10-22-2026, 03:04 AM
Arapça ve Manada Yolculuk - Notalar ve Musiki
(Kar©glan'ın 3 Eylül 2016 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللّهِ كَذِبًا إِنْ عُدْنَا فِي مِلَّتِكُم بَعْدَ إِذْ نَجَّانَا اللّهُ مِنْهَا وَمَا يَكُونُ لَنَا أَن نَّعُودَ فِيهَا إِلاَّ أَن يَشَاء اللّهُ رَبُّنَا وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا عَلَى اللّهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَأَنتَ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ
Sadakallâhü'l-Azîm. A'râf Suresi, 89. Ayet
Kadiftereynâ alâllâhi keziben in udnâ fî milletikum ba'de iz necceynâllâhu minhâ, ve mâ yekûnu lenâ en neûde fîhâ illâ en yeşâallahu rabbunâ, vesia rabbunâ kulle şey'in ilmen, alâllâhi tevekkelnâ, rabbenâftah beynenâ ve beyne kavminâ bil-hakkı ve ente hayrul fâtihîn.
Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Meali:
"Allah'ın bizi ondan kurtarmasından sonra sizin milletinize dönersek, Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi dışında bizim oraya dönmemiz mümkün değildir. Rabbimiz ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Allah'a tevekkül ettik. Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında hak ile hüküm ver. Sen hüküm verenlerin en hayırlısısın."
Sadakallâhü'l-Azîm. A'râf Suresi, 89. Ayet
Dikkat Edilmesi Gereken Bir Nokta
Burada öncelikle ayetlerin Arapçasını ve kelimelerin anlamlarını doğru anlamanın önemine dikkat çekmek istiyorum.
Arapçada bir kelime, kullanıldığı kalıba ve cümledeki konumuna göre farklı anlamlara gelebilir. Bu sebeple Türkçe düşünüp Arapça bir cümle kurmaya çalışmak, bazen anlamın tamamen değişmesine sebep olabilir.
Bunu anlatmak için geçmişte yaşadığım bir olayı örnek vereyim.
Avusturya'ya ilk geldiğim zamanlarda bir taş ocağında çalışıyordum. Almancayı henüz tam bilmiyordum. Benimle birlikte çalışan başka bir Türk arkadaşım da Almancayı yeni öğreniyordu.
Almancada su, kola veya bira gibi içecekler için "trinken" kelimesi kullanılırken, sigara içmek için "rauchen" kelimesi kullanılır. Ben bu farkı öğrendiğim için dikkat etmiştim. Arkadaşım ise bir gün sigara ile ilgili konuşurken "trinken" kelimesini kullandı.
Bu küçük örnek bize şunu gösteriyor:
Bir dildeki kelimeyi başka bir dilin mantığıyla düşünerek kullanırsak, cümle dil bilgisi bakımından doğru görünse bile anlam bakımından yanlış olabilir.
Ayetlerin anlaşılmasında da aynı hassasiyet gereklidir. Bir kelimenin sözlükteki anlamı ile Kur'an'daki kullanımını birbirinden ayırmak gerekir.
Nitekim yukarıdaki ayette geçen "fetih" kökünden gelen ifadeyi, doğrudan "aramızı açmak" şeklinde değerlendirmek yerine, ayetin tamamındaki anlam ve Arapça kullanım dikkate alınmalıdır.
Kur'an'da "aramızı ayır" anlamındaki ifade ise şu şekilde geçmektedir:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْس۪ي وَاَخ۪ي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ
Kâle rabbi innî lâ emliku illâ nefsî ve ahî, fefruk beynenâ ve beynel kavmil fâsikîn.
Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
(Hz. Mûsâ) dedi ki:
"Ey Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına sahip değilim. Artık fâsık kavimle bizim aramızı ayır."
Mâide Suresi, 25. Ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur."
(Hadîs-i Şerîf; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335; Buhârî, et-Târîhu'l-Kebîr, I, 81; et-Târîhu's-Sağîr, I, 306; Bezzâr, el-Müsned, II, 308; Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, II, 38; Hâkim, el-Müstedrek, IV, 422; Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, VI, 219.)
"Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.
Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd."
Yolculuğumuza Başlıyoruz:
Kur'an Arapçadır. Arapça ise çok zengin ve köklü bir dildir. Bir kelime, farklı kalıplara girdiğinde birçok farklı anlam kazanabilir.
Mesela:
Fetaha: Açmak.
Miftah: Anahtar.
Fâtih: Fetheden.
Fettâh: Açan, yolları açan.
Fetih: Fethetmek, açmak.
Fâtiha: Açılış, başlangıç.
Fetha: Arapçada bir hareke işaretidir.
Bir başka örnek:
Feale: Bir işi yapmak.
Fâil: İşi yapan, özne.
Mef'ûl: Yapılan işten etkilenen, nesne.
Fa'âl: Çokça yapan, işi sürekli yapan.
Arapçada kelimelerin kökleri ve kalıpları üzerinde yapılan bu değişiklikler, kelimelerin anlamlarında farklılıklar meydana getirir.
Bu sebeple Kur'an'ın Arapçasını anlamaya çalışırken sadece kelimenin sözlük anlamına değil, hangi kalıpta kullanıldığına ve cümlenin bütününe de bakmak gerekir.
Buradan hareketle Arapçanın şiir, edebiyat ve musikiyle olan ilişkisine de dikkat çekebiliriz. Aruz vezninde kullanılan kalıplar, hecelerin ve seslerin belirli bir düzen içerisinde sıralanmasına dayanır.
Aynı şekilde notalarda da seslerin belirli düzenleri vardır.
Benim bu vaazdaki işarî düşüncem şudur:
Arapça kelimelerin kökleri ve kalıpları, ses ve anlam bakımından birbirleriyle ilişkili bir yapı meydana getirir. Bu sebeple zikirde kullanılan kelimelerin sadece anlamını değil, telaffuzunu ve tekrarını da dikkate almak gerekir.
Ancak burada "kelimelerin ebced değerlerinin doğrudan fiziksel bir elektrik frekansına karşılık geldiği" şeklindeki ifadeler, bilimsel bir ölçüm veya ispat olarak değil, vaazdaki bir tefekkür ve benzetme olarak değerlendirilmelidir.
Ebced hesabı, harflere sayısal değerler verilmesi esasına dayanır. Bu hesap yöntemi tarih boyunca farklı şekillerde kullanılmıştır.
Zikir konusunda da insanın bir kelimeyi tekrar etmesinin zihinsel, duygusal ve manevi hâli üzerinde etkileri olduğu düşünülebilir. Fakat bunu doğrudan belirli bir elektrik voltajı veya fiziksel frekans üretimi şeklinde kesin bir bilimsel sonuç olarak kabul etmek doğru olmaz.
Sözlük Anlamı İtibariyle Zikir:
Zikir; bir şeyi telaffuz etmek, hatırlamak, anmak ve zihinde canlı tutmak anlamlarına gelir.
Başka bir ifadeyle, unutulmuş bir şeyin yeniden hatırlanması veya hafızadaki bir şeyin unutulmamak üzere sürekli canlı tutulmasına zikir denilir.
İslâmî literatürde ise zikir; Allah'ı anmak üzere söylenmesi ve yapılması tavsiye edilen sözlü ve amelî davranışların genel adıdır.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِّيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
Kitâbun enzelnâhu ileyke mubârakun li-yeddebberû âyâtihî ve li-yetezekkere ulûl-elbâb.
Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Meali:
"Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Onun ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye."
Sadakallâhü'l-Azîm. Sâd Suresi, 29. Ayet
Esteûzü billâh.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Bil-beyyinâti vez-züburi ve enzelnâ ileykez-zikre li-tübeyyine lin-nâsi mâ nüzzile ileyhim ve leallehum yetefekkerûn.
Bu ayetlerde, önceki peygamberlere de vahyedildiği ve insanların bilmedikleri konularda "zikir ehline" sormaları gerektiği bildirilmektedir.
Nahl Suresi, 43-44. Ayetler
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
طه مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَى
Tâ Hâ. Mâ enzelnâ aleykel-kur'âne li-teşkâ. İllâ tezkiraten limen yahşâ.
Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Bu ayetlerde Kur'an'ın, insanı sıkıntıya düşürmek için değil, Allah'tan korkup sakınan kimselere bir öğüt ve hatırlatma olarak indirildiği bildirilmektedir.
Sadakallâhü'l-Azîm. Tâ Hâ Suresi, 1-3. Ayetler
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَمَا عَلَى الَّذِينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَيْءٍ وَلَكِن ذِكْرَى لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
Ve mâ alellezîne yettekûne min hısâbihim min şey'in ve lâkin zikrâ leallehum yettekûn.
Meali:
"Takvâ sahiplerine, onların hesabından hiçbir şey düşmez. Fakat bu bir hatırlatmadır; umulur ki sakınırlar."
Sadakallâhü'l-Azîm. En'âm Suresi, 69. Ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ
Ve ekımi's-salâte tarafeyin-nehâri ve zülefen minel-leyli, innel-hasenâti yüzhibnes-seyyiât. Zâlike zikrâ liz-zâkirîn.
Meali:
"Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namazı kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alıp Allah'ı zikredenler için bir hatırlatmadır."
Sadakallâhü'l-Azîm. Hûd Suresi, 114. Ayet
Dipnot:
Bu ayetteki anlamlardan hareketle, geçmişte yaşamış olduğumuz bazı tecrübeler ve özel zikir uygulamaları hakkında da tefekkür edilmiştir. Bunlar, bu vaazdaki kişisel keşif ve tecrübe çerçevesinde değerlendirilmelidir.
![[Resim: 5703ee52a7130.png]](https://images.karoglan.com/upload/big/2016/04/05/5703ee52a7130.png)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الَّذِينَ آمَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللّهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh. Elâ bi zikrillâhi tatmainnul-kulûb.
Meali:
"Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle huzur bulan kimselerdir. Bilin ki kalpler ancak Allah'ın zikriyle huzur bulur."
Sadakallâhü'l-Azîm. Ra'd Suresi, 28. Ayet
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Size amellerinizin en hayırlısını, sevap bakımından en temizini ve derecelerinizi en çok yükselten ameli haber vereyim mi? Allah'ı zikretmektir."
(Hadîs-i Şerîf)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Müminin üç kalesi vardır. Birisi zikrullah, birisi Kur'an okumak, diğeri de namazdır."
(Hadîs-i Şerîf)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Kalpler demirin paslandığı gibi paslanır. Onun cilası Kur'an okumak ve Allah'ı çok zikretmektir."
(Hadîs-i Şerîf)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Gafiller arasında Allah'ı zikreden kimsenin hâli, kurumuş otlar arasında bulunan yeşil bir ağacın hâline benzer."
(Hadîs-i Şerîf)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
Aziz ve Celîl olan Allah buyurdu ki:
"Ben kulumun zannı üzereyim. Beni zikrettiğinde ben onunla beraberim. Beni yalnız zikrederse, ben de onu anarım. Beni bir cemaat içinde zikrederse, ben de kulumu daha hayırlı bir cemaat içinde rahmetimle anarım."
(Hadîs-i Şerîf)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Allah Teâlâ kıyamet gününde, kendi gölgesinden başka gölgenin bulunmadığı günde yedi zümreyi kendi gölgesinde gölgelendirir. Bunlardan biri de tenhada Allah'ı zikreden ve Allah korkusundan gözyaşı akıtandır."
(Hadîs-i Şerîf)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Cennette her şey vardır. Dünyadaki hiçbir şeye hasret çekilmez. Ancak dünyada zikirsiz geçirilen saatlere acınır ve 'Keşke o boş geçirdiğimiz saatleri de zikirle geçirseydik' denilir."
(Hadîs-i Şerîf)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُواْ لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ
Fezkurûnî ezkurkum veşkurû lî ve lâ tekfurûn.
Meali:
"Öyleyse siz Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin ve Bana nankörlük etmeyin."
Sadakallâhü'l-Azîm. Bakara Suresi, 152. Ayet
"İnsan sevdiği kadar sevilir; hatırlayıp andığı kadar hatırlanıp anılır."
(Kar©glan Hoca sözü, 3 Eylül 2016)
Bu sözün üzerinde biraz tefekkür edelim.
İnsan, değer verdiği ve sürekli hatırladığı şeylerle gönül bağı kurar. Allah'ı zikretmek de kulun Rabbine yönelişinin önemli bir göstergesidir.
Bu sebeple zikir yalnızca dil ile söylenen kelimelerden ibaret değildir. Kalbin, zihnin ve davranışların da Allah'ı hatırlaması gerekir.
---oOo---
Bir sohbet sırasında, bazı kimselerin Mehdi olduğunu iddia eden kişiler hakkındaki görüşlerini dinledim. Bu konuda insanların birbirinden farklı kanaatleri bulunmaktadır.
Benim kanaatimce böyle meselelerde insanları küçümsemek veya hakaret etmek yerine, Kur'an ve sünnet çerçevesinde delilleri incelemek gerekir.
Bazen insan, yaptığı çalışmaların karşılığını göremediğinde ümitsizliğe düşebilir. Ben de zaman zaman insanların değişmediğini gördüğümde yorulduğumu ve yaptığım hizmetlerin boşa gittiğini düşündüğümü ifade etmişimdir.
Fakat insanın görevi sonucu zorlamak değil, elinden gelen hayrı ve doğru bildiği hizmeti sürdürmektir.
Halbuki Kur'an'da şöyle buyurulmaktadır:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
Vaadallâhullezîne âmenû minkum ve amilûs-sâlihâti le yestahlifennehum fîl-ardı kemâstahlafellezîne min kablihim, ve le yumekkinenne lehum dînehumullezîr tedâ lehum ve le yubeddilennehum min ba'di havfihim emnen, ya'budûnenî lâ yuşrikûne bî şey'en, ve men kefere ba'de zâlike fe ulâike humul-fâsikûn.
Meali:
"Allah, içinizden iman edip salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri yeryüzünde halife kıldığı gibi onları da yeryüzünde halife kılacağını, onlar için razı olduğu dini yerleştireceğini ve korkularının ardından kendilerini güvene kavuşturacağını vaat etmiştir. Onlar Bana kulluk eder ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Bundan sonra kim inkâr ederse, işte onlar fâsıkların ta kendileridir."
Sadakallâhü'l-Azîm. Nûr Suresi, 55. Ayet
Yine Cenâb-ı Mevlâ buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِن بَعْدِ الذِّكْرِ أَنَّ الْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ
Ve lekad ketebnâ fîz-zebûri min ba'diz-zikri ennel-arda yerisuhâ ibâdiyes-sâlihûn.
Meali:
"Andolsun ki, zikirden sonra Zebur'da da yeryüzüne salih kullarımın varis olacağını yazdık."
Sadakallâhü'l-Azîm. Enbiyâ Suresi, 105. Ayet
Buradan hareketle, yeryüzünde iyiliği ve adaleti temsil eden salih insanların bulunacağına dair ümidimizi korumamız gerekir.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
"Üç kişi bir arada olduğunuzda, biriniz imam olsun."
(Hadîs-i Şerîf)
Toplum içerisinde düzenin ve birlikteliğin sağlanması için bir rehberlik ve imamet anlayışının bulunması gerektiği buradan anlaşılabilir.
Mehdi konusu da bu çerçevede ele alınırken, yalnızca birtakım şekilsel alametlere değil, kişinin insanları doğruluğa, adalete ve güzelliğe yöneltmesine de dikkat edilmesi gerektiği kanaatindeyim.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَقَالُوا مَالِ هَذَا الرَّسُولِ يَأْكُلُ الطَّعَامَ وَيَمْشِي فِي الْأَسْوَاقِ لَوْلَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُ نَذِيرًا
Ve kâlû mâli hâzâr-resûli ye'kulut-taâme ve yemşî fîl-esvâki, lev lâ unzile ileyhi melekun fe yekûne meahu nezîrâ.
Meali:
"Dediler ki: 'Bu nasıl peygamberdir ki yemek yiyor ve çarşılarda dolaşıyor? Ona bir melek indirilseydi de onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!'"
Sadakallâhü'l-Azîm. Furkân Suresi, 7. Ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَما أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ إِلَّا إِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْأَسْوَاقِ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةً أَتَصْبِرُونَ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرًا
Ve mâ erselnâ kableke minel-murselîne illâ innehum le ye'kulûnet-taâme ve yemşûne fîl-esvâkı ve cealnâ ba'dakum li-ba'dın fitneten, e-tasbirûn, ve kâne rabbuke basîrâ.
Meali:
"Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerin hepsi de yemek yer, çarşılarda dolaşırlardı. Biz sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınıza imtihan vesilesi yaptık. Bakalım sabredecek misiniz? Rabbin her şeyi görmektedir."
Sadakallâhü'l-Azîm. Furkân Suresi, 20. Ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَّجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِم مَّا يَلْبِسُونَ
Ve lev cealnâhu meleken le cealnâhu raculen ve le lebesnâ aleyhim mâ yelbisûn.
Meali:
"Eğer onu bir melek kılsaydık, yine onu insan suretinde gösterirdik ve onları yine düştükleri şüpheye düşürürdük."
Sadakallâhü'l-Azîm. En'âm Suresi, 9. Ayet
---oOo---
Bir hocanın, imanın esaslarına "zan" kavramının eklenmesini eleştirerek bunu iki ayağın yanına bir de protez bacak eklenmesine benzettiğini ifade ettiğini duydum.
Burada şunu düşünmek gerekir:
İnsan iki ayağıyla yürür; fakat ayağında bir rahatsızlık veya sakatlık olduğunda baston veya koltuk değneği kullanabilir. Bu, insanın yürüyüşünü destekleyen bir araçtır.
Aynı şekilde insanın bilgi sahibi olmadığı konularda kesin bilgi ile kanaati birbirinden ayırması gerekir.
İman meselelerinde de bazı hakikatler doğrudan görülüp ölçülemeyebilir. Mesela insan oksijeni gözleriyle görmez; fakat nefes alıp verdiğini bilir.
Bununla birlikte, görülmeyen her şeyi otomatik olarak doğru kabul etmek de doğru değildir. İnanç, bilgi, delil, tefekkür ve teslimiyet arasında bir denge kurulmalıdır.
Bu vaazdaki düşünceye göre insanın görünen ve görünmeyen yönlerini birlikte düşünmek gerekir.
İnsan, Allah'ın isimlerinin tecellilerine mazhar olan bir varlıktır. Kâinatı büyük bir kitap olarak düşünürsek insan da bu kitabın küçük bir numunesi ve tefekkür alanı olarak görülebilir.
Ancak "insan Allah'tır" veya "insan peygamberdir" şeklinde anlaşılabilecek ifadeler, İslâm'ın temel tevhid anlayışıyla karıştırılmamalıdır. Buradaki anlatım, insanın Allah'ın isimlerinin tecellilerine mazhar olması ve kâinatın bir aynası olması anlamındaki işarî bir tefekkürdür.
Kur'an'da insanın amellerinin yazıldığına dair de şöyle buyurulur:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ كِرَامًا كَاتِبِينَ يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ
Ve inne aleykum le-hâfizîn, kirâmen kâtibîn, ya'lemûne mâ tef'alûn.
Meali:
"Şüphesiz üzerinizde koruyucu melekler vardır; değerli yazıcılar. Yaptıklarınızı bilirler."
İnfitâr Suresi, 10-12. Ayetler
Bu ayetlerden hareketle insanın yaptığı amellerin kaydedildiğini ve hiçbir davranışının başıboş olmadığını düşünmek gerekir.
Dünya üzerinde gece ve gündüzün sürekli birbirini takip etmesi de meleklerin nöbetleri hakkında yapılan rivayetleri anlamaya çalışırken üzerinde tefekkür edilebilecek bir konudur.
Ancak bu tür meselelerde rivayetlerdeki ifadeleri doğrudan fiziksel bir mekanizma veya "gökyüzünde melekleri taşıyan bir asansör" şeklinde düşünmek yerine, bunların gayb âlemiyle ilgili olduğunu kabul etmek daha ihtiyatlıdır.
UFO'lar veya başka gökyüzü olayları hakkında da kesin hüküm vermek yerine, bunların ne olduğunu Allah bilir demek gerekir.
Kâinatın dış yüzünü anlamaya çalışmak bir yönüyle kâinat kitabını okumaktır. İnsanın kendi içine doğru yaptığı yolculuk ise nefsini ve Rabbini tanıma bakımından ayrı bir tefekkür alanıdır.
Dışa doğru yolculukta yaratılışın büyüklüğünü, içe doğru yolculukta ise insanın kendi varlığındaki hikmetleri düşünürüz.
Bu açıdan cennet ve cehennem kavramlarını da sadece dışarıda bir yer olarak değil, insanın iç dünyasıyla bağlantılı manevi hâller bakımından tefekkür etmek mümkündür. Bununla birlikte ahiret hayatının hakikatini yalnızca sembollere indirgememek gerekir.
---oOo---
Bir başka tefekkür konusu da "Rahmân" ve "Rahîm" isimleridir.
"Rahmân" ve "Rahîm" isimlerinin rahmet, merhamet ve kuşatıcılık anlamları üzerinde durmak gerekir.
Kur'an'daki besmelelerde geçen "Rahmân" ismi, Allah'ın rahmetinin bütün varlığı kuşattığını hatırlatır.
Buradan hareketle insanın yaratılışındaki baba, anne, rahim ve nesil ilişkilerini de birer tefekkür vesilesi olarak değerlendirebiliriz.
Tohumdan başlayıp canlı bir varlığın oluşmasına kadar devam eden süreç, insanın yaratılışı üzerinde düşünmesi için başlı başına büyük bir ibret alanıdır.
İçe doğru yolculuk yaptığımızda rahim kavramı, dışa doğru baktığımızda ise Rahmân'ın rahmeti üzerinde tefekkür edebiliriz.
Rabbim, insanı "nasıl ve niçin" sorularının çokluğunda imansızlığa düşmekten muhafaza eylesin.
İnsan azizdir. İslâm ahlakında insanın izzetini ve onurunu korumaya büyük önem verilir.
Bir büyüğe, şeyhe veya anne-babaya hizmet etmek güzel bir ahlaktır. Ancak hizmet sırasında kişinin onurunun ve izzet-i nefsinin korunması da gerekir.
Mesela geçmişte bir büyüğün abdest suyunu dökmek bir hizmet kabul edilmiş olabilir. Fakat sıra ayaklara geldiğinde, kişinin kendi ayaklarını kendisinin yıkaması, hizmet eden kişiyi mahcup etmemek ve onun onurunu korumak açısından güzel bir davranış olarak görülmüştür.
Buradaki esas maksat hizmeti küçümsemek değil, insanın şerefini ve izzetini korumaktır.
Bir insan daha önce başka bir büyüğün hizmetinde bulunmuş olabilir. Sonra zaman içerisinde manevi bir makam veya sorumluluk kazanabilir.
Böyle bir durumda geçmişte yaptığı hizmetler onun aleyhine kullanılmamalıdır.
Bir insanın geçmişte yaptığı hizmeti yüzüne vurmak, onu küçük düşürmek ve "Daha dün benim hizmetimdeydin" diyerek aşağılamak İslâm ahlakına uygun değildir.
Şeytan insanlar arasına fitne soktuğunda, makam sahibi kişiler arasında da kırgınlık ve üstünlük mücadelesi meydana gelebilir.
Oysa Allah dostluğu iddiasında bulunan kişinin temel görevlerinden biri, karşısındaki insanın izzetini korumaktır.
Allah'ın "el-Kuddûs" ismi üzerinde de bu açıdan tefekkür edebiliriz.
Kuddûs; temiz, mukaddes ve noksanlıklardan uzak olan demektir.
Mukaddes kabul edilen değerleri korumak, insanın inancını, ahlakını, ailesini, namusunu, şerefini ve insanlık onurunu koruması bakımından da önemlidir.
Rabbim, Mehdi'yi bekleyen ve hak yolunda hizmet eden kullarını, Allah'ın Kuddûs isminin hürmetine, güzel ahlakın ve mukaddes değerlerin bekçisi eylesin.
--oOo--
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil-hamdü lillâhi rabbil-âlemîn.
Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 3 Eylül 2016 Cumartesi
Original Kar © glan
(Kar©glan'ın 3 Eylül 2016 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللّهِ كَذِبًا إِنْ عُدْنَا فِي مِلَّتِكُم بَعْدَ إِذْ نَجَّانَا اللّهُ مِنْهَا وَمَا يَكُونُ لَنَا أَن نَّعُودَ فِيهَا إِلاَّ أَن يَشَاء اللّهُ رَبُّنَا وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا عَلَى اللّهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَأَنتَ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ
Sadakallâhü'l-Azîm. A'râf Suresi, 89. Ayet
Kadiftereynâ alâllâhi keziben in udnâ fî milletikum ba'de iz necceynâllâhu minhâ, ve mâ yekûnu lenâ en neûde fîhâ illâ en yeşâallahu rabbunâ, vesia rabbunâ kulle şey'in ilmen, alâllâhi tevekkelnâ, rabbenâftah beynenâ ve beyne kavminâ bil-hakkı ve ente hayrul fâtihîn.
Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Meali:
"Allah'ın bizi ondan kurtarmasından sonra sizin milletinize dönersek, Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi dışında bizim oraya dönmemiz mümkün değildir. Rabbimiz ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Allah'a tevekkül ettik. Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında hak ile hüküm ver. Sen hüküm verenlerin en hayırlısısın."
Sadakallâhü'l-Azîm. A'râf Suresi, 89. Ayet
Dikkat Edilmesi Gereken Bir Nokta
Burada öncelikle ayetlerin Arapçasını ve kelimelerin anlamlarını doğru anlamanın önemine dikkat çekmek istiyorum.
Arapçada bir kelime, kullanıldığı kalıba ve cümledeki konumuna göre farklı anlamlara gelebilir. Bu sebeple Türkçe düşünüp Arapça bir cümle kurmaya çalışmak, bazen anlamın tamamen değişmesine sebep olabilir.
Bunu anlatmak için geçmişte yaşadığım bir olayı örnek vereyim.
Avusturya'ya ilk geldiğim zamanlarda bir taş ocağında çalışıyordum. Almancayı henüz tam bilmiyordum. Benimle birlikte çalışan başka bir Türk arkadaşım da Almancayı yeni öğreniyordu.
Almancada su, kola veya bira gibi içecekler için "trinken" kelimesi kullanılırken, sigara içmek için "rauchen" kelimesi kullanılır. Ben bu farkı öğrendiğim için dikkat etmiştim. Arkadaşım ise bir gün sigara ile ilgili konuşurken "trinken" kelimesini kullandı.
Bu küçük örnek bize şunu gösteriyor:
Bir dildeki kelimeyi başka bir dilin mantığıyla düşünerek kullanırsak, cümle dil bilgisi bakımından doğru görünse bile anlam bakımından yanlış olabilir.
Ayetlerin anlaşılmasında da aynı hassasiyet gereklidir. Bir kelimenin sözlükteki anlamı ile Kur'an'daki kullanımını birbirinden ayırmak gerekir.
Nitekim yukarıdaki ayette geçen "fetih" kökünden gelen ifadeyi, doğrudan "aramızı açmak" şeklinde değerlendirmek yerine, ayetin tamamındaki anlam ve Arapça kullanım dikkate alınmalıdır.
Kur'an'da "aramızı ayır" anlamındaki ifade ise şu şekilde geçmektedir:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْس۪ي وَاَخ۪ي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ
Kâle rabbi innî lâ emliku illâ nefsî ve ahî, fefruk beynenâ ve beynel kavmil fâsikîn.
Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
(Hz. Mûsâ) dedi ki:
"Ey Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına sahip değilim. Artık fâsık kavimle bizim aramızı ayır."
Mâide Suresi, 25. Ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur."
(Hadîs-i Şerîf; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335; Buhârî, et-Târîhu'l-Kebîr, I, 81; et-Târîhu's-Sağîr, I, 306; Bezzâr, el-Müsned, II, 308; Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, II, 38; Hâkim, el-Müstedrek, IV, 422; Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, VI, 219.)
"Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.
Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd."
Yolculuğumuza Başlıyoruz:
Kur'an Arapçadır. Arapça ise çok zengin ve köklü bir dildir. Bir kelime, farklı kalıplara girdiğinde birçok farklı anlam kazanabilir.
Mesela:
Fetaha: Açmak.
Miftah: Anahtar.
Fâtih: Fetheden.
Fettâh: Açan, yolları açan.
Fetih: Fethetmek, açmak.
Fâtiha: Açılış, başlangıç.
Fetha: Arapçada bir hareke işaretidir.
Bir başka örnek:
Feale: Bir işi yapmak.
Fâil: İşi yapan, özne.
Mef'ûl: Yapılan işten etkilenen, nesne.
Fa'âl: Çokça yapan, işi sürekli yapan.
Arapçada kelimelerin kökleri ve kalıpları üzerinde yapılan bu değişiklikler, kelimelerin anlamlarında farklılıklar meydana getirir.
Bu sebeple Kur'an'ın Arapçasını anlamaya çalışırken sadece kelimenin sözlük anlamına değil, hangi kalıpta kullanıldığına ve cümlenin bütününe de bakmak gerekir.
Buradan hareketle Arapçanın şiir, edebiyat ve musikiyle olan ilişkisine de dikkat çekebiliriz. Aruz vezninde kullanılan kalıplar, hecelerin ve seslerin belirli bir düzen içerisinde sıralanmasına dayanır.
Aynı şekilde notalarda da seslerin belirli düzenleri vardır.
Benim bu vaazdaki işarî düşüncem şudur:
Arapça kelimelerin kökleri ve kalıpları, ses ve anlam bakımından birbirleriyle ilişkili bir yapı meydana getirir. Bu sebeple zikirde kullanılan kelimelerin sadece anlamını değil, telaffuzunu ve tekrarını da dikkate almak gerekir.
Ancak burada "kelimelerin ebced değerlerinin doğrudan fiziksel bir elektrik frekansına karşılık geldiği" şeklindeki ifadeler, bilimsel bir ölçüm veya ispat olarak değil, vaazdaki bir tefekkür ve benzetme olarak değerlendirilmelidir.
Ebced hesabı, harflere sayısal değerler verilmesi esasına dayanır. Bu hesap yöntemi tarih boyunca farklı şekillerde kullanılmıştır.
Zikir konusunda da insanın bir kelimeyi tekrar etmesinin zihinsel, duygusal ve manevi hâli üzerinde etkileri olduğu düşünülebilir. Fakat bunu doğrudan belirli bir elektrik voltajı veya fiziksel frekans üretimi şeklinde kesin bir bilimsel sonuç olarak kabul etmek doğru olmaz.
Sözlük Anlamı İtibariyle Zikir:
Zikir; bir şeyi telaffuz etmek, hatırlamak, anmak ve zihinde canlı tutmak anlamlarına gelir.
Başka bir ifadeyle, unutulmuş bir şeyin yeniden hatırlanması veya hafızadaki bir şeyin unutulmamak üzere sürekli canlı tutulmasına zikir denilir.
İslâmî literatürde ise zikir; Allah'ı anmak üzere söylenmesi ve yapılması tavsiye edilen sözlü ve amelî davranışların genel adıdır.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِّيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
Kitâbun enzelnâhu ileyke mubârakun li-yeddebberû âyâtihî ve li-yetezekkere ulûl-elbâb.
Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Meali:
"Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Onun ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye."
Sadakallâhü'l-Azîm. Sâd Suresi, 29. Ayet
Esteûzü billâh.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Bil-beyyinâti vez-züburi ve enzelnâ ileykez-zikre li-tübeyyine lin-nâsi mâ nüzzile ileyhim ve leallehum yetefekkerûn.
Bu ayetlerde, önceki peygamberlere de vahyedildiği ve insanların bilmedikleri konularda "zikir ehline" sormaları gerektiği bildirilmektedir.
Nahl Suresi, 43-44. Ayetler
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
طه مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَى
Tâ Hâ. Mâ enzelnâ aleykel-kur'âne li-teşkâ. İllâ tezkiraten limen yahşâ.
Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Bu ayetlerde Kur'an'ın, insanı sıkıntıya düşürmek için değil, Allah'tan korkup sakınan kimselere bir öğüt ve hatırlatma olarak indirildiği bildirilmektedir.
Sadakallâhü'l-Azîm. Tâ Hâ Suresi, 1-3. Ayetler
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَمَا عَلَى الَّذِينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَيْءٍ وَلَكِن ذِكْرَى لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
Ve mâ alellezîne yettekûne min hısâbihim min şey'in ve lâkin zikrâ leallehum yettekûn.
Meali:
"Takvâ sahiplerine, onların hesabından hiçbir şey düşmez. Fakat bu bir hatırlatmadır; umulur ki sakınırlar."
Sadakallâhü'l-Azîm. En'âm Suresi, 69. Ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ
Ve ekımi's-salâte tarafeyin-nehâri ve zülefen minel-leyli, innel-hasenâti yüzhibnes-seyyiât. Zâlike zikrâ liz-zâkirîn.
Meali:
"Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namazı kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alıp Allah'ı zikredenler için bir hatırlatmadır."
Sadakallâhü'l-Azîm. Hûd Suresi, 114. Ayet
Dipnot:
Bu ayetteki anlamlardan hareketle, geçmişte yaşamış olduğumuz bazı tecrübeler ve özel zikir uygulamaları hakkında da tefekkür edilmiştir. Bunlar, bu vaazdaki kişisel keşif ve tecrübe çerçevesinde değerlendirilmelidir.
![[Resim: 5703ee52a7130.png]](https://images.karoglan.com/upload/big/2016/04/05/5703ee52a7130.png)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الَّذِينَ آمَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللّهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh. Elâ bi zikrillâhi tatmainnul-kulûb.
Meali:
"Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle huzur bulan kimselerdir. Bilin ki kalpler ancak Allah'ın zikriyle huzur bulur."
Sadakallâhü'l-Azîm. Ra'd Suresi, 28. Ayet
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Size amellerinizin en hayırlısını, sevap bakımından en temizini ve derecelerinizi en çok yükselten ameli haber vereyim mi? Allah'ı zikretmektir."
(Hadîs-i Şerîf)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Müminin üç kalesi vardır. Birisi zikrullah, birisi Kur'an okumak, diğeri de namazdır."
(Hadîs-i Şerîf)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Kalpler demirin paslandığı gibi paslanır. Onun cilası Kur'an okumak ve Allah'ı çok zikretmektir."
(Hadîs-i Şerîf)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Gafiller arasında Allah'ı zikreden kimsenin hâli, kurumuş otlar arasında bulunan yeşil bir ağacın hâline benzer."
(Hadîs-i Şerîf)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
Aziz ve Celîl olan Allah buyurdu ki:
"Ben kulumun zannı üzereyim. Beni zikrettiğinde ben onunla beraberim. Beni yalnız zikrederse, ben de onu anarım. Beni bir cemaat içinde zikrederse, ben de kulumu daha hayırlı bir cemaat içinde rahmetimle anarım."
(Hadîs-i Şerîf)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Allah Teâlâ kıyamet gününde, kendi gölgesinden başka gölgenin bulunmadığı günde yedi zümreyi kendi gölgesinde gölgelendirir. Bunlardan biri de tenhada Allah'ı zikreden ve Allah korkusundan gözyaşı akıtandır."
(Hadîs-i Şerîf)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Cennette her şey vardır. Dünyadaki hiçbir şeye hasret çekilmez. Ancak dünyada zikirsiz geçirilen saatlere acınır ve 'Keşke o boş geçirdiğimiz saatleri de zikirle geçirseydik' denilir."
(Hadîs-i Şerîf)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُواْ لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ
Fezkurûnî ezkurkum veşkurû lî ve lâ tekfurûn.
Meali:
"Öyleyse siz Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin ve Bana nankörlük etmeyin."
Sadakallâhü'l-Azîm. Bakara Suresi, 152. Ayet
"İnsan sevdiği kadar sevilir; hatırlayıp andığı kadar hatırlanıp anılır."
(Kar©glan Hoca sözü, 3 Eylül 2016)
Bu sözün üzerinde biraz tefekkür edelim.
İnsan, değer verdiği ve sürekli hatırladığı şeylerle gönül bağı kurar. Allah'ı zikretmek de kulun Rabbine yönelişinin önemli bir göstergesidir.
Bu sebeple zikir yalnızca dil ile söylenen kelimelerden ibaret değildir. Kalbin, zihnin ve davranışların da Allah'ı hatırlaması gerekir.
---oOo---
Bir sohbet sırasında, bazı kimselerin Mehdi olduğunu iddia eden kişiler hakkındaki görüşlerini dinledim. Bu konuda insanların birbirinden farklı kanaatleri bulunmaktadır.
Benim kanaatimce böyle meselelerde insanları küçümsemek veya hakaret etmek yerine, Kur'an ve sünnet çerçevesinde delilleri incelemek gerekir.
Bazen insan, yaptığı çalışmaların karşılığını göremediğinde ümitsizliğe düşebilir. Ben de zaman zaman insanların değişmediğini gördüğümde yorulduğumu ve yaptığım hizmetlerin boşa gittiğini düşündüğümü ifade etmişimdir.
Fakat insanın görevi sonucu zorlamak değil, elinden gelen hayrı ve doğru bildiği hizmeti sürdürmektir.
Halbuki Kur'an'da şöyle buyurulmaktadır:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
Vaadallâhullezîne âmenû minkum ve amilûs-sâlihâti le yestahlifennehum fîl-ardı kemâstahlafellezîne min kablihim, ve le yumekkinenne lehum dînehumullezîr tedâ lehum ve le yubeddilennehum min ba'di havfihim emnen, ya'budûnenî lâ yuşrikûne bî şey'en, ve men kefere ba'de zâlike fe ulâike humul-fâsikûn.
Meali:
"Allah, içinizden iman edip salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri yeryüzünde halife kıldığı gibi onları da yeryüzünde halife kılacağını, onlar için razı olduğu dini yerleştireceğini ve korkularının ardından kendilerini güvene kavuşturacağını vaat etmiştir. Onlar Bana kulluk eder ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Bundan sonra kim inkâr ederse, işte onlar fâsıkların ta kendileridir."
Sadakallâhü'l-Azîm. Nûr Suresi, 55. Ayet
Yine Cenâb-ı Mevlâ buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِن بَعْدِ الذِّكْرِ أَنَّ الْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ
Ve lekad ketebnâ fîz-zebûri min ba'diz-zikri ennel-arda yerisuhâ ibâdiyes-sâlihûn.
Meali:
"Andolsun ki, zikirden sonra Zebur'da da yeryüzüne salih kullarımın varis olacağını yazdık."
Sadakallâhü'l-Azîm. Enbiyâ Suresi, 105. Ayet
Buradan hareketle, yeryüzünde iyiliği ve adaleti temsil eden salih insanların bulunacağına dair ümidimizi korumamız gerekir.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
"Üç kişi bir arada olduğunuzda, biriniz imam olsun."
(Hadîs-i Şerîf)
Toplum içerisinde düzenin ve birlikteliğin sağlanması için bir rehberlik ve imamet anlayışının bulunması gerektiği buradan anlaşılabilir.
Mehdi konusu da bu çerçevede ele alınırken, yalnızca birtakım şekilsel alametlere değil, kişinin insanları doğruluğa, adalete ve güzelliğe yöneltmesine de dikkat edilmesi gerektiği kanaatindeyim.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَقَالُوا مَالِ هَذَا الرَّسُولِ يَأْكُلُ الطَّعَامَ وَيَمْشِي فِي الْأَسْوَاقِ لَوْلَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُ نَذِيرًا
Ve kâlû mâli hâzâr-resûli ye'kulut-taâme ve yemşî fîl-esvâki, lev lâ unzile ileyhi melekun fe yekûne meahu nezîrâ.
Meali:
"Dediler ki: 'Bu nasıl peygamberdir ki yemek yiyor ve çarşılarda dolaşıyor? Ona bir melek indirilseydi de onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!'"
Sadakallâhü'l-Azîm. Furkân Suresi, 7. Ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَما أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ إِلَّا إِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْأَسْوَاقِ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةً أَتَصْبِرُونَ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرًا
Ve mâ erselnâ kableke minel-murselîne illâ innehum le ye'kulûnet-taâme ve yemşûne fîl-esvâkı ve cealnâ ba'dakum li-ba'dın fitneten, e-tasbirûn, ve kâne rabbuke basîrâ.
Meali:
"Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerin hepsi de yemek yer, çarşılarda dolaşırlardı. Biz sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınıza imtihan vesilesi yaptık. Bakalım sabredecek misiniz? Rabbin her şeyi görmektedir."
Sadakallâhü'l-Azîm. Furkân Suresi, 20. Ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَّجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِم مَّا يَلْبِسُونَ
Ve lev cealnâhu meleken le cealnâhu raculen ve le lebesnâ aleyhim mâ yelbisûn.
Meali:
"Eğer onu bir melek kılsaydık, yine onu insan suretinde gösterirdik ve onları yine düştükleri şüpheye düşürürdük."
Sadakallâhü'l-Azîm. En'âm Suresi, 9. Ayet
---oOo---
Bir hocanın, imanın esaslarına "zan" kavramının eklenmesini eleştirerek bunu iki ayağın yanına bir de protez bacak eklenmesine benzettiğini ifade ettiğini duydum.
Burada şunu düşünmek gerekir:
İnsan iki ayağıyla yürür; fakat ayağında bir rahatsızlık veya sakatlık olduğunda baston veya koltuk değneği kullanabilir. Bu, insanın yürüyüşünü destekleyen bir araçtır.
Aynı şekilde insanın bilgi sahibi olmadığı konularda kesin bilgi ile kanaati birbirinden ayırması gerekir.
İman meselelerinde de bazı hakikatler doğrudan görülüp ölçülemeyebilir. Mesela insan oksijeni gözleriyle görmez; fakat nefes alıp verdiğini bilir.
Bununla birlikte, görülmeyen her şeyi otomatik olarak doğru kabul etmek de doğru değildir. İnanç, bilgi, delil, tefekkür ve teslimiyet arasında bir denge kurulmalıdır.
Bu vaazdaki düşünceye göre insanın görünen ve görünmeyen yönlerini birlikte düşünmek gerekir.
İnsan, Allah'ın isimlerinin tecellilerine mazhar olan bir varlıktır. Kâinatı büyük bir kitap olarak düşünürsek insan da bu kitabın küçük bir numunesi ve tefekkür alanı olarak görülebilir.
Ancak "insan Allah'tır" veya "insan peygamberdir" şeklinde anlaşılabilecek ifadeler, İslâm'ın temel tevhid anlayışıyla karıştırılmamalıdır. Buradaki anlatım, insanın Allah'ın isimlerinin tecellilerine mazhar olması ve kâinatın bir aynası olması anlamındaki işarî bir tefekkürdür.
Kur'an'da insanın amellerinin yazıldığına dair de şöyle buyurulur:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ كِرَامًا كَاتِبِينَ يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ
Ve inne aleykum le-hâfizîn, kirâmen kâtibîn, ya'lemûne mâ tef'alûn.
Meali:
"Şüphesiz üzerinizde koruyucu melekler vardır; değerli yazıcılar. Yaptıklarınızı bilirler."
İnfitâr Suresi, 10-12. Ayetler
Bu ayetlerden hareketle insanın yaptığı amellerin kaydedildiğini ve hiçbir davranışının başıboş olmadığını düşünmek gerekir.
Dünya üzerinde gece ve gündüzün sürekli birbirini takip etmesi de meleklerin nöbetleri hakkında yapılan rivayetleri anlamaya çalışırken üzerinde tefekkür edilebilecek bir konudur.
Ancak bu tür meselelerde rivayetlerdeki ifadeleri doğrudan fiziksel bir mekanizma veya "gökyüzünde melekleri taşıyan bir asansör" şeklinde düşünmek yerine, bunların gayb âlemiyle ilgili olduğunu kabul etmek daha ihtiyatlıdır.
UFO'lar veya başka gökyüzü olayları hakkında da kesin hüküm vermek yerine, bunların ne olduğunu Allah bilir demek gerekir.
Kâinatın dış yüzünü anlamaya çalışmak bir yönüyle kâinat kitabını okumaktır. İnsanın kendi içine doğru yaptığı yolculuk ise nefsini ve Rabbini tanıma bakımından ayrı bir tefekkür alanıdır.
Dışa doğru yolculukta yaratılışın büyüklüğünü, içe doğru yolculukta ise insanın kendi varlığındaki hikmetleri düşünürüz.
Bu açıdan cennet ve cehennem kavramlarını da sadece dışarıda bir yer olarak değil, insanın iç dünyasıyla bağlantılı manevi hâller bakımından tefekkür etmek mümkündür. Bununla birlikte ahiret hayatının hakikatini yalnızca sembollere indirgememek gerekir.
---oOo---
Bir başka tefekkür konusu da "Rahmân" ve "Rahîm" isimleridir.
"Rahmân" ve "Rahîm" isimlerinin rahmet, merhamet ve kuşatıcılık anlamları üzerinde durmak gerekir.
Kur'an'daki besmelelerde geçen "Rahmân" ismi, Allah'ın rahmetinin bütün varlığı kuşattığını hatırlatır.
Buradan hareketle insanın yaratılışındaki baba, anne, rahim ve nesil ilişkilerini de birer tefekkür vesilesi olarak değerlendirebiliriz.
Tohumdan başlayıp canlı bir varlığın oluşmasına kadar devam eden süreç, insanın yaratılışı üzerinde düşünmesi için başlı başına büyük bir ibret alanıdır.
İçe doğru yolculuk yaptığımızda rahim kavramı, dışa doğru baktığımızda ise Rahmân'ın rahmeti üzerinde tefekkür edebiliriz.
Rabbim, insanı "nasıl ve niçin" sorularının çokluğunda imansızlığa düşmekten muhafaza eylesin.
İnsan azizdir. İslâm ahlakında insanın izzetini ve onurunu korumaya büyük önem verilir.
Bir büyüğe, şeyhe veya anne-babaya hizmet etmek güzel bir ahlaktır. Ancak hizmet sırasında kişinin onurunun ve izzet-i nefsinin korunması da gerekir.
Mesela geçmişte bir büyüğün abdest suyunu dökmek bir hizmet kabul edilmiş olabilir. Fakat sıra ayaklara geldiğinde, kişinin kendi ayaklarını kendisinin yıkaması, hizmet eden kişiyi mahcup etmemek ve onun onurunu korumak açısından güzel bir davranış olarak görülmüştür.
Buradaki esas maksat hizmeti küçümsemek değil, insanın şerefini ve izzetini korumaktır.
Bir insan daha önce başka bir büyüğün hizmetinde bulunmuş olabilir. Sonra zaman içerisinde manevi bir makam veya sorumluluk kazanabilir.
Böyle bir durumda geçmişte yaptığı hizmetler onun aleyhine kullanılmamalıdır.
Bir insanın geçmişte yaptığı hizmeti yüzüne vurmak, onu küçük düşürmek ve "Daha dün benim hizmetimdeydin" diyerek aşağılamak İslâm ahlakına uygun değildir.
Şeytan insanlar arasına fitne soktuğunda, makam sahibi kişiler arasında da kırgınlık ve üstünlük mücadelesi meydana gelebilir.
Oysa Allah dostluğu iddiasında bulunan kişinin temel görevlerinden biri, karşısındaki insanın izzetini korumaktır.
Allah'ın "el-Kuddûs" ismi üzerinde de bu açıdan tefekkür edebiliriz.
Kuddûs; temiz, mukaddes ve noksanlıklardan uzak olan demektir.
Mukaddes kabul edilen değerleri korumak, insanın inancını, ahlakını, ailesini, namusunu, şerefini ve insanlık onurunu koruması bakımından da önemlidir.
Rabbim, Mehdi'yi bekleyen ve hak yolunda hizmet eden kullarını, Allah'ın Kuddûs isminin hürmetine, güzel ahlakın ve mukaddes değerlerin bekçisi eylesin.
--oOo--
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil-hamdü lillâhi rabbil-âlemîn.
Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 3 Eylül 2016 Cumartesi
Original Kar © glan