyorsunuz. Tam sürümü görüntüleyin ve uygun biçimlendirmeyi kullanın.
Ahmaklık Hastalığı

(Kar©glan'ın 1 Haziran 2016 Vaazı)

Deccal aleyhillane ve Ahmaklık Hastalığı

Bu vaazda, Deccal fitnesinin; insanları hakikatten uzaklaştıran, düşünme ve muhakeme kabiliyetlerini zayıflatan çeşitli etkiler ve imtihanlar üzerinden anlatıldığı görülmektedir. Atmosfere ve tabiata zarar veren zehirli maddeler konusu da burada, insanın aklını ve idrakini perdeleyen unsurlara dair bir temsil ve işarî yorum olarak ele alınmaktadır.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اخْتَارَ مُوسَى قَوْمَهُ سَبْعِينَ رَجُلاً لِّمِيقَاتِنَا فَلَمَّا أَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ أَهْلَكْتَهُم مِّن قَبْلُ وَإِيَّايَ أَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَاء مِنَّا إِنْ هِيَ إِلاَّ فِتْنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَن تَشَاء وَتَهْدِي مَن تَشَاء أَنتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ الْغَافِرِينَ

Sadakallâhü'l-Azîm — A'râf Suresi, 155. ayet

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Vahtâra Mûsâ kavmehu seb'îne raculen li-mîkâtinâ, fe lemmâ ehazethumur-recfe(tü), kâle rabbi lev şi'te ehlektehum min kablü ve iyyâye, e tühlikünâ bimâ feale's-süfehâu minnâ, in hiye illâ fitnetüke, tudıllü bihâ men teşâü ve tehdî men teşâü, ente veliyyünâ fağfir lenâ verhamnâ ve ente hayrul-gâfirîn.

Meali:

Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca Mûsâ, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen bağışlayanların en hayırlısısın.” dedi.

Sadakallâhü'l-Azîm — A'râf Suresi, 155. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قَالَ رَبِّ انصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ

Kâle rabbin surnî bimâ kezzebûn.

Sadakallâhü'l-Azîm — Mü'minûn Suresi, 26. ayet

Meali:

Nûh dedi ki: “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et.”

Sadakallâhü'l-Azîm — Mü'minûn Suresi, 26. ayet

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

“Ahmak, ahmaklığından; fâsıkın, yani açıktan günah işleyenin günahından daha büyük bir derde düşer.”

(Hadis-i Şerif, Hakîm)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:

“Akıllı olan nefsine uymaz, ibadetlerini yapar. Ahmak olan ise nefsine uyar, günah işler; sonra da ‘Allah affeder’ diye ümitlenir.”

(Hadis-i Şerif, Tirmizî)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:

“Her şey Allah’ın takdiri iledir; akıl ve ahmaklık bile.”

(Hadis-i Şerif, Buhârî)

“Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.

Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.”

Yolculuğumuza Başlıyoruz:

AHMAKLIK HASTALIĞI

Ahmaklık Nedir?

Aklı hiç olmayana deli denir. Aklı olup da aklını kullanmayana veya kullanamayana ise ahmak denir.

Ahmak; aklı az, görüşü kısa, basiretsiz, kötü huylu; kârını ve zararını iyi düşünemeyen kimse olarak tarif edilir.

Hikmet, iyiyi kötüden, hakkı bâtıldan ayıran bir kuvvettir. Hikmetin gereğinden az olması da ahmaklık olarak ifade edilmiştir.

Ahmak, hayrı ve şerri birbirinden gerektiği şekilde ayıramaz.

Âlimler buyuruyor ki:

“Ahmakla arkadaşlık etmekten sakın. Çünkü sana iyilik edeyim derken zarar verebilir.”

(Hz. Ömer)

“Dişleriyle tırnak uçlarını ısırmak ahmaklık alametidir.”

(Hz. Ali)

“Ahmaklar arasında bulunan horlanır, âlimler arasında bulunan hürmet görür.”

(Cafer-i Sâdık)

“Dünyayı ele geçirmek için âhireti, yani dinini vermek ahmaklıktır. Yaratıkların en ahmağı nefistir. Çünkü her isteği kendi aleyhinedir.”

(İmâm-ı Rabbânî)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:

“Ahmak olanla ilgini kes.”

(Hadis-i Şerif, Beyhekî)

Ahmaklık, zehirli gazlara benzetilebilir. Nereden sızıp geleceği belli olmayan bir gaz nasıl bulunduğu ortamı etkiliyorsa, düşünmeden yapılan yanlışların ve kötü alışkanlıkların da insanın zihnini ve ahlakını etkileyebileceğini anlatmak mümkündür.

Bu sebeple insan, kendisini sürekli kötülüğe, bilgisizliğe, bağımlılığa ve yanlış düşüncelere sürükleyen çevrelerden uzak durmalıdır. Çünkü insan, bulunduğu ortamdan ve arkadaşlıklarından etkilenebilir. Bir müddet sonra başkasının yanlış düşüncelerini kendi düşüncesi zannetmeye başlayabilir.

Sigara ve bağımlılık yapan maddeler konusunda da insanın dikkatli olması gerekir. Tütün dumanında insan sağlığına zarar verebilecek çok sayıda kimyasal madde bulunmaktadır. Alkol ve uyuşturucu gibi maddeler de kişinin muhakeme ve davranışlarını olumsuz etkileyebilir.

Buradaki maksat şudur:

İnsanın bedenini zehirleyen maddeler olduğu gibi, ruhunu ve aklını zehirleyen alışkanlıklar da vardır. Kötü alışkanlıklar insanın iradesini zayıflatabilir, düşünme ve karar verme kabiliyetini bozabilir.

Bu sebeple insan, yalnızca bedenini değil, aklını, kalbini ve ahlakını da korumalıdır.

Uyuşturucu ve benzeri bağımlılıkların aile ve toplum üzerindeki etkileri de çok ağır olabilir. Bu sebeple insanın kendisini ve gelecek nesilleri koruması gerekir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

أُولَئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ وَأُولَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.

Ulâikellezîne tabeallâhu alâ kulûbihim ve sem'ihim ve ebsârihim, ve ulâike humul-gâfilûn.

Sadakallâhü'l-Azîm — Nahl Suresi, 108. ayet

Meali:

“İşte onlar, Allah’ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.”

Sadakallâhü'l-Azîm — Nahl Suresi, 108. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

كَذَلِكَ يَطْبَعُ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.

Kezâlike yatbaullâhu alâ kulûbillezîne lâ ya'lemûn.

Sadakallâhü'l-Azîm — Rûm Suresi, 59. ayet

Meali:

“Allah, bilmeyenlerin kalplerini işte böyle mühürler.”

Sadakallâhü'l-Azîm — Rûm Suresi, 59. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُواْ كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُواْ أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاء أَلا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاء وَلَكِن لاَّ يَعْلَمُونَ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.

Ve izâ kîle lehum âminû kemâ âmenen-nâsu kâlû e nu'minu kemâ âmenes-süfehâu, elâ innehum humus-süfehâu ve lâkin lâ ya'lemûn.

Sadakallâhü'l-Azîm — Bakara Suresi, 13. ayet

Meali:

“Onlara, ‘İnsanların inandıkları gibi siz de inanın.’ denildiğinde, ‘Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?’ derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir; fakat bilmezler.”

Sadakallâhü'l-Azîm — Bakara Suresi, 13. ayet

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:

“Akletmeyenin dini de yoktur.”

(Hadis-i Şerif, Tirmizî)

Ahmaklık; kârını ve zararını bilmemek, iyiyi kötüden ayıramamak ve körü körüne bir şeye saplanıp gitmektir.

İyilik yaptığını zannederek kötülüğe sebep olabilir. Fitne çıkarabilir. Susulması gereken yerde konuşabilir. Çeşitli zararlara sebep olabilir.

Ahmak bir insanı ikna etmeye çalışmak da çoğu zaman fayda vermeyebilir. Çünkü insan, önce kendi yanlışını fark etmeye niyet etmelidir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَاراً فَلَمَّا أَضَاءتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لاَّ يُبْصِرُونَ صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ أَوْ كَصَيِّبٍ مِّنَ السَّمَاء فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصْابِعَهُمْ فِي آذَانِهِم مِّنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ وَاللّهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.

Meseluhum ke meselillezistevkade nâran, fe lemmâ edâet mâ havlehu zeheballâhu bi nûrihim ve terekehum fî zulumâtin lâ yubsirûn. Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn. Ev ke sayyibin mines-semâi fîhi zulumâtun ve ra'dun ve berkun, yec'alûne esâbiahum fî âzânihim mines-savâiki hazeral-mevt, vallâhu muhîtun bil-kâfirîn.

Sadakallâhü'l-Azîm — Bakara Suresi, 17-18-19. ayetler

Meali:

“Onların durumu, geceleyin ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir.

Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Artık onlar dönemezler.

Veya onların durumu, gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek bulunan bir yağmura tutulmuş kimselerin durumuna benzer. Yıldırımların dehşetinden ölüm korkusuyla kulaklarını parmaklarıyla tıkarlar. Allah ise kâfirleri kuşatandır.”

Sadakallâhü'l-Azîm — Bakara Suresi, 17-18-19. ayetler

Bu ayetler neyi tarif ediyor?

Burada anlatılan karanlık ve görememe hâlini, günümüzdeki bazı teknolojik ve sanal ortamlarla ilgili bir temsil olarak da düşünebiliriz. İnsan, hakikatten uzaklaşıp sürekli sanal bir dünyanın içinde yaşamaya başladığında, gerçek ile görüntüyü birbirinden ayırmakta zorlanabilir.

Bu vaazdaki anlayışa göre mesele yalnızca teknoloji değildir. Teknoloji insanın hizmetinde olduğu zaman faydalıdır; fakat insan teknolojiye bağımlı hâle gelir, kendi aklını kullanmayı bırakır ve her şeyi hazır olarak tüketmeye başlarsa, bunun düşünme kabiliyeti üzerinde olumsuz etkileri olabilir.

Mesela basit bir hesabı bile sürekli hesap makinesine yaptıran insan, zamanla zihninden hesap yapma alışkanlığını kaybedebilir. Burada maksat teknolojiyi bütünüyle reddetmek değil; insanın teknolojiyi kullanırken kendi aklını ve muhakemesini de kullanması gerektiğini hatırlatmaktır.

İmâm-ı Rabbânî şöyle buyuruyor:

“Dünyayı ele geçirmek için âhireti vermek ahmaklıktır.”

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:

“Ahmaklığın en kötüsü, Müslümanlığı bırakıp başka dine meyletmektir.”

(Hadis-i Şerif, Deylemî)

Deccal ve Zehirli Gazlar Meselesi:

Bu bölümde anlatılan atmosferdeki zehirli gazlar ve insanları etkileme meselesini, kesinleşmiş bir bilimsel gerçek olarak değil, vaazın içindeki işarî ve temsili anlatım olarak değerlendirmek gerekir.

Hava kirliliği, zehirli gazlar, ağır metaller ve çeşitli kimyasal maddeler elbette insan sağlığı için ciddi tehlikeler oluşturabilir. Bunların çevreye ve insan bedenine zarar vermemesi için gerekli tedbirlerin alınması gerekir.

Ancak belirli uçakların gizlice insanları ahmaklaştırmak veya onları belli davranışlara yönlendirmek amacıyla atmosfere özel gazlar bıraktığını kesin bir gerçek olarak kabul etmek doğru değildir.

Buradaki ana fikir, insanın farkında olmadan maruz kaldığı zararlı alışkanlıklar, çevresel etkiler, yanlış bilgiler ve bağımlılıklar sebebiyle muhakeme gücünü kaybetmemesi gerektiğidir.

Alkol ve uyuşturucu gibi maddelerin insanın muhakemesini bozabileceği herkesçe bilinen bir gerçektir. İnsan, iradesini ve aklını zayıflatan her türlü bağımlılıktan uzak durmalıdır.

Bu sebeple:

İnsan neyi tükettiğine, neyi dinlediğine, neye inandığına ve kimlerden etkilendiğine dikkat etmelidir.

Çünkü bazen insan, kendisine zarar veren şeyin nereden geldiğini fark etmeden onun etkisi altında kalabilir.

Aynı şekilde toprağın, suyun, havanın, yiyeceklerin ve çevrenin kirletilmesi de insan sağlığı açısından büyük problemlere sebep olabilir. Bu nedenle çevreyi korumak, temiz suyu ve temiz havayı muhafaza etmek, zararlı maddelerin doğaya karışmasını önlemek hepimizin sorumluluğudur.

---oOo---

Cabir b. Abdullah Ensârî'nin (r.a.) Naklettiğine Göre:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

“Benden evvel hiçbir kimseye verilmedik beş şey, hep birden bana verilmiştir: Her peygamber özellikle kendi kavmine gönderilirken ben kırmızı-siyah bütün insanlara gönderildim.

Ganimetler bana helal edildi; halbuki benden evvel kimseye helal edilmemiştir.

Yer yüzü bana temiz, temizlik sebebi ve mescit kılındı. Onun için kim olursa olsun namaz vakti gelip çatmış ise bulunduğu yerde namazını kılıversin.

Önümdeki bir aylık yola kadar düşmanlarımın kalbine korku salınması için bana yardım edildi ve bana şefaat etme hakkı verildi.”

(Hadis-i Şerif, Sahih-i Müslim)

Yani mescit yalnızca belli bir binadan ibaret değildir. Hadiste, yeryüzünün temiz ve namaz kılınabilir bir mekân kılındığı bildirilmektedir.

Bu sebeple insan, bulunduğu çevreyi temiz tutmalıdır.

Temizlik Meselesi:

Mescitlerin temiz tutulması konusunda Peygamber Efendimizden çeşitli rivayetler nakledilmiştir. Vaazda ayrıca, Allah'ın evlerinden pislik ve necaseti kaldırmanın büyük sevap olduğu manasında bir rivayetten söz edilmektedir. Rivayetin kaynağı burada kesin olarak tespit edilemediği için, bunu kesin hadis metni olarak değil, temizliğe teşvik eden bir anlatım olarak değerlendirmek gerekir.

Peygamber Efendimizin mescitleri ve insanların kullandığı yolları temiz tutmaya teşvik ettiği bilinmektedir.

Eğer insan kendi elini, yüzünü, evini ve yiyeceğini temiz tutuyorsa; yaşadığı mahalleyi, şehri, camiyi, okulu, iş yerini, parkı ve bahçeyi de temiz tutmalıdır.

Fakat çöplerin ve hastalık meydana getirebilecek atıkların bir yerde toplanması da gerekir. Çünkü çöpün belirli alanlarda toplanması, diğer yerlerin temiz kalmasına yardımcı olur.

Her yere çöp atılırsa, her yer çöplüğe dönüşür.

Bu sebeple zararlı ve kirletici atıkların uygun şekilde toplanması, muhafaza edilmesi ve çevreye yayılmasının önlenmesi gerekir.

Bunun sonucunda kolera, veba ve benzeri hastalıkların yayılmasının da önüne geçilebilir.

İkinci Aşama Şudur:

Aynı temsil üzerinden düşündüğümüzde; suç işleyen, başkasının canına, malına, namusuna veya güvenliğine zarar veren kimselerin hukuk çerçevesinde toplumdan uzaklaştırılması gerekir ki masum insanların canı, malı ve güvenliği korunabilsin.

Günümüzde bunun karşılığı, hukuk düzeni içerisinde hapishaneler ve diğer koruyucu tedbirlerdir.

Üçüncü Aşama Şudur:

İslâm inancında cehennem de ahiret hayatındaki adaletin bir parçasıdır.

İnsan dünyada yaptığı iyilik ve kötülüklerden sorumludur. Cennet ve cehennem anlayışı da bu ilahî adalet çerçevesinde değerlendirilir.

Çünkü kötülüğün ve zulmün hiçbir karşılığı olmayacağını düşünmek, adalet duygusuyla bağdaşmaz.

Nitekim Bediüzzaman Said Nursî'nin meşhur sözüyle:

“Cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil.”

Bu sözle bu bahsi de kapatıyoruz.

---oOo---

Başka Bir Mesele: Ruhun Genişlemesi

Bazı tasavvufî anlatımlarda, Allah'ın sevdiği kullara manevî genişlik, firaset ve basiret verdiğinden söz edilir.

Bazı evliyaların, kabirlerinden çok uzak mesafelerde bulunan kimselere manevî olarak yardım ettikleri veya onları manevî yönden gözetebildikleri de tasavvufî rivayetlerde anlatılır.

Bunları maddî anlamda bir mesafe ölçüsü olarak değil, manevî tesir ve tasavvufî anlayış çerçevesinde değerlendirmek gerekir.

Başımızdan geçen bir olayı, bu konudaki ilk deneyimlerimizden biri olarak sizlere anlatalım.

Nakşî tarikatının mensubu olduk. Aradan bir müddet geçti. Günlük vird ve zikirlerimizi çekiyoruz. Ben de günde 21.000 Allah zikri sınırına kadar gelmiştim.

Daha sonra letâif zikri hakkında bilgi edinmek istedim. Letâif zikri çeken bir sofi kardeşimize sordum:

“Letâif zikrini çektikçe insanda ne gibi değişiklikler oluyor?” dedim.

O da bana şöyle bir örnek verdi:

“Mesela birinin sana misafir olarak geleceğini, daha o kişi gelmeden hissedebilirsin. Kimin geleceğini veya bir olayın meydana geleceğini önceden hissetmek gibi bazı hâller yaşanabilir.”

Buna tasavvufî dilde “hiss-i kable'l-vukû” denildiğini ifade etti.

Bu, anlatılan manevî hâllere sadece bir örnektir.

Yine Ekrem Abi diye bildiğimiz bir vekil kardeşimiz şöyle anlatmıştı:

“Kâbe'nin önünde zikrimi çektim. Kalbim öyle genişledi ki içine bir koyunu kesip atsan sığacak kadar genişledi.”

Buradaki anlatım, kalbin ve ruhun manevî genişliğini ifade eden bir temsil olarak anlaşılmalıdır.

Afyon/Sandıklı'da Muradî Camii ve Murat Efendi'nin türbesi hakkında da bazı rivayetler anlatılır. Rivayete göre, kendisine bir mektup gönderilmiş; postacı daha Sandıklı'ya ulaşmadan Murat Efendi mektubun geldiğini manevî olarak hissetmiş ve minareye çıkarak postacıdan mektubu almıştır.

Bu tür anlatımlar, tasavvuf geleneğinde keramet ve manevî keşif örnekleri olarak nakledilir. Bunları fizik kurallarıyla birebir açıklamak yerine, tasavvufî anlayış içerisindeki manevî hâller olarak değerlendirmek gerekir.

İnsanın zikir ve ibadetlerle ruhunu güçlendirmesi, basiret ve firasetinin gelişmesine vesile olabilir.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem hakkında nakledilen:

“Önümdeki bir aylık yola kadar düşmanlarımın kalbine korku salınması için bana yardım edildi ve bana şefaat etme hakkı verildi.”

hadisi de bu bölümün başında zikredilmişti.

Buradaki manevî genişlik anlayışını, Peygamber Efendimizin ümmet üzerindeki rehberliği ve tesiri açısından da düşünebiliriz.

Bugün de Müslümanlar salavat getirerek Peygamber Efendimizi anarlar. Onun sünneti ve getirdiği rahmet mesajı, asırlar geçmesine rağmen insanlara ulaşmaya devam etmektedir.

Bir yabancı filmden duyduğum bir sözde şöyle deniliyordu:

“İnsan iki kere ölürmüş. Biri son nefesini verdiğinde, diğeri ise ismini son bilen kişi bu dünyadan göçtüğünde.”

Bu söz, insanın ardından bıraktığı güzel eserlerin ve hayırlı izlerin önemini anlatan güzel bir temsil olarak düşünülebilir.

Biz salavat getirip Peygamber Efendimizi andıkça, onun sünnetini yaşatmaya ve insanlara ulaştırmaya devam ederiz.

İnsanlar Allah'ı, peygamberleri, güzel ahlâkı ve hakikati unutursa; manevî rehberlikten ve bu güzelliklerden uzaklaşmış olurlar.

Bu nedenle insanın kalbini, aklını ve çevresini temiz tutması gerekir.

Duhan Meselesi:

Kıyamet alâmetlerinden biri olarak zikredilen “Duhan”, yani duman konusunda da farklı yorumlar yapılmıştır.

Bu vaazdaki yorumda Duhan, gökyüzünü kaplayan bir dumanın insanın görüşünü ve idrakini perdelemesi şeklinde sembolik olarak ele alınmaktadır.

Bunun yanında çevrenin kirlenmesi, hava kirliliği, zararlı maddelerin çoğalması ve insanın kendi eliyle tabiatı bozması da bu kavram üzerinden bir ibret vesilesi olarak düşünülebilir.

Ancak Duhan hadisesinin mahiyetini yalnızca günümüzdeki hava kirliliğine indirgemek doğru olmaz. Bu konuda kesin hüküm vermek yerine, Kur'an ve sünnette bildirilen çerçevede düşünmek gerekir.

Ey Rabbim!

Duhan'ın şerrinden, her türlü fitneden, insanın aklını ve kalbini perdeleyen kötülüklerden müminleri, bizleri, ailelerimizi ve bütün kardeşlerimizi muhafaza eyle.

Bizleri hakikati gören, doğruyu anlayan, aklını ve kalbini güzel kullanan kullarından eyle.

---oOo---

أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

“Allahım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!”

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhiru da'vâhum enil hamdülillâhi rabbil âlemîn. Âmin.

El-Fâtiha maassalavât.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbü ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 1 Haziran 2016

Original Kar © glan